Ortadoğu
HTŞ, Suriye’de yeni polis teşkilatını İslam hukukuna göre inşa ediyor

Suriye’nin yeni yetkilileri, devrik devlet başkanı Beşar Esad’ın güvenlik güçlerini tasfiye ettikten sonra oluşan güvenlik boşluğunu doldurmak üzere yeni polis gücünü eğitmek için İslami öğretileri kullanıyor.
Reuters’in gördüğü beş üst düzey subay ve başvuru formlarına göre, İdlib bölgesindeki eski isyancı yerleşim bölgesinden Şam’a getirilen polisler, başvuranlara inançlarını soruyor ve verdikleri kısa eğitimde İslami şeriat hukukuna odaklanıyor.
Bölge analistleri, dini polisliğin merkezine koyma hamlesinin, 13 yıllık savaşın ardından silahlarla dolup taşan çeşitli grupların olduğu bir ülkede yeni ayrılıkların tohumlarını atma ve kur yapmaya çalıştıkları yabancı hükümetleri yabancılaştırma riski taşıdığı konusunda uyarıyor.
Orta Doğu odaklı bir düşünce kuruluşu olan Century International’da çalışan Aron Lund, Reuters’in bulguları sorulduğunda “Bunu endişe verici bulacak pek çok Suriyeli var” dedi. “Sadece azınlıklar değil – Hıristiyanlar, Aleviler, Dürziler – aynı zamanda Şam ve Halep gibi dini hukukla ilgilenmeyen oldukça büyük bir laik, kozmopolit nüfusa sahip yerlerde oldukça fazla Sünni Müslüman var” diye ekledi.
Konuyla ilgili kamuya açık konuşma yetkisi olmayan bir diplomat, polis eğitiminin dini temellerinin Batılı hükümetlerin, şu anda iktidarda olan eski isyancı grubun revize etmeyi planladığı Suriye anayasasında İslam’ın ne kadar büyük bir rol oynayabileceğini merak etmelerine neden olduğunu söyledi.
Reuters’a konuşan diplomat, “Bu iyi bir işaret değil, ancak ne kadar katı bir şekilde uygulanacağına da bağlı” dedi.
Suriye’nin fiili lideri Ahmed El Şaraa, kendi İslamcı hareketlerinden endişe duyan Batılı yetkililere ve Orta Doğu hükümetlerine, grubunun El Kaide ile olan eski bağlarından vazgeçtiği ve azınlıkları korumak da dahil olmak üzere ılımlı bir şekilde yöneteceği konusunda güvence vermeye çalışıyor.
Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ), savaş sırasında kontrol ettiği bölgelerde İslam hukuku adı altında katı, kanlı ve köktendinci bir pratiği barındıran bir geçmişe sahip.
Suriye’de polisi denetleyen İçişleri Bakanlığı ve Enformasyon Bakanlığı, polis alımında ve eğitiminde dine odaklanılması ya da İslam hukukunun yasal mevzuata dahil edilmesinin planlanıp planlanmadığına ilişkin sorulara yanıt vermedi.
Reuters’ın görüştüğü üst düzey polis memurları, niyetin bunu genel nüfusa empoze etmek değil, daha ziyade acemilere etik davranışları öğretmek olduğunu söyledi.
Şam’a geçmeden önce İdlib’de örgütün polis akademisinin kurulmasına yardımcı olan Hamza Ebu Abdül Rahman, “neyin caiz olup neyin olmadığı” gibi dini meselelerin anlaşılmasının, yeni katılanların “adil davranması” için çok önemli olduğunu savundu.
‘Alevileri ayırma yöntemi’
Reuters tarafından görülen polislik başvuru formlarında “inançlar, yönelimler ve görüşler” ile ilgili bir bölüm yer alıyor ve burada işe alınanlardan, farklı mezhepler tarafından otorite olarak kabul edilen Müslüman dini liderler için sıklıkla kullanılan bir ifade olan “referans otoritelerini” belirtmeleri isteniyor.
Suriye’de kimlik belgelerinde din hanesi uzun zamandır yer alsa da Esad döneminde mezhebin belirtilmesi pek alışılmış bir durum değildi.
Basına açıklama yapma yetkileri olmadığı için isimlerinin açıklanmaması koşuluyla konuşan üç HTŞ yetkilisi, bu sorunun daha yakından incelenmesi gereken başvuru sahiplerinin, özellikle de Esad’la aynı mezhepten gelen ve onun rejimiyle bağları olabilecek Alevilerin belirlenmesine yardımcı olmayı amaçladığını söyledi.
Şam’daki akademide eski işlerini geri isteyen polis adaylarıyla mülakat yapan Houmaida Antara al-Matar, bunun “sadece rutin bir soru” olduğunu ve Aleviler de dahil olmak üzere herhangi bir inanç ya da mezhebe karşı ayrımcılık yapma amacı taşımadığını söyledi.
Reuters’a konuşan eğitmenler ve yeni mezunlar, yeni askerlerin çoğunlukla silah kullanma ve İslam hukuku konularında sadece 10 günlük eğitim aldıklarını söylediler.
Halep’e polis şefi olarak atanmadan önce eski isyancı bölgesinde polis akademisinin başında bulunan Ahmed Latouf, güvenlik düzeldiğinde, İdlib’deki isyancılar tarafından uygulanan bir sistem kullanılarak eğitimin dokuz aya çıkarılmasının hedeflendiğini söyledi.
Latuf, Halep’ten telefonla yaptığı açıklamada, acemilere verilen dini eğitimin İslam hukuku ilkelerini, Peygamber’in biyografisini ve davranış kurallarını içerdiğini söyledi.
Şam’daki Marja polis karakolu müdürü Eymen Ebu Taleb, birçok Suriyelinin HTŞ’yi aşırılık yanlısı olarak görmesinden ve yönetimlerini kabul etmemesinden endişe ettiğini, ancak İslam’a olan bağlılıklarının neden bir endişe kaynağı olduğunu anlamadığını belirtti.
Ortadoğu
Özgürlük Filosu ekimde Gazze Şeridi için yeniden denize açılacak

Uluslararası aktivistler, İsrail’in Gazze’ye uyguladığı deniz ablukasını kırmak amacıyla ekim ayında Akdeniz’i geçecek yeni bir filo oluşturmayı planlıyor. Özgürlük Filosu Koalisyonu, gemilerin Gazze Şeridi’ne ilerlemeden önce İspanya, Portekiz ve İtalya limanlarına uğrayacağını açıkladı.
Uluslararası aktivistler, İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik deniz ablukasını kırmak amacıyla önümüzdeki ay Avrupa’dan yola çıkacak yeni bir filo hazırlığı yürütüyor.
Özgürlük Filosu Koalisyonu (FFC), 2 Eylül’de yaptığı açıklamada, gemilerin ekim ayında denize açılmasının planlandığını bildirdi. Açıklanan plana göre filo, Gazze Şeridi’ne yönelmeden önce İspanya, Portekiz ve İtalya’daki limanları ziyaret edecek.
2010 yılından bu yana faaliyetlerini sürdüren Özgürlük Filosu ile 2025 yılında kurulan Küresel Sumud Filosu ayrı yapılar niteliği taşıyor; ancak iki oluşum Gazze ablukasını kırma hedefli seferlerde ortak hareket ediyor.
Özgürlük Filosu, Küresel Sumud Filosu’na destek verirken, koalisyon bünyesindeki bazı üyeler de Sumud seferlerine danışmanlık sağlıyor.
Aktivistler, mayıs ayındaki müdahalenin ardından ekim seferine mali kaynak ve kamuoyu desteği sağlamak üzere Avrupa genelinde çeşitli seferler düzenledi.
Mayıs seferinde 430 aktivist alıkonuldu
Özgürlük Filosu’nun destek sağladığı mayıs ayındaki Küresel Sumud Filosu seferi sırasında İsrail makamları, uluslararası sularda seyreden yaklaşık 54 gemiye müdahale etti.
Operasyonda, aralarında doktorların, gazetecilerin ve insani yardım çalışanlarının da yer aldığı 430 aktivist alıkonuldu.
Söz konusu müdahale, alıkonulan kişilerin İsrail cezaevlerinde darp, ölüm tehdidi ve tecavüz dahil cinsel şiddete maruz bırakıldıklarını aktarmasıyla uluslararası alanda tepki topladı.
Küresel Sumud Filosu, en az 67 katılımcının tıbbi müdahale gerektiren yaralanmalar yaşadığını, bu kişilerden 12’sinin hastaneye kaldırıldığını duyurdu.
İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, alıkonulan aktivistlerin plastik kelepçelerle bağlandığı, diz çöktürüldüğü ve İsrail milli marşı eşliğinde zorlayıcı pozisyonlarda tutulduğu video kayıtlarını “İsrail’e hoş geldiniz” mesajıyla paylaştı.
Görüntülerde, elleri bağlı bir aktivist acı içinde bağırırken Ben-Gvir’in güvenlik görevlilerine “Çığlıklarından rahatsız olmayın” talimatı verdiği duyuldu.
Uluslararası Ceza Mahkemesine savaş suçu başvurusu
Yaşananların ardından 30 Mayıs’ta Uluslararası Ceza Mahkemesine (UCM) savaş suçu başvurusunda bulunan 11 mağdur arasında Avustralyalı sinemacı Juliet Lamont da yer aldı.
Lamont, yük konteynerinden dönüştürülen bir alana götürüldüğünü, karanlıkta elleri arkadan bağlı ve ayak bilekleri zincirli şekilde zorlayıcı pozisyonda tutulduğunu açıkladı.
Erkek askerlerden birinin tecavüzüne uğradığını belirten Lamont, diğer tutukluların vücutlarına silah sokulduğunu ve 70 yaşındaki bir kadının kaburgalarının kırıldığını ifade etti.
Lamont, tutulduğu alandan işkence ve acı çığlıkları duyulduğunu kaydetti.
Çok sayıda mağdur ifadesi, video kaydı, tıbbi rapor ve yeminli beyan içeren başvuru dosyasında, Avustralyalı bir insani yardım görevlisine İsrailli yetkililerce zorla içeriği belirsiz bir madde enjekte edildiği yönündeki anlatım da yer buldu.
Birleşmiş Milletler (BM), yaşanan gelişmelerin ardından İsrail Cezaevi Servisini, çatışma bölgelerinde cinsel şiddetten sorumlu tarafların yer aldığı 2026 kara listesine dahil etti.
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, kararın gerekçesi olarak mahkumlara yönelik belgelenen “cinsel şiddet örüntülerini” işaret etti.
Aktivistlere yönelik tutum diplomatik krizlere de yol açtı.
İtalya, Fransa ve Kanada, kendi vatandaşlarına yönelik muamele nedeniyle İsrail büyükelçilerini dışişleri bakanlıklarına çağırarak izahat istedi. İspanya ve İrlanda yönetimleri ise Bakan Ben-Gvir’in sergilediği yaklaşımı “canavarca” ve “dehşet verici” olarak nitelendirdi.
Ortadoğu
İran savaşı ABD donanmasında lojistik krize yol açtı

New York Times’ın analizine göre, İran savaşı sebebiyle Batı Asya’da tutulan ABD savaş gemileri ciddi bir lojistik baskıyla karşı karşıya. Bahreyn’deki ana lojistik üssün vurulması ve bölge limanlarının füze menzilinde kalması, filoyu binlerce millik ikmal rotalarına mecbur bırakıyor.
New York Times (NYT) gazetesinde Simon Ducroquet ve John Ismay imzasıyla yayımlanan analizde, İran savaşı sebebiyle Batı Asya’da süresiz tutulan ABD uçak gemileri, destroyerleri ve amfibi gemilerinin ağır bir lojistik baskı altına girdiği belirtildi.
“ABD savaş gemilerinin karşı karşıya olduğu lojistik kâbus” başlıklı değerlendirmede, bölgedeki yakın üslerin devre dışı kalmasının donanmayı uzun ve riskli ikmal operasyonlarına zorladığı kaydedildi.
Haftalık 420 bin öğün yemek ve 8 milyon galon yakıt gerekiyor
Analizde yer alan verilere göre, standart bir ABD uçak gemisinde 5 bin personel günün 24 saati görev yapıyor ve her personele günde dört öğüne kadar yemek verilmesi gerekiyor.
Gemiler nükleer enerjiyle hareket etmesine karşın, güvertedeki uçak ve helikopter filosu haftada yaklaşık 2 milyon galon yakıt tüketiyor.
Uçak gemilerine hava savunma ve seyir füzeleriyle donatılmış destroyerler eşlik ediyor ve “uçak gemisi taarruz grubu” olarak adlandırılan bu gruptaki koruma gemileri de kesintisiz yakıt ile gıda desteğine ihtiyaç duyuyor.
ABD’nin şu anda Batı Asya’da İran limanlarına yönelik ablukaya katılan USS George H.W. Bush ve USS George Washington uçak gemilerinin yanı sıra 12 destroyeri görev yapıyor.
Destroyerlerde yaklaşık 3 bin 700 personel yer alıyor. Gruba ayrıca deniz piyadelerinden oluşan çıkarma gücünü taşıyan ve yaklaşık 5 bin askerin yer aldığı üç gemilik bir amfibi hazır görev grubu eşlik ediyor.
Bölgedeki yaklaşık 20 savaş gemisinde toplam 20 bin civarında denizci ile deniz piyadesi görev alırken, filoya her hafta 420 binden fazla öğünlük gıda ve yaklaşık 8 milyon galon yakıt ulaştırılması gerekiyor.
Bahreyn’deki lojistik üs imha edildi
On yıllardır Batı Asya’da varlık gösteren ABD Donanması, bölge genelinde geniş tedarik depoları kurmuştu. Ancak İran, savaşın başladığı 28 Şubat’ta 5. Filo’nun konuşlandığı Bahreyn’deki ana lojistik üssü imha etti.
Uçak gemileri ile lojistik gemilerin yanaşabileceği diğer bölgesel limanlar da İran’ın balistik füzeleri ve insansız hava araçlarının menziline girmesi sebebiyle kullanılamaz duruma geldi.
Bu tablo karşısında ikmal gemileri, Umman Körfezi ve Arap Denizi’ndeki filoya yiyecek, yakıt ve mühimmat taşımak için Hint Okyanusu’ndaki Diego Garcia Adası’na gitmek zorunda kalıyor.
Diego Garcia ile operasyon bölgesi arasındaki mesafe yaklaşık 2 bin 200 mili buluyor. İkinci seçenek konumundaki Singapur ise bölgeden 3 bin 700 mil uzakta yer alıyor ve bu rota gemilerin yoğun deniz trafiğine sahip Malakka Boğazı’ndan geçmesini zorunlu kılıyor.
Açık denizde saatler süren riskli manevralar
Yakın üslerin kullanılamaması sebebiyle savaş gemilerine her beş veya altı günde bir açık denizde ikmal yapılıyor. İkmal operasyonu sırasında savaş gemisi ile tedarik gemisi saatlerce aynı hız ve rotada, aralarında yalnızca 45 metre mesafe bırakarak yan yana ilerliyor.
Dalgalar, sert rüzgârlar ve deniz akıntıları bu manevrayı riskli hale getirirken, operasyon boyunca her iki gemi de olası saldırılara karşı savunmasız kalıyor.
Aktarım sırasında mürettebat, kılavuz halatları tüfeklerle karşı gemiye fırlatıyor. Ardından çelik kablolar gerilerek yakıt hortumları ile yiyecek ve malzeme paletleri bu hat üzerinden sevk ediliyor.
Eş zamanlı olarak helikopterler de ağlara takılan gıda, yedek parça ve posta yüklerini gemiler arasında taşıyor.
“Mevcut düzen sürdürülebilir değil”
Batı Asya’daki savaş gemilerinin görev süresi belirsizliğini korurken, gemilerin dönüşü ABD Başkanı ve ABD Savunma Bakanının alacağı karara bağlı bulunuyor.
Fakat NYT, mevcut operasyonel düzenin uzun vadede sürdürülemeyeceğine işaret ediyor.
Donanma envanterindeki 11 uçak gemisinden dördü İran savaşı kapsamında bölgeye sevk edildi. Kalan gemilerin bir kısmı tersanelerde uzun süreli onarımda bulunuyor ve bu gemiler yıllarca seyre çıkamayacak.
Dokuz aylık görev süresinin büyük kısmını limana yanaşmadan denizde geçiren USS Abraham Lincoln, yerini 20 Ağustos’ta USS George Washington’a bıraktı.
Normal şartlarda personelin dinlenmesi amacıyla ayda bir liman ziyareti yapması gereken filodan ayrılan Lincoln, 2 Eylül’de Tayland’a ulaştı.
Mürettebat, San Diego’daki ana üsse dönüş için Büyük Okyanus’u geçmeden önce Tayland’da izin yapacak.
Ortadoğu
Reuters: İran’daki düğüne düzenlenen ölümcül saldırı ABD mühimmatının doğrudan isabetiydi

Salı günü İran’ın güneyindeki bir düğün kutlamasını vuran, dört kişinin ölümüne ve en az 68 kişinin yaralanmasına yol açan patlamanın, başka bir hedefe çarpıp sekerek gelen bir mühimmattan değil, büyük olasılıkla bir ABD mühimmatının doğrudan isabetinden kaynaklandığı belirlendi. Reuters tarafından doğrulanan görüntü ve videoları inceleyen silah uzmanlarının analizi bu yönde.
Küçük Kuhestak kasabasında meydana gelen olay, ABD’nin İran’la savaşında sivillerin ödediği bedele ilişkin endişeleri yeniden gündeme getirdi. Olay, şubat ayında bir Amerikan füzesinin İran’daki bir ilkokula isabet ederek içerideki çoğu çocuk olmak üzere 175’i aşkın insanı katletmesinden bu yana yaşanan en çarpıcı vaka oldu.
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), güçlerinin 1 Eylül’de İran’ın güneyinde, İslam Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) ait hava savunma tesislerini, radar sistemlerini ve iletişim altyapısını hedef alan çok sayıda saldırı gerçekleştirdiğini açıklamıştı.
Reuters, olaya ilişkin video ve görüntüleri dört askeri silah uzmanıyla paylaştı. Uzmanlar, hasarın başka bir hedefe çarpan mühimmatın sekmesi sonucu oluşan ikincil bir hasardan ziyade doğrudan isabetle uyumlu olduğunu söyledi. Uzmanlardan üçü, mühimmatın rotasından çıkan bir İran hava savunma füzesi değil, büyük olasılıkla bir ABD silahı olduğunu belirtti.
Uzmanlardan biri, silahın hedefini basitçe ıskalamış olabileceğini söyledi.
Terörle mücadele kapsamında bomba imha konusunda uzmanlaşmış, patlayıcı mühendisliği alanında doktora sahibi emekli İngiliz Tuğgeneral Gareth Collett, “Atılan bomba sayısı göz önüne alındığında, en gelişmiş güdüm sistemlerinde bile zaman zaman bu tür olaylar yaşanabiliyor,” dedi.
Görüntülerde, saldırının ardından enkazın arasında kanlı ayakkabıların bulunduğu ve İran’ın bu bölgesinde yaygın olarak kullanılan düğün süslemelerinin etrafa saçıldığı görülüyor.
Bir görgü tanığı saldırıdan hemen sonra Reuters’a gönderdiği sesli mesajda şöyle dedi:
“Kuhestak yerle bir oldu. Dört, beş, on ev yıkıldı. Çok sayıda insan enkaz altında. Allah yardımcımız olsun.”
Bölge sakinleri isimlerinin açıklanmaması koşuluyla konuştu.
ABD’li iki yetkili de isimlerinin açıklanmaması koşuluyla Reuters’a yaptığı açıklamada, ABD ordusunun 1 Eylül’de Kuhestak bölgesinde saldırılar düzenlediğini ve özellikle kasabanın telekomünikasyon kulesini hedef aldığını savundu.
Uydu görüntülerine göre söz konusu kule, düğün kutlamasının yapıldığı yerden yaklaşık 135 metre uzakta bulunuyor. İran medyasına göre kule yerel saatle yaklaşık 21.30’da vuruldu.
ABD’li yetkililerden biri, hükümetin düğündeki can kayıplarına ilişkin çeşitli senaryoları incelediğini söyledi. Bunlar arasında kayıpların bir ABD saldırısından, İran hava savunma füzesinin sekmesinden veya hedefinden sapan bir önleme füzesinden kaynaklanmış olabileceği ihtimalleri bulunuyor. Ancak Reuters görüntüleri ve uzmanlar saldırının ABD mühimmatına ait olduğunu tespit etti.
Dört kişinin öldüğü ve 68 kişinin yaralandığı bilgisi, insan hakları ihlallerini izleyen ve belgeleyen Balochestan Human Rights Documentation Network ile Haalvsh adlı kuruluşlardan geldi.
Gruplara göre hayatını kaybedenlerden üçü düğün davetlileriydi: 43 yaşındaki Kolsoom Mollahi Najhandania, 50 yaşındaki Zarkhatoon Taheri ve dört yaşındaki Amir Mohammad Karimi. Dördüncü kişi olan 16 yaşındaki Mohammad Mallahi ise telekomünikasyon kulesinin yakınında motosikletiyle giderken öldürüldü.
İsimler İran medyası tarafından da doğrulandı.
Olay, 28 Şubat’ta Minab’daki bir ilkokulun füze saldırısıyla yıkılmasından altı aydan uzun bir süre sonra meydana geldi. Saldırı, mevcut çatışmayı başlatan ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının başlamasından saatler sonra gerçekleşmişti. İranlı yetkililere göre saldırıda 175’ten fazla çocuk ve öğretmen hayatını kaybetmişti.
Pentagon, ABD ordusunun onlarca yıldır yol açtığı en büyük sivil kayıp vakası olan Minab saldırısına ilişkin soruşturmasının bulgularını kamuoyuna açıklamadı. Ancak Reuters, 5 Mart’ta yayımladığı haberinde, ABD ordusunun ilk iç soruşturmasının, İran’la savaşın ilk gününde gerçekleştirilen bu saldırıdan ABD güçlerinin sorumlu olduğunu gösterdiğini bildirmişti.
1 Eylül günü yerel saatle yaklaşık 21.30’da sosyal medyada yerel bir düğüne saldırı düzenlendiğine ilişkin paylaşımlar dolaşıma girmeye başladı.
Reuters, bölge sakinleriyle aracılar üzerinden görüştü.
Bir bölge sakini, düğünün vurulmasının hemen ardından gönderdiği sesli mesajda, “Düğünde çok sayıda insan vardı. Çok sayıda [yaralı] götürüldü, şu anda çok daha fazla [yaralı] götürülüyor,” dedi.
İran devlet medyası, Hürmüzgan’daki telekomünikasyon yetkililerine dayandırdığı haberinde, kulenin çevredeki Sirik ilçesinde yaşayanlara mobil iletişim, telefon ve internet hizmeti sağlayan sivil bir yapı olduğunu bildirdi.
İran’da altı aydır devam eden savaş sırasında ABD ordusu, İran ordusunun stratejik Hürmüz Boğazı’ndaki egemenliğini engellemek amacıyla boğaz yakınlarındaki İran radar ve iletişim tesislerini defalarca vurdu.
İran, boğazdaki enerji sevkiyatını kısıtlama kapasitesine sahip olduğunu gösterdi. Bu durum küresel enerji maliyetlerini yükseltirken, ABD’deki ara dönem Kongre seçimleri öncesinde Trump yönetimi açısından siyasi bir sorun yarattı.
ABD ordusunda eski bir patlayıcı mühimmat imha teknisyeni olan ve halen Armament Research Services’ta silah teknik analisti olarak çalışan Trevor Ball, Reuters’ın talebi üzerine fotoğraf ve videoları inceleyen uzmanlar arasındaydı.
Ball, “Görülen hasar, çatıya temas ettiği anda ya da çatının hemen üzerinde infilak eden bir mühimmattan kaynaklanmış gibi görünüyor,” diyerek bunun görünüşe göre doğrudan bir isabet olduğunu belirtti.
“Görülebilen patlama hasarının, yakındaki telekomünikasyon kulesine yapılan saldırıdan kopan parçaların bu bölgeye isabet etmesiyle oluşması mümkün değil.”
Ball, kullanılan silahın büyük olasılıkla ABD’ye ait olduğunu söyledi.
Collett de Ball’un analizine katıldı.
“Kanıtların ağırlığı, İran hava savunma füzesinden ziyade ABD’ye ait, havadan bırakılan 500 librelik bir mühimmata işaret ediyor,” dedi.
Oslo Barış Araştırmaları Enstitüsü’nde araştırma profesörü olan Sebastian Schutte de görsel materyalleri inceledi. Schutte, mevcut kanıtlara dayanarak çatıdaki deliğin telekomünikasyon kulesinden seken bir mühimmat sonucu oluşmadığı görüşüne katıldı.
Üç uzman da hedefinden sapan bir İran füzesinin evi yıkmış olmasının düşük ihtimal olduğunu söyledi.
Schutte, isabet açısının bir hava savunma füzesiyle uyumlu olmadığını belirtirken, Collett ise bir hava savunma füzesinin harp başlığında normalde görülmesi beklenen türden parçalanmaya ilişkin herhangi bir kanıt bulunmadığını söyledi.
İran medyasında çeşitli silah parçalarının görüntüleri de yayımlandı. Ball, “bu kalıntılardan bazılarının”, ABD ordusu tarafından yaygın olarak kullanılan bir tür süzülen bomba olan Joint Standoff Weapon’a (JSOW) ait olduğunu tespit etti.
3 Eylül’de Hürmüzgan eyaletinin Sirik kasabasında, dört yaşındaki Amir Mohammad Karimi için düzenlenen cenaze töreninde yas tutanlar son görevlerini yerine getirmek üzere bir araya geldi.
Perşembe günü Kuhestak sakinleri saldırıda hayatını kaybedenler için cenaze töreni düzenledi. Cenaze duası okunurken kalabalık korteji doldurdu; insanlar tabutu taşıdı ve ellerinde posterler tuttu.
Bir görgü tanığı, “Sirik’te durum hüzünlü ve matem havası hâkim. İnsanlar hâlâ şok içinde,” dedi.
Dünya Basını1 hafta önceMilanovic uyardı: Dünya 1914 öncesine benzer bir uçurumun kenarında
Amerika2 hafta önceKıyamete beş kala – 1: Thiel, Deccal’i arıyor
Ortadoğu2 hafta önceMekke Anlaşması için İran iddiası: Tahran teklifi inceliyor
Rusya2 hafta önceTürkiye’den Rusya’ya ilk deniz yolu benzin sevkiyatı yola çıktı
Ortadoğu1 hafta önceSDG’nin feshi için yapılan anlaşmanın ayrıntıları
Avrupa2 hafta önceAlman tarihçi Kittel, savaştan Hitler’i değil Stalin’i sorumlu tuttu
Dünya Basını1 hafta önce“Yapay zeka devasa bir aldatmaca”
Avrupa2 hafta önceİngiltere, Rusya ile gerilimi artırıyor












