Diplomasi
AB-Batı Balkanlar Zirvesi: ‘Genişleme AB’nin en iyi jeostratejik yatırımıdır’

Ahmetcan Uzlaşık, Brüksel
2018’deki Sofya Zirvesi’nden bu yana düzenlenen yedinci Avrupa Birliği-Batı Balkanlar Zirvesi 18 Aralık’ta Brüksel’de gerçekleştirildi.
Etkinlik, 27 AB devlet ve hükümet başkanının yanı sıra altı Batı Balkan ülkesinin liderlerini bir araya getirdi.
Zirve, salı günü AB Konseyi tarafından genişleme sonuçlarının kabul edilmesinin ardından ve perşembe günkü üst düzey AB Konseyi toplantısından önce gerçekleşti.
Bunun yanı sıra zirve, ortak bir gelecek ve genişleme taahhüdünü yeniden teyit eden Brüksel deklarasyonuyla sona erdi.
AB-Batı Balkan Zirvesi, özellikle Donald Trump’ın göreve başlamasının arifesinde yaşanan Rusya-Ukrayna savaşı ve Orta Doğu’daki çatışmalar nedeniyle jeopolitik gerilimlerin arttığı bir ortamda gerçekleşti.
2013’te Hırvatistan’ın üyeliğiyle gerçekleşen son genişlemenin ardından yaşanan jeopolitik gelişmeler AB’nin genişleme çabalarını yoğunlaştırmasına neden oldu.
Bu doğrultuda Zirve sonrasında yayımlanan Brüksel Deklarasyonu’nda “Ortak bir geleceği paylaşıyoruz ve ancak birlikte üstesinden gelebileceğimiz acil güçlüklerle karşı karşıyayız. Ortak ilkeler, değerler ve ortak çıkarlar temelinde barış ve refah dolu bir gelecek inşa etmeyi vatandaşlarımıza borçluyuz,” denildi.
Zirve, yeni AB Konseyi Başkanı ve eski Portekiz Başbakanı Antonio Costa’nın da ifade ettiği üzere, barış ve güvenliğe stratejik bir yatırım olarak genişlemenin önemini vurguladı: “Genişleme, barış, güvenlik ve istikrarımız için hepimizin yapabileceği en iyi jeostratejik yatırımdır.”
Belçika Başbakanı Alexander De Croo da bu açıklamayı teyit ederek günümüzün jeopolitik ortamında AB’nin Batı Balkanların tek gerçek ortağı olduğunu ve Avrupa Birliği’ne katılma arzularının samimi olduğunu vurgulamanın elzem olduğunu belirtti.
Ancak De Croo, on ülkenin aynı anda Birliğe üye olduğu 2004 senaryosunun bir benzerinin yaşanmaması için reformlar konusunda somut adımlar atılması gerektiği uyarısında bulundu.
‘Karadağ ve Arnavutluk’ta önemli süreç’
Costa, özellikle Karadağ ve Arnavutluk tarafından geçtiğimiz yıl kaydedilen önemli ilerlemenin “yeni bir ivmenin” kanıtı olduğuna işaret etti.
Liderler arasında kolektif bir sorumluluk duygusu ve süreci hızlandırma yönünde yenilenmiş bir kararlılık olduğunu kaydeden Costa, “Bu ivmeyi sonuna kadar kullanmalı ve genişleme için gerekli tüm koşulları yaratmalıyız çünkü Batı Balkanların geleceğinin Birliğimizde olduğuna şüphe yok,” dedi.
Zirve öncesinde Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, Sırbistan’ın AB üyeliği yolunun hızlandırılmasının aciliyetini vurgulayarak bunu Batı Balkanlar’da istikrarın temel taşı olarak nitelendirdi.
“Sırbistan’a ve halkına net bir mesaj göndermenin zamanı geldi: Sırbistan’ın Avrupa ailesinin bir parçası olmasını istiyoruz,” diyerek Sırbistan’ın dış politika kararlarını AB’ninkilerle uyumlu hale getirmesi gerektiğini belirtti.
‘Yunanistan Arnavutluk’un Avrupa yörüngesinin koruyucusudur’
Arnavutluk konusunda ise Miçotakis, Yunanistan’ ı “Arnavutluk’un Avrupa yörüngesinin koruyucusu” olarak konumlandırdı ve mülkiyet hakları ve kendini tanımlama dahil olmak üzere Yunan azınlıkla ilgili konuların sadece ikili kaygılarla değil Arnavutluk’un AB üyeliğiyle de bağlantılı olduğunu vurguladı.
Miçotakis, Arnavutluk’un son dönemde kaydettiği ilerlemeden duyduğu memnuniyeti dile getirerek bunu ileriye doğru atılmış önemli bir adım olarak nitelendirdi.
Zirve ile aynı gün AB ile Arnavutluk, güvenlik tehditleriyle mücadelede işbirliğini genişleten güvenlik ve savunma alanında bir ortaklık anlaşması da imzaladı.
Komşuluk ikilemleri ve ikili anlaşmazlıklar engel teşkil ediyor
Costa, AB-Batı Balkanlar ilişkisinin karşı karşıya olduğu zorlukları kabul ederek, ikili anlaşmazlıkların ve komşuluk ikilemlerinin çözülmesi gerektiğini vurguladı.
Bir gazetecinin Batı Balkan ülkelerindeki olası üye ülke blokajlarına ilişkin sorusunu yanıtladı ve “Katılım liyakate dayalı olacaktır,” dedi.
Deklarasyonda ayrıca özellikle Priştine ile Belgrad arasında uzlaşma ve iyi komşuluk ilişkilerine duyulan kritik ihtiyaç vurgulandı. Liderler ilişkilerin normalleşmesinin her iki taraf için de hayati önem taşıdığını ve AB desteğinin devamı için bir ön koşul olduğunu belirtti.
AB, Prespa Anlaşması ve Belgrad-Priştine Diyaloğu gibi anlaşmaların uygulanması çağrısında bulunarak daha fazla mali desteğin somut ilerlemeye bağlı olduğu uyarısında bulundu.
AB ayrıca Yeşil Mutabakat konusundaki kararlılığını yineleyerek Batı Balkan ortaklarını iklim politikalarını AB standartlarıyla uyumlu hale getirmeye ve bölgenin karbondan arındırılması için çalışmaya çağırdı.
6 milyar avro değerinde ‘büyüme planı’
Batı Balkanların ekonomilerini ikiye katlama girişimi en iddialı projelerden biri.
AB, Batı Balkanların sosyo-ekonomik yakınlaşmasını hızlandırmak amacıyla 8 Kasım 2023 tarihinde bir büyüme planı başlattı. Plan, ekonomik yakınlaşmayı, bölgesel işbirliğini ve reformları ilerleterek bölgenin entegrasyonunu hızlandırmayı amaçlıyor.
Aynı zamanda Plan, Batı Balkan ortaklarını AB’nin tek pazarına entegre etmeyi, bölgesel ekonomik bağları güçlendirmeyi ve katılım öncesi fonların arttırılmasıyla sosyo-ekonomik reformları hızlandırmayı amaçlıyor.
AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in basın toplantısında da ifade ettiği üzere AB, Batı Balkan ülkelerini Birlik düzeyine yaklaştırmayı hedefliyor. Batı Balkan ülkelerinin ekonomileri şu anda AB’nin ekonomik seviyesinin yüzde 35’i düzeyinde.
Planın merkezinde, reformların uygulanmasına bağlı olarak hibe (2 milyar) ve imtiyazlı kredileri (4 milyar) bir araya getiren 2024-2027 dönemi için 6 milyar avroluk Reform ve Büyüme Aracı yer alıyor.
Zirve sırasında liderler, önümüzdeki on yıl içinde bölgedeki ekonomik büyümeyi iki katına çıkarmayı amaçlayan Büyüme Planının temelini oluşturacak Reform Gündemlerinin ortaklar tarafından hızla uygulanması çağrısında bulundu.
Batı Balkanları Rusya’ya karşı harekete geçirmek
Moskova’ya karşı şahin duruşuyla bilinen AB Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, zirve öncesinde yaptığı açıklamada Rusya’nın “barış istemediğini” belirterek Avrupa’nın Ukrayna’ya tam destek vermesi gerektiğini kaydetti.
Kallas, bazıları hızlı çözümler ararken, gerçekte Rusya’nın tutumunun önemli bir zorluk yarattığını savundu: “Ukrayna’nın savaş alanında güçlendirilmesi müzakerelerdeki konumunu da güçlendirecek ve bu da Avrupa’nın yararına olacaktır.”
Kallas ayrıca beş yıllık görev süresi boyunca AB genişleme sürecinde önemli ilerlemeler kaydetmeyi hedeflediğini ifade etti.
Deklarasyon, Batı Balkan ortaklarını AB dış politikasıyla uyumlu olmaya davet ederek, yaptırımların uygulanması ve ihlallerle mücadeleye vurgu yaparak Rusya’ya karşı birliğin altını bir kez daha çizdi.
Deklarasyonda ayrıca “Batı Balkanlı ortakların Rus gazına olan bağımlılıklarını azaltmak amacıyla AB’nin ortak gaz ve LNG alım mekanizmasını kullanmaları gerektiği” vurgulandı.
Göç yönetimi ve bölgesel güvenlik de vize uyumunun güçlendirilmesi ve organize suç ve kaçakçılığın önlenmesi çağrılarıyla ön plana çıkıyor.
Ayrıca, AB’nin Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası (CSDP) içerisinde yer alan hibrid tehditler ve dezenformasyonla mücadele de vurgulandı.
AB, Batı Balkanlar için başlıca yatırımcı ve ticaret ortağı olmaya devam ederken zirve, AB değerleri ve ilkeleriyle uyumun sürdürülmesine yönelik güçlü bir çağrıyla sona erdi.
Liderler, özellikle reform gündemlerinin uygulanmasında eylemlerin sözlerden daha yüksek sesle konuşması gerektiğini ifade etti.
Fakat somut sonuçların bir an evvel elde edilememesi halinde bu koşulluluklar hayal kırıklığına yol açabilir. Dahası, AB’nin kendi siyasi krizi, ekonomik istikrarsızlık, Avrupa Parlamentosu’nun yeni yapısı ve muhtemelen yenilenen transatlantik ilişkiler önümüzdeki yıllarda bu iddialı süreci etkileyebilir.
Sofya’dan Brüksel’e: AB-Batı Balkan zirvelerinin zaman çizelgesi
2018 Sofya: İlk AB-Batı Balkan zirvesi Sofya Deklarasyonu ile sona erdi. Deklarasyonda hukukun üstünlüğü, iyi yönetişim, güvenlik, göç, sosyo-ekonomik kalkınma ve bağlanabilirlik gibi alanlarda işbirliğinin arttırılması için yeni tedbirler belirlendi.
2020 Zagreb: Zagreb zirvesinde AB liderleri Zagreb Deklarasyonunu kabul ederek Batı Balkanların Avrupa perspektifine ve dönüşümüne verdikleri desteği bir kez daha teyit ettiler. Liderler ayrıca Kovid-19 ile mücadele, sağlık sektörüne destek ve ekonomik toparlanmaya dönük ortak çabaları da ele aldı. Pandemi nedeniyle zirve video konferans yoluyla gerçekleştirildi.
2021 Brdo: 6 Ekim’deki Brdo zirvesinde AB liderleri ve Batı Balkanlı ortaklar, bölgede bağlanabilirliği, yeşil ve dijital geçişleri ve siyasi ve güvenlik işbirliğini desteklemeye yönelik girişimlerin ana hatlarını belirleyen Brdo Deklarasyonu’nu kabul etti.
2022 Brüksel: AB ve Batı Balkan liderleri, 23 Haziran’da Brüksel’de bir araya gelerek AB entegrasyonundaki ilerlemeyi, Rusya’nın Ukrayna’daki savaşından kaynaklanan zorlukları, Batı Balkanlar’ın ekonomik ve yatırım planı kapsamındaki kilit yatırımları ve jeostratejik konuları görüştü.
2022 Tiran: 6 Aralık’ta bölgede ilk kez düzenlenen AB-Batı Balkanlar Zirvesi Tiran’da gerçekleştirildi. Zirvede AB ile Batı Balkanlar arasındaki stratejik ortaklığın güçlendirilmesi ve AB entegrasyonu üzerinde duruldu. Zirvede, Rusya-Ukrayna savaşının sonuçlarının ele alınması, siyasi angajmanın artırılması, güvenliğin güçlendirilmesi, terörizm ve organize suçlarla mücadele ve göç sorunlarının ele alınması gibi konular tartışıldı. Zirve, Tiran deklarasyonunun yayımlanmasıyla sona erdi.
2023 Brüksel: 13 Aralık’ta AB ve Batı Balkan liderleri, bölgenin AB üyelik perspektifini yeniden teyit etmek üzere Brüksel’de bir araya geldi. Kademeli entegrasyonun ilerletilmesi, yeni uygulamaya konulan Büyüme Planı ile gelecek için ekonomik bir temel oluşturulması, Rusya’nın Ukrayna’daki savaşının etkilerinin azaltılması ve güvenlik ve dayanıklılığın güçlendirilmesi konuları ele alındı. Zirve Brüksel Deklarasyonunun yayınlanmasıyla sona erdi.
Bu zirveler bugüne kadar 27 AB üye ülkesi ile Arnavutluk, Bosna Hersek, Sırbistan, Karadağ, Kuzey Makedonya ve Kosova olmak üzere altı Batı Balkan ülkesini bir araya getirdi.
Diplomasi
Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.
Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.
Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.
Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.
Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.
Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.
Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.
Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.
Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.
Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.
Sözcü şöyle devam etti:
“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”
Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.
Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.
Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.
Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.
Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.
Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.
JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.
Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.
“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.
Diplomasi
ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.
Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.
Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.
Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.
Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.
Çin’de bir hafta
Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.
Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.
Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.
İstihdam, enerji ve teknoloji
Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.
Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:
“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”
Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.
Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.
Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.
Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.
“Zamanlama her şeyi anlatıyor”
Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.
Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.
Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.
Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.
Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.
Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.
Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.
Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?
Diplomasi
UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.
The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.
İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.
Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.
En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.
Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.
Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.
The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.
FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.
Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.
Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.
Görüş2 hafta önceTürkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceği
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Rusya6 gün önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Dünya Basını5 gün önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Asya2 hafta önceVietnam, yerli üretim en büyük denizaltı savunma gemisinin inşasına başladı











