Bizi Takip Edin

Asya

Japonya 8 Şubat’ta sandığa gidiyor: Ekonomi, savunma ve göç tartışmaları

Yayınlanma

Japonya 8 Şubat’ta sandığa giderken ekonomi, savunma ve göç tartışmaları erken seçimi şekillendiriyor.

Mehmet Gönültaş

Japonya’da 8 Şubat’ta yapılacak Temsilciler Meclisi (衆議院) erken seçimi, Başbakan Sanae Takaichi’nin göreve gelmesinden yalnızca birkaç ay sonra seçmenin karşısına çıkacağı ilk büyük sınav olacak. Alt meclisteki 465 sandalyenin tamamını belirleyecek seçim, artan yaşam maliyeti, savunma harcamaları ve göçmen politikaları etrafında şekilleniyor.

Takaichi’nin parlamentoyu feshetme kararı, artan kamu harcamaları ve Japonya’nın savunma yapılanmasını hızlandırmayı hedefleyen yeni güvenlik stratejisi için halk desteği arayışı olarak görülüyor. Bu hamle aynı zamanda Liberal Demokrat Parti’nin (LDP) Meclis’te Ishin ile kurduğu kırılgan çoğunluğu sağlamlaştırmayı amaçlıyor.

Bozulan Dengeler: Yeni Eğilimler ve Siyasal Yeniden Yapılanma

Japon siyaset sahnesi 2026’da geleneksel blokların kırıldığı bir döneme giriyor. Başlıca siyasi aktörler şöyle:

  • Liberal Demokrat Parti (LDP): Takaichi liderliğinde muhafazakâr çizgide. İktidarda uzun yıllar kalmış olmasına rağmen son dönemde oy kaybı yaşadı; Komeito ile 26 yıllık koalisyon Ekim 2025’te sona erdi ve bunun yerine Japan Innovation Party (Ishin) ile sınırlı bir ittifak kuruldu.
  • Centrist Reform Alliance (CRA): Ana muhalefet Constitutional Democratic Party (CDP) ile ayrılan Komeito’nun birleşimiyle kurulan merkez odaklı yeni parti. Bu blok, LDP’ye karşı daha ılımlı ve kapsayıcı bir alternatif yaratmayı hedefliyor.
  • Democratic Party for the People (Kokumin-Minshuto/DPFP): Merkez-sağ politikalara odaklı, ekonomik politikalar ve yaşam maliyetini dengeleme vaatleriyle yer alıyor.
  • Japan Innovation Party (Ishin / 日本維新の会): Osaka merkezli reformcu muhafazakâr bir parti. Devletin küçültülmesi, sosyal harcamaların yeniden yapılandırılması ve göçmen politikalarında daha sıkı denetim çağrılarıyla biliniyor; LDP’nin sağındaki seçmene hitap ederken, geleneksel iktidar siyasetinden kopuş vaadiyle öne çıkıyor.
  • Sanseito: Sağ popülist parti olarak göç ve kültürel milliyetçilik temalarını öne çıkarıyor, klasik LDP tabanını kısmen çekme potansiyeli barındırıyor.
  • Japanese Communist Party (JCP) ve Reiwa Shinsengumi gibi sol partiler: Vergi politikaları, savunma harcamaları ve sosyal güvenlik alanlarında daha radikal reformlar talep ediyor; hayat pahalılığına karşı güçlü devlet müdahalesini savunuyorlar.

Bu seçimde öngörülebilirliği artıran başlıca noktalardan biri LDP – Komeito ittifakının son bulmuş olması. Daha önceki seçimlerde Komeito, seçmenlerine LDP adaylarına oy vermelerini söylemişti. Bu sayede pek çok bölgede LDP adayları küçük farklarla muhalefeti geçmeyi başarmıştı. Ancak Komeito’nun desteği olmadan nasıl bir sonuç geleceğini söylemek zor. LDP’nin yeni “ortağı” İshin, tamamen Osaka’ya sıkışmış bir parti. Partinin Osaka ve çevresi dışında desteği yok denecek kadar az. Dolayısıyla Komeito’nun yarattığı etkiyi yaratması zor görünüyor.

Bunun yanında, CDP ve Komeito ortaklığında kurulan Centrist Reform Alliance’ın nasıl performans göstereceğini öngörmek de zor. Yakın zamana kadar karşı taraflarda olan iki parti “aynı değerleri” savundukları iddiasıyla yeni bir parti kurdular ancak bu partinin seçmenlere ne kadar hitap edeceğini söylemek güç. Her ne kadar Takaichi önderliğinde LDP’nin muzaffer olacağı tahminleri çoğunlukta olsa da seçimin sürprizlere gebe olabileceği de bir gerçek.

Ekonomi: Hayat pahalılığı seçmenin ana gündemi

Seçime giderken en belirleyici başlık ekonomi. NHK’nin ocak sonunda yayımladığı kamuoyu araştırmasına göre seçmenlerin yüzde 40’tan fazlası, artan fiyatları en önemli sorun olarak görüyor. Bu oran, diplomasi ve ulusal güvenliği ikinci sıraya itmiş durumda (yüzde 17).

Bu tablo karşısında Takaichi, daha önce mesafeli durduğu bir adımı gündeme taşıdı: gıda ürünlerinde tüketim vergisinin (消費税) mevcut yüzde 8 seviyesinden iki yıl süreyle sıfıra indirilmesi. Hükümet bu adımı düşük ve orta gelirli haneleri rahatlatacak geçici bir önlem olarak sunuyor. Ancak muhalefet partileri, finansmanın nasıl sağlanacağına dair net bir plan ortaya konmadığını vurguluyor.

Ekonomik tartışmalar sadece vergi indirimiyle sınırlı değil. Japonya İşçi Sendikaları Konfederasyonu ve muhalefet partileri, reel ücret artışlarının enflasyonun gerisinde kalmasının özellikle genç seçmen ve tek maaşlı hanelerde memnuniyetsizliği büyüttüğünü savunuyor.

Savunma: “Toplam ulusal güç” vurgusu

Takaichi’nin seçim kampanyasında öne çıkan bir diğer başlık savunma. Başbakan, Japonya’nın diplomasi, savunma, ekonomi, teknoloji ve bilgi kapasitesini kapsayan “toplam ulusal gücün” artırılması gerektiğini savunuyor. NHK’nin aktardığı miting konuşmalarında Takaichi, ulusal güvenlik stratejisi kapsamında yeni bir istihbarat yapılanması ve savunma kapasitesinin güçlendirilmesini açıkça dile getiriyor.

Bu çizgi, Japon siyasetinde son yıllarda güçlenen daha muhafazakâr ve güvenlik merkezli yaklaşımın devamı olarak görülüyor. Buna karşılık Centrist Reform Alliance (CRA) ve sol partiler, savunma harcamalarındaki artışın sosyal politika alanlarını daralttığını savunuyor.

Savunma harcamaları başlığı Türkiye’yi de yakından ilgilendiriyor. Önceki Başbakan Ishiba Shigeru döneminde insansız hava araçları için özel bir bütçe ayrılması kararlaştırılmış, Japonya’nın bu kapsamda öncelikle hazır drone tedariki seçeneklerini değerlendirdiği belirtilmişti. Bu süreçte Türkiye ve İsrail, potansiyel tedarikçi ülkeler olarak öne çıktı. Mevcut hükümetin bu konuda hızlı bir karar almaktan kaçındığı görülse de, 8 Şubat seçimlerinin sonucu Japonya’nın savunma alımlarında nasıl bir yol izleyeceği konusunda belirleyici olabilir.

Göç ve yabancı işçiler: Sessiz ama kritik gündem

Seçimin bir diğer önemli boyutu göçmen politikaları. Çalışma Bakanlığı verilerine göre Japonya’daki yabancı işçi sayısı 2025 itibarıyla 2,57 milyonu aşarak kayıtların tutulmaya başlandığı 2008’den bu yana en yüksek seviyeye ulaştı. Yabancı çalışanlar toplam istihdamın yaklaşık yüzde 4’ünü oluşturuyor.

LDP, mevcut yabancı işçi sisteminin korunmasından yana bir çizgi izlerken, Ishin no Kai (維新) ve Sanseito (参政党) gibi partiler daha sıkı göç ve yabancı işçi politikaları çağrısı yapıyor. Japon Komünist Partisi ve Sosyal Demokrat Parti ise göçmenlerin çalışma koşullarının iyileştirilmesini ve daha kapsayıcı politikaları savunuyor.

NHK’nin yayımladığı karşılaştırmalı grafikler, partiler arasındaki ayrışmanın özellikle “kontrollü artış mı, sınırlama mı?” sorusunda belirginleştiğini gösteriyor.

Göç başlığı da Türkiye’yi ilgilendiren konulardan biri. Saitama’daki Kürt göçmenler üzerinden yürüyen tartışmalar nedeniyle Türkiye ile vize uygulamalarının gözden geçirilmesine yönelik taleplerin olduğunu söylemek mümkün. Saitama Valisi de resmi olarak Japon Dış İşleri’ne böyle bir talepte bulundu. Ancak bu ağırlıklı olarak aşırı sağcı gruplar tarafından körüklenen ve ana akım siyasette ekonomi veya güvenlik kadar yer bulmayan bir konu. İktidar partisi LDP de daha kontrollü bir göç politikasından yana olsa da bunu diplomatik bir soruna dönüştürecek gibi görünmüyor.

Muhalefetin sınavı

Bu seçim, sadece iktidar için değil muhalefet için de bir test. CDP ile Komeito’nun öncülük ettiği yeni merkezci ittifak, “yaşam odaklı siyaset” vurgusuyla seçmene seslenmeye çalışıyor. Ancak siyasi analistlere göre, ekonomi ve güvenlik gibi somut başlıklarda net ve güçlü bir alternatif sunup sunamayacakları seçim sonucunu belirleyecek.

8 Şubat’ta sandıktan çıkacak tablo, Takaichi’nin liderliğini pekiştirip pekiştirmeyeceğinin ötesinde, Japonya’nın ekonomi, savunma ve göç politikalarında önümüzdeki yıllarda hangi yöne savrulacağını da gösterecek.

Son anketler bu yarışın belirsizliğini gösteriyor:

  • LDP ve koalisyon partneri Ishin, Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu tekrar alabilecek görünüyor; Nikkei kaynaklı bir araştırma, LDP’nin salt çoğunluğu aşabileceğini öne sürüyor.
  • Takaichi’nin kişisel onay oranı da yüksek olmakla birlikte düşüş eğiliminde. NHK’nin son üç anketine göre onay oranı sırasıyla %64, %62 ve %59 Bu durum, LDP’nin parti olarak seçmen desteğini kişisel popülariteden bağımsız şekilde toparlamasını zorlaştırıyor.
  • Bir başka analiz ise, seçmen tercihlerinin gençlerde daha değişken olduğunu ve Takaichi’nin genç seçmende görece güçlü olduğunu göstermekte. Ancak gençler genellikle düşük katılım oranıyla bilindiğinden sonuçlara etkisi belirsiz.

Bu anketler, Japonya’daki politik dinamiklerin klasik iki-blok savaşından çıkarak daha parçalı, çoklu koalisyonlu bir yarışa evrildiğini gösteriyor.

Asya

Çin, Japon şirketlerine yönelik ihracat kısıtlamalarını genişletti

Yayınlanma

Çin, Japon şirketleri ve kuruluşlarının yer aldığı ihracat kontrol listesini genişletti. Bu adım, Pekin’in Başbakan Sanae Takaichi Sanae hükümetinin politikalarından kaynaklandığını savunduğu “yeni tür militarizmi” sınırlamaya yönelik son hamlesi oldu.

Pazartesi günkü karar, hem sivil hem de askeri amaçlara hizmet edebilecek “çift kullanımlı” ürünlerin Çin’den ihracatını kısıtlıyor. Bu karar, Japonya-Çin ilişkilerini son on yılı aşkın sürenin en kötü seviyesine sürükleyen gerilimdeki son tırmanış niteliğinde.

Pekin, Takaichi’nin geçen yıl Çin’in Tayvan’a müdahale etmesi halinde Japonya’nın bölgesel bir çatışmaya askeri olarak dahil olabileceği yönündeki sözlerine tepki göstermişti. Çin, Takaichi yönetimini defalarca “saldırgan yeniden silahlanma” ile ve Japonya’nın pasifist anayasasını ihlal etmekle suçladı.

Japonya’nın İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en ağır güvenlik ortamıyla karşı karşıya olduğunu iddia eden Takaichi ise açıklamalarını geri çekmeyi reddetti.

İhracat kontrol listesine eklenen Japon şirketler arasında Mitsubishi Electric ve Mitsubishi Heavy Industries’in iştirakleri de bulunuyor. Kısıtlamalar, Japon hükümetine bağlı bazı araştırma kuruluşlarını da kapsayacak. Bunlar arasında Ulusal Savunma Araştırmaları Enstitüsü de yer alıyor.

Çinli ihracatçıların, kısıtlı listedeki kuruluşlara satış yapması yasaklandı. Yabancı kuruluşların veya bireylerin de Çin’de üretilmiş ya da Çin menşeli çift kullanımlı ürünleri satması yasaklandı.

Çin, listeyi son olarak şubat ayında 40 şirketi kapsayacak şekilde genişletmişti.

Genişletilen ihracat kontrol listesine paralel olarak, Çin Ticaret Bakanlığı pazartesi günü 20 Japon şirket ve kuruluşunu izleme listesine aldı. Bu, söz konusu şirketlerin potansiyel çift kullanımlı teknolojilerle bağlantılı her konuda daha yakından denetleneceği anlamına geliyor. Listede Fujitsu, Mitsui E&S, Hitachi, Komatsu ve Terra Drone’un iştirakleri bulunuyor.

Çin Ticaret Bakanlığı yaptığı açıklamada, “Japonya pişmanlık göstermemiş, aksine yanlış yolda daha da ilerleyerek yeni tür militarizmini hızlandırmış, yeniden silahlanmayı süratlendirmiş, saldırı silahları konuşlandırmış ve denizaşırı ülkelere saldırı füzeleri yerleştirmiştir,” ifadelerini kullandı.

Geçen hafta Çin Dışişleri Bakanlığı da Japonya’nın ölümcül silah ihracatına yönelik kendi koyduğu yasağı kaldırma kararına ve Pekin’in bölgesel istikrara tehdit olarak nitelendirdiği “muharebe kabiliyetine sahip” bir askeri sistem inşa etme çabalarına dikkat çekti.

Pazartesi günü Japonya hükümetinin en üst düzey sözcüsü, Çin Sahil Güvenlik gemilerini Tayvan’ın doğusundaki bir bölgede Japonya’nın münhasır ekonomik bölgesi içinde zaman zaman seyretmekle suçladı ve gemilerin “bu sulara ilişkin tek taraflı iddialarda” bulunduğunu söyledi.

Japonya Kabine Baş Sekreteri Kihara Minoru, “Çin’in bu tür faaliyetleri Japonya açısından kabul edilemez ve diplomatik kanallar aracılığıyla defalarca protestoda bulunduk,” dedi.

Okumaya Devam Et

Asya

Modi’nin üst düzey danışmanı: Hindistan yüzde 8 büyümeye çok yakın

Yayınlanma

Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin üst düzey danışmanına göre, büyük yeni küresel çatışmalar yaşanmazsa Hindistan yıllık yüzde 8 ekonomik büyümeye dönüşe “çok yakın” olacak.

Modi’nin baş sekreterlerinden Shaktikanta Das, Financial Times’a yaptığı açıklamada, Hindistan ekonomisinin son yıllarda Kovid pandemisi, Ukrayna savaşı ve ABD-İsrail’in İran’a karşı savaşı nedeniyle zorlandığını, ancak ivmeyi artırmaya dönük yeni reformların planlandığını söyledi.

IMF, nisan ayında Hindistan’ın büyümesinin mart ayında sona eren yıldaki yüzde 7,6 seviyesinden bu mali yıl ve gelecek mali yılda yüzde 6,5’e düşeceğini öngörmüştü.

Bu oran yine de Hindistan’ı dünyanın en hızlı büyüyen büyük ekonomisi konumunda tutacak. Ancak Yeni Delhi’deki bazı yetkililer, ABD ile İran arasında bu ay varılan kırılgan ateşkes anlaşmasının ardından 2026-27’de yüzde 7 büyümenin ulaşılabilir olduğuna inanıyor.

2018’den 2024’e kadar Hindistan Merkez Bankası’nın başkanlığını yapan, kariyer bürokratı 69 yaşındaki Das, “Jeopolitik durumda makul düzeyde bir normalleşme ve başbakan tarafından yürütülen reformlarla, yüzde 8 büyüme erişilebilir mesafede olmalı,” dedi.

Yüzde 8 eşiği önemli; zira ekonomistler, Hindistan’ın Modi’nin açıkladığı, İngiltere’den bağımsızlığın yüzüncü yılı olan 2047’ye kadar gelişmiş ülke statüsüne ulaşma hedefini gerçekleştirebilmesi için ortalama reel GSYH büyümesini yaklaşık bu seviyede sürdürmesi gerektiğini tahmin ediyor.

Hindistan bu yıl, enflasyonu farklı biçimde hesaba katan ve ilave veri kaynakları kullanan yeni bir GSYH veri serisi uygulamaya koydu. Yeni metodolojiye göre büyüme 2023-24’te yüzde 7,2, 2024-25’te ise yüzde 7,1 oldu.

Hindistan borsası bu yıl, yatırımcıların Tayvan ve Güney Kore gibi borsalarda yapay zekâ odaklı kazançların peşine düşmesi nedeniyle yoğun bir satış dalgasına maruz kaldı.

Analistler ayrıca yapay zekânın Hindistan’ın devasa dış kaynak kullanımı ve bilişim teknolojileri sektörleri üzerindeki etkisine ilişkin kaygılarını dile getirdi. Ancak üst düzey yetkililer, yeni teknolojinin ülkenin ekonomik büyümesini sınırlamayacağına inanıyor.

Bir yetkili, “Yapay zekânın Hindistan’ın GSYH büyümesi üzerindeki etkisi gelişmiş ekonomilere kıyasla çok daha az olacak,” dedi ve ekledi: “Hindistan’ın büyümesi yapay zekâya bağımlı değil; çok sayıda sektöre yayılmış daha çeşitlendirilmiş bir büyüme.”

Modi, 12 yıllık iktidarı döneminde büyük altyapı yatırımlarına öncülük ettiği için yabancı yatırımcılardan övgü aldı. Hindistan havalimanı sayısını iki kattan fazla artırdı ve binlerce kilometre otoyol inşa etti. Ayrıca geniş demiryolu ağını elektriklendirdi; bu, birçok Avrupa ülkesinin başaramadığı bir kazanım.

Başbakan geçen yıl ayrıca Hindistan’ın işgücü piyasasını liberalleştirmek, karmaşık mal ve hizmet vergisi rejimini uyumlu hale getirmek ve yabancı yatırımcıları çekmek amacıyla bir dizi reform başlattı.

Morgan Stanley, hükümet ile merkez bankasının yakın dönemde açıkladığı yatırımcı teşvik paketinin 40 milyar ila 60 milyar dolar arasında ek sermaye girişi sağlayabileceğini ve bunun gelecek yıl Hindistan’ın ödemeler dengesinin açık vermemesine yardımcı olacağını tahmin etti. Das, piyasa dostu daha fazla girişimin “boru hattında” olduğunu söyledi, ancak ayrıntı vermedi.

Das, “Başbakan, iş yapma kolaylığını artıracak reformlara tamamen odaklanmış durumda,” dedi. “Son altı-yedi yılda dört büyük uluslararası kriz yaşadık. Hindistan her seferinde daha güçlü çıktı; çünkü her krizi daha fazla reformu ilerletmek için bir fırsat olarak gördü” dedi.

ABD-İsrail’in İran’a karşı savaşının başlangıcında analistler, Hindistan’ın ithal petrol ve gaza yüksek bağımlılığı konusunda endişelerini dile getirmişti. Ancak Yeni Delhi, Rusya ve Venezuela’dan petrol alımlarını artırdı ve ciddi kıtlıkları önledi.

Modi kriz sırasında büyük ölçüde “işler olağan seyrinde” tutumunu yansıtmaya çalıştı. Ancak geçen ay bir noktada vatandaşlara evden çalışarak ve toplu taşıma kullanarak yakıt tasarrufu yapmaları, zorunlu olmayan altın alımlarını askıya almaları ve tatil ile düğünler için yurt dışına seyahat etmekten kaçınmaları çağrısında bulundu.

Bununla birlikte, başbakanın çağrısı büyük ölçüde karşılık bulmadı. Hükümet yetkilileri, Hindistan’ın ekonomisini Körfez’deki çatışmanın en kötü etkilerinden korumakta görece başarılı olduğunu söylüyor.

Yakıt ve gübre fiyatları, çatışmanın büyük bölümünde savaş öncesi seviyelerde tutuldu; yakıt fiyatlarında yalnızca mayıs ortasından itibaren küçük bir artış başladı. Bu durum tüketicilerin harcama gücünü korudu. Ancak yetkililerin özel olarak yaptığı tahminlere göre, bunun maliyeti bu yıl GSYH’ye oranla kamu mali açığında fazladan yarım puanlık bir artış olabilir.

Yetkililer ayrıca bu yıl İngiltere ve AB ile sonuçlandırılan ticaret anlaşmalarının ve ABD ile müzakere edilmekte olan geçici anlaşmanın yabancı fon girişini artırmaya yardımcı olacağına inanıyor.

Resmî verilere göre, aylar süren çıkışların ardından net doğrudan yabancı yatırım nisan ayında 6,6 milyar dolara yükseldi; bu, son beş yılın en yüksek seviyesi oldu.

Okumaya Devam Et

Asya

Güney Kore, 520 milyar dolarlık kurumsal yatırımla yarı iletken kümesi kuracak

Yayınlanma

Güney Kore Sanayi Bakanı Kim Jung-kwan pazartesi günü yaptığı açıklamada, Güney Kore’nin ülkenin güneybatı bölgesinde 800 trilyon wonluk (517,9 milyar ABD doları) kurumsal yatırımla yeni bir yarı iletken üretim üssü geliştirmeyi planladığını ve bu yatırımın dört bellek çipi üretim tesisi kurulmasını sağlayacağını duyurdu.

Kim, Gwangju ve Jeolla bölgelerini, Seul metropolitan bölgesindeki mevcut merkezin yanında ülkenin ikinci büyük yarı iletken kümesine dönüştürmeyi hedefleyen yatırım planını, Devlet Başkanı Lee Jae Myung başkanlığında Cheong Wa Dae’de düzenlenen ulusal yatırım bilgilendirme toplantısında açıkladı.

Kim, “Artan yarı iletken talebini karşılamak için yalnızca Seul metropolitan bölgesindeki tek bir üretim üssüne dayanmak artık yeterli değil,” dedi. Mevcut planlar kapsamında elektrik ve su kaynaklarına ilişkin kısıtların daha fazla genişlemeyi sınırladığını belirtti.

Yarı iletken yatırımı, hükümetin “üç mega proje” girişiminin bir parçası. Bu girişim; Samsung Electronics Co. ve SK hynix Inc. gibi çip devlerinin yanı sıra diğer şirketlerin yarı iletkenler, fiziksel yapay zekâ ve yapay zekâ veri merkezleri alanlarında büyük ölçekli yatırımlar yapmasını öngörüyor.

Kim, çip üretimi genişledikçe artan paketleme talebini karşılamak amacıyla Chungcheong bölgesinin 81 trilyon wonluk yatırımla ileri yarı iletken paketleme merkezi haline getirileceğini söyledi. Daegu ve Kuzey Gyeongsang bölgelerinin ise yarı iletken malzemeleri, bileşenleri ve ekipmanları için inovasyon merkezleri olarak geliştirileceğini ekledi.

Kim ayrıca hükümetin, yeni üretim tesislerinin inşaat takvimini 12 yıla kadar öne çekerek şirketlerin yarı iletken yatırımlarını hızlandırmasına yardımcı olacağını belirtti. Buna göre tesislerin inşası, 2040’ların ortası ve sonları yerine 2030’ların ortalarına alınacak.

Bu genişlemeyi desteklemek için hükümet, izin ve inşaat süreçlerini sadeleştirme; elektrik ve sanayi suyu tedariki dahil kritik altyapıya yatırım yapma taahhüdünde bulundu.

Samsung Electronics Yönetim Kurulu Başkanı Lee Jae-yong ve SK Group Başkanı Chey Tae-won’un da katıldığı toplantıda Kim, araştırma-geliştirme ve çip tasarımından test ve üretime kadar tüm yarı iletken değer zincirini desteklemek için hükümet ve sanayi tarafından önümüzdeki 15 yılda 30 trilyon won yatırım yapılmasını öngören planı sundu.

İddialı sanayi yol haritası, ülkeyi küresel bir üretim gücü olmaktan yapay zekâ çağında lider bir aktöre dönüştürmeyi amaçlıyor. Stratejinin merkezinde yarı iletkenler, yapay zekâ altyapısı ve fiziksel yapay zekâ yer alıyor.

Robotik sektörüyle ilgili olarak Kim, hükümetin küresel rekabetin yoğunlaştığı ortamda Güney Kore’nin imalat rekabetçiliğini güçlendirmek için yapay zekâ destekli robotik endüstrisini geliştireceğini söyledi.

Kim, Çin’in bölgesel üretim merkezleri üzerinden insansı robotların seri üretimine şimdiden başladığı uyarısında bulunarak, Güney Kore’nin kendi insansı robotlarının ticarileştirilmesini ve seri üretimini hızlandırması gerektiğini vurguladı.

Kim, “Seri üretimin temelini hızlandırmalıyız,” dedi. Hükümetin eğitim, savunma ve afet müdahalesi alanlarında insansı robot tedarik ederek erken aşamada iç talep oluşturmayı planladığını ekledi.

Girişim, Güney Kore’nin küresel insansı robot pazarındaki payını geçen yılki yalnızca yüzde 1 seviyesinden uzun vadede yüzde 20’ye çıkarmayı hedefliyor.

Stratejinin üçüncü ayağı olarak hükümet, ülkenin yapay zekâ veri merkezi altyapısını genişletmeye yönelik iddialı bir plan açıkladı.

Hükümet, SK Group, GS Group ve portal işletmecisi Naver ile birlikte 2029’a kadar toplam 8,4 gigavat (GW) kapasiteli yapay zekâ veri merkezleri inşa etmek için yaklaşık 550 trilyon won yatırım yapmayı planlıyor. Toplam yatırımın 2035’e kadar 1.000 trilyon wonu aşması ve kapasitenin 18,4 GW’ye çıkarılması bekleniyor.

Bu girişimi desteklemek amacıyla hükümet, yeterli elektrik ve sanayi suyu tedarikini güvence altına alma ve mevcut yarı iletken kümelerinin çevresindeki enerji altyapısını güçlendirme sözü verdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English