Diplomasi
CSIS raporu: ABD’nin mühimmat stokları hızla tükeniyor

ABD merkezli Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) tarafından yayımlanan yeni rapor, İran ile yürütülen savaşın ABD mühimmat envanterini kritik seviyelere düşürdüğünü ortaya koydu. Raporda, mevcut çatışmaların sürdürülebilirliği noktasında kısa vadeli bir risk görülmese de, özellikle Çin ile olası bir çatışma ve müttefiklere yönelik tedarik zinciri konusunda ciddi bir zafiyetin oluştuğu vurgulandı.
Washington merkezli prestijli düşünce kuruluşu Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS), Amerika Birleşik Devletleri mühimmat envanterinin güncel durumuna dair kapsamlı ve uyarıcı bir rapor yayımladı.
1962 yılında kurulan ve küresel güvenlik politikaları konusunda dünyanın en etkili analiz merkezlerinden biri olarak kabul edilen merkez, “Son Mermiler mi? İran Savaşı Ateşkesinde Kritik Mühimmatların Durumu” başlıklı çalışmasında, ABD ordusunun cephaneliklerindeki kritik boşlukları gözler önüne serdi.
Raporda, İran ile yürütülen çatışmalarda Tomahawk, Patriot ve diğer stratejik füzelerin yüksek harcama oranlarına dair raporların ortaya çıkmasıyla birlikte, ABD mühimmat envanterinin statüsüne ilişkin endişelerin yoğunlaştığı belirtildi.
CSIS analistleri, yedi ana mühimmat türü üzerinde yaptıkları incelemede, Amerika Birleşik Devletleri’nin bu savaşı her türlü makul senaryo altında sürdürmeye yetecek kadar füzesine sahip olduğunu saptadı.
Ancak raporda, “Asıl risk, gelecek yıllar boyunca devam edecek olan gelecekteki savaşlarda yatmaktadır” tespiti yapılarak, mevcut tablonun uzun vadeli stratejik planlamalar için bir tehdit oluşturduğuna dikkat çekildi.
“Mühimmat stokları savaş durumuna getiriliyor”
Kuruluşun verilerine göre, ateşkes öncesindeki 39 günlük hava ve füze harekatı boyunca Amerikan kuvvetleri, envanterdeki en pahalı ve sofistike sistemleri yoğun bir şekilde kullandı.
İncelenen yedi kritik mühimmattan dördü için Amerika Birleşik Devletleri, savaş öncesi stoklarının yarısından fazlasını tüketmiş olabilir.
Raporda, “Yedi mühimmat türü için savaş öncesi seviyelere geri dönmek, üretim hattındaki füzelerin teslim edilmesiyle bir ila dört yıl sürecektir” bilgisine yer verildi. Bu füzelerin sadece Ortadoğu için değil, aynı zamanda Batı Pasifik’te yaşanabilecek potansiyel bir çatışma için de hayati önem taşıdığı vurgulandı.
CSIS analistleri, mühimmat krizinin sadece İran savaşıyla başlamadığını, ancak bu süreçle birlikte derinleştiğini savundu.
Raporda, “İran savaşından önce bile mühimmat stokları, denk bir rakiple yapılacak bir mücadele için yetersiz görülüyordu; bu açık şimdi daha da keskinleşti ve Çin ile yapılacak bir savaşa uygun seviyelerde stok oluşturmak ek zaman alacaktır” ifadeleri kullanıldı.
Azalan envanterin, Amerika Birleşik Devletleri’nin Ukrayna ve bu sistemleri kullanan diğer müttefiklerine yönelik Patriot, Bölge Yüksek İrtifa Hava Savunması (THAAD) ve Hassas Vuruş Füzesi (PrSM) tedarikini de doğrudan etkileyeceği öngörülüyor.
“Düşük maliyetli alternatifler envanteri destekleyebilir”
Raporda, bazı kritik mühimmatlarda kıtlık yaşanmasına rağmen, birçok mühimmat türünün kabul edilebilir envanter seviyelerine sahip olduğu kabul edildi. Bu durum, en kritik füzeler azalsa veya tükense bile Amerika Birleşik Devletleri’nin mücadeleye devam edebileceği anlamına geliyor.
Kara saldırı mühimmatları için mevcut alternatiflerin çok daha ucuz olduğu, ancak aynı patlayıcı gücü sağladığı belirtildi. Maliyet farkını örneklendirmek amacıyla raporda, “Müşterek Doğrudan Taarruz Mühimmatı güdüm kiti takılmış bir bombanın maliyeti 100 bin dolardan azken, bir Müşterek Hava-Satıh Ayrılma Füzesi’nin (JASSM) maliyeti 2,6 milyon dolardır” denildi.
Her iki sistemin de yaklaşık 450 kilogramlık yükleri hassas bir şekilde hedefe ulaştırabildiği, ancak ucuz alternatiflerin menzilinin daha kısa olduğu ve bu durumun fırlatma platformlarını daha fazla tehlikeye attığı kaydedildi.
Bu mühimmatların yaygın olarak kullanılabilmesi için hava üstünlüğünün şart olduğu belirtilen analizde; Müşterek Doğrudan Taarruz Mühimmatı (JDAM), Müşterek Hava-Kara Füzesi (JAGM) ve Küçük Çaplı Bomba (SDB) gibi sistemlerin envanter durumları ve birim maliyetleri detaylandırıldı.
Raporda ayrıca, insansız hava araçlarına ve seyir füzelerine karşı koymak için geliştirilen düşük maliyetli durdurucuların önemine değinildi.
“Japonya’ya yapılacak teslimatlar gecikebilir”
CSIS raporu, yedi kritik mühimmatı iki grupta topluyor: Uzun menzilli kara saldırı sistemleri ve hava-füze savunma sistemleri. Bu mühimmatların savaşta oldukça etkili olduğu, ancak buna bağlı olarak harcama oranlarının da yüksek seyrettiği bildirildi.
Trump yönetiminin mühimmat stoklarını bir “savaş durumuna” sokmak ve üretimi artırmak için endüstri ile bir dizi anlaşma duyurduğu hatırlatılan raporda, “Başkan’ın 2027 mali yılı bütçe talebindeki büyük miktardaki mühimmat talebi, envanteri yeniden inşa etme ve genişletme aciliyetinin altını çizmektedir” tespiti yapıldı.
Ancak geçmişteki düşük siparişler nedeniyle yakın vadeli teslimatların oldukça sınırlı olduğu uyarısı yapıldı. Raporda, “Kongre talep edilen 2027 mali yılı fonlarını tahsis etse bile, bu füzelerin teslim edilmesi yıllar alacaktır” denildi.
Bu durumun uluslararası yansımaları da raporda geniş yer buldu. Özellikle Japonya’nın durumu hakkında, “Japonya’ya, İran savaşı nedeniyle 400 Tomahawk füzesinin teslimatının gecikebileceğinin söylendiği bildirildi” bilgisi paylaşıldı.
Bu durumun, Japonya’nın Çin’e karşı daha güçlü bir askeri kapasite inşa ettiği bir dönemde, ABD’nin Batı Pasifik’teki konumuna bir darbe vurduğu ifade edildi.
“Hassas Vuruş Füzesi envanterinin tamamı harcanmış olabilir”
Kara hedeflerine karşı kullanılan uzun menzilli hassas mühimmatlar, özellikle güçlü hava savunmasına ve geniş seyir ile balistik füze envanterine sahip olan Çin ile girilecek bir çatışmada paha biçilemez görülüyor.
Raporda yer alan verilere göre, ateşkes yürürlüğe girmeden önceki 39 gün içinde ABD kuvvetleri 13 binden fazla hedefi vurdu. Tomahawk füzelerinin harekatın ilk ayında 850’den fazla fırlatıldığı, ateşkes anına kadar bu sayının bini aştığı aktarıldı.
Daha yeni bir sistem olan Hassas Vuruş Füzesi (PrSM) konusundaki veriler ise daha karamsar bir tablo çiziyor.
2023 yılında teslimatları başlayan bu sistemin envanterinin oldukça kısıtlı olduğu belirtilen raporda, “Bir Ordu yetkilisinin, Hassas Vuruş Füzesi envanterinin tamamının İran savaşında harcandığını paylaştığı bildirildi, ancak diğer yetkililer envanterde hala bir miktar mühimmat kaldığını savunuyor” denildi. Bu durumun, Ukrayna gibi müttefiklerin bu füzeyi alma şansını yakın gelecekte ortadan kaldırdığı vurgulandı.
“THAAD füzeleri envanterdeki en kritik noktadır”
Hava ve füze savunma sistemleri grubunda ise Standart Füze 3 (SM-3), Standart Füze 6 (SM-6), THAAD ve Patriot sistemleri incelendi. Bu mühimmatların Batı Pasifik’te hayati öneme sahip olduğu, ancak yüksek maliyetleri ve kıtlıkları nedeniyle dronlara karşı savunma için uygun olmadıkları belirtildi.
Özellikle THAAD sistemi hakkında raporda, “Yedi kritik mühimmat arasında THAAD durdurucuları, düşük envanterleri ve alternatiflerinin olmaması nedeniyle en kritik olanıdır” değerlendirmesi yapıldı.
THAAD durdurucu füzelerinin teslimatlarının Ağustos 2023’ten bu yana yapılmadığı ve ancak Nisan 2027’ye kadar yeniden başlamasının beklendiği kaydedildi.
Ayrıca, füzelerin ötesinde, THAAD bataryalarına hedefleme verisi sağlayan radar sistemlerinin (AN/TPY-2) olası hasar veya kaybının bir yetenek açığı yaratacağı ve bunların yerine konulmasının uzun zaman alacağı uyarısı yapıldı. Raporda, Amerika Birleşik Devletleri’nin şu ana kadar sadece 13 adet radar teslim aldığı bilgisi verildi.
“Ortadoğu’da atılan her Patriot, Ukrayna için bir kayıptır”
Patriot hava savunma sistemi üzerindeki baskı, raporun en dikkat çekici kısımlarından birini oluşturuyor. Mevcut sürüm olan PAC-3 MSE füzelerinin 18 farklı ülke tarafından kullanıldığı ve bu nedenle yüksek talep gördüğü belirtildi.
Yıllık üretimin yaklaşık yarısının müttefiklere destek için gittiği hatırlatılan raporda, Ukrayna’nın da büyük bir kullanıcı olduğu ve savaş boyunca 600’den fazla füze aldığı kaydedildi.
Lockheed Martin’in yıllık üretim kapasitesini 600’den 2 bin adede çıkarmayı planladığı ancak bu artış gerçekleşene kadar ABD’nin zorlu tercihlerle karşı karşıya kalacağı ifade edildi.
Raporda, Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’nin şu sözlerine atıfta bulunuldu: “Devlet Başkanı Zelenskiy, Ortadoğu’da ateşlenen her Patriot’un, Ukrayna’nın elde edebileceği bir füze eksiği olduğuna dikkat çekti.” Bu durumun, İsviçre gibi diğer müttefikleri alternatif sistemler aramaya ittiği bildirildi.
“Teslimat süreleri dört yılı aşan bir süreci kapsıyor”
Bütçe taleplerinin fiili füzeye dönüşme sürecindeki lojistik ve endüstriyel zorluklar raporun teknik analiz kısmında ayrıntılandırıldı. Kongre’nin ödenek ayırmasından sonra bile füzelerin sahaya ulaşmasının yıllar aldığı belirtildi.
Tarihsel olarak üretim teslim süresinin yaklaşık 24 ay olduğu, ancak son yıllarda talebin kapasiteyi aşmasıyla bu sürenin 36 ay ve üzerine çıktığı saptandı.
Bütün bir partinin üretim süresi de eklendiğinde, toplam teslimat süresinin yaklaşık 52 ayı, yani dört yılı bulduğu belirtildi.
Raporda, “Birçok sistem üretim kapasitesiyle sınırlıdır, bu nedenle imalat teslim süresi daha da uzundur” denildi. Öte yandan, önceki hükümet döneminden bu yana devam eden finansman desteğinin üretim oranlarını artırdığı ve döngü süresinin kısalacağı yönünde iyimser bir not da düşüldü.
“LUCAS düşük maliyetli ve hassas saldırı imkanı sağlıyor”
Yüksek maliyetli ve düşük envanterli sistemlerin yarattığı dinamikler, uzmanları düşük maliyetli sistemler inşa etmeye yöneltti.
Raporda, ABD ordusunun İran’ın Şahid-136 dronunu kopyalayarak geliştirdiği Düşük Maliyetli Mürettebatsız Muharebe Saldırı Sistemi (LUCAS) hakkında bilgiler verildi. Yaklaşık 35 bin dolar maliyeti olan bu sistemin, yaklaşık 800 kilometrelik bir menzile sahip olduğu ancak yaklaşık 18 kilogramlık küçük bir harp başlığı taşıdığı belirtildi.
Dronlara karşı koyma konusunda ise APKWS, Roadrunner ve Coyote gibi düşük maliyetli yöntemlerin geliştirildiği, ancak ABD’nin hala yeterli sayıda ucuz durdurucuya sahip olmadığı saptandı.
Raporda, “Amerika Birleşik Devletleri ve Körfez ülkeleri, durdurma işlemlerini gerçekleştirmek için silahlı helikopterler, sabit kanatlı uçaklar ve hava-hava füzeleri kullanmıştır; bu füzelerin (AIM-120) bazılarının tanesi 1 milyon dolara mal olmaktadır” bilgisi verildi.
Ucuz bir dronu durdurmak için 1 milyon dolarlık füze kullanmanın uzun vadeli bir çözüm olmadığı vurgulandı.
“Risk, bir sonraki savaşta ortaya çıkacaktır”
CSIS raporu, mühimmat stoklarının bu kadar tükenmiş olmasına rağmen ABD’nin mevcut savaşı nasıl sürdürebildiği sorusuna da yanıt verdi. Bu durumun, savaşın ilk günlerindeki yoğun harcamanın dramatik bir şekilde düşmesinden kaynaklandığı açıklandı.
İran’ın dron ve füze saldırılarının ilk haftadan sonra yüzde 80’den fazla azaldığı, ABD’nin de kara saldırılarında pahalı sistemlerin yerine daha bol bulunan ucuz mühimmatlara geçtiği belirtildi.
Buna rağmen, azalan stokların yakın vadeli bir risk oluşturduğu yinelendi. Raporda, “Çin gibi yetenekli ve denk bir rakibe karşı yapılacak bir savaş, mühimmatı bu savaştakinden daha yüksek oranlarda tüketecektir” uyarısı yapıldı.
Savaş öncesi stokların zaten yetersiz olduğu, bugünkü seviyelerin ise gelecekteki bir çatışmada ABD operasyonlarını ciddi şekilde kısıtlayacağı savunuldu.
Sonuç olarak rapor, mevcut hükümetin “şu an içinde bulunulan savaşı kararlı bir şekilde kazanmanın, asla gerçekleşmeyebilecek gelecekteki bir savaş için kapasite saklamaktan daha önemli olduğu” teorisini benimsediğini belirtti.
İran’a yönelik saldırılar sona erdiğinde, Ortadoğu’ya gönderilen deniz varlıklarının Pasifik’e döneceği ancak mühimmat stoklarının istenilen seviyelere ulaşmasının uzun yıllar alacağı ifade edildi.
Raporda, “Mühimmat envanterleri toparlanmaya başlayacaktır, ancak tükenmiş stokları geri getirmek ve ardından istenen seviyelere ulaşmak uzun yıllar alacaktır” denilerek stratejik sabır ve endüstriyel dönüşümün gerekliliğine vurgu yapıldı.
Diplomasi
Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.
Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.
Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.
Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.
Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.
Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.
Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.
Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.
Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.
Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.
Sözcü şöyle devam etti:
“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”
Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.
Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.
Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.
Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.
Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.
Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.
JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.
Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.
“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.
Diplomasi
ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.
Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.
Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.
Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.
Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.
Çin’de bir hafta
Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.
Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.
Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.
İstihdam, enerji ve teknoloji
Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.
Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:
“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”
Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.
Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.
Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.
Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.
“Zamanlama her şeyi anlatıyor”
Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.
Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.
Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.
Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.
Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.
Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.
Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.
Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?
Diplomasi
UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.
The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.
İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.
Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.
En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.
Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.
Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.
The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.
FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.
Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.
Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.
Görüş2 hafta önceTürkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceği
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Dünya Basını5 gün önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Rusya6 gün önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Asya2 hafta önceVietnam, yerli üretim en büyük denizaltı savunma gemisinin inşasına başladı










