Avrupa
Almanya’da nehirlerin sığlaşması sanayi ve ihracatı vuruyor

Almanya Merkez Bankası, Ren ve diğer nehirlerdeki su seviyesinin düşmesinin ülke ekonomisindeki toparlanmayı geçici olarak frenleyeceğini açıkladı. Nehirlerdeki sığlaşmanın yük taşımacılığını aksatarak lojistik maliyetlerini artırdığı ve üçüncü çeyrekte sanayi üretimi ile ihracat büyümesini olumsuz etkileyeceği bildirildi.
Almanya Merkez Bankası (Bundesbank), yayımladığı aylık raporda Ren Nehri ile ülkedeki diğer nehirlerin sığlaşmasının 2026 yılının üçüncü çeyreğinde ekonomik büyümeyi sınırlandırabileceği uyarısında bulundu.
Sığlaşan nehirlerin Almanya’daki yük taşımacılığının bir kısmını felç ettiğine ve işletmelerin harcamalarını tırmandırdığına dikkat çeken banka, kuraklık ve artan lojistik maliyetlerinin ekonomik toparlanmanın önüne geçtiğini belirtti.
Bundesbank raporunda, “Üçüncü çeyrekte, önemli su yollarındaki düşük su seviyesinin doğurduğu sonuçlar muhtemelen Alman ekonomisindeki toparlanmayı geçici olarak frenleyecek” ifadelerine yer verildi.
Raporda, nehirlerin sığlaşmasına bağlı kısıtlamaların ve hızla yükselen nakliye masraflarının sanayi üretimini ve ihracat artışını kayda değer ölçüde zayıflatacağı tahmin edildi. Kurum, düşük su seviyesinin üçüncü çeyrekteki genel ekonomik aktivite üzerinde de belirgin bir etki yarattığını bildirdi.
Su yollarındaki düşük seviyelerin sürmesi ve özellikle Ren Nehri’ndeki rekor seviyedeki düşüş nedeniyle yeni risklerin eklendiğini vurgulayan Bundesbank, şu değerlendirmede bulundu: “Bunun muhtemelen teslimatlarda ek gecikmelere yol açması, malzeme tedarikindeki açığı daha da büyütmesi, taşıma maliyetlerini yükseltmesi ve üretimi geciktirmesi bekleniyor.”
Bundesbank verilerine göre, gelecekteki fiyat dinamikleri büyük ölçüde Ortadoğu’daki durumun seyrine bağlı olacak.
Bununla birlikte uzmanlar, mevcut aşamada gerilimin tırmanmasının ücret artış mekanizmaları üzerinden ikinci bir enflasyon dalgası yaratacağına dair bir işaret bulunmadığının altını çiziyor.
Geçtiğimiz hafta Ren Nehri’ndeki su seviyesi 9 santimetreye kadar geriledi ve bu durum nehrin belirli kısımlarında gemi seferlerini neredeyse tamamen durma noktasına getirdi.
Batı Avrupa’da bu yılın haziran ayı, veri toplama tarihinin en sıcak haziranı olarak kayıtlara geçti. Reuters, Batı Avrupa ülkelerindeki rekor sıcak hava dalgası sırasında 10 binden fazla aşırı ölüm vakasının kayda geçtiğini aktarmıştı.
Euractiv’in geçtiği bilgilere göre ise bu yaz yaşanan kuraklık Avrupa Birliği topraklarının yaklaşık yüzde 38’ini etkiledi; hayvancılık meraları kururken zeytinyağı, şarap, mısır ve ayçiçeği üretimi zarar gördü.
Sıcak havanın Tuna ve Ren nehirlerinde de sığlaşmaya yol açtığı kaydedildi. Ren Nehri Avrupa’daki altı ülkenin, Tuna Nehri ise on ülkenin topraklarından geçiyor.
Avrupa
Alman ordusundaki rekor personel artışı yapısal sorunu gizleyemiyor

Almanya Savunma Bakanlığı, 31 Temmuz itibarıyla 186 bin 700 askere ulaşarak son 13 yılın en yüksek personel seviyesini yakaladığını duyurdu. Ancak ordudaki büyümenin yeni erlerden ziyade kıdemli ve yaşlı kadroların hizmet sürelerinin uzatılmasına dayanması, kuvvet yapısının bozulduğu yönündeki eleştirileri artırıyor.
Almanya Savunma Bakanlığı, yılın ikinci yarısı için bir dizi öncelikli hedef belirledi. Boris Pistorius (SPD) liderliğindeki bakanlık yönetimi, kasım ayı sonunda Federal Meclis (Bundestag) tarafından kabul edilmesi planlanan federal bütçe hükümet tasarısından memnuniyet duyuyor.
Welt gazetesinin haberine göre yetkililerin kamuoyu önünde açıkça dile getirmediği temel mesele ise vergi gelirlerinden ve kredilerden tahsis edilen kaynakların askeri kabiliyetlere olabildiğince verimli şekilde dönüştürülmesi gerekliliği; zira bu alanda halen aksaklıklar yaşanıyor.
Yeni altyapı inşaatlarında ise sürecin genel olarak planlandığı gibi ilerlediği değerlendiriliyor.
Bu yıl kışlalara yaklaşık 9 bin yeni yatak kapasitesinin kazandırılması hedefleniyor ve ilk yataklara yerleşimler bugünlerde başlamış durumda.
Önümüzdeki dört yıl içinde ise yeni binalarla birlikte yaklaşık 54 bin yatağın daha sisteme dahil edilmesi planlanıyor.
Tüm bu başlıklara karşın ordudaki en büyük sorun sahası personel konusu olmaya devam ediyor.
Bakanlık hafta başında yaptığı açıklamada, 31 Temmuz itibarıyla asker sayısının 186 bin 700’e ulaştığını ve yaklaşık 13 yılın en yüksek seviyesinin görüldüğünü bildirdi.
Bu rakam, en geç 2035 yılına kadar ulaşılması hedeflenen 260 bin askerlik nihai hedefin oldukça gerisinde kalsa da bakanlık, mevcut değerin “personel artışı için öngörülen hedef koridoru içinde” yer aldığını savunuyor.
Bu da, Federal Meclis ile başlangıçta oldukça yavaş bir artış rotası üzerinde uzlaşılmış olmasından kaynaklanıyor. Söz konusu planlama, yıl sonuna kadar 186 bin ila 190 bin kişilik bir personel mevcudu öngörüyor.
Bakanlık, “personel temin sürecinin genelindeki olumlu gelişmeler doğrultusunda, mevsimsel dalgalanmaların etkisine rağmen Bundeswehr’in personel artışının yıl sonuna kadar olumlu seyrini sürdüreceğini” tahmin ediyor.
Ancak tüm gözlemciler bu değerlendirmeye katılmıyor. Eski Kara Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Alfons Mais, LinkedIn’de yayımladığı yazıda şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bu açıklamalara bakıldığında, Bundeswehr’in anayasal görevinin mümkün olduğunca fazla insanı istihdam etmek olduğu izlenimine kapılmak mümkün. Temel soru şudur: Hizmet süresi uzatılan personelin de dahil olduğu bu ilave güç, savunma görevine nerede katkı sağlıyor? İdari kadrolarda mı? Yurt içi savunmada mı? Harekat birliklerinin yedek unsurlarında mı? Kıtadaki mevcut personel açıklarının kapatılmasında mı? NATO planlama hedeflerine yönelik yeni kabiliyetlerin artırılmasında mı? Litvanya’da mı?”
Meselenin yalnızca nicelik değil, aynı zamanda nitelik yani doğru personelin doğru yerde istihdam edilmesi olduğunu belirten Mais; personelin yalnızca karargahlarda değil, topçu taburlarında, yüzer unsurlarda, savaş uçağı filolarında veya elektronik harp alanında bulunması gerektiğine işaret ediyor.
Nitekim bakanlık da emekli korgeneralin dikkat çektiği bu yapısal sorunların farkında.
Siyaseten arzulanan rekor veriler kamuoyuna duyurulsa da Bendlerblock’taki yetkililer, olası bir kriz ve savaş durumuna uygun bir savunma düzeni alabilmek için Bundeswehr’in personel yapısının yeniden bir piramit formuna kavuşturulması gerektiğini kabul ediyor.
Bakanlık koridorlarında ordunun mevcut yapısıyla “fazla yağ bağladığı” ve gövdesinin hantallaştığı konuşuluyor.
Silahlı kuvvetlerde ideal kabul edilen piramit modelinde, zirveyi generaller ve kurmay subaylar oluştururken geniş tabanı erbaş ve erler meydana getiriyor; bu iki kesimin arasında ise subaylar ve astsubaylar yer alıyor.
Tabanın kalabalık, komuta kademesinin az sayıda pozisyondan oluşması, hem genç ve fiziki açıdan dayanıklı bir orduyu hem de en başarılı askerlerin sürekli bir eleme süreciyle üst kademelere yükselmesini güvence altına alıyor.
Bu model aynı zamanda maliyet etkinliği sağlıyor ve görev süresi bitip yedeğe ayrılan askerler sayesinde yüksek seferberlik kabiliyeti sunuyor.
Bugün ise Bundeswehr yalnızca tepe kadrosu şişkin bir yapıya sahip olmakla kalmıyor, aynı zamanda orantısız biçimde geniş bir orta kademeyi, yani hantal gövde yapısını barındırıyor.
Genç er kadrolarının sayısı yetersiz kalırken yaşlı subayların sayısı fazlalık oluşturuyor. Komuta edecek yeterli askeri bulunmayan bir binbaşı askeri açıdan katma değer üretmediği gibi, kıdemli personelin görevde uzun süre kalması genç askerlerin terfi etmesini de engelliyor.
Bu da savunma bütçesinin muharebe gücüne, teçhizata veya yeni nesil askerlere aktarılması yerine, orta ve üst kademedeki personelin yüksek maaşlarına harcanmasına yol açıyor.
Bakanlığın bu tespitine rağmen uygulamada henüz somut bir dönüşüm adımı atılmış değil.
Yaşlanan ama caydırıcılığı artmayan kuvvet
Pistorius yönetimi, olumlu personel verilerini koruyabilmek amacıyla yeni asker alımının yanı sıra sözleşmeli ve muvazzaf askerleri hizmet sürelerinin sonunda ordu içinde tutmaya yönelik “personel bağlama tedbirlerine” başvuruyor.
Bakan, nisan ayından bu yana astsubay ve subaylara kişiye özel mektuplar gönderiyor.
Verilen hizmetler için teşekkürle başlayan bu mektuplarda şu ifadelere yer veriliyor:
“Aktif kıtadaki son günleriniz, köklü kırılmaların yaşandığı bir döneme denk geliyor. Ülkemiz ve kıtamız muazzam sınamalarla karşı karşıyadır. Bu süreçte Bundeswehr’in görevi daha da kritik hale gelmektedir. Bu nedenle personel artışı temel odak noktamızdır. Bu artış ancak nitelikli, yüksek performanslı ve özellikle görevine bağlı askerlerle, yani sizler gibi deneyimli silah arkadaşlarıyla başarılabilir. Mesleki geleceğinize gelin birlikte bakalım. Katkınız her gün önem taşıyor.”
Bakanlık, uygulanan bu ve benzeri elde tutma tedbirlerini yalnızca sayısal hedefler üzerinden savunuyor. Açıklamaya göre yalnızca 2025 yılında yürütülen “hedefe yönelik bireysel danışmanlık tedbirleri” sayesinde tüm statü ve branşlardan binlerce askerin hizmet süresini uzatması sağlandı.
Ancak bu yöntem özellikle yaşça ileri muvazzaf askerler arasında karşılık buluyor. Temmuz 2026 sonu itibarıyla muvazzaf ve sözleşmeli asker mevcudu bir önceki yıla göre yaklaşık 3 bin artışla 174 bin 700’e ulaştı.
Bu artışın temelini muvazzaf asker sayısındaki yükseliş oluştururken, sözleşmeli asker mevcudunda hafif bir gerileme kaydedildi.
Özel uzmanlığından ötürü fiziki performansı sınırlı olsa dahi ordunun ihtiyaç duyduğu 56 yaşında muvazzaf askerler bulunabilse de bu geniş kapsamlı uygulama, personel yapısının piramide dönüştürülmesi hedefini yavaşlatıyor.
Silahlı kuvvetler fiilen yaşlanırken bu durumun orduyu daha etkin ve vurucu bir güce dönüştürüp dönüştürmediği tartışılıyor.
Bakanlık, personel açığının gerçek boyutunu kamuoyuna açıklama konusunda da çekingen davranıyor. Zira mesele sadece 260 binlik hedef ile mevcut 186 bin 700 kişilik durum arasındaki 73 bin 300 askerlik farktan ibaret değil.
Personele ilişkin düzenli bilgilendirmelerde, ordudan ayrılan askerlerin sayısı, yani yenilenme ve ikmal ihtiyacı yer almıyor.
Son üç yılda her yıl ortalama 14 bin muvazzaf ve sözleşmeli asker Bundeswehr’den ayrıldı. Bakanlığın bilgi talebine verdiği yanıta göre 2025 yılında bu sayı yaklaşık 14 bin 600 oldu; bu yıl da benzer rakamlar bekleniyor. Bu verilere görev süreleri biten zorunlu askerlik yükümlüleri de ekleniyor.
Bakanlık sözcüsü, verilerin sürekli değişmesi ve oldukça oynak olması nedeniyle önümüzdeki beş yıla ilişkin bir projeksiyon sunamayacaklarını ifade etti. Ancak böyle bir tahminde bulunmak güç değil.
2011 yılında zorunlu askerliğin askıya alınmasının ardından dönemin Savunma Bakanı Thomas de Maizière (CDU), “Personel Yapı Modeli 185” kapsamında sözleşmeli askerleri 20 ila 25 yıl gibi olabildiğince uzun sürelerle göreve bağlamaya başlamıştı.
Önümüzdeki yıllarda bu personelin görev süreleri sona erdiğinde ikmal ihtiyacı belirgin biçimde artacak.
Deneyimli personel planlamacıları, hedeflenen büyümenin yakalanabilmesi için gelecekte her yıl yaklaşık 30 bin yeni askerin orduya alınması gerektiği görüşünde birleşiyor.
Mevcut sayılar ise bu gereksinimin çok gerisinde seyrediyor. Yıllık personel artışı geçen yıla kıyasla yalnızca 3 bin 700 civarında bulunuyor; üstelik bu artış, yüzde 20’nin üzerindeki olağan askerliği bırakma oranları nedeniyle daha da gerileyebilir. Yeni askerlik modeli uygulaması da hedeflenen hızda ilerlemiyor.
Temmuz ayı sonuna kadar askerlik yoklama anketi kapsamında yaklaşık 194 bini genç erkeklere, yaklaşık 184 bini genç kadınlara olmak üzere toplam 378 bin mektup gönderildi.
Anketi doldurma zorunluluğu bulunan erkeklerin yaklaşık yüzde 96’sı bu yükümlülüğünü yerine getirdi. Katılımın gönüllülük esasına dayandığı kadınlarda ise oran yüzde 4 seviyesinde kaldı.
İlgisini beyan eden yaklaşık 2 bin 630 kişi değerlendirme sürecine tabi tutuldu; bu sürecin ardından 865 kişinin Bundeswehr bünyesinde görevlendirilmesi planlandı.
Emekli Korgeneral Mais’in savunma yönetiminden gelen personel bültenlerine şüpheyle yaklaşmasının ardında bu tablo yatıyor.
Mais, tablonun vahametini şu sözlerle vurguluyor: “Yalnızca marjinal sayısal artışlara dair sevinç naraları atarak niteliksel zorlukların üzerini örtemezsiniz!”
Avrupa
Alman ordusu dönercilerden sıhhiye devşirmek istiyor

Alman vatandaşları artık ülke genelindeki sokak yemeği ambalajlarındaki QR kodlarını tarayarak Bundeswehr’in sağlık birimine katılabilecekler.
Savunma Bakanlığı sözcüsü Berliner Kurier gazetesine yaptığı açıklamada, yeni askere alma kampanyasının hedef kitlesinin sadece kariyer seçimi yapan gençler değil, aynı zamanda yeni bir meslek düşünmekte olan “meslek değiştirenler ve vasıflı işçiler” olduğunu belirtti.
Dönerci ambalajları, bakanlığın “ortam reklamcılığı” olarak adlandırdığı uygulamanın bir parçasını oluşturuyor.
Bu, potansiyel adayların günlük yaşamlarını sürdürdükleri yerlere yerleştirilen askere alma materyalleri.
Bakanlığa göre, dönercilere herhangi bir ödeme yapılmıyor ve işletmeciler bu materyalleri dağıtmayı gönüllü olarak kabul ediyor.
Sözcü, “Restoranlar, markalı ambalajları ücretsiz olarak alıyor,” dedi.
Almanya, son yıllarda askeri işe alım stratejisini yeniden gözden geçiren ilk Avrupa ülkesi değil.
2019’daki bir reklam kampanyasında İngiliz Ordusu, “kar taneleri”, “selfie bağımlıları” ve “telefon zombileri”ni hedef almıştı.
Fransa, 2024’te ülke çapında bir multimedya işe alım kampanyası başlattı. Hollanda ise 2023’ten beri gençlere üniforma giyerek ücretli bir yıl geçirme şansı sunuyor.
Bu alışılmadık askere alma stratejisi, Berlin’in silahlı kuvvetlerini genişletmek için acele ettiği bir dönemde ortaya çıktı.
Bundeswehr, temmuz ayı sonunda 186.705 aktif asker sayısına ulaştı; bu, 13 yılın en yüksek seviyesi.
Fakat NATO’nun yetenek hedeflerini karşılamak için 2035 yılına kadar 260.000’in üzerine çıkmayı hedefliyor.
Avrupa
Avrupa İHA tehdidine karşı dron duvarları örüyor

Avrupa ülkeleri hava sahası ihlallerinin ardından İHA savunma sistemleri ve ortak sınır projeleri geliştirirken ABD kıtadaki özel dron taburunun faaliyetlerini sonlandırma kararı aldı. Almanya, Polonya ve Baltık ülkeleri hava savunma hatlarını güçlendirirken NATO ve AB ortak fonlarla yeni savunma kalkanları oluşturuyor.
Romanya’da 20 Ağustos gecesi Ukrayna sınırına yakın bölgede son bir ay içinde dördüncü kez bir İHA düştü.
Romanya Savunma Bakanlığı, ülke hava sahasına giren insansız hava aracının Grindu köyünün yaklaşık 4 kilometre kuzeydoğusundaki meskun olmayan bir alana düştüğünü duyurdu. Aynı gün Moldova İçişleri Bakanlığı da Ukrayna sınırına bir kilometre mesafede bir İHA enkazı bulunduğunu açıkladı.
Son bir ayda Almanya, Bulgaristan, Letonya, Romanya ve Moldova dahil olmak üzere Avrupa’da tanımlanamayan İHA’ların hava sahasını ihlal ettiği veya düştüğü en az altı vaka kayıtlara geçti. Bazı bölge ülkeleri bu olaylarda Rusya’nın parmağı olabileceğini öne sürdü.
Moldova, Crocmaz köyü yakınlarında patlayan bir askeri İHA’nın düşmesi üzerine 10 Ağustos’ta Moskova Büyükelçisini istişareler için geri çağırdı.
Moldova Savunma Bakanı Anatolie Nosatıy, 12 Ağustos’ta yaptığı açıklamada ilk verilerin İHA’nın Rus menşeili olduğunu gösterdiğini ve uzmanların enkazı incelemeyi sürdürdüğünü bildirdi.
Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova ise iddialara karşı çıkarak Moskova’nın Moldova dahil olmak üzere Ukrayna’ya komşu devletlerin hava sahası üzerinden İHA uçurmadığını ve bu tür uçuş rotaları planlamadığını belirtti.
The Wall Street Journal’ın (WSJ) haberine göre ABD yönetimi, İHA harp tekniklerini geliştirmek amacıyla ocak ayında Avrupa’da kurduğu vurucu taburu lağvetme kararı aldı.
Gazeteye konuşan ve ismi açıklanmayan bir ABD ordusu yetkilisi, birliğin Almanya’da ağustos ve eylül aylarında gerçekleştirilen geniş çaplı tatbikatların ardından sonuçları komutanlığa sunacağını ve asli muharebe görevi olan hava indirme piyade taburu yapısına geri döneceğini ifade etti.
Avrupa ülkelerinin hava sahasının tanımlanamayan İHA’larca ihlal edildiği olaylar 2025 sonbaharından itibaren sıklaştı.
Yaşanan gelişmeler üzerine Avrupa Birliği, NATO’nun doğu sınırında İHA’lara karşı kolektif bir savunma mekanizması olan “dron duvarı” inşasını tartışmaya başladı.
Avrupa Komisyonu, Ekim 2025’te 2030 Savunma Hazırlığı Yol Haritası (Defence Readiness Roadmap 2030) kapsamında bu konsepti kamuoyuna sundu.
Planlama dahilinde Avrupa İnsansız Hava Aracı Savunma Girişimi (European Drone Defence Initiative) ve Doğu Nöbeti (Eastern Flank Watch) olmak üzere iki projenin hayata geçirilmesi öngörüldü.
İlk proje, AB ve Ukrayna’nın ortak bir AB – Ukrayna Dron İttifakı kurmasını hedefliyor. Bu girişimin finansmanı için G7’nin Kiev’e destek amacıyla başlattığı Olağanüstü Gelir Hızlandırma (ERA) programı çerçevesinde 6 milyar avro tutarında kredi tahsis edildi.
Doğu Nöbeti projesi kapsamında ise AB, NATO ile yakın koordinasyon içinde hibrit operasyonlar, Rus “gölge filosu” faaliyetleri ve silahlı saldırı riski dahil geniş kapsamlı tehditlere karşı yekpare bir Avrupa savunma sistemi kurmayı amaçlıyor.
Çok katmanlı gözetleme sistemleri, anti-dron teknolojileri, elektronik harp araçları ve nokta atışı vuruş sistemlerini içeren proje, Rusya ve Belarus ile olan kara ve deniz sınırları dahil AB’nin doğu sınırındaki tüm ülkelerde konuşlandırılacak. Sistemin 2028 yılı sonuna kadar operasyonel hale gelmesi planlanıyor.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, 15 Temmuz’da AB ile Ukrayna arasında ortak İHA üretimine ilişkin bir anlaşma imzalandığını açıkladı.
Von der Leyen, “Ukrayna yaratıcılığa sahip, ihtiyacı olan şey ise ölçek. Birlikte bunu sağlayabiliriz; böylece Ukrayna avantajını korur, Avrupa da kendi gücünü pekiştirir” ifadelerini kullandı.
İki gün sonra resmi olarak başlatılan Dron İttifakı, Ukraynalı ve Avrupalı İHA ve karşı tedbir üreticilerini bir araya getiren bir platform olarak tasarlandı.
Girişime her iki taraftan dokuzar olmak üzere toplam 18 şirket katıldı; Avrupa kanadında yer alan firmalar arasında ORQA, Indra Group, Fincantieri ve WB Electronics/WB Group bulunuyor.
Avrupa bu süreçte ABD ile işbirliğini de derinleştirdi. WSJ’nin aktardığı bilgilere göre, Ukrayna tecrübesini incelemek amacıyla 173. Hava İndirme Tugayı bünyesinde özel bir tabur kurulması kararı Kasım 2025’te alındı.
Fikrin mimarı olan eski ABD Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Randy George’un planı doğrultusunda, yaklaşık 600 kişilik taburdan oluşan küçük bir grup Amerikan askeri Kiev’e gizli ziyaretler düzenleyerek Ukraynalı yetkililerle bir araya geldi. Birlik ayrıca NATO muharebe eğitim sahalarında Ukraynalı İHA operatörleriyle ortak çalışmalar yürüttü.
Taburun faaliyetlerini sonlandırma kararının, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’e yakınlığıyla bilinen ABD Kara Kuvvetleri Komutan Vekili Christopher Laniwe’in etkisiyle alındığı bildirildi.
WSJ daha önce, Almanya’da nisan ve mayıs aylarında düzenlenen Combined Resolve (Müşterek Kararlılık) tatbikatında ABD birliklerinin İHA’lara karşı savunmasızlığının ortaya çıktığını, Ukraynalı dron operatörlerinin Amerikan birliklerini ve zırhlı araçlarını tespit ederek simülasyon ortamında vurduğunu aktarmıştı.
Atlantik’in iki yakası arasındaki işbirliği farklı kanallardan devam ediyor. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, temmuz ayında Ankara’daki Sanayi Forumu’nda İHA sistemleri ve bunlara karşı savunma araçlarının geliştirilmesini amaçlayan NATO Drone Edge girişimini duyurdu.
İttifak ülkeleri bu kapsamda beş yıl içinde 40 milyar dolardan fazla kaynak tahsis etme ve 2027 sonuna kadar eğitilmiş İHA operatörü sayısını beş katına çıkarma konusunda uzlaştı.
Rutte, “En yeni yenilikçi teknolojileri kullanıyor, transatlantik savunma sanayimize yatırım yapıyor ve Ukrayna’daki muharebelerden pratik dersler çıkarıyoruz” dedi.
Aynı dönemde Almanya, Danimarka, Finlandiya ve Norveç, Northrop Grumman tarafından ABD Donanması için geliştirilen uzun menzilli ve yüksek irtifa MQ-4C Triton İHA’larının ortak alımına yönelik niyet beyanı imzaladı.
Almanya, İHA teknolojileri ve savunması alanında en faal ülkelerden biri haline geldi. Ağustos başında Leipzig/Halle Havalimanı’nda, mühimmat taşıdığı tahmin edilen Ukrayna’ya ait bir An-24 nakliye uçağının yakınında Semtex tipi patlayıcı içeren bir İHA bulundu.
Almanya İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt, ülkesinin yabancı devletlerin yürüttüğü “hibrit savaşın hedefi haline geldiğini” belirtti ancak belirli bir ülke adı vermedi. Olayla ilgili üst makamlardan başka resmi bir açıklama yapılmadı.
Bild ve Die Zeit gazeteleri, inceleme ekiplerinin İHA üzerinde bulduğu DNA izlerinin, Leipzig’deki bir DHL kargo tesisine 2024 yılında düzenlenen ve Alman müfettişlerin Rus sabotaj faaliyetleriyle ilişkilendirdiği kundaklama vakasındaki DNA örnekleriyle örtüştüğünü yazdı.
Die Zeit ayrıca emniyet birimlerinin, Berlin yönetimini Rusya’ya karşı daha fazla destek vermeye sevk etmek amacıyla operasyonun Ukrayna tarafından bir sahte bayrak eylemi olarak düzenlenmiş olabileceği ihtimali üzerinde durduğunu da aktardı.
Rusya’nın Berlin Büyükelçiliği ise olayı provokasyon olarak nitelendirerek “Alelacele kurgulanan bu provokasyonun yalnızca Kiev’in ve Avrupalı siyasi sınıfın militarist kanadının hedeflerine hizmet ettiği açıktır” açıklamasını yaptı.
Bu gelişmeler yaşanırken 18 Ağustos’ta Magdeburg-Cochstedt’teki Alman Havacılık ve Uzay Merkezi (DLR) test havaalanında İHA Savunma Teknoloji Merkezi resmi olarak açıldı.
Bilimsel çalışmaları, teknolojiyi ve güvenlik kurumlarının taleplerini bir araya getirmeyi hedefleyen yapı; İHA tespit ve engelleme sistemlerinin geliştirilmesini hızlandırmayı amaçlıyor. Merkezin bünyesinde federal polisin mobil anti-dron birimi ile federal ve eyalet makamlarının kurduğu ortak İHA koordinasyon merkezi yer alıyor.
Açılış töreninde konuşan Dobrindt, “İHA alanındaki silahlanma yarışı, teknolojik gelişmelere ayak uydurabilmek için kendi araştırma birimlerimizi kurmayı gerektiriyor” diyerek Almanya’nın Avrupa’nın ekonomik ve siyasi güvenliğindeki kilit rolü nedeniyle her gün yabancı devletlerin hibrit saldırılarına maruz kaldığını vurguladı.
Merkezin geliştirilmesi için önümüzdeki yıllarda 10 milyon avroya kadar bütçe ayrılması öngörülüyor.
Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, nisan ayında ülke tarihinin ilk askeri strateji belgesini sundu. Belgede Rusya’nın öngörülebilir gelecekte Avrupa için “en büyük güvenlik tehdidi” olmayı sürdüreceği kaydedildi.
Metne göre Moskova, NATO’yu zayıflatarak Avrupa güvenlik mimarisini yeniden şekillendirmeyi hedefliyor. Belgenin “Tehdit” başlıklı bölümünde, “Rusya, NATO ülkelerine yönelik askeri bir saldırının ön koşullarını oluşturuyor. Bu da aralarında Almanya’nın da bulunduğu ittifak üyesi ülkelere karşı şimdiden hibrit operasyonlar yürütülmesine yol açıyor” tespiti yer aldı.
Polonya yönetimi de hava savunma hattı çalışmalarına hız verdi. Ocak ayında doğu sınırında SAN adı verilen anti-dron duvarı projesini duyuran Varşova, 3,8 milyar avro değerindeki projeyi devlete ait Polska Grupa Zbrojeniowa, Norveçli Kongsberg ve Polonyalı özel şirket Advanced Protection Systems konsorsiyumuyla yürütüyor.
Polonya Savunma Bakan Yardımcısı Cezary Tomczyk; APKWS füze fırlatıcıları, uçaksavar topçusu, makineli tüfekler ve önleyici İHA’lardan oluşan 18 özel anti-dron hava savunma bataryası konuşlandırılacağını ve çalışmaların 2028 yılına kadar tamamlanacağını duyurdu.
Estonya, Letonya, Litvanya, Polonya ve Finlandiya’nın Ocak 2025’te duyurduğu Baltık Dron Duvarı girişiminin de 2026 yılı sonuna kadar tamamlanması hedefleniyor.
AB ve NATO’nun doğu sınırını korumayı amaçlayan ortak proje; radar, sensör ve önleyici İHA’ların merkezi bir yönetim altında çok katmanlı tek bir ağda birleştirilmesini öngörüyor. Katılımcı ülkeler yıl sonuna kadar ağı genişleterek Rusya sınırında kesintisiz izleme sağlamayı planlıyor.
Avrupa Dış İlişkiler Konseyi (ECFR) uzmanları, AB, NATO ve doğu kanadı ülkelerinin İHA tehdidine karşı çözümler üretmek için yoğun çaba gösterdiğini ancak girişimlerin çokluğunun mükerrer çalışmalara ve projelere dahil olan ticari yapılar için belirsizliklere yol açabileceğini belirtiyor.
Hazırlanan raporda, “Girişimler arasında uyumu ve özellikle veri paylaşımı düzeyinde tutarlılığı sağlamak için daha fazla koordinasyona ihtiyaç var” denildi. Raporda ayrıca Rusya kaynaklı İHA tehdidine karşı Avrupa savunma sanayisinin kapasite artırımının hiçbir şekilde diplomatik, siyasi ve askeri adımların yerini alamayacağı vurgulandı.
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Dünya Basını1 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Görüş2 hafta önceTürkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceği
Dünya Basını2 hafta önceForeign Affairs: Amerika Ortadoğu’dan Vazgeçmeli
Diplomasi1 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Rusya2 hafta önceRusya, yolları insansız hava aracı saldırılarına karşı koruyacak
Rusya4 gün önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor











