Bizi Takip Edin

Amerika

Küba’da kapsamlı piyasa reformları parlamentoda

Yayınlanma

Küba hükümeti, ülkede kapsamlı bir iktisadi dönüşüm sürecini zorlayacak piyasa reformları programını parlamento gündemine getirdi.

Küba Komünist Partisi’nin (PCC) merkezi yayın organı Granma’da yer alan habere göre, ülkenin geleceği açısından hayati önem taşıyan iktisadi ve sosyal dönüşüm önerilerini değerlendirmek üzere, Halk İktidarı Ulusal Meclisi’nin (ANPP) 10. Yasama Dönemi’ndeki Üçüncü Olağanüstü Oturumu toplandı.

Raúl Castro Ruz’un yanı sıra Parti Merkez Komitesi Birinci Sekreteri ve Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel Bermúdez de oturuma katıldı.

Reform paketi hakkındaki raporu hükümet adına PCC Siyasi Büro üyesi ve Başbakan Manuel Marrero Cruz sundu.

Cruz, “sosyalizmden vazgeçmeden Devrim’in kazanımlarını korumak amacıyla” tasarlanan, Küba iktisadi ve sosyal modelindeki stratejik öneme sahip dönüşümleri sundu.

Konuşması sırasında Başbakan, mevcut durumu ABD hükümeti tarafından uygulanan ağır yaptırımlarla ilişkilendirdi.

Ayrıca, ülkenin kendi hatalarını ve eksikliklerini hiçbir zaman inkar etmediğini kabul etmekle birlikte, bu faktörlerin toplamının, 2011’deki Altıncı Parti Kongresi’nden bu yana onaylanan reformların uygulanması üzerinde sürekli bir etki yarattığını vurguladı.

Başbakan Cruz, Fidel Castro’nun düşüncesine dayanan dönüşümleri duyurdu. Castro’nun, 1993 yılında “Özel Dönem”in doruk noktasında, “Hayat, gerçeklik ve dünyanın yaşadığı dramatik durum —bu tek kutuplu dünya— bizi, sermaye ve teknolojiye sahip olsaydık asla yapmayacağımız şeyleri yapmaya zorluyor,” dediğini hatırlattı.

Önerilerin “vazgeçilmez olanı korumak için gerekli olanı yapmak” ilkesinden yola çıktığını savunan Başbakan, önlemler arasında, tüm iktisadi aktörlerin eşit şartlarda katılımının genişletilmesi, yabancı yatırımın teşvik edilmesi ve kaynak tahsisi aracı olarak piyasa mekanizmalarının benimsenmesinin yer aldığını vurguladı.

aşbakan, bu adımların bir teslimiyet değil, kalkınma araçlarının ülkenin kendine özgü koşullarına uyarlanması olduğunu savundu.

Başbakan, iktisadi ve sosyal modelin güncellenmesine öncülük eden Raúl Castro’nun ortaya koyduğu kılavuz ilkeleri de hatırlattı: “dogmatik olmamak veya değişime direnmemek, sosyalizm ile eşitlikçilik arasındaki mekanik bağı ortadan kaldırmak ve sosyalist planlamanın piyasa kurallarını dışlamadığını, aksine bunları bünyesine katması ve düzenlemesi gerektiğini kabul etmek.”

Cruz’a göre parlamentoda tartışılacak reform önerileri, “sosyalist inşadan asla vazgeçmeden, aksine onu korumak için bir koşul olarak, iktisadi canlandırma ve çarpıklıkları düzeltme yönündeki ortak çabanın bir parçası” olarak görülmeli.

Marrero Cruz, 390 öneri alındığını ve bunların %66,7’sinin kabul edildiğini belirtti; geri kalanlar ise uygulama süreci, diğer olumlu değerlendirmeler ve dönüşüm niteliği taşımayan hususlarla ilgiliydi.

Siyasi Büro tarafından yürütülen dönüşüm önerilerinin analizi sonucunda, belgeye 69 tavsiye dahil edildi.

Reform paketinde, devlet işletmelerinin de diğer iktisadi aktörlerin kurallarına tabi olması öneriliyor. Bundan böyle, diğer iktisadi aktörler için onaylanan her şey sosyalist devlet işletmeleri için de geçerli olacak

Bu kapsamda, işletme sistemi içindeki toptan ve perakende fiyatları onaylama yetkisi “ademi merkeziyetçi” hale getirilecek. Fiyatlandırmada maliyetler, giderler, piyasa eğilimleri, değer zincirleri ve iktisadi aktörler arasındaki dikey ve yatay ilişkiler dikkate alınacak.

Üst Düzey İşletme Yönetim Kuruluşları (OSDE) ayrıca devlet şirketleri ile küçük ve orta ölçekli işletmeleri kurma yetkisine olacak. OSDE’lere kendi yapılarını tanımlama, idari pozisyonları birleştirme veya hizmetleri dış kaynaklara devretme yetkisi verilecek.

Ayrıca il ve belediye yönetimleri ise yerel devlet şirketlerini kurma, birleştirme veya tasfiye etme yetkisine sahip olacak.

Devlet işletmeleri sistemindeki maaş skalası kaldırılacak ve enflasyon seviyelerini dikkate alan bir asgari ücret belirlenecek.

İşçilerle müzakere edilerek ve sendikanın katılımıyla belirlenen ücret düzeyleri, işletmelerin iktisadi ve mali kapasitesine bağlı olacak.

Devlet bütçesi ile işletme sistemi arasındaki ilişki değişecek. Bu, mali yükün gözden geçirilmesini ve işletmelere verilen sübvansiyonların kaldırılmasını da içeriyor.

Bir başka kritik öneri, sosyalist devlet işletmesinin hukuki yapısının bir anonim şirket veya ortaklık yapısına dönüştürülmesi.

Reform paketi, devlet sektörünün ötesine uzanıyor. Ek reformlar arasında on yıllardır ilk kez özel bankacılığa izin verilmesi, yurtdışında yaşayan Kübalıların yatırımlarına kapıların açılması, genel fiyat tavanlarının kaldırılması ve bakanlık sayısının 27’den 20 ile 21 arasına indirilmesi yer alıyor.

Gayrimenkul işletmelerinin konut birimlerini içeren satış işlemleri gerçekleştirmesine izin de verilecek. “Durum bazında” onaylanmak kaydıyla, ülkenin farklı bölgelerinde mevcut varlıkları bulunan veya geliştirilmekte olan alanlar için imtiyazlar ve gayrimenkul satışı da mümkün hale gelecek.

Bir maddede gayrimenkul satışı ile ilgili şunlar yazıyor:

“Bu tür bir işin gerekli olduğu ülkenin tüm turistik bölgelerinde gayrimenkul geliştirme faaliyetlerine izin verilmesi. Havana şehri ve ülkenin turizmle bağlantılı diğer kentsel alanlarında gayrimenkul işlerinin geliştirilmesine olanak sağlanması.”

Bunun yanı sıra, özel işletmelere veya kooperatiflere, üretim veya hizmet faaliyetlerini geliştirmek amacıyla yatırım yapmaları için gayrimenkul hakları (intifa hakkı ve yüzey hakkı) tanınacak.

Öneriler arasında, tarım sektörünün üretim tabanının kurumsal yapısını, mülkiyet ve yönetim biçimlerini dönüştürmek, özel şirketlerin tarım sektöründe faaliyet göstermesine izin vermek de var.

Öte yandan Başbakan, mülkiyet ilişkilerindeki dönüşümler ve mülkiyet ile yönetim arasındaki farklar konusunda, temel üretim araçlarının toplumsal mülkiyetinin yeniden teyit edildiğini ve bu araçların devlet dışı yönetimine doğru ilerleme kaydedileceğini belirtti.

Ayrıca, yeni tedbirler arasında, fonların yasal kaynağının kanıtlanması şartıyla, hem yerli hem de yabancı devlet ve devlet dışı tüzel kişiliklerin yanı sıra bireylerin de devlet Başbakan, hem ülkede hem de yurtdışında ikamet eden Kübalıların Küba işletmelerine katılımını teşvik etmek amacıyla tasarlanmış bir Yatırım Programının oluşturulduğunu vurguladı.

Ayrıca tüzel kişiliklerin ve bireylerin mali ve maddi varlıklarının meşru büyümesini tanıyan ve bir kişinin diğerini ayrım gözetmeksizin sömürmesine izin vermeden işçi ve sosyal hakların korunmasını garanti eden bir program olduğunu belirtti.

İktisadi planlama sistemindeki dönüşüme de vurgu yapan Cruz, “kalkınma tasarımına odaklanan, makroekonomik dengelere öncelik veren, yapısal sorunları azaltan ve tüm iktisadi aktörlere politika sinyalleri veren” orta ve uzun vadeli planlamayı iyileştirmenin önemine işaret etti.

Bu kapsamda, devletin kaynakların fiziki tahsisi uygulamasından kademeli olarak uzaklaşarak “piyasa sinyallerine” daha fazla ağırlık verdiği bir mali planlama modeline geçiş yapılacak.

Devlet işletmeleri, piyasa mekanizmaları aracılığıyla üretimleri için girdi, döviz ve diğer kaynaklara merkezi olmayan bir şekilde erişebilecekler.

Devletin görevlendirdiği işler, tedarikçiler ve talep edenler arasındaki sözleşmeye dayalı bir çerçeve aracılığıyla yürütülecek.

Karar verme yetkisi, “mali kapasitelerine ve kaynaklara erişimlerine” göre devlet işletmelerine, ticari şirketlere veya yabancı yatırım firmalarına devredilerek yatırım onayı kapsamı genişletilecek.

Díaz-Canel’in Cumhuriyet Başkanlığı basın ekibiyle paylaştığı açıklamada ise, Fidel’e atıfla, “Karmaşık zamanlarda, kalkınma tutkusundan vazgeçilemez,” denildi.

Ülkenin yaşadığı zorlu dönemlere ve adadan ilerleme kaydetmek, hatta büyüme sağlamak için neler yapılabileceğine işaret eden bir soruyu çıkış noktası olarak alan Devlet Başkanı, mevcut durumu aşmak üzere tasarlanmış çeşitli önlemler hakkında düşüncelerini paylaştı.

Öncelikle, “ABD hükümetinin Küba’ya yönelik, tam bir saldırganlık içeren, tam bir hor görme ve müdahaleci bir nitelik taşıyan politikasının parçası olan çok boyutlu saldırıdan” bahseden Devlet Başkanı, bu politikanın “Kübalıların günlük yaşamlarını zorlaştıran bir etki yarattığını” belirtti ve şunları vurguladı:

“Kübalı erkek ve kadınların yaşamlarının her ayrıntısında, her aile meselesinde, ekonomimizin her alanında, yalnızca bizimki kadar kahramanca bir halkın göğüsleyebileceği son derece karmaşık durumlar var [ve bu halk] hayatta kalabilir ve bunları aşma iradesine sahip olabilir.”

Díaz-Canel, tam da bu konuda, Kübalıların “bunları nasıl aşacakları” hakkında; “bizim bunları nasıl aştığımız” hakkında “konuşmamız gerektiğini” ifade etti.

Ardından, “ABD, bu noktada uyguladıkları tüm bu azami baskıya rağmen Devrimin varlığını sürdürdüğünü ve ülkenin işleyişini devam ettirdiğini kendine affedemiyor ve kendileri de, başarısız bir devlet hakkında bu kadar çok konuştukları ve tekrarladıkları şeylere inanmıyorlar,” dedi.

Öte yandan Küba lideri, Komünist Parti Merkez Komitesi Olağanüstü Plenumu’nun kapanış konuşmasında, “İşe yarayan uygulamalar genişletilecek. İşe yaramayanlar ise gecikmeden düzeltilecek. Sorumluluğu olan herkes bu sorumluluğun hesabını vermek zorunda kalacak ve bir kişi bu dönemin gerekliliklerini yerine getiremediğinde, bunu daha iyi yapabilecek birine sorumlu bir şekilde yerini bırakmalı,” dedi.

Küba’yı direnişe borçlu olduklarını ama bugün direnişin tek başına yeterli olmadığını savunan Díaz-Canel, bu dönemin “dönüşüm geçirmeyi, daha fazla üretim yapmayı, daha fazla engeli ortadan kaldırmayı, daha fazla dinlemeyi, daha iyi kararlar almayı ve hesap verebilir olmayı gerektirdiğini” söyledi.

Küba lider, bu senaryoda, en az beş alanda eşzamanlı olarak ilerleme sağlanmasının gerektiği savundu:

  • Makroekonomik istikrar ve dış gelirlerin yeniden canlandırılması.
  • İktisadi ve Sosyal Modelin dönüştürülmesi.
  • Tarım sektörünün canlandırılması ve yeniden ayağa kaldırılması.
  • Muhasebe ve maliyet yönetiminin güçlendirilmesi.
  • İktisadi ve Sosyal Modelde gerçekleştirilmesi gereken dönüşümlerle ilişkili sosyal maliyetlerin öngörülmesi ve hafifletilmesi.

Buna ek olarak, Çin ve Vietnam gibi diğer ülkelerdeki sosyalist inşanın deneyimleri üzerine bir çalışma yürütüldüğünü belirten Küba lideri, “Referans arayışını derinleştirmek ve önerileri mevcut yasa ve yönetmeliklerimizle karşılaştırarak değerlendirmek amacıyla yapay zeka da kullanılmıştır,” dedi.

Küba lideri reformları şöyle savundu:

“Önerdiğimiz dönüşümlerin amacı, sosyalizmi savunmayı ilerletmek, sosyal adaleti desteklemek ve genişletmek, iktisadi zenginlik yaratmak ve bunu adil bir şekilde dağıtmaktır. Zenginlik olmadan dağıtılacak bir şey olmaz; sosyal adaletten sadece soyut bir kavram olarak söz ederiz. Devrim’in tasarladığı sosyal adalet —genel olarak ücretsiz sosyal yardım programları ve projeler yoluyla en dezavantajlı kesimlere yardım etme insancıl misyonuyla— halka hiçbir maliyeti yoktur, fakat devlete bir maliyeti vardır. Ve bunu hayata geçirmek, derinleştirmek, sürdürmek ve korumak için devletin servete ihtiyacı vardır — ve bu serveti kendimiz üretmeliyiz. Servet yoksa sosyal adalet de yoktur ve geri kalan her şey bir masaldır — geri kalan her şey bir masaldır! Ya bu koşullar altında üretim yapar, servet yaratır ve ardından bunu sosyal adalet ve eşitlik ilkeleriyle dağıtırız — eşitlikçilikle değil. İşte asıl zorluk budur!”

Díaz-Canel bu nedenle “üretici güçleri serbest bırakmak” gerektiğini; “daha fazla kısıtlama” yerine “daha fazla üretime” yönelmeyi savundu. Küba lideri, “Çünkü arz olmadan uygulanan denetimin faaliyetleri yalnızca kayıt dışı pazara ittiği kanıtlanmıştır,” dedi.

Küba lideri, “Sorunları inkar etmeyeceğiz; bürokrasiyi savunmayacağız; yetenekli kişilere kapımızı kapatmayacağız; savunmasızları yüzüstü bırakmayacağız; ve bu halkın —sapkın emperyalist abluka nedeniyle çektiği— acının, vatanımızın egemenliğine karşı kullanılmasına asla izin vermeyeceğiz,” dedi.

Amerika

Trump yönetimi, “yasadışı göçmenler”e karşı vergi düzenlemesi hazırlığında

Yayınlanma

Trump yönetimi, “yasadışı göçmenler”in ve bazı diğer vatandaş olmayan kişilerin dört önemli federal vergi kredisinin iade edilebilir kısımlarından yararlanmasını engelleyecek yeni kurallar önerdi.

Beyaz Saray, bu adımın vergi mükelleflerine 2,6 milyar dolara kadar tasarruf sağlayabileceğini belirtiyor.

Hazine Bakanlığı ve İç Gelir İdaresi (IRS) tarafından önerilen düzenlemeler, Hazine Bakanlığı’nın basın açıklamasına göre, çocuk vergi kredisi, kazançlı gelir vergi kredisi, evlat edinme vergi kredisi ve Amerikan fırsat vergi kredisinin iade edilebilir kısımlarına uygulanacak.

Basın açıklamasına göre, öneri kapsamında yalnızca ABD vatandaşları, ABD uyruklular ve yasaya göre federal yardımlardan yararlanma hakkı bulunan belirli göçmenler, iade edilebilir ödemeleri almaya hak kazanacak.

Hazine Bakanı Scott Bessent basın açıklamasında şunları söyledi:

“Başkan Trump döneminde, yasadışı göçmenlerin vergi mükelleflerinin parasıyla finanse edilen yardımlardan yararlanma günleri sona erdi. Federal yasa açıktır ve Hazine Bakanlığı bunu uygulamaktadır. Amerikalı vergi mükellefleri, yasalar gereği bu yardımlardan yararlanması yasak olan kişilere ödenen yardımların faturasını ödemek zorunda bırakılmamalıdır.”

Bessent, bu düzenlemelerin “suistimali sona erdireceğini, vergi sisteminin bütünlüğünü koruyacağını ve Amerikalıları öncelikli kılacağını” da sözlerine ekledi.

Yönetmelik, 1996 tarihli Kişisel Sorumluluk ve Çalışma Fırsatı Uzlaşma Yasası’nı iade edilebilir vergi kredilerine uygulamayı amaçlıyor.

Önerilen kurallara göre, şartları karşılamayan göçmenler, ödenmesi gereken federal gelir vergisi tutarını düşürmek için vergi kredisinden yararlanmaya devam edebilecek fakat kalan tutarı nakit iade olarak alamayacak.

Yönetim, tahminlerine göre bu kuralın 2026 yılında 200.000 ila 700.000 vergi mükellefinin bu iadelerden yararlanamaz hale gelmesine yol açacağını ve vergi mükelleflerine tahmini 700 milyon ila 2,6 milyar dolar tasarruf sağlayacağını belirtiyor.

IRS İcra Kurulu Başkanı Frank Bisignano basın açıklamasında şunları söyledi:

“Kazanılmış Gelir Vergisi Kredisi (EITC) gibi iade edilebilir vergi kredileri, düşük ve orta gelirli Amerikan ailelerinin ve çalışanların hayati öneme sahip mali destek almasına yardımcı olmak amacıyla yürürlüğe konmuştur. Bugün önerilen düzenlemeler, federal fonlarla sağlanan yardımların uygun vergi mükelleflerine ayrılmasını garanti altına alıyor ve her bir vergi mükellefi dolarının bütünlüğünü koruyor.”

CNBC’ye göre, öneriye ilişkin 45 günlük bir kamuoyu görüş alma süreci bulunuyor ve yönetmeliğin kesinleşmesi öncesinde 14 Ekim’de bir kamuya açık duruşma düzenlenecek.

Yönetmelik kesinleşirse, bu kurallar nihai yönetmeliğin yayınlandığı tarihte veya bu tarihten sonra sona eren vergi yılları için geçerli olacak.

Okumaya Devam Et

Amerika

Steve Jobs’ı iflastan kurtaran gizli CIA anlaşması gün yüzüne çıktı

Yayınlanma

CIA çalışanlarının 1980’li yılların ortasında Steve Jobs’ın kurduğu NeXT şirketiyle gizli bir sözleşme imzaladığı ortaya çıktı. The Wall Street Journal’ın haberine göre uydu istihbaratı için verilen yıllık 20 bin bilgisayarlık sipariş şirketi iflastan kurtararak Jobs’ın Apple’a dönmesinin önünü açtı.

CIA çalışanlarının 1980’li yılların ortasında Steve Jobs’ın şirketi NeXT ile imzaladığı gizli sözleşmenin, girişimcinin işini iflastan kurtardığı ve nihayetinde Apple’a dönmesini sağladığı ortaya çıktı.

The Wall Street Journal’ın (WSJ) haberine göre istihbarat teşkilatı, uydu istihbaratı amacıyla 20 bin iş istasyonu sipariş ederek şirketin ayakta kalmasını sağladı ve Jobs bu sözleşme sayesinde Apple’ın yönetimini yeniden ele geçirerek şirketi küresel bir başarıya taşıdı.

Gazetenin aktardığı bilgilere göre Joe Romello ve Jeff Harris, CIA bünyesinde uydu istihbaratının geliştirilmesine yönelik yürütülen gizli “Program B” kapsamında görev yapıyordu.

İki görevli, 1985 yılında Apple’dan kovulduktan sonra yeni şirketini kuran Jobs’ın istihbarat camiasına hayati teknolojiler sağlama konusunda yardımcı olabileceğini düşündü.

Bu sürecin sonunda Romello, New York’ta Jobs ile bir araya gelerek adı açıklanmayan bir müşteri için Motorola üretimi daha hızlı bir çip ile Intel üretimi özel bir grafik kartı içeren iki modifikasyona sahip, yılda 20 bin adet NeXT iş istasyonu satın almayı teklif etti.

WSJ’nin haberinde NeXT’in o dönemde acil satışa ihtiyaç duyduğu kaydedildi. Bilgisayarların pahalı olması ve alıcıların büyük bölümü için erişilemez kalması nedeniyle üniversitelere yapılan satışlar beklenen geliri getirmiyordu.

CIA ile yapılan sözleşme neredeyse hiç kimse tarafından bilinmiyordu. NeXT resmi olarak ESL şirketiyle ortaklık yaptığını açıklarken hükümet kanadında bu alım Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) üzerinden kayıtlara geçiriliyordu.

Söz konusu bilgisayarlar işaretsiz kamyonlara yüklenerek modifiye çip ve grafik kartlarının takılması amacıyla CIA’in paravan bir şirketine naklediliyordu.

Buradan Moffett Field askeri üssüne gönderilen cihazlar, C-5 nakliye uçaklarıyla Ulusal Keşif Ofisine (NRO) ulaştırılıyordu.

NRO analistleri, NeXTcube bilgisayarlarını birlik hareketlerini ve füze silosu inşaatlarını takip etmek amacıyla uydu fotoğraflarını taramak için kullandı. Bilgisayarlar aynı zamanda milletvekilleri ve başkan için video ile görsel içeren brifinglerin hazırlanmasına ve iletilmesine de olanak tanıdı.

Romello, NeXT bilgisayarları sayesinde istihbarat verilerinin dünyanın dört bir yanındaki komutanlara aktarılmaya başlandığını ve komutanların bilgileri “neredeyse gerçek zamanlı olarak kendi gözleriyle” yorumlama imkanına kavuştuğunu belirtti.

Romello’ya göre bu durum yeni bilgisayarların “öngörülemeyen en büyük sonucu” oldu ve CIA’in merkezi istihbarat kültürüne meydan okudu.

Apple, 1996 yılında NeXT’i satın aldığını duyurdu ve böylece Jobs kurucuları arasında yer aldığı şirkete geri döndü. Birkaç yıl sonra tüm şirketin kontrolünü yeniden eline alan Jobs’ın NeXT döneminde geliştirilen NEXTSTEP işletim sistemi, Mac’ten iPhone’a kadar uzanan Apple ürünlerinin temelini oluşturdu.

İstihbarat teşkilatlarıyla çalışmanın Jobs’a önemli bir zaman kazandırdığını belirten Dyne Ering, bu sürecin Jobs’a “işini güçlendirmesi ve geliştirmesi; hissedarlara ve piyasaya yalnızca şanslı ve satış yapmayı bilen biri değil, gerçek bir iş lideri olduğunu kanıtlaması için beş yıl daha” verdiğini söyledi.

Ering, NeXT bünyesinde Jobs ile çalışmak amacıyla 1990 yılında istihbarat dünyasından ayrılmıştı.

Ering değerlendirmesinde, “Dolayısıyla Steve’in olgunlaşmasına katkı sunan NRO olmasaydı, şirketi krizden çıkaran bir genel müdür olarak Apple’ın yönetimine geri dönemezdi” ifadelerini kullandı.

Pankreas kanseriyle mücadele eden Jobs, 5 Ekim 2011’de yaşamını yitirdi. Bu tarihte Apple yaklaşık 350 milyar dolarlık marka değeriyle dünyanın en değerli şirketi konumuna yükselmişti.

Apple, Ocak 2022’de ise piyasa değeri 3 trilyon doları aşan dünyadaki ilk şirket oldu.

Fortune dergisi daha önce Steve Jobs’ın işe alımlarda “bira testi” adını verdiği geleneksel olmayan bir karar alma yöntemi uyguladığını yazmıştı.

Jobs, bu yönteme göre test sonrasında adayla birlikte bir şeyler içmek istemiyorsa o kişiyi işe almıyordu.

Okumaya Devam Et

Amerika

Genç Demokratlar hayat pahalılığı gündemiyle Kongre yolunda

Yayınlanma

ABD’de hayat pahalılığı ve konut krizini kampanyalarının merkezine alan genç ve ilerici Demokrat adaylar, ön seçim zaferlerinin ardından Kongre’ye girmeye hazırlanıyor. Kendi kuşaklarının ekonomik sıkıntılarını bizzat yaşayan adaylar, parti yönetiminin ve kıdemli üyelerin geleneksel dengeleriyle erken bir sınav verecek.

ABD’de yeni nesil genç ve ilerici Demokratlar, seçim kampanyalarının merkezine yerleştirdikleri ekonomik meselelerle kurdukları doğrudan ve kişisel bağlarla gelecek yıl Kongre’ye adım atabilir.

Söz konusu adaylar, söz konusu politika başlıklarını partisinin genel gündeminde çok daha etkin bir konuma taşımayı hedefliyor.

Geleceğin milletvekili adayı olan bu gençlerin birçoğu açısından ev sahibi olamamak ve sürekli tırmanan sağlık harcamaları, hem kendi hayatlarını hem de akranlarının yaşam koşullarını doğrudan belirleyen en kritik başlıklar arasında yer alıyor.

Genç Demokratlar, bizzat edindikleri bu tecrübenin, kendi kuşaklarının içinden çıkmakta giderek daha fazla zorlandığı sorunlara yönelik çok daha güçlü bir aciliyet duygusu kazandırdığını savunuyor.

The Hill gazetesine konuşan New York’un 7. Seçim Bölgesi’nden Demokrat Parti adayı olarak yarışan 36 yaşındaki Claire Valdez, kendisinin Milenyum kuşağına mensup olduğunu belirterek şu değerlendirmede bulundu:

“Şu anda ülke genelinde yarışa giren ve seçilen meslektaşlarımın birçoğu da Milenyum kuşağından. Geleceğimizin elimizden alındığını gördük. Gelecekte çocuk sahibi olmayı, ev almayı veya emekli olmayı hayal bile edemiyoruz. Ülkenin dört bir yanındaki gençlerin yaşadığı bu hayal kırıklığı ve hoşnutsuzluğun duyulması gerekiyor; bunun iktidar koridorlarında mutlaka işitilmesi şart.”

Ancak genç adayların seçmenlerden aldığı bu yetki, kıdemin, kurulan ilişkilerin ve kurumsal hafızanın halen büyük ağırlık taşıdığı Kongre gerçeklerine çarpabilir.

Bu tablo, hem göreve yeni başlayacak milletvekilleri hem de Demokrat Parti liderliği için erken bir sınav niteliği taşıyor.

Genç üyeler, politika uzmanlığının ve usul kurallarının belirleyici olduğu bir kurumda yol almayı öğrenmek zorunda kalacak; parti yönetimi ise iz bırakmak isteyen bu yeni kuşağa ne kadar alan ve nüfuz tanıyacağına karar vermek durumunda kalacak.

Demokrat Partili stratejist Antjuan Seawright, konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları kaydetti:

“Genç üyelerin Kongre’ye gelip burayı değiştirmeye çalışacağını, kıdemli üyelerin ise ‘Buraya gelin ama Kongre’nin sizi değiştirmesine izin vermeyin’ bakış açısıyla yaklaşacağını düşünüyorum. Bence perspektif, sabır ve süreç en kritik üç unsur olacak. Bu ortamda, bir yasa tasarısını geçirebilmek için sizinle aynı fikirde olan 217 veya 218 kişiye daha ihtiyaç duyulduğunu öğrenmek zorunda kalacaklar.”

Kuşak değişimi arayışı, son haftalarda genç adayların art arda kazandığı Demokrat Parti ön seçim zaferlerine de yansıdı.

Bu süreçte New York’un 13. Seçim Bölgesi ön seçiminde 32 yaşındaki Darializa Avila Chevalier’nin Temsilciler Meclisi Üyesi Adriano Espaillat’yı mağlup etmesi, 31 yaşındaki Angela Gonzales-Torres’in Kaliforniya’nın 34. Seçim Bölgesi’nde Demokrat adaylığı kazanması ve 29 yaşındaki Melat Kiros’un Colorado’nun 1. Seçim Bölgesi ön seçiminde 15 dönemdir görevde bulunan Temsilciler Meclisi Üyesi Diana DeGette’yi saf dışı bırakması öne çıkan örnekler oldu.

Tıpkı Valdez gibi bu adaylar da Washington’ın hayat pahalılığı sorununu çözmek için çok az adım attığını belirterek bu konuyu kampanyalarının merkezine yerleştirmekten çekinmedi.

Adayların savunduğu temel politikalar arasında evrensel sağlık hizmeti ve çocuk bakımı, işçilere yönelik daha güçlü yasal korumalar, adil ücretler ve genişletilmiş konut yardım kuponları yer alıyor.

Demokratların bu başlıklarda Trump yönetimine karşı ne kadar sert durması gerektiği yönündeki soruya Valdez, “Olabildiğince agresif olmamız gerektiğini düşünüyorum” yanıtını verdi.

Valdez sözlerini şöyle sürdürdü:

“Beyaz Saray, Senato ve Temsilciler Meclisi’nin tamamında çoğunluğa sahip olmasak bile elimizdeki her aracı kullanmalıyız. Seçmenlerimize ve Amerikan halkına mücadele ettiğimizi göstermeliyiz. Böylece birkaç yıl sonra inşallah bir Demokrat başkan seçildiğinde Amerikan hayatını gerçekten dönüştürecek önceliklerimizin birçoğunu hayata geçirebilecek konuma geliriz.”

Bununla birlikte, daha agresif bir yaklaşım sergileme baskısı, yasama süreçlerinde çok daha geniş tecrübeye sahip olan, Cumhuriyetçilerin desteğini almayı hedefleyen ve aşırı partizan bir yoldan kaçınmak için daha ölçülü bir stratejiyi tercih edebilecek olan ılımlı ve kıdemli parti üyeleriyle görüş ayrılıklarına yol açabilir.

Buna rağmen 71 yaşındaki Kaliforniya Temsilciler Meclisi Üyesi Brad Sherman, genç ilerici Demokratların, ılımlıların ve kıdemli üyelerin hayat pahalılığı da dahil olmak üzere pek çok konuda ortak zemin bulmasını beklediğini açıkladı.

Sherman, tüm ilaçların fiyatlarını düzenlemeyi öngören bir yasa tasarısı hazırladığını ve göreve yeni gelecek üyelerin bu tasarıya ortak imza koymasını umduğunu dile getirdi.

Sherman konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı:

“Ben hem ilerici kanadın hem de Yeni Demokratlar grubunun üyesiyim. Yeni Demokratların da ilericilerin de fiyatları düşürmek istediğini biliyorum; bence bütün ülke fiyatları aşağı çekmemizi istiyor. Tükettiğimizden daha fazla petrol ürettiğimiz için Amerikalıların akaryakıta çok daha az ödemesini sağlamak ya da vatandaşlarımızın ilaçlara Avrupalıların ödediği fiyatları ödemesini temin etmek gibi, fiyatları düşürmek için yapabileceğimiz çok şey var.”

Demokratların Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu geri kazanması halinde çok az farkla hareket etmek durumunda kalacağını belirten Sherman, şöyle devam etti:

“Genç üyelerin yapması gereken tek şey, basına kapalı grup toplantılarında tutkulu bir şekilde tartışmayı ve ardından Temsilciler Meclisi Genel Kurulu’na çıkarak tek bir blok halinde oy kullanmayı öğrenmektir.”

Sherman sözlerini şöyle tamamladı:

“Bu, 2024’te çoğunlukta olmadığımız için Demokratların öğrenmek zorunda kalmadığı bir durumdu. Gerçi azınlıkta olsak bile 20 yıl önce gördüğümün çok ötesinde bir sadakat ve tutarlılıkla oy kullandık. Dolayısıyla özel toplantılarda ifade ettiğimiz görüşler farklı olabilir, basına yaptığımız açıklamalar bile çeşitlilik gösterebilir ancak oylarımızın mutlak bir birlik içinde olması gerekir.”

Missouri Temsilciler Meclisi Üyesi 81 yaşındaki Emanuel Cleaver II ise karizmasıyla öne çıkan ve basamakları hızla tırmanarak Demokrat grubun dikkatini çeken yeni üyelerin her zaman bulunacağını belirtti.

Cleaver, Demokratların çoğunluğu yeniden kazanması halinde bu yükselen liderlerin seslerine ve masaya getirdikleri fikirlere kulak vermenin gelecek yıl kritik önem taşıyacağını vurguladı.

Cleaver, “Aramıza yeni isimlerin katılması beni mutlu ediyor. Bazıları muhtemelen beklemek istemeyecek, ilk günden itibaren göreve atılıp liderlik üstlenmek isteyecektir. Onların bu sabırsızlığını büyük bir anlayışla karşılamalı, heveslerini kırmamalıyız” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English