Bizi Takip Edin

Amerika

Eski CIA görevlisi Giraldi: Trump bir sosisli standını bile yönetecek kapasitede değil

Yayınlanma

Eski CIA görevlisi Philip Giraldi, Andrew Napolitano’ya verdiği mülakatta ABD Başkanı Donald Trump’ın zihinsel yeterliliğini ve etik tutumunu ele alarak, mevcut yönetimin tamamen dış etkilerin kontrolünde olduğunu belirtti.

Eski CIA görevlisi Philip Giraldi, Andrew Napolitano’nun “Judging Freedom” programında yaptığı açıklamalarda, ABD Başkanı Donald Trump’ın hem entelektüel hem de ahlaki açıdan başkanlık makamını temsil etmekten uzak olduğunu savundu.

Giraldi, Trump’ın karar alma süreçlerinin gerçeklikten kopuk olduğunu belirterek, “Onun bir sosisli standını bile yönetecek kapasitede olduğunu düşünmüyorum. Sadece onu dinlemeniz veya gece yarısı yazdığı o telaşlı mesajları görmeniz yeterli. Bu adam her türlü gerçeklikten tamamen kopmuş durumda” diye konuştu.

Giraldi, Trump’ın kendi başına fikir üretemediğini ve çevresindeki aktörlerin manipülasyonuna açık olduğunu vurguladı.

Trump’ın kararlarının arkasındaki asıl güçlere dikkat çeken Giraldi, “Eğer ona acımak isterseniz, muhtemelen kabinesindeki insanlar ve Binyamin Netanyahu gibi onu domine eden kişilerin kurbanı olduğunu söyleyebilirsiniz. Onun kafasına fikirleri sokanlar bunlar” ifadelerini kullandı.

Mülakatın girişinde ABD’nin mevcut askeri stratejilerini “saldırganlık” olarak tanımlayan Giraldi, ilan edilmemiş savaşların sıradanlaştığını ifade etti.

Hükümetin önleyici savaş adı altında yürüttüğü faaliyetlerin Amerikan halkı tarafından tepkisiz karşılandığını belirten Giraldi, “Hükümetin meşru olmayan güç kullanımına alışmış durumdayız. Özgür bir toplum geliştirmek için, güç kullanımını başlatma meselesi anlaşılmalı ve reddedilmelidir” dedi.

Trump’ın ahlaki pusulasının bulunmadığını savunan Giraldi, Başkan’ın kendi kontrolündeki hükümete 10 milyar dolarlık dava açmasını “inanılmaz bir delilik” olarak nitelendirdi.

Vergi kayıtlarının sızdırılması nedeniyle iş fırsatlarını kaybettiği iddiasıyla açılan bu davayı değerlendiren Giraldi, “Buradaki asıl mesele, patron olan başkanın, temelde kendisi için çalışan insanlara dava açmasıdır. Bu insanlar patronun ne istediğine boyun eğecekler. Trump belki 10 milyar doları alamaz ama birkaç milyar dolar alacaktır. Onu önümüzdeki üç yıl boyunca aynı tezgahı tekrar tekrar kurmaktan ne alıkoyabilir?” sözleriyle tepkisini dile getirdi.

Giraldi, mülakat boyunca İsrail’in ve Netanyahu hükümetinin ABD’nin yürütme organı üzerindeki derin etkisine defalarca vurgu yaptı.

İsrail lobisinin Beyaz Saray’ı tamamen teslim aldığını ifade eden Giraldi, “Trump tamamen İsrail lobisinin, İsrail devletinin ve o aşağılık adam Benjamin Netanyahu’nun mülkiyeti altındadır” dedi.

İftira ve Karalama ile Mücadele Birliği (ADL) Başkanı Jonathan Greenblatt’in sosyal medya, kripto paralar ve video oyunları gibi pek çok platformu 7/24 izlediklerine ve bu istihbaratı FBI ile paylaştıklarına dair açıklamalarını değerlendiren Giraldi, bu durumu özgürlüklere yönelik büyük bir tehdit olarak gördüğünü belirtti.

Giraldi, “Netanyahu’nun dokunaçları yürütme organının her yerine ulaşıyor. İsrail’in onayı olmadan neredeyse hiçbir karar alınmıyor” diye konuştu.

ADL’nin “terör halkasını çökerttik” şeklindeki iddialarının aslında savaş karşıtı ve Filistin yanlısı aktivistleri hedef aldığını belirten Giraldi, şu soruyu sordu:

“Neden Kongre’dekiler, bu kişilerin ABD’ye ve temel özgürlüklerimize zarar verirken aslında İsrail’e fayda sağlayan şeyler yaptıkları gerçeğine uyanmıyor?”

Mülakatta, uluslararası siyasetin diğer bir önemli gündem maddesi olan İngiltere Başbakanı Keir Starmer üzerindeki baskılar da ele alındı.

İngiltere’nin görevden alınan Washington Büyükelçisi Peter Mandelson’ın pedofil fuhuş şebekesi yöneticisi Jeffrey Epstein ile olan bağlarının ortaya çıkmasıyla Starmer’ın istifanın eşiğine geldiği iddiaları tartışıldı.

Giraldi, Starmer’ın da ahlaki bir kodu olmadığını savunarak, “Starmer en başından beri İsrail’in cebindeydi. Ahlaki ve etik açıdan yaşananlar bir trajedi” dedi.

Starmer’ın Parlamento’da elleri titrerken kaydedilen görüntülerini değerlendiren Giraldi, “Bu hükümetleri kimin yönettiği artık neredeyse fark etmiyor. İngiliz hükümeti Siyonistlere ve ABD’ye borçludur. Nokta. 1947’den beri bu böyledir” ifadelerini kullandı.

Giraldi, liberal demokrasilerin artık otokrasilere dönüştüğünü ve hükümetlerin halkın yararına çalışma ilkelerini kaybettiğini belirtti.

Rusya ile ABD arasındaki stratejik nükleer silahları sınırlayan Yeni START anlaşmasının gece yarısı itibarıyla sona erecek olması, mülakatın en kritik başlıklarından birini oluşturdu.

Giraldi, 1972’den bu yana ilk kez iki büyük nükleer güç arasında sınırlayıcı bir anlaşma kalmadığına dikkat çekerek, Trump yönetiminin nükleer politikasını ağır bir dille eleştirdi.

Trump’ın 2016 yılında İran nükleer anlaşmasından çekilmesini hatırlatan Giraldi, “Önünüzde duran barış imkanına sırtınızı dönüyorsunuz. İran ile nükleer politikalarının denetlendiği bir düzenleme vardı, ondan kurtulan sizdiniz. Şimdi ise İran’ın nükleer silah geliştirdiğinden şikayet ediyorsunuz, ki bu da zaten İsrail kaynaklı bir yalan. Şimdi aynısını Rusya ile yapıyorsunuz” dedi.

Giraldi, Trump’ın çevresindeki neo-muhafazakar isimlerin yeni bir silahlanma yarışını körüklediğini ve bunun tüm gezegeni yok edebilecek bir “nükleer kış” riskini beraberinde getirdiğini vurguladı.

Mülakatın sonuna doğru gelen bir habere göre, ABD ve İran arasındaki nükleer görüşmelerin cuma günü Umman’da yeniden başlayacağı bildirildi.

Başlangıçta İstanbul’da yapılması planlanan görüşmelerin, bölgedeki en az dokuz ülkenin Beyaz Saray’a yaptığı yoğun baskılar sonucu iptal edilmediği, ancak konum değişikliğine gidildiği kaydedildi.

Giraldi bu gelişmeyi olumlu karşılasa da, Trump’ın bu kararı “offshore bankalardaki varlıklarını koruma endişesiyle” almış olabileceğini dile getirdi.

Trump’ın Venezuela petrolünden elde edilen paraları Birleşik Arap Emirlikleri ve Dubai gibi yerlerdeki hesaplara aktardığını öne süren Giraldi, “Belki bu ülkeler de bu konuda biraz ağırlıklarını koymuşlardır” dedi.

Giraldi mülakatı sonlandırırken, ABD halkının uyanması ve hükümetin yönetim biçimine dair bir değişim talep etmesi gerektiğini belirterek, “Kendi çıkarlarından başka hiçbir şeyi düşünmeyen bu adamlarla ve çevrelerindeki isimlerle uğraşmak zorundayız. Artık bir değişim zamanı geldi” çağrısında bulundu.

Amerika

OpenAI, yapay zeka güvenlik kuralları konusunda Beyaz Saray ile farklı görüşte

Yayınlanma

Gelişmiş yapay zeka sistemlerinin düzenlenmesine yönelik yeni bir OpenAI önerisi, Başkan Donald Trump’ın yakın zamanda yayınladığı başkanlık kararnamesinden en az iki önemli noktada ayrılıyor.

Yeni bir politika belgesinde OpenAI, federal hükümetten gelişmiş yapay zeka modellerinin potansiyel risklerine yönelik zorunlu değerlendirmeler yapılmasını talep ediyor ama bu süreci denetleme sorumluluğunu sivil kurumlara bırakıyor.

Bu, salı günü Ulusal Güvenlik Ajansı’nın (NSA) liderliğinde siber güvenlik riskleri açısından gelişmiş yapay zeka sistemlerinin değerlendirilmesi için gönüllü bir çerçeve oluşturan yeni Beyaz Saray kararnamesinden önemli bir ayrılık teşkil ediyor.

OpenAI’ın planına göre, bu tür çabalar Ticaret Bakanlığına bağlı Ulusal Standartlar ve Teknoloji Enstitüsünün bir birimi olan Yapay Zeka Standartları ve İnovasyon Merkezi (CAISI) tarafından yönetilecek.

OpenAI’ın yeni önerisi, CEO Sam Altman’ın çarşamba günü Beyaz Saray yetkilileri ve her iki siyasi partiden önemli Kongre üyeleri ile bir dizi toplantı yapmak üzere Washington’a gelmesiyle ortaya çıktı.

Trump, yapay zeka kararnamesini imzaladı

Çarşamba sabahı gazetecilerle yaptığı bir sohbette, OpenAI’ın üst düzey yöneticisi Chris Lehane, Trump’ın yeni başkanlık kararnamesini genel olarak övdü ve bunu, şirketinin gelişmiş yapay zeka için bir düzenleyici çerçeve geliştirme çabalarının “doğrulaması” olarak nitelendirdi. 

Fakat Lehane, kendisinin, Altman’ın ve şirket içindeki diğer kişilerin, Trump yönetimi ve Kongre’yi, CAISI’ye yapay zeka değerlendirme sürecinde daha büyük bir rol vermesi için zorlayacaklarını da ima etti.

Lehane, “Ayrıca, bir yapıya dönüşen ve gerçekten bu tür sofistike testleri yapma kapasitesine sahip CAISI de var,” dedi.

OpenAI, Anthropic ve diğer önde gelen şirketlerin yeni AI modelleri hakkındaki bilgileri CAISI ile paylaşmayı zaten kabul ettiklerini belirtti.

Lehane, “Bu şirketlerle bir tür ilişki kurdular, yani bu zaten var,” diye ekledi.

NSA’in şu anda önde gelen AI şirketleriyle böyle bir ilişkisi bulunmuyor.

OpenAI yöneticisi ayrıca, şirketinin, gelişmiş AI modelleri için gizli bir “karşılaştırma” süreci geliştirme ve sürdürme yönündeki yeni Beyaz Saray planına ilişkin endişeleri olduğunu belirtti.

Bu emirdeki bir hüküm, şirketlerin yeni modellerinin ne zaman ve NSA ile diğer istihbarat kurumlarının denetimine gireceğini belirlemesini zorlaştırabilir.

Lehane, “Bence buradaki konulardan biri, yetenek eşiğine ne zaman ulaşılacağı. Bence bu, görüşmenin büyük bir bölümünü oluşturacak: bunun ne olduğuna dair bazı kriterler belirleyebilir misiniz?” diye sordu.

Lehane, Altman’ın Beyaz Saray ile yapılacak toplantılarda “kesinlikle bu konudaki fikirlerimizi ve düşüncelerimizi dile getireceğini” beklediğini söyledi.

Trump’ın yeni kararnamesinin kurumlara ayrıntıları belirlemek için 60 gün süre tanıdığını (bu da OpenAI’nin nihai sonucu şekillendirmek için zamanı olduğunu ima ediyor) ve Kongredeki kilit üyelerin de CAISI’nin AI değerlendirmeleri yapma yeteneğini güçlendirme ve genişletme planlarını değerlendirdiğini belirtti.

OpenAI yöneticisi, şirketin Washington’daki politika yapıcıları, gelişmiş sistemler geliştiren AI şirketleri için zorunlu değerlendirme süreçleri oluşturmaya zorlamayı planladığını da ekledi. 

Lehane, “Herhangi bir laboratuvarın bu kararı tek taraflı olarak alması gerektiğini düşünmüyoruz,” dedi.

Fakat Lehane, sağlam bir değerlendirme çerçevesi oluşturulana kadar daha agresif düzenlemeleri tartışmak için henüz çok erken olduğunu savunarak, AI şirketlerinin yeni modelleri piyasaya sürmeden önce hükümetten onay alması gibi potansiyel bir gereklilik de dahil olmak üzere diğer zorunlu düzenlemelerden kaçındı.

Lehane, “Ek parçaları belirlemeye başlamadan önce bu ilk adımları atmanız gerektiğini düşünüyorum,” dedi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Petrol fiyatlarındaki artış Pentagon bütçesini zorluyor

Yayınlanma

Küresel petrol fiyatlarındaki yükseliş nedeniyle 4 ila 6 milyar dolarlık bütçe açığıyla karşı karşıya kalan ABD Savaş Bakanlığı, askeri seyahat ve eğitim bütçelerinde kesintiye gidiyor. Kara Kuvvetleri onlarca eğitim programını iptal edip helikopter uçuş saatlerini düşürürken, Deniz ve Hava Kuvvetleri de Ortadoğu’daki operasyonel maliyetler sebebiyle bütçe sınırlarına yaklaşıyor.

Küresel petrol fiyatlarındaki yükseliş, ABD Savaş Bakanlığında (Pentagon) mali baskıyı artırarak bütçe planlamalarını zorlaştırıyor. Ordu genelinde oluşan bütçe açığı nedeniyle askeri eğitimlerin iptal edildiği, helikopter uçuş saatlerinin düşürüldüğü ve birliklerin seyahat faaliyetlerinin kısıtlandığı bildirildi.

ABC News’in Savaş Bakanlığı kayıtlarına dayandırdığı verilere göre, ordunun benzin ve jet yakıtı dahil 24 farklı yakıt türü için ödediği ortalama varil fiyatı, geçen yılın ekim ayında 154,14 dolar iken nisan ayında 195,72 dolara yükseldi. Altı ay içinde gerçekleşen yaklaşık yüzde 27’lik bu artış, yılda ortalama 80 milyon varil yakıt tüketen Pentagon’a bu yıl en az 1 milyar dolarlık öngörülemeyen ek mali yük getirdi.

Komutanlar, yakıt fiyatlarının yanı sıra personelin eğitim alanlarına taşınmasında kullanılan sivil akaryakıt ve ticari uçak bileti maliyetlerindeki artışla da mücadele ediyor. Bütçe baskısı nedeniyle nisan ayından bu yana birliklerin seyahatleri incelemeye alınırken, birçok birimin eğitim seyahatlerini azalttığı veya iptal ettiği belirtildi.

ABD Kara Kuvvetleri Sözcüsü Yarbay Orlando Howard, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, enerji piyasasındaki dalgalanmaların nakliye maliyetlerini doğrudan etkilediğini ifade etti. Howard, “Kritik operasyonları ve savaşa hazırlık seviyesini koruyabilmek adına personel ve ekipman seyahatlerinde tasarruf tedbirlerine öncelik veriyoruz” dedi.

Bütçe açığı askeri eğitim programlarını durdurdu

Sızan iç yazışmalar ve ABD’li yetkililerin verdiği bilgilere göre, 30 Eylül’de sona erecek mali yıl için 4 ila 6 milyar dolarlık bütçe açığıyla karşı karşıya kalan Kara Kuvvetleri, eğitim programlarında kesintiye gitti. Bütçe açığının nedenleri arasında Orta Doğu’daki operasyonlar, ABD’nin güney sınırındaki askeri misyonlar ve yaz aylarında asker sayısının iki katına çıkarılarak 5 bine ulaştırılması planlanan Washington’daki Ulusal Muhafız görevleri gösterildi.

Bu durumun bir sonucu olarak, aralarında sağlık personeli, istihkam birlikleri ve topçu sınıflarının da bulunduğu onlarca eğitim programı ve kurs iptal edildi. Helikopter uçuş saatlerinde kısıtlamaya gidilirken, iç yazışmalar birçok uçuş mürettebatının artık sadece yasal olarak zorunlu olan asgari uçuş sınırında kalabildiğini gösteriyor.

Yapılan iç değerlendirmeler, bütçe kesintilerinin önümüzdeki yıl Avrupa’ya konuşlandırılması planlanan ve Teksas’ta konuşlu 70 bin askerden oluşan 3. Zırhlı Kolordu gibi büyük birliklerin yetersiz eğitimle konuşlanmasına yol açabileceğini ortaya koyuyor. Hazırlanan raporda, etkilenen birliklerin savaş öncesi eğitim seviyesine dönmesinin bir yıldan fazla sürebileceği uyarısı yapıldı.

Deniz ve Hava Kuvvetleri de bütçe sınırlarına yaklaşıyor

Bütçe darboğazı sadece Kara Kuvvetleri ile sınırlı kalmıyor. Deniz Operasyonları Şefi Amiral Daryl Caudle, mayıs ayında Temsilciler Meclisi Silahlı Hizmetler Komitesi’ne verdiği brifingde, Orta Doğu’daki yoğun askeri varlık nedeniyle donanmanın bütçesinin temmuz veya ağustos aylarında tükenmeye başlayacağını duyurdu. Caudle, “Orta Doğu’da büyük bir deniz gücümüz var. Çok güçlü şekilde operasyon yürütüyoruz ama bunun operasyonel bir maliyeti var. Yaz aylarında bütçe tükeneceği için temmuz ayından itibaren eğitim, operasyon ve sertifikasyon süreçlerini değiştirmek zorunda kalacağım” ifadelerini kullandı.

Hava Kuvvetleri de bütçe tahminlerinin üzerinde yakıt tüketimi kaydediyor. Hava Kuvvetleri Kurmay Başkanı General Kenneth Wilsbach, mayıs ayında senatörlere yaptığı açıklamada, bölgedeki operasyonel hareketlilik sebebiyle uçakların öngörülenden yüzde 10 daha fazla yakıt tükettiğini, bunun da ek yakıt maliyeti anlamına geldiğini belirtti.

Yıllık ortalama 227 milyon galon dizel ve 2,2 milyar galon jet yakıtı tüketen Pentagon, federal hükümetin en büyük enerji tüketicisi konumunda bulunuyor. Diğer askeri birimlere kıyasla daha küçük bir ölçeğe sahip olan Deniz Piyadeleri (Marines) ise şu an için dikkate değer bir bütçe açığı yaşamadıklarını ve eğitim kesintisine gitmediklerini bildirdi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Trump, kömür sektörüne 700 milyon dolarlık yeni destek planlıyor

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, kömür santrallerini desteklemek üzere yaklaşık 700 milyon dolarlık bir kaynak aktarmak için Soğuk Savaş döneminden kalma ulusal savunma yetkilerini kullanmayı planlıyor.

Konu hakkında bilgi veren bir ABD’li yetkili, Trump’ın bugün (4 Haziran) başkanlara ulusal güvenlikle ilgili endüstriler üzerinde geniş yetki veren 1950 tarihli Savunma Üretim Yasasını yürürlüğe koyacağını duyurabileceğini söyledi.

Yetkili, bu yasa kapsamında bir düzineden fazla kömür santralinin modernizasyonu, Batı Kıyısında devasa bir kömür ihracat terminali inşa edilmesi ve yeni santrallerin inşası için kurumsal fonlarla eş finansman sağlanmasının planlandığını belirtti.

700 milyon doların yarısından fazlası 13 kömür santralinin modernizasyonuna ayrılacak, 185 milyon dolar Alaska, Maryland ve Batı Virginia’daki kömür tesisleri için kurumsal fonlara eş finansman sağlayacak ve 75 milyon dolar ise uzun süredir gündemde olan Kuzey Kaliforniya’daki West Gateway ihracat terminalini destekleyecek.

Söz konusu kişi, başkanın açıklamasını önceden bozmamak için isminin açıklanmaması şartıyla konuştu ve ayrıntıların hâlâ değişebileceği konusunda uyarıda bulundu.

Trump yönetimi, enerji tüketimi yüksek yapay zeka veri merkezlerini ayakta tutmak için iç talebi göz önünde bulundururken ve büyük fosil yakıt rezervlerine sahip yabancı rakipleri marjinalize etmeyi hedefliyor.

Fakat kömürün ABD’deki kullanımı sürekli bir düşüş eğiliminde. ABD Enerji Enformasyon İdaresine göre, bir zamanlar ABD’deki elektrik üretiminin yarısından fazlasını karşılayan kömür, son yıllarda bu oranın beşte birinin altına düştü.

Elektrik üreticileri, fosil yakıtların küresel ısınmaya olan etkisinden ve kırılgan küresel tedarik zincirlerine artan bağımlılıktan endişe duyarak, büyük ölçüde daha ucuz doğalgaza ve yenilenebilir kaynaklara geçiş yaptı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English