Avrupa
İsviçre, bir Rus diplomat hakkında casusluk suçlamasıyla yakalama kararı çıkardı

İsviçre Federal Savcılığı’nın bir Rus diplomat hakkında casusluk ve yaptırım rejiminin ihlali suçlamasıyla yakalama kararı çıkardığı bildirildi.
Swiss Info portalı, adı açıklanmayan diplomatın ülkeyi çoktan terk ettiğini iddia etti.
Kolluk kuvvetlerine göre, resmi olarak diplomat olarak akredite edilen şahıs, silah ve diğer ‘potansiyel olarak tehlikeli materyalleri’ elde etmek amacıyla istihbarat faaliyetleri yürüttü.
Kendisiyle birlikte, uyruğu ve statüsü belirtilmeyen iki kişi daha davaya dahil edildi.
Dışişleri Bakanlığı, savcılığın talebi üzerine söz konusu diplomatın dokunulmazlığını kaldırdı.
Tages-Anzeiger‘e göre diplomat Rusya’nın Bern Büyükelçiliğinde çalışıyordu ve bir süredir İsviçre’nin istihbarat kurumları tarafından gözetim altındaydı.
Diplomatın yaptırımların uygulanması ve askeri ürünlerin dolaşımının kontrolüyle ilgili federal yasaları ihlal etmekle suçlanınca ülkeyi terk ettiği öne sürüldü.
Dışişleri Bakanlığı kaynakları, Rus Büyükelçi Sergey Garmonin’in bakanlığa çağrılmadığını, konunun ‘başka kanallar aracılığıyla’ gizli bir şekilde çözüldüğünü kaydetti.
Ayrıca davanın açılmasının ardından kolluk kuvvetleri ülkenin çeşitli kantonlarında aramalar yaptı.
İsviçre askeri tarafsızlık pozisyonunu koruyor ve bu nedenle Ukrayna’ya silah tedarikini ve bu silahların başka ülkelere yeniden ihraç edilmesini yasaklıyor. Fakat İsviçre, Avrupa Birliği’nin (AB) Rusya’ya karşı uyguladığı yaptırımlara da katılmıştı.
Ukrayna’ya dönük askeri müdahalenin başlamasından bu yana Avrupa ülkeleri toplam 600 Rus diplomatı casusluk suçlamasıyla sınır dışı etti.
Alman Federal Anayasayı Koruma Dairesi, Rus güvenlik servislerinin şu anda aktif bir şekilde yerelden adam devşirerek casus ağını yeniden inşa ettiğini iddia ederek, bu amaçla en çok şantaj ve rüşvetin kullanıldığını savundu.
‘Tarafsız’ İsviçre Almanya öncülüğünde kurulan hava kalkanına katılmak istiyor
Avrupa
Alman-Fransız savaş uçağı projesi rafa kalktı

Almanya ve Fransa, derin endüstriyel anlaşmazlıklar nedeniyle yeni nesil bir savaş uçağını ortaklaşa üretme planından vazgeçti.
Bu durum, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Avrupa savunma entegrasyonunu güçlendirme vizyonuna büyük bir darbe vurdu.
Bir Alman hükümet yetkilisi, konunun hassasiyeti nedeniyle isminin açıklanmaması koşuluyla POLITICO’ya verdiği demeçte, “Cumhurbaşkanı [Emmanuel] Macron ve Federal Şansölye [Friedrich Merz], ilgili şirketlerin bir araya gelerek ortak bir savaş uçağı üretemeyeceği konusunda ortak bir sonuca vardılar. Bu gerçeği kabul ediyorlar,” dedi ve şunları ekledi:
“Bu nedenle Federal Şansölye Merz, Cumhurbaşkanı Macron’a ortak bir savaş uçağı geliştirme çalışmalarını daha fazla sürdürmemesini tavsiye etti.”
Geleceğin Muharebe Hava Sistemi (Future Combat Air System – FCAS) olarak bilinen ve 2017’de başlatılan proje, projenin liderliğini hangi şirketin üstleneceği konusunda Fransa’nın Dassault ile Almanya’nın Airbus Defence and Space arasında yaşanan şiddetli anlaşmazlıklar nedeniyle durma noktasına geldi.
İspanya’nın da dahil olduğu FCAS’ın, 2040 yılı civarında Almanya’nın Eurofighter ve Fransa’nın Rafale jetlerinin yerini alması amaçlanıyordu.
Program, ana tartışma konusu olan bir savaş uçağının yanı sıra, sensörleri, uyduları, insansız hava araçlarını ve savaş uçaklarını tek bir sistemde birleştirecek olan projenin dijital omurgası olan insansız hava araçları ve bir savaş bulutunu da içeriyor.
Pazartesi günü ilerleyen saatlerde, Elysee Sarayı yaptığı açıklamada Airbus Defence and Space ile Dassault Aviation’ın anlaşmaya varamadığını doğruladı.
Fransa Cumhurbaşkanlığı, projenin sonlandırılmasının tek taraflı bir Alman kararı olduğunu ima ederek gazetecilere şunları söyledi:
“Alman yetkililer, söz konusu şirketlere daha fazla baskı uygulamanın mümkün olmadığı sonucuna vardılar. Fransa, savunma ve güvenlik alanında hem ülkelerimiz hem de Avrupalı ortaklarımız için Fransız-Alman işbirliğinin hayati önem taşıdığı görüşünü sürdürüyor.”
FCAS’ın savaş uçağı kısmının başarısız olmasına rağmen, Alman hükümet yetkilisi Paris ve Berlin’in insansız hava araçları ve savaş bulut sistemi konusunda işbirliğine devam etme ihtimalini dışlamadı.
Yetkili, “FCAS’ın özü, bir Avrupa sistemler sistemi olarak devam edecek. Bu, bir anlamda uçakları, insansız hava araçlarını ve diğer bileşenleri entegre bir bütün halinde birbirine bağlayan sinir sistemi,” dedi.
Alman yetkili, Fransız ve Alman savunma bakanlıklarının “birkaç gerçekçi ve ilgili projeye odaklanan” savunma sanayi işbirliği için bir çalışma planı geliştirmekle görevlendirileceğini de sözlerine ekledi.
Öte yandan FCAS, sorunları olan tek çok uluslu savunma programı değil. Deniz devriye uçağı, yeni nesil tank ve topçu sistemleri inşa etmeye yönelik Fransız ve Alman ortak planları son yıllarda aksarken, İtalya, Japonya ve Birleşik Krallık’ın liderlik ettiği Global Combat Air Programme jet avcı uçağı projesinde de sürtüşmeler yaşandı.
Merz’den Fransa’ya soğuk duş: FCAS projesi ihtiyacımızı karşılamıyor
Fransa, milyarlarca avroluk dört ülkeli Eurodrone programından fiilen çekildi ve geri kalan ortaklar (Almanya, İtalya ve İspanya) nasıl devam edeceklerini değerlendirirken programın geleceği belirsizliğe düştü.
FCAS projesinin savaş uçağı bileşeninin sonu ani bir kopuş değil, Avrupa’nın en etkili iki savunma sanayi şirketi olan Airbus ile Dassault Aviation arasındaki yavaş ve yıpratıcı bir mücadelenin sonucuydu.
POLITICO’nun daha önce bildirdiği gibi, Alman ve Fransız yetkililer aylardır kapalı kapılar ardında projenin savaş uçağı bileşeninin fiilen “ölü” olduğunu dile getiriyorlardı.
Geçen yaz, Fransa’nın Rafale avcı uçağının üreticisi Dassault, FCAS avcı uçağının yapımında liderliği ele geçirmek için baskı yapınca, bu çıkmaz daha da derinleşti.
Bu durumda Airbus, tasarım konusunda sınırlı bir görüşe sahip bir alt yüklenici olarak değerlendirilecekken, Dassault tedarikçileri seçebilecek, proje işlerinin paylaşımına karar verebilecek ve müşterilerle tek iletişim noktası olarak hareket edebilecekti.
Airbus, bu yaklaşımı FCAS’ı başlatan ortak anlaşmaya temel bir aykırı olarak reddetti ve bunun Avrupa işbirliği programını, Alman ve İspanyol finansmanı ve endüstriyel yetkinlikleriyle desteklenen, Fransa liderliğindeki bir avcı uçağına dönüştüreceğini savundu.
Eylül ayına gelindiğinde POLITICO, Berlin’in İsveç ile işbirliği yapmak veya rakip GCAP programına katılmak da dahil olmak üzere başka seçenekler aramaya başladığını bildirdi.
Endüstriyel anlaşmazlığa ek olarak, Paris ve Berlin savaş uçağının ağırlığı konusunda da fikir ayrılığına düştü.
Fransa uçak gemileri için daha hafif bir jet isterken, Almanya hava üstünlüğü görevleri için daha ağır bir jet istiyordu.
Sonunda Berlin, iki uçak inşa etmeyi önerdi ama Paris bu seçeneği reddetti.
Mart ayında Merz ve Macron, projeye son bir şans verme konusunda anlaştı fakat bu görüşmeler derin farklılıkları aşamadı.
Pazartesi günü, Alman başbakanlık ofisi Airbus’a projenin iptal edildiği kararını bildirdi. La Tribune’e göre, Merz bu kararı çarşamba günü Berlin’de düzenlenecek ILA hava gösterisinin açılışında resmen açıklayacak.
Avrupa
Macaristan parlamentosu milletvekili ve bakan maaşlarını düşürdü

Macaristan Parlamentosu, milletvekilleri, başbakan ve hükümet üyelerinin maaşlarında önemli kesintiler öngören yasa teklifini kabul etti. VILÁGGAZDASÁG’ın aktardığına göre Tisza Partisi’nin sunduğu teklife Fidesz ve Mi Hazánk dahil tüm büyük partiler destek verdi.
Macaristan Parlamentosu, milletvekilleri, başbakan ve hükümet üyelerinin maaşlarında önemli kesintiler öngören yasa teklifini kabul etti.
Macaristan merkezli VILÁGGAZDASÁG’ın aktardığına göre Tisza Partisi’nin sunduğu teklif, muhalefetteki Fidesz ve Mi Hazánk dahil tüm büyük partilerin desteğini aldı.
Yeni düzenlemeye göre milletvekillerinin temel maaşı, ülke ortalama ücretinin üç katı yerine 1,8 katı üzerinden hesaplanacak.
Bu değişiklikle birlikte milletvekillerinin aylık brüt maaşı 2,18 milyon forintten yaklaşık 1,31 milyon forinte gerileyecek. Böylece bir milletvekili ayda yaklaşık 873 bin forint, yılda ise 10,4 milyon forintten fazla gelir kaybına uğrayacak.
Temel maaşa bağlı ek ödemeler nedeniyle üst düzey görevlerdeki kesintiler daha yüksek olacak. Parlamento Başkanı’nın brüt aylık geliri 5,89 milyon forintten yaklaşık 3,81 milyon forinte düşecek.
Başkan yardımcıları ile bazı grup yöneticilerinin maaşları da 4,36 milyon forintten 3,14 milyon ila 3,47 milyon forint aralığına gerileyecek.
Péter Magyar’ın verdiği bilgilere göre başbakanın brüt aylık geliri yaklaşık 3,8 milyon forint olacak. Bu tutar, mevcut seviyenin yaklaşık 4 milyon ila 5 milyon forint altında bulunuyor.
Bazı tahminlere göre Başbakan Viktor Orban’ın aylık geliri daha önce 8 milyon forintin üzerindeydi. Yeni katsayı sistemine dayanan hesaplamalara göre bakanların gelirleri de önceki seviyeye kıyasla ayda yaklaşık 1,5 milyon ila 2 milyon forint azalacak.
Yasa yalnızca maaşları değil, parlamenterlerin çeşitli harcama kalemlerini de kapsıyor. Milletvekillerine sağlanan konut ödeneği yüzde 31, ofis kiralama limiti yüzde 52, yardımcı personel için ayrılan bütçe ise yüzde 30 oranında azaltılacak.
Budapeşte’den seçilen milletvekilleri için cep telefonu ve yakıt giderlerine yönelik ayrı tazminat uygulaması da kaldırılacak.
Hükümetin ilerleyen dönemde belediye başkanlarının maaşlarını da düşürmeyi planladığı belirtildi. Bu girişim bazı çevrelerden eleştiri aldı.
Eski başbakan Péter Márki-Zay, söz konusu adımın belediye başkanlığı görevinin cazibesini azaltabileceğini ifade etti.
Avrupa
City of London, Brexit müzakere masasında yer talep ediyor

İngiltere’deki bankalar, Başbakan Keir Starmer’ın AB ile yapacağı Brexit “resetleme” sürecine dahil olmak istiyor.
Yıllardır kenarda kalmış olmalarının ardından, City of London’ın en büyük aktörleri, finans hizmetlerine nihayet müzakere masasında bir yer verilmesi için baskı yapıyor.
İngiltere’deki kredi kuruluşlarını temsil eden lobi grubu UK Finance, pazartesi günü (8 Haziran) yayınlanan bir raporda, “Bugüne kadar finans hizmetleri, Birleşik Krallık ile AB arasındaki stratejik yeniden başlatma sürecine dahil edilmedi. Şimdi bunun değişmesi için doğru zaman,” deniyor.
Finansal hizmetleri siyasi tartışmaların ön saflarına taşıma çabası, Starmer bu yaz Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile bir zirve düzenlemeye hazırlanırken gündeme geliyor.
Birleşik Krallık’ın en önemli sektörlerinden biri ve iktisadi motoru olmasına rağmen, finansal hizmetler hiçbir zaman İngiliz hükümetinin öncelik listesinde yer almadı; listenin üst sıralarında yer alması ise hiç söz konusu değildi.
Birleşik Krallık’ın birlikten ayrılmasından önce The City, Manş Denizinin iki yakasındaki kuralların ne kadar benzer olduğunu göz önünde bulundurarak, Londra’dan AB pazarına erişimin bir şekilde devam etmesini umuyordu.
Fakat İngiliz finans sektörü, 2020’deki Brexit ticaret anlaşmasının dışında bırakıldı ve o zamandan beri AB müşterilerine doğrudan hizmet vermekten neredeyse tamamen mahrum kaldı.
Brüksel yetkilileri, Kuzey İrlanda sınırındaki gerginlik ortamında bu konuyu görüşmeyi reddedince, The City kendini sıkışmış buldu.
Eski Muhafazakâr Başbakan Rishi Sunak ve bugünkü Starmer’ın İşçi Partisi hükümeti döneminde güven giderek artarken, Birleşik Krallık finans sektörünün umutları ve istekleri, yetkililer tarafından denetlenen tartışma forumlarında teknik bir düzeyde kalmaya devam ediyor.
İngiltere’deki bankalar ise bundan fazlasını istiyor. UK Finance raporunda, finansal hizmetler konusunda iki taraf arasında “gerçekten stratejik” bir ortaklık çağrısında bulundu ve politikacılara bu hedefe nasıl ulaşılacağına dair bir yol haritası sundu.
Brexit referandumundan on yıl sonra, bankacılık lobisi, iç karartıcı iktisadi ortamın, yatırımı teşvik edebilecek ve büyümeyi hızlandırabilecek bir sektör için sürtüşmeleri ortadan kaldırma ve ilişkileri iyileştirme gerekçesini oluşturması gerektiğini söyledi.
UK Finance’in uluslararası ilişkiler direktörü Kerstin Mathias, “Her iki tarafın da finansal hizmetler sektörü için, aynı zamanda her iki tarafın sektörlerinin hizmet verdiği ekonomiler ve müşteriler için daha iyi sonuçlar elde edebileceğine inanıyoruz,” dedi.
Raporda, daha önce Brexit’in en büyük sorunlarından biri olan Birleşik Krallık’taki kliring kurumlarının (clearinghouse) AB pazarına erişiminin süresiz olarak uzatılması ve kurallar hakkında sadece konuşmak yerine koordinasyonu sağlamak için teknik çalışma gruplarının kurulması gibi acil adımlar öneriliyor.
Lobi grubu ayrıca, sermaye kuralları konusunda Birleşik Krallık bankalarının AB’deki muadilleriyle “eşdeğer” olarak kabul edilmesi için “pragmatik” bir karar alınmasını talep ediyor ve bunun AB tarafında sermaye serbest bırakılmasını sağlayacağını savunuyor.
Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, UK Finance, hizmetler alanında daha fazla sınır ötesi ticarete olanak sağlamak için kuralların karşılıklı olarak tanınmasına dayalı ikili bir anlaşmayı destekliyor.
Ayrıca, sermaye piyasalarını entegre etmek ve durgun ekonomilere daha fazla yatırım çekmek için Avrupa çapında bir çaba gösterilmesini öneriyor.
İngiliz bankaları, temmuz ayında yapılması planlanan AB-Britanya zirvesi öncesinde “harekete geçmek için gerçek bir ivme” olmasını ve finansal hizmetlerin gündeme alınmasını umuyor.
Fakat zirve, başbakan olarak geleceği şu anda belirsiz olan Starmer için kötü bir zamanda geliyor ve Ada’daki siyasi kaos, bir kez daha tüm “resetleme” gündemini rayından çıkarma tehdidinde bulunuyor.
Ayrıca, AB, finansal hizmetler konusunda Britanya’ya daha fazla açılmaya istekli olduğuna dair herhangi bir işaret göstermedi.
Görüş7 gün önceXi liderliğinde yükselen Çin diplomasisi: Bütün yollar Pekin’e çıkıyor
Dünya Basını1 hafta önceABD’li iktisatçı Wolff: Küresel güney artık yeni bir dünya düzeni kuruyor
Görüş1 hafta önceÇok kutupluluğun çift yönlü asimetrisi: Yeni dünya dengesini nasıl bulacak?
Görüş2 hafta önceBüyük Güç Rekabetinden Stratejik İstikrara: Çin-ABD İlişkilerinde Yeni Yönelim
Dünya Basını2 hafta önceKomünizme karşı siper olarak Siyonizm
Görüş6 gün önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 1
Diplomasi5 gün önceErmenistan ve ABD, Trump koridoru projesi için anlaşma imzaladı
Asya2 hafta önceQUAD ülkeleri kritik mineral ortaklığını başlatıyor










