Bizi Takip Edin

Diplomasi

Henry Kissinger: Çin’de rejim değişikliği hedeflememeliyiz

Yayınlanma

The Economist, 27 Mayıs’ta 100 yaşını bitirecek eski ABD Dışişleri Bakanı ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Henry Kissinger ile bir mülakat yaptı.

Devlet görevlerinin yanı sıra birçok başkana ve devlet başkanına ‘danışmanlık’ yapan Kissinger, dünyanın ABD ile Çin’in öznesi olduğu bir büyük güç hesaplaşmasına doğru gittiğini ileri sürüyor.

Her iki tarafın da birbirini ‘stratejik tehdit’ olarak gördüğünün altını çizen Kissinger, Çin ve Amerika’nın teknolojik ve ekonomik üstünlük için yoğunlaşan rekabetinden endişe duyuyor.

Yapay zekanın bu rekabeti güçlendirmesinden korkan Kissinger, “Birinci Dünya Savaşı öncesindeki klasik durumdayız,” diyor ve ekliyor: “İki tarafın da fazla siyasi taviz marjının olmadığı ve dengenin herhangi bir şekilde bozulmasının feci sonuçlara yol açabileceği bir durumdayız.”

The Economist, Vietnam savaşındaki rolü nedeniyle eski bakanın ‘savaş kışkırtıcısı’ olarak görüldüğünü hatırlatıyor ama dergiye göre Kissinger, “büyük güçler arasındaki çatışmaların önlenmesini hayatının odak noktası olarak görüyor.” Ona göre insanlığın kaderi ABD ve Çin’in iyi geçinip geçinemeyeceğine bağlı ve özellikle yapay zekanın hızlı ilerlemesinin, onlara bir yol bulmak için sadece beş ila on yıl bıraktığına inanıyor.

Çin’i anlamak

Kissinger’a göre savaştan kaçınmak için başlangıç noktası Çin’in artan huzursuzluğunu analiz etmek. Pekin’e karşı ‘uzlaşmacı’ bir tavır sergilemesiyle bilinmesine rağmen, birçok Çinli düşünürün ABD’nin inişte olduğuna ve ‘bu nedenle, tarihi bir evrimin sonucu olarak, eninde sonunda ABD’nin yerini alacaklarına’ inandıklarını kabul ediyor.

Kissinger Çin liderliğinin, Batılı politika yapıcıların küresel kurallara dayalı bir düzenden bahsetmelerine, gerçekte kastettikleri Amerika’nın kuralları ve Amerika’nın düzeni olduğu için, kızdığına inanıyor.

Çin’in yöneticileri, Batı tarafından önerilen, Çin’in ‘uslu durması halinde ona ayrıcalıklar tanınması’ şeklindeki küçümseyici pazarlıktan rahatsız. Çin’de bazıları ABD’nin kendilerine eşit davranacağını düşünmenin aptallık olduğundan şüpheleniyor.

Çin, ‘Hitlervari’ bir dünya egemenliği peşinde değil

Bununla birlikte Kissinger, ‘Çin’in hırslarının yanlış yorumlanmaması’ konusunda da uyarıyor. Washington’da, Çin’in dünya hakimiyeti istediğini düşünenler olduğunu belirten eski bakan, “Hitlervari bir anlamda dünya hakimiyeti peşinde değiller. Dünya düzenini bu şekilde düşünmüyorlar ya da hiç düşünmediler,” diyor.

“Nazi Almanyası’nda savaş kaçınılmazdı çünkü Adolf Hitler’in buna ihtiyacı vardı,” diyen Kissinger, Çin’in farklı olduğuna inanıyor. Mao Zedong’dan başlayarak pek çok Çinli liderle görüşen Kissinger, bu liderlerin ideolojik bağlılıklarından şüphe duymasa da, bu bağlılığın her zaman ‘ülkelerinin çıkarları ve yetenekleri konusunda keskin bir anlayışla birleştiği’ni kabul ediyor.

‘ABD ve Çin bir arada yaşayabilir’

Çin’in sistemini Marksist olmaktan çok Konfüçyüsçü olarak gören Kissinger, 

bu sistemin Çinli liderlere ülkelerinin ulaşabileceği maksimum güce ulaşmayı ve başarılarından dolayı saygı görmeyi öğrettiğini savunuyor. Ona göre Çinli liderler uluslararası sistemde kendi çıkarlarının nihai hakimi olarak tanınmak istiyorlar: “Eğer gerçekten kullanılabilecek bir üstünlük elde etselerdi, bunu Çin kültürünü dayatma noktasına kadar götürürler miydi? Bilemiyorum. İçgüdülerim hayır diyor…[Ama] diplomasi ve güç kombinasyonuyla böyle bir durumun ortaya çıkmasını engellemenin bizim kapasitemiz dahilinde olduğuna inanıyorum.”

Kissinger, “Çin ve ABD’nin birbirleriyle topyekûn savaş tehdidi olmadan bir arada yaşamaları mümkün mü? Ben bunun mümkün olduğunu düşündüm ve hâlâ da düşünüyorum,” diyor ama başarının garanti olmadığını da kabul ediyor. Kissinger bu nedenle, başarısızlığı sürdürebilmek için askeri açıdan güçlü olmak gerektiğini düşünüyor.

Tayvan meselesinde karşılık geri adım ihtiyacı

Donald Trump’ın ticaret konusunda Çin’den taviz kopararak ‘sert imajını şişirmek’ istediğini düşünen Kissinger, Biden yönetiminin politikada ‘liberal bir söylemle’ Trump’ın izinden gittiğini belirtiyor.

Eski bakan, Tayvan konusunda bu yolu seçmeyeceğini çünkü orada Ukrayna tarzı bir savaşın adayı yok ederek dünya ekonomisini harap edeceğini söylüyor. Ona göre savaş aynı zamanda Çin’i içeride de geriletebilir ve liderlerin en büyük korkusu içerideki karışıklıklardır.

Eski bakana göre her iki tarafın da taviz verecek fazla alanı yok ve her Çinli lider ülkesinin Tayvan’a olan bağlılığını dile getirmiştir. Fakat aynı zamanda, “işlerin şu anda aldığı şekle bakılırsa, ABD’nin başka yerlerdeki pozisyonunu zayıflatmadan Tayvan’ı terk etmesi kolay bir mesele değil.”

Kissinger, her iki tarafın da bu konuda itidalli davranması gerektiğini ve bunu Tayvan konusundaki tutumlarını değiştirmeden de yapabileceklerini savunuyor. Bu açıdan Tayvan, ‘süper güçlerin ortak bir zemin bulabilecekleri ve böylece küresel istikrarı teşvik edebilecekleri birkaç alandan ilki’ olabilir.

Kissinger ‘rejim değişikliği’ne karşı

Çin ile ticaret söz konusu olduğunda ABD yönetimini ‘şahinlerin’ ele geçirdiğini kaydeden Kissinger, ya hep ya hiç tavrının daha geniş kapsamlı yumuşama arayışları için tehdit oluşturduğunu vurguluyor. Ona göre eğer Amerika Çin ile birlikte yaşamanın bir yolunu bulmak istiyorsa, rejim değişikliğini hedeflememelidir.

Bazı Amerikalılar yenilmiş bir Çin’in ‘demokratik ve barışçıl’ olacağına inansa da Kissinger Çin’de komünizmin çökmesinin ideolojik çatışmaya dönüşen bir iç savaşa yol açmasının ve küresel istikrarsızlığı arttırmasının daha muhtemel olduğunu düşünüyor ve ekliyor: “Çin’i çözülmeye sürüklemek bizim çıkarımıza değil.” Bu durumda ABD, kendi kuyusunu kazmak yerine Çin’in de çıkarları olduğunu kabul etmek zorunda kalacaktır.

Kissinger, Ukrayna’nın bu konuda iyi bir örnek olduğunu düşünüyor.

Çin’in Ukrayna diplomasisine şans tanınmalı

Kimilerinin, Çin lideri Şi Cinping’in Ukrayna lideri Volodimir Zelenski’yi telefonla aramasını ‘boş bir jest’ olarak görmesine karşı çıkan Kissinger bunu, savaşı çevreleyen diplomasiyi karmaşıklaştıracak, ama aynı zamanda süper güçlerin karşılıklı güvenini inşa etmek için fırsat yaratabilecek ciddi bir niyet beyanı olarak görüyor.

Ukrayna savaşı nedeniyle ilk başta Rusya lideri Vladimir Putin’i suçlayan ve ‘feci bir muhakeme hatası’ yaptığını öne süren Kissinger, dikkat çekici bir biçimde Batı’nın da suçsuz olmadığını hatırlatıyor: “Ukrayna’nın NATO üyeliğini… ucu açık bırakma kararının çok yanlış olduğunu düşünüyorum.” Ona göre bu karar istikrarsızlaştırıcıydı, çünkü NATO koruması vaadinin, bunu gerçekleştirecek bir plan olmaksızın askıya alınması, bir yandan Ukrayna’yı savunmasız bırakırken, diğer yanda sadece Putin’i değil, birçok Rus’u da öfkelendirmeyi garantiledi.

Barışın toprak düzenlemeleri ile kurulma ihtimali

Kissinger, Rusya’nın 2014’te Ukrayna’dan kopardığı toprakların mümkün olduğunca çoğundan vazgeçmesini istediğini söylüyor, fakat herhangi bir ateşkeste Rusya’nın en azından Sivastopol’u elinde tutmasınun muhtemel olduğunu da kabul ediyor. Bu durumda, Rusya’nın bazı kazanımlarını kaybedip diğerlerini elinde tuttuğu böyle bir çözüm, hem memnuniyetsiz bir Rusya hem de memnuniyetsiz bir Ukrayna bırakabilir.

Bunun, gelecekteki çatışmalar için bir reçete olduğunu düşünüyor ve şöyle diyor: “Avrupalıların şu anda söyledikleri bana göre son derece tehlikeli. Çünkü Avrupalılar şöyle diyor: ‘Onları NATO’da istemiyoruz, çünkü çok riskliler. Bu nedenle onları silahlandıracağız ve onlara en gelişmiş silahları vereceğiz.’ Ukrayna’yı öyle bir noktaya kadar silahlandırdık ki, Avrupa’nın en iyi silahlanmış ve stratejik açıdan en az deneyimli liderliğine sahip ülkesi olacak.”

Kissinger’a göre Avrupa’da kalıcı bir barış tesis etmek için Batı’nın iki ‘hayal gücü sıçraması’ yapması gerekiyor. Birincisi, Ukrayna’nın NATO’ya katılması ve böylece hem Rusya’yı dizginlemesi hem de koruması. İkincisi ise Avrupa’nın istikrarlı bir doğu sınırı yaratmanın bir yolu olarak Rusya ile yakınlaşmayı tasarlaması.

Çin ile Rusya ‘doğal müttefik’ değil

Şi’nin Zelenski’yi aramasının ardından Kissinger, Çin’in Rusya ve Ukrayna arasında arabuluculuk yapmak üzere konumlanabileceğine inanıyor. ABD ve Çin’i Sovyetler Birliği ile karşı karşıya getiren politikanın mimarlarından biri olarak, Çin ve Rusya’nın birlikte iyi çalışabileceğinden şüphe duyuyor. Bu iki devletin birbirlerine karşı ‘içgüdüsel bir güvensizlik’ duyduklarını öne süren Kissinger, “Çin hakkında iyi bir şey söyleyen bir Rus liderle hiç karşılaşmadım. Ben de Rusya hakkında iyi bir şey söyleyen bir Çinli liderle hiç karşılaşmadım,” diyor ve bu iki ülkenin ‘doğal müttefik’ olmadığını savunuyor.

Çin’in Ukrayna diplomasisine ulusal çıkarlarının gereği olarak girdiğini belirten Kissinger, Rusya’nın yok edilmesine karşı çıksa da Ukrayna’nın bağımsız bir ülke olarak kalması gerektiğini kabul ettiğini söylüyor. “Hatta Ukrayna’nın NATO’ya katılma isteğini bile kabul edebilirler,” iddiasında bulunan eski bakan, Pekin’in bunu kısmet Washington ile çatışmak istemediği için yaptığını, yapabildikleri ölçüde de kendi dünya düzenlerini yarattıklarını belirtiyor.

Yapay zeka tehdidine vurgu

Kissinger’a göre Çin ve ABD’nin konuşması gereken ikinci alan ise yapay zeka. Kissinger yapay zekanın beş yıl içinde güvenlikte kilit bir faktör haline geleceğine inanıyor. Onun yıkıcı potansiyelini, matbaanın icadıyla karşılaştırıyor.

Kissinger ‘eşi benzeri görülmemiş bir yıkıcılık dünyasında yaşıyoruz’ diye uyarıyor ve ekliyor: “Askeri tarihe bakarsanız, coğrafya ve kesinlik sınırlamaları nedeniyle tüm rakiplerinizi yok etmenin hiçbir zaman mümkün olmadığını söyleyebilirsiniz. Şimdi ise hiçbir sınırlama yok. Her düşman %100 savunmasızdır.”

Kissinger, bu konuda ABD ve Çin’in birbiriyle görüşmesi ve kabiliyetleri hakkında kontrol edilebilir malzemeler temin ederek silah kontrolüne gidilebileceğini düşünüyor.

ABD için model ülke: Hindistan

Kissinger, tüm bu hedeflerin iç politika ile de birleştirilmesi gerektiğini savunuyor. Amerika için bu, ‘nasıl daha pragmatik olunacağını öğrenmeyi, liderlik niteliklerine odaklanmayı ve hepsinden önemlisi ülkenin siyasi kültürünü yenilemeyi’ içeriyor.

Kissinger, pragmatik düşünme modeli olarak Hindistan’a işaret ediyor. Eski bir Hintli üst düzey yöneticinin, dış politikanın bir ülkeyi büyük çok taraflı yapılara bağlamak yerine, sorunlara yönelik kalıcı olmayan ittifaklara dayanması gerektiğini söylediğini hatırlıyor.

Ünlü diplomat, ‘Diplomasi’ başlıklı eserinde ABD’nin tüm dış siyaset tarihinin dünyayı kendi imajında yeniden inşa etme faaliyeti olarak tanımlamıştı. Bu nedenle Kissinger’a göre Hintli yöneticinin yaklaşımı ABD’lilere ‘doğal’ gelemeyecektir. Kissinger için sorun, ahlaki ilkelerin, arzu edilen bir değişim yaratmayacak olsalar bile, çoğu zaman çıkarların önüne geçmesi. Eski bakan ‘insan hakları’nın önemli olduğunu kabul ediyor ama bunları siyasetin merkezine koymaya katılmıyor. “Sudan’da [bunları dayatmayı] denedik. Şimdi Sudan’a bakın,” diyor.

Doğru olanı yapma konusundaki aceleci ısrarın, politikanın sonuçlarını düşünememek için bir bahane haline gelebileceğini söylüyor. Kissinger, bugün dünyayı değiştirmek için güç kullanmak isteyenlerin genellikle idealistler olduğunu ve realistlerin de içgüdüsel olarak onlara katıldığını savunuyor.

Hindistan ve Japonya’nın, ABD’nin pragmatizmini geliştirme yönünde bir test olacağını düşünen Kissinger, Tokyo yönetiminin 5 yıl içerisinde nükleer silah elde etmesi durumunda ilişkilerin gerginleşeceğine inanıyor.

ABD’nin iç meselesi: Uzun erimli stratejik düşünmeden yoksunluk

ABD’nin uzun erimli stratejik düşünmeye ihtiyacı olduğunu savunan Kissinger, ülkede bir siyasi kültür, eğitim ve liderlik sorunu olduğunu düşünüyor. “Stratejik bir görüş elde etmek için ülkenize inancınızın olması gerekir,” diyen Kissinger, birçok Cumhuriyetçi gibi Amerikan eğitiminin ülkenin ‘en karanlık anlarına’ odaklanmasından endişe duyuyor ve Amerika’nın değerine ilişkin ortak algının yitirildiğine inanıyor.

Kissinger, uzun erimli stratejik düşünme sorunu çözülemezse ABD’nin başarısız olduğuna yönelik tahminlerin doğru çıkacağı uyarısında bulunuyor ve ekliyor: “Hepimiz yeni bir dünyada olduğumuzu kabul etmek zorundayız.”

Diplomasi

Zelenskiy ile gerilim yaşayan Kliçko görevden alma ihtimaline rest çekti

Yayınlanma

Kiev Belediye Başkanı Vitaliy Kliçko, Ukrayna yönetiminin kendisini görevden alma girişimlerine karşı mücadele edeceğini belirterek çatışma sürecinde yaklaşık 300 belediye başkanının uzaklaştırıldığını hatırlattı.

Kiev Belediye Başkanı Vitaliy Kliçko, Ukrayna yönetiminin kendisini herhangi bir şekilde görevden alma girişimine boyun eğmeyeceğini ve böyle bir durumda mücadele edeceğini söyledi.

BBC’ye mülakat veren Kliçko, “Beni görevden alırlarsa mücadele ederim” ifadesini kullandı.

Kiev yönetiminin Ukrayna yasalarına bağlı kaldığını belirten Kliçko, yerel topluluğun temsilcisi sıfatıyla başkent sakinlerinin çıkarlarını savunacağını dile getirdi.

Gelecekteki seçimlere işaret eden Kliçko, “Gelecek seçimler yapılır, başka insanlar gelir, buyursunlar. Buna topluluğun kendisi karar verir. Her kent sakininin, kendi çıkarlarını kimin savunacağını kendisinin belirlemek istediğine inanıyorum; yukarıdan birilerinin topluluğu yönetmesi için paraşütle birini atamasını değil. Demokrasi tam da budur” dedi.

Kliçko’nun bu çıkışının öncesinde, 17 Ekim günü yüzlerce Kievli belediye başkanının istifasını talep eden bir gösteri düzenledi.

Kamu yayıncısı Suspilne Kiev tarafından paylaşılan görüntülerde, belediye binası önünde toplanan protestocuların iki saat boyunca istifa sloganları attığı görüldü.

Eylemi “kurgulanmış” ve “sipariş üzerine yapılmış” olarak nitelendiren Kliçko, çatışma süreci boyunca görevden alınan yaklaşık 300 diğer belediye başkanı gibi kendisinin de bu yolla makamından uzaklaştırılmak istendiğini savundu.

Kliçko, Haziran 2014’ten bu yana Kiev Belediye Başkanlığı görevini yürütüyor; 2015 ve 2020 yıllarındaki seçimlerde de yeniden bu göreve seçildi.

Zelenskiy ile enerji altyapısı üzerinden başlayan gerginlik sürüyor

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile Kliçko arasındaki anlaşmazlık son günlerde kamuoyu önünde karşılıklı suçlamalarla görünür hale geldi.

Fransız Le Monde gazetesinin 14 Ekim tarihli haberine göre iki lider, başkentin enerji altyapısının kış mevsimine hazırlanması konusunda açıkça karşı karşıya geldi.

Zelenskiy, enerji tesislerinin korunmasına dönük adımların hayata geçirilmesinde geç kalındığı gerekçesiyle Kiev yönetimini eleştirdi.

Ukrayna Devlet Başkanı, başkentin kışa hazırlık seviyesinin sınır ve cephe hattındaki bölgelerden bile daha kötü durumda olduğunu savundu.

Bu eleştirileri “temelsiz” olarak tanımlayan Kliçko ise Devlet Başkanlığı Ofisi’nin yerel özyönetimi ortadan kaldırmayı ve kendisini şehir yönetiminden uzaklaştırmayı amaçladığını öne sürdü.

Ekim ayı başında kış mevsimi öncesinde Kiev’in hayatta kalma moduna geçtiğini duyuran Kliçko, kentin su şebekesindeki olası bir aksamanın son derece büyük ölçekli bir krize yol açabileceği uyarısını yapmıştı.

Kliçko, kışa hazırlık kapsamında başkentte yedek ısıtma sistemlerinin kurulduğunu; yakıt, gıda ve içme suyu stoklarının oluşturulduğunu aktardı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Trump, Musk’tan Ukrayna için Starshield sınırlamasını kaldırmasını istedi

Yayınlanma

Wall Street Journal’ın haberine göre ABD Başkanı Trump’ın SpaceX yöneticisi Elon Musk’ı arayarak askeri Starshield sistemindeki yavaşlatmayı kaldırmasını istemesinin ardından, Ukrayna ordusunun uydu iletişiminde toparlanma görüldü. Terminallerin saatte 60 kilometre hıza ulaştığında dahi kesilmesiyle insansız hava aracı operasyonlarında aksamalar yaşandı.

ABD Başkanı Donald Trump, SpaceX’in kurucusu Elon Musk ile bir telefon görüşmesi yaparak uydu internet ağı Starlink’in askeri sürümü Starshield üzerindeki kısıtlamaların Ukrayna için kaldırılmasını istedi.

The Wall Street Journal’ın (WSJ) haberine göre ABD’li ve Ukraynalı yetkililer, telefon görüşmesinden kısa bir süre sonra, 22 Ekim’de sistemin daha kararlı çalışmaya başladığını aktardı.

Ukraynalı bazı temsilciler altyapının henüz tam kapasiteye ulaşmadığını, ancak bağlantının terminallerin daha yüksek hareket hızlarında kısıtlama dönemine kıyasla daha verimli çalıştığını kaydetti.

Yetkililerin paylaştığı bilgilere göre Trump, görüşmede hız sınırının sürmesinden duyduğu rahatsızlığı Musk’a iletti.

Gazete, söz konusu yavaşlatma yüzünden Ukrayna ordusuna ait bazı insansız hava araçlarının görevlerini eksiksiz yerine getiremediğini yazdı.

ABD’li yetkililer ayrıca Trump’ın bir hafta boyunca yardımcılarına ve müttefiklerine Starlink’teki hız kesintisini sonlandırmak istediğini söylediğini aktardı.

Terminal hızı sınırlandırılınca cephedeki İHA operasyonları aksadı

İletişim kısıtlamalarına dair ilk haberler 14 Ekim gecesi gündeme geldi. Ukrayna Savunma Bakanının eski danışmanı Serhiy Sternenko, terminaller saatte 160 kilometreden daha hızlı hareket ettiğinde bağlantının koptuğunu açıkladı.

Sternenko daha sonra kısıtlamaların sertleştiğini duyurarak ordudan gelen verilere göre bağlantının artık saatte 60 ila 70 kilometre hızda dahi kesildiğini belirtti.

Financial Times’ın Ukraynalı yetkililer ve askerlere dayandırdığı haberine göre yaşanan aksaklıklar; insansız hava araçlarının yönetimini, cephedeki birliklerin ikmalini ve geri hatlardaki hedeflere yönelik saldırıları zorlaştırdı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, 16 Ekim’de Starlink altyapısının kısmen toparlandığını duyurdu.

Brüksel’deki basın toplantısında konuşan Zelenskiy, eski hız parametrelerine kademeli olarak dönüldüğünü fakat Ukrayna ordusuna yönelik sınırlandırmaların henüz tamamen kalkmadığını ifade etti.

Gelişmeler üzerine Rusya cephesinden de açıklama geldi. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, 14 Ekim’de yaptığı açıklamada, “Starlink gibi parlak teknolojilerin askeri amaçlarla hiç kullanılmaması daha iyi olurdu” diyerek sistemin ordunun hizmetine sunulmasına karşı olduklarını bildirdi.

Kısıtlama talimatının kaynağına dair çelişkili açıklamalar yapıldı

Musk, Starshield üzerindeki kısıtlamalara ilişkin sorumluluğu reddetti. Sistemin mülkiyetinin ve yönetiminin ABD hükümetine ait olduğunu belirten Musk, kullanım koşullarını da Washington’ın belirlediğini dile getirdi.

Ticari Starlink ağını SpaceX’in işlettiğini hatırlatan girişimci, bu hizmetin taarruz amaçlı askeri operasyonlar için tasarlanmadığını savundu.

Reuters’a konuşan iki ABD’li yetkili, Pentagon’a Starlink ile ilgili talimatın Beyaz Saray’dan gittiğini ileri sürdü.

Öte yandan üst düzey bir Amerikalı yetkili, Trump’ın şahsen böyle bir emir vermediğini savundu. The Telegraph gazetesi ise kısıtlamaları başlatan kişinin Musk olduğunu öne sürdü; kaynaklardan biri Trump’ın bu öneriyi kabul etmesiyle kısıtlamanın Pentagon tarafından devreye sokulduğunu aktardı.

20 Ekim’de WSJ, kaynaklarına dayanarak Musk’ın Ukrayna’daki Starshield faaliyetini durdurma yönünde bizzat emir verdiğini, ardından Musk ile Trump’ın kararı telefonda ele aldığını yazdı.

Trump, 16 Ekim’de yaptığı açıklamada kendisinin veya Musk’ın kısıtlamalarla bağı bulunduğu iddialarını reddetti. Trump, “Kimin yaptığını bilmiyorum, en azından ben değilim. Elon’ın da olduğunu pek sanmıyorum” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise 18 Ekim’de ABD’nin Starlink’i yavaşlatma yönünde bir talimat vermediğini ve hızın yeniden sağlandığını savundu.

Rubio ayrıca Ukrayna’nın Starshield sistemine erişimi olmadığını, sistemin Kiev tarafından kullanımı konusunun halen müzakere edildiğini öne sürdü.

Karar ABD Kongresinde de yankı buldu. Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi Üyesi Brian Fitzpatrick, Washington yönetiminin parmağı olduğunun kanıtlanması halinde ilgili kurumların bütçesini durdurmaya çalışacağını belirtti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Barrack: Şara, İsrail ile normalleşmek istiyor

Yayınlanma

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın İsrail ile ilişkileri normalleştirmek istediğini belirtti.

Aynı zamanda İsrail’in Suriye’deki askeri operasyonlarına son verilmesi çağrısında bulunarak, Washington’un bu operasyonları durdurmak için müdahale edip etmemesi gerektiğini sorguladı.

Katar’ın Doha kentinde düzenlenen Küresel Güvenlik Forumu’nda konuşan Barrack, Şara’nın zorlu koşulları iyi idare ettiğini ve hükümetinin bir tehdit oluşturmadığını İsrail’e temin etmeye çalıştığını söyledi.

“Bence Cumhurbaşkanı Şara, çok zor koşullar altında çok iyi bir iş çıkardı,” diyen Barrack, Suriye liderinin İsrail’e ilettiğini düşündüğü mesajı şöyle aktardı: “Ben saldırgan değilim, İsrail ile bir sorunum yok, İsrail ile ilişkilerin normalleşmesini istiyorum.”

Barrack ayrıca İsrail’i Suriye’deki operasyonlarını durdurmaya çağırırken, ABD’nin bu operasyonları sona erdirmek için müdahale edip etmemesi gerektiği konusunda belirsizliğini dile getirdi:

“Bunu [İsrail’in Suriye’deki eylemlerini] durdurmanın zamanı geldi. ABD’nin bunu durdurmak için müdahale etme zamanının gelip gelmediğini bilmiyorum.”

İsrail, 8 Aralık 2024’te Beşar Esad’ın devrilmesinin ardından Suriye’deki askeri operasyonlarını yoğunlaştırdı. İsrail güçleri, Golan Tepeleri boyunca uzanan askerden arındırılmış “tampon bölgeye” girdi ve Şeyh Dağı’nın (Hermon) Suriye tarafında mevzilenirken, İsrail bu konuşlandırmayı geçici bir güvenlik önlemi olarak nitelendirdi.

İsrail’in hava saldırıları ayrıca ülke genelindeki askeri tesisleri ve silah depolarını da hedef aldı.

Barrack, bir zamanlar düşman olarak görülen grupların yeni siyasi ve güvenlik yapılarına nasıl dahil edilebileceğinin bir örneği olarak Suriye’deki siyasi geçiş sürecini gösterdi.

ABD’li diplomat, “Bir zamanlar yabancı terör örgütü olarak nitelendirilen Nusra’yı ele alabilirsiniz; 8 Aralık’ta yaşanan dönüşümün ardından bugün pek çok kişi bu örneği ‘işte bir model’ diye değerlendiriyor,” dedi.

Nusra Cephesi, Suriye iç savaşı sırasında ortaya çıkan ve El Kaide’ye bağlılık yemini ettikten sonra bu ağdan ayrıldığını ilan eden bir cihatçı gruptu. Örgüt, başta ABD ve BM olmak üzere birçok ülke ve kurum tarafından “terörist” kabul ediliyordu.

Grubun lideri Ahmed Şara (Ebu Muhammed el-Colani), daha sonra Esad’ı deviren saldırıyı yöneten Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) başına geçti.

Barrack ayrıca, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Suriye ulusal ordusuna entegrasyonunu, daha önce pek çok kişinin olası görmediği bir sonuç olarak gösterdi.

ABD’li, “Hiç kimse, bu Kürt oluşumu olan SDG’yi ulusal bir orduya yeniden entegre edebileceğinizi düşünmemişti, ama bu gerçekleşti,” dedi.

Şam ile Kürt liderliğindeki güçler, 10 Mart 2025 tarihinde SDG’nin askeri ve sivil kurumlarını Suriye devletine entegre etmek üzere bir anlaşma imzalamıştı.

Fakat entegrasyon şartları ve bölgedeki özyönetimin geleceği konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle anlaşmanın uygulanmasında gecikmeler yaşandı.

Bununla birlikte Barrack, Washington’un geniş bölgede gerçekleşen ve kendisinin “23 rejim değişikliği” olarak nitelendirdiği olaylara müdahalesine atıfta bulunarak, ABD’nin Orta Doğu’daki önceki müdahalelerinin etkinliği konusunda şüphelerini dile getirdi.

“Ne zaman müdahale etmeye, bir kişiyi ya da rejimi değiştirmeye çalışsak, bu bir hata olmuş gibi görünüyor,” diyen Barrack ayrıca Yemen’deki ABD müdahalesinin değerini de sorgulayarak, bunu görünüşe göre “anlamsız” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English