Asya
Japonya’nın İngiltere ve İtalya ile üçlü savaş uçağı geliştirme programındaki zorluklar

Karşı saldırı kabiliyetlerini geliştirmek için rekor savunma bütçesi geçirmeye çalışan Japonya üçüncü nesil F-4’lerin yerini alması için ABD’nin beşinci nesil hayalet savaş uçağı F-35’leri satın almıştı. Tokyo, ayrıca ABD ile birlikte F-16 temelinde geliştirilen F-2’lerin yerine 2035’ten itibaren konuşlandırılmak üzere yeni nesil bir savaş uçağı geliştirmek için Birleşik Krallık ve İtalya ile birlikte Küresel Hava Muharebe Programı’nı (GCAP) başlattı.
Sadece geliştirme maliyeti trilyonlarca yen olan devasa bir proje olan GCAP, üç ülkenin yerli havacılık ve savunma sanayilerini güçlendirme çabalarının merkezinde yer alacak.
Japonya için ise ABD dışındaki ülkelerle ilk ortak savaş uçağı geliştirme projesi olması nedeniyle siyasi ve diplomatik açıdan büyük önem taşıyor. Bu da maliyet, takvim ve ABD ile koordinasyon dahil olmak üzere projeyi yönetmenin zor olduğu anlamına geliyor.
Diğer yandan da Almanya, Fransa ve İspanya Future Combat Air System (FCAS) çerçevesinde GCAP’ın rakibi olacak yeni nesil bir savaş uçağını ortaklaşa geliştiriyor.
Bu arada Çin ve Rusya da kendi altıncı nesil savaş uçaklarını geliştiriyor.
Birleşik Krallık’ın Hint-Pasifik hamlesi
Bu geliştirme projelerinin nasıl sonuçlanacağı sadece olası çatışmalarda kimin avantajlı olacağını değil, aynı zamanda havacılık ve savunma sanayilerinin tedarik zincirlerinin ve ihracatlarının geleceğini ve ülkeler arasındaki ittifak ilişkilerini de belirleyebilir.
9 Aralık’ta Japonya, Birleşik Krallık ve İtalya liderleri GCAP konusunda ortak bir açıklama yayınlayarak “Bu uçağın birden fazla alanda işlev görecek daha geniş bir muharip hava sisteminin merkezi olması yönündeki arzumuzu paylaşıyoruz” ifadelerini kullanmıştı.
Üç ülkenin hükümetleri, orduları ve çok sayıda şirketi, uçağın geliştirilmesi, konuşlandırılması ve işletilmesi için önümüzdeki on yıllar boyunca çok katmanlı bir şekilde birlikte çalışacak ve çeşitli alanlarda işbirliği yapacak.
Programın başarılı olması halinde, üç ülke arasındaki güvenlik ve savunma bağlarının daha da güçleneceği ifade ediliyor.
GCAP, Birleşik Krallık’ın Hint-Pasifik’teki etkisini artırma stratejisi doğrultusunda Japonya ile ikili güvenlik ilişkilerine yeniden odaklandığı bir ortamda başlatıldı.
Haziran 2013’te Başbakan Shinzo Abe ve İngiltere Başbakanı David Cameron, Japonya’nın ABD dışında bir ülkeyle ilk kez gerçekleştirdiği savunma teçhizatı işbirliğine yönelik bir çerçeve üzerinde anlaşmaya varmıştı.
Bir sonraki ay iki hükümet, ortak araştırma, geliştirme ve savunma teçhizatı üretiminin gerçekleştirilmesi için gerekli silah ve askeri teknolojilerin transferine ilişkin bir anlaşma imzaladı.
Ocak 2015’te, iki ülke dışişleri ve savunma bakanlarının iki artı iki toplantısında, iki ülke Yeni Müşterek Havadan Havaya Füze (JNAAM) fizibilitesine ilişkin bir projenin başlatılmasını memnuniyetle karşıladı. Prototipin deneme üretimi 2022 mali yılında tamamlandı ve projenin 2023 mali yılı sonunda mart ayında tamamlanması planlanıyor.
F-35’lere yüklenmek üzere füzenin seri üretimini değerlendirecekler ve füzeleri gelecekte GCAP uçaklarına yüklenme olasılığı da var.
Birleşik Krallık, 2019’da İsveç ve 2021’de İtalya ile mevcut Eurofighter Typhoon’un yerini alması planlanan Tempest avcı uçağı için ortak bir savaş havası geliştirme ve edinme programı üzerinde çalışmak üzere bir mutabakat zaptı imzalamıştı.
Birleşik Krallık’ın Tempest’i ile Japonya’nın F-2’lerinin yerini alacak yeni nesil savaş uçaklarının pek çok ortak noktası var; her ikisi de F-35’lerden daha fazla seyahat menzili ve füze yükü hedefliyor ve 2035’te konuşlandırılmayı amaçlıyor; bu da ortak bir geliştirmenin kazan-kazan ilişkisine yol açacağı anlamına geliyor.
İngiltere Savunma Bakanlığı’nın gelecekteki hava muharebe programları direktörü Richard Berthon, Eylül 2020’de Sankei Shimbun’da yayınlanan bir makalesinde, “Birleşik Krallık bunu, her iki ulusa da ihtiyaç duyduğumuz modifikasyon özgürlüğünü sağlarken, gelecekteki platform ve sistemlerin ABD gibi kilit güvenlik ortaklarımızla birlikte çalışabilir olmasını sağlayacak eşit bir ortaklık için nesilde bir kez ortaya çıkan bir fırsat olarak görüyor” ifadesini kullanmıştı.
ABD baskısına karşı özerklik arayışı
Japonya’nın yeni nesil bir savaş uçağı geliştirmesi, Savunma Bakanlığı’nın Ağustos 2010’da geleceğin savaş uçağı için bir araştırma ve geliştirme vizyonu yayınlamasıyla başladı. O tarihten bu yana bakanlık bir yandan gelişmiş bir teknolojik gösterici ve yerleşik motorlar üzerinde araştırma ve geliştirme çalışmalarını sürdürürken, diğer yandan da yurtiçi ve yurtdışındaki şirketlere bilgi talepleri (RFI) göndererek bilgi toplamaya ve analiz etmeye devam etti.
Haziran 2018’de yayınlanan bir RFI’ye cevaben, ABD’li savunma yüklenicisi Lockheed Martin, F-22 gövdesini F-35 aviyonikleriyle birleştiren hibrit bir uçak önerdi, ancak temel F-35 teknolojisinin açıklanması garanti edilmedi.
Sonuç olarak, Aralık 2019’da düzenlenen 2020 mali yılı savunma bütçe taslağına ilişkin bir brifing sırasında Savunma Bakanlığı, hiçbir türev uçağın koşullarını karşılamadığını ve Lockheed Martin’in hibrit uçak planının suya düştüğünü açıkladı.
ABD ordusu o sırada F-22’lerin halefini geliştirmek için Yeni Nesil Hava Hakimiyeti (NGAD) programını gizlice ilerletiyordu ve Eylül 2020’de tam ölçekli bir uçuş göstericisi inşa ettiğini ve uçurduğunu duyurdu.
Japonya’nın yeni nesil avcı uçağı geliştirme projesinin boyutu küçüktü ve geliştirme zamanlaması ABD’ninkiyle uyuşmuyordu. İki ülkenin NGAD programına dayalı bir uçağı ortaklaşa geliştirme şansı yoktu.
Tokyo, F-2 jetini geliştirmek için büyük ölçüde ABD’ye bağımlı olmanın yanı sıra lisanslı üretim yapmak yerine Yabancı Askeri Satışlar (FMS) programı aracılığıyla F-35’leri ithal etmek zorunda kalmanın acı deneyimlerine sahiptir.
Bu nedenle, yeni nesil bir savaş uçağı geliştirirken Japonya, gelecekteki tehditlere ve teknolojik ilerlemelere esnek bir şekilde yanıt verebilmek için yeterli ölçeklenebilirliği; bağımsız muhakeme ile onarım ve güncelleme yapmak için modifikasyon özgürlüğünü; ve yüksek yanıt verebilirliği sağlamak için zamanında ve uygun bakım ve güncellemeleri mümkün kılan yerli savunma altyapısını güvence altına alma koşullarını belirledi.
Başka bir deyişle, Japonya hava üstünlüğünün temel ilkelerinden biri olan savaş uçaklarında özerklik arayışındaydı.
Öte yandan, müttefiklerle birlikte çalışabilirliği güvence altına alma ve ABD’yi ikna etme arzusundaydı. Aralık 2020’de Japonya, entegrasyon destek şirketi adayı olarak Lockheed Martin’i seçti.
Aralık 2021’de Savunma Bakanlığı, Lockheed Martin ile ne tür bir destek sunacağı konusunda görüşmelere devam edeceğini ve Ağustos 2021’de ABD Hava Kuvvetleri ile birlikte çalışabilirliği güvence altına almak için gelecekteki ağ konusunda görüşmelere başladığını söyledi.
Aynı zamanda, Japonya ve Birleşik Krallık savunma yetkililerinin standardizasyon derecesi konusunda ortak bir analiz yürütecekleri belirtildi.
Bu tür hamleler, ABD ile birlikte çalışabilirliği güvence altına alırken Japonya’nın İngiltere ile ortak geliştirmeye geçmesi konusunda Washington’un anlayışını kazanmaya çalışan hükümetin temkinli tutumunu gösteriyor.
Japonya 1980’lerde FS-X programı kapsamında yerli bir savaş uçağı üretilmesini savunmuş, ancak Washington tarafından F-16 uçağını temel alarak ABD ile ortak geliştirme konusunda siyasi baskı görmüştür. Yine de uçuş kontrolü gibi kritik teknolojiler ortaya çıkarılamadı.
Ancak Japonya, 1990’larda neredeyse yerli sayılabilecek F-2’yi balon maliyetlere rağmen bağımsız olarak geliştirmeyi başardı ve bu sayede yerli üretim teknolojisi altyapısı kurabildi ve uçak operasyondayken iyileştirme ve onarım çalışmaları yapabildi.
2000’li yıllarda başlayan F-35 çok taraflı geliştirme programına silah ihracatı konusundaki üç ilkesi nedeniyle katılamayan Japonya, başlangıçta F-22 savaş uçağını onlarca yıllık F-4’lerin yerini almaya aday olarak düşündü.
Ancak ABD Kongresi F-22’lerin ihracatını yasakladığı için bu fikirden vazgeçti ve bunun yerine FMS aracılığıyla F-35’leri satın aldı.
Bununla birlikte, geliştirmede yer almayan Japonya’nın teknolojilere erişimi yok ve sık sık yapılan teknolojik iyileştirmelere ve yazılım güncellemelerine tek taraflı olarak ayak uydurmak zorunda kalıyor.
Bu deneyimleri göz önünde bulunduran Japonya, GCAP programı aracılığıyla hem savaş uçağı üretimi ve konuşlandırılmasında özerkliği hem de ABD ile birlikte çalışabilirliği güvence altına almak için uğraşıyor.
Aralık ayında Japonya, İngiltere ve İtalya liderleri tarafından yayınlanan ortak bildiri ile eş zamanlı olarak Savunma Bakanlığı ve ABD Savunma Bakanlığı da ABD’nin GCAP’ı desteklediğini belirten bir açıklama yayınladı.
Açıklamada ayrıca “Birlikte, diğer platformların yanı sıra Japonya’nın bir sonraki savaş uçağı programını tamamlayabilecek otonom sistem yetenekleri üzerine bir dizi görüşme yoluyla önemli bir işbirliği başlattık” denildi.
Karşılaşılacak zorluklar
Çok taraflı kalkınma işbirliği, üye ülkelerin teknolojik güçlerini bir araya getirerek kalkınma maliyetlerini ve teknolojik riskleri paylaşma ve azaltma avantajı sunduğu için Batılı ülkeler arasında önemli bir trend haline geldi.
Ancak operasyonel gereksinimlerdeki farklılıklar, maliyet paylaşımı, üretim işlerinin paylaşımı ve fikri mülkiyetin paylaşımı gibi pek çok çıkar çatışması da söz konusu. Nitekim Fransa, Eurofighter ortak geliştirme konsorsiyumundan ayrılmış ve Rafale savaş uçağını bağımsız olarak geliştirmeyi başarmıştır.
Almanya ve Fransa arasında 2017’de bir işbirliği olarak başlayan ve daha sonra İspanya’nın da katıldığı FCAS de, iş paylaşımı anlaşmaları üzerindeki çekişmeler nedeniyle geri plana atıldı ve konuşlandırılmasının yıllarca gecikmesi bekleniyor.
GCAP’ta ise Japonya, Birleşik Krallık ve İtalya hükümetlerinin yanı sıra Mitsubishi Heavy Industries, BAE Systems ve Leonardo’nun da aralarında bulunduğu katılımcı şirketler şu anda programın ayrıntılarını ve üretim paylaşımını müzakere ediyor.
GCAP için bir diğer kritik konu da geliştirilen uçakların ihracatı meselesi. Japonya’nın hem kendisinin hem de üçüncü tarafların (bu durumda İngiltere ve İtalya) ihracatını mümkün kılmak için savunma teçhizatı ve teknolojisinin transferine ilişkin “üç ilkeyi” gözden geçirmesi gerekiyor.
Japon anayasasında “Silah İhracatının üç ilkesi ve bunlara bağlı politikanın ana esaslarını”na göre, Japonya’nın silah ihracatını teşvik etmeyeceği ilkesi yer alıyor. Bu ilkelerin siyasi bir kararla gevşetilip gevşetilmeyeceği henüz bilinmiyor.
Geliştirilen savaş uçağının ihraç edilmesinin sadece üretimin artması ve üretim ve teknolojik temellerin korunması nedeniyle fiyatların düşmesine değil aynı zamanda ithalatçı ülkelerle karşılıklı bağımlılığın derinleşmesine de yol açacağı düşünülüyor.
Üç ülke toplamda yaklaşık 350 savaş uçağını yeni uçaklarla değiştirmeyi planlıyor, ancak Suudi Arabistan gibi ülkelerin programa katılmaya ilgi gösterdiği bildirilirken, birkaç yüz uçağın ihraç edilme potansiyeli de bulunuyor.
FCAS programında büyük bir gecikme yaşanması ve ABD’nin NGAD uçağının ihracata yönelik olmaması nedeniyle İngiltere ve İtalya, GCAP kapsamında geliştirilen ürünün ihracatına büyük umutlar bağlıyor.
Kaynak: The Japan Times
Asya
Çin yapay zekada yetenek sunumundan üretim altyapısını açmaya geçiyor

Çinli yapay zeka girişimi DeepSeek, büyük dil modellerinde bilgi işlem maliyetlerini ve güç tüketimini düşürmek amacıyla geliştirdiği DeepInfer çıkarım altyapısını açık kaynak olarak kullanıma sundu. Sistem çatısı altındaki tek bir küme günde 155 trilyon belirteç işlerken, hem NVIDIA hem de Huawei donanımlarında çalışabiliyor.
Çinli yapay zeka girişimi DeepSeek, geniş ölçekli çıkarım süreçlerinde işlem gücü maliyetlerini ve enerji tüketimini azaltmak amacıyla geliştirdiği kurum içi çıkarım altyapısı DeepInfer’ı açık kaynak olarak paylaştı.
Salı günü WeChat hesabı üzerinden yapılan açıklamaya göre bu adım, yazılım geliştiricilerin ve işletmelerin yüksek hacimli yapay zeka operasyonlarında veri işleme hızını artırmalarını ve gecikme sürelerini düşürmelerini hedefliyor.
İsmi belirtilmeyen Çinli bir uzman, Global Times gazetesine verdiği demeçte, açık kaynaklı modellerden açık kaynaklı çıkarım altyapılarına geçişin önemli bir dönüşüme işaret ettiğini söyledi.
Uzmana göre Çinli teknoloji şirketleri “yetenekleri erişime açma” aşamasından “üretkenliği erişime açma” evresine geçiyor; bu da kurulum maliyetlerini düşürerek öncü modellerin sağlık, eğitim ve üretim gibi alanlarda pratik uygulamalara dönüşmesini kolaylaştırıyor.
DeepSeek, model eğitiminin yapay zekanın öğrenme süreci, çıkarımın ise bu bilginin insanlar için somut bir faydaya dönüştüğü aşama olduğunu belirtti.
Günümüzde geleneksel sınırları aşan devasa kullanıcı talepleri karşısında çıkarım altyapıları geniş bilgi işlem kümelerini koordine edip yönetirken, bu sistemlerin verimliliği doğrudan yapay zeka hizmetlerinin elektrik tüketimini ve işlem maliyetini belirliyor.
DeepInfer, yüksek performanslı çekirdekleri derinlemesine optimize edilmiş çıkarım motoruyla bir araya getiriyor.
Dağıtık çıkarım, tahmine dayalı kod çözme ve yapılandırılmış çıktı gibi özellikleri destekleyen sistem, hem NVIDIA hem de Huawei Ascend donanımları üzerinde çalışıyor.
Girişim, DeepInfer üzerinde inşa ettiği mimariyle DeepSeek V4.1 Flash modeli için yüksek işlem hacmine sahip ve düşük gecikmeli çıkarım hizmetlerini devreye aldı. Sistemdeki tek bir küme şu anda günde 155 trilyon belirteç (token) işliyor.
Şirket ayrıca ana akım büyük dil modeli arayüz protokolleri ile model belirteç dizileri arasında hızlı ve hatasız dönüşüm sağlayan üretim sınıfı deepseek-recipe bileşenini de açık kaynak haline getirdi.
Bu bileşenin işlem mantığı doğrudan resmi DeepSeek API mimarisiyle bütünüyle uyumlu çalışıyor ve üçüncü taraf kurulumların resmi sistemle tamamen aynı biçimde işlemesini sağlıyor.
DeepSeek mühendisi: “Gelecek ya komünizm olacak ya Cyberpunk”
Teknoloji ve Strateji Araştırma Enstitüsü Başkan Yardımcısı Chen Jing, Global Times gazetesine yaptığı açıklamada, DeepSeek’in modelleri geniş ölçekte sunma konusundaki mühendislik deneyimini paylaştığını ifade etti. Chen, bu adımın diğer geliştiricilerin yetenekleri daha düşük maliyet, daha yüksek hız ve istikrarlı bir deneyimle sunmalarına katkı verdiğini belirtti.
Daha önce büyük dil modellerini de açık kaynak olarak paylaşan şirketin attığı adımı değerlendiren Chen, “Daha önce paylaşılan ‘beyin’di; bu kez paylaşılan ise ‘montaj hattı, güç kaynağı ve kullanım kılavuzu’ oldu” dedi.
Uzman, açık kaynaklı modellerin küresel çapta yeniden üretim ve araştırma yapma eşiğini düşürdüğünü, açık kaynaklı çıkarım altyapısının ise kurulum maliyetlerini, enerji kullanımını ve gecikmeyi azaltarak süreci bir adım ileri taşıdığını kaydetti.
Çin’in geliştirdiği açık kaynaklı modeller, küresel yapay zeka inovasyon ekosisteminde belirleyici bir yer ediniyor.
Hugging Face raporuna göre Çin merkezli Moonshot AI’ın Kimi, Zhipu’nun GLM ve Alibaba’nın Qwen serisi modelleri, zeka endeksinde dünya genelinde ilk yedi arasına girerken ABD’deki kapalı kaynaklı öncü sistemlerle aradaki farkı istikrarlı biçimde kapatıyor.
Raporda, Çin’de aylık olarak yayımlanan modellerin parametre tavanının 754 milyar ile 2,78 trilyon arasında değiştiği belirtiliyor.
Kimi K3, sahip olduğu 2,78 trilyon parametreyle dünyanın en büyük açık kaynaklı modeli haline gelirken hem zeka hem de kodlama endeksinde küresel düzeyde ilk sırada yer alıyor.
Çin yönetimi, teknolojik liderlik yarışının ötesinde, yapay zekanın sunduğu kalkınma kazanımlarını paylaşmayı ve teknolojinin daha geniş kitleler ile işletmeler tarafından yaşam standartlarını yükseltmek amacıyla kullanılmasını hedeflediğini vurguluyor.
DeepSeek de yayımladığı metnin sonunda hedeflerini özetlerken, “Tamamen açık kaynaklı modeller, operatör kütüphaneleri ve çıkarım altyapılarıyla, yakın gelecekte dünya çapındaki yapay zeka hizmetlerinin kapsam ve kalitesinde eşi görülmemiş bir genişleme görmeyi; bu hizmetlerin daha adil, şeffaf ve güvenilir hale gelmesini bekliyoruz” değerlendirmesini yaptı.
Yatırımcılar DeepSeek payı için yüksek komisyonları göze alıyor
Asya
Japonya konut spekülasyonunu önlemek için kısa vadeli satışları kısıtlayacak

Japonya’da iktidardaki Liberal Demokrat Parti, büyük kentlerde artan konut fiyatlarını dizginlemek amacıyla mülklerin kısa vadeli alım satımına yönelik sınırlamaları gündemine aldı. Tokyo’da ortalama daire fiyatı yıllık yüzde 18,5 artışla 137,84 milyon yene çıkarken yıllık ortalama geliri 6,78 milyon yende kalan kent sakinleri için mülk edinmek zorlaştı.
Japonya’da iktidardaki Liberal Demokrat Parti (LDP), Tokyo başta olmak üzere büyük kentlerde hızla yükselen konut fiyatlarını dizginlemek için mülklerin kısa vadeli alım satımına sınırlama getirmeyi planlıyor.
Başbakan Sanae Takaichi liderliğindeki parti, önümüzdeki yılın nisan ayında yapılacak yerel seçimler öncesinde çalışan kesime yönelik desteği temel gündem maddesi yapmayı hedefliyor.
LDP’nin konut ve arsa politikaları araştırma komisyonu, konuyu ele almak üzere çarşamba günü toplandı.
Nikkei Asia gazetesinin haberine göre Komisyon Başkanı ve LDP Milletvekili Midori Matsushima, toplantının açılışında “Tokyo’nun 23 bölgesinde yeni inşa edilen dairelerin fiyatları son on yılda ikiye katlandı. Bu konutlarda oturmak isteyen insanların ev alabilmesini sağlayacak önlemler üzerinde çalışmalıyız” dedi.
Başkentte ev sahibi olmak geniş kesimler için neredeyse imkansız hale geldi. Gayrimenkul İktisat Enstitüsü verilerine göre, Tokyo’nun 23 bölgesinde yeni bir dairenin ortalama satış fiyatı 2025 mali yılında bir önceki yıla kıyasla yüzde 18,5 artarak 137,84 milyon yene (yaklaşık 872 bin dolar) ulaştı.
Çalışma Bakanlığı istatistikleri ise başkentte tam zamanlı çalışan bir kişinin ortalama yıllık gelirinin 2025 mali yılında 6,78 milyon yen seviyesinde kaldığını gösteriyor. Gelir ile konut fiyatları arasındaki bu uçurum, siyasetin önceliklerini de doğrudan etkiliyor.
LDP, şubat ayındaki Temsilciler Meclisi seçim kampanyasında Tokyo metropolü ve diğer bölgelerdeki spekülatif işlemleri dizginleme taahhüdü vermişti. Parti bünyesinde yabancılara yönelik politikalar üzerine çalışan bir proje ekibi de bu ayın başlarında hükümete konut fiyatlarındaki artışa karşı acil vergi düzenlemeleri getirilmesi çağrısı yapan bir tavsiye metni sundu.
Mevcut mevzuatta, satın alındıktan sonra beş yıl içinde elden çıkarılan konutlardan elde edilen kazançlar “kısa vadeli sermaye kazancı” sayılıyor. Bu gelirler, gelir vergisi ve yerel ikamet vergisi dahil olmak üzere yüzde 40’a yakın oranda vergilendiriliyor.
Beş yıldan uzun süre elde tutulan gayrimenkullere uygulanan yaklaşık yüzde 20’lik “uzun vadeli sermaye kazancı” vergisinin iki katı olan bu oran, bazı parti üyelerine göre spekülasyonu engellemeye yetmiyor. Düzenlemenin sertleştirilmesi talepleri, LDP’nin koalisyon ortağı Japonya İnovasyon Partisi ile aralık ayında hazırlayacağı yıllık vergi reformu çerçevesinde ele alınabilir.
İktidar kanadı, yerel meclis üyelerinin görev süresinin dolacağı Tokyo’nun 22 bölgesi dahil birçok kent merkezinde nisan ayında sandık başına gidecek seçmenlerin karşısına somut bir konut vaadiyle çıkmak istiyor.
Üst düzey bir LDP yetkilisi, “Genellikle ev alma aşamasına gelmiş çocuklu aileleri desteklememiz gerekiyor” değerlendirmesinde bulundu.
Muhalefet partileri de yalnızca ev almayı planlayanları değil, artan konut fiyatları nedeniyle kiralık evlere yönelen ve kiraların tırmanmasından etkilenen kesimleri hedefleyen alternatif öneriler hazırlıyor.
Yabancı alıcı sınırlamaları yerine vergi adımları öne çıkıyor
Konut krizine çözüm arayan birçok ülke yabancı alıcılara doğrudan kısıtlamalar getirdi. Güney Kore’de Devlet Başkanı Lee Jae Myung’un gerileyen kamuoyu desteğinde gayrimenkul politikaları önemli rol oynadı.
Seul yönetimi, Ağustos 2025’te yabancıların başkent ve çevresinden konut almasını izne bağladı; ayrıca alıcılara bu evlerde en az iki yıl ikamet etme zorunluluğu getirdi.
Kanada ve Avustralya yabancıların konut alımına geçici yasaklar koyarken, Singapur yabancı alıcılardan yüzde 60 oranında ek damga vergisi tahsil ediyor.
Japonya’da da yabancı yatırımcıların gayrimenkul piyasasındaki rolü şubat seçimlerinde tartışma konusu oldu. Doğrudan yabancıları hedef alan kısıtlamaların uluslararası ticaret ve hizmet anlaşmalarıyla çelişebileceği değerlendiriliyor.
Hükümet bu nedenle alıcıların uyruğuna göre kısıtlama getirmek yerine, kısa vadeli el değiştirmeler gibi spekülatif gayrimenkul işlemlerine yönelik vergi tedbirlerini tartışıyor.
Sert piyasa tedbirlerinin bölgesel bankaları sarsmasından endişe ediliyor
Fiyatları aşağı çekmeye yönelik sert adımların ülke ekonomisine zarar verebileceğine dair kaygılar da dile getiriliyor.
LDP’nin kıdemli bir vergi yetkilisi, arsa fiyatlarındaki sert bir düşüşün yerel finans kuruluşlarını zayıflatabileceğini belirterek “Bölgesel bankalar üzerindeki etkileri değerlendirmeliyiz” uyarısı yaptı.
Gayrimenkul sektörü, Japon bankalarının toplam kredi hacminin yaklaşık yüzde 18’ini oluşturuyor. Bu oran, Japonya’nın 1980’lerin ortasından sonuna kadar yaşadığı balon ekonomisi dönemindeki yüzde 10’luk seviyenin oldukça üzerinde seyrediyor.
Bazı bölgesel bankaların toplam kredi dağıtımında gayrimenkulün payı neredeyse yarıya yaklaşıyor.
Finansal Hizmetler Kurumunun Mart 2025 verilerine göre, bölgesel bankaların gayrimenkul sektörüne verdiği kredilerin yaklaşık dörtte biri doğrudan Tokyo’nun beş merkez bölgesinde toplanmış durumda.
Takaichi hükümetinin yüksek kamuoyu desteğinde, borsa endekslerindeki artışın da katkısıyla yükselen varlık değerleri etkili oldu. Piyasayı soğutacak gayrimenkul adımlarının hisse senedi fiyatlarını gerileterek hükümetin desteğini zedeleyebileceği öne sürülüyor.
LDP araştırma komisyonunun kıdemli bir yetkilisi, fiyat artışlarını kontrol altına almaya dönük adımların kapsamı ve zamanlaması konusunda karar vericilerin dikkatli davranması gerektiğini vurguladı.
Asya
“Öldü” demişlerdi: Kore lideri Kim Jong-un, ailesiyle sergide görüntülendi

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, komaya girdiği ve Çin’de tedavi gördüğü yönündeki iddiaların ardından eşi ve kızıyla bir sergide görüntülendi. Devlet medyası fotoğrafları paylaşırken, Pyongyang yönetimi Seul’ün tıbbi yardım teklifini siyasi provokasyon olarak nitelendirerek geri çevirdi.
Kuzey Kore devlet medyası, ülke lideri Kim Jong-un’un sağlık sorunları yaşadığı yönündeki haberlerin ardından yeni fotoğraflarını yayımladı.
Kore Merkezi Haber Ajansı’nın aktardığına göre Kim Jong-un, 19 Ekim’de hafif sanayi işletmelerinin düzenlediği giyim ve ayakkabı sergisini gezdi.
Yayımlanan fotoğraflarda Kuzey Kore lideri, sergilenen ürünleri eşi Ri Sol-ju ve kızı Kim Ju-ae ile birlikte inceliyor.

İngiliz basını koma ve tedavi iddialarını gündeme getirdi
Fotoğrafların paylaşılması öncesinde, yalan haberleriyle malul İngiliz tabloid gazetesi The Sun, doğrulanmamış bilgilere dayandırarak Kim Jong-un’un beyin kanaması geçirdiğini öne sürdü.
Gazete, liderin komaya girdiğini ve tedavi amacıyla Çin’e götürüldüğünü yazdı.
Haberde ayrıca Kim Jong-un’un ölümü halinde iktidarın, 13 yaşındaki kızı Kim Ju-ae ülkeyi yönetecek yaşa gelene kadar geçici olarak kız kardeşi Kim Yo-jong’a geçebileceği savunuldu.

Füze denemeleri ve insani yardım gerilimi sürüyor
Fotoğrafların paylaşıldığı dönemde Pyongyang yönetiminin askeri faaliyetleri de devam ediyor. Kuzey Kore, 14 Ekim’de Japon Denizi sularında denizaltıdan fırlatılan iki tip stratejik seyir füzesini test etti.
Diğer yandan Kore İşçi Partisi Merkez Komitesi Daire Başkanı Kim Yo-jong, Seul yönetiminin insani yardım kapsamında göndermeyi planladığı tıbbi malzemeleri kabul etmeyeceklerini açıkladı.
Kim Yo-jong, Seul’ün insani yardım planlarını siyasi provokasyon ve egemenlik ihlali olarak nitelendirdi.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Asya2 hafta önceEndonezya’nın yeni iş yasası işçileri memnun etti, iş dünyasını endişelendirdi
Diplomasi2 hafta önceİtalyan gazeteci ve yazar Thomas Fazi: Avrupa, II. Dünya Savaşı’ndan beri ABD işgali altında
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Amerika3 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek










