Bizi Takip Edin

Diplomasi

Colby: Kıtanın savunmasının Avrupa öncülüğünde yapılmasını istiyoruz

Yayınlanma

Pentagon’un politika müsteşarı Elbridge Colby, kıtanın savunmasının daha fazla Avrupalı NATO üyeleri öncülüğünde yürütülmesini istiyor.

Colby, bu hedefe ulaşmak amacıyla yapıldığını belirttiği Avrupa’daki ABD kuvvetlerine ilişkin gözden geçirme sürecinin bir parçası olarak müttefiklerin görüşlerini almak istediğini söyledi.

Washington, Haziran ayında Avrupa’daki ABD askerlerinin konuşlandırılmasına ilişkin altı aylık bir gözden geçirme sürecini duyurmuş ve son haftalarda NATO üyelerine, savunma harcamalarından stratejiye, tedarikten ABD’nin dış politika önceliklerine verilen desteğe kadar çeşitli konuları kapsayan bir anket göndermişti.

Pentagon tarafından yayınlanan konuşma metnine göre, ABD Savunma Bakanlığı Politika Müsteşarı Elbridge Colby, Perşembe günü Brüksel’deki NATO genel merkezinde düzenlenen toplantı sırasında NATO ülkelerini temsil eden büyükelçilere, “Hayatta kalmak ve gerçekten gelişmek için NATO’nun değişmesi gerektiğine inanıyoruz,” dedi.

“Bu, yalnızca mekanlar ve üslerle ilgili dar kapsamlı bir inceleme değildir; elbette bunlar da önemlidir. Daha ziyade, buradaki stratejik duruşumuza daha geniş bir bakış açısıyla ele alınmaktadır,” diyen Colby, “bu incelemenin, kıtanın daha kalıcı ve güçlü, Avrupa öncülüğündeki konvansiyonel savunmasına geçişi teşvik edeceğini, mümkün kılacağını ve hızlandıracağını” da sözlerine ekledi.

Colby ayrıca ittifak içindeki ilerlemeyi övdü ve Avrupa’nın ABD için kritik bir bölge olmaya devam ettiğini söyledi.

NATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby

Müsteşar, “Danışmak ve işbirliği, bu gözden geçirmenin hayati bir parçasıdır. Sizden görüşlerinizi duymak istiyoruz,” dedi.

Diplomatlar, Pentagon politika şefiyle yapılan görüşmeyi olumlu ama ön hazırlık niteliğinde olarak nitelendirdiler.

Bir NATO diplomatı, toplantının “oldukça iyi geçtiğini ve müttefiklerin yük paylaşımına yönelik çabalarının ve katkılarının yolunda olduğunu gösterdiğini” belirtti.

Bir Avrupalı diplomat ise görüşmeyi “esas olarak nabız yoklama” olarak nitelendirdi ve “Müttefiklerden gelen genel mesaj oldukça netti: Avrupa sorumluluklarını artırıyor ve birlik kilit öneme sahip. Bunun iyi anlaşıldığına inanıyorum,” dedi.

Reuters’ın elde ettiği bir belgeye göre, bu inceleme, Aralık ayındaki son tarihinden çok önce, 6 Kasım’a kadar Savunma Bakanı Pete Hegseth için en az dört farklı seçenek seti ortaya koyacak.

Bu süreç, Avrupa’daki yetkililer arasında ABD yönetiminin bu incelemeyi gerçek bir istişare, sembolik bir jest mi yoksa bir müzakere taktiği olarak kullanmaya çalıştığına dair soruları gündeme getirdi.

NATO müttefikleri, Haziran ayında duyurulan altı aylık gözden geçirme sürecinin, Avrupa genelinde bulunan yaklaşık 80.000 kişilik ABD askeri gücünde büyük çaplı kesintilere yol açacağından ve Başkan Donald Trump’ın, ABD-İsrail’in İran’a karşı savaşını desteklemediklerini düşündüğü ülkeleri cezalandıracağından endişe duyuyor.

Trump’a yakın Elbridge Colby: Tüm askeri gücümüzü Doğu Avrupa’ya aktarmayacağız

Daha önce ayrıntılı olarak açıklanmamış olan Pentagon’un “Görev Tanımı”, iç incelemenin izleyeceği adımları ve Avrupa genelindeki ABD üsleme kararlarını değerlendirmek için kullanılacak bazı kriterleri açıklıyor.

Belgede yer alan önemli bir açıklama, Avrupa’daki en üst düzey ABD generalinin 18 Eylül’e kadar Elbridge Colby ile bir karar brifingine katılması planına ilişkin.

Belgeye göre, bu brifing Hegseth için geliştirilecek seçeneklerin netleştirilmesinde kilit rol oynayacak.

Görev Tanımı hakkında sorulan bir soruya yanıt veren üst düzey bir Pentagon yetkilisi, çok çeşitli seçeneklerin ayrıntılı bir şekilde ortaya konacak olmasının sürecin ciddiyetini vurguladığını belirtti.

Yetkili, Reuters’a, “Çeşitli farklı kuvvet seviyeleri veya konuşlandırma seçeneklerinin artılarını ve eksilerini ayrıntılı bir şekilde tartışabilmek istiyoruz,” dedi.

Fakat bu ayrıntıların, gözden geçirme sürecine şüpheyle yaklaşan ve Washington’un kararını neredeyse çoktan vermiş olmasından endişe duyduklarını özel olarak dile getiren Avrupalı yetkilileri ikna edip etmeyeceği belirsiz.

Pentagon yetkilisi, Trump yönetiminin “müttefiklerin öncülüğünde kritik ve daha sınırlı bir destek sağlamaya doğru geçiş yaptığımızı” açıkça belirttiğini söyledi:

“Başkan Trump da son aylarda bazı müttefiklerin davranışlarından oldukça haklı ve açık bir şekilde rahatsızlık duymuştur. Dolayısıyla, Avrupa’daki asker sayımızı azaltacağımızı gösteren seçeneklere yönelik en azından bir miktar talep olduğu açık.”

Yine de yetkili, gözden geçirmenin amacının, ”şu anki durumumuzdan, gözden geçirmenin bizi götüreceği her yere kadar” geniş bir seçenek yelpazesi sunmak olduğunu belirtti.

Trump’ın dış siyaset danışmanı Colby: Çin, Rusya’dan daha tehlikeli

Haziran ayında yapılan gözden geçirmeyi duyururken Hegseth, bazı “bedavacı” NATO müttefiklerini eleştirmiş ve bu gözden geçirmenin ABD ordusunun “erişim, üs kullanımı ve hava sahası geçiş haklarının net bir şekilde tanımlanmasını” sağlayacağını söylemişti.

Görev Tanımı ise bunun ötesine geçiyor. Belgede, müttefik NATO ülkelerinde “ABO” olarak adlandırılan güvenilir erişim, üs kurma ve hava sahası geçiş haklarının sağlanmasının ötesinde, uzay, siber alan ve “ABD’nin küresel güç projeksiyonunu mümkün kılan istihbarat mimarileri ve altyapıları”nın da incelendiği belirtiliyor.

Üst düzey yetkili, Pentagon’un, ABD’nin NATO müttefiklerinin sağladığı her türlü desteği dikkate almasını sağlamak amacıyla ABO’nun tanımını genişlettiğini belirtti.

Görev Tanımı, müttefiklerin değerlendirileceği diğer yollara da değiniyor ve üst düzey yetkililer tarafından daha önce yapılan açıklamalarla uyumlu görünüyor.

Belgede, Pentagon’un, bu yılın başlarında ABD’nin kesintileri açıklanmasının ardından, müttefiklerin NATO harcama taahhütlerini yerine getirmek ve NATO kriz güçlerindeki boşlukları doldurmak için (NATO Kuvvet Modeli olarak bilinen) inandırıcı bir yol izleyip izlemediklerini belirlemeye çalışacağı belirtiliyor.

Diplomasi

Üst düzey NATO rolü için Almanya ve Kanada yarışıyor

Yayınlanma

19 Eylül’de Danimarka’da yapılacak oylamada NATO Askeri Komitesi liderliği için Almanya ve Kanada temsilcileri yarışacak.

32 müttefik ülkenin savunma kuvvetleri komutanlarının, mevcut başkan Amiral Giuseppe Cavo Dragone’nin halefini seçmesi bekleniyor. Kazanan kişinin Ocak 2028’de göreve başlaması öngörülüyor.

Berlin, Almanya’nın savunma kuvvetleri komutanı Carsten Breuer için aktif bir kampanya yürütüyor ve Avrupalı müttefiklerini onun adaylığını desteklemeye çağırırken, Kanada ise General Jennie Carignan’ı aday gösterdi.

Almanya Dış İlişkiler Konseyi’nde (DGAP) güvenlik uzmanı olan Aylin Matlé, Euractiv’e yaptığı açıklamada, “Başkan seçilmek, NATO içindeki herhangi bir ülke için bir ilerleme anlamına gelir,” dedi.

Matlé, Avrupa’nın ve özellikle Almanya’nın NATO içindeki savunma duruşunu güçlendirme ihtiyacından dolayı Breuer’in seçilmesinin daha büyük bir öneme ve ağırlığa sahip olacağını da sözlerine ekledi.

Başkan, NATO’nun siyasi ve askeri kademeleri arasında kilit bir bağlantı görevi görür; ittifakın en üst düzey siyasi organı olan Kuzey Atlantik Konseyi’ne ve Nükleer Planlama Grubu’na danışmanlık yapar.

ABD’nin Avrupalı müttefiklerine kıtanın savunması konusunda daha fazla sorumluluk üstlenmeleri için baskı uyguladığı bir dönemde, Berlin’in kendisini Avrupa güvenliğinin önde gelen sağlayıcısı olarak konumlandırma çabaları, Almanya’nın bu konudaki girişimlerine ivme kazandırdı.

Almanya ayrıca Washington’a güvenilir bir ortak olabileceği konusunda güvence vermeye çalıştı.

Bir NATO diplomatının aktardığına göre Ankara’daki NATO zirvesinde Berlin, ABD’nin Avrupa’dan geri çekmeyi planladığı askeri kapasitelerin yerine geçme sorumluluğunun büyük bir kısmını üstlenmeye hazır olduğunu söyledi.

Diplomat, Avrupa savunmasında Almanya’nın rolünü artırmaya yönelik bu daha geniş çaplı çabanın, NATO başkanlığı için yürüttüğü kampanyaya da katkı sağladığını belirtti.

Almanya, Şubat 2026’da Breuer’in adaylığını açıklayarak, adayını nispeten erken bir aşamada ortaya koydu.

Matlé şöyle konuştu:

“Almanya, en azından o dönemde müttefiklerin büyük çoğunluğunun, özellikle de ABD, Birleşik Krallık ve Fransa’nın Breuer’i desteklediğini bilmiyor olsaydı, adaylığını bu kadar erken açıklamazdı. NATO diplomatlarına göre, ABD’nin bu yılın başında Almanya lehine tavır alması da kesinlikle onun lehine bir faktör.”

Kanada ile Almanya arasındaki güvenlik ilişkilerinin yakın zamanda imzalanan denizaltı anlaşmasıyla daha da güçlenmesine rağmen, Ottawa Mayıs ayında kendi adayını ortaya koydu.

Ottawa ile Washington arasındaki ilişkilerin gergin olduğu bir ortamda, Kanada’nın Carignan’ı destekleme kampanyası daha karmaşık bir siyasi ortamla karşı karşıya.

ABD yönetiminin Avrupa’nın yük paylaşımını artırması yönünde baskı yapması nedeniyle, bu durum destek kazanmayı zorlaştırabilir.

Kanada Savunma Bakanlığı’ndan bir sözcü, Euractiv’e yaptığı açıklamada, “Onun adaylığı, Kanada’nın NATO’ya ve kolektif savunma ile transatlantik güvenliğin güçlendirilmesine yönelik kalıcı taahhüdünü yansıtıyor,” dedi.

Kanada ile karşılaştırıldığında, Almanya savunma harcamalarında önemli ölçüde daha fazla para harcamış ve son dönemde NATO’da çok daha belirgin bir rol oynamış durumda.

Matlé, bunun Breuer’in şansını önemli ölçüde artırdığını belirtti.

Fakat başka bir NATO yetkilisi, şu anda açık ara önde giden bir aday olmadığını ve tahminlerde bulunmanın zor olduğunu belirtti.

Bununla birlikte, söz konusu yetkili, Kanadalı adayın şu ana kadar Alman adaydan daha aktif olduğunu vurguladı.

İkinci NATO yetkilisi, “O, adaylığını desteklemek için birkaç mektup gönderirken, Alman aday ise kampanyasının başlangıcından bu yana sadece bir mektup gönderdi,” dedi.

Aynı yetkiliye göre, Carignan NATO’nun askeri yapısı için daha geniş kapsamlı bir vizyon ortaya koyarken, Breuer daha çok Ukrayna konusuna odaklandı.

Bununla birlikte, Breuer siyasi açıdan daha elverişli bir ortamla karşı karşıya kalabilir.

Yetkili, “Kanada ile ABD arasında tırmanan siyasi gerilimler, nihayetinde Alman adayın lehine işleyebilir,” dedi.

Seçim üç hafta sonra yapılacak olsa da, seçilen adayın, görev süresi 2028’in başına kadar sürecek olan Cavo Dragone’nin yerini hemen alması beklenmiyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

İran savaşı ABD’nin Patriot stoklarının yüzde 65’ini tüketti

Yayınlanma

Associated Press ajansı, ABD ordusunun Avrupa’daki Patriot hava savunma füzelerinde kritik seviyenin ötesinde ciddi bir eksiklik yaşadığını yazdı. Stoklardaki daralmanın temel nedeninin Başkan Donald Trump yönetiminin İran’a karşı yürüttüğü savaş olduğu belirtilirken, NATO yetkilileri iddiaları reddetti.

ABD ordusunun Avrupa’daki birliklerinde Patriot hava savunma füzelerinin kritik eşiğin de ötesine geçen ciddi bir yetersizlik içinde olduğu bildirildi.

Hassas askeri konular nedeniyle isimlerinin açıklanmasını istemeyen bir ABD savunma yetkilisi ile bir NATO temsilcisi, Associated Press haber ajansına yaptıkları değerlendirmede füze stoklarındaki kritik açığı aktardı.

Yetkililere göre mühimmat açığının temel sebebini ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a karşı yürüttüğü savaş oluşturuyor.

ABD’li yetkili, bir karargaha veya bir enerji santraline yönelik olası bir Rus saldırısında ittifakın Ukrayna’dakine benzer bir tabloyla karşılaşabileceğini ve “arka arkaya darbeler almaya” mecbur kalabileceğini söyledi.

Yetkili, Avrupa’daki Amerikan ordusunun süregelen bir saldırı dalgasına karşı kesinlikle yeterli Patriot füzesine sahip olmadığını, tekil bir isabete veya rotasından sapmış bir Rus füzesine karşı dahi imkanların son derece sınırlı kaldığını kaydetti.

İran’a yönelik savaşın cuma günü itibarıyla altıncı ayını dolduracağı belirtilirken, Avrupa’daki ABD füze stoklarının Ortadoğu’ya sevk edildiği bildirildi.

Bölgede konuşlu Amerikan kuvvetleri ile Körfez müttefiklerinin, İran’a ait insansız hava araçları ve füzelere karşı çok yüksek miktarda önleme füzesi kullandığı aktarıldı.

Washington merkezli düşünce kuruluşu Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nin (CSIS) verilerine göre İran savaşı, 2 bin 330 adetlik Amerikan Patriot füze stokunun yaklaşık 1500’ünü, yani yüzde 65’ini tüketti.

Eski ABD Deniz Piyadesi Albayı ve güncel CSIS Danışmanı Mark Cancian, önceki ABD Başkanı Joe Biden döneminde de Ukrayna’ya yaklaşık 600 önleme füzesi verildiğini belirtti.

Londra merkezli düşünce kuruluşu RUSI bünyesinde çalışan askeri uzman Ed Arnold ise Kiev’e yapılan tedariklerin planlı ve kontrollü olduğunu, kırılma noktasını ise İran savaşının oluşturduğunu vurguladı.

Pentagon, güvenlik gerekçeleriyle mühimmat stokları hakkında yorum yapmayacağını açıkladı.

NATO’nun üst düzey askeri sözcüsü Albay Martin O’Donnell ise Avrupa’daki Patriot füzelerinin sayısının kritik seviyenin ötesinde bulunduğu iddiasının gerçeği yansıtmadığını savundu.

İttifakın gelen darbeleri engelleyebileceğini dile getiren O’Donnell, NATO’nun hem kendisini savunacak hem de Ukrayna’ya ikmal sağlayacak miktarda hava savunma mühimmatına sahip olduğunu söyledi.

Almanya Savunma Bakanlığı da stoklar konusunda açıklama yapmaktan kaçındı.

NATO üyesi ülkelere yönelik doğrudan ve anlık bir Rus saldırısı beklenmese de The Wall Street Journal gazetesine göre CIA Direktörü John Ratcliffe bu hafta Moskova’ya giderek Rusya’yı olası bir saldırıya karşı uyardı.

Trump ise gizli tutulan bu olağan dışı seyahatin önemini önemsiz göstererek ziyaretin “yarı rutin gibi bir şey” olduğunu savundu.

Hava savunma sistemleri alanında alternatiflerin son derece kısıtlı olduğu kaydediliyor. Bu kapsamda Fransa’nın Ukrayna’ya sevkiyatını hızlandırmak istediği yeni Fransız-İtalyan ortak yapımı SAMP/T NG sistemi öne çıkıyor. Ancak bu yeni versiyonun henüz muharebe sahasında denenmediği, mevcut sürümün ise Patriot’a kıyasla daha kısa menzilli olduğu belirtiliyor.

Ayrıca her iki yetkilinin aktardığına göre ABD ordusu Avrupa’da Taktik Füze Sistemi (ATACMS) stoklarında da kritik darboğazlar bildiriyor.

Avrupa ordularının elinde Taurus ve Storm Shadow gibi seyir füzeleri bulunması sebebiyle taarruz silahlarındaki tablonun daha az gergin olduğu aktarılıyor.

Bu yıl yaklaşık 600 adet Patriot füzesi üretilmesi, 2030 yılından itibaren ise yıllık üretimin 2 bine çıkarılması hedefleniyor. NATO verilerine göre eylül ayında Almanya’da ilk Avrupa Patriot füzesi üretim tesisinin açılması, ilk teslimatların ise gelecek yılın başında yapılması planlanıyor.

Üretilen mühimmatın öncelikle aralarında Almanya, Hollanda, Romanya ve İspanya’nın yer aldığı sipariş vermiş ülkelere gitmesi öngörülüyor.

Alman Welt gazetesine konuşan RUSI uzmanı Arnold, o zamana kadar Almanya gibi ülkelerin pahalı hava savunma sistemleri satın aldıklarını ancak bunlara koyacak mühimmat bulamadıkları “gülünç” bir konumda kaldıklarını ifade etti.

Arnold, Rusya’nın hemen her gece Ukrayna’yı vururken bir NATO hedefine karşı kesintisiz bir hava harekatı yürütmesinin pek olası görünmediğini değerlendirdi.

Ukrayna’nın Rus topraklarına yönelik saldırılarının Rus hava savunmasındaki zafiyetleri ortaya çıkardığını belirten Arnold, “Rahatsız edici gerçek şu ki sahip olduğumuz muhtemelen en iyi hava savunması, Rusya’nın kendi sınırılıkları ve yetersizlikleridir” değerlendirmesinde bulundu.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

AIDA Direktörü Rayburn: Barış Kurulu Gazze’de sivilleri koruyamıyor

Yayınlanma

Uluslararası Kalkınma Kuruluşları Birliği Genel Direktörü Athena Rayburn, ABD Başkanı Trump’ın Gazze için oluşturduğu Barış Kurulu’nun sivilleri koruyamadığını ve görevinde başarısız olduğunu açıkladı. Rayburn, BM oturumunda yaptığı konuşmada tıbbi malzemelerden temel gıdalara kadar birçok insani yardımın keyfi gerekçelerle engellendiğini ve İsrail saldırılarının devam ettiğini bildirdi.

Yüzden fazla sivil toplum kuruluşunun çatı örgütü olan Uluslararası Kalkınma Kuruluşları Birliği’nin (AIDA) Genel Direktörü Athena Rayburn, ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze için kurduğu Barış Kurulu’nu görevini yerine getirememekle suçladı.

Rayburn, 26 Ağustos’ta Birleşmiş Milletler’de düzenlenen bir oturumda yaptığı konuşmada, soykırımın devam ettiği Gazze’de abluka altındaki Filistinlilerin son derece ağır şartlarla mücadele ettiğini dile getirdi.

Gazze’nin kasıtlı olarak yol açılan kıtlık ortamından büyük güçlüklerle çıktığını belirten Rayburn, insani yardımlara uygulanan ağır kısıtlamalar ve kesintisiz süren İsrail saldırıları nedeniyle sivillerin karşı karşıya olduğu tehlikelerin sürdüğünü vurguladı. Rayburn, “Artık açlıktan ölme tehlikesiyle karşı karşıya olmayan bir çocuğun bombardımanda öldürülebilmesi son derece rahatsız edici” değerlendirmesinde bulundu.

Rapor edilen hiçbir kısmi iyileşmenin salonda bulunan aktörlerin sorumluluğunu hafifletmeyeceğini ifade eden Rayburn, şu ifadeleri kullandı:

“Bu başarı değildir. Bildirilen hiçbir iyileşme, bu salonda bulunanların hâlâ taşıdığı sorumluluğu azaltmaz. Başarı; Barış Kurulu, ISF ve NCAG’nin sivillere derhal koruma sağlayıp sağlamadığıyla, uzun vadede ise Gazze’yi hukuken ulaşılması gereken sonuca taşıyıp taşımadığıyla ölçülür. Bu sonuç, İsrail’in hukuka aykırı varlığının sona ermesi ve Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkının hayata geçirilmesidir. Bu temel ölçütlere göre Barış Kurulu başarısız oluyor.”

Ateşkes planına aykırı şekilde Filistinlilere yönelik insani yardım engellerinin sürdüğüne dikkat çeken Rayburn, sahada karşılaşılan somut uygulamaları şu örneklerle aktardı:

“Koltuk değneği ve tekerlekli sandalye gibi tıbbi malzemelerin Gazze’ye girişine, hem sivil hem askeri amaçlarla kullanılabileceği gerekçesiyle defalarca izin verilmedi. Motor yağına keyfi kısıtlamalar getirildi ve bu durum fiyatların yüzde 45 artmasına yol açtı. Karpuz ve soğanlar da hiçbir zaman kamuoyuyla paylaşılmayan ‘insani yardım politikası’ kapsamına girmediği gerekçesiyle defalarca geri çevrildi.”

Rayburn’ün bu değerlendirmeleri, Gazze Şeridi genelinde soykırımın ve hastanelerdeki can kayıplarının sürdüğü bir süreçte yapıldı. Sağlık yetkilileri, İsrail’in soykırım savaşı sonucunda büyük ölçüde çökertilen sağlık altyapısı nedeniyle kriz ortamını yönetmekte zorlanıyor.

Süreç kapsamında 7 Ekim 2023 ile Trump’ın sözde barış planını başlattığı Ekim 2025 tarihleri arasında onlarca hastane İsrail saldırılarında hedef alındı, hasar gördü veya tamamen yıkıldı.

Trump’ın planının devreye sokulmasından bu yana 1300’den fazla Filistinli öldürüldü, 4 bin 300’den fazla kişi yaralandı. Tıpkı Lübnan’ın güneyinde uygulandığı gibi binlerce bina patlayıcılarla havaya uçurularak imha edildi.

İsrail ordusunun Gazze Şeridi’ne dönük hava saldırıları ve insansız hava aracı (İHA) operasyonları aralıksız sürerken kara güçleri de alandaki hakimiyetini genişletti. İsrail birlikleri halihazırda Gazze Şeridi’nin en az yüzde 70’lik bölümünü kontrolü altında tutuyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English