Bizi Takip Edin

Amerika

ABD’de ‘ulusal boşanma’ tartışması: Bölünme senaryoları gerçekçi mi?

Yayınlanma

5 Mart günü New York Times’ta David French imzasıyla bir görüş yazısı yayınlandı. Yazının başlığı “‘Ulusal Boşanma’ Tehditlerini Ciddiye Alın” idi.

Neydi bu ‘ulusal boşanma’? ABD’deki konfederasyoncu-birlikçi fay hatları 4 yıllık İç Savaş’a kadar gitse de, son tartışmanın fitilini Trump destekçiliği ile bilinen, Georgia’dan Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi Üyesi Marjorie Taylor Greene ateşledi.

Attığı bir tweet ile görüşlerini açıklayan Greene’e göre, ‘sol’ ve ‘sağ’ bir ulusal boşanmayı düşünmeliydi; bu boşanma, iç savaş aracılığıyla değil, yasal bir anlaşma ile gerçekleşmeliydi. Eyaletler, birliği yasal olarak korurken, ideolojik ve politik anlaşmazlıkları ayırmanın bir yolunu bulmalıydılar.

‘Sol’ ile ‘sağ’ın uzlaştırılamaz farklılıklara sahip olduğunu söyleyen temsilci, ‘sağ’ adına konuştuğunu ve ‘sol’un dine/inanca, geleneksel değerlere, iktisadi ve yönetimsel siyasi inançlara saygı duymayarak, kendilerine ve çocuklarına yollarını zorla empoze etmeye çalıştığını ve bundan ‘bıktıklarını ve iğrendiklerini’ söyledi.

‘Çözüm eyaletleri kuvvetlendirmek’

Greene’e göre, 34 trilyon dolarlık federal borç ve neredeyse iflasını ilan edecek federal hükümet ortadayken, çözüm federal hükümeti küçültüp eyaletlerin yetkilerini artırmak.

Cumhuriyetçi temsilci, bu vesileyle ABD’nin borç sorununun çözüleceğini düşünüyor.

Eyaletlerin eğitim, ticaret ve iletişim gibi alanlardaki kontrolü artırarak federal yönetimin küçültüleceğini söyleyen Greene, eğitimin neye benzeyeceği konusunda da tahminlerini aktardı.

Buna göre, Cumhuriyetçilerin egemen olduğu ‘kırmızı eyaletler’de, daha geleneksel kamusal eğitim verilerecek ve bu eğitim müfredatında ‘tüm toplumsal cinsiyet yalanları ve kafa karıştırıcı teoriler, Drag Queen öykü saatleri, LGBTQ’yu endoktrine eden öğretmenler ve Çin’in eğitimimiz üzerindeki para ve etkisi’ yasaklanacak.

Greene’e göre, Demokratların egemenliğindeki ‘mavi eyaletler’de ise hükümet kontrolünde ‘cinsiyet değişim’ okulları kurulabilir.

Kırmızı eyaletlerdeki okullarda dua etmek geri dönüp milli marşta ayağa kalkmak tekrar zorunlu kılınacak. Mavi eyaletler ise milli marşı kaldırıp yerine ‘trans bayrağı’ ve Black Lives Matter gibi ‘kimlik ideolojilerine’ yönelik bağlılık içeren marşlar getirebilecek.

Örneğin kırmızı eyaletler, ‘yeşil dönüşüm’ kriterlerine uymak zorunda kalmayacak ve petrol, doğalgaz, temiz kömür ve nükleer enerji kullanacak. Bu eyaletler, Çevresel Sosyal Yönetişim kapsamında işletmelere şirketlere getirilen tüm düzenlemeleri çöpe atacak.

Göç ve sınır korumadan seçim sistemi ve polis teşkilatına kadar bir dizi öneriyi alaycı bir dille sunan Greene’e tepki de yağdı, destek de.

Trump’çı bir fantezi mi?

Greene’in çıkışından sonra konu üzerine bir anket yapan Rasmussen’in verileri, meselenin basit bir ‘Trump’çı hezeyan’ olmadığını ortaya koyuyor.

‘Ulusal boşanma’ya güçlü bir biçimde karşı çıkanların oranı hâlâ bir hayli yüksek. Ankete katılan ABD’lilerin yüzde 43’ü, ‘güçlü bir biçimde’ bu fikre katılmadığını belirtiyor. Yüzde 14 ise ‘kısmen’ katılmayanlardan. 

‘Güçlü bir biçimde’ katılanların oranı ise yüzde 14. ‘Kısmen’ katılanlar yüzde 20 civarında. Yani ABD’nin bölünmesini kısmen ya da güçlü bir biçimde destekleyenlerin oranı yüzde 34’e ulaşmış durumda.

Elbette bu oranın partilere göre dağılımı farklılık gösteriyor. Örneğin Cumhuriyetçi seçmenin yüzde 45’i kısmen ya da güçlü bir şekilde ulusal boşanmayı destekliyor. Demokratlarda bu oran yüzde 26, ‘güçlü bir biçimde’ katılmayanlar ise yüzde 56’yı buluyor.

Ama 2021 yılında başka bir araştırma daha yapılmıştı, ki bu, tartışmanın bugün başlamadığını da gösteriyor. Virginia Üniversitesi Politika Merkezi tarafında 1001 Biden, 1001 Trump destekçisi arasında yapılan ankette, kırmızı ve mavi eyaletlerin ayrılmasına yönelik destek Biden taraftarları arasında yüzde 41, Trump taraftarları arasında yüzde 52 çıkmıştı.

Eyaletler arası iktisadi uçurum

Federal hükümetten en çok mali kaynak alan eyaletlerin mavi değil, kırmızılar olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyor. Dolayısıyla bu durumda federal hükümete şeklen bağlı ama ayrı bir kırmızı ülke kurma fikri mali olarak desteklenebilir görünmüyor.

Oysa mavi eyaletlerin kırmızı eyaletlerin yükünü sırtında taşıdığına ilişkin anlatılar da on yıllardır sürüyor. Örneğin Massachusetts ve Connecticut gibi zengin ve Demokrat eyaletlerin Washington’a ödediği vergi ile Washington’dan aldığı kaynak oranı, Kentucky ve Mississipi gibi daha yoksul ve Cumhuriyetçi eyaletlerdeki aynı oranın çok üzerinde.

Biden’a oy veren bölgelerin GSYİH’deki oranı ile Trump’a oy veren bölgelerin GSYİH’deki oranı arasında üç katın üzerinde bir fark bulunuyor.

Dolayısıyla, Cumhuriyetçilerin ‘iktisadi olarak zor duruma düşsek de duyarcılık (woke) kültürüne karşı kendimizi koruruz’ tezine ihtiyatla yaklaşmak gerekiyor. Bu türden bir ayrılığa varacak federalizmin ABD Anayasası tarafından yasaklanmış olması ve bariz bir iç savaş imasını da bir kenara bırakarak konuşursak, ayrılıkçılığın ancak Demokratların ağırlık koyması durumunda gerçek olabileceğini teslim etmek gerek.

‘Calexit’ çağrıları da mı Trump’çılarındı?

Nitekim Donald Trump’ın başkan seçilmesinin ardından, yüzde 61’lik bir yüzde ile Hillary Clinton’a oy veren California eyaletinde ‘Calexit’ (California’nın ABD’den ayrılması, Brexit’e gönderme) çağrıları yapılmıştı. Bu ayrılığa dayanak olarak ise yalnızca California’nın GSYİH’sinin 2021 yılında 3,51 trilyon dolar olması gösteriliyordu. Karşılaştırma için, Fransa’nın aynı yılki GSYİH’sinin 2,94 trilyon dolar olduğunu hatırlatalım.

Dünya Bankası verileri ile bir tablo oluştursaydık, California Almanya ve Birleşik Krallık’ın arkasından dünyanın en büyük 5. ekonomisi oluyor.

Dahası, Calexit çağrısı yapanların argümanlarından biri de, Barack Obama döneminde müzakere edilen Asya merkezli Trans-Pasifik Ortaklığının (TPP) reddiydi. Calexit’çilere göre TPP, eyaletin ‘değerleri’ ile örtüşmemekteydi.

Yine Calexit’çilere göre, California diğer eyaletleri fonluyor ve bazı yıllar yüz milyarlarca dolar kaybediyordu. Calexit sayesinde California, federal hükümetin yüzde 46’sını elinde bulundurduğu doğal kaynaklarına da yeniden sahip çıkacaktı.

Daha fazla federalizm çağrıları ve yol ayrımı

ABD’de federal yönetimin yetkilerini azaltıp eyaletlerin daha fazla ‘özerk’ yönetime sahip olmasını isteyen bir damar olduğu da bunun en çok Cumhuriyetçiler içerisinde yankı bulduğu da sır değil.

Bunlar federal hükümetin büyüdüğünü, hantallaştığını, bürokratikleştiğini düşünüyor; daha fazla serbest piyasa, daha az vergi, daha küçük federal yönetim ve daha özerk eyaletler istiyorlar.

Trump’çı bir temsilcinin ‘anti-woke’ söylemlerle bezeli önerileri, meselenin arkasındaki iktisadi özü gizlememeli. Burada, kapitalist dünyadaki yeni (yeşil?) dönüşüme öncülük eden sermaye grupları ile daha ‘geleneksel’ ve ‘yeni’ye ayak uyduramayan, belki de uydurmak istemeyen sektörler arasındaki bir gerilim bulunuyor. 

Büyük yatırımlar gerektiren yeni teknolojilere ayak uydurmak için de büyük kaynaklar gerekiyor. Bu süreci gerek havuç gerek sopa ile yönetebilmek için ‘devlet’ gerekiyor. Devlet, aynı zamanda yeni sınıf konfigürasyonunu da belirleyecek bir hamle yapması için davet ediliyor.

‘Ultra liberal’ ve liberteryen anlayışlar, ‘kapitalizmin bu olmadığı’ gerekçesiyle ‘devlet’i namlunun ucuna koyuyorlar. Ayrılmayı savunmayanlar bile daha fazla federalizm istiyorlar. Devlet müdahale etmeyince, mülk sahibinin mülkünü istediği gibi değerlendirme hakkının daha rahat kullanılacağını vaaz ediyorlar.

Elbette, Amerikan yorumcular Greene’in önerisini gerçekçilik testine de tabi tutuyorlar. ABD’nin bir tarafta kırmızılar, öbür tarafta maviler şeklinde karpuz gibi ortadan ikiye yarılamayacağı, fazlasıyla gri bölgelerin bulunduğu açık.

Bununla birlikte, iki parti ve bölgeleri arasında Çin Seddinin olmadığı gerçeği, bir başka meseleye daha işaret ediyor: Tıpkı İç Savaş sonrasındaki 1877 Uzlaşması ve Jim Crow yasalarında olduğu gibi, iki farklı iktisadi ve sosyal altyapıya sahip bölgenin mülk sahibi sınıfların egemenliğinin devamı temelinde birleştirilmesi gayet mümkündür. 

Biden’ın ABD’yi ‘yeniden endüstrileştirme’ planları ve buna verilen tepkileri de bu minvalde okumak gerekir. Bu da başka bir yazının konusu olsun.

Amerika

JPMorgan: Petrol piyasasında net bir senaryo yok

Yayınlanma

JPMorgan, İran’a karşı savaşın başlamasından bu yana ilk kez petrol piyasaları konusunda net bir temel senaryoya sahip olmadığını açıkladı.

Bankanın analistleri, “Son aşamayı nasıl modelleyeceğimizi gerçekten bilmiyoruz,” dedi.

Raporda, çatışmanın başlangıcında JPMorgan’ın ABD yönetiminin aşmayacağı bazı iktisadi eşikler olduğunu varsaydığı, fakat çatışmanın altıncı ayında bu sınırların çoğunun aşıldığı ve ufukta net bir çıkış stratejisi görünmediği belirtildi.

Banka, petrol fiyatlarının varil başına 100 doların üzerine çıktığını ve benzin fiyatının galon başına 4,37 dolara ulaştığını belirtti.

Ayrıca, mevsimsel talebin en yüksek seviyeye ulaştığı kış dönemine girilirken ABD’deki dizel fiyatlarının galon başına 6,31 dolar ile tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştığını, stokların ise tüm zamanların en düşük seviyesinde olduğunu kaydetti.

JPMorgan, Eylül ayı için Brent petrolünün makul değerini varil başına yaklaşık 90 dolar olarak tahmin etti.

Bu rakam, mevcut fiyatların 106 dolar civarında olduğu göz önüne alındığında, piyasaların halihazırda kesintiye uğrayan tahmini günlük 10 milyon varilin ötesinde, arzda daha fazla kayıp yaşanma riskini fiyatlara yansıttığını gösteriyor.

Raporda, Bab el-Mendeb Boğazı’ndan geçen gemilere yönelik tehditler ve Suudi Arabistan’ın ihracat rotalarını etkileyen son saldırılar da dahil olmak üzere Orta Doğu’da artan risklere dikkat çekildi.

Ayrıca, Rus rafineri altyapısına ve Ukrayna şehirlerine yönelik saldırıların devam ettiğine işaret edilerek, küresel enerji arzına yönelik jeopolitik risklerin sürdüğü vurgulandı.

Fakat JPMorgan, arz kesintilerinin büyüklüğüne rağmen, hükümetlerin ve tüketicilerin stok çekimlerine daha az başvurması nedeniyle petrol fiyatlarının beklendiği kadar keskin bir şekilde yükselmediğini belirtti.

Çatışmanın başlamasından bu yana küresel ham petrol ve rafine ürün stokları yaklaşık 555 milyon varil azaldı.

Bu rakam, bankanın bu yılın başlarında öngördüğü düşüşün yalnızca yaklaşık üçte biri kadar.

Bankaya göre aynı zamanda, küresel petrol talebinin bir yıl önceki seviyelerin günde yaklaşık 4,4 milyon varilin altında seyretmesi, arz kayıplarının telafi edilmesine yardımcı oldu.

Analizde şöyle deniyor:

“Talep düşüşüne çok daha fazla, stok çekilmelerine ise çok daha az dayanarak, piyasa ham petrol fiyatlarında kalıcı bir artış olmaksızın olağanüstü bir arz kesintisini telafi etmeyi başardı. Çatışma başladığından bu yana Brent’in ortalama fiyatı sadece 94 dolar oldu.”

Uluslararası Enerji Ajansı geçen hafta, küresel petrol arz ve talebinin bu yıl daha önce beklenenden daha fazla düşeceğini açıkladı.

Buna karşılık, üretici grubu OPEC, tahminini beş ay üst üste düşürmüş olsa da, bu yıl dünya petrol talebinin artmasını bekliyor.

OPEC, 2026 yılında talebin günlük 380.000 varil artacağını öngörüyor.

Banka, özellikle Çin, Avrupa, Japonya ve Güney Kore’de önemli miktarda stokun mevcut olduğunu ve bunun uzun süreli bir kesintiye karşı bir tampon görevi gördüğünü belirtti.

Bu durum, yakın vadede ham petrol fiyatlarının önemli ölçüde yükselme ihtiyacını sınırlayabilir.

Yine de banka, Orta Doğu’daki arz kesintilerinin devam etmesi halinde, stokların daha da azalması ve piyasanın dengeyi korumak için talepteki düşüşe giderek daha fazla bağımlı hale gelmesi nedeniyle, petrol fiyatlarının bu yılın ilerleyen dönemlerinde yükselebileceği uyarısında bulundu.

Banka, “Kısacası, fiyatları şimdilik kontrol altında tutmaya yetecek kadar yedek kaynak hâlâ mevcut,” dedi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Demokrat danışmanlar: Yapay zeka konusunda çok sert bir tutum sergilemeyin

Yayınlanma

Demokrat danışmanlar, çekişmeli bölgelerdeki adaylarını yapay zeka düzenlemeleri hakkında konuşmaktan kaçınmaya gizlice teşvik ediyorlar.

Bunun nedeni, güçlü teknoloji gruplarının ara seçimlerden önce kendilerine karşı devasa bir harcama dalgası başlatacağından korkmaları.

Bu tavsiye, POLITICO’ya konuşan kaynaklara göre, üç ayrı üst düzey Temsilciler Meclisi yarışındaki stratejistlerden geldi.

Bu durum, sektör liderlerinin hızla gelişen teknolojilerinin yarattığı varoluşsal tehditler konusunda uyarıda bulunmasıyla birlikte, Capitol Hill’de (ABD Kongresi) yapay zeka paniğinin artmasının ardından ortaya çıktı.

Seçmenler yapay zeka konusunda giderek daha fazla endişeleniyor: Yeni bir POLITICO anketine göre, Amerikalıların yaklaşık üçte ikisi, gelişmiş yapay zekanın insanlığı yok etme riski taşıdığını söylüyor.

Başkan Donald Trump, bu endişeyi “aldatmaca” olarak nitelendirdi ve Demokratların bu konuyu ele alması için bir fırsat yarattı. 

Fakat Demokratlar, büyük teknoloji şirketlerine ne kadar sert çıkacakları konusunda hâlâ tereddüt ediyorlar.

Bir düzineden fazla Demokrat Kongre üyesi ve stratejistle yapılan röportajlara göre, üst düzey Demokratlar ve adaylar, yapay zekayı çok sert bir şekilde eleştirirlerse, sektörle bağlantılı süper PAC’lerin kendilerine karşı milyonlarca dolarlık ek harcama yapabileceğinden endişe duyuyorlar.

Aralarında önemli bir yapay zeka yatırımcısı olan Elon Musk’ın da bulunduğu isimler, radyo ve televizyon kanallarını reklamlarla dolduruyor.

Üst düzey bir Demokrat stratejist şunları söyledi:

“Yapay zekayı düzenlediğimizden ve bu gerçek endişeleri ele aldığımızdan emin olmalıyız. [Fakat] yapay zeka kaynaklı paranın gelmesini istemiyoruz.”

Cumhuriyetçi eğilimli Güney Teksas’taki koltuğunu korumaya çalışan Cuellar, “Her sektörde olduğu gibi, koruyucu önlemler hakkında bir tartışma olmalı. Fakat her Kongre üyesi, kendi seçim bölgesi ve inançlarına göre kendi kararını vermeli,” dedi.

Eski İlerici Grup başkanı Temsilci Pramila Jayapal, yapay zeka yanlısı grupların kilit Demokratları hedef almaya başlayacağından endişelendiğini de belirtti:

“Biliyorsunuz, bu yapay zeka grupları ortaya çıkıp endişeli olduklarını, düzenleme istediklerini söylüyorlar. Ama sonra yasal düzenleme isteyen herkesi yenmek için muazzam miktarda para harcıyorlar.”

Kongre’deki Demokratların gündeminde yer alan AI düzenlemesi, gelecek yıl iktidara gelmeleri halinde, Jayapal, AI gruplarının “sırf yasa tasarısını yazmalarına izin verecekleri adaylara para harcayacaklarını” söyledi.

Bazı önde gelen Demokrat adaylar ve seçim kampanyaları, teknoloji süper PAC’leri için kırmızı çizgileri aşmamaya sessizce çalışıyor.

Geçen hafta Musk ve en büyük iki AI CEO’su bu teknolojiye daha fazla düzenleme çağrısında bulunsa da, bu çizgilerin tam olarak ne olacağı belirsiz.

Demokratlar, bu yıl ön seçimlerde 25 milyon doların üzerinde harcama yapan ve OpenAI’ın yatırımcıları ile yöneticileri tarafından desteklenen, yapay zeka endüstrisini savunan bir süper PAC olan “Leading the Future”a karşı özellikle temkinli davranıyor.

Rakip süper PAC ağı olan “Public First Action” ise yapay zeka düzenlemesi için baskı yapıyor ve OpenAI’ın başlıca rakibi Anthropic tarafından finanse ediliyor.

POLITICO’nun sorusu üzerine “Leading the Future”, yapay zeka konusunda karşı çıktığı belirli bir politikayı açıklamayı reddetti.

Leading the Future sözcüsü Josh Vlasto şöyle konuştu:

“Yapay zeka konusundaki tutumları nedeniyle Demokrat Kongre üyelerine karşı hem harcama hem de sindirme taktikleri uygulayan ve tehditlerde bulunan tek grup, Public First ile Anthropic ve etkili altruistler tarafından finanse edilen diğer gruplar. Gündemimiz, her zaman olduğu gibi, Kongre’de ve ülke genelinde geniş ve giderek artan bir desteğe sahip, güçlü ve akıllı bir ulusal düzenlemenin Kongre tarafından kabul edilmesi.”

Çarşamba günü, Leading the Future, Cumhuriyetçi siyasi eylem komitesi (PAC) aracılığıyla genel seçimler için ilk reklam kampanyasını başlattı.

Grup, Louisiana’daki Cumhuriyetçi Senato adayı Julia Letlow, Mississippi’deki Senatör Cindy Hyde-Smith, Güney Carolina’daki Senatör Darline Graham ve Güney Dakota’daki Senatör Mike Rounds’u desteklemek için 2 milyon dolar harcıyor.

Bu dört Cumhuriyetçi aday, Senato kontrolünü belirleme olasılığı düşük olan, rekabetin çok az olduğu seçimlerde yarışıyor.

İki AI grubu arasında anlaşmazlık yaşanıyor. Her iki grup da farklı ön seçim yarışlarına kaynak ayırdı ve emekliye ayrılan Temsilci Jerry Nadler’in koltuğu için yapılan ön seçimde birbirlerine rakip oldular.

Bu yarışta eyalet Meclis Üyesi Alex Bores’un AI odaklı kampanyası bir harcama savaşını tetikledi.

Leading the Future’un stratejisine aşina olan ve iç görüşmeleri tartışmak üzere isimsiz kalma izni verilen bir kişi, Haziran ayında POLITICO’ya verdiği demeçte, grubun bu yıl Bores’a yağdırdığı türden milyonlarca dolarlık olumsuz reklam seliyle başka bir adayı hedef almasının olası olmadığını söyledi; gruba yakın bir kişi ise bu durumun değişmediğini belirtti.

Demokratlar, grupların kilit yarışlarda yeniden birbirleriyle mücadele edebileceğine inanıyor.

Public First Action’ın kurucu ortağı Brad Carson, ağın genel seçimlere “kesinlikle” dahil olacağını söyledi.

Carson, Public First Action’ın yarışlara girip girmemeyi değerlendirmek için iki “turnusol testi” kullandığını belirtti.

Eğer bir aday, “ihracat kontrollerine güçlü destek ve federal bir çerçeve olmadığı durumlarda yapay zeka ile ilgili eyalet yasalarının önceliğine karşı güçlü bir muhalefet” gösteriyorsa, o zaman grubun desteğini alması için en uygun aday.

Bir aday ise tam tersi bir tutum sergilerse, yani ihracat kontrollerine karşı çıkıp eyalet yasalarının geçersiz kılınmasını destekliyorsa, grubu bu adaya karşı harekete geçip ona karşı kampanya harcamaları yapmaya meyilli olacak.

Carson, “Asıl mesele, öne çıkıp sizin için kahraman olmak isteyen kişileri bulmak,” dedi.

Çarşamba günü, Anthropic’in politika sorumlusu Sarah Heck, POLITICO’nun Decoded zirvesinde, ABD’nin Çin karşısında “yapay zeka konusunda liderliğini sürdürmesi gerektiğini” belirterek, “ikinci sıradan güvenlik sağlanamaz” diye savundu.

Heck, yapay zeka şirketlerinin kendi şirketleri içindeki güvenliği sağlamak için kendi başlarına bırakılamayacağı konusunda hemfikir olduğunu ama dış düzenlemeye yönelik iki partili bir yasayı desteklemeyi reddetti.

Bazı Demokratlar, sektör yanlısı grupları kendilerine düşman etme riskine rağmen yapay zekayı sıkı bir şekilde düzenlemek istiyor.

Michigan’daki Demokratların Senato adayı Abdul El-Sayed, daha önce yapay zekaya yönelik sıkı düzenlemeler çağrısında bulunmuştu ve şu anda “araştırma sınırında tam bir duraklama” çağrısında bulunuyor.

Çarşamba günü POLITICO’ya verdiği röportajda, “[Yapay zeka sektörünün] parasından kaçmaktansa gerçeğin yanında olmayı tercih ederim,” dedi.

Yine de El-Sayed, bu konuyla ilgili reklam yayınlama taahhüdünde bulunmadı. Çekişmeli eyaletlerdeki Demokrat yasa yapıcılar Susie Lee (Nevada) ve Greg Landsman (Ohio) da, daha fazla düzenlemeyi savunmalarına rağmen, yapay zeka önlemlerine ilişkin reklam planlamadıklarını bildirdi.

Bu durum, seçmenlerin teknolojiye ilişkin endişelerinin artmasına rağmen, konunun henüz Kasım seçimleri için en önemli mesele haline gelmediğinin bir işaretidir.

Bu arada Cumhuriyetçiler, yapay zeka süper PAC’lerinin devreye girerek diğer eyaletlerdeki kampanyalarına destek olmasını umuyor; örneğin, Demokrat Senatör Jon Ossoff’un sektörü agresif bir şekilde eleştirdiği Georgia’da ya da Cumhuriyetçi Parti adayı Başsavcı Ken Paxton’ın son anketlerde biraz geride kaldığı Teksas’ta.

Okumaya Devam Et

Amerika

Huang: Yapay zekayı sosyal medya gibi düzenlemeyin

Yayınlanma

Nvidia CEO’su Jensen Huang, yapay zekanın (AI) sosyal medya gibi düzenlenmemesi gerektiğini, çünkü AI’nın bir “ürün” değil, bir “teknoloji” olduğunu savundu.

İskoçya’nın Ayrshire bölgesindeki Dumfries House’da Kral III. Charles’ın düzenlediği bir yapay zeka etkinliğinde konuşan Huang, gazetecilere AI’nın “sosyal medyadan çok farklı” olduğunu ve şu anda AI ile ilgili güvenlik sorunlarının “piyasaya sürülmeye hazır olmayan ürünlerle ilgili” olduğunu belirtti.

Huang’ın bu açıklamaları, dünya çapında hükümetlerin AI’a düzenleyici kısıtlamalar getirip getirmeme konusunu tartıştığı ve Anthropic CEO’su Dario Amodei ile OpenAI CEO’su Sam Altman’ın da aralarında bulunduğu AI yöneticilerinin AI geliştirilmesinin yavaşlatılması çağrısında bulunmasının ardından geldi.

Huang, “Bir ürün olan sosyal medyadan farklı olarak, AI diğer tüm teknolojilerin ve ürünlerin arkasında yatan bir teknolojidir; dolayısıyla ürünler düzenlenmelidir,” dedi.

Yetkililerin, bir yapay zeka uygulamasının “yanlış gittiği” durumları izlemesi ve “yeni yasalar gerektiğinde mevcut yasalara eklemeler yapması” gerektiğini belirten Huang, sağlık, ulaşım ve eğlence gibi yapay zekanın kullanıldığı sektörlerde halihazırda mevcut düzenlemeler olduğuna da dikkat çekti.

Huang, kontrollü test laboratuvarlarında titiz test sistemlerine ihtiyaç olduğunu söyledi.

“Bu mühendislik, eski usul mühendislik. Bundan öte bir şey değil. Bundan daha azı da değil,” diyen CEO, sektörün “bu ürünleri halka sunmadan önce uygun şekilde test etme titizliğini” sağlaması gerektiğini ekledi:

“Bu, bilirsiniz, bir omletin piyasaya sürülmeye hazır olmaması, bir arabanın piyasaya sürülmeye hazır olmaması ya da bir uçak motorunun piyasaya sürülmeye hazır olmaması durumundan farklı değildir. Ürünü uygun şekilde test etmelisiniz.”

Huang, Kral Charles ile OpenAI ve Anthropic temsilcilerinin huzurunda etkinlikte yaptığı resmi konuşmada, piyasaya sürülmesi güvenli hale gelene kadar modelleri bekletme konusundaki görüşünü yineledi.

Nvidia şefi, “Bir ürün yeterince güvenli değilse, onu bekletmeli ve mühendislik çalışmalarına devam etmeliyiz. Bunu her zaman yaptık ve yapmaya devam etmeliyiz,” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English