Bizi Takip Edin

Diplomasi

Henry Kissinger: Çin’de rejim değişikliği hedeflememeliyiz

Yayınlanma

The Economist, 27 Mayıs’ta 100 yaşını bitirecek eski ABD Dışişleri Bakanı ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Henry Kissinger ile bir mülakat yaptı.

Devlet görevlerinin yanı sıra birçok başkana ve devlet başkanına ‘danışmanlık’ yapan Kissinger, dünyanın ABD ile Çin’in öznesi olduğu bir büyük güç hesaplaşmasına doğru gittiğini ileri sürüyor.

Her iki tarafın da birbirini ‘stratejik tehdit’ olarak gördüğünün altını çizen Kissinger, Çin ve Amerika’nın teknolojik ve ekonomik üstünlük için yoğunlaşan rekabetinden endişe duyuyor.

Yapay zekanın bu rekabeti güçlendirmesinden korkan Kissinger, “Birinci Dünya Savaşı öncesindeki klasik durumdayız,” diyor ve ekliyor: “İki tarafın da fazla siyasi taviz marjının olmadığı ve dengenin herhangi bir şekilde bozulmasının feci sonuçlara yol açabileceği bir durumdayız.”

The Economist, Vietnam savaşındaki rolü nedeniyle eski bakanın ‘savaş kışkırtıcısı’ olarak görüldüğünü hatırlatıyor ama dergiye göre Kissinger, “büyük güçler arasındaki çatışmaların önlenmesini hayatının odak noktası olarak görüyor.” Ona göre insanlığın kaderi ABD ve Çin’in iyi geçinip geçinemeyeceğine bağlı ve özellikle yapay zekanın hızlı ilerlemesinin, onlara bir yol bulmak için sadece beş ila on yıl bıraktığına inanıyor.

Çin’i anlamak

Kissinger’a göre savaştan kaçınmak için başlangıç noktası Çin’in artan huzursuzluğunu analiz etmek. Pekin’e karşı ‘uzlaşmacı’ bir tavır sergilemesiyle bilinmesine rağmen, birçok Çinli düşünürün ABD’nin inişte olduğuna ve ‘bu nedenle, tarihi bir evrimin sonucu olarak, eninde sonunda ABD’nin yerini alacaklarına’ inandıklarını kabul ediyor.

Kissinger Çin liderliğinin, Batılı politika yapıcıların küresel kurallara dayalı bir düzenden bahsetmelerine, gerçekte kastettikleri Amerika’nın kuralları ve Amerika’nın düzeni olduğu için, kızdığına inanıyor.

Çin’in yöneticileri, Batı tarafından önerilen, Çin’in ‘uslu durması halinde ona ayrıcalıklar tanınması’ şeklindeki küçümseyici pazarlıktan rahatsız. Çin’de bazıları ABD’nin kendilerine eşit davranacağını düşünmenin aptallık olduğundan şüpheleniyor.

Çin, ‘Hitlervari’ bir dünya egemenliği peşinde değil

Bununla birlikte Kissinger, ‘Çin’in hırslarının yanlış yorumlanmaması’ konusunda da uyarıyor. Washington’da, Çin’in dünya hakimiyeti istediğini düşünenler olduğunu belirten eski bakan, “Hitlervari bir anlamda dünya hakimiyeti peşinde değiller. Dünya düzenini bu şekilde düşünmüyorlar ya da hiç düşünmediler,” diyor.

“Nazi Almanyası’nda savaş kaçınılmazdı çünkü Adolf Hitler’in buna ihtiyacı vardı,” diyen Kissinger, Çin’in farklı olduğuna inanıyor. Mao Zedong’dan başlayarak pek çok Çinli liderle görüşen Kissinger, bu liderlerin ideolojik bağlılıklarından şüphe duymasa da, bu bağlılığın her zaman ‘ülkelerinin çıkarları ve yetenekleri konusunda keskin bir anlayışla birleştiği’ni kabul ediyor.

‘ABD ve Çin bir arada yaşayabilir’

Çin’in sistemini Marksist olmaktan çok Konfüçyüsçü olarak gören Kissinger, 

bu sistemin Çinli liderlere ülkelerinin ulaşabileceği maksimum güce ulaşmayı ve başarılarından dolayı saygı görmeyi öğrettiğini savunuyor. Ona göre Çinli liderler uluslararası sistemde kendi çıkarlarının nihai hakimi olarak tanınmak istiyorlar: “Eğer gerçekten kullanılabilecek bir üstünlük elde etselerdi, bunu Çin kültürünü dayatma noktasına kadar götürürler miydi? Bilemiyorum. İçgüdülerim hayır diyor…[Ama] diplomasi ve güç kombinasyonuyla böyle bir durumun ortaya çıkmasını engellemenin bizim kapasitemiz dahilinde olduğuna inanıyorum.”

Kissinger, “Çin ve ABD’nin birbirleriyle topyekûn savaş tehdidi olmadan bir arada yaşamaları mümkün mü? Ben bunun mümkün olduğunu düşündüm ve hâlâ da düşünüyorum,” diyor ama başarının garanti olmadığını da kabul ediyor. Kissinger bu nedenle, başarısızlığı sürdürebilmek için askeri açıdan güçlü olmak gerektiğini düşünüyor.

Tayvan meselesinde karşılık geri adım ihtiyacı

Donald Trump’ın ticaret konusunda Çin’den taviz kopararak ‘sert imajını şişirmek’ istediğini düşünen Kissinger, Biden yönetiminin politikada ‘liberal bir söylemle’ Trump’ın izinden gittiğini belirtiyor.

Eski bakan, Tayvan konusunda bu yolu seçmeyeceğini çünkü orada Ukrayna tarzı bir savaşın adayı yok ederek dünya ekonomisini harap edeceğini söylüyor. Ona göre savaş aynı zamanda Çin’i içeride de geriletebilir ve liderlerin en büyük korkusu içerideki karışıklıklardır.

Eski bakana göre her iki tarafın da taviz verecek fazla alanı yok ve her Çinli lider ülkesinin Tayvan’a olan bağlılığını dile getirmiştir. Fakat aynı zamanda, “işlerin şu anda aldığı şekle bakılırsa, ABD’nin başka yerlerdeki pozisyonunu zayıflatmadan Tayvan’ı terk etmesi kolay bir mesele değil.”

Kissinger, her iki tarafın da bu konuda itidalli davranması gerektiğini ve bunu Tayvan konusundaki tutumlarını değiştirmeden de yapabileceklerini savunuyor. Bu açıdan Tayvan, ‘süper güçlerin ortak bir zemin bulabilecekleri ve böylece küresel istikrarı teşvik edebilecekleri birkaç alandan ilki’ olabilir.

Kissinger ‘rejim değişikliği’ne karşı

Çin ile ticaret söz konusu olduğunda ABD yönetimini ‘şahinlerin’ ele geçirdiğini kaydeden Kissinger, ya hep ya hiç tavrının daha geniş kapsamlı yumuşama arayışları için tehdit oluşturduğunu vurguluyor. Ona göre eğer Amerika Çin ile birlikte yaşamanın bir yolunu bulmak istiyorsa, rejim değişikliğini hedeflememelidir.

Bazı Amerikalılar yenilmiş bir Çin’in ‘demokratik ve barışçıl’ olacağına inansa da Kissinger Çin’de komünizmin çökmesinin ideolojik çatışmaya dönüşen bir iç savaşa yol açmasının ve küresel istikrarsızlığı arttırmasının daha muhtemel olduğunu düşünüyor ve ekliyor: “Çin’i çözülmeye sürüklemek bizim çıkarımıza değil.” Bu durumda ABD, kendi kuyusunu kazmak yerine Çin’in de çıkarları olduğunu kabul etmek zorunda kalacaktır.

Kissinger, Ukrayna’nın bu konuda iyi bir örnek olduğunu düşünüyor.

Çin’in Ukrayna diplomasisine şans tanınmalı

Kimilerinin, Çin lideri Şi Cinping’in Ukrayna lideri Volodimir Zelenski’yi telefonla aramasını ‘boş bir jest’ olarak görmesine karşı çıkan Kissinger bunu, savaşı çevreleyen diplomasiyi karmaşıklaştıracak, ama aynı zamanda süper güçlerin karşılıklı güvenini inşa etmek için fırsat yaratabilecek ciddi bir niyet beyanı olarak görüyor.

Ukrayna savaşı nedeniyle ilk başta Rusya lideri Vladimir Putin’i suçlayan ve ‘feci bir muhakeme hatası’ yaptığını öne süren Kissinger, dikkat çekici bir biçimde Batı’nın da suçsuz olmadığını hatırlatıyor: “Ukrayna’nın NATO üyeliğini… ucu açık bırakma kararının çok yanlış olduğunu düşünüyorum.” Ona göre bu karar istikrarsızlaştırıcıydı, çünkü NATO koruması vaadinin, bunu gerçekleştirecek bir plan olmaksızın askıya alınması, bir yandan Ukrayna’yı savunmasız bırakırken, diğer yanda sadece Putin’i değil, birçok Rus’u da öfkelendirmeyi garantiledi.

Barışın toprak düzenlemeleri ile kurulma ihtimali

Kissinger, Rusya’nın 2014’te Ukrayna’dan kopardığı toprakların mümkün olduğunca çoğundan vazgeçmesini istediğini söylüyor, fakat herhangi bir ateşkeste Rusya’nın en azından Sivastopol’u elinde tutmasınun muhtemel olduğunu da kabul ediyor. Bu durumda, Rusya’nın bazı kazanımlarını kaybedip diğerlerini elinde tuttuğu böyle bir çözüm, hem memnuniyetsiz bir Rusya hem de memnuniyetsiz bir Ukrayna bırakabilir.

Bunun, gelecekteki çatışmalar için bir reçete olduğunu düşünüyor ve şöyle diyor: “Avrupalıların şu anda söyledikleri bana göre son derece tehlikeli. Çünkü Avrupalılar şöyle diyor: ‘Onları NATO’da istemiyoruz, çünkü çok riskliler. Bu nedenle onları silahlandıracağız ve onlara en gelişmiş silahları vereceğiz.’ Ukrayna’yı öyle bir noktaya kadar silahlandırdık ki, Avrupa’nın en iyi silahlanmış ve stratejik açıdan en az deneyimli liderliğine sahip ülkesi olacak.”

Kissinger’a göre Avrupa’da kalıcı bir barış tesis etmek için Batı’nın iki ‘hayal gücü sıçraması’ yapması gerekiyor. Birincisi, Ukrayna’nın NATO’ya katılması ve böylece hem Rusya’yı dizginlemesi hem de koruması. İkincisi ise Avrupa’nın istikrarlı bir doğu sınırı yaratmanın bir yolu olarak Rusya ile yakınlaşmayı tasarlaması.

Çin ile Rusya ‘doğal müttefik’ değil

Şi’nin Zelenski’yi aramasının ardından Kissinger, Çin’in Rusya ve Ukrayna arasında arabuluculuk yapmak üzere konumlanabileceğine inanıyor. ABD ve Çin’i Sovyetler Birliği ile karşı karşıya getiren politikanın mimarlarından biri olarak, Çin ve Rusya’nın birlikte iyi çalışabileceğinden şüphe duyuyor. Bu iki devletin birbirlerine karşı ‘içgüdüsel bir güvensizlik’ duyduklarını öne süren Kissinger, “Çin hakkında iyi bir şey söyleyen bir Rus liderle hiç karşılaşmadım. Ben de Rusya hakkında iyi bir şey söyleyen bir Çinli liderle hiç karşılaşmadım,” diyor ve bu iki ülkenin ‘doğal müttefik’ olmadığını savunuyor.

Çin’in Ukrayna diplomasisine ulusal çıkarlarının gereği olarak girdiğini belirten Kissinger, Rusya’nın yok edilmesine karşı çıksa da Ukrayna’nın bağımsız bir ülke olarak kalması gerektiğini kabul ettiğini söylüyor. “Hatta Ukrayna’nın NATO’ya katılma isteğini bile kabul edebilirler,” iddiasında bulunan eski bakan, Pekin’in bunu kısmet Washington ile çatışmak istemediği için yaptığını, yapabildikleri ölçüde de kendi dünya düzenlerini yarattıklarını belirtiyor.

Yapay zeka tehdidine vurgu

Kissinger’a göre Çin ve ABD’nin konuşması gereken ikinci alan ise yapay zeka. Kissinger yapay zekanın beş yıl içinde güvenlikte kilit bir faktör haline geleceğine inanıyor. Onun yıkıcı potansiyelini, matbaanın icadıyla karşılaştırıyor.

Kissinger ‘eşi benzeri görülmemiş bir yıkıcılık dünyasında yaşıyoruz’ diye uyarıyor ve ekliyor: “Askeri tarihe bakarsanız, coğrafya ve kesinlik sınırlamaları nedeniyle tüm rakiplerinizi yok etmenin hiçbir zaman mümkün olmadığını söyleyebilirsiniz. Şimdi ise hiçbir sınırlama yok. Her düşman %100 savunmasızdır.”

Kissinger, bu konuda ABD ve Çin’in birbiriyle görüşmesi ve kabiliyetleri hakkında kontrol edilebilir malzemeler temin ederek silah kontrolüne gidilebileceğini düşünüyor.

ABD için model ülke: Hindistan

Kissinger, tüm bu hedeflerin iç politika ile de birleştirilmesi gerektiğini savunuyor. Amerika için bu, ‘nasıl daha pragmatik olunacağını öğrenmeyi, liderlik niteliklerine odaklanmayı ve hepsinden önemlisi ülkenin siyasi kültürünü yenilemeyi’ içeriyor.

Kissinger, pragmatik düşünme modeli olarak Hindistan’a işaret ediyor. Eski bir Hintli üst düzey yöneticinin, dış politikanın bir ülkeyi büyük çok taraflı yapılara bağlamak yerine, sorunlara yönelik kalıcı olmayan ittifaklara dayanması gerektiğini söylediğini hatırlıyor.

Ünlü diplomat, ‘Diplomasi’ başlıklı eserinde ABD’nin tüm dış siyaset tarihinin dünyayı kendi imajında yeniden inşa etme faaliyeti olarak tanımlamıştı. Bu nedenle Kissinger’a göre Hintli yöneticinin yaklaşımı ABD’lilere ‘doğal’ gelemeyecektir. Kissinger için sorun, ahlaki ilkelerin, arzu edilen bir değişim yaratmayacak olsalar bile, çoğu zaman çıkarların önüne geçmesi. Eski bakan ‘insan hakları’nın önemli olduğunu kabul ediyor ama bunları siyasetin merkezine koymaya katılmıyor. “Sudan’da [bunları dayatmayı] denedik. Şimdi Sudan’a bakın,” diyor.

Doğru olanı yapma konusundaki aceleci ısrarın, politikanın sonuçlarını düşünememek için bir bahane haline gelebileceğini söylüyor. Kissinger, bugün dünyayı değiştirmek için güç kullanmak isteyenlerin genellikle idealistler olduğunu ve realistlerin de içgüdüsel olarak onlara katıldığını savunuyor.

Hindistan ve Japonya’nın, ABD’nin pragmatizmini geliştirme yönünde bir test olacağını düşünen Kissinger, Tokyo yönetiminin 5 yıl içerisinde nükleer silah elde etmesi durumunda ilişkilerin gerginleşeceğine inanıyor.

ABD’nin iç meselesi: Uzun erimli stratejik düşünmeden yoksunluk

ABD’nin uzun erimli stratejik düşünmeye ihtiyacı olduğunu savunan Kissinger, ülkede bir siyasi kültür, eğitim ve liderlik sorunu olduğunu düşünüyor. “Stratejik bir görüş elde etmek için ülkenize inancınızın olması gerekir,” diyen Kissinger, birçok Cumhuriyetçi gibi Amerikan eğitiminin ülkenin ‘en karanlık anlarına’ odaklanmasından endişe duyuyor ve Amerika’nın değerine ilişkin ortak algının yitirildiğine inanıyor.

Kissinger, uzun erimli stratejik düşünme sorunu çözülemezse ABD’nin başarısız olduğuna yönelik tahminlerin doğru çıkacağı uyarısında bulunuyor ve ekliyor: “Hepimiz yeni bir dünyada olduğumuzu kabul etmek zorundayız.”

Diplomasi

Aşı parasını tahsil etmek isteyen Pfizer hava sahası gelirlerine haciz koydurdu

Yayınlanma

Amerikan ilaç şirketi Pfizer, sipariş edilen Kovid-19 aşılarını teslim almayan Polonya ve Romanya’dan 2,2 milyar doları tahsil etmek için iki ülkenin hava seyrüsefer gelirlerine haciz koydurdu. Gelirleri bloke edilen hava trafik idareleri, maaş kesintileri ve acil devlet yardımlarıyla mali darboğazı aşmaya çalışıyor.

Amerikan ilaç şirketi Pfizer, sipariş edilen ancak teslim alınmayan Kovid-19 aşıları gerekçesiyle Polonya ve Romanya’dan 2,2 milyar dolar tahsil etmeye çalışıyor.

The Wall Street Journal gazetesinin aktardığına göre şirket, söz konusu meblağı alabilmek için havayolu şirketlerinin her iki ülkenin hava sahasını kullanım karşılığında ödediği seyrüsefer ücretlerine haciz koydurdu.

Pfizer, Nisan ayında sonuçlanan davalarda, Polonya ve Romanya’yı 90 milyondan fazla aşı dozunu kapsayan tedarik sözleşmelerine uymakla yükümlü kılan mahkeme kararları elde etti.

Talebin azalması üzerine sevkiyatları kabul etmeyen iki ülke, sözleşmeleri feshetme girişimine gitmişti. Şirket, bunun karşılığında Polonya’dan 1,3 milyar euro, Romanya’dan ise 600 milyon euro talep etti.

Temmuz ayında mahkeme, şirketin hava seyrüsefer gelirlerine ihtiyati haciz koymasını onayladı. Polonya ve Romanya hava trafik kurumları bu adıma karşı itiraz yoluna gitti; temyiz duruşmalarının Ekim ve Ocak aylarında yapılması kararlaştırıldı.

Söz konusu hukuki süreci pandemi döneminde ortaya çıkan “en sıra dışı davalardan biri” olarak niteleyen The Wall Street Journal, hükümetlerle ilaç devi arasındaki ihtilafın hem siyasetçilerin hem de kamuoyunun tepkisini çektiğini yazdı.

Polonya Sağlık Bakanı, şirketin talep ettiği tutarın ülkenin yıllık kanser ilacı harcamalarına denk geldiğine dikkat çekti.

Fonların dondurulması nedeniyle hava trafik idareleri ciddi mali darboğazla karşılaştı.

Polonya Hava Seyrüsefer Hizmetleri Ajansı acil devlet desteği almak zorunda kalırken, Romanya kurumu çalışan maaşlarında yüzde 20 kesintiye gitti ve tedarikçi ödemelerini yeniden düzenledi.

Pfizer cephesi ise haciz kararını, sözleşme şartlarının yerine getirilmesini amaçlayan “ölçülü ve orantılı bir adım” olarak savundu.

Merkezi New York’ta yer alan ve ana araştırma tesisi Connecticut eyaletinin Groton kentinde konumlanan Pfizer, dünyanın en büyük biyofarmasötik üreticileri arasında gösteriliyor.

Aşı ve ilaç portföyüne sahip şirket, Rusya’daki faaliyetlerini 1992 yılından bu yana sürdürüyor.

Şirketin geliştirdiği mRNA aşısının ilk adımları, Ocak 2020’de Alman BioNTech firmasının Pfizer ve Çin merkezli Fosun Pharma ile kurduğu ortaklıkla atılmıştı.

BioNTech ve Pfizer, aynı yılın Temmuz ayında ABD dahil çeşitli ülkelerden 30 bin gönüllünün katıldığı üçüncü aşama klinik denemeleri başlattı.

Kasım 2020’deki ara analiz sonuçları, aşının ikinci dozdan yedi gün sonra Kovid-19’a karşı yüzde 90’ın üzerinde koruma sağladığını ortaya koydu.

Kas içine üç hafta arayla iki doz halinde uygulanan ve uluslararası jenerik adı “tozinameran” olan aşı, piyasaya “Comirnaty” ticari markasıyla sürüldü.

İlk büyük satın alma anlaşmaları kapsamında, dönemin ABD Başkanı Donald Trump yönetimi Pfizer ile 100 milyon doz karşılığında 1,9 milyar dolarlık sözleşme imzalamış ve buna ilave 500 milyon dozluk opsiyon eklemişti.

Japonya da aynı dönemde şirketle 120 milyon dozluk aşı tedariki için uzlaşmaya varmıştı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Çin, Anthropic’in yapay zekayı yavaşlatma çağrısını ‘Soğuk Savaş’ taktiği olarak nitelendirdi

Yayınlanma

Anthropic’in CEO’sunun yapay zekâ geliştirme sürecinin yavaşlatılması çağrısında bulunduğu makale, Çin’in Global Times gazetesi tarafından bir “Soğuk Savaş oyun planı” olarak değerlendirildi.

Cumartesi günü yayımlanan ve daha sonra OpenAI CEO’su Sam Altman ile SpaceX’in kurucusu Elon Musk tarafından da desteklenen makalede Dario Amodei, ileri düzey yapay zekâ modellerinin yeteneklerinin gelişim hızını kontrol altına almayı ve giderek artan güvenlik risklerini yönetmeyi amaçlayan bir çerçeve ortaya koydu.

Anthropic’in CEO’su Amodei ayrıca ABD’ye, Çin’e yönelik çip ihracat kontrollerini güçlendirme ve Çinli yapay zekâ laboratuvarlarının gerçekleştirdiği model “damıtma” faaliyetlerine karşı daha sert önlemler alma çağrısında bulundu. Pazar günü CBS News’e konuşan Amodei, yapay zekânın ilerleyişini yavaşlatma önerisinin önündeki “en zor ikilemin”, Çin ve diğer rakip ülkelerin aynı yönde hareket etmemesi ihtimali olduğunu savundu.

Global Times ise Amodei’nin makalesinin asıl amacının, “teknolojik engeller ve düzenleyici tekeller aracılığıyla Çin’in yapay zekâ alanındaki gelişimini sınırlamaya çalışmak, Washington’un ileri teknoloji alanındaki tekelci hegemonyasını korumak ve Çin’i küresel yapay zekâ yönetişim sisteminin dışında bırakmak” olduğunu değerlendirdi.

Gazete, “Bu ‘sessiz yapay zekâ Soğuk Savaşı ikiyüzlü ve kısa görüşlüdür” ifadelerini kullanarak, Çin’in küresel yapay zekâ inovasyonundan dışlanmasının “küresel yapay zekâ gelişiminde deneme-yanılma maliyetlerini ve kontrolün kaybedilmesi riskini önemli ölçüde artıracağını” belirtti.

İki Anthropic araştırmacısının, hızla ilerleyen yapay zekânın çok da uzak olmayan bir gelecekte insanlığın yok olmasına yol açabileceği yönündeki sert uyarılarının ardından ABD’li milletvekilleri yapay zekâ sistemlerini düzenleyecek yeni kurallar getirilmesi çağrısında bulundu.

Trump ise pazar günü yapay zekânın gelişiminin yavaşlatılması yönündeki çağrıları reddederek, “çok olumsuz güçlerin” abartılı endişeler ortaya attığını söyledi.

Trump, “Yapay zekâda Çin’in önündeyiz. Dünyanın teknolojik açıdan en gelişmiş ülkesiyiz ve açıkçası bunun böyle kalmasını istiyorum. Çünkü yapay zekâyı kim kazanırsa, o kazanır” dedi.

ABD’li teknoloji liderlerinin yapay zekânın gelişiminin yavaşlatılması yönündeki çağrılarının sorulması üzerine Çin Dışişleri Bakanlığı, tüm tarafları yapay zekâ konusunda “açık, kapsayıcı ve iyi niyetli bir yaklaşımı teşvik etmeye” çağırdı.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Guo Jiakun, pazartesi günü düzenlenen günlük basın toplantısında, “Çeşitli tehditleri körüklemek, cepheleşmeye ve kötü niyetli rekabete girişmek, yalnızca yapay zekânın küresel yönetişim sürecini sekteye uğratacaktır ve hiçbir tarafın çıkarına değildir” dedi.

Kaynakların verdiği bilgiye göre ABD ve Çin, eylül ayı ortasında ileri düzey yapay zekânın güvenlik risklerini ele almak üzere görüşmeler yapmayı planlıyor. Konunun, Başkan Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Xi Jinping arasında 24 Eylül’de yapılması beklenen zirvede de gündeme gelmesi mümkün.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Ukrayna Başsavcısı Kravçenko, yolsuzluk soruşturmasının ardından ülkeyi terk etti

Yayınlanma

Ukrayna Başsavcısı Ruslan Kravçenko, bağımsız yolsuzlukla mücadele organlarının yöneticilerini suçladıktan sonra makam aracıyla yurt dışına çıktı. Görevden uzaklaştırılması istenen Kravçenko, uluslararası ortaklara ülkedeki sistemin durumunu anlatacağını savunuyor. Devlet Başkanı Zelenskiy ise savcıların da adının geçtiği yolsuzluk operasyonunun ardından Kravçenko’nun azlini talep etti.

Ukrayna Başsavcısı Ruslan Kravçenko, Telegram kanalından yaptığı açıklamada yurt dışına çıktığını duyurdu.

Kravçenko, uluslararası ortaklara Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU) ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı (SAP) gibi kurumlardaki “gerçek durum” hakkında bilgi vereceğini belirtti.

Kravçenko, yurt dışında yapacağı temaslarda söz konusu organların “denetimsiz bir nüfuz toplama eğilimi gösterdiğini, bu uygulamanın ise Ukrayna’nın devlet egemenliği, hukukun üstünlüğü ve demokratik kurumları için riskler yarattığını” aktarmayı planladığını kaydetti.

Ukrayinska Pravda gazetesi, güvenlik kaynaklarına dayandırdığı haberinde Kravçenko’nun 14 Eylül gecesi makam aracıyla ülkeden ayrıldığını yazdı.

Haberde, Başsavcının sınırı geçebilmek adına Litvanya’ya yapacağı bir resmi görevi gerekçe olarak kullandığı öne sürüldü.

Kravçenko bu adımdan hemen önce NABU Direktörü Semen Krivonos hakkında suçlama kararı imzaladığını açıklamıştı. Başsavcı, Krivonos’u “özellikle büyük miktarlarda haksız menfaat sağlamak amacıyla resmi belgelerde sahtecilik yapmakla” suçladığını duyurdu.

Kravçenko ayrıca Krivonos’a, mahkemede cezai sorumluluktan kaçmak için sahte gerekçe yaratma amacıyla “evlat edinme sürecinde usulsüzlük yapma” suçlamasının yöneltildiğini aktardı.

Başsavcı, SAP Başkanı Oleksandr Klimento’ya yakın bir isme yönelik de ayrı bir suçlama belgesi hazırladığını bildirdi.

NABU basın servisi, Kravçenko’nun suçlamalarını “bağımsız yolsuzlukla mücadele organlarına yönelik sistematik saldırıların bir devamı” olarak nitelendirdi.

Başsavcılığın bu girişimlerinin yeni olmadığını savunan kurum, asıl amacın “NABU ve SAP’ı Başsavcılık Makamı’na bağlama çabası” olduğunu kaydetti.

Siyasi mücadelelerin tarafı olmadıklarını vurgulayan NABU, Krivonos’a henüz resmi bir suçlama tebliğ edilmediğini, bu nedenle Başsavcının açıklamalarının usule ilişkin değil kamuoyunu etkilemeye dönük olduğunu savundu.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, NABU Başkanını hedef alan Kravçenko için istifanın “tek çıkar yol” olduğunu belirtti. Zelenskiy, parlamentodan (Verhovna Rada) Kravçenko’nun görevden alınması yönündeki kararı derhal onaylamasını talep etti.

Ukrayna’da başsavcılığa yolsuzluk soruşturması: Neler biliyoruz?

Kravçenko, NABU ve SAP tarafından yürütülen ve çok sayıda savcının adının karıştığı “Kartaca” operasyonu kapsamında 7 Eylül’de istifa dilekçesini vermişti.

Kararının bilinçli ve “siyasi” olduğunu söyleyen Kravçenko, “Başsavcılık makamının siyasi bir hesaplaşma aracına dönüştürülmesini istemiyorum” dedi.

Yolsuzlukla mücadele kurumları, Başsavcılık çalışanlarını dolandırıcılık amaçlı çağrı merkezlerini koruma altına alan ve mal varlığı aklayan bir suç örgütü kurmakla itham etti.

Soruşturma birimlerine göre bu yapının başında Başsavcılık birim yöneticilerinden Serhiy Kropiva yer aldı.

Kropiva, 6 Eylül’de 120 milyon grivna kefalet bedeliyle tutuklandı. Mahkemede SAP savcısı, Kropiva ile Kravçenko arasındaki bağlara değinerek; şüphelinin Başsavcının Kozin’deki evinin tadilatını finanse edip yönettiğini, eşine ABD vizesi alması için yardım sağladığını ve Madrid’deki doğum günü kutlamasını organize ettiğini öne sürdü.

Başsavcılık ofisinde aramaların yapıldığı gün Kravçenko, ismi geçen yetkilinin görevden uzaklaştırıldığını ve personelin yalan makinesine girmesi dahil geniş çaplı inceleme başlatılacağını açıklamıştı.

Zerkalo Nedeli gazetesine konuşan kaynaklar ise Kravçenko’nun bizzat bu koruma ağına dahil olabileceğini iddia etmiş, Başsavcı ise bu iddiaları reddetmişti.

Ukrayinska Pravda’nın haberinde, soruşturma kapsamında Kravçenko’nun, yardımcısı Mariya Vdoviçenko’nun ve Odessa Bölgesel Askeri İdaresi Başkanı Oleg Kiper’in adreslerinde arama yapıldığı ileri sürüldü.

Başsavcılık Sözcüsü Maryana Hayovska ise bu bilgiyi yalanlayarak Kravçenko’nun evinde ya da iş yerinde herhangi bir arama gerçekleştirilmediğini kaydetti.

Gazeteye konuşan kaynaklar, Başsavcı Yardımcısının adresindeki aramalarda NABU ve SAP yönetiminin izlendiğine işaret eden belgelerin ele geçirildiğini aktardı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English