DİPLOMASİ
‘Washington’ın iki yüzlü Çin politikası’

ABD’nin Doğu Asya ve Pasifik’ten sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Daniel Kritenbrink başkanlığındaki heyet, Çin’deki temaslarını tamamladı.
Çin Dışişleri Bakan Yardımcısı Xie Feng, Hebei eyaletinin Langfang kentinde, 11-12 Aralık tarihlerinde, Daniel Kritenbrink ve Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Çin Direktörü Laura Rosenberger ile görüştüğünü açıkladı.
Çin Dışişleri Bakanlığının açıklamasına göre taraflar, “ikili ilişkilerdeki Tayvan gibi önemli ve hassas sorunların uygun şekilde ele alınması, tüm düzeylerde temasların sürdürülmesi ve farklı alanlarda işbirliğinin sürdürülmesi” konularında uzlaşmaya vardı.
Açıklamaya göre taraflar, görüşmelerin samimi, derinlemesine ve yapıcı şekilde yapıldığını savunurken, temasların sürdürülmesi hususunda mutabık kaldı.
‘Sorumlu rekabet ve işbirliği’
ABD heyeti, Dışişleri Bakanı Anthony Blinken’ın gelecek ay planlanan Çin ziyaretine hazırlık niteliğinde görüşmeler yürütmek üzere önceki gün Pekin’e gitmişti.
ABD Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, ziyaretin, “iki ülke arasındaki rekabetin sorumlu şekilde yönetilmesinin sürdürülmesi ve potansiyel işbirliği alanlarının araştırılmasını amaçladığı” kaydedilmişti.
Çin’in ardından Güney Kore ve Japonya’yı da ziyaret edecek heyet, ABD Başkanı Joe Biden ile Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in 14 Kasım’da Endonezya’nın Bali Adası’nda yaptıkları görüşmenin ardından Pekin’i ziyaret eden ilk üst düzey diplomatik heyet oldu.
Biden ile Xi’nin görüşmesinde iki ülke arasında iletişim kanallarının açık tutulması ve Dışişleri Bakanı Blinken’ın Çin’i ziyaret etmesi kararlaştırılmıştı.
‘Samimi görüşmeler’
Çin’in Global Times gazetesi ziyareti “Çinli ve ABD’li yetkililer samimi görüşmeleri tamamladılar ve Tayvan sorununu uygun şekilde ele almayı kabul ettiler” başlığı ile haberleştirdi.
Global Times’a konuşan bazı Çinli uzmanlar, Çin ve ABD’nin çeşitli sektörlerde işbirliğini ilerletme konusunda anlaşmaya varmasını ikili ilişkiler için olumlu bir sinyal olarak görürken, diğer yandan “Washington’ın Çin politikasında ikiyüzlü olduğu” vurgulanıyor.
Çinli uzmanlara göre, Biden yönetimi Çin’i kontrol altına alma politikası doğrultusunda müttefiklerini birleştirme yarışında. Uzmanlara göre, Washington son zamanlarda özellikle Tayvan sorununda adaya silah satışlarını artırdı ve adayla askeri alışverişi hızlandırdı.
DİPLOMASİ
Avustralya Başbakanından Trump’ın gümrük vergilerine tepki: Bir dostun yapacağı iş değil

Avustralya Başbakanı Anthony Albanese perşembe günü yaptığı açıklamada ABD Başkanı Donald Trump’ın gümrük vergisi uygulama kararının “bir dostun yapacağı iş olmadığını” söyledi ancak ABD’ye karşılıklı gümrük vergisi uygulamayı da reddetti.
Trump, Beyaz Saray’a dönüşünde başlattığı ticaret savaşını tırmandırarak tüm ithalata %10’luk bir temel gümrük vergisi ve ülkesinin en büyük ticaret ortaklarından bazılarına daha yüksek vergiler uygulayacağını söyledi.
“(Trump) yönetiminin gümrük tarifelerinin hiçbir mantık temeli yoktur ve iki ulusun ortaklığının temeline aykırıdır. Bu bir dostun yapacağı bir hareket değildir,” dedi Albanese gazetecilere.
Albanese, Avustralya’nın karşılıklı gümrük vergisi uygulamayacağını zira bunun Avustralyalı hane halkları için fiyatları artıracağını da sözlerine ekledi.
Albanese, “Daha yüksek fiyatlara ve daha yavaş büyümeye yol açan dibe doğru bir yarışa katılmayacağız” dedi.
ABD’nin Asya-Pasifik bölgesinde önemli bir güvenlik müttefiki olan Avustralya’nın ABD ile büyük bir ticaret açığı bulunuyor ve Canberra, Trump’ın son gümrük vergilerinden kurtulmak isterken bu hususu defalarca vurguladı. Trump ilk başkanlık döneminde Avustralya’yı gümrük vergilerinden muaf tutmuştu.
ABD Ticaret Temsilciliği’nin verilerine göre, ABD’nin Avustralya ile mal ticareti fazlası 2024 yılında 17,9 milyar dolardı ve 2023 yılına göre %1,6 artış gösterdi. Her iki ülke de değer bakımından birbirlerinin ilk 10 ticaret ortağı arasında yer almıyor.
Trump, Beyaz Saray dışında yaptığı açıklamalarda, Birleşmiş Milletler verilerine göre geçen yıl 4 milyar dolarla ABD’ye en büyük ihracatı gerçekleştiren Avustralya’nın sığır etini öne çıkardı.
Avustralya, ABD sığırlarında deli dana hastalığı olarak da bilinen bovine spongiform encephalopathy (BSE) tespit edilmesi nedeniyle 2003 yılından bu yana ABD’nin taze sığır eti ürünlerini yasaklamıştı. BSE’nin insan sağlığı için risk oluşturduğy ve Avustralya’daki sığırlarda hiçbir zaman tespit edilmediği belirtildi.
Trump, “Avustralya yasaklıyor – ki onlar harika insanlar ve her şeyleri harika – ama Amerikan sığır etini yasaklıyorlar. Oysa biz sadece geçen yıl onlardan 3 milyar dolarlık Avustralya sığır eti ithal ettik,” dedi Beyaz Saray Gül Bahçesi’nde düzenlenen etkinlikte.
“Bizim sığır etlerimizin hiçbirini almıyorlar. Bunu istemiyorlar çünkü bunun çiftçilerini etkilemesini istemiyorlar ve biliyorsunuz, onları suçlamıyorum ama biz de bu gece yarısından itibaren aynı şeyi yapıyoruz” diye ekledi.
Bir muhabirin Trump’ın Avustralya sığır etinin girişini yasaklayıp yasaklamayacağını sorması üzerine Albanese, Trump’ın kararının ABD’ye giren tüm mallara %10 vergi uygulamak olduğunu söyledi.
DİPLOMASİ
ABD Savunma Bakanı, ilk kez Ramstein formatındaki Ukrayna toplantısına katılmayı reddetti

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, 11 Nisan’da Brüksel’de yapılacak Ramstein formatındaki Ukrayna konulu toplantıya katılmayacak. Bu, bir ABD Savunma Bakanı’nın toplantıya iştirak etmediği ilk örnek olurken, toplantıya İngiltere ve Almanya eş başkanlık edecek.
Defense News‘e konuşan Avrupalı ve Amerikalı yetkililer, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in 11 Nisan’da Brüksel’de yapılacak Ramstein formatındaki 27’nci Ukrayna Temas Grubu toplantısına katılmayacağını bildirdi.
Yetkililere göre, Hegseth toplantıya video konferans yoluyla da iştirak etmeyecek.
Kaynaklar ayrıca, Pentagon’un Hegseth’in yerine, genellikle bu tür gezilerde bakana eşlik eden üst düzey temsilcilerden herhangi birini de Brüksel’e göndermeyeceğini belirtti.
Bu durum, temas grubunun bir ABD Savunma Bakanı olmadan yapılacak ilk toplantısı olacak.
Hegseth’in selefi Lloyd Austin’in toplantıya katılmadığı tek örnek 2024’ün başlarında yaşanmıştı; Austin’in yokluğu, prostat kanseri teşhisi sonrası geçirdiği ameliyatın ardından iyileşme süreciyle ilgiliydi ancak o toplantıya sanal olarak katılmıştı.
Ramstein grubunun 12 Şubat’taki son toplantısında Hegseth hazır bulunmuştu, fakat toplantı ilk kez ABD liderliğinde yapılmamıştı; Washington’un talebi üzerine toplantıya Birleşik Krallık başkanlık etmişti.
Bu kez toplantıya Birleşik Krallık ve Almanya eş başkanlık edecek.
ABD’nin eski Savunma Bakan Yardımcısı Celeste Wallander’a göre, Avrupa ülkeleri, Başkan Joe Biden yönetimi sırasındaki son Ramstein toplantısında alternatif toplantı formatları planlamaya başlamıştı.
Bunun nedeni, Donald Trump’ın başkan olması durumunda Washington’un Kiev’e desteğini azaltabileceği ihtimaliydi.
Wallander, çözümlerden birinin temas grubu liderliğinin Londra ve Berlin’e devredilmesi olduğunu belirtti.
Ramstein formatındaki Ukrayna Temas Grubu, Rusya’nın askeri müdahalesinin ardından 2022 yılında eski ABD Savunma Bakanı Austin’in girişimiyle kurulmuştu.
Grubun toplantılarının amacı, müttefiklerin Kiev’e yapacağı yardımı koordine etmekti ve her toplantının ardından yeni bir askeri yardım paketi duyuruluyordu.
Fakat Trump’ın Beyaz Saray’a gelmesiyle birlikte Washington’da Ukrayna konusundaki resmi duruş ve ülkeye verilecek desteğin geleceği hakkında belirsizlik ortaya çıktı.
New York Times‘a göre, Trump Kiev’e yardıma son derece şüpheci yaklaşıyor ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e karşı olumlu bir tavır sergiliyor.
Bu bağlamda, Polonya Savunma Bakanı Władysław Kosiniak-Kamysz, Ramstein formatındaki toplantıların sona erebileceğini belirtmiş, ancak Washington’un Kiev’in ortakları için yeni bir işbirliği modeli önereceğini umduğunu ifade etmişti.
DİPLOMASİ
Trump’tan Rus petrolüne sert yaptırım tehdidi: Küresel kriz kapıda mı?

ABD Başkanı Donald Trump, Ukrayna’da ateşkes sağlanamaması hâlinde Rus petrolü satın alan ülkelere yüzde 25 ila 50 arasında gümrük vergisi getirme tehdidinde bulundu. Uzmanlara göre bu adım, başlıca alıcılar olan Çin ve Hindistan’ı hedef alarak ya küresel bir ticaret krizine ya da petrol fiyatlarında fahiş artışlara yol açarak ABD ekonomisine de ciddi zarar verebilir. Bu nedenle analistler, Trump’ın bu tehdidi hayata geçirme olasılığını düşük görüyor ve bunu bir müzakere taktiği olarak değerlendiriyor.
ABD Başkanı Donald Trump, NBC News sunucusu Kristen Welker’a verdiği telefon mülakatında, tarafların Ukrayna’daki çatışmaları sona erdirecek bir anlaşmaya varamaması durumunda Rus petrolüne karşı en sert yaptırımları uygulamakla tehdit etti.
Trump, “Bu, Rusya’dan petrol alırsanız Amerika Birleşik Devletleri’nde iş yapamayacağınız anlamına gelecek. Tüm petrole yüzde 25 ila 50 arasında bir gümrük vergisi uygulanacak,” dedi.
Bu durum, Rus petrolünün iki ana alıcısı olan Hindistan ve Çin’in doğrudan hedef alınacağı anlamına geliyor.
Trump’ın bu adımı atmaya karar vermesi durumunda iki olası senaryo bulunuyor.
İlk senaryoda, Çin ve Hindistan Rus petrolünü almaktan vazgeçmiyor ve alımlarını yeni yöntemlerle gizlemeye çalışıyor.
Hindistan, indirimli Rus petrolünü işleyip petrol ürünlerini piyasa fiyatlarından ihraç ederek iyi bir kâr elde ediyor.
Çin’in ise ekonomik nedenlerin yanı sıra Rus petrolünü almaya devam etmek için ciddi siyasi gerekçeleri de bulunuyor.
Ulusal Enerji Enstitüsü Genel Müdür Yardımcısı ve sektörel medya kuruluşu InfoTEK‘in genel yayın yönetmeni Aleksandr Frolov, Vzglyad gazetesine verdiği demeçte “Rus petrolünden vazgeçmek, Çin’in deniz yoluyla petrol tedarikine olan bağımlılığını artıracak ve bu da Çin’i denizdeki olası çatışmalara karşı daha savunmasız hâle getirecektir. Örneğin, Çin’e petrol tedarikinin önemli bir kısmının yapıldığı Malakka Boğazı ile ilgili teorik olarak sorunlar ortaya çıkabilir. Yani Çin’in Rus petrolünden vazgeçmesi, Pekin üzerindeki dış politika baskısı olasılığını artırıyor,” dedi.
Frolov, Rusya’dan yapılan sevkiyatın büyük kısmının Doğu Sibirya-Pasifik Okyanusu boru hattı sistemi üzerinden gerçekleştiğini belirtti.
Eğer ABD, Çin ve Hindistan’a karşı tüm ürünlerine yüzde 50’ye varan gümrük vergileri şeklinde ikincil yaptırımlar uygularsa, küresel ticarette bir çöküş yaşanabilir.
Rusya Federasyonu Hükümeti Maliye Üniversitesi ve Ulusal Enerji Güvenliği Fonu (FNEB) uzmanı İgor Yuşkov da “Rus petrolünün yaklaşık yüzde 90’ı bu iki ülkeye, Hindistan ve Çin’e gidiyor. Ve bunlar Amerika Birleşik Devletleri’nin en büyük ticaret ortaklarından. Bu da ABD’nin kendisini de riske attığı anlamına geliyor. ABD’ye giden mallara ithalat vergileri uygulanacak, bu mallar pahalılaşacak ve tedarikleri azalacak. Üstelik ABD’nin bu malları, özellikle Çin’den gelenleri ikame etmesi zor olacak,” şeklinde konuştu.
Aleksandr Frolov ise, “Çin’de monte edilen her iPhone, ABD’deki herhangi bir alıcıya şu ankinden daha pahalıya mal olacak. Bu durum, genellikle alternatifi olmayan Çinli üreticilerden çok ABD’li tüketicileri daha sert vuracaktır,” ifadelerini kullandı.
Şu anda ABD, Çin’den parasal değer olarak ihraç ettiğinden daha fazla ithalat yapıyor. Bu durum bir dereceye kadar Trump’ın hayalini kurduğu ticaret açığının azaltılmasına yardımcı olabilir, ancak bunun bedeli ABD içinde fiyat artışları ve tüketim malları kıtlığı olacak.
Böyle bir durumun sıradan Amerikan vatandaşlarının hoşuna gitmesi pek muhtemel değil. Bu, enflasyonun artmasına ve ABD Merkez Bankası’nın (Fed) para politikasını sıkılaştırma ihtiyacına yol açacak ve ABD ekonomisi ciddi türbülans yaşayacak.
FNEB uzmanı Yuşkov, “Trump, eylemleriyle küresel bir ekonomik krize yol açacak küresel bir ticaret krizi yaratma riski taşıyor,” değerlendirmesinde bulundu.
Fakat Hindistan ve Çin’in ikincil yaptırımlardan korkup ABD’nin taleplerine uyarak mevcut hacimlerde Rus petrolü alımını durdurduğu ikinci bir senaryo da mümkün.
Bu durumda, bu ülkeler ABD’ye mallarını eskisi gibi yeni gümrük vergileri olmadan göndermeye devam ederler. Dünya petrol piyasası ise, beraberinde getireceği tüm sonuçlarla birlikte ciddi bir krize sürüklenir.
Yuşkov, “Şu anda Hindistan ve Çin’e günde yaklaşık 4 milyon varil petrol gidiyor. Sorun şu ki, mevcut koşullarda bu kadar büyük hacimleri başka hiçbir yere satamayız. Avrupa’ya deniz yoluyla tedarik yasak, ABD’ye de öyle. Bu hacimleri başka pazarlara yönlendirmek zor ve zaman alıcı. Piyasada, örneğin Hindistan’ın şu anda aldığı günde 1,5-2 milyon varilin tamamını tek bir alıcıya satabileceğimiz kadar büyük alıcılar yok,” bilgisini paylaştı.
Eğer Rusya, Trump’ın yaptırımları nedeniyle petrolünü satamazsa, şu anda Çin ve Hindistan’a tedarik ettiği günde tam 4 milyon varillik petrol üretimini kısmak zorunda kalacak.
Petrol ürünleri de hesaba katıldığında, piyasadan günde 5 milyon varilin çekilmesi söz konusu olacak. Frolov, “Bu, dünya tüketiminin yaklaşık yüzde 3-5’i demek ki bu devasa bir miktar. Bu tür hacimleri anında ikame etmek mümkün değil,” diye belirtti.
Elbette, başta OPEC üyeleri olmak üzere başka petrol üreticileri de var. Ancak uzmanlar, onların Trump’ın piyasada açtığı boşluğu doldurmak isteyeceklerinden şüpheli.
Aleksandr Frolov, “Mesele şu ki, Orta Doğu ülkeleri, başka bir büyük petrol üreticisini kendi elleriyle boğmak isteyen büyük petrol tüketicilerinin durumuna anlayış gösterip göstermeyecekleri. Bir dahaki sefere başka birinin eliyle kendilerinin de boğulabileceğini tam olarak anlıyorlar. Bunu 2022’de Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin ‘Üzgünüz, ancak Rus hacimlerini ikame edecek teknik imkanımız yok,’ dediğinde zaten görmüştük,” ifadesini kullandı.
Uzmanlar, ABD’nin Rus petrol ve petrol ürünleri ithalatını yasakladığı, AB’nin ise henüz kendi yaptırımlarını uygulamadığı ancak Avrupalıların şimdiden korkup normalden daha az alım yaptığı 2022 yılıyla paralellik kuruyor.
İgor Yuşkov, “Rusya’nın ihracatı alternatif pazarlara yeniden yönlendirmesi yaklaşık bir ay sürdü. Ancak Hindistan pazarına girmeden önce, anlık olarak üretimi günde 1 milyon varil kısmak zorunda kaldık, çünkü petrolü koyacak yer yoktu. Ve bu, fiyatların varil başına 120 dolara yükselmesine neden oldu. Bu kısa sürdü ama yaşandı. Şimdi durum çok daha kötü olabilir, piyasadan hacimlerimizin yarısı bile -2 milyon varil petrol- çekilse bile. O zaman fiyatlar fırlayabilir,” dedi.
Frolov, “2022 yılındaki durumun modellenmesi, dünya piyasasından günde yaklaşık 3 milyon varil Rus petrolünün çekilmesinin fiyatları varil başına yaklaşık 350 dolara çıkaracağını gösterdi,” şeklinde konuştu.
Bu durum, hâlâ net petrol ithalatçısı konumunda olan ABD için de bir darbe olacak.
Ancak en önemlisi, bu durum Amerikan pazarında benzin ve dizel fiyatlarının artmasına yol açacak.
2022 yazında, dünya piyasasından sadece 1 milyon varil Rus petrolü çekildiğinde bile ABD’de akaryakıt fiyatlarında tarihi bir rekor kırılmıştı; daha büyük hacimlerin çekilmesi durumunda ne olacağı ise belirsiz.
Frolov, “ABD’de motorin ve dizel fiyatı doğrudan petrol fiyatına bağlıdır. Benzin fiyatının yüzde 50’ye kadarı petrol maliyeti. 2022’de ABD’de benzin fiyatları litre başına 1 dolar 35 sente kadar yükseldi. Bu, uzun yılların zirvesiydi ve halk arasında gerçek bir paniğe neden oldu ki seçimlere daha zaman olsa da bu göz ardı edilemez,” değerlendirmesini yaptı.
Öte yandan Yuşkov, 2022’de ithalatçı ülkelerin Rusya’dan bile daha fazla zarar gördüğünü de sözlerine ekledi. Zira Rusya, üretim ve ihracattaki azalmaya rağmen yaptırımlar öncesiyle hemen hemen aynı geliri elde etti ve şimdi de durumun aynı olacağını belirtiyor.
Bu nedenle uzmanlar, Trump’ın, en azından dile getirilen sert biçimiyle böyle bir adıma gideceğinden oldukça şüpheli.
Yuşkov, sözlerini şöyle tamamladı: “Trump, petrol yaptırımlarıyla Rusya’yı korkutmak istiyor. Böylece müzakere pozisyonunu güçlendirebileceğini düşünüyor. Ancak Rus petrolünü piyasadan çıkarma girişimleri, ABD’nin kendisi için de sonuçları ağır olabilecek riskler taşıyor. Burada Rusya üzerinde baskı kurmak için net, iyi düşünülmüş bir plana ihtiyaç var, ancak gördüğümüz kadarıyla böyle bir plan yok.”
Rusya Merkez Bankası, petrol fiyatlarında çöküş uyarısı yaptı
-
ORTADOĞU6 gün önce
Suriye İnsan Hakları Takip Komitesi: Sahil bölgesinde soykırım işlendi
-
DÜNYA BASINI1 hafta önce
Batı medyası ve siyasetinden temkinli İmamoğlu değerlendirmeleri
-
DÜNYA BASINI2 hafta önce
Ekrem İmamoğlu’na gözaltı dünya medyasının gündeminde
-
GÖRÜŞ1 hafta önce
Sosyalizmin yeni dünya-sistemindeki yeri – 2
-
DİPLOMASİ1 hafta önce
Politico: İmamoğlu’nun tutuklanmasına rağmen AB, Türkiye’ye para göndermeye devam edecek
-
DÜNYA BASINI2 hafta önce
Zelenskiy’in Batı’ya başarısız yolculuğu
-
GÖRÜŞ1 hafta önce
Husiler’in Savaşı: “Altıncı Orta Doğu Savaşı” ve Filistin Anlatısı
-
AMERİKA2 hafta önce
Kennedy suikastı dosyaları Trump yönetimi tarafından yayınlandı