Avrupa
Eski Bosnalı Sırp komutan Mladiç Lahey’de öldü

Bosna Savaşı sırasında işlediği soykırım ve savaş suçlarından müebbet hapis cezasına çarptırılan eski Bosnalı Sırp komutan Ratko Mladiç, Lahey’deki cezaevi hastanesinde 83 yaşında öldü. Sırp televizyonu RTS’nin duyurduğu ölüm haberi, Mladiç’in ailesi ve Sırbistan yönetiminin tedavi amaçlı tahliye taleplerinin reddedilmesinin ardından geldi.
Bosna Savaşı döneminde Bosnalı Sırp güçlerinin komutanlığını yürüten ve soykırım suçundan hüküm giyen Ratko Mladiç, 83 yaşında Lahey’de öldü.
Sırbistan devlet televizyonu RTS’nin haberine göre geçirdiği bir dizi felcin ardından son iki yıldır cezaevi hastanesinde tedavi gören Mladiç, Nisan 2026’da yeni bir felç daha geçirdi.
Mladiç, tedavisinin Sırbistan’da sürdürülmesi için uluslararası yargı organlarına defalarca başvuruda bulundu. Benzer talepler, başta oğlu Darko olmak üzere aile üyeleri tarafından da dile getirildi.
Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vuçiç, birkaç gün önce eski generalin sağlık durumu gerekçesiyle serbest bırakılmasını ve evine dönmesine izin verilmesini talep etti ancak bu talep reddedildi.
Mayıs ayında Mladiç’in avukatları, müebbet hapis cezasının insani gerekçelerle durdurulmasını ve Belgrad’daki bir bakımevine sevk edilmesini istedi. Benzer bir talep Sırbistan Adalet Bakanı Nenad Vuyiç tarafından da gündeme getirildi.
Mladiç, Bosna-Hersek’teki savaş sırasında, 1992-1995 yılları arasında Sırp Cumhuriyeti Ordusu’nun genelkurmay başkanlığını yürüttü. Komutasındaki birlikler, 1425 gün süren Saraybosna Kuşatması’nda yer aldı. Sivillerin de hedef alındığı kesintisiz keskin nişancı ateşlerinin yaşandığı kuşatma boyunca yaklaşık 11 bin 500 kişi hayatını kaybetti.
Mladiç hakkındaki suçlamaların en kritik başlıklarından birini Srebrenitsa’da yaşananlar oluşturdu. Bosnalı Sırp ordusu, Hollandalı barış gücü birliğinin çekilmesinin ardından 11 Temmuz 1995’te kenti ele geçirdi. Kadınlar ve kız çocukları Srebrenitsa’dan çıkarılırken, kentte kalan 12 yaş ve üzeri erkekler katledildi. Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICTY) verilerine göre, birkaç gün içinde 7 bin ila 8 bin kişi öldürüldü. Srebrenitsa’daki toplu katliam, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’da işlenen en büyük suç olarak kabul ediliyor.
Mahkeme ayrıca, Mladiç’in 1995 yılında 200’den fazla BM personeli ve barış gücü askerinin rehin alınmasından sorumlu olduğunu tespit etti. Rehineler, Bosna-Hersek’in farklı yerleşim yerlerinde stratejik noktalara yerleştirilerek alıkonuldu.
Kaçış dönemi, yargılama ve günlükler
ICTY, Mladiç hakkında soykırım ve insanlığa karşı suçlardan 25 Temmuz 1995’te iddianame hazırladı. Uzun yıllar kaçak yaşayan eski general, 26 Mayıs 2011’de Sırbistan’da, Belgrad yakınlarında yakalandı ve Lahey’e iade edildi.
Lahey’deki mahkeme, 22 Kasım 2017’de Mladiç’i soykırım, insanlığa karşı suçlar ve diğer savaş suçlarından suçlu bularak müebbet hapis cezasına çarptırdı. Temyiz dairesi 8 Haziran 2021’de bu cezayı onadı.
Savaş döneminde Boşnaklara karşı takındığı sert tutumla Sırp askerler arasında tanınan Mladiç’in, 1992-1995 yılları arasında tuttuğu 18 defterden oluşan günlükleri 2010 yılında oğlunun evinde yapılan aramada ele geçirildi. Mladiç’in bu notların birinde Müslüman nüfusun tamamen yok edilmesi gerektiğinden bahsettiği belirlendi.
Avrupa
Alman sanayisinden Merz’e Çin baskısı

Alman sanayi kesimi, Şansölye Friedrich Merz’e Pekin’e karşı daha sert bir tutum sergilemesi yönünde baskılarını artırıyor.
Şirketler, Çinli rakiplerinden kaynaklandığını belirttikleri haksız rekabet sorununu çözmek için daha güçlü önlemler alınmasını talep ediyor.
Reuters’a göre Alman iş dünyası temsilcilerinin giderek artan kararlılığı, Çin’in misilleme yapmasından korktuğu için uzun süredir ticaret engellerine direnen ülkede bir dönüşüme işaret ediyor.
Berlin’in alacağı tutum, Ekim ayında blok ile Pekin arasında yapılması planlanan görüşmeler ışığında, Avrupa Birliği’nin Çin’e yönelik genel ticaret tutumunun şekillenmesine katkıda bulunacak.
Almanya’nın en büyük ticaret ortağıyla olan ticaret açığı, geçen yıl yaklaşık 22 milyar avro artarak 89,3 milyar avroya (104,05 milyar dolar) yükseldi.
Bu artış, Avrupa ülkesine yapılan ithalatın %8,8 artması ve ihracatın %9,7 düşmesi sonucu gerçekleşti.
Almanya Ticaret ve Sanayi Odası (DIHK) Dış Ticaret Başkanı Volker Treier, “Çin ile neler olup bittiğini görüşmemiz gerekiyor. Bunun sübvansiyonlara veya haksız rekabete atfedilebileceği teyit edilirse, o zaman bu bir sorundur,” dedi.
Bu endişe, özellikle Volkswagen gibi Alman otomobil üreticileri için oldukça acil bir hal aldı. Bu şirketler, Çin’de BYD gibi yerel markalar tarafından geride bırakıldıktan sonra, şimdi de Avrupa pazarında Çinli rakiplerinden gelen giderek artan rekabet ile karşı karşıya.
Merz’in koalisyon hükümeti, Çin konusunda daha sert bir üslup benimsemiş olsa da mesajları hâlâ çelişkili bir yapı sergiliyor.
Açıklamalarda iktisadi bağımlılığı azaltma çağrılarıyla, ülkenin önemli bir ortak olmaya devam ettiği konusundaki ısrar bir arada yer alıyor.
Koalisyonu içinde bu konuda bölünme belirtilerinin ortaya çıkmasının ardından Merz, Çarşamba günü yaptığı açıklamada, kabineye Avrupa Birliği ile Çin arasındaki ticaret dengesizliklerini gidermeye yönelik öneriler üzerinde çalışmasını istediğini belirtti.
Şansölye, “Alman sanayisinin de bu küresel dengesizlikler konusunda görünüşe göre fikrini değiştirdiğini görüyoruz,” diyerek, daha önce koruyucu tedbirlere karşı çıkan ama şimdi bu tutumunu yeniden gözden geçiren otomobil üreticilerini temsil eden VDA gibi derneklere işaret etti.
Siemens Energy CEO’su Christian Bruch, Haziran ayında Çin’den gelen ithalatın Avrupa ürünleri gibi muamele görmesinin “kabul edilemez” olduğunu belirterek, düzenlemelerin yürürlüğe konması ve yerel içerik kotalarının değerlendirilmesi gerektiğini ekledi.
DIHK’dan Treier ise, Dünya Ticaret Örgütü ve AB çerçevesinde Avrupa sanayisini savunmak için yeterli araçların bulunduğunu söyledi.
Treier, “Harekete geçmeye karar verdiğimizde, karar alma süreçlerimizi basitleştirmemiz ve kısaltmamız gerekiyor,” dedi.
Almanya’nın önde gelen üreticilerini temsil eden BDI, koruma önlemleri dahil olmak üzere mevcut ticaret politikası araçlarının daha hızlı uygulanmasını ve anti-damping ile anti-sübvansiyon işlemlerinde ürün gruplarının birleştirilmesi gibi metodolojik düzenlemeleri savunuyor.
BDI yönetim kurulu üyesi Wolfgang Niedermark şunları söyledi:
“Çinli tedarikçilerden gelen muazzam fiyat baskısı nedeniyle durum giderek şiddetleniyor. Çin’in alabileceği olası karşı önlemler stratejik değerlendirmelere dahil edilmeli fakat Avrupa’nın eylemlerini belirlememeli ya da nihai olarak engellememeli.”
BDI’nın tahminlerine göre, devlet sübvansiyonları ve Deutsche Bank analistlerinin avro karşısında yaklaşık %15 oranında değerinin altında olduğunu değerlendirdiği yuan, Çin’in Alman fiyatlarını %30 ila %40 oranında alt etmesine olanak tanıyor.
Çin, sanayilerini haksız bir şekilde sübvanse ettiğini veya ihracat avantajı elde etmek için değerinin altında bir para birimi kullandığını reddediyor.
Volkswagen CEO’su Oliver Blume, yakın zamanda yapılan bir kazanç açıklamasında yatırımcılara, Avrupa’nın “eşit rekabet koşulları” yaratması gerektiğini söyledi.
Çin menşeli plug-in hibrit araçlara gümrük vergisi uygulanmamasını eleştiren CEO, araçlarda Avrupa menşeli parçaların payını artırmak amacıyla tasarlanmış “Made in Europe” kuralları getirilmesini talep etti.
Çin medyası Blume’un sözlerini korumacılık çağrısı olarak yorumladıktan sonra şirket, bu açıklamalardan geri adım attı.
Bu durum, Avrupa pazar payını kaybetmekten endişe duyan ama dünyanın en büyük otomobil pazarı olan Çin ile herhangi bir ticaret savaşından da çekinen otomobil üreticilerinin içinde bulunduğu hassas denge durumunu ortaya koydu.
Mercator Çin Araştırmaları Enstitüsü’nden Jacob Gunter, Alman otomobil üreticilerinin Çin ile olan bağlarının “çok uzun bir süre boyunca son derece kârlı bir anlaşma” olduğunu ama artık durumun böyle olmadığını söyledi.
Gunter, “Çin’de, Avrupa’da ve üçüncü pazarlarda Çinli rakipler tarafından adeta eziliyorlar,” dedi.
Volkswagen, Avrupa’da hâlâ açık ara en büyük pazar payına sahip olsa da yeni girenler güç kazanıyor.
Çinli BYD, Chery ve Leapmotor, Haziran ayında 2025 yılının aynı ayına kıyasla üç ila altı kat daha fazla araç sattı.
SAIC ve Geely’nin satışları ise sırasıyla %50’nin üzerinde ve %11’in üzerinde arttı.
2024 yılında Çin’de üretilen tamamen elektrikli araçlara uygulanan AB gümrük vergilerine karşı çıkan VDA’nın bir sözcüsü, derneğin gelişmeleri takip ettiğini ve tutumunu değiştirmenin gerekli olup olmadığını analiz ettiğini belirtti.
Almanya’daki istihdamın yarısından fazlasını oluşturan geniş küçük ve orta ölçekli işletme ağını temsil eden Alman Mittelstand Derneği’nden Matthias Bianchi, “Şirketler, Çin’in olası misilleme adımları konusunda endişeli olmaya devam ediyor. Ne var ki bu arada, hiçbir şey yapmamak da bir risk haline geldi,” dedi.
Reuters’ın eline geçen 22 Mayıs tarihli bir görüş belgesine göre, Fransa, İtalya ve İspanya, bloğun ticaret savunma önlemlerini yenilemesi için baskı yapan AB ülkeleri arasında yer alıyor.
Almanya bu girişimin bir parçası olmasa da, görüşmelere yakın iki kişi, Merz’in AB ile Çin arasında Ekim ayında yapılacak görüşmeler başarısız olursa, Brüksel’in bir önlem paketi hazırlamasına destek vereceğinin sinyalini verdiğini söyledi.
Merz, Haziran ayında, “Avrupa Birliği, dünyadaki çıkarlarını etkili bir şekilde savunmak için elinde etkili araçlara sahip olmalıdır. Dünyada bir ağırlığımız var ve bunu kullanmak istiyoruz,” demişti.
Avrupa
Le Pen, patronlara harcamaları kısma sözü verdi

Marine Le Pen, gelecek yılki cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanması halinde kamu harcamalarında kapsamlı kesintiler yapma sözü verdi.
Dün yapılan ilk cumhurbaşkanlığı münazarası sırasında yedi aday, Fransa’nın yüksek borç seviyesinin nasıl ele alınacağı ve emeklilik sisteminin nasıl finanse edileceği konusunda çatıştı.
Bu da yatırımcıları tedirgin eden iktisadi konulardaki keskin ayrılıkları ortaya çıkardı.
Fransa hükümeti, GSYİH’nin yüzde 5’inden fazlasını oluşturan ve Avro bölgesindeki en yüksek bütçe açıklarından biri olan ülkenin bütçe açığını azaltmak için çaba sarf ediyor.
Önümüzdeki ilkbaharda yapılacak seçimlerde dördüncü kez cumhurbaşkanlığı yarışına giren ve yarışın favorisi konumunda olan Le Pen, Financial Times’a göre partisinin politikalarına uzun süredir şüpheyle yaklaşan şirketleri kendi tarafına çekmeye çalışırken, partisi Ulusal Birlik’in (RN) “cömert harcama” imajını silmeye çalışıyor.
Fransız siyasetçi, Fransa’nın başlıca iş dünyası lobi grubu Medef tarafından düzenlenen forumda, “Borcumuzun gidişatı konusunda son derece endişeliyim” diyerek devletin harcamaları “radikal bir şekilde” kısması gerektiğini belirtti.
Le Pen, gelir ve harcamalar arasında yasal bir denge kuran dengeli bütçe kuralı fikrini ilk kez desteklediğini söyledi ama ayrıntılara girmedi.
RN’nin, Fransa’nın 2027 bütçesi hakkındaki parlamento tartışmaları öncesinde 125 milyar avroluk bir tasarruf planı sunacağını belirten Le Pen, bu planın göçmenlere yönelik sosyal yardım kesintilerinin yanı sıra AB’ye yapılan ödemelerde de azaltımlar içereceğini söyledi.
Bu, solcu LFI’nın cumhurbaşkanı adayı Jean-Luc Mélenchon’un bu hafta yaptığı, Avrupa Merkez Bankası’nın, elinde tuttuğu Fransız borcunu iptal edip “ateşe atması” gerektiği yönündeki önerisiyle tezat oluşturuyor.
Mélenchon, tartışma sırasında bu fikrini daha da ileri götürdü ve bütçe açığını azaltmaya yönelik diğer radikal önlemler arasında şirketlere verilen tüm sübvansiyonların sonlandırılmasının da yer alabileceğini belirtti.
Le Pen ve Mélenchon’un önerileri, Édouard Philippe ve Gabriel Attal gibi rakip cumhurbaşkanlığı adayları tarafından “uygulanamaz” veya “tehlikeli” oldukları gerekçesiyle eleştirildi.
Sosyalist Parti adayı Raphaël Glucksmann, Le Pen’in mali planlarını kınayarak tüm göçün durdurulmasının ekonomiye zarar vereceğini söylediğinde, Medef üyeleri alkışladı.
Ne var ki kamuoyu yoklamaları, Le Pen’in iki turlu cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ikinci tura kalacağını sürekli olarak öngörüyor.
Son anketler, onun merkez sağ aday Philippe’i bile yenebileceğini gösteriyor.
Son günlerde yapılan anketler, Mélenchon’un da Le Pen’e karşı ikinci tura kalma potansiyeline sahip olduğunu gösteriyor.
Fakat seçim gününe hâlâ sekiz ay var ve adaylar arasında yoğun bir rekabet bulunuyor.
Le Pen, iş dünyası liderleri nezdinde, şirketlerle görüşmeler yapan ve emeklilik yaşını yükseltme gibi RN’nin bazı kilit politikalarında daha esnek görülen RN Başkanı Jordan Bardella’ya kıyasla daha az kabul edilebilir bir isim olarak görülüyor.
Konuya yakın bir kaynağın verdiği bilgiye göre, RN’nin emeklilik konusundaki tutumunu yumuşatmak ve önde gelen şirketlerle görüşmeleri kolaylaştırmak için çalışan Bardella’nın danışmanı François Durvye, Le Pen’in seçim kampanyasından ayrıldı.
Le Pen Perşembe günü emeklilik reformu konusundaki tutumunda ısrar ederek, 20 yaşından önce çalışmaya başlamış kişiler için emeklilik yaşını 60’a indirmek, diğerleri için ise 62’de bırakmak istediğini söyledi.
Attal, tartışma sırasında, “Bazılarınız hayal kırıklığına uğrayacak, ancak [iktisat politikaları konusunda] Bardella’nın yarattığı sis perdesi kesinlikle dağıldı,” dedi.
Macron’un emeklilik yaşını 64’e çıkarma girişimi geçen yıl parlamento bütçe görüşmeleri sırasında askıya alınmıştı.
Avrupa
AB, çocuklara sosyal medya yasağında geri adım atıyor

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, çocukların sosyal medya kullanımını kısıtlamayı öngören yasa tasarısını esnetmeye hazırlanıyor. Dava risklerini önlemeyi ve üye ülkeler arasındaki anlaşmazlıkları gidermeyi amaçlayan yeni taslakta, platformlara ebeveyn onayıyla erişim imkanı tanınması planlanıyor.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, reşit olmayanların sosyal medya kullanımının sınırlandırılmasına yönelik yasa tasarısını yeniden ele alıyor.
Politico’nun kaynaklara dayandırdığı haberine göre, olası hukuki ihtilafları ve ulusal hükümetlerin tepkilerini önlemek amacıyla plana kritik bir istisna eklenecek ve çocukların platformlara ebeveynlerinin onayıyla erişmesine izin verilecek.
Avrupa Birliği genelinde asgari yaş sınırına ilişkin yaklaşımlar farklılık gösteriyor. Üye ülkeler arasındaki yaş sınırı tercihleri Almanya’da 13 iken İspanya’da 16’ya kadar çıkıyor.
İlgili girişim üzerinde çalışan bir Avrupa Komisyonu yetkilisi, “Reşit olmayanların sosyal medyaya erişiminin ertelenmesi ve aksi yönde karar alan ebeveynlere esneklik tanınması hem faydalı olacak hem de temel haklarla uyum sağlayacaktır” değerlendirmesinde bulundu.
Brüksel yönetimi, yaş sınırının yanı sıra teknoloji şirketlerini çocuklarda bağımlılık yaratan uygulama tasarımlarını yeniden düzenlemeye zorlamayı amaçlıyor.
Yeni planın resmi olarak von der Leyen tarafından 16 Eylül’de Strazburg’da yapacağı konuşmada duyurulması bekleniyor.
Fransa Parlamentosu temmuz ayında, 15 yaşından küçük çocukların sosyal medyada hesap açmasını 1 Eylül’den itibaren yasaklayan ve platformlara yaş doğrulama zorunluluğu getiren bir yasa tasarısını kabul etmişti.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un güçlü destek verdiği düzenleme, ağustos ayında Fransa Anayasa Konseyi tarafından tamamen iptal edildi.
Konsey, söz konusu hükümlerin “ifade özgürlüğü ile iletişim özgürlüğüne orantısız zarar verdiği” ve “özel hayata saygı hakkını temin etmek için gereken hukuki güvenceleri sağlamadığı” gerekçesiyle yürürlüğe girmesini engelledi.
Euractiv daha önce Avrupa Komisyonunun eylül ayında çocuklar için sosyal medya kullanımına yönelik AB genelinde kısıtlamalar veya yasaklar getirme planını duyurabileceğini aktarmıştı.
Avrupa Komisyonu Başkanı von der Leyen de kısa süre sonra AB’nin benzer kısıtlamalara hazırlandığını doğrulamıştı.
Von der Leyen, 13 yaşından küçük çocukların sosyal medyayı yalnızca belirli bir süreyle ve anne, baba, vasi ya da eğitimcilerin gözetiminde kullanmalarına izin verileceğini, gençler büyüdükçe bu kısıtlamaların kademeli olarak gevşetileceğini belirtmişti.
Öte yandan, Meta’nın çocuklarda sosyal medya bağımlılığı sebebiyle eyaletlerin açtığı davalar kapsamında 18 milyar dolara kadar ödeme yapabileceği bilgisi kamuoyuna yansımıştı.
Reuters’ın haberine göre AB’nin bu girişimi, çocukları internetteki tehlikelerden korumaya dönük en kapsamlı adım niteliğini taşıyor.
Benzer tedbirleri aralarında İngiltere, Çin, Hindistan ve ABD’nin de yer aldığı 20’den fazla ülke uygulamaya koydu.
Bu tür kuralları getiren ilk ülke olan Avustralya’da yasalar, büyük platformları kapsayacak şekilde sosyal medya şirketlerine 16 yaşından küçük kullanıcıları engelleme zorunluluğu getiriyor.
Amerika1 hafta önceSteve Jobs’ı iflastan kurtaran gizli CIA anlaşması gün yüzüne çıktı
Dünya Basını1 hafta önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Görüş2 hafta önceBüyük Oyun III: Enerji ve Dolar Açlığıyla Şekillenen Yeni Dünya
Dünya Basını2 hafta önceÇin, Buz İpek Yolu yarışını kazanıyor
Söyleşi2 hafta önceEmekli Yarbay Daniel Davis Harici’ye konuştu: ABD, İran savaşını kaybetti
Görüş2 hafta önceJaponya’nın Savunma Beyaz Kitabı: Odakta Çin ve “Kapsamlı Ulusal Güç” Stratejisi Var
Rusya2 hafta önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Dünya Basını2 gün önceMilanovic uyardı: Dünya 1914 öncesine benzer bir uçurumun kenarında












