Diplomasi
Zelenskiy’nin kasası yargılanıyor: Ukrayna’daki yeni dalga yolsuzluk operasyonlarına bakış – 2

Ukrayna’da yüzyılın skandalı olarak nitelendirilen yolsuzluk soruşturmasının baş şüphelisine kaçış bileti verildi. Zelenskiy’in en yakın sırdaşlarından biri olan Timur Mindıç, merkezi Lviv’de bulıunan nakliyat şirketi Timelux’a ait bir Mercedes S350 ile elini kolunu sallayarak ülkeden çıktı.
Mindıç çok şey biliyor ve kronolojiye yakından bakılırsa, kendisine yönelik operasyondan bariz biçimde haberdardı. 10 Kasım gecesi saat 02.09’da, dairesine yapılacak baskından sadece birkaç saat önce sınırı geçti. İsrail pasaportuna sahip olduğu bilinen Mindıç’ın Tel Aviv’e kaçtığı tahmin ediliyor. Tıpkı suç ortağı, davanın ikinci sanığı Aleksandr Zukerman gibi. O da yeraltına çekildi.
Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU) dedektifleri, bir adım önde olabilmek için yoğun bir çaba sarf etmişti. Özellikle de kendilerini korumak için; zira Zelenskiy’in kontrolündeki iç istihbarat teşkilatı SBU, hem NABU’yu hem de kardeş kuruluşu Yolsuzlukla Mücadele Özel Savcılığı’nı (SAP) mercek altına almıştı. Buna rağmen Zelenskiy’in en yakın çevresine dair ifşalar gün yüzüne çıktı.
SAP Başkanı Aleksandr Klimenko durumu şöyle özetliyordu: “Operasyon karmaşıktı ve tüm kaynaklarımızı seferber etmemizi gerektirdi. Bizim için kritik soru şuydu: Onlar beni ya da Semyon Krivonos’u yakalamadan önce biz bu işi başarabilecek miydik?”
Yazının ilk bölümünde detaylandırmıştık; iddianame, geçen sene yaz aylarında başlayan devasa bir dinleme operasyonuna dayanıyor. Ukrayna’nın enerji tesislerini korumak gibi bir iddiayla kamu ihalelerinde paraları iç eden suç şebekesinin binlerce saatlik özel görüşmeleri kayda alındı.
Buradaki başarı ise elde edilen ganimetin büyüklüğüyle ölçülüyordu. Üstelik bu vurgunlar, Zelenskiy’in ekibinin tüm dünyaya “Ukrayna’nın hayatta kalması için savaşıyoruz” propagandası yaptığı döneme rast geliyordu.
Mevzubahis suç örgütünün mensupları, yeraltı dünyasına has takma adlar kullanıyordu. Varlık Fonu Başkan Yardımcısı ve Enerji Bakanı Danışmanı olan şahıs “Roket”, ülkenin kullandığı elektriğin yarısını üreten Energoatom’un eski güvenlik müdürü ise “Tenor” kod adıyla anılıyordu.
NABU yetkilileri, bu yolsuzluk şebekesinin beyninin “Carlson” olduğuna emin. Bu, Zelenskiy’in yakın dostu ve Kvartal-95 stüdyosunun kurucu ortağı Timur Mindıç’tan başkası değil. Ve Mindıç’ın Kiev’in merkezindeki lüks dairesinde bulunan “altın klozet”, kısa bir zaman zarfında Ukrayna sınırlarını aşan bir şöhrete kavuştu.
NABU Soruşturma Birimi Başkanı Aleksandr Abakumov, “2024 yazında başlattığımız Midas Operasyonu 15 ay sürdü. Bugün operasyonun son aşamasını, yani 70 ayrı noktada aramayı gerçekleştiriyoruz” açıklamasını yaptı.
Zelenskiy’in de sık sık ziyaret ettiği, altın klozetli o lüks dairede yapılan görüşmelerin kaydı, NABU dedektiflerinin üst kattaki dairenin zeminine delik açarak yerleştirdikleri dinleme cihazlarıyla alındı. Son derece sofistike bir operasyondu.
“Carlson” lakaplı Mindıç’ın Ukrayna’da bilinen bir diğer lakabı ise “Zelenskiy’in kasası”. Ukrayna Parlamentosu eski üyesi Borislav Bereza bu ilişkiyi şöyle anlatıyor:
“Mindıç, onun en yakınındaki kişilerden biri. Sadece Kvartal-95’in yüzde 50 ortağı ya da Zelenskiy’i 1+1 kanalına sokan kişi değil; tüm süreçlerin içinde. Ona en yakın isim.”
Bu ilkel soygun düzeninin tıkır tıkır işlemesini sağlayan şey, şüphesiz devletin en üst kademesine kadar ulaşan ahbap-çavuş ağıydı. Energoatom ihalelerinde rüşvet tarifesi yüzde 10 ila 15 arasındaydı. Ödeme yapmayan yüklenicilerin başına gelenler ise dinleme kayıtlarında açıkça duyuluyordu:
“Ona söyle, firmanın tüm hattı düzecek ve herkes gibi kara listeye alınacak. Anasından emdiği süt burnundan getirilecek. Bütün çalışanları da askere alınacak.”
Ukrayna halkı elektriği sadece saatlik dilimlerle kullanabilirken, Enerji Bakanlığı’ndaki rüşvetler en çok halkı vurdu. Fakat çürüme orduya da sıçramıştı. Mindıç ile bağlantılı FirePoint şirketi -ki yakın zamana kadar Zelenskiy’in başrol oynadığı diziler için mekan arayan şirketti- bir anda Flamingo füzeleri ve uzun menzilli İHA’lar üretmeye başladı ve Savunma Bakanlığı’ndan yağlı ihaleler aldı. Sonra ortaya çıktı ki Mindıç, dönemin Savunma Bakanı Rüstem Umerov’a kalitesiz çelik yelekler alması için baskı yapmış, Umerov ise “Devlet Başkanı’nın dostuna” hayır diyememişti.
Ukrayna Savunma Bakanlığı Kamu Yolsuzlukla Mücadele Konseyi üyesi Tatyana Nikolayenko, televizyonda şunları anlattı:
“Konu Milikon firması ve çelik yelek tedarikiydi. Umerov’un ifadeleri var; görünüşe göre Mindıç onu haftada iki kez ziyaret edip, parası orada yatırıldığı için sözleşme olmazsa kötü şeyler olacağı konusunda baskı yapıyormuş.”
Bu ifadeler, şu anda Ukrayna Ulusal Güvenlik ve Savunma Konseyi Başkanı olan Umerov hakkında haliyle soru işaretleri yarattı. Skandal patlak verdiğinde, “şans eseri” Türkiye’de bulunan ve iş gezisinde olduğunu iddia eden Umerov, sosyal medyada yaklaşan esir takasıyla ilgili muğlak şeyler paylaştı, ardından Birleşik Arap Emirlikleri’ne geçti. Geri döner mi? Meçhul.
Kiev’deki kilit isimlerden biri günlerdir ortada yok. Ancak Umerov’un Amerikan pasaportuna sahip olduğu ve ailesinin uzun süredir ABD’de yaşadığına dair emareler var. Bir Tatar olarak onu Ukrayna’ya veya sorunlarına bağlayan pek bir şey yok gibi görünüyor.
Bir diğer örnek, Zelenskiy’in akıl hocası, eski Başbakan Yardımcısı Aleksey Çernişov. O da skandalın göbeğinde. Hatta Kiev’de neredeyse yan yana evler yaptırmışlardı.
Ses kayıtlarında, yeniden entegrasyondan sorumlu olan Çernişov, “Che Guevara” kod adıyla geçiyor. Suç ortakları rüşvetleri onunla cömertçe paylaşıyor ama kendi aralarında eski basım yüz dolarları ona itelemeye çalışıyorlar. Mavi şeritli yeni, gıcır gıcır banknotları ise kendilerine saklıyorlar:
“Vika’ya normalleri verelim, sorun değil. Ama Che Guevara’ya güzel banknotları verirsek yazık olur. Anlıyor musun? Tüm çirkinleri toplayalım.”
İz bırakmamak için her şey nakit üzerinden dönüyor. Kayıtlarda “Sugarman” olarak geçen finansör Zukerman (veya “Resçik”), bir milyon dolar veya daha fazlasını taşımanın ağır bir yük olduğundan yakınıyor. Ve yetkililer her yerde Ukraynacayı zorunlu kılarken, onlar kendi aralarında Rusça konuşuyorlar.
Kiev rejiminin lideri, dost meclisindeki bu hırsız çetesinden kendini aklamak için her yolu deniyor. Açıklamasının ardından, suç örgütü içinde “Kızıl” lakabıyla bilinen Enerji Bakanı Svetlana Grintsçuk ve Adalet Bakanı German Galuşçenko istifa etti. Sadece suç ortağı değil, aynı zamanda sevgili oldukları da ortaya çıktı; Enerji Bakanı defalarca geceyi Adalet Bakanı’nın evinde geçirmişti.
Zelenskiy, “Hükümet, devlete ait tüm şirketlerde bir denetim başlattı. Sonuçlar kolluk kuvvetleri ve yolsuzlukla mücadele kurumlarıyla paylaşılacak” diyerek durumu kurtarmaya çalıştı. Hatta skandaldan fiziksel olarak da uzaklaştı; yeni silahlar için Yunanistan’a, ardından Macron’dan koruma ve nakit yardımı dilenmek için Fransa’ya uçtu.
Fakat Avrupa’da rüzgar tersine dönüyor. Macaristan ve Slovakya, skandal karşısında finansmanı veto etti. Slovakya Başbakanı Robert Fico, “Slovakya’nın, önümüzdeki iki yıl içinde Ukrayna’ya savaş için 140 milyar avro sağlayacak herhangi bir finansmana veya programa katılmasına izin vermiyorum” diyerek kapıyı kapattı.
Genelde sorun çıkarmayan İtalya’da bile çatlak sesler var. Başbakan Yardımcısı Salvini, “Ukrayna hükümeti yolsuzluk skandallarına batmış durumda. İtalyan işçilerinin ve emeklilerinin parasının daha fazla yolsuzluk için çarçur edilmesini istemiyorum” diyerek desteğe karşı çıktı.
Avrupa medyası başlarda temkinliydi ancak artık Batı basını da oklarını Zelenskiy’e çeviriyor. İngiliz Financial Times, “Para Çuvalları ve Altın Klozet: Bir Yolsuzluk Krizi Zelenskiy Hükümetini Sardı” başlığıyla şunları yazdı:
“Bu yaz Zelenskiy ve danışmanları, başkanın yakın çevresine yönelik büyük çaplı bir soruşturma yürüten bağımsız yolsuzlukla mücadele kurumlarını zayıflatmaya çalıştı. Fakat Batılı ortakların öfkesi ve kitlesel protestolar sonucu geri adım atmak zorunda kaldılar.”
Sokaklarda yeni bir Maydan ve Zelenskiy’in istifası konuşuluyor. Sosyal medyada öfke ve şaşkınlık hakim.
NABU ve SAP’ın arkasında Avrupa istihbarat kurumlarının ve FBI’ın olduğu sır değil. NABU, medyayı ustaca kullanarak yolsuzluk ifşalarını bir dizi film gibi bölüm bölüm yayınlıyor. Belki de yakında başrolde Zelenskiy’i izleyeceğiz.
Beyaz Saray telefonlara çıkmıyor
Amerikan kamuoyu için “Kiev’deki palyaçonun” maskesinin düşmesi acı verici olsa da gerçekler inkar edilemez. ABD medyasında da “Para Dolu Çantalar ve Altın Klozet” manşetleri atılıyor. Şok içindeki Amerikalılara, dünün “kahraman liderinin”, Washington’un kendisini her zaman koruyacağı saflığıyla soruşturmaları nasıl engellemeye çalıştığı anlatılıyor.
ABC News şunu söylüyor: “Zelenskiy, daha birkaç ay önce bu soruşturmaları yürüten iki önemli yolsuzlukla mücadele kurumunun yetkilerini kısıtlamaya çalıştı. Ancak uluslararası toplumun baskısıyla boyun eğdi.”
Avrupalı liderlerin aksine, Beyaz Saray, panik halindeki Zelenskiy’in telefonlarına çıkmıyor. Daha da endişe verici olan, Washington makamlarının Kiev’deki soruşturmanın ilk bulgularına dair sessizliği. Zelenskiy, ABD’deki “Rusya düşmanı” dostlarının bu manidar sessizliğinin ne anlama geldiğini çözmeye çalışıyor.
Zelenskiy’in Senatörler Graham, Blumenthal ve Shaheen ile yaptığı ve yayınladığı acil görüntülü görüşme, siperdeki sadık askerlere ve kandırılmış halka “Amerika hala arkamızda” mesajı vermeyi amaçlıyordu. Senatör Lindsey Graham, “Tamamen size Putin’in savaş makinesini zayıflatacak askeri yetenekleri sağlamaya odaklanacağız” diye söz vermişti.
Aynı anda Kiev’de Zelenskiy’in sağ kolu Yermak, ABD Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Julie Davis’e yolsuzluk skandalını körüklemenin Rusya’nın işine yarayacağını anlatmaya çalışıyordu. Washington’da ise Ukrayna Büyükelçisi Olga Stefanisçina, canlı yayında vatandaşlarının kanı üzerinden para çalındığı iddialarına karşı çaresizce savunma yapıyordu:
“Kongre ve Senato ile temas halindeyiz. Bu kişiler doğrudan devlet başkanına bağlı değil. Ancak soruşturma gerçekten nahoş gerçekleri ortaya çıkardı.”
Biden döneminde geçerli olan “O bir o… çocuğu ama bizim o… çocuğumuz” formülü, Kiev ekibi tarafından sonsuza dek sürecek sanıldı. Oysa şimdiki Başkan Yardımcısı Vance, iki yıl önce “Dünyanın en yozlaşmış ülkesi Ukrayna’ya 130 milyar dolar gönderdik” diyerek alarm zillerini çalmıştı. FBI Direktörü Kash Patel de “Ukrayna ikinci bir Afganistan’a dönüşecek. Gönderdiğimiz paraları takip edemiyoruz, sadece Zelenskiy’in sözüne bel bağlıyoruz” demişti.
Fakat Patel artık o transferlerin makbuzlarını elinde tutuyor. Ukrayna yolsuzlukla mücadele birimleri, başından beri FBI’ın Uluslararası Yolsuzlukla Mücadele Departmanına entegreydi. 2016 tarihli memorandumda bu işbirliği açıkça belirtilmişti.
Merkez Bankası damgalı paketlerdeki Amerikan dolarları, bu nakdin “gri” bir sistemle Ukrayna’ya girdiğinin kanıtı olabilir. Belki de eski USAID Direktörü Samantha Power’ın, Vovan ve Leksus ile yaptığı telefon görüşmesinde itiraf ettiği paraların bir kısmıdır bu. Power o görüşmede, “Savaş boyunca Ukrayna’ya ayda 1,5 milyar dolar nakit gönderdik… Trump gelince bu bitti” demişti.
Konu Amerikan bütçesinden çalınan paralar olunca FBI’ın eli serbest. Sadece nakit değil, kripto paraları da takip etmek onlar için çocuk oyuncağı. ABD henüz bu soruşturmadaki rolünü resmen açıklamasa da, Batı medyasına sızan bilgiler, SAP ve NABU operasyonlarının kaynağının Washington olduğunu gösteriyor. Politico, Ukrayna Savunma Bakanlığındaki şişirilmiş sözleşmeleri konu alacak baskınların yolda olduğunu yazdı.
Zelenskiy’in dünya çapında dilendiği paraların nereye gittiğini bulmak için FBI’ın çok uzağa gitmesine gerek yok; zira Umerov’un villaları bizzat ABD’de. Eski Savunma Bakanı ve şimdiki Güvenlik Konseyi Başkanı Rüstem Umerov’un ailesi, Florida’da dört villa ve üç daire satın almış durumda. New York’ta da lüks bir daireleri var. Eşi Leyla, çocukları ve kardeşi bu mülkleri kullanıyor. Kendisinin de Amerikan pasaportu olduğu söylenen Umerov’un, Florida sakini ve Mar-a-Lago’nun sahibi Donald Trump’a komşu olması ve skandalın patlaması an meselesiydi.
Trump, mayıs ayında Abu Dabi’de şöyle demişti: “Onu dünyanın en iyi pazarlamacısı olarak görüyorum. Zelenskiy Washington’a geliyor ve yüz milyon dolarla ayrılıyor. Kongre soruyor: ‘Bütün para nereye gidiyor?’ Sadece çek ve nakit gönderiyoruz. Nerede bunlar?”
Şimdi Avrupalılar, Zelenskiy ile baş başa kaldı. Baskınlarda ele geçirilen avro desteleri, Washington Post‘un da belirttiği üzere, Avrupalı vergi mükellefleri için saflıklarının bir cezası gibi duruyor. Trump yönetimi desteği keserken, Avrupa Kiev’in ana finansörü haline gelmişti.
G7 Dışişleri Bakanları toplantısında Marco Rubio, “Rusya’ya yaptırım hususunda elimizde pek bir şey kalmadı” diyerek çaresizliği itiraf etti. Ayrıca Rusya’nın Ukrayna’ya gönderilen hava savunma sistemlerini sistematik olarak yok ettiğini de kabul etti.
Trump’ın ekibi, Moskova ile iktisadi işbirliği olasılığını masada tutarak çatışmayı bitirmeyi hedeflerken, yolsuzluğun boyutu ortaya çıktıktan sonra Kiev’e yapılacak her kuruş yardım Trump’ın itibarını zedeleyecek. Trump net konuştu: “350 milyar dolar harcadık, yeter.”
Napolyon’un sonu
Zelenskiy’in iktidara gelmesinde kilit rol oynayan oligark İgor Kolomoyskiy, mahkemede savcıların yüzüne karşı kameralar önünde o çarpıcı kehaneti dile getirdi:
“Generalissimus IV. Napolyon… Eh, Zelenskiy bir filmde Napolyon’u oynamıştı. Neredeydi o, Kaluga yakınlarında mı? Artık bunun bir önemi yok, çünkü yakında bu Napolyon gitmiş olacak.”
Zelenskiy ile kaçak dostu Mindıç arasındaki ilişkinin derinliğini anlamak önemli. Bugün internette ikisinin birlikte çekilmiş fotoğraflarını bulmak zor, hepsi temizlenmiş. Ancak gerçek şu: Zelenskiy ve Mindıç, Kiev’de, Gruşevskiy Caddesi 9a’daki aynı binada dairelere sahip. Oligark Kolomoyskiy’in dairesi de orada. Hatta Mindıç’ın o binada iki dairesi var ve biri, 2019’daki seçim kampanyası sırasında gayri resmi karargah olarak kullanıldı. Ocak 2021’de Zelenskiy’in doğum gününü o dairede kutladılar.
46 yaşındaki Timur Mindıç, hiçbir zaman resmi bir görev almadı ama 20 yıllık dostlukları baki. Mindıç, Zelenskiy’i 2008’de Kolomoyskiy ile tanıştıran kişiydi. Yani “Devlet Başkanı Zelenskiy” projesi, büyük ölçüde Mindıç’ın girişimidir. Hatta söylentilere göre Kolomoyskiy, kızıyla evli olmasa da Mindıç’a “damat” derdi.
Mindıç, Zelenskiy’in dürüst Devlet Başkanı Goloborodko’yu canlandırdığı Halkın Hizmetkarı dizisinin de yapımcısıydı. O dizideki Goloborodko şöyle diyordu: “Size söz veriyorum, çocukların ve ebeveynlerin gözüne bakarken utanmayacak şekilde yaşayacağım.”
Gerçek hayattaki yemin töreninde ise Zelenskiy şunları söylemişti: “Seçilmem, vatandaşların rüşvet, zenginleşme ve paylaşımdan ibaret bir ülke yaratan şişko politikacılardan bıktığını kanıtlıyor… Herkesin kanun önünde eşit olduğu bir ülke inşa edeceğiz.”
Tıpkı 2019’da Donbass’ta savaşı bitirme sözü verip savaşı körüklemesi gibi, bu da rol icabıydı. O zaman “Kahramanlarımız ölmesin diye her şeyi yapmaya hazırım. Gerekirse koltuğumu kaybetmeye hazırım” demişti.
Ve o konuşmanın sonunda: “Sevgili Ukraynalılar, önümüzdeki beş yıl boyunca bir daha ağlamamanız için her şeyi yapacağım” sözünü vermişti.
Batı bile artık gerçeği görmeye başlıyor. İngiliz The Spectator dergisinin şu ironisiyle bitirelim:
“Eski Devlet Başkanı Yanukoviç’in lüks malikanesinde bulunan altın klozet resmi, 2014 Maydan protestolarını ateşleyen yolsuzluğun sembolü olmuştu. Buradaki en büyük ironi şudur: Altın klozet sahiplerine karşı yapılan devrim, nihayetinde Rusya ile topyekûn bir savaşa yol açtı ve görünüşe göre bu savaştan elde edilen kârlar, daha fazla altın klozet satın almak için kullanıldı.”
Diplomasi
Ermenistan ve ABD, Trump koridoru projesi için anlaşma imzaladı

Ermenistan ve ABD, “Uluslararası Barış ve Refah İçin Trump Güzergahı” (TRIPP) projesine ilişkin stratejik işbirliği çerçeve anlaşmasını imzaladı. Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio tarafından da imzalanan belgenin Ermenistan’a ulaştığını ve onay sürecine hazır olduğunu bildirdi.
Ermenistan ve ABD, Ermenistan topraklarında gerçekleştirilmesi planlanan “Uluslararası Barış ve Refah İçin Trump Güzergahı” (Trump Route for International Peace and Prosperity – TRIPP) projesine yönelik stratejik işbirliği çerçeve anlaşmasını imzaladı. Gelişme, Ermenistan Dışişleri Bakanlığının resmi internet sitesi üzerinden duyuruldu.
Ermenistan Dışişleri Bakanlığının internet sitesinde, Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan’ın ilgili belgeyi imzaladığı anlara ait bir video paylaşıldı.
İmza töreninin ardından açıklamalarda bulunan Bakan Mirzoyan, “TRIPP projesine ilişkin çerçeve anlaşmasını az önce imzaladım. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da anlaşmayı imzalayarak belgeyi Ermenistan’a gönderdi. Böylece anlaşma onaylanmaya hazır hale geldi” ifadelerini kullandı.
Mirzoyan ve Rubio, 26 Mayıs’ta Ermenistan’ın başkenti Erivan’da TRIPP projesine yönelik stratejik işbirliği çerçeve anlaşmasını parafe etmişti.
Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, ABD Başkanı Donald Trump ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Ağustos 2025’te ortak bir deklarasyona imza atmıştı. Söz konusu deklarasyonda, Erivan yönetiminin Ermenistan topraklarında TRIPP projesinin çerçevesini oluşturmak üzere Washington ve üçüncü taraflarla birlikte çalışacağı taahhüt edilmişti.
Proje kapsamında Ermenistan topraklarında karayolu, demiryolu ile petrol ve doğalgaz boru hattı altyapısının inşa edilmesi planlanıyor. TRIPP projesi, Azerbaycan’ın ana topraklarını Ermenistan üzerinden geçecek 42 kilometre uzunluğundaki bir hatla Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti’ne ve ardından Türkiye’ye bağlamayı hedefliyor.
Mayıs ayında, Amerikan mühendislik ve danışmanlık şirketi AECOM yetkilileri, TRIPP projesinin hayata geçirileceği sahada inceleme çalışmalarına başlamıştı. AECOM ekibinin, ABD Dışişleri Bakanlığı Küresel Altyapı ve Yatırım Ortaklığı Fonu adına Erivan’a geldiği bildirilmişti.
Diplomasi
OECD raporu: Uzun süreli enerji kesintisi küresel ekonomiyi resesyona sürükleyebilir

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından yayımlanan küresel ekonomik görünüm raporu, İran’daki savaşa bağlı olarak enerji arzında yaşanacak uzun süreli kesintilerin dünya ekonomisine ağır bir darbe vurabileceğini ortaya koydu. Raporda, böylesi bir krizin ülkeleri resesyona sürükleme ve işsizliği artırma riski taşıdığı belirtilirken, çatışmanın küresel ekonomik görünümü şekillendiren temel unsur haline geldiği vurgulandı.
Çarşamba günü yayımlanan yeni bir ekonomik görünüm raporu, İran’daki savaştan kaynaklanacak uzun süreli bir enerji arzı kesintisinin küresel ekonomiye ağır bir darbe indireceğine işaret etti.
Araştırma verileri, bu tür kesintilerin ülkeleri resesyona sürükleme olasılığının yüksek olduğunu ve işsizlikte artışa yol açabileceğini gösterdi.
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), söz konusu savaşın etkilerini “küresel ekonomik görünümü şekillendiren baskın güç” olarak tanımladı.
Aksaklıkların kalıcı olması halinde, küresel büyümenin 2026 yılındaki yüzde 2,1 seviyesinden 2027 yılında yüzde 1,8’e gerileyerek önemli ölçüde yavaşlayabileceği kaydedildi. Bu yavaşlama, dünya ekonomisini Kovid-19 pandemisi ve Büyük Resesyon döneminden bu yana görülmemiş seviyelere düşürebilir.
OECD Başekonomisti Stefano Scarpetta raporda, “Yüksek emtia fiyatlarından kaynaklanan yukarı yönlü baskıların, zayıflayan nihai talep tarafından kısmen dengelenmesiyle birlikte, küresel enflasyon 2026’da 0,4 yüzde puan, 2027’de ise 1,3 yüzde puan yükselecektir” ifadesine yer verdi.
Gelişmekte olan ve enerji rezervleri sınırlı olan ekonomilerin, ham petrol, akaryakıt ve doğal gaza bağımlı Asya ekonomileriyle birlikte bu durumdan en ağır darbeyi alacak kesimler arasında yer alacağı aktarıldı.
Alternatif bir kısa vadeli senaryo üzerinde duran araştırmacılar, enerji üretiminin ve Hürmüz Boğazı üzerinden yapılan sevkiyatların çatışma öncesindeki seviyelere yeniden ulaşması durumunda, büyümenin 2027 yılında yüzde 3,1’e geri dönebileceğini bildirdi.
Küresel ekonominin “tek bir tıkanma noktasına” karşı olan hassasiyetinin arz zincirlerini güçlendirme ve daha çeşitli bir enerji arzı yaratma ihtiyacını ortaya koyduğunu belirten araştırmacılar, fosil yakıt ithalatına olan bağımlılıktan kurtulmak amacıyla daha fazla yatırım yapılması gerektiğinin her zamankinden daha acil olduğunu vurguladı.
Raporda ayrıca, bu yıl artan savunma harcamalarının, inovasyon yoluyla savunma dışı sektörlerde yayılma etkileri yaratmadığı sürece üretim kapasitesini muhtemelen genişletmeyeceğine dikkat çekildi.
Scarpetta, politika yapıcıların zor kararlarla karşı karşıya olduğunu belirterek, “Merkez bankaları, enflasyon beklentileri iyi çıpalanmış kaldığı ve ikinci tur etkiler kontrol altında tutulduğu sürece, arz kaynaklı fiyat artışlarını görmezden gelebilir. Ancak fiyat baskılarının genişlemesi veya büyümenin önemli ölçüde zayıflaması halinde bir politika hamlesi gerekli hale gelebilir” değerlendirmesinde bulundu.
İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması, ABD ve İsrail’in şubat ayı sonunda İran’a yönelik ilk saldırıları düzenlemesinden bu yana petrol fiyatlarının yüksek kalmasına neden oldu.
ABD’deki ortalama akaryakıt fiyatları, çatışmayı sona erdirecek bir anlaşmaya yönelik son görüşmelerin etkisiyle düşüş gösterse de AAA’in çarşamba günü açıkladığı verilere göre 4,26 dolar ile yüksek seyrini korudu.
Geçen yıl 3,14 dolar olan ortalamanın ardından, geçen haftaki ortalamanın da 4,50 dolar seviyesinde gerçekleşerek yüksek kalmaya devam ettiği bildirildi.
Çatışmanın başlangıcından bu yana yapılan kamuoyu yoklamaları, yaşam maliyeti üzerindeki etkilerin uzaması nedeniyle Amerikalıların çoğunun savaşı desteklemediğini ortaya koydu.
Politico tarafından cuma günü yayımlanan son anket, katılımcıların yüzde 60’ından fazlasının Başkan Trump’ın Amerikalıları savaşın ekonomik etkilerinden korumak için yeterli çabayı göstermediğine inandığını gösterdi.
Ankete katılanların yüzde 53’ü yaşam maliyetinin hatırlayabildikleri en kötü seviyede olduğunu ifade ederken, çoğunluk Trump’ın göreve dönmesinden bu yana mali durumlarının kötüleştiğini dile getirdi.
Diplomasi
İran, ABD’ye dört aşamalı barış anlaşması planı sundu

İran, ABD ile olası bir barış anlaşması için dört aşamalı bir çerçeve plan sundu. ABD Başkanı Donald Trump Tahran ile bir hafta içinde ateşkes sağlanabileceğini belirtirken, ABD Temsilciler Meclisi İran’a yönelik askeri operasyonlar için kongre onayı şartı getiren bir kararı kabul etti.
İran, ABD’ye olası bir barış anlaşmasına zemin oluşturabilecek dört aşamalı bir çerçeve yapı önerdi.
Fars haber ajansının İran müzakere heyeti üyesi Said Acarlu’ya dayandırdığı habere göre öneri, çatışmaların sonlandırılması ve yaptırımların kaldırılmasına yönelik kademeli bir takvimi içeriyor.
Planın ilk aşaması, İran, ABD ve “direniş cephesi” dahil olmak üzere tüm tarafların katılımıyla savaşın durdurulmasını ve bütün askeri operasyonların tamamen tam zamanlı olarak askıya alınmasını öngörüyor.
Olası anlaşmanın ikinci aşaması ise başta boğazla ilgili meseleler olmak üzere pratik adımlara, ablukaların kaldırılmasına, petrol yaptırımlarının iptal edilmesine ve İran’ın dondurulmuş varlıklarının bir kısmının serbest bırakılmasına odaklanıyor.
Üçüncü aşamada daha geniş kapsamlı yaptırımlar ve nükleer meseleler ele alınırken, son aşama ise anlaşmanın uygulanmasını denetlemek ve tarafların yükümlülüklerine bağlılığını güvence altına almak için bir izleme komitesi kurulmasını içeriyor.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, konuya ilişkin değerlendirmesinde, ABD ile İran arasındaki savaşın ancak “Lübnan’da da sona erdiğinde” biteceğini ifade etti.
ABD Başkanı Donald Trump, 3 Haziran tarihinde New York Post gazetesinin podcast yayınında Ortadoğu’daki savaş ortamını değerlendirdi. Trump, İran’ın nükleer silahtan vazgeçmeyi kabul ettiğini belirtti ancak “fikirlerini değiştirebilecekleri” yönünde bir ihtiyat payı bıraktı.
Bu açıklamadan bir gün önce ABC News televizyonuna konuşan Trump, İran ile bir ateşkes anlaşmasına “önümüzdeki hafta içinde” ulaşılabileceğini kaydetmişti.
Ancak aynı gün Tesnim haber ajansı, İran’ın, İsrail’in Lübnan’daki askeri faaliyetlerini protesto etmek amacıyla aracılar vasıtasıyla yürütülen müzakereleri askıya aldığını bildirdi.
Tüm bu diplomatik hareketlilik sürerken, ABD Temsilciler Meclisi askeri operasyonlara yönelik kısıtlayıcı bir adım attı. Temsilciler Meclisinde yapılan oylamada, Kongre’nin onayı alınmadığı takdirde Trump’ın İran ile savaşı sonlandırmasını zorunlu kılan karar tasarısı kabul edildi.
Söz konusu tasarı, aralarında 4 Cumhuriyetçi temsilcinin de bulunduğu 215 kongre üyesinin kabul oyuna karşılık 208 ret oyuyla yasalaştı.
Dünya Basını2 hafta önceİktisat tarihçisi Chance: Batı, Çin’i kendi sistemine entegre ederek liberal bir demokrasiye dönüştüreceğini sandı
Diplomasi2 hafta önceXi ve Putin ‘çok kutuplu bir dünya ve yeni tip uluslararası ilişkiler’ çağrısı yaptı
Amerika2 hafta önceBolivyalı işçi ve köylüler başkent La Paz’ı kuşattı
Asya2 hafta önceRusya ve Çin arasındaki ticaret hacmi 240 milyar dolara ulaştı
Asya2 hafta önceİran’daki savaş yuan için küresel ticarette fırsat penceresi açtı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran yetenekleri sınırlı olduğu için değil, stratejik sebeplerle kendini dizginliyor
Asya2 hafta önceJaponya hükümeti, enerji fiyat artışlarına karşı bütçe ayırıyor
Dünya Basını1 hafta önceKomünizme karşı siper olarak Siyonizm







