Bizi Takip Edin

Asya

Japonya’nın İngiltere ve İtalya ile üçlü savaş uçağı geliştirme programındaki zorluklar

Yayınlanma

Karşı saldırı kabiliyetlerini geliştirmek için rekor savunma bütçesi geçirmeye çalışan Japonya üçüncü nesil F-4’lerin yerini alması için ABD’nin beşinci nesil hayalet savaş uçağı F-35’leri satın almıştı. Tokyo, ayrıca ABD ile birlikte F-16 temelinde geliştirilen F-2’lerin yerine 2035’ten itibaren konuşlandırılmak üzere yeni nesil bir savaş uçağı geliştirmek için Birleşik Krallık ve İtalya ile birlikte Küresel Hava Muharebe Programı’nı (GCAP) başlattı.

Sadece geliştirme maliyeti trilyonlarca yen olan devasa bir proje olan GCAP, üç ülkenin yerli havacılık ve savunma sanayilerini güçlendirme çabalarının merkezinde yer alacak.

Japonya için ise ABD dışındaki ülkelerle ilk ortak savaş uçağı geliştirme projesi olması nedeniyle siyasi ve diplomatik açıdan büyük önem taşıyor. Bu da maliyet, takvim ve ABD ile koordinasyon dahil olmak üzere projeyi yönetmenin zor olduğu anlamına geliyor.

Diğer yandan da Almanya, Fransa ve İspanya Future Combat Air System (FCAS) çerçevesinde GCAP’ın rakibi olacak yeni nesil bir savaş uçağını ortaklaşa geliştiriyor.

Bu arada Çin ve Rusya da kendi altıncı nesil savaş uçaklarını geliştiriyor.

Birleşik Krallık’ın Hint-Pasifik hamlesi

Bu geliştirme projelerinin nasıl sonuçlanacağı sadece olası çatışmalarda kimin avantajlı olacağını değil, aynı zamanda havacılık ve savunma sanayilerinin tedarik zincirlerinin ve ihracatlarının geleceğini ve ülkeler arasındaki ittifak ilişkilerini de belirleyebilir.

9 Aralık’ta Japonya, Birleşik Krallık ve İtalya liderleri GCAP konusunda ortak bir açıklama yayınlayarak “Bu uçağın birden fazla alanda işlev görecek daha geniş bir muharip hava sisteminin merkezi olması yönündeki arzumuzu paylaşıyoruz” ifadelerini kullanmıştı.

Üç ülkenin hükümetleri, orduları ve çok sayıda şirketi, uçağın geliştirilmesi, konuşlandırılması ve işletilmesi için önümüzdeki on yıllar boyunca çok katmanlı bir şekilde birlikte çalışacak ve çeşitli alanlarda işbirliği yapacak.

Programın başarılı olması halinde, üç ülke arasındaki güvenlik ve savunma bağlarının daha da güçleneceği ifade ediliyor.

GCAP, Birleşik Krallık’ın Hint-Pasifik’teki etkisini artırma stratejisi doğrultusunda Japonya ile ikili güvenlik ilişkilerine yeniden odaklandığı bir ortamda başlatıldı.

Haziran 2013’te Başbakan Shinzo Abe ve İngiltere Başbakanı David Cameron, Japonya’nın ABD dışında bir ülkeyle ilk kez gerçekleştirdiği savunma teçhizatı işbirliğine yönelik bir çerçeve üzerinde anlaşmaya varmıştı.

Bir sonraki ay iki hükümet, ortak araştırma, geliştirme ve savunma teçhizatı üretiminin gerçekleştirilmesi için gerekli silah ve askeri teknolojilerin transferine ilişkin bir anlaşma imzaladı.

Ocak 2015’te, iki ülke dışişleri ve savunma bakanlarının iki artı iki toplantısında, iki ülke Yeni Müşterek Havadan Havaya Füze (JNAAM) fizibilitesine ilişkin bir projenin başlatılmasını memnuniyetle karşıladı. Prototipin deneme üretimi 2022 mali yılında tamamlandı ve projenin 2023 mali yılı sonunda mart ayında tamamlanması planlanıyor.

F-35’lere yüklenmek üzere füzenin seri üretimini değerlendirecekler ve füzeleri gelecekte GCAP uçaklarına yüklenme olasılığı da var.

Birleşik Krallık, 2019’da İsveç ve 2021’de İtalya ile mevcut Eurofighter Typhoon’un yerini alması planlanan Tempest avcı uçağı için ortak bir savaş havası geliştirme ve edinme programı üzerinde çalışmak üzere bir mutabakat zaptı imzalamıştı.

Birleşik Krallık’ın Tempest’i ile Japonya’nın F-2’lerinin yerini alacak yeni nesil savaş uçaklarının pek çok ortak noktası var; her ikisi de F-35’lerden daha fazla seyahat menzili ve füze yükü hedefliyor ve 2035’te konuşlandırılmayı amaçlıyor; bu da ortak bir geliştirmenin kazan-kazan ilişkisine yol açacağı anlamına geliyor.

İngiltere Savunma Bakanlığı’nın gelecekteki hava muharebe programları direktörü Richard Berthon, Eylül 2020’de Sankei Shimbun’da yayınlanan bir makalesinde, “Birleşik Krallık bunu, her iki ulusa da ihtiyaç duyduğumuz modifikasyon özgürlüğünü sağlarken, gelecekteki platform ve sistemlerin ABD gibi kilit güvenlik ortaklarımızla birlikte çalışabilir olmasını sağlayacak eşit bir ortaklık için nesilde bir kez ortaya çıkan bir fırsat olarak görüyor” ifadesini kullanmıştı.

ABD baskısına karşı özerklik arayışı

Japonya’nın yeni nesil bir savaş uçağı geliştirmesi, Savunma Bakanlığı’nın Ağustos 2010’da geleceğin savaş uçağı için bir araştırma ve geliştirme vizyonu yayınlamasıyla başladı. O tarihten bu yana bakanlık bir yandan gelişmiş bir teknolojik gösterici ve yerleşik motorlar üzerinde araştırma ve geliştirme çalışmalarını sürdürürken, diğer yandan da yurtiçi ve yurtdışındaki şirketlere bilgi talepleri (RFI) göndererek bilgi toplamaya ve analiz etmeye devam etti.

Haziran 2018’de yayınlanan bir RFI’ye cevaben, ABD’li savunma yüklenicisi Lockheed Martin, F-22 gövdesini F-35 aviyonikleriyle birleştiren hibrit bir uçak önerdi, ancak temel F-35 teknolojisinin açıklanması garanti edilmedi.

Sonuç olarak, Aralık 2019’da düzenlenen 2020 mali yılı savunma bütçe taslağına ilişkin bir brifing sırasında Savunma Bakanlığı, hiçbir türev uçağın koşullarını karşılamadığını ve Lockheed Martin’in hibrit uçak planının suya düştüğünü açıkladı.

ABD ordusu o sırada F-22’lerin halefini geliştirmek için Yeni Nesil Hava Hakimiyeti (NGAD) programını gizlice ilerletiyordu ve Eylül 2020’de tam ölçekli bir uçuş göstericisi inşa ettiğini ve uçurduğunu duyurdu.

Japonya’nın yeni nesil avcı uçağı geliştirme projesinin boyutu küçüktü ve geliştirme zamanlaması ABD’ninkiyle uyuşmuyordu. İki ülkenin NGAD programına dayalı bir uçağı ortaklaşa geliştirme şansı yoktu.

Tokyo, F-2 jetini geliştirmek için büyük ölçüde ABD’ye bağımlı olmanın yanı sıra lisanslı üretim yapmak yerine Yabancı Askeri Satışlar (FMS) programı aracılığıyla F-35’leri ithal etmek zorunda kalmanın acı deneyimlerine sahiptir.

Bu nedenle, yeni nesil bir savaş uçağı geliştirirken Japonya, gelecekteki tehditlere ve teknolojik ilerlemelere esnek bir şekilde yanıt verebilmek için yeterli ölçeklenebilirliği; bağımsız muhakeme ile onarım ve güncelleme yapmak için modifikasyon özgürlüğünü; ve yüksek yanıt verebilirliği sağlamak için zamanında ve uygun bakım ve güncellemeleri mümkün kılan yerli savunma altyapısını güvence altına alma koşullarını belirledi.

Başka bir deyişle, Japonya hava üstünlüğünün temel ilkelerinden biri olan savaş uçaklarında özerklik arayışındaydı.

Öte yandan, müttefiklerle birlikte çalışabilirliği güvence altına alma ve ABD’yi ikna etme arzusundaydı. Aralık 2020’de Japonya, entegrasyon destek şirketi adayı olarak Lockheed Martin’i seçti.

Aralık 2021’de Savunma Bakanlığı, Lockheed Martin ile ne tür bir destek sunacağı konusunda görüşmelere devam edeceğini ve Ağustos 2021’de ABD Hava Kuvvetleri ile birlikte çalışabilirliği güvence altına almak için gelecekteki ağ konusunda görüşmelere başladığını söyledi.

Aynı zamanda, Japonya ve Birleşik Krallık savunma yetkililerinin standardizasyon derecesi konusunda ortak bir analiz yürütecekleri belirtildi.

Bu tür hamleler, ABD ile birlikte çalışabilirliği güvence altına alırken Japonya’nın İngiltere ile ortak geliştirmeye geçmesi konusunda Washington’un anlayışını kazanmaya çalışan hükümetin temkinli tutumunu gösteriyor.

Japonya 1980’lerde FS-X programı kapsamında yerli bir savaş uçağı üretilmesini savunmuş, ancak Washington tarafından F-16 uçağını temel alarak ABD ile ortak geliştirme konusunda siyasi baskı görmüştür. Yine de uçuş kontrolü gibi kritik teknolojiler ortaya çıkarılamadı.

Ancak Japonya, 1990’larda neredeyse yerli sayılabilecek F-2’yi balon maliyetlere rağmen bağımsız olarak geliştirmeyi başardı ve bu sayede yerli üretim teknolojisi altyapısı kurabildi ve uçak operasyondayken iyileştirme ve onarım çalışmaları yapabildi.

2000’li yıllarda başlayan F-35 çok taraflı geliştirme programına silah ihracatı konusundaki üç ilkesi nedeniyle katılamayan Japonya, başlangıçta F-22 savaş uçağını onlarca yıllık F-4’lerin yerini almaya aday olarak düşündü.

Ancak ABD Kongresi F-22’lerin ihracatını yasakladığı için bu fikirden vazgeçti ve bunun yerine FMS aracılığıyla F-35’leri satın aldı.

Bununla birlikte, geliştirmede yer almayan Japonya’nın teknolojilere erişimi yok ve sık sık yapılan teknolojik iyileştirmelere ve yazılım güncellemelerine tek taraflı olarak ayak uydurmak zorunda kalıyor.

Bu deneyimleri göz önünde bulunduran Japonya, GCAP programı aracılığıyla hem savaş uçağı üretimi ve konuşlandırılmasında özerkliği hem de ABD ile birlikte çalışabilirliği güvence altına almak için uğraşıyor.

Aralık ayında Japonya, İngiltere ve İtalya liderleri tarafından yayınlanan ortak bildiri ile eş zamanlı olarak Savunma Bakanlığı ve ABD Savunma Bakanlığı da ABD’nin GCAP’ı desteklediğini belirten bir açıklama yayınladı.

Açıklamada ayrıca “Birlikte, diğer platformların yanı sıra Japonya’nın bir sonraki savaş uçağı programını tamamlayabilecek otonom sistem yetenekleri üzerine bir dizi görüşme yoluyla önemli bir işbirliği başlattık” denildi.

Karşılaşılacak zorluklar

Çok taraflı kalkınma işbirliği, üye ülkelerin teknolojik güçlerini bir araya getirerek kalkınma maliyetlerini ve teknolojik riskleri paylaşma ve azaltma avantajı sunduğu için Batılı ülkeler arasında önemli bir trend haline geldi.

Ancak operasyonel gereksinimlerdeki farklılıklar, maliyet paylaşımı, üretim işlerinin paylaşımı ve fikri mülkiyetin paylaşımı gibi pek çok çıkar çatışması da söz konusu. Nitekim Fransa, Eurofighter ortak geliştirme konsorsiyumundan ayrılmış ve Rafale savaş uçağını bağımsız olarak geliştirmeyi başarmıştır.

Almanya ve Fransa arasında 2017’de bir işbirliği olarak başlayan ve daha sonra İspanya’nın da katıldığı FCAS de, iş paylaşımı anlaşmaları üzerindeki çekişmeler nedeniyle geri plana atıldı ve konuşlandırılmasının yıllarca gecikmesi bekleniyor.

GCAP’ta ise Japonya, Birleşik Krallık ve İtalya hükümetlerinin yanı sıra Mitsubishi Heavy Industries, BAE Systems ve Leonardo’nun da aralarında bulunduğu katılımcı şirketler şu anda programın ayrıntılarını ve üretim paylaşımını müzakere ediyor.

GCAP için bir diğer kritik konu da geliştirilen uçakların ihracatı meselesi. Japonya’nın hem kendisinin hem de üçüncü tarafların (bu durumda İngiltere ve İtalya) ihracatını mümkün kılmak için savunma teçhizatı ve teknolojisinin transferine ilişkin “üç ilkeyi” gözden geçirmesi gerekiyor.

Japon anayasasında “Silah İhracatının üç ilkesi ve bunlara bağlı politikanın ana esaslarını”na göre, Japonya’nın silah ihracatını teşvik etmeyeceği ilkesi yer alıyor. Bu ilkelerin siyasi bir kararla gevşetilip gevşetilmeyeceği henüz bilinmiyor.

Geliştirilen savaş uçağının ihraç edilmesinin sadece üretimin artması ve üretim ve teknolojik temellerin korunması nedeniyle fiyatların düşmesine değil aynı zamanda ithalatçı ülkelerle karşılıklı bağımlılığın derinleşmesine de yol açacağı düşünülüyor.

Üç ülke toplamda yaklaşık 350 savaş uçağını yeni uçaklarla değiştirmeyi planlıyor, ancak Suudi Arabistan gibi ülkelerin programa katılmaya ilgi gösterdiği bildirilirken, birkaç yüz uçağın ihraç edilme potansiyeli de bulunuyor.

FCAS programında büyük bir gecikme yaşanması ve ABD’nin NGAD uçağının ihracata yönelik olmaması nedeniyle İngiltere ve İtalya, GCAP kapsamında geliştirilen ürünün ihracatına büyük umutlar bağlıyor.

Kaynak: The Japan Times

Asya

JPMorgan, Hong Kong’daki çalışanlarının Anthropic’e erişimini engelledi

Yayınlanma

JPMorgan, Hong Kong’daki çalışanlarının Anthropic’in yapay zeka modellerine erişimini engelledi.

Bu durum, ABD dışında bu teknolojinin kullanımına yönelik yoğun denetimin bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.

Durumu yakından bilen üç kaynağın Financial Times’a (FT) aktardığına göre, Asya’nın finans merkezinde faaliyet gösteren bu Wall Street bankasının çalışanları artık, kurum içinde kullanılabilen onaylı büyük dil modelleri (LLM’ler) listesinden “açılır menü” yoluyla Claude modellerine erişemiyor.

Bu hamleye ilişkin bilgi sahibi bir kişi, kararın Anthropic’in JPMorgan ile imzaladığı lisans sözleşmesindeki kullanım şartlarının ifadesine dayandığını belirtti.

Dünyanın en gelişmiş yapay zeka modellerine erişimin engellenmesi, bu modellerin dünyanın diğer bölgelerinde, özellikle de kodlama alanında hızla benimsenmesi göz önüne alındığında, Hong Kong’un uluslararası bir finans merkezi olarak yeniden canlanmasına yönelik bir tehdit teşkil ediyor.

Anthropic’e ihracat yasağının arkasından Amazon çıktı

Bu yılın başlarında Financial Times, Goldman’ın Hong Kong’daki bankacılarının Anthropic’i kullanmasını engellediğini bildirmişti.

Karara yakın bir kaynağa göre, banka, eski İngiliz toprağı da dahil olmak üzere Büyük Çin bölgesinde kullanımı hariç tutan Anthropic’in kullanım şartlarını katı bir şekilde yorumladı.

ChatGPT ve Claude gibi Batılı yapay zeka modelleri, ülke dışından gelen bilgileri kısıtlayan “Büyük Güvenlik Duvarı”nın bir parçası olarak Çin anakarasında yasaklandı.

Hong Kong, uzun süredir Çin sansüründen büyük ölçüde muaf olarak faaliyet göstermiş; kullanım kısıtlamaları ise ABD’li yapay zeka şirketleri tarafından kendileri uygulanmıştır.

Bu modellere Hong Kong’dan doğrudan erişim mümkün değil ama uluslararası kuruluşlar, küresel sözleşmeler yaparak ve faaliyetlerini Çin dışında barındırarak coğrafi kısıtlamaları aşabilmişti.

Yapay zeka şirketlerinin CEO’ları G7 liderlerine sunum yaptı

ABD’li yapay zeka grupları, modellerinin Çin’de kullanılmasından çekiniyor. Bunun nedeni kısmen, yerel aktörlerin yabancı örnekleri yoğun bir şekilde kullanarak yeni modeller eğitebileceği “distilasyon” tehdidi.

Geçen hafta, ABD hükümeti ulusal güvenlik endişelerini gerekçe göstererek yabancı vatandaşların erişimini sınırlamasını talep ettikten sonra, Anthropic, en son teknolojiye sahip yapay zeka modeli Fable’a tüm erişimi askıya almak zorunda kaldı.

Hükümet yetkilileri ve finans yöneticileri, bu yapay zeka laboratuvarının Mythos modeli ve bu modelin küresel finans sistemindeki siber güvenlik açıklarından yararlanma potansiyeli konusunda endişelerini dile getirmişlerdi.

Anthropic, yorum talebine hemen yanıt vermedi. Şirket daha önce FT’ye, Claude modellerinin Hong Kong’da hiçbir zaman resmi olarak “desteklenmediğini” belirtmişti.

Okumaya Devam Et

Asya

Tayvan’da ABD yerine Pekin’e iyi niyet gösterilmesini destekleyenlerin oranı daha yüksek

Yayınlanma

Ankete göre, Tayvan’da ABD ile savunma bağları yerine Pekin’e iyi niyet gösterilmesini destekleyenlerin oranı daha yüksek.

Tayvanlılara ada güvenliğini ve Tayvan Boğazı’nda barışı korumak için en iyi yaklaşım sorulduğunda en çok tercih edilen seçenek “öz yeterlilik” oldu.

Tayvan’da, ABD Başkanı Donald Trump’ın geçen ay Pekin’i ziyaret etmesinden kısa süre sonra yapılan bir ankete göre, halk ABD ile iş birliğini derinleştirmekten ziyade Çin ana karasına iyi niyet gösterilmesine daha fazla değer veriyor.

Salı günü Taipei’de hükümet destekli Ulusal Savunma ve Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü tarafından yayımlanan ankete, 28-31 Mayıs tarihleri arasında 1.127 Tayvan sakini katıldı.

Katılımcılara, adanın güvenliğini ve Tayvan Boğazı’nda barışı korumak için en önemli yaklaşımın ne olduğu soruldu. Yüzde 44,9’u “öz savunma kapasitesinin güçlendirilmesini” seçerken, yüzde 29,7’si “Çin ana karasına iyi niyet gösterilmesini”, yüzde 11,8’i ise “ABD ile işbirliğinin derinleştirilmesini” tercih etti.

Geri kalanlar “diğer” veya “bilmiyorum” seçeneklerini işaretledi ya da yanıt vermedi.

Enstitü, “Bu sonuç, Xi-Trump görüşmesi sonrasında oluşan bölgesel güvenlik ortamında, halkın çoğunluğunun güvenlik ve barışı korumak için dış iş birliğini veya Boğaz’ın iki yakası arasındaki ilişkilerin iyileştirilmesini öncelemekten ziyade, kendi savunma kapasitesini artırmayı temel dayanak olarak gördüğünü göstermektedir,” değerlendirmesinde bulundu.

Anket, parti destekçileri arasında görüş farklılıklarının belirgin olduğunu gösteriyor.

İktidardaki Demokratik İlerleme Partisi’nin destekçileri arasında yüzde 74, önceliğin öz savunma kapasitesinin güçlendirilmesine verilmesi gerektiğini söylerken, yalnızca yüzde 4 Çin ana karasına iyi niyet gösterilmesini tercih etti. Buna karşılık Kuomintang (KMT) destekçilerinin yüzde 65’i Çin ana karasına iyi niyet gösterilmesini seçerken, yalnızca yüzde 22’si daha güçlü öz savunmayı öncelik olarak gördü.

Tayvan Halk Partisi destekçilerinin görüşleri ise KMT destekçilerinin görüşlerine daha yakın çıktı. Bu grubun yüzde 55’i Çin ana karasına iyi niyet gösterilmesini, yüzde 28’i ise öz savunma kapasitesinin güçlendirilmesini seçti.

Tayvan, hem Pekin hem de Birleşmiş Milletler ve bağlı devletler tarafından Çin’in bir parçası olarak görülüyor, Pekin gerekirse güç kullanarak yeniden birleşmenin sağlanacağını belirtmişti. ABD dahil çoğu ülke Tayvan’ı bağımsız bir devlet olarak tanımıyor. Ancak Washington, Tayvan’ı Çin’e karşı bir koz olarak kullanarak adaya silah tedarik etme taahhüdünü sürdürüyor.

Mayıs ayında ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı görüşmeler sırasında Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, Pekin’in Washington ile ilişkilerinde Tayvan’ı “en önemli mesele” olarak tanımladı ve Tayvan’ın kırmızı çizgi olduğu konusunda Trump’ı uyardı.

Trump, ziyaretinin ardından Fox News’te Bret Baier’in sunduğu Special Report programına yaptığı açıklamada, ABD’nin bir savaş için “9.500 mil uzağa” gitmesini istemediğini belirtti.

Bu açıklama, Tayvan’da Washington’ın adaya ilişkin tutumunu değiştirip değiştirmedi konusunda tartışma başlattı.

Trump’ın sözlerinin ardından Tayvan lideri Lai Ching-te sosyal medyada yaptığı paylaşımda, adanın herhangi bir çatışmayı kışkırtmayacağını yazdı.

Lai ayrıca adanın statüsüne ilişkin tutumunu yineledi.

“Tayvan, Boğaz’ın iki yakasındaki statükonun her zaman kararlı bir savunucusu olmuştur; onu değiştiren taraf değildir,” ifadelerini kullandı.

Trump ise Tayvan’a yönelik yeni bir silah satış paketini onaylayıp onaylamama konusunda henüz karar vermedi. Taipei’deki yetkililer ise gecikmelerin askeri hazırlık durumunu etkileyebileceğine dair endişelerini defalarca dile getirdi.

Okumaya Devam Et

Asya

DeepSeek 7,4 milyar dolar yatırım topladı

Yayınlanma

Çinli yapay zeka girişimi DeepSeek, ilk yatırım turunda 50 milyar yuanın üzerinde kaynak sağlayarak değerlemesini 50 milyar doların üzerine çıkardı. Reuters ve The Information’ın aktardığı bilgilere göre şirket, böylece Çin’in en değerli yapay zeka girişimi haline geldi. Yatırım yapısı, kurucu Liang Wenfeng’in şirket üzerindeki kontrolünü korumasına olanak sağlıyor.

Çinli yapay zeka girişimi DeepSeek, ilk yatırım turunda 50 milyar yuanın (7,4 milyar dolar) üzerinde kaynak sağladı. Reuters’ın, The Information’a dayandırdığı habere göre şirketin değerlemesi 50 milyar doların üzerine çıktı.

The Wall Street Journal (WSJ), sağlanan kaynağın maliyeti yüksek yapay zeka geliştirme çalışmalarında kullanılacağını yazdı.

WSJ’nin konuya vakıf kaynaklara dayandırdığı haberine göre yatırımcılar şirketi 50 milyar doların üzerinde değerlendirdi. Bu değerleme, DeepSeek’i Çin’in yapay zeka alanındaki en değerli girişimi konumuna taşıdı.

Şirketin kurucusu Liang Wenfeng’in yatırım turundan önce DeepSeek hisselerinin yaklaşık yüzde 90’ına sahip olduğu belirtildi. Liang’ın yatırım sürecinde yaklaşık 3 milyar dolar koyduğu, bunun da turdaki en büyük katkı olduğu aktarıldı.

Reuters’ın haberine göre işlem, Liang’ın şirket üzerindeki kontrolünü korumasını sağlayan alışılmadık bir yapıyla gerçekleştirildi.

Yatırımcıların DeepSeek’e doğrudan yatırım yapmak yerine, girişimin üst yöneticisi tarafından yönetilen sınırlı sorumlu ortaklığa yatırım yapması şart koşuldu. Bu yapı kapsamında yatırımcılara oy hakkı verilmedi. Ayrıca yatırılan fonların beş yıl boyunca kullanımının sınırlandırıldığı belirtildi.

Bu uygulamanın tek istisnası, Çin Ulusal Yapay Zeka Sanayi Yatırım Fonu oldu. Fonun DeepSeek’e doğrudan yaklaşık 150 milyon dolar yatırım yaptığı, böylece hem oy hakkını hem de payı üzerinde serbest tasarruf imkanını koruduğu kaydedildi.

Yatırım turundaki diğer büyük yatırımcılar arasında yaklaşık 1,5 milyar dolar yatırım yapan Tencent ile yaklaşık 740 milyon dolar yatırım yapan Contemporary Amperex Technology yer aldı.

Bloomberg daha önce söz konusu işlemi Çinli girişimler açısından en büyük yatırım turlarından biri olarak nitelendirmişti. Ajansa göre yatırım, yapay zeka alanında öne çıkan Çinli şirketlerin Amerikan rakipleriyle rekabet etme hedeflerinde yeni bir aşamaya işaret ediyor.

DeepSeek yönetimi, potansiyel yatırımcılara kısa vadeli ticarileşmeden ziyade yapay zeka alanındaki temel ve dönüştürücü araştırmalara öncelik vereceğini bildirdi.

Çin’in Hangzhou kentinde faaliyet gösteren DeepSeek, bir yıldan uzun süre önce daha güçlü ve daha düşük maliyetli bir model sunmasının ardından Pekin’in ABD ile yapay zeka rekabetinde öne çıkan şirketlerden biri olarak görülüyor. WSJ, şirket etrafındaki ilginin Çin’de yapay zeka kullanımını hızlandırdığını ve yerli girişimlere yönelik yatırımcı ilgisini artırdığını yazdı.

Liang Wenfeng daha önce açık kaynaklı yapay zeka modelleri geliştirmeyi sürdüreceğini ve uzun vadeli hedef olarak yapay genel zekaya (AGI) ulaşmayı amaçladığını açıklamıştı. Bloomberg’e göre bu yaklaşım, açık modellerin yaygınlaşmasına katkı sağlayan ve Çin yapay zeka pazarında, aralarında Alibaba’nın Qwen platformunun da bulunduğu şirketleri etkileyen stratejinin devamı niteliğinde.

Bloomberg, küresel rakipler arasında yer alan OpenAI ve Anthropic halka arz ve gelir yaratma seçeneklerini değerlendirirken DeepSeek’in “önce araştırma” yaklaşımını koruduğunu aktardı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English