Bizi Takip Edin

Rusya

Rusya 2025’te neler bekliyor?

Avatar photo

Yayınlanma

Rusya Federasyonu’nun en önemli araştırma kurumlarından birisi olan IMEMO – Yevgeniy Primakov Dünya Ekonomisi ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü, her yıl olduğu gibi 2025 yılı için de öngörülerini bir rapor olarak yayımladı.

Rusya Bilimler Akademisi‘ne bağlı araştırma enstitüsü olan IMEMO, 1956 yılında kuruldu. Enstitü, modern dünya siyasetinin ve dünya ekonomisinin gelişimindeki ana eğilimleri incelemeyi ve siyasi kararlar almak için güvenilir bir analitik temel geliştirmeyi amaçlıyor.

Kurum, Rusya’nın federal ve bölgesel yetkilileri, medya, büyük devlet ve özel şirketler ile birlikte Rus ve yabancı araştırma merkezleriyle etkileşim halinde faaliyetlerine devam ediyor.

IMEMO’nun 2025 yılı projeksiyonuna göre en önemli siyasi trendler şunlar olacak:

  • Donald Trump’ın yeni Cumhuriyetçi yönetiminin Amerika Birleşik Devletleri’nde iktidara gelmesiyle bağlantılı olarak Amerikan politikasındaki değişiklikler
  • Dünya genelindeki muhtelif çatışmaların; küresel, bölgesel ve ulusal düzeylerde ilgili askeri-politik ve sosyo-ekonomik istikrarsızlığı ve belirsizliği ortaya çıkarması ve dünya siyasetinde güvenlik ve militarizasyon konularının öneminin artması eğilimi
  • Küresel Güney

Ruslara göre 2024’te çatışma yaratan arka planın artmasının nedenleri sadece “sıcak çatışmalar” değil, aynı zamanda düzinelerce ülke ve kuruluşta (örneğin Avrupa Parlamentosu) seçimlerin yapıldığı yoğun mücadele, önde gelen ülkelerde ve uluslararası kurumlarda (örneğin Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Ceza Mahkemesi) derinleşen iç siyasi dengesizlikler ve bölünmelerdi.

Tüm bunlar, tüm dünyayı etkisi altına alan 2024 ABD Başkanlık Seçimleri’ne ilişkin endişeli beklentiler zemininde, belirsizliği dünya siyasetini etkileyen bağımsız bir faktöre dönüştürdü.

Rapora bakınca 2025’te, hükümet değişikliğinin yaklaştığı Fransa, erken seçimlerin yaklaştığı Almanya, Romanya, Gürcistan ve Kore Cumhuriyeti iç siyasi kriz durumuna gireceği öngörülüyor.

IMEMO uzmanlarına göre Suriye‘deki iktidar rejimi kısa denilebilecek bir sürede ve beklenmedik bir şekilde çöktü. Çatışma gruplarının etno-dinsel doğası ve krize dahil olan uluslararası aktörlerin (İran, Türkiye, Rusya, ABD ve İsrail) daha az karmaşık olmayan çıkar birliği de dahil olmak üzere çok bileşenli yapıyı hesaba katan Ruslar, Suriye’deki mevcut politik değişimi, “öngörülemeyen ve belirsiz bir durum” olarak görüyor.

Ek olarak uzmanlar, Suriye’deki mevcut durumu, ölçeği ve konumu önemli ölçüde farkları olsa bile, 2023‘te Güney Kafkasya‘da yaşanan Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki Karabağ’da meydana gelen savaşa benzetiyor. Buradaki benzetmeyi ise, “dış patronların” (her iki vakada da İran ve Rusya) dikkatlerinin diğer çatışma bölgelerine çekilmesi ve askeri eylemlerin hızla gelişmesine bağlıyorlar.

Öte yandan Ukrayna’daki çatışma halinin 2025 yılında getireceği belirsizlikler silsilesi de (çatışmaların tırmanması veya barış görüşmeleri olmak üzere her iki durum da hesaba katılarak) gündeme alındığında mevcut durum, Rusya Federasyonu açısından “son derece yüksek radikal bir belirsizlik” olarak nitelendiriliyor.

Küresel çaptaki gelişmeleri, dünya siyaseti ve uluslararası ilişkiler üzerinde yıkıcı bir etkiye sahip eylemler olarak nitelendiren Rus uzmanlar, mevcut belirsizlik halini çatışma dinamiklerinin yalnızca başlangıç noktası olarak görüyorlar. Uzmanlara göre önceki dünya düzeninin dönüşümü, “Dünyanın Sonu” anlamına gelmiyor. Genel olarak tanınan bir düzenin ve toplum yaşamının tekdüze normlarının kategorik olarak eksikliği anlamına gelen bir çöküş olarak nitelendiriliyor.

Uluslararası sorunların çözümünde kabul edilmesi mümkün olmayan dayatmacı yöntemlerinin hızla fiili olarak meşrulaştırıldığını belirten rapor, mevcut hali “Küresel İtaatsizlik Şöleni” olarak betimliyor. Bir süredir global çapta değerlendirilen “oldu-bitti” normuyla birlikte kaos olarak da nitelendirilebilecek “Yeni Normallik” algısının sonucunda; inşa edilecek dünyanın başlıca ülkeleri artık dış politika planlamasını kurarken, proaktif stratejileri ve askeri güç faktörünü çok daha fazla öncelleştireceği vurgulanıyor.

Ancak burada siyaset bilimi nezdinde değerlendirme yapmak gerekirse:

“Rus uzmanların önermelerine göre, daha önce büyük güçlerin az veya çok fikir birliğini yansıtan güçlü bir dünya düzeninin ataletiyle başarılı bir şekilde bastırılan çatışma halleri, zincirleme bir şekilde alevlenebilir. Bu durum: Suriye, Karabağ ve Lübnan’daki örneklerde gördüğümüz gibi; sorunları tek taraflı dayatmacı yöntemlerle çözmek için bir fırsat penceresi açar.”

ABD Faktörü:

Pekala Amerikan faktörünü de değerlendiren Rus uzmanlar, 2025 yılında ABD’de yeni bir hükumetin gelmesinin ardından (yalnızca yeni başkanlık idaresi değil; aynı zamanda yasama ve yürütme aygıtlarında da Cumhuriyetçilerin etkisinin artmasıyla birlikte) küresel gündemin neredeyse tüm kilit alanlarında (Avrupa’dan Çin’e, Arktik’ten Güney Afrika’ya) “politik çatallanmalar” yaşanacağını öngörüyorlar. Buna göre kısa ve orta vadede:

  • Ukrayna’daki çatışma halinin çözüme kavuşturulması,
  • Rusya ve İran’a karşı yaptırımların olası artırılması veya hafifletilmesi,
  • Asya – Pasifik ve Afrika’da çok ve/veya iki taraflı formatlı işbirliklerinin artırılması, olası senaryolar şeklinde ortaya çıkıyor.

Donald Trump’ın “MAGA – Make America Great Again (Yeniden Büyük Amerika)” politikasındaki çelişkiye dikkat çeken Ruslar, Çin ile zorlu ticari, ekonomik ve jeopolitik savaşı kazanmak isteyen ABD’nin aynı zamanda modern dünyada, mümkün mertebe geleneksel Amerikan izolasyonculuğuna geri dönerek; sınır ötesindeki savaşlara ve çatışmalara nasıl katılmayacağını sorguluyor. Bu ikilemin de “politik çatallanmalar” yaratacağı kanaatine varıyorlar.

Yukarıda aktardığım tüm bu belirsizlik halini irdelersek, son yıllarda ortaya çıkan küresel siyasetteki değişim süreçleri daha belirgin hale geldi diyebiliriz. Dünya tek kutuplu olmaktan çıktı. Yeniden ABD Devlet Başkanı seçilen Donald Trump’a yönelik korku ve düşmanlığa paralel şekilde ABD artık çoklu çatışmaları tek başına çözebilecek ve dünya üzerindeki baskın rolünü yeniden tesis edebilecek bir güç olmaktan çıktı. Raporda Rus uzmanların da belirttiği gibi, Washington‘da artık politikalar “Çin merceğinden” görülecek. ABD, artık çatışmaları tek başına çözemiyor ve II. Dünya Savaşı’nın ardından inşa edilen Yalta–Postdam Sistemi ile birlikte anlaşmalar ve kurumlar neredeyse tamamen çökmüş durumda.

Enstitünün 2025 çalışmasında birkaç küresel öngörü daha bulunuyor:

  • Ticaret ve ekonominin yanı sıra güvenlik alanında da küreselleşmenin yavaşlaması ancak bölgeselleşmenin hızlanması eğilimi;
  • Dünya siyasetinde Asya – Pasifik bölgesinin artan ağırlığı ve güçlenen rolü;
  • Türkiye ve Hindistan gibi bölgesel güçlerin rollerinin artışıyla birlikte Rusya’nın Asya’da yalnızca Çin ile değil aynı zamanda Türkiye ve Hindistan ile de uluslararası rekabetinin yoğunlaşması.

Uzmanlara göre öngörülebilir gelecekte tüm bunlar ve benzeri olgular; çok kutupluluğun genişlemesine ve uluslararası ilişkilerin postmodernist biçimde gelişmesine yol açacak. Rapora bakarsak, küresel ekonomideki yeni işleyiş modeli, emtia ve finansal akışların konturlarının temeli olacak çeşitli güç merkezlerinin ortaya çıkmasıyla şekillenecek.

Ancak her şeye rağmen Ruslar, kendilerinin ekonomik potansiyellerini umut verici bulurken; tam teşekküllü ekonomik bir güç merkezi olmak için ise yetersiz buluyorlar. Rapora göre, Rusya’nın dost olarak tanımladığı ülkelerle (BRICS ve Küresel Güney) üretim ve teknolojik işbirliği sistemini organik olarak entegre etmesi, hem kendisine hem de “dost ülkelerine” büyük fırsatlar yaratacak.

Küresel Güvenlik – 2025

Raporda uluslararası güvenliği güçlendirmek için tasarlanan kurumların krizine de değinen Ruslar, ABD‘nin BM‘nin münhasır yetkilerini görmezden gelmesiyle birlikte silah kontrolü alanında bir çıkmaza girdiğini belirtiyor.

Aslında hatırlarsanız bu durum, 2003‘te başlayan Irak Savaşı sırasında tamamen belirgindi. Bir dizi silah kontrolü, silahsızlanma ve yayılmanın önlenmesi rejiminin kademeli olarak bozulması; özellikle 2010’larda OPCW – Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü’nün çalışmalarında belirgin hale gelen destekleyici kurumların siyasallaşmasına yol açtı.

Rapor da bu duruma dikkat çekiyor ve ekliyor: 2025’e gelindiğinde kriz, kademeli olarak artıyor ve sadece askeri-politik alanda değil tam teşekküllü bir biçimde küresel yönetişimde artan işlevsel bozukluğun ön plana çıktığı belirtiliyor. En açık örneği ise, Dünya Ticaret Örgütü’nün ABD Çin çelişkisi sebebiyle felç halde olması şeklinde ortaya koyuyorlar.

Ruslara göre 2025‘te, büyük güçlerin blok siyasetine yaklaşımlarında gözle görülür değişiklikler devam edecek. Nitekim dünya genelinde birçok araştırmacı, kalıcı ittifakların aksine oluşturulan durumsal koalisyonlara doğru bir kayma olduğunu belirtiyordu. Raporda da belirtildiği gibi, ikili ve çok taraflı askeri ittifaklar ağı kuran ABD, askeri-politik hakimiyetini güçlendirme konusundaki isteğini açıkça ortaya koyuyor.

Bu durumun özellikle son yıllarda Asya-Pasifik bölgesinde belirginleştiğini belirten raporda, ABD’nin “Hint-Pasifik Stratejisi” kavramı etrafında inşa ettiği Çin’e karşı çok yönlü ve çok seviyeli bir zorla kontrol sistemine dikkat çekiliyor. Aynı zamanda, kavram tartışmalı askeri-teknik girişimler (örneğin: Yatay silahlanma yarışı açısından sorular ortaya çıkaran AUKUS) ve uzun menzilli füzelerin hızla yayılması (hem silah transferleri şeklinde hem de bölgeye Amerikan sistemleri konuşlandırılarak) eleştiriliyor. Bu eğilimin, Güneydoğu Asya’da barışçıl sürdürülebilir kalkınma kavramını tehdit ettiği öne sürülüyor.

2025 yılında bu süreçlerin birikmiş ataletin etkisi altında gelişmeye devam edeceğini düşünen Rus uzmanlar, uluslararası güvenlik alanında, kolektif güvenliğin normatif kurumları aracılığıyla çözülemeyen çelişkilerin ilgili normatif kurumların zayıflığı nedeniyle birikeceğini belirtiyor. Buna ek olarak uzmanlar şunu da ekliyor: Dünya düzenindeki kriz hali, giderek daha az güvenli bir uluslararası ortamda ulusal güvenliği sağlamak için kabul edilebilir davranış sınırlarının ötesine geçmeyi zorlaştırıyor. Küresel ve bölgesel boyuttaki güvenliğin zayıflaması devam ettiği sürece, çatışmaların sayısı ve kapsamı büyük oranda artmaya devam edecek.

Türkiye 2025

Pekala Türkiye ile ilgili öngörüler olmadan olmaz. Rus uzmanlar, Türkiye ile ilgili düşüncelerini şu satırbaşlarıyla özetleyebiliriz:

  • Ankara, Rusya ile Batı arasında denge kurma stratejisini sürdürecek.
  • Vaşington’a gelecek yeni başkanın YPG ile işbirliği sorununu çözüme ulaştırması, Ankara ile Vaşington arasındaki ilişkilerin ısınmasına yardımcı olabilir.
  • İki ülkenin İran ve İsrail-Filistin çatışması ile ilişkilere yaklaşımlarındaki farklılıkların çözümü de en az YPG sorunu kadar zor olacak.
  • Türkiye, ABD arasındaki ilişkilere bir “reset” atmak isteyecektir.
  • Birçok alanda örtüşen çıkarlara dayalı ve mevcut çelişkileri etkisiz hale getirmeyi amaçlayan Rus-Türk işbirliği, pragmatik ortaklık ruhuyla devam edecektir.
  • Rusya ile Türkiye’nin uluslararası çatışmalara yaklaşımı farklı olduğu göz önüne alındığında, Rusya ile Türkiye arasındaki karşılıklı gerginliğin potansiyelini belirleyecek olan; özellikle Türkiye‘nin Ukrayna’ya silah tedariki olacaktır.
  • Türkiye, 2025’te bölgesel ajandasını sürdürecek. Hem diplomatik hem de kültürel araçları kullanarak ve güç faktörüne güvenerek etkisini genişletmeye çalışacaktır.
  • Çözülemeyen Kıbrıs sorunu ve Ege Denizi bölgesindeki Türk-Yunan çelişkileri, Ankara ile Atina arasında gerginliğin artması için kalıcı bir risk yaratacaktır. Ancak taraflar kapsamını sınırlamaya çalışacaktır.
  • Ankara, Suriye’de sınır ötesi askeri operasyonlarına ve Aralık 2024’te Beşar Esad rejimini deviren Suriye’deki silahlı muhalif güçlerini desteklemeye devam edecektir.
  • Türkiye, kontrol ettiği kuzey bölgelerinde kullandığı yönetim sistemini uygulayarak ve inşaat sektörü aracılığıyla Suriye’nin yeniden inşasına katılarak buradaki lider rolünü sürdürmek istiyor.
  • 3,5 Milyon Suriyeli mülteciyi (Ruslar, resmi rakamları kullansa da bizler bu rakamın daha fazla olduğunu biliyoruz) Türkiye’den geri gönderme görevi, Ankara’ya Suriye’deki duruma katılmak için ek fırsatlar sağlıyor. Mevcut koşullarda Türkiye ile diyalog, Rusya için hem Suriye hem de diğer bölgesel konuları tartışmak için en önemli format olmaya devam ediyor.
  • Türkiye, Türk Devletleri Teşkilatı’nın 2040 Stratejisi’ne uygun olarak aralarındaki ilişkilerin geliştirilmesini teşvik etme politikasını sürdürecektir. Bu durum, belirli koşullar altında Rusya’nın bu devletlerle işbirliği projelerinde rekabete yol açabilecektir.
  • Türkiye’deki ekonomik durum, Rusya ile Batı arasındaki gerginliklerin ortasında Rusya ile Türkiye arasındaki ekonomik işbirliğinin artan önemi nedeniyle Rusya’nın dikkatinin odağında kalmaya devam edecek.
  • Türkiye’de kötüleşen bir ekonomik kriz, özellikle Ankara’nın ithal ettiği Rus doğalgazının ödenmesi açısından Rusya için de ekonomik riskler yaratabilir.

Rapordaki konular tabi ki bunlarla sınırlı değil. Oldukça derinlemesine analizler sunan bu metin, Rusya ve dünyanın önümüzdeki yıllarda karşılaşacağı küresel değişimlerin karmaşık ve çok yönlü doğasını vurguluyor. Hem ekonomide hem de uluslararası politikada artan “belirsizlik” haline dikkat çeken Ruslar, kendilerine karşı devam eden yaptırımları, küresel enerji politikasındaki değişiklikleri, artan militarizasyonu ve küresel Güney’de liderlik için yoğun rekabeti ülkeleri için benzersiz bir risk ve fırsat kombinasyonu olarak değerlendiriyorlar.

Metin, bölgesel güçlerin ve iş birliği formatlarının öneminin arttığı “tek kutuplu” bir düzenden “çok kutuplu” bir dünya düzenine geçişe önem veriyor. Nitekim zaten Rusya için bu durum, BRICS, Asya-Pasifik bölgesi ülkeleri ve Küresel Güney ile bağları güçlendirme fırsatlarını ortaya koyuyor.

Rusların dış politikada Orta Doğu ve Post-Sovyet gibi stratejik açıdan önemli bölgelerdeki pozisyonlarını koruduğunu; öte yandan Çin ve Hindistan da dahil olmak üzere ortaklarının çatışan çıkarları arasında denge kurma ihtiyacıyla karşı karşıya olduğunu anlıyoruz.

Bu nedenle ilgili rapor, Rusya için önemli bir ödevi ortaya çıkartıyor; Ruslar, küresel türbülans bağlamında istikrar ve sürdürülebilir kalkınma elde etmek için kaynaklarını ve fırsatları etkili bir şekilde kullanması gerekiyor.

Rusya

Rusya, 1000 kilometre menzile sahip kamikaze dronlarının seri üretimine başladı

Yayınlanma

Rus savunma sanayisi şirketi Almaz-Antey, 1000 kilometreden fazla menzile sahip Garpiya-A1 kamikaze dronlarının seri üretimine geçti. Rosoboroneksport, uluslararası pazara sunulan sistemin yabancı müşterilerin ilgisini çektiğini ve dost ülkelerde ortak üretime açık olduklarını bildirdi.

Rusya merkezli Almaz-Antey Doğu Kazakistan Bölgesi (VKO) Konsorsiyumu, dolanan mühimmat sınıfındaki “Garpiya-A1” kamikaze dronlarının seri üretimine başladı.

Rusya’nın resmi silah ihracat şirketi Rosoboroneksport’un basın servisi, üretimin sistemi dünya pazarına sunma hedefi doğrultusunda yürütüldüğünü duyurdu.

Rosoboroneksport Genel Direktörü Aleksandr Miheyev, şirketin ulaştığı üretim kapasitesine dikkat çekerek, “Almaz-Antey VKO Konsorsiyumu, Garpiya-A1 (E) sisteminin seri üretiminde yetkinlik kazandı. Ülkenin savunma kabiliyetine zarar vermeden, yabancı müşterilerle yapılan sözleşmeleri rekabetçi sürelerde yerine getirmeyi sağlayan bir seviyeye ulaştı” dedi.

Miheyev, şirketin sistemin sevkiyatına ve Rusya’ya dost ülkelerin topraklarında üretimin yerelleştirilmesine yönelik müzakerelere açık olduğunu belirtti.

İnsansız hava aracının ihraç versiyonunun yabancı müşterilerin ilgisini çektiğini vurgulayan Miheyev, ürünün bazı ortaklara tanıtıldığını kaydetti.

Belirlenen koordinatlardaki sabit hedefleri vurmak üzere tasarlanan “Garpiya-A1 (E)” sistemi bünyesindeki uzun menzilli BLA-D insansız hava aracı, 50 metreden 2 bin 500 metreye kadar irtifada uçabiliyor.

Saatte 170 kilometreye varan hıza ulaşabilen araç, 1000 kilometrenin üzerinde mesafe katedebiliyor. Havada en az altı saat kalabilen dron, 50 kilogramın üzerinde harp başlığı taşıma kapasitesine sahip.

Rusya’da insansız sistemlere yönelik geliştirme faaliyetleri sürerken Kalaşnikov Konsorsiyumu Başkanı Alan Luşnikov da ağustos ayı başında yaptığı açıklamada, 11 kilogramlık harp başlığına ve yapay zeka unsurları içeren bir otomatik güdüm sistemine sahip “Kub-10ME” kamikaze dronunun yakında Ukrayna’daki askeri harekat bölgesinde kullanılacağını açıklamıştı.

Okumaya Devam Et

Rusya

Şeremetyevo özelleştirmesinde devlet altın hisse hakkını kullanacak

Yayınlanma

Rusya hükümeti, Şeremetyevo Uluslararası Havalimanı’nın yönetiminde Rusya Federasyonu’nun “altın hisse” özel hakkını kullanmasını kararlaştırdı. Başbakan Mihail Mişustin’in imzaladığı karar, Devlet Başkanı Vladimir Putin’in havalimanındaki kamu hisselerinin özelleştirilmesine izin veren kararnamesi doğrultusunda alındı.

Rusya hükümeti, Şeremetyevo Uluslararası Havalimanı Anonim Şirketi’nin yönetiminde Rusya Federasyonu adına özel bir hak olan “altın hisse” uygulamasını devreye sokma kararı aldı.

İnterfaks ajansının aktardığına göre Başbakan Mihail Mişustin ilgili kararnameyi 18 Ağustos’ta imzaladı.

Söz konusu belge, Devlet Başkanı Vladimir Putin’in ağustos ayı başında yayımlanan kararnamesinin icrası kapsamında hazırlandı. Putin, bahsi geçen kararnameyle Şeremetyevo’yu stratejik işletmeler listesinden çıkarmış ve havalimanındaki kamu hisselerinin özelleştirilmesine izin vermişti.

“Altın hisse”, bir anonim şirkette hissedar konumundaki kamu tüzel kişiliklerine veya yerel yönetimlere tanınan kurumsal bir hakkı ifade ediyor.

Özelleştirilen işletmeler üzerindeki devlet denetimini koruma işlevi gören bu hak, yabancı yatırımcıların yer aldığı şirketlerde genel olarak oy kullanma imkanı sağlamasa da devlete ana sözleşme değişikliklerini onaylama veya veto etme yetkisi veriyor.

Devlet Başkanı Vladimir Putin’in yayımladığı kararname, özelleştirme ve stratejik işletme statüsüne dair hükümlerin yanı sıra havalimanının ana faaliyet alanının korunmasını, tesis ve kapasitelerin modernizasyonu için gerekli şartların sağlanmasını şart koşuyor.

Belge aynı zamanda hisse senetlerinin doğrudan ya da dolaylı yoldan yabancı kişi ve kuruluşların kontrolündeki tüzel kişilere geçmesini engellemeyi de güvence altına alıyor.

Putin, 2015 yılında Şeremetyevo’nun varlıklarının konsolidasyonunu ve kısmi özelleştirmesini öngören kararnameyi imzalamıştı.

Devlet, yeni kurulan “Şeremetyevo Havalimanı” şirketine federal mülkiyette bulunan yüzde 83,038 oranındaki havalimanı hissesini devrederken kamu payının en az yüzde 30 seviyesinde kalması şartı getirilmişti.

Varlıkların birleştirilmesi süreci Mayıs 2017’de tamamlandı. Bu konsolidasyon sonucunda Şeremetyevo Holding havalimanının yüzde 66,06 hissesine sahip olurken Rusya Federal Mülkiyet Yönetim Ajansı (Rosimuşçestvo) yüzde 30,46’lık payı elinde tuttu.

Geriye kalan hisselerin yüzde 2,43’ü Aeroflot’a, yüzde 1,05’i ise havalimanı yönetimine geçti.

Şeremetyevo Holding 2020 yılında devlete ait hisseleri satın almak üzere başvuruda bulunmuş, ancak daha sonra işlemden vazgeçmişti. Bu vazgeçmeyle birlikte havalimanının mülkiyeti bütünüyle özel sektöre devredilmemişti.

Okumaya Devam Et

Rusya

Rusya, Alman gazeteci Michael Martens hakkında arama kararı çıkardı

Yayınlanma

Rusya İçişleri Bakanlığı, Alman Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesi muhabiri Michael Martens hakkında uluslararası arama kararı çıkardı. Kararın, gazetecinin Ukrayna ve Sırbistan liderlerinin basın toplantısında Rus askerlerinin öldürülmesine dair yönelttiği sorunun ardından alındığı bildirildi. Rusya Dışişleri Bakanlığı ve ilgili diplomatik misyonlar gazetecinin ifadelerine sert tepki gösterdi.

Rusya, Alman Frankfurter Allgemeine Zeitung (FAZ) gazetesi muhabiri Michael Martens hakkında uluslararası arama kararı çıkardı.

RBK’ya konuşan kolluk kuvvetlerindeki iki kaynak, kararın Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ile Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic’in ortak basın toplantısının ardından alındığını aktardı.

Rusya İçişleri Bakanlığının arananlar veri tabanında, Martens’in Rusya Ceza Kanunu’nun ilgili maddesi uyarınca arandığı bilgisi yer alıyor.

Martens söz konusu basın toplantısında, Avrupa ülkelerinin “daha fazla Rus’un öldürülmesine yardımcı olmak” için neler yapabileceğini sormuştu.

Gelişmelerin ardından FAZ gazetesi, sorunun ifade ediliş biçimini “yanıltıcı” olarak nitelendirerek kurumun yayın politikasının “mümkün olduğunca çok sayıda Rus askerinin öldürülmesine yönelik çağrıları” kapsamadığını vurguladı.

RBK’nın kaynaklarına göre, gazeteci hakkındaki arama kararı Moskova İçişleri Ana Müdürlüğü tarafından 13 Ağustos’ta çıkarıldı.

Martens’e gıyabında Rusya Ceza Kanunu’nun 282. maddesinin 2. fıkrası uyarınca nefret veya düşmanlığı körükleme suçlaması yöneltildi. Soruşturma makamlarının yakın zamanda mahkemeye başvurarak gazeteci hakkında gıyabi tutuklama talep etmeyi planladığı belirtildi.

Rusya’nın Berlin Büyükelçiliği, Martens’in sözlerini “iğrenç” olarak nitelendirerek Moskova’nın hukuki mekanizmaları kullanma ihtimalini değerlendireceğini duyurdu.

Diplomatik temsilcilik, Martens’in fiilen Zelenskiy’e Rus askerlerinin öldürülmesi konusunda yardım teklif ettiğini ve gazetecinin daha sonra sosyal medyada yaptığı paylaşımların “her türlü yanlış anlaşılmayı ortadan kaldırdığını” açıkladı.

Büyükelçilik ayrıca Alman makamlarının, Almanya Gazeteciler Birliği dahil olmak üzere meslek örgütlerinin ve meslektaşlarının çoğunluğunun bu ifadeleri kınamamasını “üzüntü verici” bulduğunu bildirdi.

Büyükelçilik açıklamasında şu ifadelere yer verildi:

“FAZ’ın kısa açıklaması maalesef durumu kökten değiştirmiyor. Gazetenin Michael Martens’in ifadelerindeki ‘muğlaklığa’ sığınma girişimi eleştirilere dayanamaz; nitekim gazeteci sonrasında tam olarak söylediği şeyi kastettiğini ve bunda kınanacak bir yön görmediğini defalarca teyit etti.”

Rus diplomatlar, ifade özgürlüğünün, “burada resmi düzeyde iddia edildiği gibi” Almanya’nın resmi olarak çatışma halinde bulunmadığı bir devletin vatandaşları da dahil olmak üzere insanların öldürülmesine yönelik aleni çağrıları kapsamaması gerektiğini değerlendirdi.

Rusya’nın Washington Büyükelçiliği ise Martens’in sorusunu “Freudyen bir dil sürçmesi” olarak nitelendirdi ve bu çıkışın Alman makamlarının “Rusya-ABD cepheleşmesi” yönündeki arzusunu yansıttığını öne sürdü.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da Sırbistan makamlarına çağrıda bulunarak Martens’in sorusuna tepki göstermelerini istedi.

Gazetecinin ifadelerini kabul edilemez olarak nitelendiren Lavrov, Vucic’in bu soruyu duyduğunda “adeta donakaldığına” dikkat çekti.

Lavrov, bu tür görüşlere sahip bir kişinin medyada veya devlet kurumlarında görev almaması gerektiğini söyledi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English