Bizi Takip Edin

Diplomasi

Ruanda-Kongo geriliminde AB ve Almanya’nın rolü

Yayınlanma

Son aylarda komşu iki Afrika ülkesi Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile Ruanda arasındaki gerilim iyice tırmanmış durumda.

Kongo, Ruanda hükümetini, on yıllardır Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin doğusundaki komşu Kivu vilayetlerinde, buradaki hammaddeleri büyük ölçekte ele geçirip Ruanda’ya kaçıran milisleri desteklemekle suçluyor.

Son aylarda ve haftalarda “M23” adı verilen gruba bağlı silahlı güçler, Ruanda silahlı kuvvetlerine bağlı askerlerin doğrudan desteği ile Kivu eyaletlerinin büyük bir bölümünü ele geçirdi ve sayısız bölge sakininin bölgeden kaçmasına neden oldu.

Almanya ve AB’nin Ruanda’ya on yıllardır verdiği destek, ülkenin Kongo’nun doğusundaki savaşta oynadığı rol nedeniyle giderek artan protestolara neden oluyor.

Federal Almanya Cumhuriyeti, Alman İmparatorluğu’nun eski sömürgesi ve Berlin’de de dünyanın uzak bölgelerine iltica prosedürleri için dış kaynak olarak değerlendirilen Ruanda ile uzun süredir yakın işbirliği içinde.

Geçtiğimiz yıl AB de Kigali ile önemli hammaddelerin tedarikini öngören bir anlaşma imzaladı.

Alman şirketlerinin Ruanda ilgisi had safhada

Almanya, diğer Batılı ülkeler ve AB, 1884’ten 1916’ya kadar Alman İmparatorluğunun sömürgesi olan Ruanda ile yıllardır yakın işbirliği içinde.

Berlin, Kigali’ye kalkınma bütçesinden büyük meblağlar ödüyor; son olarak Ekim 2022’de, üç yıllık bir süre için 93,6 milyon avroluk bir meblağ taahhüt etti ve bunun üçte ikisini yatırımları teşvik etmek için mali işbirliği olarak adlandırdı.

Ruanda, Almanya’nın katılımcı Afrika ülkelerinde yabancı yatırım için çerçeve koşullarını iyileştirmeyi amaçlayan Compact with Africa projesine dahil ettiği ülkelerden biri.

Yatırımları teşvik etmek amacıyla Kigali’de bir Alman İş Masası da kuruldu. Ayrıca Federal Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Bakanlığı 2019 yılında burada bir dijital merkez açtı ve resmi açıklamalara göre bu merkezin Almanya ve Ruanda’daki şirketler ve araştırma kurumları arasında “köprü görevi görmesi” amaçlanıyor.

2018 yılından bu yana ise Volkswagen’in başkent Kigali’de bir fabrikası var ve Alman aşı üreticisi BioNTech de 2023 yılından bu yana burada temsil ediliyor.

M23 milisleri, Kongo’nun minerallerini yağmalayıp Ruanda’yı mı kaçırıyor?

Ruanda ayrıca hammadde tedarikçisi olarak da büyük önem taşıyor. German Foreign Policy’deki iddiaya göre gözlemciler on yıllardır Ruanda’nın kendi topraklarında ürettiğinden çok daha büyük miktarlarda ihracat yaptığına dikkat çekiyor.

Bu ihracat fazlalığının büyük kısmı, iddialara göre, Demokratik Kongo Cumhuriyetinin komşu bölgelerinden, özellikle de hammadde açısından son derece zengin olan doğu sınırındaki Kuzey ve Güney Kivu eyaletlerinden geliyor.

Kongo’nun doğusunda 1996 yılında büyük savaşın başlamasından bu yana Kigali, özellikle Kuzey Kivu’da, buradaki maden kaynaklarının önemli bir bölümünü yasadışı yollarla sınırdan Ruanda’ya taşıyan milisleri destekliyor.

Bu da Kinşasa’nın büyük miktarda para kaybettiği anlamına geliyor: 2023 yılında Kongo Demokratik Cumhuriyeti Maliye Bakanı Nicolas Kazadi bu miktarın yılda “ milyar doları olduğunu tahmin etmişti.

Kongo, özellikle Ruanda tarafından desteklenen milislerin, Kigali’nin sponsorluğunda Kongo’nun doğusundaki savaşın devam etmesini sağladığını öne sürüyor.

İnsan hakları örgütleri, kaçırılan hammaddeler arasında koltana dikkat çekiyor. Cep telefonu üretiminde kullanılan mineral, Kuzey Kivu’da genellikle en kötü çalışma koşulları altında çıkarılıyor, Ruanda’ya kaçırılıyor ve oradan ihraç ediliyor.

M23 maden sömürüsü ve ticaretinden faydalanıyor. Örneğin geçen yıl Rubaya madenini (dünyanın en büyük koltan yataklarından biri) ele geçiren isyancılar, BM tahminlerine göre vergilerden ayda yaklaşık 800.000 dolar kazanıyor.

Kongo, Apple’ı yağmadan pay almakla suçlamıştı

Nitekim geçen sene Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Apple’ı ülkenin savaştan zarar görmüş doğusundan yasadışı olarak ihraç edilen mineralleri kullanmakla suçlayarak iPhone üreticisinin cihazlarındaki malzemelerin kökenlerini dikkatlice doğruladığı iddialarına meydan okumuştu.

Kongo hükümetinin avukatları Apple CEO’su Tim Cook’a 22 Nisan tarihli  bir mektupla bir dizi soru yöneltmişti.

Mektupta, Fransa ve ABD merkezli Demokratik Kongo Cumhuriyeti avukatları Apple’ın iPhone’larının, Mac bilgisayarlarının ve diğer aksesuarlarının “Kongo halkının kanıyla lekelendiğini” söylüyor.

AB, Ruanda’nın Kongo’daki suçlarını örtbas ediyor iddiası

İddialara göre Doğu Kongo’daki “kanlı minerallerin” Ruanda üzerinden temin edilmesine karşı yıllardır yürütülen kampanyalar, hammaddeleri tedarik eden Batılı devletlerin Kigali ile yakın işbirliği içinde olmaları ve böylece kaçakçılığı ve Ruanda destekli milislerin Doğu Kongo’daki saldırılarını etkili bir şekilde örtbas etmeleri nedeniyle düzenli olarak başarısızlığa uğradı.

Hatta geçen yıl şubat ayında AB, Ruanda hükümetiyle doğal kaynakların çıkarılması ve işlenmesinde yakın işbirliğini öngören bir mutabakat zaptı imzaladı.

Burada odak noktası, enerji dönüşümü teknolojileri için vazgeçilmez olan ve kritik hammaddeler olarak adlandırılan maddelerdi. Avrupa Komisyonu, Ruanda’nın diğer şeylerin yanı sıra özellikle koltandan elde edilen büyük miktarlarda tantal ihraç ettiğini açıkça vurguluyor.

İnsan hakları örgütleri, Mutabakat Zaptı temelinde “kanlı minerallerin” AB’ye girme riskinin yüksek olduğu konusunda uyarıda bulunuyor. Brüksel, durumun böyle olmamasını sağlamak için kontrol mekanizmalarını devreye soktuğunu belirtiyor fakat uzmanlar, Kongo’nun doğusundan Ruanda’ya yapılan günlük kaçakçılıkta bu mekanizmaların uzun zamandır her türlü hileyle atlatıldığına, yani esasen etkisiz olduklarına dikkat çekiyor.

M23’e Ruanda desteği BM raporunda

2022’de Birleşmiş Milletler uzmanları, M23 örgütünün sadece alışılmadık derecede modern silahlara sahip olmakla kalmayıp, aynı zamanda Ruanda silahlı kuvvetlerinden doğrudan Kongo Demokratik Cumhuriyeti topraklarındaki birlikler tarafından desteklendiğine dair kanıtlara sahip olduklarını belirtti.

Onların yardımıyla M23, yeni hammadde yatakları da dahil olmak üzere büyüyen alanların kontrolünü ele geçirdi. Operasyonlar, Kongo Demokratik Cumhuriyeti ile Ruanda arasında Temmuz 2024’te resmi bir ateşkes imzalanmasından sonra bile devam etti.

Bu yılın başında BM uzmanları, resmi Ruanda silahlı kuvvetlerinden 3.000 ila 4.000 askerin artık Kuzey Kivu’da konuşlandığını ve M23 milislerinin buradaki saldırılarına katıldığını varsayıyordu.

Ocak ayının sonunda, Kuzey Kivu’nun eyalet başkenti Goma’yı birlikte ele geçirmeyi başardılar. Kısa bir ateşkesin ardından milisler salı günü saldırılarına devam etti ve o günden bu yana sayısız insan hayatını kaybetti.

Geçtiğimiz hafta M23 işgalinin ardından Goma’da 2.000’den fazla kişinin yakılarak öldürüldüğü iddia edildi.

BM’ye göre, Kivu vilayetlerinde çoğu sefil koşullarda yaşamak zorunda kalan mültecilerin sayısı beş milyona yaklaşıyor.

Kongo’dan AB’ye “yeşil koridor” teklifi

Ruanda’nın saldırısı ve Kivu eyaletlerinin büyük bölümünü işgali, Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nin AB’ye Kongo’nun doğusundaki hammadde rezervleriyle ilgili işbirliği teklifinde bulunduğu bir dönemde gerçekleşiyor.

Kongo-Kinşasa Araştırma Merkezi’nden Kambale Musavuli de buna dikkat çekiyor. Bu yıl Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumunda Kongo Demokratik Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Félix Tshisekedi, Kongo Nehri boyunca uzanan büyük bir arazi şeridinde yenilenebilir enerji üretiminden tarımın teşvik edilmesine ve ulaşım altyapısının oluşturulmasına kadar çok sayıda kalkınma tedbiri öngören yeni Yeşil Koridor girişimini tanıttı.

Kambale Musavuli’nin bildirdiğine göre, Yeşil Koridor’un uzun vadede Kongo’nun doğusundaki Kivu eyaletlerini başkent Kinşasa’ya bağlaması ve böylece Kivu eyaletlerinden Ruanda ve Uganda üzerinden Kenya’ya uzanan geleneksel ulaşım ve kaçakçılık rotasına rakip olması amaçlanıyor.

AB Komisyonu kısa bir süre önce Yeşil Koridor’un oluşturulmasını ve buna bağlı olarak ulaşım altyapısının inşasını desteklemek istediğini teyit etti.

Nihayetinde, her yıl bir milyon tona kadar tarımsal ürün Yeşil Koridor üzerinden Kivu vilayetlerinden Kinşasa’ya taşınabilir ve bu durum ham maddeler için de geçerli.

Kongo’da batılı ülkelere tepkiler büyüyor

Kivu eyaletlerindeki savaşa, bölgenin büyük bölümünün M23 milisleri ve Ruanda birlikleri tarafından işgal edilmesine ve Batılı devletlerin bu eylemleri onaylamasına karşı protestolar yükseliyor.

Ocak ayı sonunda başkent Kinşasa’daki öfkeli göstericiler diğerlerinin yanı sıra Ruanda, ABD, Fransa ve Belçika büyükelçiliklerine saldırdı. O zamandan bu yana Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nin diğer şehirlerinde de protestolar düzenlendi.

Aktivistler bu cumartesi günü Berlin’de bir gösteri düzenlenmesi çağrısında bulunuyor. Protesto aynı zamanda Almanya’nın Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nin doğusundaki Ruanda savaşını fiilen onaylamasını da hedefliyor.

Diplomasi

Mekke Savunma Paktı Meclis’te: Bir ülkeye saldırı hepsine sayılacak

Yayınlanma

Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Meclis’e sundu. Middle East Eye sitesinin ulaştığı 16 maddelik süresiz anlaşma, bir ülkeye yönelik dış saldırıyı tüm müttefiklere yapılmış sayıyor ve yürürlüğe girdikten sonraki ilk 10 yıl çekilmeyi yasaklıyor.

Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sundu. Kuzey Atlantik Antlaşması’nın 5. maddesine benzer şekilde imzacı devletleri birbirini savunmakla yükümlü kılan bu anlaşma, yeni bir uluslararası savunma ittifakı kuruyor.

Middle East Eye portalının özel olarak ulaştığı ve resmi olmayan çevirisini yayımladığı 16 maddelik anlaşma metni, belirli bir ülkeyi veya bölgeyi tehdit olarak tanımlamıyor. Metin bunun yerine katılımcı ülkelerin bağımsızlıklarına, egemenliklerine veya toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı halinde birbirlerini desteklemek için gerekli önlemleri alacağını vurguluyor.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti ve Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti metinde “Taraf”, “Taraflar” veya “Asli Taraflar” olarak adlandırılıyor. Üç hükümet, anlaşmanın giriş bölümünde egemenliğe karşılıklı saygıyı, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ilkelerini, uluslararası hukuku ve iç hukukun ilgili ilkelerini dikkate alarak mevcut savunma ortaklığına ilişkin işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon mekanizmalarını ortak bir savunma anlaşmasında birleştirmeyi kabul ediyor.

Giriş bölümünde ayrıca silahlı kuvvetlerin birlikte çalışabilirliğini, hazırlık durumunu ve etkinliğini kapsayan işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon temelinde, ortak çıkarlar doğrultusunda ilişkileri daha da geliştirme iradesi teyit ediliyor ve böylece taraflar ile halkları arasındaki mevcut dostluk ve kardeşlik bağlarının güçlendirileceği belirtiliyor. Ülkeler birbirlerinin iç işlerine karışmama, egemen eşitlik, toprak bütünlüğü ve uluslararası alanda tanınan sınırların dokunulmazlığı ilkelerinin önemini yinelerken, bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı durumunda karşılıklı destek için gerekli önlemleri uygulamanın şart olduğunu ilan ediyor.

Küresel ve bölgesel barış, istikrar ve güvenliği sağlamak amacıyla uluslararası hukuk ve BM Şartı doğrultusunda ortak çaba ve eşgüdümün önemini ifade eden taraflar, terörle mücadelede yetkili makamlar arasındaki mevcut işbirliğini derinleştirme arzularını dile getiriyor. Uluslararası meselelerde ortak bir tutum benimsemek üzere bölgesel ve uluslararası kuruluşlardaki mevcut işbirliğini güçlendirmenin önemine dikkat çekilirken, savunma ve savunma sanayii işbirliğini daha da geliştirme ihtiyacı kaydediliyor.

Saldırı tüm müttefiklere yapılmış sayılacak

Anlaşmanın 1. maddesine göre taraflar birbirlerinin bağımsızlığını, egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve uluslararası alanda tanınan sınırlarının dokunulmazlığını sağlamak ve korumak için işbirliği yapacak. İlk madde, “Taraflardan herhangi birinin toprak bütünlüğü, egemenliği veya uluslararası alanda tanınan sınırları tehdit edilir ya da tehlikeye girerse, Taraflar bu tür tehdit veya tehlikeleri ortadan kaldırmak için gerekli tüm araçları kullanacaktır” hükmünü taşıyor.

Anlaşmanın 2. maddesi ise “Taraflardan herhangi birine yönelik dış kaynaklı silahlı bir saldırı, tüm Taraflara yönelik bir saldırı olarak kabul edilecektir” ifadesiyle ortak savunma taahhüdünü düzenliyor. Aynı maddede, “Taraflardan biri başka bir ülke veya ülke grubu tarafından silahlı saldırıya ya da askeri saldırganlığa maruz kalırsa, Taraflar birbirlerine sağlayabilecekleri tüm karşılıklı yardım araçlarını tam olarak kullanarak saldırıya uğrayan Tarafa derhal yardım edecektir” deniyor.

BM Şartı’nın 51. maddesiyle tanınan meşru müdafaa hakkının kullanılmasını sağlamak amacıyla konulan bu hüküm uyarınca ülkeler, gereken yardımın nesnel bir değerlendirmesinin ardından sağlanacak desteğin kapsamını ve niteliğini belirleyecek. İmzacılar, “askeri araç ve kabiliyetler dahil olmak üzere” mevcut kaynaklarının sınırları dahilinde işbirliği yapacak.

Anlaşmanın 3. maddesi, 2. madde uyarınca tarafların savunma, savunma sanayii ve güvenlik alanlarında yakın işbirliği yapmasını, silahlı kuvvetleri arasındaki ilişkileri geliştirmesini ve savunma işbirliğini güçlendirmeye yönelik kararlaştırılan faaliyetleri yürütmesini öngörüyor. 4. maddeye göre ülkeler uluslararası güvenlik konularında düzenli istişarelerde bulunacak; hayati çıkarlarını ve ulusal güvenliklerini korumak, ulusal güvenliklerine yönelik tehdit ve tehlikeleri ortadan kaldırmak amacıyla ortak değerlendirmelere dayalı bireysel ve ortak önlemler geliştirmede birbirlerine sürekli ve etkin biçimde yardım ederek işbirliği yapacak.

Terörle mücadele başlığını düzenleyen 5. madde kapsamında imzacılar, bölgesel ve uluslararası istikrar ile güvenliği olumsuz etkileyen tüm biçim ve tezahürleriyle terörizmle mücadelede operasyonel düzey de dahil olmak üzere mevcut işbirliğini ve ortak çabaları güçlendirecek.

Savunma sanayii, istihbarat ve lojistik desteği genişliyor

Anlaşma; savunma sanayiilerinin geliştirilmesi, silahlı kuvvetlerin eğitimi ve ülkelerin birbirlerine ekipman, yakıt ve diğer savunma malzemelerini tedarik etmesi konularında işbirliği öngörürken istihbarat paylaşımı için de bir çerçeve kuruyor. 6. maddeye göre taraflar, savunma kabiliyetlerini geliştirmek amacıyla savaş ve barış zamanında savunma kurumları arasında karşılıklı personel değişimini, ortak eğitim programlarını ve tatbikatları, ayrıca silahlı kuvvetlerinin birlikte çalışabilirliğini artırmaya yönelik konuşlandırma ve faaliyetleri teşvik edecek.

Savunma kabiliyetlerini güçlendirmek için karşılıklı mutabakat temelinde savunma sanayii kurumları arasında teknoloji paylaşımını, ortak teknoloji geliştirmeyi, ortak üretimi ve savunma sanayii kuruluşları arasındaki işbirliğini desteklemeyi öngören 7. madde, beş işbirliği alanı sıralıyor. Bu alanlar; savunma alanında ortak üretimin teşvik edilmesi, özel uzmanlık gerektiren teknolojilerde ortak araştırma ve geliştirme projeleri yoluyla savunma inovasyonunun hayata geçirilmesi, herhangi bir tarafın uzmanları aracılığıyla tarafların topraklarında personelin eğitilmesi ve askeri sanayinin desteklenmesi, savunma sanayii ile savunma araştırma, geliştirme ve inovasyon alanlarında uzmanlık ve çıkarılan derslerin paylaşılması ve taraflarca karşılıklı olarak kararlaştırılan diğer işbirliği alanları olarak belirleniyor.

İstihbarat işbirliğini derinleştirmek ve bu konuda gerekli eşgüdümü sağlamak amacıyla 9. madde, bilgi güvenliği, veri koruma ve gizlilik kurallarına riayet edilerek karşılıklı kararlaştırılan güvenli kanallar üzerinden istihbarat paylaşılmasını düzenliyor. 10. madde ise lojistik destek hizmetlerinin mevcudiyeti ve uyumluluğuna bağlı olarak tarafların barış zamanında, savaş zamanında ve diğer acil durumlarda silah, mühimmat, yakıt, yedek parça ve diğer ekipmanlar dahil birbirlerine lojistik destek sağlamasını hükme bağlıyor.

Suudi Arabistan’da sekreterya kurulacak, ilk genel sekreter Pakistanlı olacak

Anlaşmanın 8. maddesi, ortak savunmaya stratejik yön vermek, savunma ve güvenlik işbirliğini geliştirmek ve anlaşmanın uygulanması sırasında ortaya çıkabilecek engelleri ele almak üzere “Asli Taraflar”ın bir “Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi” kurmasını kararlaştırıyor. Dışişleri bakanları, savunma bakanları ve genelkurmay başkanlarından oluşacak komite, ev sahipliği taraflar arasında dönüşümlü olmak üzere yılda iki kez toplanacak; ülke liderleri ise gerekli görülmesi halinde yılda bir kez bir araya gelebilecek.

Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi gerekli görürse alt komiteler kurabilecek ve anlaşmada öngörülen işbirliği alanlarının uygulanması için gerektiğinde taraflar arasında anlaşmalar veya protokoller müzakere edilecek. Ayrıca bu komite, “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle diğer tarafların anlaşmaya katılımına ilişkin usul ve esasları belirlemeye ve onaylamaya yetkili olacak.

Komiteye hizmet vermek üzere merkezi Suudi Arabistan Krallığı’nda yer alan bir Sekreterya kurulacak ve bu yapı Suudi Arabistan Krallığı ile bir merkez anlaşması akdedecek. Sekreteryanın işleyişi, teşkilat yapısı ve kuruluşuna ilişkin usul ve esaslar daha sonra “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle belirlenecek.

Sekreteryaya, “Asli Taraflar” arasında dönüşümlü olarak üç yıllık bir görev süresi için atanan bir Genel Sekreter başkanlık edecek ve ilk Genel Sekreter, Pakistan İslam Cumhuriyeti vatandaşı olacak. Bu maddenin hükümleri, taraflar arasındaki mevcut askeri işbirliği komitelerinin çalışmalarına halel getirmeyecek.

Anlaşmadan ilk 10 yıl çıkılamayacak

Hukuki çerçeveyi çizen 11. maddeye göre imzacılar, uluslararası hukuka ve ilgili iç hukuklarına halel getirmeksizin bu anlaşmayı hükümlerinin uygulanması için yasal dayanak olarak kabul edecek ve gerektiğinde ek yasal önlemler önerecek. 12. madde, anlaşmanın tarafların daha önce akdettikleri uluslararası anlaşmalardan doğan hak ve yükümlülüklerine zarar vermeyeceğini kayıt altına alıyor.

Gizlilik kurallarını düzenleyen 13. madde uyarınca ülkeler, anlaşma kapsamında elde edilen gizli bilgi ve belgelerin gizliliğine ve ulusal mevzuata saygı gösterecek. Gizli bilgi ve belgeler taraflar dışındaki hiçbir devlet, şirket veya kişiyle paylaşılmayacak; bu bilgi ve belgelere erişim “bilmesi gereken” prensibi temelinde ve yalnızca uygun düzeyde güvenlik belgesine sahip kişilere sağlanacak.

Anlaşmanın yorumlanması veya uygulanmasından doğan her türlü uyuşmazlık, 14. maddeye göre taraflar arasındaki istişare ve görüşmeler yoluyla dostane biçimde çözülecek. 15. madde ise anlaşmanın “Asli Taraflar” arasındaki istişareler ve oybirliğiyle değiştirilebileceğini belirtiyor.

Son madde olan 16. maddeye göre anlaşma, her bir taraf için geçerli usullere göre onaylanacak ve son onay belgesinin Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi Sekreteryası’na tevdi edildiği tarihte yürürlüğe girecek. Süresiz olarak yürürlükte kalacak anlaşmanın bir bitiş tarihi yok.

İmzacı devletler, yürürlüğe giriş tarihinden itibaren ancak 10 yıl geçtikten sonra ve çekilme niyetlerini diplomatik kanallar üzerinden en az üç ay önceden diğer taraflara yazılı olarak bildirmeleri şartıyla anlaşmadan çekilebilecek. Anlaşmanın sona ermesi veya anlaşmadan çekilme, bu tarihten önce taraflarca kararlaştırılan devam eden faaliyetleri ya da projeleri etkilemeyecek; gizli bilgi ve belgelerin korunması ve ifşasının önlenmesine ilişkin sorumluluklar da anlaşma sona erdikten veya anlaşmadan çekildikten sonra devam edecek.

7 Ağustos 2026 Cuma günü (Hicri 24/2/1448) Mekke’de imzalanan anlaşma; Türkçe, Arapça ve İngilizce dillerinde, her bir metin eşit derecede geçerli olmak üzere üç orijinal nüsha halinde düzenlendi. Metinler arasında yorum farkı çıkması halinde İngilizce metin esas alınacak.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Pışnıy’ın ofisinde arama yapıldı

Yayınlanma

Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı, Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama gerçekleştirdi. Güvenlik birimleri operasyon kapsamında hiçbir gözaltı işlemi yapılmadığını ve kimseye suçlama yöneltilmediğini duyurdu.

Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU) ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı (SAP), Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama yaptı.

Gelişmeyi Ukrayna basını ve Ukrayna Parlamentosu Milletvekili Oleksiy Honçarenko duyurdu.

Honçarenko, güvenlik güçlerinin adli işlemleri doğrudan Pışnıy’ın çalışma ofisinde ve kendisiyle ilişkili diğer adreslerde yürüttüğünü aktardı.

NABU’dan yapılan açıklamada, aramaların Ukrayna Ulusal Bankası binasında ve bir personelin ikametgahında icra edildiği kaydedildi.

Kurum, soruşturmanın gizliliğini korumak amacıyla ayrıntıların paylaşılmadığını vurgularken, “Hiç kimse gözaltına alınmadı, kimseye suçlama yöneltilmedi” bilgisini verdi.

Bloomberg, ağustos ayında yayımladığı haberde Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin Pışnıy’ın faaliyetlerinden giderek daha fazla rahatsızlık duyduğunu yazmıştı.

Habere göre Zelenskiy, Pışnıy’ın Uluslararası Para Fonu (IMF) ile gereğinden fazla yakın bağ kurduğunu ve ülke ekonomisini destekleme konusunda yetersiz kaldığını değerlendiriyordu.

Kaynaklar, Zelenskiy’nin o aşamada Pışnıy’ı görevden alma niyetinde olmadığını aktarmıştı.

Aynı kaynaklar, Zelenskiy’nin merkez bankası başkanından çok bir siyasetçiyi andıran geniş çaplı kamusal görünürlükten rahatsızlık duyduğunu belirtmişti.

Pışnıy’ın üst düzey yetkililerle temaslarını sosyal medyada öne çıkarma alışkanlığı ve bankanın yürüttüğü çeşitli tanıtım hamleleri devlet başkanında şüphe uyandırıyordu.

Milletvekili Oleksandr Dubinskiy de Pışnıy’ın, Devlet Başkanlığı Ofisi eski Başkanı Andriy Yermak’ın yakın dostu olduğunu öne sürmüştü.

Yermak’ın adreslerinde, Energoatom şirketindeki yolsuzluk şemasına ilişkin yürütülen “Midas” davası kapsamında Kasım 2025’te arama yapılmış ve ardından görevine son verilmişti.

NABU, mayıs ayında Yermak’ı Kiev yakınlarındaki lüks konut inşaatları üzerinden 460 milyon grivnalık (10,4 milyon dolardan fazla) kaynağı akladığı iddia edilen bir grubun üyesi olarak nitelemişti.

Dosyada basının Yermak ile ilişkilendirdiği “Ali Baba” takma adı geçmişti.

Mahkeme 14 Mayıs’ta Yermak hakkında 140 milyon grivna kefalet imkanıyla 60 günlük tutuklama kararı vermişti.

Birkaç gün sonra eski ofis başkanı adına kefalet tutarının tamamının yatırılması üzerine Yermak cezaevinden tahliye edilmiş, kendisi ise masum olduğunu savunmuştu.

NABU Başkanı Serhiy Krivonos, eylül ayında yaptığı açıklamada büronun ve savcılığın, Yermak dahil bazı ceza davalarının şüphelileri adına yatırılan kefalet kaynaklarının menşeini inceleyeceğini duyurmuştu.

Pışnıy, Ukrayna Merkez Bankası başkanlığı görevini Ekim 2022’de devraldı. Kurumu 2020’den bu yana yöneten önceki başkan Kirilo Şevçenko ise sağlık gerekçeleriyle istifa ettiğini açıklamıştı.

Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı daha sonra Şevçenko’ya, merkez bankasına geçmeden önce çalıştığı Ukrgasbank’taki kaynakların zimmete geçirilmesi gerekçesiyle suçlama yöneltti.

Savcılık, Şevçenko’ya yöneltilen suçlamaların merkez bankasını yönettiği dönemi kapsamadığını netleştirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

NATO’dan Ukrayna’ya uyarı: Trump Patriot sevkiyatını tamamen durdurabilir

Yayınlanma

Bloombeg’e konuşan NATO yetkilileri, Donald Trump ile yaşanan kriz nedeniyle ABD’nin Ukrayna’ya yönelik hava savunma sevkiyatını tamamen durdurabileceği uyarısında bulundu. Avrupalı müttefiklerin parasını ödediği Patriot füzelerinin teslimatı ayda 12 adede kadar gerilerken Pentagon Kiev’e üçüncü ülkelerden gidecek sevkiyat izinlerini de askıya aldı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Avrupalı müttefiklerin parasını ödemesine rağmen ABD’nin son aylarda Patriot hava savunma füzelerini son derece düzensiz gönderdiğini açıkladı.

Zelenskiy bu şikayetini, ABD Savaş Bakanlığının geçen hafta Rusya’nın füze saldırılarına dair Kiev’i birkaç kez önceden uyarmaması üzerine dile getirdi.

Bloomberg‘in konuyu bilen kaynaklara dayandırdığı habere göre ise NATO temsilcileri, Ukraynalı yetkilileri bu sevkiyatların tamamen kesilebileceği yönünde uyardı.

Kaynaklardan biri, NATO yönetiminde Zelenskiy ile ABD Başkanı Donald Trump arasındaki ilişkilerin onarılamaz biçimde bozulduğuna dair ciddi endişe duyulduğunu aktardı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile vardığı dizel mutabakatının ardından Trump, Kiev adına savaşı bitirecek müzakereleri mevcut devlet başkanı yerine belki de başka birinin yürütmesi gerektiğini birkaç kez söyledi.

NATO yetkilileri ise Ukrayna’ya Washington ile gerilimi düşürme çağrısı yapıyor; Zelenskiy adım atmazsa Trump’ın öngörülemez tavrı nedeniyle Ukrayna’nın Öncelikli İhtiyaçları Listesi (PURL) programı kapsamındaki Amerikan silah sevkiyatının tamamen durabileceğini belirtiyor.

Ukrayna’nın Öncelikli İhtiyaç Listesi anlamına gelen PURL programı çerçevesinde, silahları Ukrayna için çoğunlukla Avrupalı ülkeler ABD’den satın alıyor.

Kiev’in en acil ihtiyacını ise Rus balistik füzelerini vurabilen Patriot önleme füzeleri oluşturuyor.

Habere göre ABD şu sıralar Ukrayna’ya ayda yalnızca 12 Patriot füzesi sağlıyor; bu miktar mühimmatı ücretsiz veren önceki başkan Joe Biden dönemindekinin dörtte birine denk geliyor.

Zelenskiy pazartesi günü yaptığı açıklamada, Rusya’nın yalnızca pazar günkü saldırıda Kiev ve çevresine 16 balistik füze fırlattığını duyurdu.

Ukrayna lideri, “Ortaklarımızdan bir kez daha hiçbir ön uyarı gelmedi” dedi. Havadan gelen tek bir balistik füzeyi düşürmek için genellikle iki önleme füzesi fırlatılıyor.

Eski ABD savunma bütçesi uzmanı olan ve Washington’daki Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezinde görev yapan Mark Cancian, Pentagon’un eldeki stokların Ortadoğu operasyonlarına ve Çin ile olası bir çatışmaya yetmeyeceğinden endişelendiğini belirtti.

Cancian, “ABD’nin elindeki Patriot füzesi stokları çok düşük; tahminlerimize göre 800 civarında” değerlendirmesini yaptı.

ABD Avrupa’dan gidecek füzelerin onayını askıda tutuyor

The Washington Post‘a konuşan kaynaklar, Washington’ın yalnızca PURL kapsamındaki teslimatları geciktirmekle kalmadığını, Avrupalı ortakların ellerindeki Patriot füzelerini Ukrayna’ya devretmesine onay vermeyi de bıraktığını aktardı.

Bu Amerikan menşeli bir silah sistemi olduğundan mühimmatı devretmek isteyen ülkelerin Washington’dan izin alması gerekiyor.

Yetkililer, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in son devir taleplerini resmi olarak reddetmediğini ancak onaylamayarak askıda bıraktığını bildirdi.

Bloomberg‘e konuşan bir kaynak, Avrupalıların Trump yönetimiyle ilişkileri düzeltmesi için Ukrayna’ya yardım etmeye çalıştığını dile getirdi.

Diğer bir yetkili ise bu amaçla henüz kimsenin Washington’a gitme planı yapmadığına dikkat çekti. Oysa mekik diplomasisi, Zelenskiy ile Trump arasında Şubat 2025’te Oval Ofis’te yaşanan gerginlik dahil önceki krizlerde ilişkileri toparlamanın temel yöntemi olarak öne çıkıyordu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English