Diplomasi
Timothy Ash: Rusya’nın başına gelebilecek en iyi şey mutlak bir yenilgi ve 50 yıllık işgal

Ünlü İngiliz tarihçi ve yazar Timothy Garton Ash, Rusya için en iyi senaryonun mutlak bir askeri yenilgi ve ardından ‘yaklaşık 50 yıllık bir işgal’ olduğunu belirtti. Ukrayinska Pravda’ya konuşan Ash, Ukrayna’nın gücünün Avrupa’nın güvenliği için kilit önemde olduğunu vurgularken, savaş sonrası Batı’nın ilgisinin azalabileceği uyarısında bulundu.
İngiliz tarihçi ve yazar Timothy Garton Ash, Rusya’nın geleceğine dair analizde bulundu. Ash, uzun vadede Rusya’nın başına gelebilecek en iyi şeyin “mutlak bir askeri yenilgi” ve ardından Almanya örneğinde olduğu gibi “yaklaşık 50 yıllık bir işgal” olduğunu öne sürdü.
Ukrayinska Pravda gazetesine mülakat veren Ash, Rusya’nın nükleer bir güç olması nedeniyle böyle bir senaryonun mümkün olmadığını kabul etmekle birlikte, “Rusya’nın yenilemeyeceği yönündeki temelsiz algıların” ve nükleer silah korkusunun Batı’nın politikasını şekillendirdiğini belirtti.
Tarihçi Ash, “Rusya’ya yönelik en iyi politikamız, Ukrayna’ya yönelik politikamızdır: Ukrayna’nın güçlü, bağımsız, egemen, müreffeh ve çekici bir demokratik ülke olmasına yardım etmek. Sonrasında ise sadece dayanmalı ve beklemelisiniz. Birkaç yıl, belki de on yıllar içinde bu çekim merkezi çalışmaya başlayacaktır,” ifadelerini kullandı.
‘İnsanların normal bir hayat kurma ihtiyacı beni çok etkiledi’
Askeri müdahalenin başlangıcından bu yana Ukrayna’yı yedinci kez ziyaret eden Ash, ülkedeki gözlemlerini de paylaştı. Ash, “Ukrayna’da şimdiye kadar tanıştığım en yorgun insanlardan bazılarını görüyorum. Ama aynı zamanda oldukça dirençli bir izlenim bırakıyorlar,” dedi.
Batı’da savaşın bitmek üzere olduğuna dair gerçekçi olmayan bir beklenti olduğunu, ancak Ukrayna’da kimsenin böyle bir yanılsamaya kapılmadığını belirten Ash, şu değerlendirmede bulundu:
“Bu kez beni en çok etkileyen şey, insanların bir dereceye kadar savaşı kazanana kadar savaşacaklarının farkında olmaları. Ama aynı zamanda kendi hayatlarını kurma ihtiyacı da hissediyorlar; bu daha çok kültür, sanat, tiyatro ve kişisel alanla ilgili. Normal bir hayata sahip olmakla ilgili. Bu sefer beni en çok etkileyen şey bu oldu.”
Ash, uzun süreli bir ateşkes ilan edilmesi durumunda herkesin savaşın bittiğini söyleme tehlikesine dikkat çekerek, “O zaman tüm dikkatler, 1999’dan sonra Bosna’da olduğu gibi Ukrayna’dan başka yöne çevrilir. Ve siz sorunlarınızla baş başa kalırsınız. Bu yüzden insanların şimdi Ukrayna’ya gelmesini nasıl motive edeceğimizden çok, dikkati daha uzun bir süre nasıl üzerimizde tutacağımızı düşünmekten endişe duyuyorum,” diye konuştu.
‘Medyadaki en büyük sorun sansür değil, mülkiyet’
İfade özgürlüğü üzerine de bir kitabı bulunan Ash, Ukrayna’daki medya ortamına ilişkin de önemli tespitler yaptı. Gezegendeki çoğu yerde en büyük sorunun sansür değil, “mülkiyet ve sahiplerin etkisi” olduğunu belirten Ash, “Modern Ukrayna hakkında konuşurken, bence burada daha çok gayri resmi etkiler, medya ortamını etkilemeye çalışan Başkanlık Ofisi’nin etkisi söz konusu. Bu gerçekten endişelenilmesi gereken bir durum,” değerlendirmesini yaptı.
‘NATO’nun genişlemesi savaşın nedeni değil, savaşı önleyen şeydi’
Ash, NATO’nun genişlemesinin Ukrayna’daki savaşa neden olduğu yönündeki anlatıyı “saçmalık” olarak nitelendirdi.
2000’lerin başında Başkan George W. Bush’a danışmanlık yapan uzman grubunda yer aldığını hatırlatan Ash, “NATO’nun genişlemesi, ABD’de tam ölçekli bir savaş olmamasının nedenidir,” dedi.
Tarihçi, “Geriye dönüp 2008 Bükreş Zirvesi’ne baktığımızda, eğer o zaman Ukrayna’yı NATO yoluna soksaydık, kendimizi bu savaştan koruyabilirdik,” değerlendirmesinde bulundu.
Avrupa’nın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve ABD Başkanı Donald Trump şoklarıyla nihayet uyandığını kaydeden Ash, Avrupa ülkelerinin artık kendi güvenlikleri için daha fazlasını yapmaları gerektiği konusunda gerçek bir anlayışa sahip olduğunu vurguladı.
Ukrayna’nın bu dönüşümde kilit bir rol oynadığını savunan Ash, “Ukrayna ne kadar güçlenir ve Rusya’ya ne kadar çok zayiat verdirirse, Avrupa’nın geri kalanı o kadar güvende olur. Bu çok açık, çünkü en büyük güvenlik tehdidimiz Rusya,” diye ekledi.
Diplomasi
Paşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, ülke topraklarından geçen Güney Kafkasya Demiryolu altyapısının Ermenistan’ın mülkiyeti olduğunu ve Erivan’ın kararları doğrultusunda kullanılması gerektiğini söyledi. Konuyu Rusya ile “dostane” bir şekilde çözmeyi hedeflediklerini belirten Paşinyan, hukuki anlaşmazlık halinde tahkime gidilebileceğini ve Rus tarafına 2 milyar dolarlık talep yöneltilebileceğini ifade etti.
Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, gazetecilere yaptığı açıklamada, ülke topraklarından geçen Güney Kafkasya Demiryolları’nı Ermenistan’ın kendi mülkü olarak gördüğünü belirtti. Açıklamalarını News.am‘in YouTube üzerinden gerçekleştirdiği canlı yayında yapan Paşinyan, “Ermenistan bu demiryolunu kendisi için uygun gördüğü şekilde kullanma imkanına sahip olmalıdır. Bu konuda çok net olmak istiyorum, bunun başka bir alternatifi yoktur” dedi.
Paşinyan, bu meseleyi “dostane biçimde” çözmek niyetinde olduğunu vurgularken, hukuki anlaşmazlıkların ortaya çıkması halinde tahkime başvurulmasının da olası olduğunu ifade etti.
Sözlerini sürdüren Paşinyan, “Şu anda esas olarak muhalefet tarafından şunun ya da bunun fiyatının artabileceğine dair çok şey söyleniyor. Ancak Ermenistan’da 30 yıldır ücretsiz olan şeyler için Ermenistan’ın 2 milyar dolar talep etmeye başlayabileceği ortaya çıkabilir. Ben demiryolunu ima etmiyorum, bunun doğrudan Ermenistan Cumhuriyeti’nin mülkiyeti olduğunu ve başka bir seçeneğin bulunmadığını açıkça söylüyorum” ifadelerini kullandı.
Rusya Demiryolları (RJD) ise konuya ilişkin yorum yapmaktan kaçındı.
Ermenistan’daki demiryolu altyapısı hukuki olarak Ermenistan hükümetinin mülkiyetinde bulunuyor; ancak bu altyapı, RJD’nin yüzde 100 iştiraki olan Güney Kafkasya Demiryolları (YKJD) şirketinin yönetimine devredilmiş durumda. Söz konusu yönetim süreci imtiyaz sözleşmesine dayanıyor. Sözleşme 2008 yılında imzalanmış olup 30 yıllık bir süreyi kapsıyor.
Nisan ayında Paşinyan, Erivan’ın cumhuriyetteki demiryollarının yönetimine ilişkin Rus imtiyazının satılması konusunu Kazakistan heyetiyle görüşmeye hazır olduğunu açıklamış, ancak bu tür konuların Moskova’nın katılımı olmadan gündeme getirilemeyeceğini vurgulamıştı. Paşinyan, “Rusya’nın arkasından hiçbir görüşmenin yapılamayacağını vurgulamak istiyorum” demişti.
Paşinyan, bu konuda Rusya ile diyalog imkanlarının “geniş ve açık” olduğunu, bu doğrultudaki çalışmaların devam edeceğini belirtmişti.
Paşinyan ihracat kısıtlamaları yüzünden AEB için sonun başlangıcını işaret etti
Daha önce, şubat ayında Paşinyan, Ermenistan’ın stratejik konumunu ve rekabet avantajlarını kaybettiğini belirterek Rusya’ya Ermenistan demiryollarının imtiyazını satmayı teklif etmişti.
2025 yılının sonlarında Paşinyan, Rusya’nın demiryolu altyapısının onarımına acil olarak başlayamaması halinde, Erivan’ın bu hatları imtiyaz yönetiminden çıkararak kendi bütçesinden tamir etmeye hazır olduğu hususunda da uyarıda bulunmuştu.
Ancak kısa bir süre sonra Paşinyan, Ermenistan’dan Türkiye ve Azerbaycan’a uzanan demiryolunun onarımının hızlandırılması talebiyle Moskova’ya başvurmuştu.
Bu süreçte Paşinyan, mayıs ayında Ermenistan’ın Avrupa Birliği ile demiryolu bağlantısı kurduğunu duyurmuş; bu sayede ülkenin Gürcistan’ın Ahılkelek kentinden Türkiye’nin Kars kentine kadar demiryolu üzerinden mal ihracatı ve ithalatı için erişim sağladığını bildirmişti.
Paşinyan bunu ülke ekonomisi için “büyük bir olay” olarak nitelendirmiş ve gelecekte “Trump Rotası” (TRIPP) projesi kapsamında Ermenistan’ın Türkiye, Azerbaycan ve ardından Nahçıvan üzerinden İran ile demiryolu bağlantısının açılmasının beklendiğini kaydetmişti.
Bu gelişmenin öncesinde AB Dış İlişkiler Servisi, Ermenistan ile Türkiye arasındaki demiryolu bağlantısının yeniden kurulması yönündeki çalışmaları desteklediğini bildirmiş ve her iki ülkenin Güney Kafkasya’daki ulaşım altyapısının geliştirilmesindeki önemli rolüne dikkati çekmişti.
Diplomasi
Petrol bilmecesinin yanıtı Çin’in gizli stoklarında

The Atlantic’e göre Çin, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasının ardından petrol alımını yarıya indirerek fiyatlardaki yükselişi sınırladı. Pekin’in enerji ihtiyacını nasıl karşıladığı ise belirsizliğini koruyor. Uzmanlar, açık rezervuarlar dolu kalırken petrolün gizli depolarda tutulduğunu düşünüyor.
İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasının ardından petrol fiyatlarının varil başına 150 veya 200 dolara ulaşabileceği öngörülüyordu. Ancak bu artış gerçekleşmedi. The Atlantic dergisine göre bu “büyük petrol bilmecesi”nin anahtarı Çin olabilir.
Çin, Ortadoğu’daki savaş başlamadan önce Avrupa kıtasının tamamından ve ABD’nin iki katından daha fazla petrol satın alıyordu.
Çatışmanın başlamasından birkaç hafta sonra ise petrol alımını keskin biçimde azalttı ve ithalatını savaş öncesi seviyenin yarısına indirdi.
Dergi, bu azalmanın petrol fiyatlarındaki yükselişin daha sınırlı kalmasına katkı sağladığını belirtti.
Ancak Çin’in ithalatı azaltırken enerji ihtiyacını nasıl karşıladığı, bu durumun ne kadar sürdürülebileceği ve Pekin’in neden böyle bir tercih yaptığı belirsizliğini koruyor.
Küresel petrol piyasası için “felaket” niteliğinde öngörüler, arz ve talep yasasına dayanıyordu. Çatışmadan önce Hürmüz Boğazı’ndan günde 20 milyon varil petrol geçiyordu. Bu miktar, dünyadaki toplam petrol arzının beşte birine karşılık geliyordu.
Ülkeler, kayıpları telafi etmek için çeşitli yollar buldu. Bunlar arasında stratejik rezervlerdeki petrolün piyasaya sürülmesi de vardı. Ancak fiyat şokunun önüne geçilemedi.
The Atlantic, Çin’in almayı bıraktığı petrol miktarının boğazın kapanmasıyla ortaya çıkan toplam kaybın yaklaşık dörtte birine denk geldiğini yazdı.
Günde 5 milyon varile ulaşan bu miktar, Hindistan’ın toplam petrol ithalatına eşitti. Böylece petrolün başka ülkelere yönlendirilmesiyle büyük bir arz açığının oluşması engellendi.
Commodity Context’te petrol piyasalarını izleyen analist Rory Johnston, Çin’in fiyatları sınırlayan en önemli etken olduğunu söyledi.
Johnston, “Çin, kuşkusuz fiyatları sınırlayan en önemli etkendi. Mesele şu ki bunu hiç kimse, özellikle de hiç kimse, öngörmedi” dedi.
Dergiye göre, bu ölçekte ithalatı azaltmanın en açık yolu enerji tüketimini düşürmek olurdu. Ancak Çin’in bu adımı attığını gösteren bir kanıt bulunmuyor.
İthalattaki düşüş, temiz enerjiye geçişle de açıklanamıyor. Çin bu alanda ilerleme kaydetse de ülke ekonomisi petrol ithalatına bağlı olmayı sürdürüyor.
The Atlantic’in görüştüğü uzmanların işaret ettiği en gerçekçi senaryo, Çin’in devasa petrol stoklarını kullanması. Bu rezervler, yıllar boyunca kriz ihtimaline karşı biriktirildi.
Ancak açık depolardaki rezervuarların dolu kalması, Çin’in petrolü dışarıdan görülmeyen gizli depolarda tuttuğuna işaret ediyor olabilir.
Johnston bu ihtimal hakkında, “Bazen bu konuda konuşmaya başladığımda alüminyum folyo şapka takmam gerektiğini düşünüyorum. Buna dair neredeyse hiç kanıtımız yok. Yine de mantıklı olan tek açıklama gerçekten bu” dedi.
Bazı uzmanlar, Çin’in bu tutumuyla “yumuşak gücünü” artırmaya çalıştığını düşünüyor. Bu çerçevede Çin’in dünya ekonomisini kurtarmayı veya ABD üzerinde baskı kurabileceği araçlar elde etmeyi amaçladığı öne sürülüyor.
Bir başka görüşe göre ise Çin, ekonomiyi destekleyerek üretim kapasitesini korumaya çalışıyor.
Bloomberg, mayısta kaynaklara dayandırdığı haberinde Çin’in petrol ithalatını savaş öncesi seviyeye göre yaklaşık dörtte bir oranında ve diğer ülkelerin fark edemeyeceği biçimde azalttığını yazdı. Çin’in iç petrol stokları ise gerilemedi.
Bloomberg, bu durumun arz fazlasına işaret ettiğini belirtti. Bu tablo, petrol kıtlığının yaşandığı koşullarda alışılmadık görülüyor.
Diplomasi
“Ağ Devleti” kurmak isteyen Srinivasan, ABD ile Malezya’yı nasıl karşı karşıya getirdi?

Tartışmalı “Ağ Devleti” fikrinin mucidi teknoloji yöneticisi Balaji Srinivasan, dünyayı dolaşarak göçebe bir eğitim topluluğu kurmak için uygun bir yer arıyordu.
Coinbase’in eski teknoloji direktörü Srinivasan, Malezya’da, bu ülkeyi komşusu Singapur’dan ayıran su yolunun hemen karşısındaki, büyük ölçüde tamamlanmamış bir kompleks içinde aradığı yeri bulduğunu düşünüyordu.
Srinivasan’ın Network School’u (Ağ Okulu), konumu konusunda kasıtlı olarak belirsiz bırakılmış tek bir sosyal medya videosu sosyal medya kullanıcılarının dikkatini çekene kadar yıllarca sorunsuz bir şekilde faaliyet göstermişti.
Fakat bu durum, 21 Temmuz’da okulun kapılarının kapanmasına yol açan Malezya devletinin müdahalesiyle değişti.
Ertesi gün Srinivasan, Orta Asya’da Kazakistanlı yetkililerle bir mutabakat zaptı (MOU) imzaladı.
Srinivasan, X’te paylaştığı bir gönderide, “Yeni kampüsümüz, hızlandırılmış vize işlemleri, kolaylaştırılmış ikametgah değişikliği ve aktif yetenek işe alımıyla küresel teknoloji iyimserliğinin sığınağı haline gelecek,” diye yazdı.
Fortune’un aktardığına göre Malezya yetkilileri, İsrailli vatandaşların ikinci ülke pasaportlarıyla ülkeye girerek Network School’un programına katıldıklarına dair internetteki iddiaların ardından soruşturma başlattı.
Malezya, İsrail’i tanımıyor ve genellikle İsrail pasaportu sahiplerinin ülkeye girişini yasaklıyor.
Dışişleri Bakanı Muhammed Hasan, Malezya’nın göçmenlik politikalarının İsrail’i tanımadığını belirtti; bu uzun süredir devam eden tutumun, Büyükelçi Muhammed Şahrul İkram Yakub tarafından da Washington’a iletildiğini vurguladı.
Bernama’nın aktardığına göre Hasan, “ABD ve İsrail çifte vatandaşlığına sahip bir kişi, ABD pasaportunu kullanarak Malezya’ya giriş yaptı. Fakat yapılan kontroller sonucunda bu kişinin İsrail vatandaşlığına da sahip olduğu ortaya çıktı ve biz de kendisinden ülkeyi terk etmesini istedik,” dedi.
Soruşturmada seyahat belgeleriyle ilgili herhangi bir ihlal kanıtı bulunamadı. Yine de Iskandar Puteri Belediye Meclisi, 21 Temmuz’da Network School’un işletme ruhsatını iptal etme kararı aldı ve bunun gerekçesi olarak, kurumun ruhsat koşullarını ve tesis kullanım şartlarını ihlal ettiğini gösterdi.
Belediye Meclisi ayrıca, tesiste yürütülen ticari faaliyetlerin ofis kullanım ruhsatında belirtilenlerden farklı olduğunu tespit ettikten sonra Network School’un reklam ruhsatını da iptal etti.
Johor Eyaleti Başbakanı Onn Hafiz Ghazi, 21 Temmuz’da bir sosyal medya paylaşımında, 22 Temmuz’dan itibaren şirketin Forest City’deki tüm faaliyetlerinin durdurlacağı haberlerini teyit etti.
Malezya ile ABD arasında “İsrail” krizi
Anlaşmazlık daha sonra diplomatik bir olaya dönüştü. Malezya Dışişleri Bakanı, devletin haber ajansı Bernama’ya, ABD ve İsrail çifte vatandaşı olan bir kişinin ülkeyi terk etmesi emredildiğini söyledi.
Bunun üzerine ABD Dışişleri Bakanlığı, Malezya’nın İsrail konusundaki tutumunu açıklaması için ülkenin büyükelçisini çağırdı.
Ibrahim gazetecilere yaptığı açıklamada, “Yahudilere hakaret etmiyoruz. İsrail’in yaptıklarına karşıyız. Sanki belirli bir gruba karşıymışız gibi etiketleniyoruz. Biz sadece başkalarını ezip sömüren ülkelere karşıyız,” demişti.
Malezya’nın İsrail’e yönelik politikasının Malezyalılar tarafından olumlu karşılandığını fakat ABD’li Kongre üyeleri tarafından aynı şekilde karşılanmadığını söyleyen başbakan, “Biz egemen ve bağımsız bir ülkeyiz. Taviz vermeyeceğiz ve tek bir İsraillinin bile Malezya topraklarına ayak basmasına izin vermeyeceğiz,” dedi.
Anlaşmazlık, İbrahim’in İsrailli vatandaşların sınır dışı edilmesine ilişkin açıklamalarının ardından sekiz ABD Kongre üyesinin Washington’dan Malezya ile olan bağları gözden geçirmesini talep etmesiyle ortaya çıktı.
Kongre üyeleri, 15 gün içinde bu kararın geri alınmaması halinde, Malezyalı askeri personele ABD tarafından profesyonel eğitim sağlayan Uluslararası Askeri Eğitim ve Öğretim programına yönelik fonların kesilmesini talep ettiler.
Ayrıca, Enver hükümetini, Washington tarafından “yabancı terör örgütü” olarak tanımlanan Hamas ile açık ilişkiler sürdürmekle suçlayarak, Hamas militanlarının Malezya topraklarında eğitim gördüğünü iddia ettiler.
Malezya Başbakanı, bu iddiaları temelsiz olarak reddetti ve Hamas liderleriyle yaptığı görüşmeleri hiçbir zaman gizlemediğini fakat bu görüşmelerin bombalamalar ve cinayetlerden etkilenen ailelere taziyelerini iletmek amacıyla yapıldığını söyledi.
Öte yandan ABD’nin Malezya’nın İsrailli vatandaşlara uyguladığı giriş yasağına yönelik eleştirilerinin, ülkenin dış politikasında büyük bir değişiklik yaratmasının pek olası olmadığı düşünülüyor.
Ağ Okulu nedir?
Srinivasan, 2024 yılında Malezya’da yaklaşık 100 uluslararası katılımcıya yönelik 90 günlük bir pilot program olarak Network School’u başlattı.
2025 yılının başlarında bu programı bir yıllık bir programa genişletti.
Bu kompleks, “teknoprenörler” (teknoloji girişimcileri) ve içerik üreticiler için bir ortak yaşam alanı işlevi görüyor.
Aylık 1.500 dolar karşılığında konaklama, yemek, spor salonu erişimi ve düzenli olarak düzenlenen teknoloji atölyeleri ile “hackathonlar” (hack maratonları) sunuluyor.
Katılımcılar, Straits Times’a verdikleri demeçte, programın Silikon Vadisi ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki benzer tekliflerden daha ucuz olduğunu, bu programların maliyetinin üç ila beş kat daha fazla olabileceğini savundular.
Srinivasan ise Ağustos 2024’te X’te paylaştığı bir gönderide , “ABD’deki mevcut lisans eğitimi modeli işlevsiz… Dört yıllık bir derece için 100 bin doların üzerinde para ödüyorsunuz, ancak hayatınız boyunca geçim masrafları için hiçbir bütçe ayırmıyorsunuz,” diye yazdı.
Srinivasan, okulun komşu Singapur’a yakınlığını önemli bir satış argümanı olarak öne çıkarıyordu.
O dönemde, “Burası güzel ve güneşli bir yer; uluslararası bir havalimanına (Changi) sahip büyük bir şehirden (Singapur) bir saatten daha az uzaklıkta. Bu, hafta içi derslerinize yoğunlaşabileceğiniz, hafta sonları eğlenmek için şehre gidebileceğiniz ve aynı gün içinde Asya’nın hemen hemen her yerine ulaşabileceğiniz anlamına geliyor,” diye yazmıştı.
Kısa bir süre öncesine kadar Malezyalı yetkililer bu projeyi destekliyordu. Hatta sadece üç ay önce, dijital bakan Gobind Singh Deo kampüsü “küresel teknoloji yetenekleri için yükselen bir destinasyon” olarak tanımlamıştı.
Network School’un Singapur’a yakınlığı dikkatleri üzerine çekti. 10 Temmuz’da okulun sosyal medyada yayınlanan bir reklamında, okulun “Singapur yakınlarındaki yapay bir adada” bulunduğu vurgulanmıştı.
Bu durum, çevrimiçi araştırmacıları konuyu derinlemesine incelemeye yönlendirdi ve bu süreçte Network School’un aslında Singapur sınırının karşısında yer alan Malezya eyaleti Johor’da bulunduğunu ortaya çıkardılar.
Aynı gün, Filistin yanlısı bir aktivist grubun Instagram paylaşımı, Network School’u ülkenin yasalarını ihlal ederek İsraillileri Malezya’ya getirmekle suçladı.
Srinivasan 2023 yılında, toprak biriktirme ve kendi kaderini tayin etme hedefini içeren “ağ devleti” stratejisini tanımlamak için “teknoloji Siyonizmi” terimini kullanmıştı.
Soyut bir yönetişim benzetmesi olarak kullanılan bu terim, kamuoyunun güçlü bir şekilde Filistin yanlısı olduğu bir ülkede pek iyi karşılanmadı.
Kuşatma sıkılaşmaya başlayınca Srinivasan, Başbakan Enver İbrahim ile bir görüşme talep etmeye çalıştı ve Malezya’daki yatırımları dondurmakla tehdit etti fakat bu çabaları sonuçsuz kaldı.
Balaji Srinivasan kimdir?
Srinivasan, Coinbase’in kendi girişimini satın almasının ardından 2018 yılında şirketin teknoloji direktörü olarak görev yaptı ve bir yıl sonra şirketten ayrıldı.
Daha önce genetik test girişimi Counsyl’in kurucu ortağıydı ve risk sermayesi şirketi Andreessen Horowitz’de genel ortak olarak çalıştı.
Ayrıca, küresel teknoloji sektörünü ulusal egemenlikten koparmak için uzun süredir sürdürdüğü çabalarıyla da tanınıyor.
2013 yılında, ABD teknoloji endüstrisinin ülkeyi terk edip yurt dışına taşınması gerektiğini savunmuştu. 2022’de ise “Ağ Devleti” konseptine ilişkin fikirlerini ayrıntılı olarak anlattığı bir kitap yayınladı.
Srinivasan, 2020’nin başlarında COVID-19 pandemisinin ABD’de yayılmaya başladığı dönemde, bu salgının oluşturduğu tehdit ve yıkıcı etkiler konusunda Silikon Vadisi’nde uyarıda bulunan ilk kişilerden biriydi.
Ayrıca 2023’te, Bitcoin’in 90 gün içinde 1 milyon dolara ulaşacağına dair talihsiz bir iddiaya girmesiyle kısa süreliğine gündeme gelmişti.
Fakat bu iddiadan sadece iki ay sonra vazgeçerek, fonları karşı taraf olan GiveDirectly yardım kuruluşuna ve bir Bitcoin geliştirme fonuna bağışladı.
Bunun yanı sıra bu teknoloji girişimcisi, Peter Thiel ile birlikte “Amerika’nın yegane monarşisti” Curtis Yarvin’in “Karanlık Aydınlanma” çevresine mensuptu.
Srinivasan, “bulut ülkesi” olarak adlandırdığı kendi şehrini, Washington’ın boğucu yasalarının, bürokrasisinin, medyasının, Harvard ve Yale’in diplomalarının karşısına çıkarıyordu.
Fiziki topraklara göçün sürdürülebilir olmayacağını kabul eden Srinivasan, dijital topluluklar kurmayı kafasına koymuştu.
Ona göre çevrimiçi ilişkiler dil-din-ırk farkı bilmiyordu ve yakınlık kurmaya fiziksel ilişkilerden daha meyyaldi.
Önce sanal bir ağ kuracak, sonra o sanal ağ yeni bir şehre dönüşecek, en nihayetinde de yeni bir ülke meydana gelecekti.
Srinivasan, münzeviliğe ve kendi kendine yeterliliğe vurgu yapan “Ada” temalı kaçışlardan ziyade, daha “kolektif” bir kuruluşa çağrı yapıyordu. Singapur ve onun ebedi şefi Lee Kuan Yew bu nedenle ona daha çok hitap ediyordu.
Bunun yanı sıra, Güney Kore’de yer alan ve bir özel şirket tarafından “yurttaş-müşteri”lerin pay sahibi olduğu New Songolo City de, teknoloji zenginimizin gözdelerindendi.
2013 yılında yaptığı bir konuşmada, Silikon Vadisi’nin ABD’den “nihai çıkışını” (ultimate exit) savunmuş ve ABD’nin “modası geçmiş ve yenilikçilere düşman” olduğunu iddia etmişti.
Srinivasan, Ağ Devleti adlı kitabında, “sınırın yeniden açıldığını” ve teknolojideki ilerlemeler sayesinde yeni egemen entitelerin sayısının katlanarak artacağını savunuyordu.
Srinivasan, kitabında da İsrail’in kendilerine bir model olduğundan bahsediyordu. İsrail’in kuruluşu ile birlikte Yahudiler, “Tanrı/Devlet/Ağ” dizisinin başarılı bir örneğini sergiliyorlardı.
Theodor Herzl’in eserlerini kitabının ilham kaynağı olarak gösteren Srinivasan, ABD-Çin kutupları dışındaki üçüncü bir kutbun, teknolojik olarak gelişkin İndo-İsrail kutbu olacağına inanıyor.
Malezya-Singapur hattında Kuşak ve Yol bağlantısı
Network School, Çinli gayrimenkul geliştiricisi Country Garden tarafından 2016 yılında başlatılan devasa bir konut projesi olan Forest City’de faaliyet gösteriyordu.
Proje, Asya, Afrika ve Avrupa’da altyapı inşa etmeyi amaçlayan küresel bir strateji olan Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi tarafından da desteklenmişti.
Hedef, Singapur’un hemen karşısında, Johor Boğazı’nın Malezya tarafında 700.000 kişiyi barındırabilecek bir şehir inşa etmekti.
Fakat taahhüt edilen yaklaşık 100 milyar dolarlık yatırıma rağmen inşaat hiçbir zaman tamamlanamadı.
Projenin yalnızca %15’i inşa edildi ve bunun da çok daha azı olan %1’i yerleşime açıldı.
Forest City daireleri çoğu Malezyalı için çok pahalıydı; bu da projenin Çinli alıcıları hedeflediği anlamına geliyordu.
Fakat Çin’deki sermaye kontrolleri, COVID salgını ve ardından emlak devi Evergrande’nin çöküşünün tetiklediği emlak krizi, bu umutları suya düşürdü.
Bir zamanlar “örnek geliştirici” olarak görülen Country Garden, 2023 yılından bu yana borç yeniden yapılandırmasıyla boğuşuyor.
Geliştirici, geçen yıl 22,9 milyar dolarlık gelir bildirdi; bu rakam, 2022’deki 63,6 milyar dolarlık zirve seviyesinin üçte ikisinden fazlası kadar düşük.
Johor, o zamandan beri Forest City’yi yeni imzalanan Johor-Singapur Özel Ekonomik Bölgesine dahil etti ve burayı bir özel finans bölgesi olarak belirledi.
Yetkililer burayı uluslararası aile ofisleri ve sermaye merkezi olarak tanıtıyor.
Peter Thiel’in yatırım şirketi, Nijerya’da “şehir devleti” kuruyor
Srinivasan’ın Kazakistan’da ne işi var?
Network School’un yeni kampüsüyle ilgili ayrıntılar henüz sınırlı. Yine de Srinivasan, yapay zeka alanında eğitim ve araştırma fırsatları ile teknoloji girişimlerine destek sunacak bir alan vaat ediyor.
Network School ile ülkenin Yapay Zeka ve Dijital Kalkınma Bakanlığı arasında imzalanan beş yıllık mutabakat zaptı, her iki tarafın da uluslararası etkinlikler ve hackathonlar düzenlemesini ve bu yıl Kazakistan’da bir Ağ Devleti konferansının düzenlenmesini öngörüyor.
Kazakistan Yapay Zeka ve Dijital Kalkınma Bakanlığı, 22 Temmuz tarihli bir Instagram paylaşımında şunları yazdı:
“Bu mutabakat zaptı, ortak projelerin hayata geçirilmesi ve Kazakistan’ın yapay zeka ve inovasyon alanında bölgesel bir merkez olarak daha da gelişmesi için temel oluşturacak.”
Bakanlık kampüsün, önde gelen uzmanları, teknoloji şirketlerini ve yatırımları Kazakistan’a çekmek amacıyla da inşa edileceğini ekledi.
Kazakistan, kendisini yabancı teknoloji şirketlerine tanıtmaya çalışıyor. Cumhurbaşkanı Kasım-Cömert Tokayev, 10 Temmuz’da yaptığı açıklamada, “Sermaye liderlerini, benzersiz yasal düzenlemelerimizi güvenli ve yüksek getirili bir başlangıç noktası olarak değerlendirmeye davet ediyoruz,” demişti.
Ülke, Nvidia gibi ortaklarla birlikte 1 gigawatt kapasiteli bir veri merkezi kampüsü kurmayı planlıyor.
Srinivasan Singapur vatandaşlığı da aldı
Öte yandan eski Coinbase CTO’su, ABD vatandaşlığından ayrılarak Singapur vatandaşlığı aldığını da açıkladı.
Srinivasan, bu şehir devletinin “inovasyon ve girişimciliğe” karşı sergilediği misafirperver ortamı gerekçe göstererek ABD’den ayrıldığını ve Singapur vatandaşı olduğunu söyledi.
İnovasyonun Asya’ya doğru kaymakta olduğunu savunan Srinivasan, Singapur ve Hindistan gibi ülkelerin iş dünyasına elverişli politikalar, verimli yönetişim ve yeni teknolojilere açıklık sunduğunu belirtiyor.
Srinivasan, ABD’deki teknoloji ortamını eleştirerek, bu ortamın aşırı bürokratik ve kutuplaşmış hale geldiğini ve bu durumun girişimcilerin iddialı projeler peşinde koşmasını zorlaştırdığını söylüyor.
O, Singapur’un inovasyon ve girişimciliğin daha güçlü kurumsal destek gördüğü, daha istikrarlı bir ortam sağladığına inanıyor.
Girişimcinin bu kararı, Amerika’da Hint kökenli bir göçmen olarak yaşadığı kişisel deneyimlerinden de etkilenmiş gibi görünüyor.
Silikon Vadisi eskatolojisi – 3: Kudretli elimle sizi özgür kılacağım
Çocukken zorbalığa maruz kaldığını ve oraya ait olmadığını hissettiğini hatırlasa da, Singapur’un çokkültürlü toplumunun kendisine kabul gördüğünü ve kültürel bir bağ kurduğunu hissettirdiğini belirtiyor.
Hint kökenli kimliğinin bu ülkede kabul gördüğünü vurgulayan Srinivasan, özellikle Tamilcenin Singapur’un resmi dillerinden biri olduğunu ve inancını özgürce yaşayabileceği Hindu tapınaklarının varlığını örnek gösterdi.
Yatırımcı, bu kararının, “meritokrasi ve sosyal istikrar” gibi değerleriyle daha uyumlu olduğuna inandığı bir ülkede yaşamayı tercih ettiğini gösterdiğini söyledi.
“Tepkimi ayrılarak gösterdim,” diyen Srinivasan, taşınmasını Amerikan kültüründe yetişmiş olmasının bir reddi değil, kişisel bir tercih olarak nitelendirdi.
Srinivasan’ın bu argümanı, insanların ortak değerler etrafında topluluklar kurmasını ve nihayetinde yeni toplumlar yaratmasını savunan, daha geniş kapsamlı “Ağ Devleti” felsefesinin bir parçası.
Ayrıca bu şehir devleti, Srinivasan’ın ilgi alanlarıyla örtüşen finans, yapay zeka, blok zinciri ve biyoteknoloji alanlarında küresel bir merkez olarak konumlanmış durumda.
Srinivasan için bu hamle, sadece bir yer değişikliği değil, inovasyonun geleceğinin giderek daha küresel bir nitelik kazanabileceği ve Singapur gibi şehirlerin Silikon Vadisi gibi geleneksel teknoloji merkezleriyle rekabet edeceği yönündeki daha geniş kapsamlı bir argümanın parçası.
Avrupa2 hafta önceİngiltere çelik üreticisi British Steel’i kamulaştırdı
Dünya Basını3 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Avrupa1 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Görüş2 hafta önceEndüstriyel futbolun kıskacında bir dev: 2026 Dünya Kupası ve küresel ticaretin gölgesi
Asya2 hafta önceTokyo’dan Hürmüz Boğazı’nı baypas edecek hatlara destek
Asya2 hafta önceRusya’nın benzin talebine Hindistan’dan ret
Dünya Basını2 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa1 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor









