Bizi Takip Edin

Asya

Hindistan, Modi ve Epstein bağlantısı üzerine

Yayınlanma

ABD Adalet Bakanlığı tarafından kamuoyuna sunulan belgeler, pedofil fuhuş şebekesi yöneticisi Jeffrey Epstein’in, 2017 yılında Hindistan ile İsrail ilişkilerinin süratle ivme kazandığı bir dönemde, kapalı kapılar ardında oynadığı “nüfuz simsarlığı” rolüne dair detayları ifşa etmiş oldu.

Epstein, Hindistan Başbakanı Narendra Modi’ye yakınlığıyla bilinen Hintli bir milyarder ile eski İsrail Başbakanı Ehud Barak arasında, bir Hint Başbakanı’nın İsrail’e yapacağı ilk ziyaret öncesinde köprü vazifesi gördü. Bu temastan günler sonra, söz konusu milyarder Anil Ambani, Delhi ziyaretinin akabinde Epstein’e haber uçurarak; “Yüksek Makam”ın, Ambani’nin “Jared ve Bannon ile ivedilikle görüşmesi” için Epstein’den yardım talep ettiğini iletmiş ve Modi’nin Trump ile yapacağı müstakbel görüşme hususunda da “destek” rica etti.

Modi’nin 2017’deki o tarihi İsrail ziyareti, bu üç ülke arasında filizlenmekte olan ilişkilerin hız kazanmasına vesile oldu. Ziyaretin ardından Epstein, gönderdiği bir e-postada, Modi’nin “ABD Başkanı’nın menfaati uğruna İsrail’de raks edip şakıdığını” belirterek bu durumu kutlamış.

Hindistan Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada ise şu ifadelere yer verildi: “Sözde Epstein dosyalarından çıkan ve Başbakan ile kendisinin İsrail ziyaretine atıfta bulunan bir e-posta mesajına dair haberleri görmüş bulunuyoruz. Başbakan’ın 2017 Temmuz’undaki resmi İsrail ziyareti bir vakıa olmakla birlikte; e-postadaki diğer imalar, hüküm giymiş bir suçlunun, tiksintiyle reddedilmeyi hak eden süfli hezeyanlarından öte bir anlam taşımamaktadır.”

Gelgelelim, Hindistan hükümetinin değinmediği husus şuydu: Modi’nin yakın çevresindeki isimler, geniş bir diplomatik ve iktisadi yelpazede, Epstein ile “güvenilir bir aracı” sıfatıyla uzun süredir teşrik-i mesai içindeydi.

16 Mart 2017 tarihinde, Narendra Modi’nin BJP (Hindistan Halk Partisi) hükümetiyle sıkı bağları olan Hintli milyarder Anil Ambani, Epstein’e bir mesaj göndererek; “Yüksek Makam”ın, Hint Başbakanı’nın yaklaşmakta olan resmi ziyareti öncesinde, Donald Trump’ın yakın çevresindeki kıdemli figürlerle irtibat kurmak adına yardımını talep ettiğini bildirdi.

Ambani, Epstein’e şu mesajı yazdı: “Selam. Delhi’deydim. Yüksek Makam, Jared ve Bannon ile ivedilikle görüşmem hususunda yardımınızı arzuluyor. Lütfen yol gösterin. Başbakan’ın Donald ile görüşmek üzere Mayıs ayında DC’ye gitmesi muhtemel. Bu konuda da destek lazım.” Epstein ve Ambani, akabinde görüşmek üzere bir zaman belirlediler. Birkaç mesaj sonra Ambani, “Her zamanki gibi teşekkürler” yazdı. Epstein’in cevabı kısaydı: “Komik.”

Takip eden aylarda, Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin gerçekleştirdiği iki kritik resmi ziyaret -ilki Trump ile ilk buluşması, ikincisi ise görevdeki bir Hint Başbakanı’nın İsrail’e yaptığı ilk seyahat- Hindistan-İsrail ilişkilerinin seyrini değiştirecekti.

Adalet Bakanlığı’nın Epstein ile ilgili yayımladığı yeni belge yığınına göre; Epstein, bu üç ülke arasındaki pazarlık süreçlerinde doğrudan bir aracı rolü üstlenmişti.

Temmuz 2017’de Narendra Modi, İsrail’e resmi ziyarette bulunan ilk Hint Başbakanı olarak tarihe geçti. Bu hamle, Arap ülkelerine ve Filistin davasına duyulan “saygı” gereği İsrail ile ilişkileri on yıllardır büyük ölçüde gizli kapaklı yürüten Hint dış politikasından net bir kopuş anlamına geliyordu.

Bu seyahat, bölgede siyasi değişim rüzgarlarının sert estiği bir döneme denk düştü. Haftalar evvel Modi, Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile ilk kez bir araya gelmişti; o sıralarda Trump, ABD’nin İsrail ve Körfez’deki Arap rejimleriyle bağlarını derinleştiriyor, Hindistan ise Çin’i çevrelemeye yönelik ABD Hint-Pasifik stratejisi için kilit bir ortak olarak kendini konumlandırmaya çalışıyordu.

Modi’nin Tel Aviv’e gerçekleştirdiği ve İsrailli liderlerle alışılmadık derecede samimi şahsi diyaloglara sahne olan bu ziyareti, kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Bu durum, Hindistan’ın bilhassa savunma, teknoloji ve istihbarat işbirliği alanlarında ABD-İsrail-Hindistan stratejik mihverini alenen benimsediğinin sarih bir işareti olarak okundu.

Bu esnada, ziyaret öncesinde Hint, İsrail ve ABD elitleri arasında “bağlayıcı doku” vazifesi gören Epstein’in, gelişmeleri yakından takip ettiğini e-postalar gösteriyor.

Modi’nin tarihi İsrail ziyaretini tamamladığı 6 Temmuz 2017 tarihinde, keyfi yerinde olan Epstein; Katar eski Başbakanı Hamad bin Casim bin Cabir es-Sani ile bağlantılı olduğu geçmiş haberlerde belirtilen ve e-postalarda Jabor Y. olarak tanımlanan bir şahsa şunları yazdı: “Hindistan Başbakanı Modi tavsiyeyi dinledi; ABD Başkanı’nın menfaati uğruna İsrail’de raks edip şakıdı. Birkaç hafta önce görüşmüşlerdi… İŞE YARADI. !”

Aynı gün Epstein, İsrail’de derin yatırımları bulunan Ambani’ye de şu mesajı attı: “Sizin adamların performansı hem zekiceydi hem de iyi icra edildi. İyi iş.”

Dalai Lama’nın Epstein’ın evinde ne işi vardı?

Aslına bakılırsa Epstein; BJP elitiyle yakın bağları olan iş insanı Ambani ile düzenli irtibat halindeydi. E-postalar, iki adamın toplantılar ayarladığını, siyasi gelişmeleri tartıştığını ve ABD’deki muhtemel siyasi atamaların etkilerini değerlendirdiğini gösteriyor.

2017 ziyaretine giden aylarda Epstein, Ambani’ye, eski İsrail Başbakanı Ehud Barak’ın iletişim bilgilerini e-posta ile gönderdiğini yazdı. 5 Mart’ta Epstein, ikili arasında bir görüşme ayarlamayı teklif etti. 11 Mart’ta ise Epstein, Ambani’ye, Barak’ın Hintli iş adamıyla görüşmek üzere Paris’e uçacağını bildirdi.

Ambani, dönemin Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande ile yiyeceği akşam yemeği sebebiyle Barak ile Paris’teki planlı görüşmeyi ertelemek zorunda kalacağını ilettiğinde, Epstein cevap yazdı: “Ehud görüşmek için uçuyordu. Onu iptal edeyim mi?”

Ambani cevapladı: “İptal et.”

9 Mart’ta Epstein, Ambani ile NATO Genel Sekreteri arasında hususi bir akşam yemeği organize etmeyi de teklif etti. “Şayet NATO’nun başı ile baş başa bir akşam yemeği istersen organize ederim ama ben katılmam” diye mesaj attı.

12 Mart’ta Epstein, Ambani’ye şu mesajı geçti: “Büyükelçinize söyledim, bu mesele şu an öncelikli değil. Bu hafta Suudilerle görüşme var.” Ambani yanıtladı: “Tamam, teşekkürler.”

14 Mart’ta Epstein, Ambani’ye tekrar mesaj atarak, Hyatt Otelleri’nin milyarder yönetim kurulu başkanı Tom Pritzker ile tanışması gerektiğini, zira onun “aileden biri” olduğunu söyledi. Epstein ayrıca Pritzker’in, Washington D.C.’deki Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nin (CSIS) başkanı olduğunu ekledi.

Epstein şöyle devam etti: “Nisan ayı keyifli geçecek. 5 Mayıs’ta Dışişleri Bakanları için organize ettiğim akşam yemeğinde o da (Pritzker) bulunacak; BM büyükelçilerinin çoğu orada olacak. (Sen de davetlisin). Sana davetli listesini göndereceğim, kimin yanına oturmak istediğini söyle. Sonrasında Himalayalar’a yürüyüşe (trekking) gidiyor… Ona sizin tanışmanız gerektiğini söyledim.”

Ambani, “Tamam. Listeyi bekliyorum” diye yanıtladı.

Birkaç gün sonra Epstein, Pritzker’in Ambani için “bir görüşmeye değeceğini” tekrar vurguladı ve ikisini irtibatladı.

16 Mart’ta, Ambani’nin “Yüksek Makam”ın Bannon ve Kushner ile görüşmek için Epstein’den yardım istediği talebine cevaben; Epstein, Ambani’nin bunun yerine Tom Barrack ile görüşmesini önerdi. Trump’ın dostu olduğu bildirilen Barrack, yemin töreni komitesinin başkanlığını yapmıştı ve halihazırda Türkiye Büyükelçisi olarak görev yapıyor.

Epstein şöyle yazdı: “Steve ve Jared günde 15 kişiyle görüşüyor. Çoğu, takibi yapılmayan ayaküstü tanışmalar… Hariciye (Dışişleri Bakanlığı) personeli sayıca çok yetersiz. MBS’nin (Muhammed bin Selman) görüşmesini ayarlamak vakit aldı ve esasen zaman kaybıydı… İstedikleri sadece bir fotoğraf karesiydi (photo-op)… Anlamlı bir netice için henüz erken… Sen Tom Barrack ile görüşmelisin.”

Epstein, Barrack ile Hintli milyarder arasında bir görüşme ayarlamak için Barrack’a e-posta attı: “Hindistan’dan Anil Ambani, Nisan’ın ilk haftası New York’a geliyor, keyif alacağını düşünüyorum” diye yazdı.

Dakikalar sonra Epstein, Ambani’ye durumu bildirdi: “Tom Barrack (ABD’nin şimdiki Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi) Salı ve Çarşamba Palm Beach’te benimle.” Ambani cevap verdi: “İyi eğlenceler.”

29 Mart’ta Epstein, Ambani’ye o yaz gerçekleşecek Modi-Trump görüşmesine “İsrail stratejisinin” damga vuracağını söyledi.

O dönemde Hintli milyarderin İsrail’de ciddi ticari menfaatleri bulunuyordu. Bir önceki yıl, şirketi Reliance Defence Ltd., İsrail devletine ait savunma şirketi Rafael Advanced Defense Systems Ltd. ile on yıllık süreçte 10 milyar dolar değerinde havadan havaya füze ve hava savunma sistemleri üretmek üzere bir ortak girişime imza atmıştı.

Daha 2007 yılında cinsel suçlardan hüküm giymiş ve kayıtlı cinsel suçlular listesine girmiş olan Epstein, kendisiyle girdiği ilişkiler esnasında Ambani’nin, Epstein’in kamuoyundaki imajından endişe duyup duymadığı konusunda kaygılı görünüyordu.

Modi’nin seyahati 4 Temmuz 2017’de İsrail’de başladığında, Epstein Ambani’yi teskin etti: “Şayet benim ‘Google’ sonuçlarım bir endişe kaynağı ise, kalabalık bir bakanlar grubu bu algıyı körletir.”

Adalet Bakanlığı tarafından yayımlanan diğer yazışmalar, Epstein’in ziyaretten önceki yıllarda Silikon Vadisi ile BJP hükümeti arasında bir bağ kurulmasında da rol oynadığını gösteriyor. Haziran 2014’te, Modi iktidara geldikten bir ay sonra, Epstein New York’taki konutunda; Ehud Barak, Larry Summers ve o yıl partiye katılan kıdemli BJP lideri Hardeep Singh Puri’nin katıldığı, daha önce raporlanmamış bir toplantıya ev sahipliği yaptı.

O yılın Ekim ayında Epstein, Puri’ye e-posta atarak LinkedIn kurucu ortağı Reid Hoffman ile görüşmesinin gerçekleşip gerçekleşmediğini sordu. Puri, görüşme için San Francisco’da olduğunu belirterek ekledi: “Sen, aziz dostum, iş bitiricisin. Bir tavsiyen var mı?” Epstein, Puri’nin Hoffman’ı nasıl ikna etmesi gerektiğine dair, Hindistan’a bir gezi organize etme ve çeşitli sektörlerden isimlerle tanıştırma teklifleri de dahil olmak üzere bir yol haritası çizdi.

Aralık 2014’te Puri, Epstein’e tekrar yazdı: “Egzotik adandan döndüğünde lütfen haber ver” diyerek, “Hindistan’a ilgi uyandırmak” maksadıyla kitaplarla uğramak istediğini ekledi.

Aynı dönemde Epstein, Pritzker ile Hindistan’ı ziyaret etme konusunda da yazışıyordu. “Hindistan’ı beraber yapalım mı, Jaitley ve Modi” diye sordu Epstein; yeni seçilen başbakan ve maliye bakanını kastederek. Pritzker’in cevabı manidardı: “Sen Hindistan’dan NEFRET edeceksin. Bense senin vereceğin tepkilerle eğleneceğim.”

Epstein, İsrail, Hindistan ve ABD arasında gelişmesine önayak olduğu bağlardan duyduğu memnuniyeti ifade ediyordu.

Modi’nin İsrail ziyareti sona erdikten iki gün sonra, eski Harvard Rektörü ve Hazine Bakanı Larry Summers, Epstein’e Trump’ın Hillary Clinton’dan daha iyi bir başkan olup olmadığı konusundaki fikrinin değişip değişmediğini sordu.

Epstein olumlu yanıt verdi: “Evet, kesinlikle. Hindistan-İsrail meselesi mesela; muazzam ve tamamen onun eseri.”

Epstein e-postalarına kenar notları

Asya

Çin Menkul Kıymetler Düzenleme Komisyonu eski başkan yardımcısı hakkında soruşturma açıldı

Yayınlanma

Devlet medyasına göre Çin Menkul Kıymetler Düzenleme Komisyonu eski Başkan Yardımcısı Fang Xinghai hakkında disiplin soruşturması yürütülüyor.

Çin, devlet medyasında yer alan haberlere göre ülkenin eski üst düzey finans düzenleme yetkililerinden biri hakkında soruşturma başlattı.

Çin Menkul Kıymetler Düzenleme Komisyonu’nun eski Başkan Yardımcısı Fang Xinghai’nin “ciddi yasa ve disiplin ihlalleri” şüphesiyle Çin Komünist Partisi Merkez Disiplin Denetleme Komisyonu tarafından soruşturulduğu cuma günü bildirildi.

Ekim 2015 ile Temmuz 2024 arasında bu görevde bulunan 62 yaşındaki Fang, Çin’in disiplin makamlarının hedef aldığı son üst düzey finans yetkilisi oldu.

Açıklama, Çin’in hisse senedi piyasasını istikrara kavuşturmaya çalıştığı bir dönemde geldi. Devlet kurumları, hafta başında piyasadaki düşüşü durdurmak amacıyla koordineli biçimde hisse senedi alımına başlamıştı.

Stanford Üniversitesi’nde ekonomi alanında doktora yapan Fang, kariyerinin ilk yıllarında Dünya Bankası’nda ekonomist olarak çalıştı. Fang, 1990’ların sonlarında Çin’e dönen çok sayıdaki üst düzey finans yöneticisinden biriydi.

Okumaya Devam Et

Asya

Hasina’nın ülkeye dönmesi beklenirken Bangladeş Cumhurbaşkanı istifa edeceğini duyurdu

Yayınlanma

Görevden uzaklaştırılan eski Başbakan Şeyh Hasina’nın eski müttefiklerinden Bangladeş Cumhurbaşkanı Muhammed Şahabuddin, görev süresinin yarısında cuma günü istifa edecek.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü, perşembe günü Reuters’a yaptığı açıklamada kararı doğruladı. Gelişme, Hasina’nın hakkında verilen mahkûmiyet kararının ardından Hindistan’daki sürgünden ülkesine dönerek teslim olacağını açıklamasından birkaç gün sonra yaşandı.

Devlet başkanı ve silahlı kuvvetlerin başkomutanı olan Şahabuddin’in istifası, planlanan dönüşüne beş ay kala Hasina’nın üst düzey devlet görevlerinde hiçbir müttefikinin kalmaması anlamına gelecek. Hasina’nın Avami Birliği partisi yasaklanmış durumda. Parti yöneticilerinin ve aktivistlerinin çoğu, 2024’te hükümeti deviren ayaklanmadan bu yana tutuklandı ya da saklanmaya başladı.

Şahabuddin’in Sözcüsü istifanın gerekçesini açıklamadı. Ancak konuyla ilgili bilgi sahibi üç kaynak, eski başbakanın Reuters’a verdiği röportajda Bangladeş’e dönmeyi planladığını duyurmasının ardından hükümetin, Hasina ile uzun yıllara dayanan bağları nedeniyle Şahabuddin’e görevi bırakması için baskı yaptığını söyledi.

Hasina’nın dönüşünün, ağırlıklı olarak Müslüman nüfusa sahip 173 milyonluk ülkede iki yıldır süren çalkantıların ardından hükümetin istikrarı yeniden sağlama çabalarını sınaması bekleniyor. Bangladeş, dünyanın önde gelen hazır giyim ihracatçılarından biri konumunda.

Şubat ayındaki seçimleri ezici bir çoğunlukla kazanan Başbakan Tarık Rahman’ın sözcüleri, yorum taleplerine hemen yanıt vermedi.

Şahabuddin’in Basın Sekreteri Sarvar Alam, Reuters’ın daha önce yayımladığı haberi doğrulayarak, “Anayasaya göre cumhurbaşkanının istifası, imzalı mektubun Meclis Başkanına sunulmasıyla yürürlüğe girer” dedi.

Alam, “Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı yarın Tayland’dan döndükten sonra istifasını sunacak” diye konuştu.

Alam, Şahabuddin’in istifasını sunmasının ardından Bangladeş Anayasası uyarınca yeni bir cumhurbaşkanı seçilene kadar Meclis Başkanının otomatik olarak geçici cumhurbaşkanı olacağını belirtti.

Dakka’dan gelen baskı

Bangladeş’teki savaş suçları mahkemesi, geçen kasım ayında Hasina’yı, yaklaşık 1.400 kişinin öldüğü ayaklanmanın bastırılması talimatını vermek suçundan gıyabında idama mahkûm etmişti. Hasina, sürgünden yaptığı açıklamalarda hakkındaki suçlamaları reddetti.

Hasina’nın Hindistan’dan dönmeyi planladığına ilişkin haberler, Rahman hükümeti üzerindeki, eski başbakanın üst düzey görevlerde kalan son müttefiklerini de görevden uzaklaştırması yönündeki kamuoyu baskısını artırdı.

Bangladeş’te cumhurbaşkanlığı makamı büyük ölçüde sembolik nitelik taşıyor. Yürütme yetkisi başbakan ve kabinenin elinde bulunuyor.

Ancak Hasina’nın Ağustos 2024’teki ayaklanmanın ardından Yeni Delhi’ye kaçmak zorunda kalması ve ülkede başka hiçbir seçilmiş yetkilinin iktidarda kalmaması üzerine oluşan siyasi boşluk, cumhurbaşkanlığı makamının önemini artırdı.

76 yaşındaki Şahabuddin, 2023 yılında Hasina’nın Avami Birliği partisinin adayı olarak beş yıllığına rakipsiz biçimde cumhurbaşkanı seçilmişti. Avami Birliği daha sonra yasaklandı.

Kaynaklardan birine göre Şahabuddin, istifa kararını salı günü Başbakan Rahman’a bildirdi. Üç kaynak da konunun hassasiyeti nedeniyle isimlerinin açıklanmasını istemedi.

Şahabuddin, yorum talebiyle yapılan tekrarlanan arama ve mesajlara yanıt vermedi. Aralık ayında Reuters’a yaptığı açıklamada, Hasina yönetiminin yerini alan önceki geçici hükümet tarafından etkisizleştirilmesinin ardından şubat seçimlerinden sonra istifa etmeyi planladığını söylemişti.

Hasina, Reuters’a yaptığı açıklamada kendisinin ve partisinin üst düzey yöneticilerinin aralık ayı civarında sürgünden dönerek teslim olmayı planladığını belirtmişti. Avami Birliği, yasaklanmadan önce Bangladeş’in en büyük siyasi partisiydi. Hasina’nın ülkede hâlâ belirli kesimlerde desteği bulunuyor.

Okumaya Devam Et

Asya

Güney Kore nükleer silahsızlanma yerine barış odaklı stratejiye geçti

Yayınlanma

Güney Kore Birleşme Bakanı Jeong Dong-young, Seul yönetiminin Kuzey Kore politikasında öncelikli hedef olan nükleer silahsızlanma çizgisinden ayrıldığını ve “önce barış” yaklaşımına geçtiğini bildirdi. Seul yönetimi, Pyongyang’ın nükleer cephaneliğini büyütmesi karşısında strateji yenilerken, ABD, Çin ve Rusya’nın da bölgedeki yaklaşım dengeleri değişiyor.

Güney Kore Birleşme Bakanı Jeong Dong-young, 23 Temmuz’da düzenlediği basın toplantısında Seul yönetiminin Kuzey Kore politikasındaki eksen kaymasını kamuoyuna duyurdu.

Yonhap ajansının aktardığına göre Jeong, sol milliyetçi Lee Jae-myung’un 2025 yılında devlet başkanlığı görevine gelmesinin ardından hükümetin Pyongyang’a yönelik önceliklerini değiştirdiğini bildirdi.

Bakan Jeong, mevcut hükümetin önceki yönetimin benimsediği “öncelikli nükleer silahsızlanma” veya “tam, doğrulanabilir ve geri dönülemez denükleerizasyon” çizgisini terk ettiğini vurguladı. Jeong, Seul’ün artık “önce barış” adını verdiği yeni bir politikayı hayata geçirdiğini belirtti.

Seul yönetiminin bu yaklaşım değişikliğine gerekçe olarak Kuzey Kore’nin nükleer programını kesintisiz şekilde sürdürmesi gösterildi.

Güney Koreli yetkililer, Pyongyang’ın nükleer cephaneliğini artırmayı durdurması halinde her iki tarafa da karşılıklı fayda sağlayabilecek yeni bir strateji üzerinde çalışıyor.

Bakan Jeong, ABD ve Çin’in de Kuzey Kore’nin nükleer silahsızlanmasına yönelik eski yaklaşımlarını gözden geçirdiğini ileri sürdü.

Jeong, temel hedefin Pyongyang ile durma noktasına gelen müzakereleri yeniden başlatmak olduğunu kaydetti. Ancak Kuzey Kore yönetimi müzakere çağrılarına olumsuz yanıt vermeyi sürdürüyor.

Pyongyang’ın nükleer statüsü

Kuzey Kore Kore İşçi Partisi Merkez Askeri Komisyonu, Temmuz 2026’da Kore Halk Ordusu’nun nükleer kapasitesini genişletme ve güçlendirme kararı aldı. Kuzey Kore parlamentosu ise 2023 yılında anayasada değişikliğe giderek ülkenin askeri nükleer program geliştirme hakkını yasal güvenceye bağlamıştı.

Kore Savunma Analizleri Enstitüsü’nün (KIDA) 2025 verilerine göre Kuzey Kore, Batılı araştırma merkezlerinin tahminlerinin iki ila üç katı üzerine çıkarak 150 nükleer başlığa ulaşmış durumda.

Sağcı Yoon Suk-yeol’un devlet başkanı olduğu 2023 yılında Güney Kore Dışişleri Bakanlığı, uluslararası toplumun Kuzey Kore’yi bir nükleer güç olarak “asla” tanımayacağını beyan etmişti.

Birleşme Bakanı Jeong’un açıklamaları, Seul’ün gelecekte Kuzey Kore’yi nükleer silahlardan arındırma hedefinden tümüyle vazgeçtiği anlamına gelmiyor; değişiklik doğrudan izlenen taktiği kapsıyor. Nitekim ABD ve Güney Kore’nin resmi söylemlerinde nükleer silahsızlanma vurgusu varlığını koruyor.

The Korea Herald’ın aktardığı haberine göre, ABD, Güney Kore ve Japonya dışişleri bakanlarının 22 Temmuz’da ASEAN toplantıları marjında gerçekleştirdiği üçlü görüşmenin ardından ortak bir bildiri yayımlandı.

Bildiride, “Bakanlar Kore Yarımadası’ndaki son gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulunmuş, Kore Yarımadası’nın nükleer silahlardan arındırılması hedefini korurken Kuzey Kore’ye karşı caydırıcılık duruşunu sürdürme kararlılıklarını teyit etmiştir” ifadeleri yer aldı.

ABD’nin İran savaşı Güneydoğu Asya’da güven krizini derinleştiriyor

Kuzey Kore’nin yanıtı ne oldu?

ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in Mayıs ayındaki zirvesinin ardından Beyaz Saray, iki liderin “Kuzey Kore’nin nükleer silahlardan arındırılması yönündeki ortak hedefi teyit ettiğini” duyuran bir basın açıklaması yayımladı. Çin makamları bu ifadeyi doğrulamaktan kaçınarak görüşmede yalnızca yarımadadaki durumun ele alındığını bildirmekle yetindi.

Kuzey Kore liderinin kız kardeşi Kim Yo-jong ise ABD’nin açıklamasını tam bir uydurma ve mantıksız bir yalan olarak nitelendirdi.

Kuzey Kore Dışişleri Bakanlığı da resmi açıklamalarında “Kuzey Kore’nin nükleer silahsızlanması konusunun nihai ve geri dönülemez biçimde kapandığını” sık sık hatırlatıyor.

Pyongyang yönetimi, ülkenin nükleer güç statüsünün geri döndürülemez olduğunu ve bu statüden asla vazgeçilmeyeceğini vurguluyor.

Kuzey Kore yönetimi Mayıs 2026’da anayasada tekrar değişikliğe giderek iki Kore devletinin yeniden birleşmesine dair ifadeleri metinden çıkardı ve Güney Kore’yi de-facto bağımsız bir ülke olarak tanıdı.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da 22 Temmuz’da yaptığı açıklamada, Moskova’nın artık Kuzey Kore’nin nükleer silahsızlanması çağrılarına katılmadığını doğruladı.

Rusya’nın 2024 yılında Pyongyang ile imzaladığı müttefiklik anlaşmasının ardından netleşen bu tutuma değinen Lavrov, “Kuzey Kore etrafında, ülkeyi caydırmaya ve hatta askeri eylemlere kışkırtmaya dönük oldukça agresif oyunların oynandığı bir ortamda, Kore Yarımadası’nın nükleer silahlardan arındırılması çağrılarına artık katılmıyoruz” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English