Bizi Takip Edin

Diplomasi

Colby, Çin’i anmadan Çin’e karşı “denge” çağrısı yaptı

Yayınlanma

Pentagon’un politika müsteşarı Elbridge Colby, Filipinler’de yaptığı konuşmada Çin’in Asya-Pasifik bölgesindeki faaliyetlerine atıfta bulunmadı.

Colby, Manila’da yaptığı konuşmada, ABD savunma liderlerinin bölgesel müttefikleri sindirmeye çalışan veya bölgenin geniş alanlarını kontrol altına almaya çalışan devletleri açıkça eleştirmeyeceklerini söyledi.

Bunun yerine, yeni Pentagon politikası, sessiz ve saygılı ilişkiler kurulmasını öngörürken, aynı zamanda Çin kıyıları açıklarındaki “birinci ada zinciri” olarak bilinen ada zinciri boyunca ABD’nin askeri savunmasını da güçlendirmeyi hedefliyor.

Colby’nin Manila’daki bir düşünce kuruluşuna yaptığı yaklaşık 4.000 kelimelik konuşmada Çin’e özel bir atıfta bulunulmasa da konuşmanın bağlamı ve daha önceki yorumlarından, Pekin’i kastettiği açıkça anlaşılıyor.

Colby, yeni politikanın “güçlü ve net ama sessiz olmayı” hedeflediğini belirterek, bunun Başkan Theodore Roosevelt’in “yumuşak konuş, büyük bir sopa taşı” atasözünü yansıttığını kaydetti.

Colby şöyle konuştu:

“Söylediklerimizin arkasında duracağız ve ne demek istediğimizi açıkça söyleyeceğiz. Gösteriş yapmayacağız ya da ahlak dersi veren konuşmalar yapmayacağız.”

NATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby

Colby, önceki politikaları reddetmeyen yeni politikanın, “halkımızın somut çıkarlarını ön planda tutan ama aynı zamanda diğer birçok ülkenin çıkarlarıyla da uyumlu olan, sert ve gerçekçi bir cumhuriyetçi gerçekçilik” olduğunu savundu.

Colby’ye göre bu politika “izolasyonist” değil, “ideolojik veya katı olmayan, pratik ve kendi çıkarlarına dayalı daha profesyonelce bir yeniden ayarlama.”

Colby, Pentagon’un “ahlaki vaazlar” yoluyla, kendisinin “gürültülü, retorik provokasyonlar” olarak nitelendirdiği eylemlere girişme ihtiyacı hissetmediğini belirtti.

Bunun yerine, ABD kuvvetlerinin “endüstriyel hazırlık” ve “sessiz, amansız bir caydırıcılık güçlendirme” yoluyla güç sinyalleri göndermeye çalışacaklarını belirtti.

Yeni politika, Asya’yı “hegemoniden” kurtarmayı hedefleyecek olsa da, Colby potansiyel hegemonun kim olduğunu veya ne yaptığını belirtmedi.

Colby, yeni politikanın, Savunma Bakanı Pete Hegseth’in geçen yıl yaptığı bir konuşmada, saldırganlığı caydırmak ve savaşı mantıksız hale getirmek amacıyla Batı Pasifik’te bir “engelleme savunması” oluşturmayı hedefleyen ABD ordusunun amacına dayandığını söyledi.

Engelleme savunması, müttefiklerle paylaşılan altyapıya dayalı, bölgede dağıtılmış lojistik ve önceden konuşlandırılmış askeri varlıkları içerecek.

Pentagon’un 3 numaralı lideri olarak kabul edilen politika müsteşarı, Çin’e yönelik geçmiş ABD politikaları konusunda “politika elitleri” ve “uzman yorumcular” olarak nitelendirdiği kesimi eleştirdi.

Washington’daki “elit yorumcu kesimi” yeni yaklaşıma karşı çıkıyor gibi görünse de Colby, yeni politikanın Dwight Eisenhower, Richard Nixon, Henry Kissinger ve Ronald Reagan gibi geçmiş başkan ve liderlerin politikalarıyla uyumlu olduğunu ileri sürdü.

Colby, Trump yönetiminin Çin ile yeniden canlandırdığı ilişki politikasına dolaylı olarak atıfta bulunarak, tüm bu isimlerin potansiyel rakiplerle aktif bir şekilde etkileşim kurarken ABD’nin askeri konumunu güçlendirmeyi amaçladığını belirtti.

Elbridge Colby: ABD’nin Asya’daki hedefi, kimsenin hegemon olamayacağı bir düzen

Colby, gerçekçilik politikasının, yönetimin son 1,5 trilyon dolarlık savunma bütçesi talebinde de yansıtıldığı üzere, askeri yatırımlar yoluyla bölgede bir güç dengesi oluşturulmasını gerektirdiğini belirtti.

Colby şöyle konuştu:

“Bu, Soğuk Savaş sonrası dönemde ABD’nin bu bölgedeki yaklaşımında tipik olarak görüldüğü gibi, diğer ülkelerin her eylemini yargılamayı amaçlayan bir yaklaşım değil. Elbette ilkelerimize bağlı kalacak ve onları savunacağız fakat bu ilkeler yüzünden stratejik öneme sahip kilit konulardaki ilerlemeyi rehin almayacağız.”

Colby, Çin yakınlarındaki ABD askeri varlığının güçlenmesinin, “stratejik istikrar” hedefiyle ve diplomasi yoluyla destekleneceğini belirtti.

Bu terim, mayıs ayında Pekin’de Başkan Trump ile Çin Devlet Başkanı Xi Jinping arasında düzenlenen zirvede, ABD-Çin ilişkilerinden beklenen durumu tanımlamak için kullanılmıştı.

Colby, geçen ay bir podcast röportajında yeni politikasının Çinli yetkililerle “saygılı bir şekilde konuşmayı” da içereceğini belirtmiş ve ilk Trump yönetimi dönemindeki Çin politikasını, kendi ifadesiyle “Pekin’de rejim değişikliği” peşinde olduğu gerekçesiyle eleştirmişti.

Colby, New York Times’a verdiği demeçte, “Birinci Ada Zinciri boyunca ulaşmaya çalıştığımız şey, birinin rejimini değiştirmek, ülkesini işgal etmek ve halkını boyun eğdirmek filan gibi şeyler değil… Mesele, bir takımadalar boyunca deniz ve hava savunması,” demişti.

Colby, pazartesi günkü konuşmasında, ABD’nin geri dönüşü olmayan bir çöküş içinde olduğu yönündeki görüşleri de çürütmeye çalıştı.

Müsteşara göre ABD ekonomisi, ordusu ve teknolojik üstünlüğü hâlâ dünyanın en gelişmişi konumunda.

Ayrıca, ABD’nin Asya’dan çekilmediğini fakat bölge ülkelerinin kendi savunmaları için daha fazla çaba göstermelerini istediğini belirtti.

Filipinler, Tayland, Endonezya, Singapur, Vietnam, Malezya ve diğer ülkeler gibi önemli bölge devletleri, Amerika ile ticaret ve diğer bağlarını güçlendirmeye teşvik ediliyor.

Trump’ın dış siyaset danışmanı Colby: Çin, Rusya’dan daha tehlikeli

ABD, Çin-Filipinler resif geriliminde taraf

Asya’daki en eski müttefiki olan ülkenin başkentinde konuşmasına rağmen, Colby, ihtilaflı Scarborough Shoal yakınlarında Çin ve Filipinler güçleri arasında son dönemde yaşanan çatışmalara da doğrudan değinmedi.

South China Morning Post’a (SCMP) göre müsteşarın bu konuları es geçmesi özellikle dikkat çekiciydi. Zira iki gün önce Washington, resifteki “istikrarı bozan” olarak nitelendirdiği bir doğa koruma alanı ve Filipinli balıkçıların geleneksel avlanma alanlarına erişimini engellemesi nedeniyle Pekin’i eleştirmişti.

Colby’nin ziyareti, hem Çin hem de Filipinler tarafından hak iddia edilen ama 2012 yılından bu yana Pekin’in fiili kontrolü altında bulunan Scarborough Resifi çevresinde yeniden tırmanan gerginliklerin ortasında gerçekleşti.

Cumartesi günü yaptığı açıklamada ABD Dışişleri Bakanlığı, Çin’i “Scarborough Resifi’nde istikrarı bozan ‘ulusal doğa koruma alanı’ uygulamasını dayatmaya ve Filipinli balıkçıların geleneksel avlanma alanlarına erişimini engellemeye” çalışmakla eleştirdi.

Sözcü Tommy Pigott şunları söyledi:

“Bu, Çin’in komşularının aleyhine Güney Çin Denizi’ndeki kapsamlı toprak ve deniz hak taleplerini ilerletmek için, zorlama ile desteklenen şüpheli çevresel ve hukuki bahaneleri kullanmaya yönelik bir başka tek taraflı girişimdir. ABD, özgür ve açık bir Hint-Pasifik’i desteklemek amacıyla müttefikimiz Filipinler’in yanındadır.”

ABD’nin bu açıklamaları, Çin’in geçen yıl bölge çevresinde kurduğu doğa koruma alanı için yeni yönetim tedbirleri getirmesine yanıt niteliğindeydi.

Son haftalarda Güney Çin Denizi’nde gerginlikler tırmandı ve Filipinli ile Çinli güçler arasında çok sayıda çatışma yaşandı.

Colby’nin “diplomatik” sözleri sert “stratejik” tonunu gizliyor

Bazı analistler, Colby’nin bu temkinli tavrını, önümüzdeki ay gerçekleşmesi beklenen Trump-Xi görüşmesi öncesinde Washington’un Pekin’i kızdırmaktan kaçınma isteğine bağladılar.

Alman Marshall Fonu’nun Hint-Pasifik programı genel müdürü Bonnie Glaser, “Trump-Xi zirvesine altı hafta kala Colby, iki liderin Busan ve Pekin’de sağladıkları kırılgan istikrarı bozmamak için Çin hakkında yorum yapmaktan kaçınmanın en iyisi olacağını düşünmüş olabilir,” dedi.

Glaser, bir başka olası nedenin de Colby’nin Pekin’i ziyaret etme konusundaki uzun süredir devam eden ilgisi olduğunu belirtti.

Glaser, “Bölgedeki Çin faaliyetlerine yönelik sert eleştiriler Pekin’i kızdırırdı; hafif eleştiriler ise Manila’yı mutsuz ederdi,” diye ekledi.

Konuya yakın kaynaklar SCMP’ye, Colby’nin uzun zamandır beklenen Pekin ziyaretinin, Xi’nin önümüzdeki ay ABD’ye yapması beklenen ziyaretinden önce gerçekleşme ihtimalinin düşük olduğunu söylediler.

Çin, Elbridge Colby’nin ziyaretine yeşil ışık yakmıyor

Fakat diğer analistler, Colby’nin sözlerini Washington’un Çin’e yönelik yaklaşımında önemli bir yumuşama olduğunun kanıtı olarak yorumlamamaya dikkat edilmesi gerektiği konusunda uyarıda bulundular.

Hudson Enstitüsü’nün araştırmacısı Ken Moriyasu, Colby’nin Çin’den isim olarak bahsetmemiş olsa da “ele aldığı konuların neredeyse tamamının Çin ile ilgili olduğunu” savundu:

“Birinci ada zinciri, engelleme yoluyla caydırıcılık, daha güçlü müttefikler ve Asya’da elverişli bir güç dengesinin korunmasına yaptığı vurgu, bunu açıkça dile getirmesine gerek kalmadan stratejik zorluğu net bir şekilde ortaya koyuyor.”

Moriyasu, zirve öncesinde kullanılan diplomatik üslubu “Çin’e yönelik stratejide bir tür yumuşama” olarak yorumlamanın “bir hata olacağını” da sözlerine ekledi.

Araştırmacı, “Pekin’e yönelik üslup yönetimi ile altta yatan savunma stratejisi arasında bir fark var. Colby’nin Manila’daki konuşması stratejik açıdan sert bir tondaydı,” dedi.

Filipinler, Colby’nin Güneydoğu Asya turunun ilk durağı. Bu tur kapsamında Colby, Endonezya, Tayland ve Kamboçya’ya da gidecek.

Diplomasi

NATO komutanı Varşova’da ittifakın “zafer teorisini” açıklayacak

Yayınlanma

NATO Avrupa Müttefik Yüksek Komutanı Orgeneral Alexus Grynkewich, Varşova Güvenlik Forumu’nda ittifakın yüksek yoğunluklu muhtemel bir çatışmaya dönük yeni stratejisini sunacak. Avrupa ve ABD kuvvetlerinin hazırlığı için 2029 yılı kritik hedef olarak belirlenirken, Askeri Komite Başkanı Dragone planın Rusya’ya karşı tehdit taşımadığını ifade etti.

NATO Avrupa Müttefik Yüksek Komutanı Orgeneral Alexus Grynkewich, Polonya’nın başkenti Varşova’da düzenlenecek güvenlik forumunda ittifakın yüksek yoğunluklu muhtemel bir çatışmaya hazırlık konsepti niteliğindeki “zafer teorisi” stratejisini açıklayacak.

Varşova Güvenlik Forumu organizatörlerinin yayımladığı basın bildirisinde, 12 ve 13 Ekim tarihlerinde gerçekleştirilecek etkinlik kapsamında sunulacak stratejinin ayrıntılarına yer verildi.

Söz konusu strateji, NATO’nun muhtemel bir çatışmayı karşı taraf açısından sürdürülemez maliyetlere ulaştıracak askeri ve sınai kapasiteyi oluşturmasını öngörüyor.

Hazırlanan belgede, Avrupa ve ABD silahlı kuvvetlerinin gelecekteki sınamalara hazır hale getirilmesi amacıyla 2029 yılı temel dönüm noktası olarak belirlendi.

Varşova Güvenlik Forumu Başkanı Katarzyna Pisarska, konseptin kapsamına ilişkin açıklamasında, Orgeneral Grynkewich’in hazırladığı yaklaşımın ittifakın yüksek yoğunluklu bir çatışmaya hazır hale gelmesi için atılması gereken somut adımları ortaya koyduğunu kaydetti.

Pisarska, Grynkewich’in Varşova Güvenlik Forumu’nda yapacağı sunumla 2029 hedefinin Avrupa güvenliği ve ittifakın geleceği açısından taşıdığı kritik önemi ilk kez ayrıntılı biçimde izah edeceğini söyledi.

Savunma planının Rusya’yı hedef almadığı açıklandı

Polonya’nın ev sahipliğinde on yılı aşkın süredir düzenlenen ve transatlantik işbirliği ile uluslararası güvenlik konularına odaklanan foruma, 90 ülkeden 2 bin 500’ü aşkın temsilcinin katılması planlanıyor.

Norveç’in ortak ülke olarak yer aldığı forumda Ukrayna’daki savaş ile Kuzey Avrupa, Baltık ülkeleri ve Polonya arasındaki işbirliği başlıkları da ele alınacak.

Toplantıda NATO Genel Sekreter Yardımcısı Radmila Şekerinska ve NATO Askeri Komite Başkanı Oramiral Giuseppe Cavo Dragone de hazır bulunacak. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ise oturumlara video konferans yöntemiyle bağlanarak hitap edecek.

İttifakın savunma planlamalarının Rusya’ya karşı yönelmediğini belirten NATO Askeri Komite Başkanı Dragone, “NATO kimseyi tehdit etmiyor. En iyi zafer, uğruna savaşmak zorunda kalmadığımız zaferdir” ifadesini kullandı.

Dragone, planın özünün kamuoyuna ve taraflara izah edilmesi amacıyla Grynkewich tarafından yapılacak sunumu yerinde ve gerekli gördüğünü dile getirdi.

Hafta başında Bloomberg tarafından kurum içi belgelere ve diplomatik kaynaklara dayandırılarak yayımlanan haberde, NATO’nun üye ülkelerden birinin topraklarına yönelik muhtemel bir askeri müdahaleye verilecek operasyonel karşılıkları belirleyen bir savunma planı üzerinde çalıştığı bildirilmişti.

Gelişmeye ilişkin değerlendirmesi sorulan Orgeneral Grynkewich’in sözcüsü Albay Martin O’Donnell, NATO’nun “tamamen savunma amaçlı” bir ittifak olduğunu hatırlatarak hazırlanan planın operasyonel detaylarına dair bilgi paylaşmaktan kaçındı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Axios: ABD Ukrayna’yı istihbarat akışını kesmekle tehdit etti

Yayınlanma

Axios haber sitesi, Kiev’in Rus rafinerilerine saldırıları durdurmaması halinde ABD’li yetkililerin Ukrayna’ya istihbarat akışını kesme uyarısında bulunduğunu aktardı. Trump yönetimi artan benzin fiyatları nedeniyle Ukrayna’dan tek taraflı adım beklerken, Washington ile Moskova arasında küresel pazarlara milyonlarca tonluk Rus motorini sevkiyatı yapılması konusunda uzlaşmaya varıldı.

ABD yönetiminden temsilcilerin, Ukrayna’nın Rusya’daki petrol rafinerilerine yönelik insansız hava aracı saldırılarını durdurmaması ve ABD Başkanı Donald Trump’ın bu yöndeki taleplerine uymaması halinde Kiev yönetimine istihbarat paylaşımını kesme tehdidinde bulunduğu iddia edildi.

Amerikan haber sitesi Axios’un Ukraynalı bir yetkiliye dayandırdığı haberine göre söz konusu uyarı, Florida eyaletinin Miami kentinde gerçekleştirilen müzakereler sırasında iletildi.

Ukraynalı yetkili, görüşmelerin ABD Başkanı’nın Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve Donald Trump’ın damadı Jared Kushner ile yapıldığını aktardı.

Ukraynalı muhataplarıyla bir araya gelen Witkoff ve Kushner’ın, Kiev yönetiminin Washington’dan gelen talepleri dikkate almaması durumunda Trump’ın Ukrayna’ya sağlanan istihbarat akışını tamamen durdurabileceğini açıkça dile getirdiği öne sürüldü.

Amerikalı bir yetkili ise haberde yer alan bu iddiaları reddetti.

Amerikalı kaynak, müzakerelerde herhangi bir şantaj ya da doğrudan tehdit yöneltilmediğini, Washington yönetiminin silah ve bilgi desteği sağlayan güvenilir bir ortak kalmaya devam ettiğini Ukrayna tarafına yalnızca hatırlattıklarını savundu.

Trump benzin fiyatlarındaki artıştan endişe duyuyor

Axios’a konuşan kaynak, Trump’ın Ukrayna’dan Rus rafinerilerine yönelik hava saldırılarını tek taraflı şekilde derhal sonlandırmasını talep ettiğini belirtti.

Habere göre Beyaz Saray yönetimi, Rusya’daki petrol işleme tesislerinin vurulmasının küresel petrol arzını olumsuz etkileyerek doğrudan ABD iç pazarındaki benzin fiyatlarının tırmanmasına yol açtığını değerlendiriyor.

Bununla birlikte ABD Başkanı Trump’ın, Ukrayna’nın Rus rafinerilerine dönük saldırıları ile Rus ordusunun Ukrayna enerji altyapısına yönelik kapsamlı taarruzlarını eşdeğer görmediği de kaydedildi.

Bu temasların hemen öncesinde ABD Başkanı Trump, Rus mevkidaşı Vladimir Putin ile “son derece başarılı müzakereler” gerçekleştirdiklerini ve Rus dizel yakıtının küresel piyasalara yeniden sevkiyatı hususunda anlaşmaya vardıklarını açıklamıştı.

Trump, Truth Social platformundaki resmi hesabından yaptığı paylaşımda, varılan mutabakatın ayrıntılarına ilişkin şu ifadeleri kullandı:

“Rusya derhal Amerikan ve dünya pazarına 300 bin tondan fazla dizel yakıtı sevk edecek. Kasım ayı içinde 500 bin ton daha gönderilecek ve bunun hemen peşinden de 1 milyon tonluk sevkiyat yapılacak. Ayrıca rafinerilerinin durumuna bağlı olarak Rusya, kısa süre içinde 3 milyon ton dizel yakıtı sağlayacak.”

Zelenskiy yaptırımların gevşetilmesini zayıflık olarak niteledi

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ise Washington ile Moskova arasındaki dizel sevkiyatı anlaşmasına ve ABD’nin Rusya’ya yönelik yaptırımları geçici olarak askıya alma kararına sert tepki gösterdi.

Axios’a verdiği mülakatta ABD’nin attığı bu adımı “haksız ve dürüstlükten uzak” olarak tanımlayan Zelenskiy, kararın Ukrayna’nın mücadelesini zedelediğini söyledi.

Zelenskiy, kendi Telegram kanalından yayımladığı açıklamada da çatışmaların yoğunluğunun azaltılması yönünde somut bir anlaşmaya varılmadan Rusya üzerindeki yaptırım baskısının hafifletilmesine kesin biçimde karşı çıktı. Ukrayna lideri, böylesi bir tavizi “açık bir zayıflık” olarak değerlendirdi.

ABD Başkanı Donald Trump ise Zelenskiy’nin bu eleştirilerine yalnızca “tamam” (ok) yanıtını vermekle yetindi.

Trump ayrıca çatışmaların çözüm sürecine ilişkin değerlendirmesinde, Ukrayna’daki çatışmaların çözüme kavuşturulmasında “baş döndürücü bir hız” yakalandığını ve krizin sonuna yaklaşıldığını ileri sürdü.

Buna karşılık ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio sahadaki vaziyeti bir “çıkmaz” olarak niteleyerek, bu kilitlenmeden yalnızca diplomatik müzakereler veya yeni bir askeri tırmanış yoluyla çıkılabileceğine işaret etti.

Moskova dizel ihracat kısıtlamasını gevşetmeye hazırlanıyor

Rusya’da büyük petrol şirketleri, petrol depolama tesisleri ve bağımsız tüccarlar dahil olmak üzere tüm ihracatçılar için geçerli olan motorin yurt dışı çıkış yasağının ekim ayı sonuna kadar sürmesi öngörülüyordu.

Rus medya kuruluşu RBK’ya konuşan konuya yakın bir kaynak, Rusya Enerji Bakanlığının 8 Ekim itibarıyla dizel yakıt ihracatına getirilen kısıtlamaların gevşetilmesini öngören bir kararname taslağı hazırlayarak hükümete sunduğunu aktardı.

Öte yandan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ağustos ayı içinde yaptığı değerlendirmede Ukrayna enerji altyapısına yönelik düzenlenen hava saldırılarını “etkili ve zamanında adımlar” olarak savunmuştu.

Putin, bu saldırıların askeri teçhizat ve mühimmat sevkiyatını güçleştirdiğini, Ukrayna birliklerinin cephedeki rotasyonunu aksattığını ve askeri-sanayi tesislerinin işleyişini sekteye uğratarak Rus ordusunun sahadaki operasyonel görevlerini yerine getirmesine doğrudan katkı sağladığını ifade etmişti. Moskova yönetimi ayrıca Kiev’e yapılan her türlü yabancı askeri yardımı kınamayı sürdürüyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Prof. Abdullah Baabood: Körfez kendi güvenliğini yeniden düşünmeli

Yayınlanma

Editörün notu: 26 Eylül’de İstanbul’da düzenlenen East-West Forum’da konuşan Prof. Abdullah Baabood, Ortadoğu’daki savaşların ve yıkımın bölge halklarına yüklediği ağır bedeli ele aldı. İran’a yönelik saldırının, Amerikan güvenlik şemsiyesi altında bulunan Körfez ülkelerini de tehlikeye attığını kaydeden Baabood, Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının petrol ve doğal gaz ticaretini, ithalatı ve bölge ekonomilerini olumsuz etkilediğini belirtti. ABD’yle ilişkilerin ve bölgedeki Amerikan askeri varlığının geleceğinin artık daha fazla sorgulandığını söyleyen Baabood, bölge ülkelerinin kendi güvenliklerini dış başkentlerin kararlarına bırakmak yerine ortak bir anlayışla şekillendirmesi gerektiğini vurguladı.


Öncelikle herkese iyi günler. Umarım hâlâ uyanıksınızdır.

Teşekkürler Pascal. Nazik davetleri için Tunç’a ve Harici’ye de teşekkür ederim.

Son konuşmacı olmak her zaman güzeldir. Çünkü farklı panellerde duyduğunuz bütün iyi fikirleri yeniden kullanabilirsiniz. Ama sizi bundan kurtarıp oldukça farklı şeyler söyleyeceğim.

Aslında başka bir konu hakkında konuşacağımı düşünmüştüm. Şimdi fikrimi değiştirdim, çünkü değinmek istediğim bazı konulara zaten değinildi.

Size bölgeden gelen birinin düşüncelerini aktarayım. Waseda University’den geldiğim yazıyor olsa da, ki orası Japonya’da, ikimiz de aynı üniversitede çalıştık, ben hâlâ oradayım, aslen Ummanlıyım. Bu yüzden orada Maskat yazıyor.

Bugün Orta Doğu’ya baktığınızda, İngilizlerin çekilmesinden bu yana, hatta öncesinden beri ne görüyorsunuz? Çatışma, yıkım, on yıllardır süren savaşlar.

Bunun daha ne kadar süreceğini kendimize soruyoruz. Çevremize baktığımızda harap olmuş devletler görüyoruz. İnsanlar neredeyse her gün öldürülüyor.

Yalnızca Filistin’de değil. O ayrı bir mesele ve daha önce söz edildi. Lübnan’a bakın, Suriye’ye bakın, Libya’ya, Sudan’a, Somali’ye, Yemen’e, Irak’a bakın.

Bir keresinde bir diplomatla konuşuyordum. Şöyle dedim: “Bütün bunlar yaşanıyor. Bu bir komplo teorisi olabilir mi? Ben komploya inanmıyorum.”

Şöyle dedi: “Komplo değilse nedir? Bütün bunları nasıl açıklarsın?”

Hâlâ bir anlam veremiyorum. Belki siz verebiliyorsunuzdur.

Bölgede geriye kalan istikrarlı, güvenli birkaç ülke, Amerika’nın şemsiyesi altında olduğu söylenen, petrol ve doğal gaz sayesinde refah içindeki Körfez ülkeleriydi.

Peki ne oldu? Başkan Trump, komşu bir ülkeye hukuka aykırı biçimde saldırmaya karar verdi. İran’ın bölgedeki Amerikan varlığına misilleme yapacağını gayet iyi biliyordu.

Bu ne demek? Bölgemizdeki ülkelerimizin İran’ın saldırısına uğrayacağı demek. Elbette altyapımızın bir kısmı da öyle.

Üstelik Hürmüz Boğazı artık kapalı. Açıktı, şimdi kapalı. Belki Umman dışında bütün Körfez ülkeleri, petrol ve doğal gaz ihracatında ve ithalatlarında Hürmüz Boğazı’na bağımlı.

Şimdi ekonomileri zarar görüyor. Altı, yedi ay oldu. Bunun daha ne kadar süreceğini bilmiyoruz. Bölge, birilerinin kararı yüzünden çok ağır bir bedel ödüyor.

Tel Aviv’de biri, Washington’da biri, bunu yapmak istediklerine karar verdi. Nedenini bile anlamıyoruz.

Mesele nükleer programsa, bu zaten çok önceden Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) kapsamında çözülmüştü. Ayrıca İran her zaman nükleer silah ve bomba yapmak için asla zenginleştirme yapmayacağını söyledi.

Üstelik savaştan önce de Umman Dışişleri Bakanı, İranlılar ve Amerikalılarla müzakere yürütüyordu. İranlılar, Başkan Trump’ın istediği neredeyse her şeyi kabul etmişti.

Bu yüzden Umman Dışişleri Bakanı televizyona çıkıp şaşırdığını söyledi. Müzakereler hâlâ sürerken savaş kararının çoktan alınmış olmasına şaşırmıştı.

Bölgenin gözünden bakınca şöyle düşünüyoruz: Peki, her yeri harap ettiniz. Çevremizdeki bütün bölge harap oldu, şimdi de biz. Üstelik biz müttefikiz. ABD’nin şemsiyesi altındayız.

İhtiyacınız olan bütün desteği size verdik. Petrol ve doğal gaz almanızı sağladık. Küresel ekonominin ihtiyaç duyduğu enerjiyi alıp iyi işlemesini sağladık.

Petrol ve doğal gaz gelirlerini ekonominize, teknolojinize, teknik bilginize ve silahlarınıza yatırdık. Bunun karşılığını da böyle alıyoruz.

Bence artık ABD’yle ilişkilerin geleceğine dair pek çok soru gündeme geldi. Bölgedeki Amerikan üsleri ve Amerikan varlığı bakımından da ilişkilerin geleceği sorgulanıyor.

Bence Amerika bu durumda kendi ayağına kurşun sıktı. Belki de bundan biraz daha fazlasını yaptı.

Halkta büyük bir öfke var. Yalnızca tanık oldukları, Gazze konusunda İsrail’e verilen koşulsuz destek, katliamlar ve soykırım yüzünden değil; şimdi yaşananlar yüzünden de.

Bu yüzden pek çok sorunun gündeme geleceğini düşünüyorum. Bence bu çatışma, küresel düzeyde yaşanan değişimi daha da hızlandıracak.

Son olarak şunu söyleyeyim: Bence bölge artık alışılmış kalıpların dışında düşünmeye, ABD’nin ya da başka ülkelerin güvenlik şemsiyelerine bel bağlamanın ötesine geçmeye başlamalı.

Bölgenin kendi güvenliğini düşünmesinin zamanı geldi. Güvenliğine Washington’da, Londra’da ya da başka bir yerde karar verilmesi gerekmiyor. Bölge içinde, bölge ülkelerinin iş birliğiyle karar verilmeli.

Bölgede güvenliği ve istikrarı desteklemeye yardımcı olabilecek birçok ülke var. Bu, Amerikalılara veda etmek anlamına gelmiyor. Her zaman müttefik kalacaklar. Ama Çin’le, Rusya’yla, Hindistan’la ve diğer güçlerle ilişkilerimizi de çeşitlendirmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Elbette Türkiye burada çok önemli bir rol oynuyor. Pakistan da öyle.

Bence güvenliği, istikrarı ve ekonomik kalkınmayı sağlayacak, bölgemizin güvenliği için yabancı güçlere bağımlılığımızı azaltacak bir bölgesel mekanizmaya ihtiyacımız var.

Çok teşekkürler.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English