Dünya Basını
Rus ve Amerikalı uzmanlar aynı masada: Bering Tüneli yeni bir işbirliği çağını başlatabilir

Uluslararası uzmanlar, akademisyenler ve proje danışmanları, EIR News Service tarafından düzenlenen bir yuvarlak masa toplantısında Bering Boğazı Tüneli projesini ele aldı. Konuşmacılar, projenin sadece kıtaları birbirine bağlayan bir altyapı hamlesi olmadığını, aynı zamanda ABD ve Rusya arasında işbirliğini teşvik ederek küresel barış ve kalkınma için tarihi bir fırsat sunduğunu vurguladı. Projenin, dünyayı mevcut tehlikeli çatışma ortamından çıkarabilecek bir “oyun değiştirici” olabileceği belirtildi.
Uluslararası uzmanlar, Bering Boğazı Tüneli projesinin sadece bir altyapı girişimi değil, aynı zamanda küresel barış ve kalkınma için yeni bir çağ açma potansiyeline sahip olduğunu vurguladı.
EIR News Service tarafından düzenlenen çevrim içi yuvarlak masa toplantısında bir araya gelen Alman, Amerikalı, Rus ve İtalyan konuşmacılar, projenin Avrasya ile Amerika kıtalarını birbirine bağlayarak uluslararası ilişkilerde yeni bir paradigma yaratabileceğini ifade etti.
Toplantının açılışını yapan EIR editörü Jason Ross, Bering Boğazı Tüneli’nin “sadece kıtalar arasında bir köprü değil, aynı zamanda daha iyi bir uluslararası ilişkiler paradigmasına yönelik ahlaki bir köprü” olarak hizmet edebileceğini söyledi.
“Bu proje savaş ya da barışa verilecek yanıttır”
Toplantıyı düzenleyen Schiller Enstitüsü Kurucu BaşkanıHelga Zepp-LaRouche, Bering Boğazı Tüneli’nin temel önemine dikkat çekti.
Zepp-LaRouche, projenin sadece ekonomik bir yatırım potansiyeli taşımadığını belirterek, “Bering Boğazı Tüneli’nin gerçekleştirilmesi, potansiyel olarak ve büyük bir olasılıkla savaş mı yoksa barış mı olacağına verilecek yanıttır” dedi.
Dünyanın en büyük iki nükleer gücü arasında çatışmanın yerini işbirliğine bırakacak bir anlaşmaya varılmasının önemini vurgulayan Zepp-LaRouche, şöyle devam etti:
“Bu işbirliği sadece bu iki ülkenin değil, dünyadaki tüm ülkelerin yararınadır. Bu, tarihin şu anki son derece tehlikeli moment’inden bir kopuşu ve farkı işaret eden bir oyun değiştirici olabilir.”
Zepp-LaRouche, merhum eşi Lyndon LaRouche’un bu projeyi 1978 gibi erken bir tarihte desteklemeye başladığını hatırlattı.
Projenin, daha sonra “Yeni İpek Yolu Dünya Kara Köprüsü Haline Geliyor” raporuyla somutlaştırdıkları fikrin kilit halkasını oluşturduğunu ifade eden Zepp-LaRouche, “Bu fikir, altyapı gelişiminin sürekli ilerlemesiyle gezegenin tüm kıtalarının açılması ve sonunda tüm dünyanın bir tünel ve köprü sistemiyle birbirine bağlanmasıdır” diye konuştu.
Bu vizyonun hayata geçmesiyle Arjantin’in güney ucundan hızlı trenle yola çıkan bir kişinin Alaska’ya, oradan tünelle Sibirya’ya ve son olarak Afrika’nın güney ucundaki Ümit Burnu’na kadar kesintisiz seyahat edebileceğini belirten Zepp-LaRouche, projenin sadece bir ulaşım hattı olmadığını, bir “kalkınma koridoru” olduğunu söyledi.
Zepp-LaRouche, “Rusya tarafında 4 bin, Kanada ve Alaska tarafında ise 2 bin kilometre hızlı tren hattı inşa edilecek. Ancak bu, koridordaki tek bir atardamar olacak. Koridor aynı zamanda otoyolları, enerji üretim ve dağıtımını ve iletişimi de içerecek” dedi.
Bu sayede Zepp-LaRouche, şu anda büyük ölçüde donmuş toprak koşullarına sahip olan Kuzey Amerika ve Rusya’nın Uzak Doğu’sundaki geniş alanların altyapıyla geliştirileceğini ve bu bölgelerin verimliliğinin küresel sanayi merkezleri seviyesine ulaşabileceğini ekledi.
Projenin maliyetine de değinen Zepp-LaRouche, “Bazı uzmanlar projenin yaklaşık 15 yıl içinde kendi masrafını çıkaracağını belirtiyor. Elon Musk, tünelin sekiz yılda 8 milyar dolara inşa edilebileceğini söyledi. Ancak projenin açığa çıkaracağı ekonomik üretkenlik ve refah potansiyeli devasadır” ifadelerini kullandı.
Zepp-LaRouche, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Vladivostok Ekonomik Forumu’nda diğer ülkeleri bu projeye yatırım yapmaya davet ettiğini hatırlatarak, projenin barış inşa edici bir yönü olduğunu da sözlerine ekledi.
Spencer: 21. yüzyılın Panama Kanalı
Diğer yandan InterContinental Railway Baş Proje Danışmanı Scott Spencer, projenin tarihte önemli bir “dönüm noktası” olduğunu belirtti. Spencer, “Tüm büyük projelerin tarihinde birden fazla dönüm noktası vardır ve biz şu anda tam da böyle bir noktadayız” dedi.
Ukrayna ile Rusya arasındaki savaşın maliyetinin bu projenin maliyetini çok aştığını ve dünyaya hiçbir fayda sağlamadığını söyleyen Spencer, “Intercontinental Railway, barışa ulaşmak için önemli bir parçadır” diye konuştu.
Projenin ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in üzerinde anlaşabileceği bir konu olduğunu belirten Spencer, Rus haber ajansı TASS‘ın son günlerde kendisiyle iki kez temasa geçerek projenin ABD-Rusya ilişkilerini yeniden inşa etme potansiyeli hakkında görüştüğünü aktardı.
Spencer, projenin karmaşıklığına rağmen sadece iki temel soru olduğunu ifade etti:
“Bu projeyi inşa etme liderliğini kim üstlenecek? Ve inşa edildiğinde insanlar neden bunu daha önce yapmadık diyecekler?”
Projenin faydalarını özetleyen Spencer, Bering Boğazı’ndaki tünelin yaklaşık 100 kilometre uzunluğunda olacağını ve gelişmiş tünel teknolojisinin maliyeti ve süreyi azaltabileceğini söyledi. Projenin sadece tünelden ibaret olmadığını, Alaska’yı Kanada üzerinden ABD’nin diğer eyaletlerine bağlayacak daha geniş bir ağı kapsadığını belirtti.
Spencer, “Bu projeyi ’21. yüzyılın Panama Kanalı’ olarak adlandırıyoruz, çünkü 20. yüzyılda Panama Kanalı’nın olduğu gibi etkili ve oyun değiştirici olacak” dedi.
Projenin başlangıçta yılda yaklaşık 100 milyon gros ton mil yük taşımasını beklediklerini ve bunun yanı sıra Rusya ve Alaska’daki kaynaklara erişimle ilgili ek trafik yaratacağını ifade etti.
Projenin maliyetinin 100 milyar dolar civarında olduğu tahmin edilse de, 200 milyar dolar bile olsa, 150-200 yıllık ömrü göz önüne alındığında bunun önemli bir rakam olmadığını kaydeden Spencer, projenin ilerlemesi için ABD, Kanada, Rusya ve Çin arasında karşılıklı faydaya dayalı bir “Kıtalararası Demiryolu Anlaşması” yapılması gerektiğini vurguladı.
Razbegin: Proje teknik olarak gerçekleştirilebilir
Rusya’daki Interhemispheric Bering Strait Tunnel & Railroad Group Başkanı Dr. Viktor Razbegin de projenin modern görünümü ve gelecekteki potansiyeli hakkında teknik detaylar paylaştı.
Razbegin, Alaska ve Rusya arasındaki en kısa mesafenin 85 kilometre olduğunu ancak tünel güzergahının iki küçük adanın varlığı nedeniyle 95 ila 113 kilometre arasında olacağını belirtti.
Bu adaların varlığının tünelin inşası için bir avantaj olduğunu söyleyen Razbegin, “Bu sayede Bering Boğazı’nı tek parça halinde değil, her biri Manş Tüneli’nden daha uzun olmayan üç parça halinde geçeceğiz” değerlendirmesini yaptı.
Projenin sadece iki ülkeyi değil, Avrasya ve Kuzey Amerika kıtalarını birbirine bağlayan bir ana hat olduğunu ve birçok ülkeyi kapsayacağını ifade eden Razbegin, “Bu, lojistikte mutlak bir devrim yaratacak. Kıtaların iç bölgelerine teslimat süreleri bugünkü 30 günden 10 ila 15 güne düşecek” diye konuştu.
Bu ana hattın inşası için Rusya tarafında yaklaşık 4 bin, Alaska’yı Kuzey Amerika demiryolu ağına bağlamak için ise yaklaşık 2 bin kilometre demiryolu inşa edilmesi gerektiğini belirten Razbegin, son 30 yılda yapılan teknik ve ekonomik çalışmalar sayesinde projenin nasıl gerçekleştirileceğini bildiklerini söyledi.
Razbegin, “Rusya’da mühendislik jeolojisi ve teknik araştırmaları içeren geniş bir program düzenledik. Projenin maliyetini yaklaşık olarak biliyoruz ve aslında bu projeye başladık bile” dedi.
Tünelin mühendislik jeolojisi koşullarının bu tür bir inşaat için oldukça elverişli olduğunu ve büyük zorluklar beklemediklerini belirten Razbegin, projenin sadece ticari taşımacılık faydalarıyla bile 10 ila 15 yıl içinde kârlı hale gelebileceğini vurguladı.
Razbegin, “Fakat belki de daha büyük fayda, Rusya, Kanada ve Alaska’daki devasa mineral kaynaklarına sahip geniş toprakların kalkınmasından gelecek. Ama belki de en önemlisi, Helga Zepp-LaRouche ile tamamen aynı fikirdeyim ki, bu proje kalkınma yoluyla barış, işbirliği yoluyla barış fikrinin somutlaşması olacaktır” diyerek sözlerini tamamladı.
Rusya’dan yatırım sinyali: 8 milyar dolar, 8 yıl
Bunun yanı sıra Rusya Doğrudan Yatırım Fonu (RDIF) Başkan Yardımcısı Azer Mahamedov, projeye ilişkin uzman tartışmalarını takdir ettiklerini ve projenin beklentileri konusunda olumlu olduklarını belirtti.
Mahamedov, “Projenin kendisinin çok önemli olduğuna inanıyoruz, çünkü sadece ülkeler için değil, kıtaların ekonomik kalkınması için de önemli bir potansiyel sağlayacaktır” dedi.
Modern teknolojiler sayesinde proje maliyetinin önemli ölçüde düşürülebileceğini ifade eden Mahamedov, “Proje maliyetini yaklaşık 7 ila 8 milyar Amerikan doları, proje süresini ise yaklaşık sekiz yıl olarak tahmin ediyoruz. Projeyi uzman topluluğuyla bir süredir inceliyoruz ve incelemeye devam edeceğiz” diye konuştu.
Siviero: Köprüler kalpleri birleştirir
İtalya’dan katılan inşaat ve ulaştırma uzmanı Profesör Enzo Siviero, projeye felsefi ve insani bir boyut kattı. Siviero, “Tüneli bir su altı köprüsü olarak tanımlıyorum, çünkü köprü terimi aynı zamanda bağlantı kurmak anlamına gelir. Bu sadece toprakları değil, aynı zamanda insanları, kültürleri ve kalp gibi duygusal şeyleri de birbirine bağlar” dedi.
Rusya ile ABD arasındaki bağlantının dünya barışı için hayati önem taşıdığını belirten Siviero, “Bu devasa projenin yapılması gerekli. Birkaç on yıl önce gerekliydi ama şimdi her zamankinden daha fazla gerekli” ifadelerini kullandı.
Kendisinin de on yıllar önce Sicilya ile Tunus arasında bir köprü-tünel bağlantısı önerdiğini hatırlatan Siviero, kıtaları birbirine bağlamanın geleceğin anahtarı olduğunu söyledi.
Hava koşulları nedeniyle Bering Boğazı’nda köprü yapımının neredeyse imkansız olduğunu, bu nedenle tünelin tek seçenek olduğunu belirten Siviero, güzergahtaki iki küçük adanın güvenlik açısından büyük önem taşıdığını vurguladı.
Siviero, “Bunun gibi altyapılar insanların zihniyetini de değiştirebilir. Bu çok önemli. Diyalog, barışın ilk adımıdır. Ve bana göre barış kelimesi, tünel ya da başka bir yapı olsun, köprüye eşdeğerdir. İnşa ettiğimizde barış var demektir, yıktığımızda ise savaş” diye ekledi.
Bobrov: Diplomasi ciddi bir stres testinden geçiyor
Rusya Halkların Kardeşliği Üniversitesi Stratejik Araştırmalar ve Tahminler Enstitüsü’nden Dr. Aleksandr Bobrov, projenin siyasi ve diplomatik boyutlarına odaklandı.
Bobrov, “Bu proje sadece ABD ve Rusya’yı bir araya getirecek yepyeni bir proje yaratmakla kalmıyor, aynı zamanda işbirliğinin bir sembolüdür” dedi.
Projenin, tıpkı diplomasi gibi, farklı geçmişlere ve görüşlere sahip ulusları bir araya getirdiğini belirten Bobrov, fikrin ilk olarak Kennedy-Kruşçev döneminde, dünyanın nükleer savaşın eşiğinde olduğu Karayip Krizi’nden sonra ortaya çıktığını hatırlattı.
Ancak projenin önünde bazı engeller olduğunu belirten Bobrov, özellikle Avrupa Birliği’nin ve bazı NATO ülkelerinin Vladimir Putin ve Donald Trump arasındaki diplomatik çabaları baltaladığını söyledi. Bobrov, “Ne yazık ki diplomasi böyle işlememeli” dedi.
Bobrov, ABD’deki Cumhuriyetçi Parti içindeki muhalefetin ve Demokrat Parti’nin mevcut politikalarının ikili ticareti neredeyse sıfıra indirdiğini ve projenin “tamamen donmuş bir ekonomik ortamda” başlatılması gerektiğini ifade etti.
Bu projenin silah kontrolü, terörle mücadele ve uzayda işbirliği gibi alanlarda yeni bir ortam yaratma potansiyeline sahip olduğunu vurgulayan Bobrov, “Eğer irade varsa, bir yol da vardır. Bu proje sayesinde, ikili ilişkilerimizin daha iyi bir geleceğine daha yakın olduğumuza inanıyorum” diye ekledi.
Nükleer savaş riski ve diplomatik çözüm tartışması
Tartışma bölümünde, projenin nükleer savaş riskini nasıl ortadan kaldırabileceği sorusu gündeme geldi. Scott Spencer, nükleer savaş riskinin göz ardı edilemeyeceğini belirterek, “Bu proje, nükleer silahları azaltacağımız veya ortadan kaldıracağımız bir geleceğe yönelik birlikte çalışmak için çok güçlü bir temel sağlayabilir” dedi.
Spencer, yapay zekanın askeri komuta kontrol sistemlerine dahil edilmesiyle nükleer silahların bir arada var olamayacağını, bunun “açık ve mevcut bir tehlike” olduğunu söyledi.
Dr. Viktor Razbegin ise basit bir fikri tekrarladı:
“Savaşın tek alternatifi büyük bir projedir. Farklı uluslar gerçekten büyük bir şey yaratmak için birlikte çalıştığında, vektör çatışmadan işbirliğine dönebilir.”
Dr. Aleksandr Bobrov da diplomasinin “çok ciddi bir stres testinden geçtiğini” belirterek, 63 yıl önceki Küba Füze Krizi’nde olduğu gibi tek çıkış yolunun diplomasi olduğunu vurguladı.
Finansman ve Kanada’daki engeller
Toplantıda, Alaska ve Sibirya’daki yerli halkların projeye bakışı, finansman modelleri ve Kanada’nın rolü gibi konular da ele alındı.
Scott Spencer, Alaska’daki yerli şirketlerle görüştüklerini ve onların karar süreçlerine dahil olmak istediklerini belirtti.
Kanadalı demiryolu mühendisi Peter Schultz ise Kanada’daki siyasi kurumların projeye sıcak bakmadığını, ancak bazı eyaletlerin federal hükümetten farklı düşündüğünü ve Amerikalı yetkililerle aktif müzakereler yürüttüğünü söyledi.
Helga Zepp-LaRouche, toplantıyı sonlandırırken yapay zeka ve nükleer silahların bir arada var olamayacağı fikrinin “çok korkutucu bir düşünce” olduğunu belirtti ve yön değişikliğinin mutlak aciliyetini vurguladı.
Zepp-LaRouche, “Bering Boğazı, insanlığın jeopolitiği aşarak tek bir insanlık haline gelmesi ve hepimizin aynı gemide oturduğunu anlaması yönünde son derece önemli bir adımdır” diyerek sözlerini tamamladı.
Dünya Basını
Starmer yazdı: Britanya ile Japonya arasında yeni bir işbirliği dönemi

Çiplerden rüzgâr enerjisine, Birleşik Krallık-Japonya ortaklığı güçleniyor.
Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer, Japon medyası Nikkei Asia’ya yazdı:
Britanya ile Japonya arasında yeni bir işbirliği dönemi
Britanya açısından Japonya ile ilişkimiz son derece önemlidir.
Biz, ortak çıkarlara ve geleceğe dair ortak bir vizyona sahip, dünyanın önde gelen iki demokrasisiyiz.
Japonya, Britanya’nın Asya’daki en yakın güvenlik ortağıdır. G7 ve G20’de ortağız; ayrıca Trans-Pasifik Ortaklığı için Kapsamlı ve İlerlemeci Anlaşma’nın (CPTPP) önde gelen ekonomileriyiz. Teknoloji, yenilenebilir enerji, savunma ve eğitim gibi pek çok alanda birbirini tamamlayan güçlü yönlere sahibiz.
Fakat tüm bunların ötesinde, aynı değerleri ve bakış açısını paylaşıyoruz. Nezakete, saygıya ve ortak iyilik için birlikte çalışmaya inanıyoruz.
Bu nedenle pazar günü Başbakan Takaichi’yi Downing Street’te ağırladığımda, bu sadece bir onur değil; iki ülke arasındaki derinleşen ilişki açısından da önemli bir andı. Bu ilişki, Britanya ile Japonya arasında yeni bir işbirliği döneminin habercisidir.
Bugün bu işbirliği her zamankinden daha önemli. Dünyamız hızla değişiyor. Teknolojik ilerlemeler, değişen jeopolitik ittifaklar ve hem yeni hem de eski çatışmalar hepimiz için meydan okumalar yaratıyor.
Orta Doğu’daki savaşın ve özellikle İran krizinin Japonya ve Birleşik Krallık’taki emekçi haneler üzerinde nasıl büyük bir etki yarattığını gördük.
Ancak zorlukların yanında, birlikte çalışmayı seçenler için büyük fırsatlar da var.
Hiçbir ülke bunu tek başına başaramaz.
Daha çekişmeli ve daha kırılgan bir dünyada başarılı olmak istiyorsak; küresel avantaj sağlamak, daha büyük kapasite ve dayanıklılık inşa etmek ve her iki ülkenin halkları için somut faydalar üretmek istiyorsak, ortaklarımızla işbirliğimizi derinleştirmeliyiz.
Bu yılın başlarında Başbakan Takaichi ile Tokyo’da görüştüğümüzde, ortak önceliklerimiz üzerinde mutabık kalmıştık: büyümeyi desteklemek; ekonomik güvenliği, enerji dayanıklılığını ve ulusal güvenliği güçlendirmek.
Pazar günü ise bu işbirliğinin şimdiden nasıl sonuç verdiğine dair somut kanıtlar gördük.
Downing Street’te Başbakan Takaichi ve ben, önde gelen Britanyalı ve Japon iş dünyası temsilcileriyle görüştük. Aralarındaki benzersiz işbirliğinin, her iki ülkeye de milyarlarca sterlinlik yatırım sağlayarak şimdiden büyük yatırım fırsatları yarattığını dinledik. Küresel istikrarsızlık karşısında, iş dünyamızı, tamamlayıcı güçlü yönlerimizden hareketle ortaklıklarını daha da derinleştirmeye; ekonomilerimizin büyümesini, güvenliğini ve dayanıklılığını desteklemeye teşvik ettik.
Başbakan Takaichi’nin açıkça ifade ettiği gibi, güçlü ekonomik büyüme dayanıklılık ve ulusal güvenlik için elzemdir. Ülkelerimiz arasındaki güçlü ticari ilişkiler yalnızca iç büyümeyi desteklemekle kalmayacak; aynı zamanda istihdamı destekleyecek ve pek çok insanın karşı karşıya olduğu hayat pahalılığı sorunlarının aşılmasına katkı sunacaktır.
Bu nedenle, dünkü yatırım haberlerinin yanı sıra Başbakan Takaichi ve ben, hâlihazırda yürüttüğümüz çalışmaları ileri taşıyacak yeni ortaklıklar açıkladık.
İlk olarak, büyümeyi ve ekonomik dayanıklılığı artırmak üzere yeni Birleşik Krallık-Japonya Öncü Teknolojiler Ortaklığı’nı başlattık. Tek başımıza ilerleyemeyeceğimiz gerçeğinden hareketle bu ortaklık, Birleşik Krallık’ın Ar-Ge ve yazılım alanındaki yetkinliğini Japonya’nın ileri imalat gücüyle birleştirecek.
Bu, inovasyondaki güçlü yönlerimizi geleceğimizi güvence altına almak için gereken güvenilir teknoloji kapasitesine dönüştürecek stratejik bir ittifaktır. Britanyalı yapay zekâ çip tasarımcılarını Japonya’nın Rapidus tesisiyle buluşturarak, ticari kuantum atılımlarını devreye alarak ve ileri nükleer mühendislik alanında işbirliği yaparak, laboratuvardaki bilimsel mükemmeliyeti pazarda yenilik üreten dinamik işletmelere dönüştürüyoruz. Bu, yarının teknolojilerine öncülük etmek ve ortak değerlerimizi bu teknolojilere yerleştirmek için gerekli dirençli tedarik zincirlerini inşa edecektir.
Ayrıca enerji dayanıklılığını artırmaya yardımcı olmak üzere Açık Deniz Rüzgâr Enerjisi Mutabakatı üzerinde anlaştık. Japonya’nın halihazırda Avrupa dışından Birleşik Krallık’ın temiz enerji alanındaki en büyük yatırımcısı olmasından büyük memnuniyet duyuyorum. Şimdi daha ileri gidecek; açık deniz rüzgâr enerjisi üretimini hızlandıracak, dayanıklı tedarik zincirleri kuracak ve yüksek vasıflı istihdamı destekleyeceğiz.
Bunun yanı sıra, yeni nesil nükleer enerjiyi ticari bir gerçekliğe dönüştürmek için Britanya ve Japonya’nın en iyi nükleer kabiliyetlerini bir araya getirecek nükleer enerji alanında daha ileri işbirliği açıkladık.
Savunma alanında ise Başbakan Takaichi ve ben, kolektif güvenliğimizi güçlendirmek üzere yeni bir Savunma Kabiliyeti ve Sanayi Konseyi kurulması konusunda mutabık kaldık. Bu yapı, büyük değer verdiğimiz Küresel Muharip Hava Programı ortaklığımızın üzerine inşa edilerek daha güçlü iş bağları ve daha bütünleşik tedarik zincirleri oluşturulmasına yardımcı olacak.
Japonya ve Birleşik Krallık’ın pek çok ortak yönü, güçlü halklar arası bağları ve birbirinden öğreneceği çok şey var. Bunu teslim ederek, bir iş birliği mutabakatı aracılığıyla, birbirimizin yüksek performanslı eğitim sistemlerinden öğrenmeyi sürdürme konusunda da anlaştık. Bu, gelecek nesli ekonomilerimizin bugün ve gelecekte büyümek için ihtiyaç duyduğu beceri ve bilgiyle donatmaya yardımcı olacak.
Dünyamız hızla değişiyor. Ancak ortaklar olarak birlikte çalışarak bu yeni dönemde başarılı olabiliriz. Başbakan Takaichi ve ben daha kapsamlı işbirliği için bir yol haritası oluştururken, sanayinin de bu çağrıya kulak vermesini ve ekonomik güvenlik, enerji güvenliği, teknoloji inovasyonu ve savunma alanlarında stratejik avantajımızı güvence altına almaya yardımcı olmasını umuyorum.
Birlikte çalışmanın getirileri çok büyük. Kutlayacak çok şeyimiz, sabırsızlıkla bekleyecek çok şeyimiz var. Önümüzdeki yıllarda ülkelerimiz arasındaki ilişkiyi derinleştirmeyi sürdürürken Japonya ve Birleşik Krallık’ın birlikte neler başaracağını görmek için sabırsızlanıyorum.
Dünya Basını
Batı medyası ABD-İran mutabakatını nasıl değerlendirdi?

18 Haziran gecesi Tahran, İran ile ABD arasında hazırlanan ve “Amerika Birleşik Devletleri ile İran İslam Cumhuriyeti Arasında İslamabad Mutabakat Zaptı” adını taşıyan mutabakat metninin son halinin tamamlanarak imzalandığını resmen doğruladı. Açıklamayı İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi yaptı. Taraflar belgeyi elektronik ortamda imzaladı.
CNN, ABD yönetiminden bir yetkiliye dayandırdığı haberinde Washington’ın mutabakat metnini kamuoyuna açıkladığını bildirdi. On dört maddeden oluşan anlaşmada Hürmüz Boğazı’nda deniz ulaşımının yeniden başlaması, İran’a yönelik bazı mali kısıtlamaların hafifletilmesi ve İran’ın nükleer programına ilişkin gelecekte yürütülecek teknik görüşmelerin çerçevesi yer alıyor. Taraflar ilk etapta mutabakatı 19 Haziran’da İsviçre’de imzalamayı kararlaştırmıştı.
“Trump, kullandığı sert söyleme rağmen savaşı başlatırken ulaşmak istediğini söylediği hedeflerin pek azını elde etmiş görünüyor. Buna karşılık İran, saldırıdan önceye kıyasla milyarlarca dolarlık yaptırımların kaldırılmasına çok daha yakın duruyor.”
“Başkan Trump, çarşamba günü düzenlediği bir saatlik basın toplantısında İran’la yaptığı anlaşmayı savundu. Ancak bunu yaparken başarı ölçütlerini aşağı çekmiş izlenimi verdi ve nükleer müzakerelerin başarısızlığa uğraması halinde İran’ı yeniden bombalayabileceği uyarısında bulundu.”
“Özünde bu geçici anlaşma, Hürmüz Boğazı’nın açılmasını ekonomik rahatlamayla takas ediyor. Ancak bu değiş tokuş eşit değil: Tahran’ın elde edeceği kazanımlar daha büyük ve yeni nitelikte. Washington ise yalnızca şubatta başlayan savaştan önce sahip olduğu bazı avantajları geri kazanacak.”
“Bu tepki, ara seçimlere beş ay kala Trump’ın karşı karşıya olduğu sorunu ortaya koyuyor. Trump, Cumhuriyetçileri savaşın yarattığı siyasi yükten kurtarmaya çalışırken aynı zamanda parti içindeki farklı görüşleri de yönetmek zorunda kalıyor. Bazı Cumhuriyetçi müttefikleri anlaşma nedeniyle Trump’ı övse de, birbiriyle rekabet eden hiziplerin bulunduğu partide desteği bir araya getirmek kolay görünmüyor.”
“Tarafların iyi bir anlaşmaya varamaması halinde Trump, elindeki araçları İran’a karşı kullanmaktan çekinmeyecek.”
“ABD ile İran arasındaki barış anlaşması, Tahran’ın petrol sektörüne büyük bir ivme kazandırıyor; rejimin ekonomisini yeniden canlandırma ve yılda 60 milyar doların üzerinde gelir elde etme potansiyeli taşıyor.
Uzun vadede İran’ın küresel petrol piyasalarına tam olarak yeniden entegre olması, ABD’nin tanıdığı muafiyetlerin kalıcı yaptırım gevşemesine dönüşüp dönüşmeyeceğine bağlı olacak. Mutabakat metnine göre bunun yolu da İran’ın nükleer faaliyetlerine ilişkin daha kapsamlı bir anlaşmaya varılmasından geçiyor.”
Dünya Basını
Joe Kent: İsrail’i durdurmak için askeri desteği kesmek gerekiyor

ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Eski Direktörü Joe Kent, Trump’a yönelik suikast girişimi ve İran ile yürütülen iyi niyet mektubu müzakerelerine dair açıklamalarda bulundu. Kent, devlet bürokrasisinin hassas bilgileri gizleme gücüne sahip olduğunu belirterek, suikastçının internet geçmişinin saklandığını ve İran ile yapılacak bir anlaşmanın yeni savaş gerekçelerine yol açabileceğini ifade etti.
ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Eski Direktörü Joe Kent, ünlü yayıncı Mario Nawfal’ın programına katılarak gündeme dair açıklamalarda bulundu.
Programın açılışında İsrail’in Lübnan’ın güneyine yönelik gerçekleştirdiği insansız hava aracı saldırılarına değinen Nawfal, ardından kamuoyunda uzun süredir tartışılan Butler suikast girişimi konusunu gündeme taşıdı.
Gazeteci Tucker Carlson’ın, Donald Trump’ın Butler’daki suikast girişimi soruşturmasını bizzat sonlandırdığına dair iddialarını hatırlatan Nawfal, bu konudaki gerçeklik payını Kent’e sordu.
Joe Kent, soruşturmanın tamamen iptal edilmesinden ziyade, kendisine Trump’ın soruşturmanın gidişatından memnun olduğunun söylendiğini aktardı. Kent, “Soruşturmanın kesin olarak iptal edildiğini söyleyemem ancak bana Dan Bongino ya da Cash Patel tarafından Başkan’ın soruşturmadan tatmin olduğu aktarılmıştı. Fakat daha sonra Başkan’ın da hazır bulunduğu bir toplantıda Butler soruşturmasındaki bazı sorunları ele aldığımızda, kendisinin aslında alınan yanıtlardan memnun olmadığını bizzat işittim. Kapalı kapılar ardında Başkan, Butler’dan gelen açıklamalardan tatmin olmadığını açıkça ifade ediyordu” şeklinde konuştu.
“Cevaptan çok soru işareti var”
Soruşturmanın ayrıntılarına inildiğinde durumun daha da karmaşık bir hal aldığını belirten Joe Kent, suikastçı Thomas Crooks’un dijital varlığına dair resmi kurumların açıklamaları ile gerçeklerin uyuşmadığını kaydetti.
Göreve geldiklerinde FBI’dan şüphelinin telefon ve bilgisayar kayıtlarını talep ettiklerini dile getiren Kent, “Yönetime geri döndüğümüzde resmi sıfatımla FBI’a başvurarak Crooks’un cihazlarını incelemek istedim. Amacım, Butler olayının arkasında İran’ın olduğuna dair o dönem ortaya atılan iddiaları ve Asif Merchant davası ile bir bağ olup olmadığını araştırmaktı. Merchant’ın İran tarafından istihdam edildiği tescillenmiş bir gerçekti ve şu an hapiste. Ancak FBI bana başlangıçta cihazlara erişemediklerini söyledi. Israrcı olduğumuzda ise cihazları açtıklarını ama içeride hiçbir şey bulamadıklarını iddia ettiler” dedi.
Kent, federal kurumların bu tavrına karşın, Tucker Carlson’ın araştırmacı gazetecisinin şüphelinin oldukça aktif bir internet profiline ulaştığını vurguladı. Kent, “Bize çocuğun telefonunda hiçbir şey olmadığı söylenirken, Carlson’ın ekibi Crooks’un internette son derece aktif olduğunu ve FBI tarafından halihazırda izlenen Norveçli bir teröristle iletişim kurduğunu ortaya çıkardı. Thomas Crooks bir ABD vatandaşıydı ve ölmüştü; dolayısıyla anayasal bir hak ihlali de söz konusu değildi. Bu cihazların, yabancı bir bağlantı olup olmadığının tespiti için tüm istihbarat topluluğuna açılması gerekirdi. Akla yatkın olan ve komplo teorisi barındırmayan en basit açıklama, yetkililerin Crooks’tan haberdar olduğu ve bir şekilde onu izlediğidir. Belki de onu bir muhbir yapmaya çalışıyorlardı ve bu durum ortaya çıktığında hükümet için utanç verici olacaktı” ifadelerini kullandı.
“Bürokrasi siyasi atamaları yönlendirebiliyor”
Programda, FBI Direktör Yardımcısı Dan Bongino ile Tucker Carlson arasında yaşanan tartışma da ele alındı. Nawfal’ın, Bongino’nun bu süreçte gerçekleri bilmeme ihtimalinin olup olmadığı yönündeki sorusunu yanıtlayan Kent, devlet mekanizmasının işleyişine dair önemli bir tespitte bulundu.
Bürokrasinin en üst düzey yetkilileri bile sahadaki gerçeklerden uzak tutabildiğini belirten Kent, “Bongino’nun samimi olduğuna inanıyorum. Ancak hükümette çalışmamış insanlar için bunu anlamak zordur; çok yüksek pozisyonlardaki kişilerin sahadaki en hassas operasyonel detaylara ulaşması bazen neredeyse imkansızdır. FBI Direktör Yardımcısı olarak çok geniş bir görev alanı ve yoğun bir takvimi vardı. Bürokrasi aygıtı, siyasi atamaları idare etmek ve onları görmelerini istemedikleri şeylerden uzak tutmak konusunda oldukça yeteneklidir. Yeni gelen siyasi atamaların belirli alanları eşelemesini istemediklerinde, onlara zamanı kısıtlayacak şekilde parlatılmış sunumlar yaparlar. Eğer bu kurumlar halkın seçtiği başkanın atadığı kişileri, hatta başkanın kendisini bile engelleyebiliyorsa, o zaman ülkeyi gerçekten kimin yönettiği sorusu boşa çıkmıyor” dedi.
“İran ile yapılan anlaşma Obama dönemindekinden daha kötü algılanabilir”
Müzakereleri yürütülen mutabakat muhtırası (MOU) konusuna da değinen Joe Kent, kalıcı bir ateşkes için çalışılmasının olumlu bir gelişme olduğunu ancak metindeki belirsizliklerin büyük riskler barındırdığını ifade etti.
Trump’ın bu anlaşma nedeniyle iç politikada sert eleştirilere maruz kalabileceğini dile getiren Kent, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu mutabakat, İran’a para akışını sağlayacağı için Obama dönemindeki nükleer anlaşmadan (Kapsamlı Ortak Eylem Planı – KOEP) daha kötü bir uzlaşı olarak nitelendirilecektir. Serbest bırakılacak para aslında İran’ın kendi parasıdır ancak Obama da aynısını nakit transferiyle yaptığında İran’a para vermekle suçlanmıştı. Benim nükleer konulardan ziyade asıl çekincem, İran’ın bu fonlara erişim sağlayarak bölgedeki vekillerini daha etkin şekilde silahlandırmasıdır. Nitekim İran Devrim Muhafızları Ordusu’ndan, bu paranın serbest kalmasıyla Hizbullah ve Hamas’ı yeniden tahkim edeceklerine dair teyit edilmemiş açıklamalar geliyor. İsrail lobisi bu süreçte Trump’ın üzerindeki baskıyı artıracaktır. İstihbarat raporları İran’ın bu parayı vekil güçlerine aktardığını bildirmeye başladığında, bu durum bir sonraki savaş dalgasının gerekçesi haline getirilecektir.”
Joe Kent, ABD’nin bu kısırdöngüden çıkması için bölgedeki askerlerini tamamen çekmesi gerektiğini savundu. Trump’ın “George W. Bush’un savaşından daha kötü bir savaş ile Obama’nın anlaşmasından daha kötü bir anlaşma” arasında sahte bir ikileme zorlandığını belirten Kent, “Başkan askerlerimizi oradan çekmeli, böylece İran askerlerimizi hedef alamaz. Ardından yaptırımları parça parça esneterek Hürmüz Boğazı’nın yeniden trafiğe açılmasını müzakere etmeliyiz. Bu, Başkana Ortadoğu’daki savaşlardan çıkma konusunda en geniş hareket alanını sağlayacaktır” dedi.
“İsrail’i durdurmak için askeri desteği kesmek gerekiyor”
Mutabakatın Lübnan’ı da kapsayan bir ateşkes içerdiğini ve İsrail’in Lübnan’dan çekilmesini öngördüğünü hatırlatan Kent, ancak metnin bu konuda çok muğlak olduğunu söyledi.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun bu şartlara uyup uymayacağı konusundaki şüphelerini dile getiren Kent, ABD’nin İsrail üzerindeki nüfuzunu kullanma biçimini eleştirdi:
“Lübnan söz konusu olduğunda İsrail’i dizginlemek çok daha zor çünkü coğrafi yakınlık nedeniyle orada askeri güç sergilemek için bizim lojistik ya da tanker uçak desteğimize, İran vakasındaki kadar ihtiyaç duymuyorlar. Başkan Trump’ın İsrail’e ciddi olduğunu göstermesinin tek yolu, askeri yardımları tamamen kesmek veya büyük ölçüde kısmaktır. Kendilerine ‘Bu sefer ciddiyiz ve devam ederseniz bu durum sizin için daha kötü olacak’ denmelidir. Eş zamanlı olarak Katar üzerinden İran’ın milyarlarca dolarlık varlığının dondurulması kararı kaldırılırken, İranlı yetkililere de Lübnan’da İsrail ile yeni bir çatışma aramaktan kaçınmaları gerektiği kapalı kapılar ardında iletilmelidir.”
Kent, Netanyahu hükümetinin sivil yerleşim yerlerini hedef alan saldırı stratejisinin ABD için ciddi bir problem teşkil ettiğini belirterek, “Başkan’ın, İsrail’in Beyrut’taki saldırılarına öfkelendiğini biliyoruz. ‘Tek bir kişiyi yakalamak için koca bir apartmanı yıkmanıza gerek yok’ diyerek onları eleştiriyor. Fakat İsrail’in harekat tarzı budur. İsrail ile bu kadar iç içe olmanın getirdiği sorun tam olarak budur ve bizim ciddi olduğumuzu anlamaları için askeri kapasitelerini sınırlamamız şarttır” diyerek sözlerini tamamladı.
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 3
Amerika1 gün öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Diplomasi2 hafta önceErmenistan ve ABD, Trump koridoru projesi için anlaşma imzaladı
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 2
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Michael Hudson: Mevcut savaşın tüm detayları elli yıl önce planlandı
Görüş2 hafta önceİran Krizi ve Bilinçli Anlamsal Kaosun Yükselişi
Asya2 hafta önceJaponya ve Filipinler’in deniz sınırı görüşmeleri Çin’i neden öfkelendirdi?
Görüş1 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu










