Bizi Takip Edin

Diplomasi

Timothy Ash: Rusya’nın başına gelebilecek en iyi şey mutlak bir yenilgi ve 50 yıllık işgal

Yayınlanma

Ünlü İngiliz tarihçi ve yazar Timothy Garton Ash, Rusya için en iyi senaryonun mutlak bir askeri yenilgi ve ardından ‘yaklaşık 50 yıllık bir işgal’ olduğunu belirtti. Ukrayinska Pravda’ya konuşan Ash, Ukrayna’nın gücünün Avrupa’nın güvenliği için kilit önemde olduğunu vurgularken, savaş sonrası Batı’nın ilgisinin azalabileceği uyarısında bulundu.

İngiliz tarihçi ve yazar Timothy Garton Ash, Rusya’nın geleceğine dair analizde bulundu. Ash, uzun vadede Rusya’nın başına gelebilecek en iyi şeyin “mutlak bir askeri yenilgi” ve ardından Almanya örneğinde olduğu gibi “yaklaşık 50 yıllık bir işgal” olduğunu öne sürdü.

Ukrayinska Pravda gazetesine mülakat veren Ash, Rusya’nın nükleer bir güç olması nedeniyle böyle bir senaryonun mümkün olmadığını kabul etmekle birlikte, “Rusya’nın yenilemeyeceği yönündeki temelsiz algıların” ve nükleer silah korkusunun Batı’nın politikasını şekillendirdiğini belirtti.

Tarihçi Ash, “Rusya’ya yönelik en iyi politikamız, Ukrayna’ya yönelik politikamızdır: Ukrayna’nın güçlü, bağımsız, egemen, müreffeh ve çekici bir demokratik ülke olmasına yardım etmek. Sonrasında ise sadece dayanmalı ve beklemelisiniz. Birkaç yıl, belki de on yıllar içinde bu çekim merkezi çalışmaya başlayacaktır,” ifadelerini kullandı.

‘İnsanların normal bir hayat kurma ihtiyacı beni çok etkiledi’

Askeri müdahalenin başlangıcından bu yana Ukrayna’yı yedinci kez ziyaret eden Ash, ülkedeki gözlemlerini de paylaştı. Ash, “Ukrayna’da şimdiye kadar tanıştığım en yorgun insanlardan bazılarını görüyorum. Ama aynı zamanda oldukça dirençli bir izlenim bırakıyorlar,” dedi.

Batı’da savaşın bitmek üzere olduğuna dair gerçekçi olmayan bir beklenti olduğunu, ancak Ukrayna’da kimsenin böyle bir yanılsamaya kapılmadığını belirten Ash, şu değerlendirmede bulundu:

“Bu kez beni en çok etkileyen şey, insanların bir dereceye kadar savaşı kazanana kadar savaşacaklarının farkında olmaları. Ama aynı zamanda kendi hayatlarını kurma ihtiyacı da hissediyorlar; bu daha çok kültür, sanat, tiyatro ve kişisel alanla ilgili. Normal bir hayata sahip olmakla ilgili. Bu sefer beni en çok etkileyen şey bu oldu.”

Ash, uzun süreli bir ateşkes ilan edilmesi durumunda herkesin savaşın bittiğini söyleme tehlikesine dikkat çekerek, “O zaman tüm dikkatler, 1999’dan sonra Bosna’da olduğu gibi Ukrayna’dan başka yöne çevrilir. Ve siz sorunlarınızla baş başa kalırsınız. Bu yüzden insanların şimdi Ukrayna’ya gelmesini nasıl motive edeceğimizden çok, dikkati daha uzun bir süre nasıl üzerimizde tutacağımızı düşünmekten endişe duyuyorum,” diye konuştu.

‘Medyadaki en büyük sorun sansür değil, mülkiyet’

İfade özgürlüğü üzerine de bir kitabı bulunan Ash, Ukrayna’daki medya ortamına ilişkin de önemli tespitler yaptı. Gezegendeki çoğu yerde en büyük sorunun sansür değil, “mülkiyet ve sahiplerin etkisi” olduğunu belirten Ash, “Modern Ukrayna hakkında konuşurken, bence burada daha çok gayri resmi etkiler, medya ortamını etkilemeye çalışan Başkanlık Ofisi’nin etkisi söz konusu. Bu gerçekten endişelenilmesi gereken bir durum,” değerlendirmesini yaptı.

‘NATO’nun genişlemesi savaşın nedeni değil, savaşı önleyen şeydi’

Ash, NATO’nun genişlemesinin Ukrayna’daki savaşa neden olduğu yönündeki anlatıyı “saçmalık” olarak nitelendirdi.

2000’lerin başında Başkan George W. Bush’a danışmanlık yapan uzman grubunda yer aldığını hatırlatan Ash, “NATO’nun genişlemesi, ABD’de tam ölçekli bir savaş olmamasının nedenidir,” dedi.

Tarihçi, “Geriye dönüp 2008 Bükreş Zirvesi’ne baktığımızda, eğer o zaman Ukrayna’yı NATO yoluna soksaydık, kendimizi bu savaştan koruyabilirdik,” değerlendirmesinde bulundu.

Avrupa’nın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve ABD Başkanı Donald Trump şoklarıyla nihayet uyandığını kaydeden Ash, Avrupa ülkelerinin artık kendi güvenlikleri için daha fazlasını yapmaları gerektiği konusunda gerçek bir anlayışa sahip olduğunu vurguladı.

Ukrayna’nın bu dönüşümde kilit bir rol oynadığını savunan Ash, “Ukrayna ne kadar güçlenir ve Rusya’ya ne kadar çok zayiat verdirirse, Avrupa’nın geri kalanı o kadar güvende olur. Bu çok açık, çünkü en büyük güvenlik tehdidimiz Rusya,” diye ekledi.

Diplomasi

ABD ve İran Hürmüz Boğazı için anlaşmaya yakın

Yayınlanma

Bloomberg ve CBS News’te yer alan haberlerde ABD ve İran’ın, Hürmüz Boğazı’nın yeniden ulaşıma açılması için mutabakat zaptı imzalamaya yakın olduğu bildirildi. Anlaşmanın yürürlüğe girmesi halinde, nihai uzlaşı için 60 günlük bir müzakere süreci başlayacak.

ABD ve İran, Hürmüz Boğazı’nın yeniden ulaşıma açılması amacıyla anlaşma imzalamaya yaklaştı. Bloomberg ve CBS Newsün yüksek düzeyli yetkililer ile G7 ülkelerinin temsilcilerine dayandırdığı haberlere göre, söz konusu uzlaşının nihai bir anlaşma yerine öncelikle bir mutabakat zaptı şeklinde formüle edilmesi ve nihai anlaşma için müzakerelerin önünü açması bekleniyor.

İranlı üst düzey bir yetkili anlaşmanın yakın olduğunu belirtirken, bir G7 temsilcisi de belgenin bağlayıcı bir anlaşmadan ziyade bir niyet beyanı niteliği taşıyacağını aktardı.

Başka bir G7 temsilcisi ise Bloomberg’e yaptığı açıklamada, belgenin bu pazar günü İsviçre’nin Cenevre kentinde imzalanması ihtimalinin görüşüldüğünü ancak İran tarafının nihai uzlaşıyı henüz onaylamadığını bildirdi.

Bu yılki G7 zirvesi 15 ila 17 Haziran tarihlerinde Fransa Alpleri’ndeki Evian kentinde düzenlenecek. Cenevre ise bu bölgeye yakın bir konumda bulunuyor.

Ajansın kaynağı, çatışmaların başlamasından bu yana Washington ile Tahran arasındaki iletişimin zorlukla yürütüldüğünü kaydetti. CBS News kaynakları mutabakat zaptının önümüzdeki haftanın başında imzalanabileceğini öngörürken, ABD Başkanı Donald Trump da bu hafta sonu Avrupa’da İran ile bir barış anlaşması imzalanmasının muhtemel olduğunu söyledi.

G7 temsilcileri, daha önce diplomatik alanda sağlanan ilerlemenin henüz resmiyete dökülmediğini ve nihai şartlar üzerinde uzlaşıldığına dair kesin bir işaret bulunmadığını vurguladı.

Mutabakat zaptının imzalanması, taraflar arasında nihai anlaşmanın detaylarını netleştirmek üzere 60 günlük bir müzakere sürecini başlatacak.

İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Bloomberg’e yaptığı açıklamada, tarafların bu konuda henüz nihai karara varmadıklarını bildirdi. Sözcü bununla birlikte, Ortadoğu’da gerilimin tırmanmasına ve enerji fiyatlarının yükselmesine yol açan çatışmanın sonlandırılması yönünde bir ilerleme kaydedildiğini doğruladı.

Axios sitesinin kaynaklarına dayandırdığı habere göre, ABD ve İran arasındaki mutabakat zaptının metni üzerinde uzlaşı sağlandı ancak belgenin henüz nihai olarak onaylanması gerekiyor.

Haberdeki iddialara göre İran, nükleer silah edinme arayışına girmeme ve zenginleştirilmiş uranyum stoklarını belirli bir düzene sokma taahhüdünde bulunuyor.

ABD tarafı ise BM müfettişlerinin gözetimi altında uranyum zenginleştirme seviyesinin düşürülmesi seçeneğini değerlendiriyor.

İran ve ABD arasında barış mutabakatı: Taslak metindeki maddeler neler?

Belge uyarınca, İran’ın nükleer programına yönelik sonraki adımlar ancak taraflar arasında ikinci bir anlaşmanın yapılmasıyla mümkün olacak.

Bununla birlikte, Axios’a konuşan kaynaklar, müzakerelerin karmaşıklığı nedeniyle ikinci bir anlaşmanın imzalanma olasılığını düşük görüyor.

Metin, Hürmüz Boğazı’nın ticari gemilerin geçişi için derhal ve ücretsiz olarak açılmasını, taşımacılık hacminin de 30 gün içinde çatışma öncesi seviyeye getirilmesini öngörüyor. Buna karşılık ABD, İran limanlarına yönelik ablukayı kaldıracak.

Siteye konuşan kaynak, mutabakat zaptının nükleer konulara ilişkin ayrıntılı hükümler içerdiğini ve ABD’nin taleplerini karşıladığını ifade etti.

Daha önce yansıyan bilgilere göre, boğazın açılmasının ardından İran’a geçici olarak yaptırım muafiyeti tanınabileceği ve 60 gün boyunca petrol ihraç etmesine izin verilebileceği belirtilmişti.

Bu sürenin ardından kısıtlamaların gevşetilmeye devam etmesi, anlaşma şartlarının yerine getirilmesine bağlı olacak.

İran’ın yurt dışında dondurulmuş varlıklarının durumu ise henüz çözüme kavuşturulamadı.

Tahran bu fonların bir kısmının derhal ödenmesini talep ederken, Washington paranın aşamalı olarak serbest bırakılmasını öneriyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD, Sahalin-2 petrolünün Japonya’ya sevkiyat iznini uzattı

Yayınlanma

ABD Hazine Bakanlığı, Rusya’nın Sahalin-2 projesinden çıkarılan petrolün deniz yoluyla Japonya’ya taşınmasına izin veren lisansın süresini 18 Aralık 2026’ya kadar uzattı. Karar kapsamında ayrıca, yaptırım uygulanan Rus bankaları ve Merkez Bankası ile sivil nükleer enerji alanında yapılacak işlemler için verilen muafiyetin süresi de 18 Aralık’a kadar uzatıldı.

ABD Hazine Bakanlığı, Rusya’nın Sahalin-2 projesi kapsamında üretilen petrolün deniz yoluyla taşınmasına yönelik işlemlere izin veren lisansı 18 Aralık 2026’ya kadar uzattı.

Bakanlığın internet sitesinde yayımlanan belgeye göre, söz konusu muafiyet, taşınan petrolün tamamının yalnızca Japonya’ya ithal edilmesi şartıyla geçerli olacak.

Daha önce 18 Haziran 2026’ya kadar uzatılmış olan bu lisans, ABD tarafından ilk kez 2022 yılında verilmiş ve o tarihten bu yana defalarca yenilenmişti. Tokyo yönetimi, kendi enerji güvenliğini sağlamak amacıyla Eylül 2025’te Sahalin-2 petrolünü tavan fiyat uygulamasından muaf tutmuştu.

Sivil nükleer enerji projelerine yönelik muafiyet de uzatıldı

ABD Hazine Bakanlığı ayrıca, yaptırım listesinde yer alan Rus bankaları ve kurumlarının katılımıyla sivil nükleer enerji alanında yapılacak işlemler için verilen lisansın süresini de 18 Aralık’a kadar uzattı.

Söz konusu izin kapsamındaki kurumlar arasında Gazprombank, VEB.RF, Otkritie Bankası, Sovcombank, Sberbank, VTB, Alfa-Bank, Rosbank, Zenit ve St. Petersburg bankaları ile Ulusal Takas Merkezi yer alıyor.

Muafiyet, bu kuruluşların yüzde 50 veya daha fazla hissesine sahip olduğu tüm şirketleri ve Rusya Merkez Bankası’nı da kapsıyor.

Nisan 2024’te ilk kez yürürlüğe giren bu lisans, yalnızca 21 Kasım 2024’ten önce başlatılmış olan sivil nükleer projelerin sürdürülmesi veya desteklenmesi için gerekli işlemleri kapsıyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Çin’in İran’dan ithal ettiği petrol miktarı üç ayda onda bire düştü

Yayınlanma

Çin’in İran’dan ithal ettiği ham petrol miktarı, bağımsız rafinerilerin talebini azaltması, yeni ABD yaptırımları ve lojistik sorunlar nedeniyle mayıs ayında günlük 160 bin varile geriledi. Bloomberg verilerine göre, şubatta 1,8 milyon varil olan günlük sevkiyatın bu seviyeye düşmesiyle iki ülke arasındaki petrol ticareti en ciddi sınamasıyla karşı karşıya kaldı.

Çin’in İran’dan gerçekleştirdiği ham petrol ithalatı, azalan talep ve ABD’den gelen baskıların artmasıyla keskin bir düşüş kaydetti.

Bloomberg’ün verilerine göre, şubat ayında günlük 1,8 milyon varil olan Çin’in İran’dan petrol ithalatı, mayıs ayında yaklaşık 160 bin varile kadar geriledi. Sevk edilen miktar, üç ay içinde onda birden fazla azaldı.

Bloomberg, bu sevkiyatların İran ekonomisine “hayati bir destek” sağladığına dikkat çekti.

Düşüşün temel nedenlerinden biri olarak Çin’deki bağımsız petrol rafinerilerinin alımlarını azaltması gösterildi. Artan zararlarla karşı karşıya kalan bu işletmeler, petrol işleme hacimlerini düşürmeye başladı.

ABD yaptırımları da piyasa üzerinde ek baskı oluşturdu. Habere göre bazı Çinli alıcılar, Washington’ın kısıtlamalarına maruz kalma riskinden kaçınmak amacıyla İran ham petrolünü satın alma konusunda daha temkinli davranmaya başladı.

Hürmüz Boğazı’nda sevkiyatlar durma noktasında

Lojistik alanda yaşanan sorunlar da ithalat rakamlarını olumsuz etkiliyor. Enerji danışmanlık firması Vortexa’nın verilerine göre, haziran ayında Hürmüz Boğazı’ndan İran petrolü taşıyan tek bir tanker bile geçmedi.

JTD Energy Services Baş Stratejisti John Driscoll, ajansa yaptığı değerlendirmede, “İran ile Çin arasındaki petrol ticareti, tüm zamanların en ciddi sınamasıyla karşı karşıya” ifadesini kullandı.

Uzmanlar, Çin’in İran’dan azalan ithalatı diğer tedarikçiler kanalıyla telafi edebileceğini belirtiyor. Son dönemde fiyatı düşen Rus petrolü, Çinli alıcılar için daha cazip bir seçenek haline geldi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, mayıs ayında Çin lideri Şi Cinping ile gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından, Rusya’nın Çin’e kesintisiz petrol ve doğalgaz tedarik etmeye devam etmeye hazır olduğunu açıklamıştı.

Çin Genel Gümrük İdaresi verilerine göre, ülkenin Rusya’dan yaptığı petrol ithalatı 2026 yılının ocak-nisan döneminde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 26 artarak 40,83 milyon tona ulaştı.

Bloomberg daha önce yayımladığı bir haberde, bağımsız rafinerilerin talebinin düşmesi üzerine İran’ın Çinli alıcılara yönelik petrol indirimlerini artırmak zorunda kaldığını bildirmişti.

Ajansın verilerine göre, mayıs ayında gösterge ham petrol fiyatlarına göre primle satılan İran Light petrolünün temmuz vadeli partileri, Brent petrolünün varil fiyatından 1 dolardan fazla indirimle alıcı buldu.

The Wall Street Journal gazetesi ise ABD’nin İran limanlarına yönelik ablukası nedeniyle Tahran yönetiminin petrolü depolamak ve taşımak için alternatif yollar aramak zorunda kaldığını yazmıştı.

Gazetenin haberine göre İranlı yetkililer, ham petrolü sadece tankerlerde değil, Ahvaz ve Asaluye’deki petrol merkezlerinde bulunan konteynerler ile atıl durumdaki rezervuarlarda depolamaya başladı.

Ayrıca İran’ın Çin’e demiryolu üzerinden petrol sevkiyatı gerçekleştirmeyi denediği aktarıldı.

Sevkiyatlardaki bu düşüş, küresel petrol ticaretinin en önemli geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı çevresindeki krizin sürdüğü bir dönemde gerçekleşiyor.

Küresel petrol arzının yaklaşık yüzde 20’si, sıvılaştırılmış doğalgaz sevkiyatının ise yüzde 30’u bu güzergah üzerinden yapılıyor.

ABD Enerji Bakanlığı verilerine göre, Hürmüz Boğazı uzunca bir süre daha fiilen kapalı kalmaya devam edecek ve bu kritik rota üzerinden tam kapasiteli petrol sevkiyatları en erken 2027 yılında yeniden başlayabilecek.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English