Bizi Takip Edin

Diplomasi

Ruanda-Kongo geriliminde AB ve Almanya’nın rolü

Yayınlanma

Son aylarda komşu iki Afrika ülkesi Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile Ruanda arasındaki gerilim iyice tırmanmış durumda.

Kongo, Ruanda hükümetini, on yıllardır Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin doğusundaki komşu Kivu vilayetlerinde, buradaki hammaddeleri büyük ölçekte ele geçirip Ruanda’ya kaçıran milisleri desteklemekle suçluyor.

Son aylarda ve haftalarda “M23” adı verilen gruba bağlı silahlı güçler, Ruanda silahlı kuvvetlerine bağlı askerlerin doğrudan desteği ile Kivu eyaletlerinin büyük bir bölümünü ele geçirdi ve sayısız bölge sakininin bölgeden kaçmasına neden oldu.

Almanya ve AB’nin Ruanda’ya on yıllardır verdiği destek, ülkenin Kongo’nun doğusundaki savaşta oynadığı rol nedeniyle giderek artan protestolara neden oluyor.

Federal Almanya Cumhuriyeti, Alman İmparatorluğu’nun eski sömürgesi ve Berlin’de de dünyanın uzak bölgelerine iltica prosedürleri için dış kaynak olarak değerlendirilen Ruanda ile uzun süredir yakın işbirliği içinde.

Geçtiğimiz yıl AB de Kigali ile önemli hammaddelerin tedarikini öngören bir anlaşma imzaladı.

Alman şirketlerinin Ruanda ilgisi had safhada

Almanya, diğer Batılı ülkeler ve AB, 1884’ten 1916’ya kadar Alman İmparatorluğunun sömürgesi olan Ruanda ile yıllardır yakın işbirliği içinde.

Berlin, Kigali’ye kalkınma bütçesinden büyük meblağlar ödüyor; son olarak Ekim 2022’de, üç yıllık bir süre için 93,6 milyon avroluk bir meblağ taahhüt etti ve bunun üçte ikisini yatırımları teşvik etmek için mali işbirliği olarak adlandırdı.

Ruanda, Almanya’nın katılımcı Afrika ülkelerinde yabancı yatırım için çerçeve koşullarını iyileştirmeyi amaçlayan Compact with Africa projesine dahil ettiği ülkelerden biri.

Yatırımları teşvik etmek amacıyla Kigali’de bir Alman İş Masası da kuruldu. Ayrıca Federal Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Bakanlığı 2019 yılında burada bir dijital merkez açtı ve resmi açıklamalara göre bu merkezin Almanya ve Ruanda’daki şirketler ve araştırma kurumları arasında “köprü görevi görmesi” amaçlanıyor.

2018 yılından bu yana ise Volkswagen’in başkent Kigali’de bir fabrikası var ve Alman aşı üreticisi BioNTech de 2023 yılından bu yana burada temsil ediliyor.

M23 milisleri, Kongo’nun minerallerini yağmalayıp Ruanda’yı mı kaçırıyor?

Ruanda ayrıca hammadde tedarikçisi olarak da büyük önem taşıyor. German Foreign Policy’deki iddiaya göre gözlemciler on yıllardır Ruanda’nın kendi topraklarında ürettiğinden çok daha büyük miktarlarda ihracat yaptığına dikkat çekiyor.

Bu ihracat fazlalığının büyük kısmı, iddialara göre, Demokratik Kongo Cumhuriyetinin komşu bölgelerinden, özellikle de hammadde açısından son derece zengin olan doğu sınırındaki Kuzey ve Güney Kivu eyaletlerinden geliyor.

Kongo’nun doğusunda 1996 yılında büyük savaşın başlamasından bu yana Kigali, özellikle Kuzey Kivu’da, buradaki maden kaynaklarının önemli bir bölümünü yasadışı yollarla sınırdan Ruanda’ya taşıyan milisleri destekliyor.

Bu da Kinşasa’nın büyük miktarda para kaybettiği anlamına geliyor: 2023 yılında Kongo Demokratik Cumhuriyeti Maliye Bakanı Nicolas Kazadi bu miktarın yılda “ milyar doları olduğunu tahmin etmişti.

Kongo, özellikle Ruanda tarafından desteklenen milislerin, Kigali’nin sponsorluğunda Kongo’nun doğusundaki savaşın devam etmesini sağladığını öne sürüyor.

İnsan hakları örgütleri, kaçırılan hammaddeler arasında koltana dikkat çekiyor. Cep telefonu üretiminde kullanılan mineral, Kuzey Kivu’da genellikle en kötü çalışma koşulları altında çıkarılıyor, Ruanda’ya kaçırılıyor ve oradan ihraç ediliyor.

M23 maden sömürüsü ve ticaretinden faydalanıyor. Örneğin geçen yıl Rubaya madenini (dünyanın en büyük koltan yataklarından biri) ele geçiren isyancılar, BM tahminlerine göre vergilerden ayda yaklaşık 800.000 dolar kazanıyor.

Kongo, Apple’ı yağmadan pay almakla suçlamıştı

Nitekim geçen sene Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Apple’ı ülkenin savaştan zarar görmüş doğusundan yasadışı olarak ihraç edilen mineralleri kullanmakla suçlayarak iPhone üreticisinin cihazlarındaki malzemelerin kökenlerini dikkatlice doğruladığı iddialarına meydan okumuştu.

Kongo hükümetinin avukatları Apple CEO’su Tim Cook’a 22 Nisan tarihli  bir mektupla bir dizi soru yöneltmişti.

Mektupta, Fransa ve ABD merkezli Demokratik Kongo Cumhuriyeti avukatları Apple’ın iPhone’larının, Mac bilgisayarlarının ve diğer aksesuarlarının “Kongo halkının kanıyla lekelendiğini” söylüyor.

AB, Ruanda’nın Kongo’daki suçlarını örtbas ediyor iddiası

İddialara göre Doğu Kongo’daki “kanlı minerallerin” Ruanda üzerinden temin edilmesine karşı yıllardır yürütülen kampanyalar, hammaddeleri tedarik eden Batılı devletlerin Kigali ile yakın işbirliği içinde olmaları ve böylece kaçakçılığı ve Ruanda destekli milislerin Doğu Kongo’daki saldırılarını etkili bir şekilde örtbas etmeleri nedeniyle düzenli olarak başarısızlığa uğradı.

Hatta geçen yıl şubat ayında AB, Ruanda hükümetiyle doğal kaynakların çıkarılması ve işlenmesinde yakın işbirliğini öngören bir mutabakat zaptı imzaladı.

Burada odak noktası, enerji dönüşümü teknolojileri için vazgeçilmez olan ve kritik hammaddeler olarak adlandırılan maddelerdi. Avrupa Komisyonu, Ruanda’nın diğer şeylerin yanı sıra özellikle koltandan elde edilen büyük miktarlarda tantal ihraç ettiğini açıkça vurguluyor.

İnsan hakları örgütleri, Mutabakat Zaptı temelinde “kanlı minerallerin” AB’ye girme riskinin yüksek olduğu konusunda uyarıda bulunuyor. Brüksel, durumun böyle olmamasını sağlamak için kontrol mekanizmalarını devreye soktuğunu belirtiyor fakat uzmanlar, Kongo’nun doğusundan Ruanda’ya yapılan günlük kaçakçılıkta bu mekanizmaların uzun zamandır her türlü hileyle atlatıldığına, yani esasen etkisiz olduklarına dikkat çekiyor.

M23’e Ruanda desteği BM raporunda

2022’de Birleşmiş Milletler uzmanları, M23 örgütünün sadece alışılmadık derecede modern silahlara sahip olmakla kalmayıp, aynı zamanda Ruanda silahlı kuvvetlerinden doğrudan Kongo Demokratik Cumhuriyeti topraklarındaki birlikler tarafından desteklendiğine dair kanıtlara sahip olduklarını belirtti.

Onların yardımıyla M23, yeni hammadde yatakları da dahil olmak üzere büyüyen alanların kontrolünü ele geçirdi. Operasyonlar, Kongo Demokratik Cumhuriyeti ile Ruanda arasında Temmuz 2024’te resmi bir ateşkes imzalanmasından sonra bile devam etti.

Bu yılın başında BM uzmanları, resmi Ruanda silahlı kuvvetlerinden 3.000 ila 4.000 askerin artık Kuzey Kivu’da konuşlandığını ve M23 milislerinin buradaki saldırılarına katıldığını varsayıyordu.

Ocak ayının sonunda, Kuzey Kivu’nun eyalet başkenti Goma’yı birlikte ele geçirmeyi başardılar. Kısa bir ateşkesin ardından milisler salı günü saldırılarına devam etti ve o günden bu yana sayısız insan hayatını kaybetti.

Geçtiğimiz hafta M23 işgalinin ardından Goma’da 2.000’den fazla kişinin yakılarak öldürüldüğü iddia edildi.

BM’ye göre, Kivu vilayetlerinde çoğu sefil koşullarda yaşamak zorunda kalan mültecilerin sayısı beş milyona yaklaşıyor.

Kongo’dan AB’ye “yeşil koridor” teklifi

Ruanda’nın saldırısı ve Kivu eyaletlerinin büyük bölümünü işgali, Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nin AB’ye Kongo’nun doğusundaki hammadde rezervleriyle ilgili işbirliği teklifinde bulunduğu bir dönemde gerçekleşiyor.

Kongo-Kinşasa Araştırma Merkezi’nden Kambale Musavuli de buna dikkat çekiyor. Bu yıl Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumunda Kongo Demokratik Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Félix Tshisekedi, Kongo Nehri boyunca uzanan büyük bir arazi şeridinde yenilenebilir enerji üretiminden tarımın teşvik edilmesine ve ulaşım altyapısının oluşturulmasına kadar çok sayıda kalkınma tedbiri öngören yeni Yeşil Koridor girişimini tanıttı.

Kambale Musavuli’nin bildirdiğine göre, Yeşil Koridor’un uzun vadede Kongo’nun doğusundaki Kivu eyaletlerini başkent Kinşasa’ya bağlaması ve böylece Kivu eyaletlerinden Ruanda ve Uganda üzerinden Kenya’ya uzanan geleneksel ulaşım ve kaçakçılık rotasına rakip olması amaçlanıyor.

AB Komisyonu kısa bir süre önce Yeşil Koridor’un oluşturulmasını ve buna bağlı olarak ulaşım altyapısının inşasını desteklemek istediğini teyit etti.

Nihayetinde, her yıl bir milyon tona kadar tarımsal ürün Yeşil Koridor üzerinden Kivu vilayetlerinden Kinşasa’ya taşınabilir ve bu durum ham maddeler için de geçerli.

Kongo’da batılı ülkelere tepkiler büyüyor

Kivu eyaletlerindeki savaşa, bölgenin büyük bölümünün M23 milisleri ve Ruanda birlikleri tarafından işgal edilmesine ve Batılı devletlerin bu eylemleri onaylamasına karşı protestolar yükseliyor.

Ocak ayı sonunda başkent Kinşasa’daki öfkeli göstericiler diğerlerinin yanı sıra Ruanda, ABD, Fransa ve Belçika büyükelçiliklerine saldırdı. O zamandan bu yana Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nin diğer şehirlerinde de protestolar düzenlendi.

Aktivistler bu cumartesi günü Berlin’de bir gösteri düzenlenmesi çağrısında bulunuyor. Protesto aynı zamanda Almanya’nın Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nin doğusundaki Ruanda savaşını fiilen onaylamasını da hedefliyor.

Diplomasi

Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Yayınlanma

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.

Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.

Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.

Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.

Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.

Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.

Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.

Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.

Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.

Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.

Sözcü şöyle devam etti:

“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”

Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.

Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.

Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.

Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.

Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.

Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.

JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.

Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.

“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

Yayınlanma

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.

Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.

Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.

Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.

Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.

Çin’de bir hafta

Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.

Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.

Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.

İstihdam, enerji ve teknoloji

Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.

Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:

“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”

Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.

Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.

Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.

Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.

“Zamanlama her şeyi anlatıyor”

Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.

Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.

Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.

Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.

Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.

Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.

Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.

Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?

Okumaya Devam Et

Diplomasi

UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

Yayınlanma

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.

The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.

İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.

Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.

En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.

Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.

Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.

The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.

FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.

Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.

Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English