Bizi Takip Edin

Asya

Japonya 8 Şubat’ta sandığa gidiyor: Ekonomi, savunma ve göç tartışmaları

Yayınlanma

Japonya 8 Şubat’ta sandığa giderken ekonomi, savunma ve göç tartışmaları erken seçimi şekillendiriyor.

Mehmet Gönültaş

Japonya’da 8 Şubat’ta yapılacak Temsilciler Meclisi (衆議院) erken seçimi, Başbakan Sanae Takaichi’nin göreve gelmesinden yalnızca birkaç ay sonra seçmenin karşısına çıkacağı ilk büyük sınav olacak. Alt meclisteki 465 sandalyenin tamamını belirleyecek seçim, artan yaşam maliyeti, savunma harcamaları ve göçmen politikaları etrafında şekilleniyor.

Takaichi’nin parlamentoyu feshetme kararı, artan kamu harcamaları ve Japonya’nın savunma yapılanmasını hızlandırmayı hedefleyen yeni güvenlik stratejisi için halk desteği arayışı olarak görülüyor. Bu hamle aynı zamanda Liberal Demokrat Parti’nin (LDP) Meclis’te Ishin ile kurduğu kırılgan çoğunluğu sağlamlaştırmayı amaçlıyor.

Bozulan Dengeler: Yeni Eğilimler ve Siyasal Yeniden Yapılanma

Japon siyaset sahnesi 2026’da geleneksel blokların kırıldığı bir döneme giriyor. Başlıca siyasi aktörler şöyle:

  • Liberal Demokrat Parti (LDP): Takaichi liderliğinde muhafazakâr çizgide. İktidarda uzun yıllar kalmış olmasına rağmen son dönemde oy kaybı yaşadı; Komeito ile 26 yıllık koalisyon Ekim 2025’te sona erdi ve bunun yerine Japan Innovation Party (Ishin) ile sınırlı bir ittifak kuruldu.
  • Centrist Reform Alliance (CRA): Ana muhalefet Constitutional Democratic Party (CDP) ile ayrılan Komeito’nun birleşimiyle kurulan merkez odaklı yeni parti. Bu blok, LDP’ye karşı daha ılımlı ve kapsayıcı bir alternatif yaratmayı hedefliyor.
  • Democratic Party for the People (Kokumin-Minshuto/DPFP): Merkez-sağ politikalara odaklı, ekonomik politikalar ve yaşam maliyetini dengeleme vaatleriyle yer alıyor.
  • Japan Innovation Party (Ishin / 日本維新の会): Osaka merkezli reformcu muhafazakâr bir parti. Devletin küçültülmesi, sosyal harcamaların yeniden yapılandırılması ve göçmen politikalarında daha sıkı denetim çağrılarıyla biliniyor; LDP’nin sağındaki seçmene hitap ederken, geleneksel iktidar siyasetinden kopuş vaadiyle öne çıkıyor.
  • Sanseito: Sağ popülist parti olarak göç ve kültürel milliyetçilik temalarını öne çıkarıyor, klasik LDP tabanını kısmen çekme potansiyeli barındırıyor.
  • Japanese Communist Party (JCP) ve Reiwa Shinsengumi gibi sol partiler: Vergi politikaları, savunma harcamaları ve sosyal güvenlik alanlarında daha radikal reformlar talep ediyor; hayat pahalılığına karşı güçlü devlet müdahalesini savunuyorlar.

Bu seçimde öngörülebilirliği artıran başlıca noktalardan biri LDP – Komeito ittifakının son bulmuş olması. Daha önceki seçimlerde Komeito, seçmenlerine LDP adaylarına oy vermelerini söylemişti. Bu sayede pek çok bölgede LDP adayları küçük farklarla muhalefeti geçmeyi başarmıştı. Ancak Komeito’nun desteği olmadan nasıl bir sonuç geleceğini söylemek zor. LDP’nin yeni “ortağı” İshin, tamamen Osaka’ya sıkışmış bir parti. Partinin Osaka ve çevresi dışında desteği yok denecek kadar az. Dolayısıyla Komeito’nun yarattığı etkiyi yaratması zor görünüyor.

Bunun yanında, CDP ve Komeito ortaklığında kurulan Centrist Reform Alliance’ın nasıl performans göstereceğini öngörmek de zor. Yakın zamana kadar karşı taraflarda olan iki parti “aynı değerleri” savundukları iddiasıyla yeni bir parti kurdular ancak bu partinin seçmenlere ne kadar hitap edeceğini söylemek güç. Her ne kadar Takaichi önderliğinde LDP’nin muzaffer olacağı tahminleri çoğunlukta olsa da seçimin sürprizlere gebe olabileceği de bir gerçek.

Ekonomi: Hayat pahalılığı seçmenin ana gündemi

Seçime giderken en belirleyici başlık ekonomi. NHK’nin ocak sonunda yayımladığı kamuoyu araştırmasına göre seçmenlerin yüzde 40’tan fazlası, artan fiyatları en önemli sorun olarak görüyor. Bu oran, diplomasi ve ulusal güvenliği ikinci sıraya itmiş durumda (yüzde 17).

Bu tablo karşısında Takaichi, daha önce mesafeli durduğu bir adımı gündeme taşıdı: gıda ürünlerinde tüketim vergisinin (消費税) mevcut yüzde 8 seviyesinden iki yıl süreyle sıfıra indirilmesi. Hükümet bu adımı düşük ve orta gelirli haneleri rahatlatacak geçici bir önlem olarak sunuyor. Ancak muhalefet partileri, finansmanın nasıl sağlanacağına dair net bir plan ortaya konmadığını vurguluyor.

Ekonomik tartışmalar sadece vergi indirimiyle sınırlı değil. Japonya İşçi Sendikaları Konfederasyonu ve muhalefet partileri, reel ücret artışlarının enflasyonun gerisinde kalmasının özellikle genç seçmen ve tek maaşlı hanelerde memnuniyetsizliği büyüttüğünü savunuyor.

Savunma: “Toplam ulusal güç” vurgusu

Takaichi’nin seçim kampanyasında öne çıkan bir diğer başlık savunma. Başbakan, Japonya’nın diplomasi, savunma, ekonomi, teknoloji ve bilgi kapasitesini kapsayan “toplam ulusal gücün” artırılması gerektiğini savunuyor. NHK’nin aktardığı miting konuşmalarında Takaichi, ulusal güvenlik stratejisi kapsamında yeni bir istihbarat yapılanması ve savunma kapasitesinin güçlendirilmesini açıkça dile getiriyor.

Bu çizgi, Japon siyasetinde son yıllarda güçlenen daha muhafazakâr ve güvenlik merkezli yaklaşımın devamı olarak görülüyor. Buna karşılık Centrist Reform Alliance (CRA) ve sol partiler, savunma harcamalarındaki artışın sosyal politika alanlarını daralttığını savunuyor.

Savunma harcamaları başlığı Türkiye’yi de yakından ilgilendiriyor. Önceki Başbakan Ishiba Shigeru döneminde insansız hava araçları için özel bir bütçe ayrılması kararlaştırılmış, Japonya’nın bu kapsamda öncelikle hazır drone tedariki seçeneklerini değerlendirdiği belirtilmişti. Bu süreçte Türkiye ve İsrail, potansiyel tedarikçi ülkeler olarak öne çıktı. Mevcut hükümetin bu konuda hızlı bir karar almaktan kaçındığı görülse de, 8 Şubat seçimlerinin sonucu Japonya’nın savunma alımlarında nasıl bir yol izleyeceği konusunda belirleyici olabilir.

Göç ve yabancı işçiler: Sessiz ama kritik gündem

Seçimin bir diğer önemli boyutu göçmen politikaları. Çalışma Bakanlığı verilerine göre Japonya’daki yabancı işçi sayısı 2025 itibarıyla 2,57 milyonu aşarak kayıtların tutulmaya başlandığı 2008’den bu yana en yüksek seviyeye ulaştı. Yabancı çalışanlar toplam istihdamın yaklaşık yüzde 4’ünü oluşturuyor.

LDP, mevcut yabancı işçi sisteminin korunmasından yana bir çizgi izlerken, Ishin no Kai (維新) ve Sanseito (参政党) gibi partiler daha sıkı göç ve yabancı işçi politikaları çağrısı yapıyor. Japon Komünist Partisi ve Sosyal Demokrat Parti ise göçmenlerin çalışma koşullarının iyileştirilmesini ve daha kapsayıcı politikaları savunuyor.

NHK’nin yayımladığı karşılaştırmalı grafikler, partiler arasındaki ayrışmanın özellikle “kontrollü artış mı, sınırlama mı?” sorusunda belirginleştiğini gösteriyor.

Göç başlığı da Türkiye’yi ilgilendiren konulardan biri. Saitama’daki Kürt göçmenler üzerinden yürüyen tartışmalar nedeniyle Türkiye ile vize uygulamalarının gözden geçirilmesine yönelik taleplerin olduğunu söylemek mümkün. Saitama Valisi de resmi olarak Japon Dış İşleri’ne böyle bir talepte bulundu. Ancak bu ağırlıklı olarak aşırı sağcı gruplar tarafından körüklenen ve ana akım siyasette ekonomi veya güvenlik kadar yer bulmayan bir konu. İktidar partisi LDP de daha kontrollü bir göç politikasından yana olsa da bunu diplomatik bir soruna dönüştürecek gibi görünmüyor.

Muhalefetin sınavı

Bu seçim, sadece iktidar için değil muhalefet için de bir test. CDP ile Komeito’nun öncülük ettiği yeni merkezci ittifak, “yaşam odaklı siyaset” vurgusuyla seçmene seslenmeye çalışıyor. Ancak siyasi analistlere göre, ekonomi ve güvenlik gibi somut başlıklarda net ve güçlü bir alternatif sunup sunamayacakları seçim sonucunu belirleyecek.

8 Şubat’ta sandıktan çıkacak tablo, Takaichi’nin liderliğini pekiştirip pekiştirmeyeceğinin ötesinde, Japonya’nın ekonomi, savunma ve göç politikalarında önümüzdeki yıllarda hangi yöne savrulacağını da gösterecek.

Son anketler bu yarışın belirsizliğini gösteriyor:

  • LDP ve koalisyon partneri Ishin, Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu tekrar alabilecek görünüyor; Nikkei kaynaklı bir araştırma, LDP’nin salt çoğunluğu aşabileceğini öne sürüyor.
  • Takaichi’nin kişisel onay oranı da yüksek olmakla birlikte düşüş eğiliminde. NHK’nin son üç anketine göre onay oranı sırasıyla %64, %62 ve %59 Bu durum, LDP’nin parti olarak seçmen desteğini kişisel popülariteden bağımsız şekilde toparlamasını zorlaştırıyor.
  • Bir başka analiz ise, seçmen tercihlerinin gençlerde daha değişken olduğunu ve Takaichi’nin genç seçmende görece güçlü olduğunu göstermekte. Ancak gençler genellikle düşük katılım oranıyla bilindiğinden sonuçlara etkisi belirsiz.

Bu anketler, Japonya’daki politik dinamiklerin klasik iki-blok savaşından çıkarak daha parçalı, çoklu koalisyonlu bir yarışa evrildiğini gösteriyor.

Asya

Japon iş dünyası heyeti Pekin’i ziyaret ederken Çin ‘tarihten ders çıkarma’ uyarısı yaptı

Yayınlanma

Çin’in en üst düzey diplomatı, Tokyo’ya tarihten ders çıkarma çağrısı yaptı. Görüşme, ikili ilişkilerin kasım ayında bozulmasından bu yana bir Japon heyetinin Çin’de en üst düzeyde kabul edildiği temas oldu.

Çin’in en üst düzey diplomatı Wang Yi, 50 kişilik şirket yöneticileri heyetine başkanlık eden Japonya’nın eski Dışişleri Bakanı Takeshi Iwaya ile pazartesi günü Pekin’de bir araya geldi. Görüşme, yaklaşık bir yıldır Çin’i ziyaret eden bir Japon heyetinin Pekin’de bu düzeyde kabul edildiği en üst düzey temas oldu.

Çin Dışişleri Bakanlığının görüşmeye ilişkin açıklamasına göre Wang, gelecek yıl diplomatik ilişkilerin kurulmasının 55. yıl dönümü öncesinde ikili ilişkilerin “ciddi bir durumla” karşı karşıya olduğunu ve “henüz normalleşmediğini” söyledi.

Wang, “Savaş sonrası ‘barış anayasasına’ meydan okuyan ya da savaş dönemindeki saldırganlık tarihini yeniden yazmaya çalışan bir ülke, dünyayla yüzleşemez; geleceğe ise hiç açılamaz” dedi.

Wang, Tokyo’ya ülke yönetiminin Tayvan konusundaki “hatalı söz ve eylemlerini” mümkün olan en kısa sürede düzeltme çağrısında bulundu.

Çinli diplomat ayrıca Japonya’nın, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Japon savaş suçlularını yargılamak üzere Müttefikler tarafından kurulan Tokyo Mahkemelerinin 80. yıl dönümünde tarihten ders çıkarması gerektiğini söyledi.

Wang, iktidardaki Çin Komünist Partisinin 24 üyeli Politbürosunda yer alıyor ve Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi Dış İlişkiler Komisyonu Ofisi Direktörlüğü görevini yürütüyor. Iwaya ise Shigeru Ishiba hükümetinde dışişleri bakanlığı yaptığı dönemde, Aralık 2024’te Pekin’i ziyaret etmişti.

Japon heyetinin Pekin’e gelişi, geçen hafta Washington’da Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile ABD Başkanı Donald Trump arasında yapılan zirvenin hemen ardından gerçekleşti. İki lider görüşmede, ülkelerinin İkinci Dünya Savaşı sırasında Japonya’ya karşı kurduğu savaş dönemi ittifakına övgüde bulundu.

Tokyo, Pekin ile Washington arasındaki ilişkilerde istikrar yönünde ortaya çıkan işaretleri kaygıyla izliyor. Bu gelişmelerin ardından Trump ile Japonya Başbakanı Sanae Takaichi arasında cumartesi günü 20 dakikalık bir telefon görüşmesi yapıldı. Trump görüşmede, Washington’daki temasları hakkında Takaichi’ye bilgi verdi.

Iwaya’nın Japonya Uluslararası Ticaretin Teşviki Derneği (JAPIT) Başkanı sıfatıyla gerçekleştirdiği ziyaret, Takaichi’nin geçen yıl Tayvan konusunda yaptığı açıklamalarla başlayan uzun süreli ikili çıkmazın aşılmasına yönelik çabaların bir parçası.

Takaichi, kasım ayında Japon parlamentosunda yaptığı açıklamada, Tayvan’a ilişkin olası bir krizin Japonya açısından “ülkenin varlığını tehdit eden bir durum” oluşturabileceğini ve bunun Tokyo’ya kolektif meşru müdafaa kapsamında karşılık verme imkânı sağlayabileceğini savunmuştu.

Takaichi’nin açıklamalarının yol açtığı siyasi gerilim, Pekin ile Tokyo arasındaki resmi bakanlık düzeyindeki temasların aniden kesilmesine neden oldu.

Japonya ayrıca son yayımladığı savunma beyaz kitabında Çin’i tehdit olarak nitelendirerek, “kapsamlı ulusal gücü büyütme” çağrısı yaptı.

İlişkilerdeki soğukluğun boyutu temmuz ayında bir kez daha görüldü. Japonya Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi, Manila’da düzenlenen ASEAN bağlantılı toplantıların oturum aralarında Wang ile kısa bir görüşme yaptığını açıkladı. Pekin ise hızla buna karşılık vererek böyle bir temasın gerçekleştiğini kesin bir dille reddetti.

Resmi kanalların tıkanması üzerine Japon iş çevreleri ile parlamenter gruplar, iletişim kanallarını açık tutmak için devreye girdi.

Mevcut JAPIT heyetinin ziyareti aslında haziran ayında yapılacaktı. Ancak örgütün uzun yıllar başkanlığını yürüten eski Dışişleri Bakanı Yohei Kono’nun ölümü nedeniyle ziyaret ertelendi. Kono, geçen yıl benzer bir ticaret heyeti kapsamında Pekin’e gitmiş ve Çin Başbakanı Li Qiang ile görüşmüştü.

Pazartesi günkü görüşmelerde Iwaya da mevcut ilişkilerin “endişe verici” olduğunu kabul etti. Iwaya, JAPIT’in Kono’nun mirasını sürdüreceğini ve ilişkileri Çin-Japonya ilişkilerinin temelini oluşturan dört siyasi belgenin ilkelerine yeniden döndürmek için çalışacağını söyledi.

Bu görüşme, son dönemde Japon iş dünyası ve yasama organı temsilcilerinden oluşan çeşitli heyetlerin Pekin’e gerçekleştirdiği ziyaretlerin devamı niteliğinde.

Çin Dışişleri Bakan Yardımcısı Hua Chunying, haziran ayında dört kişilik geçici bir JAPIT heyetini kabul etmişti. Çin Komünist Partisi Uluslararası İlişkiler Departmanı Başkan Yardımcısı Lu Kang ise ağustos ayı sonunda farklı partilerden genç Japon parlamenterlerden oluşan bir heyetle görüşmüştü.

Eylül ortasında ise Japonya-Çin Dostluk Parlamenterler Birliği’nden genç milletvekillerinden oluşan başka bir heyet, Çin Dışişleri Bakan Yardımcısı Liu Bin tarafından kabul edildi.

Okumaya Devam Et

Asya

Kuzey Kore’den Batı hava savunmasını zorlayacak yeni taktik

Yayınlanma

Kuzey Kore, İHA sürüleri, füzeler ve ağır topçu sistemlerini tek bir hedef üzerinde aynı anda deneyerek Batı hava savunma sistemlerini baskı altına almayı hedefleyen yeni saldırı taktikleri geliştirmeye başladı. WSJ’nin aktardığına göre Pyongyang, Ukrayna ve Ortadoğu’daki savaş sahalarından devraldığı yöntemlerle ABD ve müttefiklerinin savunma hatları karşısında çoklu hedefler oluşturmayı amaçlıyor.

Kuzey Kore, insansız hava aracı (İHA) sürüleri ile füzeleri eş zamanlı kullanarak Batı hava savunma sistemlerini aşmayı hedefleyen kitlesel saldırı taktikleri geliştiriyor.

The Wall Street Journal’ın (WSJ) aktardığına göre Pyongyang yönetimi, Ukrayna savaşı ve Ortadoğu’daki çatışmalarda öne çıkan yöntemleri bünyesine katarak ABD ile müttefiklerinin savunma hatları üzerinde baskı oluşturmayı amaçlıyor.

Kuzey Kore devlet medyasından aktarılan bilgilere göre ülke, bu ay ilk kez tek bir hedefi imha etmek üzere saldırı İHA’ları, füzeler, roketler ve uzun menzilli topçu sistemlerinin aynı anda kullanıldığı bir askeri tatbikat icra etti.

Tatbikatta, farklı silah sistemlerinin eş güdüm içinde hareket ederek hedefe “yoğunlaştırılmış ateş” açma kapasitesi test edildi.

Gazete, farklı silahların bir arada kullanıldığı bu tür kitlesel ve kombine saldırıların günümüz savaşlarının temel unsuru haline geldiğini, Rusya ve İran tarafından giderek daha sık uygulandığını vurguluyor.

İran çatışmalarda, ABD ve müttefiklerinin hava savunma ağlarını doyuma ulaştırmak amacıyla balistik füzelerle desteklenen Şahid İHA dalgalarını devreye sokmuştu.

Conflict Armament Research bünyesinde görev yapan askeri uzman Fabian Hinz, farklı türdeki silahların eş zamanlı kullanılmasının hava savunma sistemleri karşısında aynı anda çok sayıda hedef yarattığına dikkat çekiyor.

Öte yandank WSJ, farklı teknik özelliklere sahip mühimmat ve platformları koordine edebilecek gelişmiş entegre sistemler kurmanın gerekliliğine işaret ediyor.

Gazete, modern askeri teknoloji sıkıntısı çeken Kuzey Kore açısından bu düzeyde bir koordinasyonu sağlamanın ek zorluklar barındırdığını belirtiyor.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un yönetiminde yeni silah denemelerini ve askeri tatbikatlarını sürdüren Pyongyang yönetimi, 20 Eylül’de roket birlikleri vasıtasıyla yeni tip bir silahı test etmişti.

Ayrıntıları kamuoyuna açıklanmayan bu silahı Kim, “karşı konulamaz güç” olarak tanımlamıştı. Ülke ordusu daha önce stratejik ve taktik keşif araçlarının yanı sıra “Kumsong” serisi saldırı İHA’larını da içeren kapsamlı insansız hava aracı denemeleri yürütmüştü.

Sürü halindeki İHA taktikleri dünya genelinde birçok ülkenin askeri gündeminde yer alıyor. Sürü teknolojisi, tek bir görevi yerine getirmek üzere eş güdüm halinde hareket eden, gruptaki bazı araçlar kaybedilse dahi geriye kalanların operasyonu sürdürdüğü İHA gruplarını ifade ediyor.

CNN’in kaynakları, İran’ın sürü halinde hareket eden İHA’ları yönetme teknolojisini elde etmiş olabileceğini haziran ayında öne sürmüş, Rusya ve Çin’in benzer teknolojilere sahip olduğunu iddia etmişti.

Rus devlet şirketi Rosteh, Supercam İHA’ları üzerinden araçların birbirleriyle otomatik veri paylaşmasını sağlayan bir teknoloji geliştirdiğini duyurmuştu.

Çinli araştırmacılar ise bağlantı koptuğunda ve görüş açısı daraldığında bile İHA sürüsünün otonom olarak hedef arayıp vurabilmesine imkan tanıyan “HG-STR” adlı algoritmayı tanıttı.

The New York Times ise, kaynaklarına dayandırdığı haberinde ABD Savunma Bakanlığının Rus ve Çin İHA programlarını Amerikan teknolojisine kıyasla daha ileride gördüğünü aktardı.

Avrupa ülkeleri de insansız harp kabiliyetlerini hızlandırıyor. Almanya merkezli Helsing şirketi, Aralık 2025’te HX-2 tipi İHA’yı tanıttı. Welt gazetesinin verilerine göre Ukrayna sahasında test edilen bu hava aracının seri üretimine başlandı.

Okumaya Devam Et

Asya

Pakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak

Yayınlanma

Pakistan’a Katar’dan sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) sevkiyatını taşıyan tanker, büyük ölçüde kapalı olan Hürmüz Boğazı’ndan geçti. Bu, İslamabad Mutabakat Zaptı’nın imzalanmasından bu yana boğaz üzerinden yapılan ikinci LNG sevkiyatı olacak.

Batı medyasının aktardığı gemi takip verilerine göre LNG taşıyan tanker, Hürmüz Boğazı’nı geçerek Pakistan’a doğru ilerliyor.

Bloomberg, sevkiyatın Pakistan’ın Tahran ile yürüttüğü görüşmeler ve sağlanan koordinasyon sonucunda mümkün olduğunu bildirdi.

Haberde, “Haziran ayının sonunda Katar’ın Ras Laffan tesisinden LNG yükleyen tanker, hafta sonu boğazdan geçti. Geminin salı gününe kadar Pakistan’daki ithalat terminaline ulaşması bekleniyor” denildi.

Geçiş iki ülke arasında müzakere edildi

Ras Laffan, ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşın ilk döneminde Tahran’ın yoğun biçimde hedef aldığı tesisler arasındaydı. Saldırılar, Katar’ın LNG ihracat kapasitesini ciddi ölçüde etkiledi.

Konuya yakın kaynaklar Bloomberg’e, tankerin Hürmüz Boğazı’ndan geçişinin İran ve Pakistanlı hükümet yetkilileri arasında müzakere edildiğini söyledi.

Pakistan Enerji Bakanlığı ise konu hakkında henüz açıklama yapmadı.

Haber, Katar’ın Hürmüz Boğazı üzerinden yalnızca çok sınırlı miktarda petrol ihraç edebildiğini açıklamasından bir gün sonra geldi.

Hürmüz Boğazı büyük ölçüde kapalı

Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiği büyük ölçüde durdurulmuş durumda. ABD ve müttefikleriyle bağlantılı gemilerin boğaza girişine izin verilmezken son aylarda çok sayıda tanker hedef alınarak ateşe verildi.

Bazı Çin ve Hindistan gemilerinin yanı sıra diğer ülkelere ait kimi gemiler de İran deniz kuvvetleriyle koordinasyon kurarak boğazdan geçebildi.

Tahran, İran donanmasıyla koordinasyon kurmadan ve yapılan uyarıları dikkate almadan boğazdan geçmeye çalışan gemilerin hedef alınabileceğini belirtiyor.

Hürmüz Boğazı, Washington ve Tel Aviv’in şubat ayında İran’a karşı başlattığı savaşın ardından büyük ölçüde deniz trafiğine kapatılmıştı.

İran ve Umman deniz trafiği konusunda anlaştı

İran, haziran ayında imzalanan mutabakat kapsamında Hürmüz Boğazı üzerindeki egemenliğin ABD müdahalesi olmadan, Umman ile işbirliği içinde yürütülmesini talep ediyor.

Bununla birlikte Tahran, diğer bölge ülkelerinin sürece katılmasını memnuniyetle karşılayacağını defalarca açıkladı.

İranlı yetkililerin son açıklamalarına göre Tahran ile Maskat, deniz trafiğinin yönetimi konusunda anlaşmaya vardı.

İran ve Umman öncülüğünde Arap ülkelerinin katılımıyla düzenlenmesi planlanan zirvede, stratejik su yolundaki trafiğin yeniden başlatılmasına ilişkin nihai bir anlaşmaya varılması hedefleniyordu.

Fakat zirve, Umman’ın taraflar arasında “uzlaşı sağlanamadığını” açıklamasının ardından eylül ayı başında ertelendi.

Tahran, ertelemeden Suudi Arabistan’ı sorumlu tuttu ve Riyad’ın zirvenin ileri bir tarihe bırakılmasını istediğini açıkladı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English