Bizi Takip Edin

Amerika

Küresel şantaj: Aç kapa Amerika

Yayınlanma

Deniz Hakyemez

ABD, İran ile müzakere masasından Hürmüz Boğazı’nı kapama kararıyla kalkınca pek çoklarını şaşırttı. ABD haftalardır açılsın diye bağırdığı, müzakerelerde açılmasını koşul olarak koyduğu Boğaz’ı neden kapıyordu? Fatura gene Trump’ın çılgınlığına kesildi; Trump çılgın ve barbar olabilir, ancak bu açıklama ABD’nin son dönemdeki her hamlesini açıklamada maymuncuk işlevi görmeye başlamış durumda; düşünsel planda kolaycı bir çıkış sunuyor.

ABD ve İsrail’in İran saldırısında kanın ardında ilk gördüğümüz şuydu: İran Boğaz’ı kapadı, ABD aç diye ısrar etti. Tıpkı Trump’a baktığımızda çılgınlığını görmemiz gibi, olgulara baktığımızda ilk gördüğümüz de kategorik olarak yanlış değildir. Ancak bu sınırlar içinde kalmaya felsefede ampirisizm diyoruz, gerçeklik katmanlıdır ve bizim ilk bakışımızda algıladıklarımız o gerçekliğin sıklıkla çok küçük bir kısmıdır; yanlış, o küçük kısmı gerçekliğin bütünü olarak kabul ettiğimizde başlar.

ABD’nin İhtiyaç Duyduğu Enerji Krizi

15 Mart tarihli yazımda olup bitene bir başka açıdan bakmayı önerdim. Açarak ilerliyorum:

1) Boğaz’ı kapayan İran’dır, doğru, ama bir de kapattıran vardır. ABD, İran’ın bu hamlesine “hazırlıksız” yakalanmış olamaz çünkü ABD’nin olası bir İran saldırısı karşısında İran’ın ne yapacağına ilişkin geçtiğimiz on küsur senedir sayısız yazı yazıldı; her birinde İran’ın öngörülen ilk hamlesi Hürmüz’ü kapamak ve Körfez ülkelerindeki ABD üslerini vurmaktır. Buna bu süre içindeki think-tank çalışmalarını ekleyelim ve İran’ın doğrudan açıklamalarını da unutmayalım. ABD, İran’a saldırdığında İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapayacağını biliyordu.

2) Doğru formül “ABD İran’ı Hürmüz’ü kapatmaya zorladı” ve (kısa ya da uzun) bir enerji krizini ya istedi ya göze aldı. Büyük İran direnişini asla küçümsemiyorum, İran doğru yapmıştır: ABD-İsrail saldırınca Hürmüz’ü kapatmak zorundadır; ABD kapattırmış olsa da kapatmak zorundadır. Ancak İran bir ileri adım attı: Boğaz’ı sadece düşmana, ABD’ye ve işbirlikçilerine kapattı. Tüm bu süre boyunca Boğaz’ın açık olduğunu, yuana açık olduğunu, ABD üslerini kapatacak Körfez ülkelerine açık olduğunu defaatle yineledi.

3) İran’ın akıllı hamleleri ve köklü medeniyetlerine yakışan bir ciddiyet ve bilgelikle ördüğü, üstten bakan ve güldüren (savaş psikolojik cephede de savaştır) söyleminin de etkisiyle, Trump’ı, kendi müdahalelerinden önce açık olan bir kapının önünde açın diye bağırırken bulduk ve ABD egemenliğinin ve aynı anlama gelmek üzere barbarlığının damgasını vurduğu bir dünyanın çocukları olarak eğlenmemiz ve kıvanç duymamız anlaşılırdır.

4) Ancak 15 Mart tarihli yazımın başlığı “ABD’nin İhtiyaç Duyduğu Enerji Krizi” idi. Üç temel noktadan yola çıkıyordum: a) ABD İran’a bir enerji krizi çıkacağını bilerek saldırdı. b) ABD tarihi enerji krizlerini kendisi için fırsata çevirmeye yabancı değildir. Dahası önceki yazımda yazdığım üzere, ‘73-4 krizinde kendileri kabul etmese de ABD parmağı aramak için geçerli nedenlerimiz vardır. c) 2020’den bu yana, tam da küresel “serbest” piyasa Çin’e yaramaya başlamışken, bu “küresel” tedarik ağları bir bir kopmaya başlamıştır. ABD, Yalçın Hoca’nın deyişiyle Yüce Gök’ün sevgili kulu olmalıdır, çünkü bu tedarik ağları tam ABD’nin ihtiyaç duyduğu zamanda, ABD’nin en çok işine gelecek yerlerden kopmuştur ve son olarak Hürmüz Boğazı’ndaki akışın kesilmesi ya da en hafifinden risk primi yüksek bölgeye dönüşmesi mi, bu kadar tesadüf fazladır.

5) ‘73-4 Petrol krizinde petrol fiyatlarının yükselmesi dünyayı dolara ve zaman içinde Amerikan tahviline koşmaya zorladı, süreç sonunda dolarla borçlanan ülkelerden ABD’ye büyük bir servet aktarımı gerçekleşti. Evet, bugün “petrodoların çöküşü” sözünü sık duyuyoruz; bu söz bazen ABD’nin diğer para birimlerinin kullanılmasını engelleyememesinden kaynaklanan, yerinde, ancak aceleci bir kutlamanın, bazense “küresel bir enerji krizi kapıdaysa ABD’nin bundan çok bir çıkarı yok artık, bu İran’ın suçudur,” demek için hazırda bekleyenlerin amentüsünün parçası olarak çıkıyor karşımıza. Bu iki uç, düşman kamplardan konuşuyor ama ortak bir körlük içinde: ABD, kontrolünden çıkmadıkça küresel enerji şoklarından pekâlâ medet umabilir.

6) “ABD dünyaya dolar verir, dünya o dolarla petrol alır, petrol zengini ülkeler de bu parayı tekrar ABD’ye yatırır” şeklinde basitleştirerek özetleyebileceğimiz petrodolar mekanizması 2000’li yıllarda yerini giderek Çin’in “ihracat yap, dolar kazan, ABD tahvili al” mekanizmasına bıraktı. Bu petrodoların öldüğü anlamına gelmiyor, ABD açıklarının finansmanında daha az yer tuttuğu anlamına geliyor. ABD’nin ekonomik gücü, dünyaya yaydığı dolarların eninde sonunda bir mıknatıs gibi kendine geri dönmesine dayanır. Ve son dönemde Çin bu motoru işleten tek finansör olmasa da en büyük finansördü. Ancak Çin’in ABD’nin hesabının ötesinde büyümesi ve dünya pazarından giderek büyüyen bir pay almaya başlaması, ABD’ninse neoliberal dönemde üretimini en ucuz gerçekleştirebileceği ülkelere çekerek kendisini “sanayisizleştirmesi”, ABD’yi yol yakınken önlem almaya itmiş durumda. ABD eski “ABD tüketir – Çin üretir” makinesini gevşetmek zorunda. Üretimin tek büyük merkez olarak Çin’den çoklu üretim ağına, kendi diliyle “dost ülkelere” kaydırmaya (friend-shoring), yeni finansman motorlarını devreye sokmaya ihtiyaç duyuyor. İşte Çin’e ve onun “dostlarına” yarayan tedarik ağlarının bir bir kopmaya başlaması ne hikmetse bu döneme denk geliyor, Hürmüz şimdilik son halkadır.

7) Aç, kapa, artema, birden fazla kuşağın zihnine işlemiştir ve şimdi aç, kapa, Amerika, bir oyun gibi izliyoruz. Vana Amerika’nın elinde değil ama üzerinde dolaylı kontrol kuruyor: Petrol arzıyla ve fiyatlarıyla oynuyor. Birinci perdede, İran’ı kapatmaya zorlayarak Hürmüz Boğazı’nı güvensiz tedarik ağı ilan etme fırsatı buldu; petrol arzını kıstı ve dolayısıyla, kontrollü bir şekilde yapmaya dikkat etse de petrol fiyatlarını yukarı çekti. Enerji krizi tehdidi savaşta kendisine destek vermekte isteksiz müttefikleri üzerinde dolaylı baskı kurmanın bir yoludur, ancak müttefikler hâlâ isteksiz. İkinci perdede abluka ile el yükseltti. Müttefikleri üzerindeki baskısı sürüyor; yükselen petrol fiyatları herkesi dolara koşmaya zorluyor. Dahası ABD, “dolar dışı akışları” da elinden geldiğince kesmeyi amaçlıyor. Boğaz’ı bu kez İran ve Çin için de kullanışsız kılmaya çalışırken, bunun da ötesinde İran ya da Çin’le her türlü ticaret yapmanın önüne devasa engeller koyuyor: Önce 12 Nisan’da ablukaya uymayan herhangi bir gemiyi, bağlı olduğu şirketle birlikte “yaptırım delici” ilan etti (ki bu o şirketin herhangi bir gemisi üzerinden ticaret yapanı da yaptırım kapsamına sokuyor); 15-16 Nisan’daysa, İran petrolünü alan veya İran’a ait fonları bankalarında tutan ülkelere karşı “ikincil yaptırım” silahını kullanmaya hazır olduğunu. Bu yaptırımlar, ilgili bankaların veya ülkelerin ABD finans sisteminden (dolar sisteminden) tamamen dışlanması anlamına geliyor.

8) ABD, tedarik ağlarının “güvencesizleştirilmesi” ve “enerji krizi” tehdidini bir arada kullanıyor. İşte bu nedenle “Tedarik ağları kopmadı ve koparıldı” ve “Enerji krizi üzerinden küresel şantaj yapan İran değil, ABD’dir” diyoruz.

ABD’nin, çıkardığı bu son enerji krizi paniğinden umduğu ya şantajının ve savaşının istediği sonucu vermesi (Hürmüz ve İran’ın ABD’ye olmasa bile dolara teslim olması) ya da kendisinin başkalarına kıyasla daha uzun süre dayanabileceğine güvendiği bir küresel kriz gibi görünüyor. Allayıp pulladığı serbest piyasa kurallarıyla alamadığı pazarların bir kısmını Çin’den, tedarik/ticaret ağlarını baltalayarak ve dünyaya şantaj yaparak almak (ya da Çin’i bununla tehdit etmek); krizle tehdit ettiği ve/ya da vurduğu daha zayıf ülkeleri bu küresel haydutluğun arkasında durmaya zorlamak; gerekirse, dolar güçlenirken parası pul olan, giderek borç batağına saplanacak üçüncü dünya ülkelerini seçeneksiz bırakarak ve kendisine daha bağımlı kılarak –bu arada bu ülkelerin yöneticilerine Larry Fink türü adamlarla havuçlar sallayarak– yeni bir büyük servet aktarımının önünü açmak.

Kapitalizmin krizleri böyledir ve “Ya Sosyalizm Ya Barbarlık” bir slogan olmanın çok ötesindedir. Steinbeck’in Gazap Üzümleri’ni hatırlayın. Büyük Bunalım’ı anlatır: Amerikan halkı işsizdir, açtır, portakal vardır, erişebilecekleri uzaklıktadır ama alamazlar, kapitalistler fiyatları korumak için, portakalları bu aç insanlara vermek yerine yakar. Bugün de petrol var, Çin ihtiyacınızı ucuza üretiyor, ama bana kazandıran kurallarla oynamazsanız alamazsınız, demeye çalışıyor Amerika ve bu yolda dünyayı yakmaya hazır olduğu mesajını veriyor.

Gücü yeter mi, kendisi ne kadar dayanabilir; yangın yangındır, kimin nerede ve nasıl tutuşacağı belli olmaz. ABD bu kez küçük güçlerle çarpışmıyor; içeride, dışarıda sıkışıyor ve dünyayı artık açıkça tehdit ediyor. Kral sıkışmış ve çıplak; ilk bakışta da görünüyor.

Yazarın notu: Bu yazı 16 Nisan’da yazıldı. 17 Nisan itibariyle İran Boğaz’ın tüm ticari gemilere açıldığını duyurdu. Bu İran’ın bir kazanımı mı, zaman gösterecek. İran, Hürmüz Boğazı’nı Lübnan’daki 10 günlük ateşkes süresince tüm ticari gemilere açtığını duyururken, bazı tankerlerin İran tarafından belirlenen “koordine edilen rotada” geçiş yapmasıyla ABD ablukası fiziksel olarak delinmiş, öte yandan Trump ABD’nin İran limanlarına yönelik ablukasının ve İran ile iş yapan üçüncü ülkeleri hedef alan ikincil yaptırımların, nihai bir anlaşma sağlanana kadar devam edeceğini ilan etmiş durumda.

Amerika

Petrol fiyatlarındaki artış Pentagon bütçesini zorluyor

Yayınlanma

Küresel petrol fiyatlarındaki yükseliş nedeniyle 4 ila 6 milyar dolarlık bütçe açığıyla karşı karşıya kalan ABD Savaş Bakanlığı, askeri seyahat ve eğitim bütçelerinde kesintiye gidiyor. Kara Kuvvetleri onlarca eğitim programını iptal edip helikopter uçuş saatlerini düşürürken, Deniz ve Hava Kuvvetleri de Ortadoğu’daki operasyonel maliyetler sebebiyle bütçe sınırlarına yaklaşıyor.

Küresel petrol fiyatlarındaki yükseliş, ABD Savaş Bakanlığında (Pentagon) mali baskıyı artırarak bütçe planlamalarını zorlaştırıyor. Ordu genelinde oluşan bütçe açığı nedeniyle askeri eğitimlerin iptal edildiği, helikopter uçuş saatlerinin düşürüldüğü ve birliklerin seyahat faaliyetlerinin kısıtlandığı bildirildi.

ABC News’in Savaş Bakanlığı kayıtlarına dayandırdığı verilere göre, ordunun benzin ve jet yakıtı dahil 24 farklı yakıt türü için ödediği ortalama varil fiyatı, geçen yılın ekim ayında 154,14 dolar iken nisan ayında 195,72 dolara yükseldi. Altı ay içinde gerçekleşen yaklaşık yüzde 27’lik bu artış, yılda ortalama 80 milyon varil yakıt tüketen Pentagon’a bu yıl en az 1 milyar dolarlık öngörülemeyen ek mali yük getirdi.

Komutanlar, yakıt fiyatlarının yanı sıra personelin eğitim alanlarına taşınmasında kullanılan sivil akaryakıt ve ticari uçak bileti maliyetlerindeki artışla da mücadele ediyor. Bütçe baskısı nedeniyle nisan ayından bu yana birliklerin seyahatleri incelemeye alınırken, birçok birimin eğitim seyahatlerini azalttığı veya iptal ettiği belirtildi.

ABD Kara Kuvvetleri Sözcüsü Yarbay Orlando Howard, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, enerji piyasasındaki dalgalanmaların nakliye maliyetlerini doğrudan etkilediğini ifade etti. Howard, “Kritik operasyonları ve savaşa hazırlık seviyesini koruyabilmek adına personel ve ekipman seyahatlerinde tasarruf tedbirlerine öncelik veriyoruz” dedi.

Bütçe açığı askeri eğitim programlarını durdurdu

Sızan iç yazışmalar ve ABD’li yetkililerin verdiği bilgilere göre, 30 Eylül’de sona erecek mali yıl için 4 ila 6 milyar dolarlık bütçe açığıyla karşı karşıya kalan Kara Kuvvetleri, eğitim programlarında kesintiye gitti. Bütçe açığının nedenleri arasında Orta Doğu’daki operasyonlar, ABD’nin güney sınırındaki askeri misyonlar ve yaz aylarında asker sayısının iki katına çıkarılarak 5 bine ulaştırılması planlanan Washington’daki Ulusal Muhafız görevleri gösterildi.

Bu durumun bir sonucu olarak, aralarında sağlık personeli, istihkam birlikleri ve topçu sınıflarının da bulunduğu onlarca eğitim programı ve kurs iptal edildi. Helikopter uçuş saatlerinde kısıtlamaya gidilirken, iç yazışmalar birçok uçuş mürettebatının artık sadece yasal olarak zorunlu olan asgari uçuş sınırında kalabildiğini gösteriyor.

Yapılan iç değerlendirmeler, bütçe kesintilerinin önümüzdeki yıl Avrupa’ya konuşlandırılması planlanan ve Teksas’ta konuşlu 70 bin askerden oluşan 3. Zırhlı Kolordu gibi büyük birliklerin yetersiz eğitimle konuşlanmasına yol açabileceğini ortaya koyuyor. Hazırlanan raporda, etkilenen birliklerin savaş öncesi eğitim seviyesine dönmesinin bir yıldan fazla sürebileceği uyarısı yapıldı.

Deniz ve Hava Kuvvetleri de bütçe sınırlarına yaklaşıyor

Bütçe darboğazı sadece Kara Kuvvetleri ile sınırlı kalmıyor. Deniz Operasyonları Şefi Amiral Daryl Caudle, mayıs ayında Temsilciler Meclisi Silahlı Hizmetler Komitesi’ne verdiği brifingde, Orta Doğu’daki yoğun askeri varlık nedeniyle donanmanın bütçesinin temmuz veya ağustos aylarında tükenmeye başlayacağını duyurdu. Caudle, “Orta Doğu’da büyük bir deniz gücümüz var. Çok güçlü şekilde operasyon yürütüyoruz ama bunun operasyonel bir maliyeti var. Yaz aylarında bütçe tükeneceği için temmuz ayından itibaren eğitim, operasyon ve sertifikasyon süreçlerini değiştirmek zorunda kalacağım” ifadelerini kullandı.

Hava Kuvvetleri de bütçe tahminlerinin üzerinde yakıt tüketimi kaydediyor. Hava Kuvvetleri Kurmay Başkanı General Kenneth Wilsbach, mayıs ayında senatörlere yaptığı açıklamada, bölgedeki operasyonel hareketlilik sebebiyle uçakların öngörülenden yüzde 10 daha fazla yakıt tükettiğini, bunun da ek yakıt maliyeti anlamına geldiğini belirtti.

Yıllık ortalama 227 milyon galon dizel ve 2,2 milyar galon jet yakıtı tüketen Pentagon, federal hükümetin en büyük enerji tüketicisi konumunda bulunuyor. Diğer askeri birimlere kıyasla daha küçük bir ölçeğe sahip olan Deniz Piyadeleri (Marines) ise şu an için dikkate değer bir bütçe açığı yaşamadıklarını ve eğitim kesintisine gitmediklerini bildirdi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Trump, kömür sektörüne 700 milyon dolarlık yeni destek planlıyor

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, kömür santrallerini desteklemek üzere yaklaşık 700 milyon dolarlık bir kaynak aktarmak için Soğuk Savaş döneminden kalma ulusal savunma yetkilerini kullanmayı planlıyor.

Konu hakkında bilgi veren bir ABD’li yetkili, Trump’ın bugün (4 Haziran) başkanlara ulusal güvenlikle ilgili endüstriler üzerinde geniş yetki veren 1950 tarihli Savunma Üretim Yasasını yürürlüğe koyacağını duyurabileceğini söyledi.

Yetkili, bu yasa kapsamında bir düzineden fazla kömür santralinin modernizasyonu, Batı Kıyısında devasa bir kömür ihracat terminali inşa edilmesi ve yeni santrallerin inşası için kurumsal fonlarla eş finansman sağlanmasının planlandığını belirtti.

700 milyon doların yarısından fazlası 13 kömür santralinin modernizasyonuna ayrılacak, 185 milyon dolar Alaska, Maryland ve Batı Virginia’daki kömür tesisleri için kurumsal fonlara eş finansman sağlayacak ve 75 milyon dolar ise uzun süredir gündemde olan Kuzey Kaliforniya’daki West Gateway ihracat terminalini destekleyecek.

Söz konusu kişi, başkanın açıklamasını önceden bozmamak için isminin açıklanmaması şartıyla konuştu ve ayrıntıların hâlâ değişebileceği konusunda uyarıda bulundu.

Trump yönetimi, enerji tüketimi yüksek yapay zeka veri merkezlerini ayakta tutmak için iç talebi göz önünde bulundururken ve büyük fosil yakıt rezervlerine sahip yabancı rakipleri marjinalize etmeyi hedefliyor.

Fakat kömürün ABD’deki kullanımı sürekli bir düşüş eğiliminde. ABD Enerji Enformasyon İdaresine göre, bir zamanlar ABD’deki elektrik üretiminin yarısından fazlasını karşılayan kömür, son yıllarda bu oranın beşte birinin altına düştü.

Elektrik üreticileri, fosil yakıtların küresel ısınmaya olan etkisinden ve kırılgan küresel tedarik zincirlerine artan bağımlılıktan endişe duyarak, büyük ölçüde daha ucuz doğalgaza ve yenilenebilir kaynaklara geçiş yaptı.

Okumaya Devam Et

Amerika

Cumhuriyetçiler, veri merkezleri karşıtı tepkiyi Çin’in kışkırttığına inanıyor

Yayınlanma

ABD Temsilciler Meclisi’nde Cumhuriyetçi bir lider, Çin’den para alan kuruluşların veri merkezlerine karşı yurt içindeki muhalefeti körüklediğini ve cezalandırılması gerektiğini söyledi.

Temsilciler Meclisi Yollar ve Araçlar Komitesi Başkanı Jason Smith, bir röportajda Çin’in, Amerikan halkını yapay zeka geliştirme açısından hayati öneme sahip veri merkezlerine karşı kışkırtmak için çok sayıda kâr amacı gütmeyen kuruluşa finansman sağladığını ileri sürdü.

Kendi soruşturmalarını başlatan Smith, Hazine Bakanı Scott Bessent’ten bu kuruluşların vergi muafiyetini kaldırmasını istiyor ve hükümetin “ulusal ve iktisadi güvenliğimizi tehlikeye atan” gruplara fiilen yardım etmemesi gerektiğini savunuyor.

Smith, “Çin’in hesaplama alanında hakimiyet kurmak istediği için veri merkezlerine karşı protestolar düzenleyen ABD’li kâr amacı gütmeyen kuruluşlara gelen Çin kaynaklı paranın izini sürdük. Eğer Amerikan halkı arasında ayrılık ve kaos tohumları ekebilirlerse, yapay zeka yarışında [Amerika’yı] yavaşlatacaklar ve kazanacaklar. Tetikte olmalıyız,” dedi.

Smith’in yorumları sorulduğunda, bir Hazine sözcüsü yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Vergi muafiyeti, yabancı etkiler için bir kalkan değildir. Yabancı çıkarları ilerletmek için hayır kurumlarını kötüye kullanan kuruluşlar, yasalarımızı, demokrasimizi ve halkın güvenini sarsmaktadır.”

ABD’deki kâr amacı gütmeyen kuruluşlara karşı yasal işlem başlatılması önemli bir adım ve teknoloji sektörünün iç muhalefeti aşmasına yardımcı olacak.

Hukuk uzmanları ayrıca bunun, Trump yönetiminin vergi kanununu siyasi amaçlar için bir silah olarak kullanmasının bir başka örneği olabileceği konusunda uyarıyor.

Vergi Mükellefleri Hakları Merkezi’nin yönetici direktörü Nina E. Olson, “İnsanlar, hoşlanmadıkları fikirlerin veya vergi mükelleflerinin peşine düşmek için vergi kanununu veya IRS’i [İç Gelir Servisi] kullanmadan önce iki kez düşünmelidir. Bu, vergi dairesine karşı güvensizliği besler ve mevzuata uyumu olumsuz etkiler… ve iktidardan düştüğünüzde aleyhinize kullanılabilir,” dedi.

Smith daha önce, Şanghay’da yaşayan eski teknoloji devi ve ABD vatandaşı Neville Roy Singham’dan aldıkları bağışlar nedeniyle BreakThrough News ve Tricontinental haber sitelerinin yanı sıra aktivist grup The People’s Forum’u hedef almıştı.

Smith, talep ettiği iç mali kayıtları teslim etmeyi reddederlerse bu gruplara mahkeme celbi göndereceği tehdidinde bulunmuştu.

Politika yapıcılar, ülke genelinde ortaya çıkan devasa yeni veri merkezlerine yönelik halkın endişesiyle boğuşuyor.

Geçen yılın sonundan bu yana en az 14 eyalet, bu tesisler için kısıtlamalar veya yasaklar önerdi.

Ülke genelinde ise onlarca belediye bunları çoktan yürürlüğe koydu.

Gallup’a göre, Amerikalıların yaklaşık 10’da 7’si artık yakınlarında yapay zeka veri merkezlerinin inşasına karşı çıkıyor.

Teknoloji şirketleri, yaklaşan yapay zeka patlamasını desteklemek için 2030 yılına kadar yaklaşık 7 trilyon dolarlık yeni fiziksel altyapı yatırımını hedefliyor.

Bazı Kongre üyeleri ve uzmanlar, yeni hükümet engellerinin ilerlemeyi durdurabileceğinden ve Çinli teknoloji firmalarıyla rekabet eden ABD’yi zayıflatabileceğinden endişe ediyor.

Smith, veri merkezlerine yönelik iç muhalefet hakkında, “Bunun kesinlikle yabancı aktörler tarafından kışkırtıldığına inanıyorum,” dedi.

Eleştirmenler, veri merkezlerine yönelik iç direniş için, kamu hizmetleri fiyatları ve çevre üzerindeki etkileri de dahil olmak üzere bir dizi başka açıklamaya işaret etti.

Anketler, birçok Amerikalının, işlerini kaybetme korkusu ve diğer birçok endişe nedeniyle, yapay zekadan fayda göreceklerine henüz ikna olmadıklarını gösteriyor.

Smith, veri merkezi muhalefetinden doğrudan Çin’i sorumlu tutan şu ana kadar en üst düzey Cumhuriyetçi gibi görünüyor, ancak son zamanlarda birkaç kişi daha benzer iddialarda bulundu. 

İçişleri Bakanı Doug Burgum geçen hafta, veri merkezi muhalefetini körüklemede “yabancı kaynaklı propaganda”nın rolünden bahsetti ve “Shark Tank” programından milyarder Kevin O’Leary, Utah’ta 40.000 dönümlük bir veri merkezine karşı çıkan muhalefetten Çin Komünist Partisi’ni sorumlu tuttu.

Bitcoin Policy Institute de geçen ay, İsviçreli, İngiliz ve Çinli milyarderlerin “veri merkezi karşıtı kampanyayı yönlendiren” gruplara aktardığı milyarlarca doları ortaya koyan bir rapor yayınladı.

Bu rapor, birçok iddianın temelini oluşturuyor. Wired da geçen ay, ABD kolluk kuvvetlerinin “teknoloji karşıtı aşırılıkçılığı” soruşturduğunu bildirdi.

Smith, yapay zeka rekabetinin öneminin Hazine Bakanlığı’nın harekete geçmesi gerektiğini gösterdiğini savunuyor ve komitenin bulgularının sonuçlarını kamuoyuna duyurmak için baskı yapacağını söylüyor.

Smith, “Tetikte olmalıyız. Bunu kamuoyuna duyurmaya devam edeceğiz, çünkü bu delilik,” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English