Bizi Takip Edin

Avrupa

Fransa ve Almanya aşırı sağ yükselirken bütçe ve savunmaya odaklandı

Yayınlanma

Almanya Başbakanı Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, iki ülkenin ortaklık gücünü göstermek amacıyla savunma, sanayi ve teknoloji alanlarında işbirliğini güçlendirme taahhüdüyle ikili görüşmeleri başlattı. Fransa’da aşırı sağcı Ulusal Birlik partisinin yükselişi ve Marine Le Pen’in cumhurbaşkanlığı adaylığı yolunun açılması, Paris ve Berlin yönetimlerini Avrupa Birliği bütçe müzakerelerini hızlandırmaya sevk ediyor.

Almanya Başbakanı Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, iki gün sürecek Fransa-Almanya görüşmelerini perşembe günü Avrupa’nın askeri, sanayi ve teknolojik gücünü tahkim etme sözüyle açtı.

Liderler, son dönemde yaşanan aksamalara rağmen kıtanın bu en kritik iki ülkesi arasındaki ortaklığın hala sonuç üretebildiğini göstermeyi hedefliyor.

Almanya Başbakanı ve Fransa Cumhurbaşkanı, cuma günü Nörvenich hava üssünde yapılacak savunma görüşmelerine liderlik ettikten sonra Köln yakınlarında bakanların da katılımıyla düzenlenecek toplantıda bir araya gelecek.

Bu buluşma, Macron’un gelecek yıl görevden ayrılmadan önce katılacağı son Fransa-Almanya bakanlar kurulu toplantısı olma özelliğini taşıyor.

Zirve, Marine Le Pen liderliğindeki aşırı sağcı Ulusal Birlik partisinin 2027 Fransa cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde anketlerde güçlü bir şekilde önde yer aldığı döneme denk geliyor.

Macron, Merz ile gerçekleştireceği çalışma yemeği öncesinde gazetecilere yaptığı açıklamada, işbirliğini Avrupa’nın “stratejik uyanışının” bir parçası olarak nitelendirerek, “İleri caydırıcılık, erken uyarı, derin darbe ve ortak kabiliyetler konularına yeni bir ivme kazandırmak istiyoruz” ifadesini kullandı.

Merz, görüşmelerin ekonomi, enerji, güvenlik ve savunma politikalarını kapsayacağını belirtti. Macron ise bu kapsamlı gündeme Ukrayna, Ortadoğu, uzay çalışmaları, yapay zeka, kuantum teknolojisi, ticaret ve Avrupa sanayisinin korunması başlıklarını ekledi.

Her iki hükümet de bu toplantıyı tamamen yeni bir program başlatmaktan ziyade, geçen yıl Fransa’nın Toulon kentinde yapılan zirvede varılan anlaşmaları ileriye taşıma çabası olarak sunuyor.

Cuma günü savunma sanayisini ve genel ikili ilişkileri kapsayan iki ortak deklarasyonun yayımlanması öngörülüyor.

Merz ve Macron arasındaki sıcak kişisel ilişki, eski Başbakan Olaf Scholz döneminde yıllarca gerilen bağların ardından, yetkililerin “Fransa-Almanya refleksi” olarak adlandırdığı mekanizmayı yeniden canlandırmaya katkı sağladı.

Merz, Fransız mevkidarıyla aralarında “derin bir kişisel bağ” olduğunu ifade ederken, Paris ve Berlin’deki yetkililer iki lider arasındaki atmosferin belirgin şekilde düzeldiğini kaydediyor.

Fransa’da yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimi, özellikle Avrupa Birliği’nin gelecek yedi yıllık bütçesi konusunda Berlin üzerindeki baskıyı artırıyor.

Almanya’nın Avrupa İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Gunther Krichbaum, perşembe günü devlet radyosuna yaptığı açıklamada, hükümetlerin “günü yakalaması” ve büyük Avrupa projelerini hızla tamamlaması gerektiğini vurguladı.

Krichbaum, “Listenin en başında elbette çok yıllı mali çerçeve yer alıyor” diyerek bütçeye işaret etti. Almanya’nın, Avrupa Birliği bütçesinin teknoloji ve inovasyona, “ancak her şeyden önce güvenlik ve savunmaya” daha fazla ağırlık vermesini istediğini sözlerine ekledi.

Avrupa Birliği bütçesini güvence altına alma ihtiyacı, geçen hafta Paris Temyiz Mahkemesinin Le Pen’in Avrupa Birliği fonlarını usulsüz kullanmaktan aldığı mahkumiyeti onaması ancak siyaset yasağı süresini kısaltarak gelecek yıl cumhurbaşkanlığına aday olmasının önünü açmasının ardından daha da acil hale geldi.

Aşırı sağcı Ulusal Birlik partisinin iktidara gelme ihtimali, birçok kesim tarafından Avrupa Birliği bütçe sürecinin hızla tamamlanması gerektiğine gerekçe gösteriliyor.

Bu adımın, Le Pen’in partisinin 2027’de göreve gelmesi halinde süreci sekteye uğratmasını engellemek amacıyla atıldığı belirtiliyor.

Bu doğrultuda Paris ve Berlin, 2026 sonuna kadar bir Avrupa Birliği bütçe anlaşmasına varma hedefini paylaşıyor. Ancak taraflar arasında önemli görüş ayrılıkları devam ediyor.

Fransa, tarım harcamalarını korurken stratejik sanayileri finanse etmek için Avrupa Birliği’ne yeni gelir kaynakları yaratılmasını istiyor.

Almanya ise Avrupa Komisyonunun bütçe önerisini çok büyük ve dengesiz buluyor; rekabet gücü, güvenlik ve savunmaya daha fazla ağırlık veren daha sade bir bütçe talep ediyor.

Liderler arasındaki dostane ilişkiye rağmen, Paris ve Berlin bir dizi önemli savunma projesinde fikir ayrılığı yaşadı. İki ülke, Berlin’in desteklediği, Paris’in ise engellemeye çalıştığı Mercosur ticaret anlaşması başta olmak üzere ticaret politikalarında da karşı karşıya geldi.

Savunma alanı, bu sıcak söylemlerin somut sonuçlar verip vermeyeceğine dair ilk sınavı teşkil edecek. İki hükümet, caydırıcılık, uzun menzilli hassas silahlar ve uydular ile kara konuşlu radarları birleştiren bir erken uyarı ağı üzerinde işbirliğini derinleştirmeyi planlıyor.

Bu girişim, Gelecek Nesil Savaş Uçağı (FCAS) programının temelini oluşturan ortak savaş uçağı projesinin tıkanmasının ardından geldi.

Buna rağmen her iki hükümet de uçakları, insansız hava araçlarını ve diğer askeri platformları birbirine bağlamayı amaçlayan geniş ağ altyapısının belirli bölümlerini korumak istiyor.

Hükümetler ayrıca, Avrupa Birliği destekli IRIS² uydu takımyıldızı, stratejik uydu frekansları ve yapay zeka güvenliği konularında anlaşmalar hazırlıyor.

Bakanlar; kuantum araştırmaları, füzyon enerjisi, hidrojen koridoru, sınır ötesi işbirliği ve gençlik değişim programlarını da masaya yatıracak.

Merz, Macron’u Elysee Antlaşması’nın kökenlerine atıfta bulunarak karşıladı. Fransa Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle’ün, 65 yıl önce Almanya’nın ilk Başbakanı Konrad Adenauer tarafından Schloss Augustusburg’da ağırlanmasının ardından bir Fransa-Almanya dostluk anlaşması önerdiğini hatırlatan Merz, mevcut liderlerin de cuma günü aynı şatoda bir araya geleceğini belirtti.

Avrupa

Polonya, Ukrayna üzerindeki Rus füzelerinin vurulmasını tartışmaya açtı

Yayınlanma

Polonya Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski, Rus füzelerinin daha sonra muhtemelen Polonya üzerinde değil, Ukrayna üzerinde vurulmasının ciddi biçimde tartışılması gerektiğini söyledi. Açıklama, Ukrayna’ya Patriot füzeleri sağlanması tartışmaları ve 30 Temmuz gecesi Polonya hava sahasında belirlenen tanımlanamayan cismin ardından yapıldı.

Polonya Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski, Ukrayna’ya Patriot füzeleri sağlanması tartışmalarını değerlendirirken Rus füzelerinin daha sonra muhtemelen Polonya üzerinde değil, Ukrayna üzerinde vurulmasının ciddi biçimde ele alınması gerektiğini söyledi.

Bankier.pl portalının aktardığına göre Sikorski, “Bu Rus füzelerini daha sonra, belki de Polonya üzerinde değil de Ukrayna üzerinde vurmanın daha iyi olup olmadığının kesin biçimde söylenip söylenemeyeceği meselesi, partiler arası siyasi mücadelenin rehinesi haline gelmemesi gereken son derece ciddi bir tartışmanın konusudur” dedi.

Polonya Dışişleri Bakanı’na göre Ukrayna’nın şu anda Rus füzelerine karşı koruması yok.

Polonya Dışişleri Bakanlığı, 31 Temmuz’da “Polonya topraklarına bir füzenin düşmesiyle bağlantılı olarak” Rusya’nın büyükelçisini çağırdı. Polonya Başbakanı Donald Tusk ise ülkenin doğusunda meydana gelen patlamanın ardından Varşova’nın “aceleci sonuçlara varmayacağını” söyledi, ancak Rusya’nın muhtemel dahli üzerinde durdu.

Tusk, “Ayrıntılı soruşturma tamamlanana kadar aceleci sonuçlara varmayalım. Tam olarak hangi mühimmatın ateşlendiğinden yüzde 100 emin olmak istiyoruz” dedi.

Rus ordusu, 30 Temmuz gecesi Kiev’de ve Ukrayna’nın batısındaki Lviv, İvano-Frankivsk ve Rivne bölgelerinde, ayrıca Odessa’da Ukrayna Silahlı Kuvvetleri için silah üreten işletmelere geniş çaplı saldırı düzenledi.

Rusya Savunma Bakanlığı, saldırıların yalnızca Ukrayna’nın askeri ve enerji tesisleriyle bunlara bağlı altyapıyı hedef aldığını vurguluyor.

Polonya komutanlığının açıklamasına göre 30 Temmuz gecesi saat 03.40’ta Polonya hava sahasında batıya doğru ilerleyen tanımlanamayan bir cisim belirlendi.

Cismi teşhis etmek ve önlemek üzere bir F-16 savaş uçağı havalandırıldı. Polskie Radio’nun aktardığına göre cisim saat 03.46’da radardan kayboldu.

Polonya’nın doğusundaki Lublin Voyvodalığı’nda güçlü bir patlama sesi duyuldu. Olay yerine giden polis ekipleri, Tarnawa-Kolonia ile Tokary yerleşimleri arasında bir çukur ve tanımlanamayan bir cisme ait dağılmış parçalar buldu.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Romanya’daki dron olayı hakkında yaptığı açıklamada, “Şu ya da bu hava aracının hangi menşeden olduğunu, o hava aracı üzerinde inceleme yapılana kadar kimse söyleyemez” dedi.

Putin, Finlandiya’ya ve Baltık ülkelerine de “Ukrayna dronlarının girdiğini” belirterek, “İlk tepki tam da şimdi Romanya’da olduğu gibiydi. Eyvah. Ruslar geliyor, Ruslar vuruyor. Sonra kısa bir süre içinde bunun Rus hava araçlarıyla hiçbir ilgisi olmadığı ortaya çıkıyordu. Bunlar Ukrayna menşeli dronlardı. Rotalarını şaşırmışlardı” diye konuştu.

Putin daha önce de Rusya’nın Avrupa’da dronlarla vurulacak hedefleri bulunmadığını ve Rusya’nın “Lizbon’a kadar uçabilen” dronlara sahip olmadığını söylemişti.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da Rusya’nın Avrupa ve NATO ülkelerine hiçbir zaman dron ya da füze yöneltmediğini söylemişti.

Lavrov, “Biz hiçbir zaman sivil hedeflere saldırmıyoruz, olaylar meydana geliyor, ancak biz hiçbir zaman gökyüzüne kasıtlı ateş açmıyoruz ve dronlarımızı ya da füzelerimizi Avrupa’da bulunan devletlere ve Kuzey Atlantik İttifakı ülkelerine hiçbir zaman yöneltmiyoruz” demişti.

Kremlin ise ABD’nin Ukrayna’ya Patriot üretim lisansı verme kararı aldığı yönündeki haberlerin ardından şu açıklamayı yapmıştı:

“Patriot’a gelince, evet, bu apaçık bir gerçek: ABD Ukrayna’ya silah ve askeri teknoloji sevkiyatını bütün hızıyla sürdürüyor. Gerçekten de böyle, bunu biliyoruz. Pembe gözlük takmıyoruz, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de bunu çok iyi biliyor.”

Okumaya Devam Et

Avrupa

Brunner: AB, sınır kontrolü konusunda komşularına güvenemez

Yayınlanma

AB Göç Komiseri Magnus Brunner, dış sınırların kontrolünün komşu ülkelerin iyi niyetine bağlı olması halinde, bloğun izinsiz göçe karşı savunmasız kalacağı uyarısında bulundu.

Brunner’in açıklamaları, Fas’tan İspanya’nın Ceuta eksklavına yönelik büyük bir göç dalgasının yaşanmasından bir hafta sonra, Avrupa Parlamentosu’nun sivil özgürlükler komitesinin olağanüstü toplantısında geldi.

Bu olay, AB’nin sınırlarını nasıl güvence altına alması gerektiği konusundaki tartışmaları yeniden alevlendirdi.

Brunner şunları söyledi:

“Son birkaç gün içinde Ceuta’da gördüklerimiz… dayanıklılığımızın ve aynı zamanda dış sınırlarımızın güvenliğinin bir sınamasıydı. Elbette komşularımızla işbirliği yapmalıyız. Fakat kontrol, tek bir komşu devletin iyi niyetine bağlı olduğu sürece, biz … savunmasız kalırız.”

Brunner, geçen hafta Ceuta’da yaklaşık 72.000 göçmenin İspanyol eksklavına zorla girmesiyle yaşanan olayları, “kaçakçılıkla mücadele etmek için güçlü ve etkili bir araca ve farklı araçlara ihtiyacımız olduğunun somut kanıtı” olarak nitelendirdi.

ABD’den İspanya’ya “göçmen istilası” tepkisi

Toplantıya katılan Ceuta Belediye Başkanı Juan Jesús Vivas, kitlesel sınır geçişi sırasında yaklaşık 100 kişinin hayatını kaybettiğini ve 3.000 ile 5.000 arasında kişinin bu eksklavda kaldığını belirtti.

Brunner, AB’nin blokla sınırı olan ülkelerin işbirliğini sağlamak için elindeki tüm etki araçlarını kullanması gerektiğini söyledi:

“Mesele, ortaklarla yapılan çalışmaları daha da güçlendirmek… Bu yasadışı göçü durdurmak, etkili geri dönüşleri sağlamak ve insanların kendi ülkelerinde doğru fırsatlara kavuşmasını sağlamak için kapsamlı ortaklıkları pekiştirerek göç diplomasisini hızlandırmamız gerekiyor.”

Brunner, AB dışı ülkelerle işbirliğinin “çünkü buradaki amaç, bu tür olayların bir daha asla yaşanmamasını sağlamak” olduğu için hayati önem taşıdığını belirtti.

Muhafazakâr Avusturyalı komisyon üyesinin partisinden arkadaşı Entegrasyon Bakanı Claudia Bauer ise perşembe günü yaptığı yazılı açıklamada, İspanyol basınına atıfta bulunarak Ceuta’da 15 Ağustos’ta “başka bir toplu geçiş girişimi” yaşanabileceği uyarısında bulundu.

“Başka bir toplu geçiş girişimi olduğuna dair haberler ışığında, İspanya Afrika’daki enklavlarında sınır korumasını derhal ve önemli ölçüde güçlendirmeli ve bu sefer sınırların aşılmayacağından emin olmalıdır.”

Okumaya Devam Et

Avrupa

CDU içinde isyan: Merz’in şansölyeliği tehlikede

Yayınlanma

Alman Şansölyesi Friedrich Merz’in partisi CDU içerisinde bir süredir kazan kaynıyor ve bir “şansölye değişimi” için harekete geçenler var.

Der Spiegel’de yer alan habere göre, partideki etkili isimler, önüne birçok fırsat gelmesine rağmen bunları kullanamayan Merz’e yönelik tepkiler artıyor.

Örneğin görüşlerine yer verilen partide etkili isimlerden biri, “Top tam penaltı noktasının üzerinde, rakip kaleci ufukta bile görünmüyor, ama Merz bir şekilde kendi kalesine gol atmayı başarıyor,” diyor.

Der Spiegel, “Görünüşe göre CDU içinde, Merz’in kendi kazdığı bu çukurdan çıkabileceğine dair pek umut kalmamış,” diyor.

Şamsölyeye yakın ve CDU’nun liderlik çevrelerinde yer alan birçok kişiyle görüşen dergi, bu isimlerin Merz’e güvenini yitirmiş bir parti tablosu çizdiğine işaret ediyor:

“Bu durum, savaş sonrası Alman tarihinde benzersizdir. 1966’da CDU Şansölyesi Ludwig Erhard kendi partisi tarafından görevden alındığında, bu aylar süren yavaş ve sinsi bir süreçti. Oysa Merz’in durumunda, otoritesinin birkaç gün içinde çöküşünü izlemek mümkün. Ve onu dibe çekenler parti arkadaşları değil, bizzat kendisi.”

CDUi, aylardır anketlerde AfD’nin gerisinde kaldığı için zaten tedirgin bir durumda. Üstüne üstlük şimdi de “Merz fiyaskosu” var.

Der Spiegel’e göre CDU’nun en üst düzey liderlik çevrelerinde bile, şansölyenin Noel’e kadar görevde kalacağına bahse girecek neredeyse kimse yok.

POLITICO’da yer alan habere göre, Merz’e yönelik kamuoyundaki eleştiriler, esas olarak kabine değişikliği sonucunda hükümetten uzaklaştırılan kişilerden geliyor. 

Öte yandan liderlik meselesi, yaz tatili olduğundan, henüz açıkça gündeme getirilmiyor.

Doğu Almanya’nın üç eyaletinde seçimler yapılacak: Saksonya-Anhalt, Berlin ve Mecklenburg-Batı Pomeranya. Anketler, CDU için bir felakete işaret ediyor.

Önde gelen bir Hıristiyan Demokrat, “Daha önce düşünülemez olan şeyler başıma geliyor. Merz bir tünelde; artık partiye ulaşamayacak. Her şey bitti,” diye mesaj atıyor.

Aynı CDU’lu, Merz’in en geç 21 Eylül’e kadar havlu atmak zorunda kalacağını ya da istifa etmeye zorlanacağını düşünüyor.

21 Eylül, Berlin ve Mecklenburg-Batı Pomeranya’daki çifte seçimin ardından gelecek pazartesi gününe işaret ediyor.

Merz’e yönelik hayal kırıklığının zirveye ulaşması şu kronolojiyi takip ediyor: 18 Temmuz Cumartesi günü, meclisteki grup başkanı Jens Spahn istifa etti.

Bundan sadece üç gün önce, Bild gazetesi aracılığıyla kamuoyuna yaptığı açıklamada, kendisi ve eşinin ABD’de bir taşıyıcı anne aracılığıyla dünyaya gelen bir oğlunu kucakladıklarını açıklamıştı.

Merz için bu, hiç beklenmedik bir fırsattı. Spahn’a hiçbir zaman güvenmemişti fakat şansölye olduğunda onu kontrol altında tutabileceğini ummuştu. 

Fakat son zamanlarda, grup başkanı Merz’in zayıf liderliğinden yararlanarak koalisyonun kilit figürlerinden biri haline gelmişti. Onsuz hiçbir şey yürümüyordu; Spahn, CDU’nun en güçlü ikinci ismi konumuna yükselmişti.

Şansölye bu durumdan hoşnut değildi ama Spahn’ın istifasıyla sorun birdenbire kendiliğinden çözüldü. Zaten bu sonbaharda kabineyi yeniden düzenlemeyi planlıyordu.

Şansölyenin kabinenin bazı üyelerinden memnun olmadığı, üstüne bir de astları ile görüşmelerinde belirli bir “kibir” sergilediği öne sürülüyor.

Örneğin Rheinland-Pfalz’taki yürütme kurulu toplantısı sırasında, CDU eyalet meclis grubunun, “asgari düzeyde karşılıklı güven ve saygı”nın artık mevcut olmadığı gerekçesiyle Merz ile olan toplantısını iptal ettiği bir mektup kamuoyuna açıklandı. Daha önce hiç böyle bir hakaret yaşanmamıştı.

Geçen hafta yapılan Başkanlık Divanı ve Yürütme Kurulu toplantıları sırasında ortamın gergin olduğu tüm katılımcılar tarafından fark edildi.

Bazıları, CDU liderinin “kendi tüneline derin bir şekilde gömülmüş olduğunu” ve “durumunun ne kadar vahim hale geldiğinin artık farkında bile olmadığını” düşünüyor.

Hatta Mainz Eyalet Başbakanı Gordon Schnieder, grubun daha sonraki raporlarına göre, başbakanı “profesyonellikten yoksun olmak” ile suçladı.

Peki şimdi ne olacak? Der Spiegel’e göre parti liderliği bu soruya cevap vermekten kaçınıyor. Küçük gruplar halinde bile hiçbir senaryo üzerinde durulmuyor:

“Felaketi davet etmek istemiyorlar. Hem de herkesin yaz tatilini iple çektiği şu anda. Şu anda kimsenin şansölye değişikliğine ihtiyacı yok. Fakat Merz’in hükümet başkanı olarak hâlâ bir geleceği olduğuna kimse inanmıyor.”

Doğu’daki seçimlerden sonra Merz’in istifaya zorlanması gerektiğini söylüyorlar. Örneğin, üç deneyimli eyalet başbakanı, şansölyeye ülke ve parti sorumluluğu nedeniyle istifa etmesi gerektiğini önerirse, Merz kesinlikle buna uyacak; en azından ekibi böyle düşünüyor. Ne var ki bundan tam olarak emin değiller.

İstifanın ardından Kuzey Ren-Vestfalya eyalet başbakanı Hendrik Wüst’ün devreye girmek zorunda kalacağı düşünülüyor. Merz’in olası halefi olarak adı geçen tek kişi o.

CSU lideri Markus Söder’in CDU tarafından kabul edilemez olduğu söyleniyor ve CSU İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt’in şansölyeliğe geçebileceği fikri ise saçma bulunuyor. Dolayısıyla görev Wüst’e düşecek.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English