Asya
Japonya 8 Şubat’ta sandığa gidiyor: Ekonomi, savunma ve göç tartışmaları

Japonya 8 Şubat’ta sandığa giderken ekonomi, savunma ve göç tartışmaları erken seçimi şekillendiriyor.
Mehmet Gönültaş
Japonya’da 8 Şubat’ta yapılacak Temsilciler Meclisi (衆議院) erken seçimi, Başbakan Sanae Takaichi’nin göreve gelmesinden yalnızca birkaç ay sonra seçmenin karşısına çıkacağı ilk büyük sınav olacak. Alt meclisteki 465 sandalyenin tamamını belirleyecek seçim, artan yaşam maliyeti, savunma harcamaları ve göçmen politikaları etrafında şekilleniyor.
Takaichi’nin parlamentoyu feshetme kararı, artan kamu harcamaları ve Japonya’nın savunma yapılanmasını hızlandırmayı hedefleyen yeni güvenlik stratejisi için halk desteği arayışı olarak görülüyor. Bu hamle aynı zamanda Liberal Demokrat Parti’nin (LDP) Meclis’te Ishin ile kurduğu kırılgan çoğunluğu sağlamlaştırmayı amaçlıyor.
Bozulan Dengeler: Yeni Eğilimler ve Siyasal Yeniden Yapılanma
Japon siyaset sahnesi 2026’da geleneksel blokların kırıldığı bir döneme giriyor. Başlıca siyasi aktörler şöyle:
- Liberal Demokrat Parti (LDP): Takaichi liderliğinde muhafazakâr çizgide. İktidarda uzun yıllar kalmış olmasına rağmen son dönemde oy kaybı yaşadı; Komeito ile 26 yıllık koalisyon Ekim 2025’te sona erdi ve bunun yerine Japan Innovation Party (Ishin) ile sınırlı bir ittifak kuruldu.
- Centrist Reform Alliance (CRA): Ana muhalefet Constitutional Democratic Party (CDP) ile ayrılan Komeito’nun birleşimiyle kurulan merkez odaklı yeni parti. Bu blok, LDP’ye karşı daha ılımlı ve kapsayıcı bir alternatif yaratmayı hedefliyor.
- Democratic Party for the People (Kokumin-Minshuto/DPFP): Merkez-sağ politikalara odaklı, ekonomik politikalar ve yaşam maliyetini dengeleme vaatleriyle yer alıyor.
- Japan Innovation Party (Ishin / 日本維新の会): Osaka merkezli reformcu muhafazakâr bir parti. Devletin küçültülmesi, sosyal harcamaların yeniden yapılandırılması ve göçmen politikalarında daha sıkı denetim çağrılarıyla biliniyor; LDP’nin sağındaki seçmene hitap ederken, geleneksel iktidar siyasetinden kopuş vaadiyle öne çıkıyor.
- Sanseito: Sağ popülist parti olarak göç ve kültürel milliyetçilik temalarını öne çıkarıyor, klasik LDP tabanını kısmen çekme potansiyeli barındırıyor.
- Japanese Communist Party (JCP) ve Reiwa Shinsengumi gibi sol partiler: Vergi politikaları, savunma harcamaları ve sosyal güvenlik alanlarında daha radikal reformlar talep ediyor; hayat pahalılığına karşı güçlü devlet müdahalesini savunuyorlar.
Bu seçimde öngörülebilirliği artıran başlıca noktalardan biri LDP – Komeito ittifakının son bulmuş olması. Daha önceki seçimlerde Komeito, seçmenlerine LDP adaylarına oy vermelerini söylemişti. Bu sayede pek çok bölgede LDP adayları küçük farklarla muhalefeti geçmeyi başarmıştı. Ancak Komeito’nun desteği olmadan nasıl bir sonuç geleceğini söylemek zor. LDP’nin yeni “ortağı” İshin, tamamen Osaka’ya sıkışmış bir parti. Partinin Osaka ve çevresi dışında desteği yok denecek kadar az. Dolayısıyla Komeito’nun yarattığı etkiyi yaratması zor görünüyor.
Bunun yanında, CDP ve Komeito ortaklığında kurulan Centrist Reform Alliance’ın nasıl performans göstereceğini öngörmek de zor. Yakın zamana kadar karşı taraflarda olan iki parti “aynı değerleri” savundukları iddiasıyla yeni bir parti kurdular ancak bu partinin seçmenlere ne kadar hitap edeceğini söylemek güç. Her ne kadar Takaichi önderliğinde LDP’nin muzaffer olacağı tahminleri çoğunlukta olsa da seçimin sürprizlere gebe olabileceği de bir gerçek.
Ekonomi: Hayat pahalılığı seçmenin ana gündemi
Seçime giderken en belirleyici başlık ekonomi. NHK’nin ocak sonunda yayımladığı kamuoyu araştırmasına göre seçmenlerin yüzde 40’tan fazlası, artan fiyatları en önemli sorun olarak görüyor. Bu oran, diplomasi ve ulusal güvenliği ikinci sıraya itmiş durumda (yüzde 17).
Bu tablo karşısında Takaichi, daha önce mesafeli durduğu bir adımı gündeme taşıdı: gıda ürünlerinde tüketim vergisinin (消費税) mevcut yüzde 8 seviyesinden iki yıl süreyle sıfıra indirilmesi. Hükümet bu adımı düşük ve orta gelirli haneleri rahatlatacak geçici bir önlem olarak sunuyor. Ancak muhalefet partileri, finansmanın nasıl sağlanacağına dair net bir plan ortaya konmadığını vurguluyor.
Ekonomik tartışmalar sadece vergi indirimiyle sınırlı değil. Japonya İşçi Sendikaları Konfederasyonu ve muhalefet partileri, reel ücret artışlarının enflasyonun gerisinde kalmasının özellikle genç seçmen ve tek maaşlı hanelerde memnuniyetsizliği büyüttüğünü savunuyor.
Savunma: “Toplam ulusal güç” vurgusu
Takaichi’nin seçim kampanyasında öne çıkan bir diğer başlık savunma. Başbakan, Japonya’nın diplomasi, savunma, ekonomi, teknoloji ve bilgi kapasitesini kapsayan “toplam ulusal gücün” artırılması gerektiğini savunuyor. NHK’nin aktardığı miting konuşmalarında Takaichi, ulusal güvenlik stratejisi kapsamında yeni bir istihbarat yapılanması ve savunma kapasitesinin güçlendirilmesini açıkça dile getiriyor.
Bu çizgi, Japon siyasetinde son yıllarda güçlenen daha muhafazakâr ve güvenlik merkezli yaklaşımın devamı olarak görülüyor. Buna karşılık Centrist Reform Alliance (CRA) ve sol partiler, savunma harcamalarındaki artışın sosyal politika alanlarını daralttığını savunuyor.
Savunma harcamaları başlığı Türkiye’yi de yakından ilgilendiriyor. Önceki Başbakan Ishiba Shigeru döneminde insansız hava araçları için özel bir bütçe ayrılması kararlaştırılmış, Japonya’nın bu kapsamda öncelikle hazır drone tedariki seçeneklerini değerlendirdiği belirtilmişti. Bu süreçte Türkiye ve İsrail, potansiyel tedarikçi ülkeler olarak öne çıktı. Mevcut hükümetin bu konuda hızlı bir karar almaktan kaçındığı görülse de, 8 Şubat seçimlerinin sonucu Japonya’nın savunma alımlarında nasıl bir yol izleyeceği konusunda belirleyici olabilir.
Göç ve yabancı işçiler: Sessiz ama kritik gündem
Seçimin bir diğer önemli boyutu göçmen politikaları. Çalışma Bakanlığı verilerine göre Japonya’daki yabancı işçi sayısı 2025 itibarıyla 2,57 milyonu aşarak kayıtların tutulmaya başlandığı 2008’den bu yana en yüksek seviyeye ulaştı. Yabancı çalışanlar toplam istihdamın yaklaşık yüzde 4’ünü oluşturuyor.
LDP, mevcut yabancı işçi sisteminin korunmasından yana bir çizgi izlerken, Ishin no Kai (維新) ve Sanseito (参政党) gibi partiler daha sıkı göç ve yabancı işçi politikaları çağrısı yapıyor. Japon Komünist Partisi ve Sosyal Demokrat Parti ise göçmenlerin çalışma koşullarının iyileştirilmesini ve daha kapsayıcı politikaları savunuyor.
NHK’nin yayımladığı karşılaştırmalı grafikler, partiler arasındaki ayrışmanın özellikle “kontrollü artış mı, sınırlama mı?” sorusunda belirginleştiğini gösteriyor.
Göç başlığı da Türkiye’yi ilgilendiren konulardan biri. Saitama’daki Kürt göçmenler üzerinden yürüyen tartışmalar nedeniyle Türkiye ile vize uygulamalarının gözden geçirilmesine yönelik taleplerin olduğunu söylemek mümkün. Saitama Valisi de resmi olarak Japon Dış İşleri’ne böyle bir talepte bulundu. Ancak bu ağırlıklı olarak aşırı sağcı gruplar tarafından körüklenen ve ana akım siyasette ekonomi veya güvenlik kadar yer bulmayan bir konu. İktidar partisi LDP de daha kontrollü bir göç politikasından yana olsa da bunu diplomatik bir soruna dönüştürecek gibi görünmüyor.
Muhalefetin sınavı
Bu seçim, sadece iktidar için değil muhalefet için de bir test. CDP ile Komeito’nun öncülük ettiği yeni merkezci ittifak, “yaşam odaklı siyaset” vurgusuyla seçmene seslenmeye çalışıyor. Ancak siyasi analistlere göre, ekonomi ve güvenlik gibi somut başlıklarda net ve güçlü bir alternatif sunup sunamayacakları seçim sonucunu belirleyecek.
8 Şubat’ta sandıktan çıkacak tablo, Takaichi’nin liderliğini pekiştirip pekiştirmeyeceğinin ötesinde, Japonya’nın ekonomi, savunma ve göç politikalarında önümüzdeki yıllarda hangi yöne savrulacağını da gösterecek.
Son anketler bu yarışın belirsizliğini gösteriyor:
- LDP ve koalisyon partneri Ishin, Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu tekrar alabilecek görünüyor; Nikkei kaynaklı bir araştırma, LDP’nin salt çoğunluğu aşabileceğini öne sürüyor.
- Takaichi’nin kişisel onay oranı da yüksek olmakla birlikte düşüş eğiliminde. NHK’nin son üç anketine göre onay oranı sırasıyla %64, %62 ve %59 Bu durum, LDP’nin parti olarak seçmen desteğini kişisel popülariteden bağımsız şekilde toparlamasını zorlaştırıyor.
- Bir başka analiz ise, seçmen tercihlerinin gençlerde daha değişken olduğunu ve Takaichi’nin genç seçmende görece güçlü olduğunu göstermekte. Ancak gençler genellikle düşük katılım oranıyla bilindiğinden sonuçlara etkisi belirsiz.
Bu anketler, Japonya’daki politik dinamiklerin klasik iki-blok savaşından çıkarak daha parçalı, çoklu koalisyonlu bir yarışa evrildiğini gösteriyor.
Asya
Samsung, Kore tarihinin en büyük hissedar ödeme planını açıkladı

Elektronik, akıllı telefon ve yarı iletken üreticisi Samsung Electronics, 2026 yılında hissedarlarına 90 trilyon ile 110 trilyon won (65-80 milyar dolar) arasında ödeme yapmayı planladığını duyurdu. Bloomberg verilerine göre bu adım Kore şirketleri tarihindeki en yüksek ödeme hacmi olma niteliği taşırken, rakip SK Hynix’in hisse geri alımı sonrasında devreye alındı.
Elektronik, akıllı telefon ve yarı iletken üreticisi Samsung Electronics, 2026 yılında hissedarlarına 90 trilyon ile 110 trilyon won (65-80 milyar dolar) arasında kaynak aktarmayı planladığını bildirdi.
Bloomberg verilerine göre bu tutar, Kore şirketleri tarihindeki en yüksek ödeme hacmi olma özelliği taşıyor.
Samsung’un duyurduğu bu plan, dünya genelinde bugüne kadar açıklanan en büyük sermaye getirisi programları arasında da yer alıyor.
ABD tarihinde ise Apple, 2024 yılında 110 milyar dolarlık hisse geri alımını onaylamış ve bu işlem ülkenin en büyük hisse geri alımı olarak kayda geçmişti.
Samsung, serbest nakit akışının yaklaşık yarısını hissedarlara yönlendireceğini açıkladı. Şirket, bu tutarın yaklaşık 30 trilyon wonluk (yaklaşık 21,4 milyar dolar) kısmını üçüncü çeyrek temettüsü olarak ödeyecek.
Şirket ayrıca çalışan tazminatlarını karşılamak amacıyla yaklaşık 15 trilyon won (10,73 milyar dolar) tutarında hisse geri alımı gerçekleştirmeyi hedefliyor.
Buna karşılık Samsung, yaptığı açıklamada hedeflenen toplam tutarın kalan kısmının tam olarak nasıl ödeneceğini belirtmedi.
Şirket, kalan ödeme miktarının ve dağıtım şeklinin ocak ayındaki yönetim kurulu toplantısında kesinleştirileceğini kaydetti.
Samsung, rakibi SK Hynix gibi, yapay zeka alanındaki yükselişin etkisiyle rekor seviyeye ulaşan çip satışlarından elde edilen kârın bir bölümünü geri almak isteyen hissedarların baskısı altında.
SK Hynix, daha önce 40 trilyon won (28,5 trilyon dolar) tutarında kendi hisselerini geri alacağını duyurmuştu.
Financial Times’ın aktardığına göre, JPMorgan analistleri SK Hynix’in hissedarlarına en az 130 milyar dolar tutarında ek ödeme açıklamasını bekliyor.
Hissedarlara yönelik sermaye getirisi programını 2024 yılında başlatan Samsung, bu kapsamda yıllık 9,8 trilyon wonluk (7 milyar dolar) düzenli temettü ödemelerini korurken, 2024-2026 döneminde oluşacak serbest nakit akışının yüzde 50’sini hissedarlara aktarmayı taahhüt etmişti.
Samsung’un mart ayında yayımladığı kurumsal değer artırma planına göre şirket, 2024 ve 2025 yıllarında 20,9 trilyon won (14,9 milyar dolar) nakit temettü ödedi ve ardından iptal edilmek üzere hisse geri alımlarına 8,4 trilyon won (6 milyar dolar) harcadı.
Asya
Kuzey Kore’de lüks tüketim ve inşaat patlaması yaşanıyor

Kuzey Kore’nin başkenti Pyongyang’da Rusya ile derinleşen ilişkilerin ve ekonomik büyümenin etkisiyle lüks tüketime talep arttı. Ülke genelinde inşaat hamlesi hız kazanırken mağazalarda Batılı lüks markalar ve kayıt dışı IKEA ürünleri satılıyor. Ancak Financial Times gazetesine konuşan analistler, gelir artışına rağmen yapısal sorunların ve gıda yetersizliğinin sürdüğüne dikkat çekiyor.
Financial Times’ın haberine göre Kuzey Kore, analistlerin öncelikle Rusya ile derinleşen işbirliğine bağladığı belirgin bir inşaat ve tüketim patlaması yaşıyor.
Başkent Pyongyang’da son yıllarda yeni yerleşim bölgeleri, mağazalar ve eğlence merkezleri kuruldu. Büyük mağazalarda Omega marka saatler ve Chanel kozmetik ürünleri dahil olmak üzere lüks markalar satılırken alışveriş merkezlerinden birinde resmi olmayan bir IKEA mağazası faaliyet gösteriyor.
Şehirde ayrıca taksi çağırma ve QR kodla ödeme yapma imkanı sunan yaklaşık 500 dolar değerinde akıllı telefonlar bulunuyor.
Pyongyang’da altyapı alanında da gelişmeler yaşanıyor. Taksi çağırma hizmetleri, yeni mağazalar ve QR kodlu ödeme sistemlerinin yanı sıra internet kafeler ile BMW marka araçların da satın alınabildiği otomobil galerileri açıldı.
Güney Kore merkezli Kore Bankası (Bank of Korea), 1965 yılından bu yana düzenli resmi ekonomik veri açıklamayan Kuzey Kore’nin reel gayrisafi yurt içi hasılasının (GSYH) 2025 yılında yüzde 3,5 büyüdüğünü tahmin etti. Bu veriyle birlikte ülke ekonomisi üst üste üçüncü yılı da yüzde 3’ün üzerinde büyümeyle tamamladı.
Dış ticaret verileri de toparlanmaya işaret ediyor. Kore Bankası verilerine göre 2025 yılında ülkenin ithalatı yüzde 14 artışla 2,66 milyar dolara, ihracatı ise yüzde 30 yükselişle 470 milyon dolara ulaştı.
Stimson Center düşünce kuruluşunun verileri de ocak-mayıs döneminde Çin’e yapılan ihracatın yüzde 68 artarak 287 milyon dolara çıktığını gösterdi. Bu artıştaki temel payı volfram sevkiyatı oluşturdu.
Ülkenin bir diğer gelir kaynağı ise kripto para hırsızlıkları oldu. TRM Labs’in değerlendirmesine göre Kuzey Kore yönetimiyle bağlantılı korsanlar, 2026 yılının ilk yarısında 643 milyon dolarlık kripto para çaldı.
Buna karşın analistler, yaşanan ekonomik büyümenin Kuzey Kore ekonomisinde henüz köklü ve yapısal bir dönüşüm anlamına gelmediğini savunuyor.
Güney Kore Ulusal Güvenlik Stratejisi Enstitüsü’nün tahminlerine göre ülke, Rusya ile yürüttüğü işbirliği kapsamında Ağustos 2023 ile Aralık 2025 döneminde nakit para ve mal olarak 7,7 milyar dolar ile 14,4 milyar dolar arasında kaynak elde etti.
Ekonomik hareketlilik sürerken Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, ekonomi üzerindeki devlet denetimini artırıyor. Salgın sonrasında devlet dağıtım sistemini güçlendirmeyi hedefleyen yönetim, kayıt dışı piyasalar ile özel ticaret üzerindeki kontrolleri genişletti.
Wall Street Journal haziran ayı başında yayımladığı haberde, uluslararası yaptırımlara rağmen yönetici elit tabakanın zenginleşmesini “dünyanın en şaşırtıcı ekonomik başarı hikayesi” olarak nitelendirmişti.
Gazete, ekonomik büyümeyi Pyongyang’ın enerji ve malzeme ithalatını artırmasını ve yaptırımların bir kısmını aşmasını sağlayan Rusya ve Çin desteğiyle ilişkilendirmişti.
Kuzey Kore’nin 2006 yılındaki ilk nükleer denemesinin ardından Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından uygulamaya konulan ve sonrasında defalarca genişletilen yaptırımlar; finansal varlıkları, ülkeye takım tezgahı, mineral, çelik ve demir sevkiyatını ve bazı malların ihracatını kısıtlıyor.
Kuzey Kore, uygulanan yaptırımları paravan şirketler, dost ülkelerdeki aracılar, korsanlar ve kripto paralar vasıtasıyla aşmayı öğrendi.
Rusya Dışişleri Bakanlığı 2023 yılında, yaptırımların farklı bir jeopolitik ortamda alındığını belirterek Moskova ve Pekin’in Kuzey Kore’ye yönelik yaptırımlardan vazgeçeceğini açıklamıştı.
Devlet Başkanı Vladimir Putin ise Rus tarafının Pyongyang ile askeri-teknik işbirliğine ilişkin yürürlükteki BM kısıtlamalarına uymayı sürdüreceğini ifade etmişti.
Bloomberg, 2025 yılındaki haberinde Kuzey Kore ekonomisinin 2024 yılında ağır sanayi, kimya sanayisi ve inşaat sektöründeki üretim artışının etkisiyle yüzde 3,7 büyüyerek 2016’dan bu yana en yüksek büyüme hızına ulaştığını bildirmişti.
Bununla birlikte Bloomberg, Kuzey Kore’nin yoksul bir ülke olmayı sürdürdüğünü vurgulamıştı. Ülkenin 2024 yılı gayrisafi milli geliri (GSMG) Güney Kore’nin yüzde 1,7’sine denk gelerek yaklaşık 33,3 milyar dolar, kişi başına düşen geliri ise Güney Kore seviyesinin yüzde 3,4’ü düzeyinde kalarak yaklaşık 1,24 bin dolar oldu.
Birleşmiş Milletler verilerine göre ise 26 milyonluk nüfusa sahip ülkenin yaklaşık yarısı yetersiz beslenme sorunu yaşıyor.
Asya
Çin ve Endonezya savunma ilişkilerini derinleştirme konusunda anlaştı

Çin ve Endonezya, üst düzey görüşmelerde ikili savunma bağlarını derinleştirme konusunda anlaştı.
Çin ve Endonezya, cuma günü Cakarta’da gerçekleştirilen üst düzey görüşmelerde askeri, denizcilik ve teknoloji alanlarındaki işbirliğini derinleştirme konusunda anlaşmaya vardı. Bu gelişme, ABD’nin Asya’daki güvenlik taahhütlerine ilişkin belirsizliğin yeniden arttığı bir dönemde Pekin’in bölgedeki etkisinin arttığına işaret ediyor.
Endonezya Savunma Bakanı Sjafrie Sjamsoeddin, Çinli mevkidaşı Dong Jun ile yaptığı görüşmenin ardından, iki ülkenin askeri kabiliyetlerini güçlendirmek amacıyla personel değişimlerini ve savunma sanayii işbirliğini artıracağını söyledi. Saatler sonra Dışişleri Bakanı Sugiono ile Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Endonezya’nın önemli ihraç ürünleri için pazara erişimin genişletilmesi olanaklarını araştırma ve yapay zekâ, haberleşme uyduları, enerji ve mineraller alanındaki işbirliğini derinleştirme konusunda mutabık kaldı.
Wang, iki ülkenin balıkçılık alanındaki işbirliğini yeniden başlatacağını, Güney Çin Denizi’nde ortak kalkınmayı teşvik edeceğini ve bölgesel bir davranış kurallarına ilişkin müzakerelerin sonuçlandırılması için çalışacağını söyledi. Sugiono ise tarafların, sürdürülebilir finansman yöntemlerinden yararlanarak ve yolcu sayısını artırmaya yönelik çalışmalar yürüterek Cakarta-Bandung yüksek hızlı demiryolu projesini sürdürme konusunda da anlaştığını belirtti.
Görüşmeler, cuma günü ilerleyen saatlerde yapılması planlanan ikinci dışişleri ve savunma bakanları toplantısı, yani “2+2” diyaloğu öncesinde gerçekleşti. Bu temaslar, geçen yıl yaklaşık 155 milyar dolarlık ikili ticarete dayanan ilişkilere yeni bir stratejik boyut kazandırıyor. Aynı zamanda, Devlet Başkanı Prabowo Subianto’nun bölgede nüfuz için rekabet eden hem Pekin hem de Washington ile ilişkileri derinleştirme çabasını da ortaya koyuyor.
Endonezya ile ABD, nisan ayında askeri modernizasyon, eğitim, tatbikatlar ve operasyonel işbirliğini kapsayan “Büyük Savunma İşbirliği Ortaklığı”nı kurmuştu. Buna rağmen Asya’da birçok kişi, özellikle ABD Başkanı Donald Trump’ın Güney Kore ile yapılan tatbikatları ani bir kararla kısıtlamasının ardından Washington’ın bölgeye bağlılığını sorguluyor.
Endonezya’nın Çin ile yakınlaşması, Cakarta ile Pekin’in güvenlik ve denizcilik işbirliğini derinleştirme konusunda anlaştığı Nisan 2025’te Pekin’de gerçekleştirilen ilk 2+2 diyaloğunun da devamı niteliğinde. O görüşmelerde istihbarat paylaşımı, koordineli operasyonlar ve sahil güvenlik güçleri arasındaki bağların güçlendirilmesi de dahil olmak üzere çeşitli alanlarda anlaşmaya varılmıştı.
Dışişleri bakanları cuma günü ayrıca ilk Endonezya-Çin Kapsamlı Stratejik Diyaloğu’nu başlattı ve 2027-2031 dönemini kapsayacak beş yıllık bir eylem planına ilişkin görüşmeleri memnuniyetle karşıladı.
Çin, iki ülke arasındaki ortaklığın daha geniş bir stratejik rol üstlenmesini istiyor. Dong, ülkelerin Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) çerçeveleri üzerinden güvenlik işbirliğini derinleştirmesi ve Küresel Güney ülkeleri arasındaki savunma ilişkilerine örnek teşkil etmesi gerektiğini söyledi. Eş zamanlı çeviriye göre Dong ayrıca taraflara “dış güçlerin kötü niyetlerini” boşa çıkarma çağrısında bulundu.
Çin ve Endonezya Tayvan’ın doğusunda deniz tatbikatı gerçekleştirecek
Güvenlik alanındaki yakınlaşma, Güney Çin Denizi konusunda iki ülke arasında uzun süredir devam eden görüş ayrılıklarına rağmen ilerliyor. Prabowo ile Çin Devlet Başkanı Xi Jinping arasında 2024 yılında yayımlanan ortak bildiride “örtüşen hak iddialarının bulunduğu bölgelerde ortak kalkınma” ifadesine yer verilmesi, Cakarta’nın Pekin’in geniş kapsamlı deniz yetki alanı iddialarına yönelik muhalefetini yumuşattığı yönünde yorumlanmıştı.
Savunma ilişkileri, silah tedariki alanına da daha fazla yayılabilir. Endonezya, Çin yapımı Chengdu J-10 savaş uçaklarını satın almayı değerlendiriyor ancak henüz herhangi bir sözleşme sonuçlandırılmış değil.
Ekonomik işbirliği ise ilişkilerin merkezindeki yerini koruyor. Sugiono, iki ülkenin yerel para birimleriyle yapılan işlemleri ve finansal işbirliğini güçlendirme konusunda anlaştığını söyledi. Wang ise Endonezya’nın Çinli şirketler için adil, şeffaf ve elverişli bir iş ortamı sağlamayı taahhüt ettiğini belirtti.
Bununla birlikte şirketler düzeyinde bazı gerilimler de yaşanıyor. Çinli şirketler, Endonezya’nın nikel sektöründeki daha sıkı politikalarının maliyetleri artırdığından ve yatırımları tehdit ettiğinden şikâyet ederken, Çin Büyükelçiliği söz konusu politika değişikliklerinin mevcut ve planlanan yaklaşık 50 milyar dolarlık yatırımı riske atabileceği uyarısında bulundu.
Malezya, ABD destekli Filipin askeri üssü konusunda endişeli
Görüş2 hafta önceTürkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceği
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Dünya Basını1 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Diplomasi1 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Rusya2 hafta önceRusya, yolları insansız hava aracı saldırılarına karşı koruyacak
Rusya4 gün önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Dünya Basını3 gün önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”












