Bizi Takip Edin

Amerika

Amerikan tahvil piyasasına müdahaleye Wall Street tepkisi

Yayınlanma

Hazine Bakanı Scott Bessent’in ABD tahvil piyasasını canlandırma girişimi, Washington’un 40 trilyon dolarlık borç yükü ve giderek tırmanan enflasyon konusundaki endişelerin artmasıyla birlikte yatırımcılar tarafından “kurşun deliğine yapıştırılan yara bandı” olarak nitelendirildi.

Financial Times’a (FT) göre ABD Hazine Bakanlığı çarşamba günü, önümüzdeki aydan itibaren uzun vadeli devlet tahvili alımlarını “en az iki katına çıkarma” planlarını açıklayarak Wall Street’i şaşkına çevirdi.

Duyurunun ardından uzun vadeli Hazine tahvilleri hızla yükseldi ve 30 yıllık borçlanma maliyetlerini, birkaç gün önce ulaştıkları 19 yılın en yüksek seviyesinden aşağı çekti.

Gelgelelim bu yükseliş kısa sürede sönümlendi. Perşembe günü Bessent, dünyanın en önemli piyasasını dizginlemek için elindeki “geniş araç setini” tanıtmak üzere CNBC’ye çıkmasına rağmen, getiriler yeniden yükselmeye başladı.

Morgan Stanley Investment Management’ın yatırım direktörü Jim Caron, “[Bessent] sorunu anlıyor. Fakat sorunu anlamakla, bu konuda somut bir şey yapabilmek iki farklı şey. Hazine, uzun vadeli getirileri kontrol edemez,” dedi.

Bessent’in geri alım stratejisi, eski hedge fon yöneticisinin önceki birçok Hazine başkanıdan çok daha alışılmadık bir yaklaşım benimsediğinin en son örneği.

Son haftalarda, avro satarak Japon yenini güçlendirmek için nadir görülen bir hamle başlattı ve İran’la müzakerelerde yakın zamanda ilerleme kaydedileceğine dair sinyaller vererek petrol fiyatlarını defalarca etkiledi.

Öte yandan bu girişim, onu 32 trilyon dolarlık piyasadaki “tahvil bekçileri” ile karşı karşıya getirdi.

Bu yatırımcılar, Amerika’nın kötüleşen kamu maliyesi, ısrarla yüksek seyreden enflasyon ve yapay zeka patlamasını finanse etmek için Büyük Teknoloji şirketlerinin aşırı borçlanma eğiliminden korkuyorlar.

Nomura’dan Charlie McElligott, Bessent’in Hazine tahvili geri alım planının “tek başına kurşun deliğine yapıştırılan yara bandı” niteliğinde olduğunu ve “piyasa güçlerini yatıştırmak için yeterli olmayacağını” söyledi.

Hazine Bakanlığı çarşamba günü yaptığı açıklamada, 9 Eylül’den itibaren vadesi 10 ila 30 yıl arasında olan Hazine tahvillerine yönelik düzenli alımlarını 2 milyar dolardan 4 milyar dolara veya daha fazla bir seviyeye çıkaracağını duyurdu.

Bu adım, başlangıçta eski Hazine tahvillerinin alım satımını kolaylaştırmak amacıyla tasarlanan programın büyük ölçüde genişletilmesi anlamına geliyor.

Bazı analistler, Hazine’nin normalde borçlanma stratejisini açıkladığı üç aylık yeniden finansman duyurusundan iki hafta sonra gelen bu ani hamlenin, kurumun güvenilirliğini zedelediğini belirtti.

Jefferies’in ABD baş ekonomisti Thomas Simons, “İletişim stratejisindeki bu kopukluğun, kurumun yönlendirmelerinin genel güvenilirliğini azalttığını söylemenin abartı olmadığını düşünüyoruz,” dedi.

Bessent bunu açıkça dile getirmemiş olsa da, çoğu yatırımcı Hazine Bakanlığı’nın uzun vadeli menkul kıymetlerin geri alımlarındaki artışı, daha fazla kısa vadeli borç ihraç ederek dengelemesini bekliyor.

Bu hamle, bakanlığı faiz oranlarındaki dalgalanmalara maruz bırakıyor. Bessent’in 2024 yılında, o dönemki Hazine Bakanı Janet Yellen’ı benzer bir politika izlediği için eleştirdiği gözden kaçmadı.

Jones Trading’den Mike O’Rourke, “Asıl soru, Bessent’in eleştirdiği yolu izlemeye devam edip etmeyeceği,” dedi.

O’Rourke, Hazine Bakanı’nın “sorunları örtbas etmeye” devam etmeyi planlıyorsa “daha büyük ve daha agresif” adımlar atmak zorunda kalacağını öngörüyor.

Bessent, İran savaşının etkilerini ve 30 yıllık Hazine piyasasındaki “çok zayıf” likiditeyi gerekçe göstererek, “getirilerin temel iktisadi göstergeleri yansıtmadığını” savundu.

Washington’ın bu hafta sonu veya önümüzdeki hafta başında “mali konsolidasyona daha fazla odaklanılacağını” açıklayacağını belirten Bessent, ABD’nin kamu açıklarının zirveye ulaşmış olma ihtimalinin “çok yüksek” olduğunu da sözlerine ekledi.

ABD’de ulusal borç 40 trilyon dolara ulaştı, Kongre bölündü

Siyasi tarafsızlığıyla bilinen Kongre Bütçe Ofisi, ABD bütçe açığının bu yıl yüzde 5,8 seviyesinde gerçekleşeceğini öngörüyor.

Bu rakam 2025 yılına kıyasla sabit kalırken, Bessent’in uzun süredir dile getirdiği 2028 yılına kadar yüzde 3’e ulaşma hedefinin oldukça üzerinde.

Evercore’dan Sarah Bianchi, “Bessent’in açıklamaları, yüksek borçlanma maliyetlerinin temel etkenlerine odaklanılacağını işaret etse de, yönetimin bu noktada bütçe açığı konusunda gerçekçi ve önemli bir adım atabileceğine şüpheyle bakıyoruz. Bu hafta yapılan sürpriz hisse geri alım duyurusu sadece geçici bir etki yarattı ve bütçe açığıyla ilgili herhangi bir duyurunun da en az bunun kadar sınırlı olacağını düşünüyoruz,” dedi.

AllianceBernstein’ın sabit getirili menkul kıymetler başkanı Scott DiMaggio, geri alımların daha kalıcı bir etki yaratması için “Federal Rezerv’in harekete geçmesi gerekiyor. Ayrıca, bütçe açığı ve borç yönetimi konusunda da adımlar atılmalı,” dedi.

Diğer uzmanlar ise Bessent’in artırılmış geri alım planının, yükseliş eğilimini tamamen tersine çevirmek yerine, Hazine’nin endişesini göstermek ve tahvil getirilerindeki artışı yavaşlatmak amacıyla tasarlandığını vurguladı.

PGIM’in küresel tahvil bölüm başkanı Robert Tipp, Bessent’in müdahalesi olmasaydı ABD tahvil piyasasındaki satış dalgasının daha belirgin olacağını savundu.

Tipp, “Bu, setin çökmesini engellemek için atılan bir adım, ancak faiz oranlarının yükseldiği, mali israfın ve hedefin üzerinde enflasyonun hüküm sürdüğü bir dünyadasınız ve açıkçası ABD, diğer ülkelerin tahvil piyasalarına kıyasla daha iyi performans göstermiştir,” dedi.

JPMorgan: İpotek borcunu kredi kartıyla ödemek gibi

JPMorgan’a göre, ABD hükümetinin Hazine piyasasındaki baskıyı yönetmeye yönelik çabaları, küresel borç ihracındaki artışın yatırımcı talebini sınadığı bir ortamda, sorunu sadece geleceğe erteleyebilir.

JPMorgan’ın küresel temel araştırma bölümünün eş başkanı James Sullivan, bugün (21 Ağustos) CNBC’nin “Squawk Box” programında yaptığı açıklamada, Hazine’nin fiilen vadesi uzun tahvilleri geri alırken vadesi kısa tahviller ihraç ettiğini, bu stratejinin geçici bir rahatlama sağlayabileceğini ancak temel borç yükünü olduğu gibi bıraktığını belirtti.

Sullivan, bu yaklaşımı uzun vadeli yükümlülüklerin daha kısa vadeli borçlanma yoluyla yeniden finanse edilmesine benzetti.

Sullivan, “Bu, ipotek borcunuzu kredi kartınızla ödemek gibi bir şey. Bir süre işe yarayabilir ama eninde sonunda bu uyumsuzluk daha belirgin hale gelmeye başlar,” diye ekledi.

Bu müdahale, kısa vadede borçlanma maliyetlerinin kontrol altına alınmasına yardımcı olabilir; fakat Sullivan’ın endişesi, bunun asıl büyük sorunu çözmede pek bir işe yaramaması: Sonunda alıcı bulmak zorunda kalınacak olan, giderek yükselen devlet ve şirket borçları duvarı.

Sullivan, “Hükümetlerin piyasaları kontrol etmeye çalışması, çoğu zaman pek de cazip bir durum değil,” dedi.

Yabancıların Amerikan borcundaki etkisi azaldı

Öte yandan ABD devlet tahvili getirilerindeki son dönemdeki büyük dalgalanmalar, kısmen yeni bir finansal gerçeği yansıtıyor.

Uzun bir süredir yabancı hükümetler, eskisine kıyasla ABD’nin bütçe açıklarını finanse etmeye eskisi kadar istekli değil.

ABD Hazine piyasasının, yabancı hükümetlerin nakitlerini güvenli bir şekilde sakladıkları yer olarak üstlendiği rol, ABD hükümetine ve ekonomisine büyük avantajlar sağladı ve borçlanma maliyetlerini normalde olacağından daha düşük seviyede tuttu.

Axios’a konuşan analistlere göre, bu hamle dün tahvil piyasasını istikrara kavuşturmaya yardımcı oldu ve getirileri düşürdü ama aynı zamanda başka riskler de yaratabilir.

Evercore ISI analistleri, “Hazine’nin artan aktif rolü, eğer devam ederse, yatırımcıların daha yüksek oynaklığı ve politika sürprizleri riskini hesaba katmaya başlaması nedeniyle doların cazibesini azaltabilir,” diye yazdı.

BNP Paribas analistleri ise şöyle yazdı:

“Bunun, Fed’in faiz oranlarını hâlâ sabit tutarken uzun vadeli getirilerin [finansal kriz] öncesi zirve seviyelerine ulaşmasına bir tepki olduğunu düşünüyoruz. Hisse geri alımlarının, Fed’in güvenilirliğinde devam eden kaybı telafi etmek için yeterli olacağını düşünmüyoruz.”

Merkez bankaları, maliye bakanlıkları ve devlet varlık fonları gibi resmi yabancı kuruluşlar, ABD Hazine tahvillerinin toplamda yaklaşık %12’sine sahip.

Bu oran, finansal kriz sırasında ve sonrasında yaklaşık %40’tan bu seviyelere düştü.

Bu kuruluşlar, Hazine tahvillerini para kazandıran yatırımlar olarak değil, trilyonlarca dolarlık nakdi güvenli bir şekilde saklamak için bir araç olarak görüyorlardı.

Başka bir deyişle, Hazine piyasasını bir nevi inanılmaz büyüklükte bir banka hesabı olarak kullanıyorlardı ve banka hesabı olan sıradan insanlar gibi, bu kurumların da öncelikli kaygısı güvenlik, emniyet ve kullanım kolaylığıydı. Faiz oranı ise ikincil öneme sahipti.

Bu yabancı yatırımcılar genellikle “fiyata duyarsız” olarak nitelendirilirdi; bu da trilyonlarca dolarlık borç senetleri için alıcı bulmaya çalışırken son derece kullanışlı bir durumdu.

Bu tutumlar son yıllarda değişmeye başladı. Yabancı hükümetlerin Hazine tahvillerindeki toplam payındaki gerileme, 2016 yılında hız kazanmaya başladı.

O yıl Çin, ekonomik sıkıntılar sırasında para birimini korumak amacıyla elindeki Hazine tahvillerini elden çıkarmaya başlamıştı.

COVID salgını sırasında, dünya liderleri de pandeminin maliyetlerini karşılamak için Hazine tahvillerini nakde çevirmeye çalışırken, ABD hükümetinin toplam borç seviyesi keskin bir artış gösterdi ve bu düşüş hızlandı.

2022’de başlayan Rusya-Ukrayna karşı savaşı da bu baskıyı artırdı; zira Rus devlet varlıklarının dondurulması, ülkelerin ulusal servetlerini saklamak için dolar cinsinden varlıkları kullanma konusundaki kararlarını yeniden gözden geçirmelerine neden oldu.

Yabancı hükümetlerin davranışlarında bir değişiklik olsa da, Hazine tahvillerini toplu olarak elden çıkarmadılar.

Toplamda, tahvil tutarları yıllardır 4 trilyon doların biraz altında kalarak istikrarlı seyrediyor.

Fakat ABD devlet borcunun toplam tutarının patlama yaşayıp son zamanlarda 40 trilyon dolara –GSYİH’nin yaklaşık %120’sine– ulaşmasıyla birlikte, Hazine piyasasındaki payları keskin bir düşüş gösterdi.

Yabancı devlet alıcılarının geri çekilmesiyle birlikte, piyasanın daha büyük bir kısmı, güvenlik odaklı devlet rezerv yöneticileriyle pek az ortak noktası olan hedge fonları gibi tüccarların ve yatırımcıların eline geçti.

ABD Hazine Bakanlığı, daha fazla tahvil geri alacak

Fed, Hazine karşısında “ters ayakta” kaldı

Hazine Bakanlığı’nın borç yönetimi alanındaki değişikliklerinin ABD merkez bankasının para politikası tercihlerini nasıl etkileyebileceği sorulduğunda, iki Federal Rezerv yetkilisi temkinli bir tavır sergiledi.

Bu müdahale, finansal koşullara en büyük etkiyi hangi kurumun yaptığına dair finansal piyasalarda olası bir kafa karışıklığı yaratması nedeniyle Fed için potansiyel zorluklar doğuruyor.

Diğer tüm koşullar sabit kaldığı sürece, Hazine Bakanlığı’nın bu hamlesi finansal koşulları gevşetirken, enflasyonu dizginlemek için faiz artırımına gidebilecek olan Fed ile sürtüşmeye yol açabilir.

St. Louis Fed Başkanı Alberto Musalem, Hazine Bakanlığı’nın uzun vadeli devlet tahvillerinin geri alımında daha agresif bir tempoya geçme kararının sorulması üzerine, “Biz çok basit bir şekilde işgücü piyasasına ve enflasyona odaklanıyoruz; para politikasını, borç yönetimi veya maliye politikasından bağımsız olarak belirliyoruz,” dedi.

Bloomberg’e konuşan San Francisco Fed Başkanı Mary Daly, mevcut uzun vadeli tahvil getirilerinin “Fed’in politika ayarlamaları veya politika kalibrasyonu konusunda ne yapmamız gerektiğine dair bize pek fazla ipucu vermediğini” söyledi.

Daly, Fed politikasının “iyi bir noktada” olduğunu düşündüğünü belirtirken, uzun vadeli tahvilleri, bunların iktisadi görünüm için ne anlama geldiğini görmek amacıyla takip ettiğini de ekledi.

Geçen ay Fed’in faiz oranlarını değiştirmeden bırakma kararını güçlü bir şekilde desteklediğini belirtti.

Hazine tahvili ihraçlarının daha kısa vadeli tahvillere kaymasının Fed’in para politikasını yürütme şekli açısından sorun yaratıp yaratmayacağı sorulduğunda, “Henüz erken bir aşamadayız ve bu konuları derinlemesine düşünme fırsatımız olana kadar bu tür konuları tartışmak konusunda aceleci davranmak istemem,” dedi.

Bessent ise herhangi bir çatışma ihtimalini önemsiz gösterdi ve Fed’in faiz kararlarının Hazine Bakanlığı’nın yaptıklarından tamamen bağımsız olduğunu belirtti.

ABD merkez bankasının bilançosunu etkileyebilecek her türlü hususa gelince, iki kurum “(Fed) bilançosunda herhangi bir değişiklik olması halinde işbirliği yapacaktır ve biz de… onların gerçekleştirdiği her türlü tahvil satışına uyum sağlayacağız,” dedi.

Kısa vadeli tahvil ihracının artması, piyasa faiz oranları üzerinde yukarı yönlü baskı yaratarak, merkez bankasının faiz politikasını yönetme biçiminde teknik zorluklara yol açabilir.

Fed’in faiz kontrol sistemi, bir dizi araç ve likidite imkânı aracılığıyla faiz oranlarını yönetmek için para piyasası koşullarını etkilemeye dayanıyor.

Daly, Fed için asıl meselenin, enflasyon ve istihdam hedeflerine nasıl ulaştığına dair “mekanizmalar”dan ziyade, bu hedefleri gerçekleştirme konusundaki kararlılığı ve bunu başarma kabiliyeti olduğunu da sözlerine ekledi.

Warsh “daha az müdahale”den yana

Geçen ayki Fed basın toplantısında Başkan Kevin Warsh, uzun vadeli faiz oranlarındaki artışın, yatırımcıların iktisadi görünüşe daha bağımsız bir şekilde tepki verdiklerini gösterdiğini söylemişti.

Warsh şöyle konuşmuştu:

“Piyasa katılımcıları hakeme değil, topa odaklanmayı öğreniyorlar. Piyasa fiyatları, kendilerinin uygun gördüğü yönde ve ölçüde tepki vermeye devam edecek. Bu, bana göre olumlu bir değişim ve daha yeni başlıyoruz.”

Warsh, finansal koşulların belirlenmesinde piyasaların daha büyük bir rol üstlenmesini savunurken, Bessent ise borçlanma maliyetlerinin düşürülmesini Trump yönetiminin satın alınabilirlik gündeminin merkezi bir parçası haline getirdi.

Bu gerilim, uzun vadeli getiriler ani bir artış gösterdiğinde açıkça ortaya çıkıyor. Fed’in bir piyasa sinyali olarak gördüğü durum, hanehalkları ve işletmeler için daha yüksek borçlanma maliyetlerine yol açarak, yönetim yetkililerinin çözmeye çalıştığı satın alınabilirlik sorununu daha da kötüleştiriyor.

Warsh, yatırımcıların Washington’dan gelen sinyaller yerine ekonomiye odaklanmasını istiyor.

Fakat Hazine Bakanlığı’nın bu hamlesi, piyasalara Washington’ı takip etmeye devam etmeleri için yeni bir neden sunuyor.

Amerika

Sözleşmesini uzatan ABD askerlerine dört günlük GTA 6 izni verilecek

Yayınlanma

ABD ordusu, Georgia eyaletindeki bir taburda görev yapan askerlere sözleşmelerini iki ila altı yıl uzatmaları şartıyla dört günlük özel GTA 6 izni teklif etti. Oyunun kasım ayı ortasındaki çıkışına denk getirilen teşvikten Fort Stewart’taki birlikte şu ana kadar 20 asker yararlandı.

ABD ordusu, Georgia eyaletinde görev yapan 100’den fazla askere “Grand Theft Auto VI” video oyununu oynamaları için tek bir şartla dört günlük izin teklif ediyor: Askerlik sözleşmelerini yenilemek.

Fort Stewart üssünde konuşlu 3. Piyade Tümeni Sözcüsü Yarbay Angel Tomko’nun NBC News’a doğruladığı bilgilere göre bu imkan, oyunun kasım ayı ortasında piyasaya sürülmesi öncesinde birlikteki 130 askere sunuldu.

Tomko yaptığı açıklamada, askerlerin iki ila altı yıl arasında yeniden sözleşme imzalamasını gerektiren bu teklifi şu ana kadar 20 askerin kabul ettiğini söyledi.

Ordu tarafından yayımlanan resmi bilgi notunda şu ifadeler yer aldı:

“1 Ağustos 2026 ile 14 Kasım 2026 tarihleri arasında yeniden sözleşme imzalayan her askere dört günlük özel izin hakkı tanınacaktır. Bu özel izin, büyük bir merakla beklenen Grand Theft Auto VI (GTA 6) video oyununun çıkış tarihiyle örtüşecek şekilde özel olarak belirlenmiştir.”

Sözleşme yenileme teşvikinin ayrıntılarını ilk olarak askeri haber sitesi Task & Purpose duyurdu.

Yarbay Tomko, uygulamanın amacına ilişkin olarak “Hedefimiz, askerlerin ilgi duyduğu alanlarla bağ kuran benzersiz bir teşvik programı oluşturmaktı” dedi.

Tomko, taburun komuta kademesinin askerleri sözleşme yenileme konusunda heyecanlandırmak istediğini de sözlerine ekledi.

Bu teklif, ABD ordusunun asker alımını ve mevcut personeli elde tutmayı teşvik etmek amacıyla yürüttüğü çok yıllı “ezber bozan” yöntemler arama çabasının bir parçası olarak öne çıkıyor.

Ordu hedeflerini tutturamadığı dönemler de dahil olmak üzere video oyunlarını daha önce de bu tür girişimlerin merkezine almıştı.

Askeri personel temininde karşılaşılan bazı engeller toplumsal eğilimlerden kaynaklanıyor.

Örneğin 2008 yılındaki Büyük Durgunluk sonrasında ABD’de doğum sayısının belirgin biçimde düşmesi, potansiyel aday havuzundaki genç yetişkin sayısını azalttı.

Bunun yanı sıra fazla kilolu Amerikalıların sayısındaki artış ve antidepresan gibi orduya kabule engel olan belirli ilaçları kullanan kişilerin çoğalması da asker alım havuzunu daralttı.

Ordu, 2005 yılından sonra ilk kez asker alım hedefini tutturamadığı 2018 yılında, askerleri gençlere daha yakın ve erişilebilir kılmak amacıyla muvazzaf ve yedek personelden oluşan bir e-spor takımı kurdu. Bu takım espor müsabakalarını dolaşarak etkinliklere katılıyor.

Ayrıca USA Today’in şubat ayındaki haberine göre askerler, drone operatörü olabilmek için video oyunlarına benzer ekipmanlarla yarışmıştı.

“Grand Theft Auto VI”, bu yılın en çok beklenen video oyunu çıkışları arasında.

Yapımcı Rockstar Games, 2021 yılında yenilenmiş üç “Grand Theft Auto” oyunundan oluşan bir derleme sunmuş olsa da 2013 yılından bu yana seride yeni bir ana oyun yayımlamadı.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’de ulusal borç 40 trilyon dolara ulaştı, Kongre bölündü

Yayınlanma

ABD’de ulusal borcun 40 trilyon dolarlık tarihi eşiği aşması, Kongre’de bütçe disiplini ve harcama politikalarına ilişkin sert tartışmaları yeniden alevlendirdi. Cumhuriyetçiler harcama kesintilerini ve bütçe denkliğini savunurken, Demokratlar faturayı vergi indirimlerine ve askeri harcamalara kesti. Hazine Bakanı Scott Bessent ile Başkan Yardımcısı JD Vance ise borç yükünün ekonomik büyümeyle aşılacağını öne sürdü.

ABD’de federal borcun çarşamba günü resmi olarak 40 trilyon dolarlık kritik eşiği aşması, Kongre üyeleri arasında alarm zillerinin çalmasına neden oldu.

Yıllardır giderek büyüyen ve görmezden gelinmesi imkansız hale gelen borç yükü karşısında Kongre’nin somut adımlar atamaması, iki partinin temsilcileri tarafından da tepkiyle karşılandı.

Pandemi sürecinde hız kazanan ve Kongre’nin onayladığı dev harcama paketleri ile vergi düzenlemeleri nedeniyle yüksek kalmayı sürdüren borçlanma, tarafları sosyal medya üzerinden çözüm önerilerini tartışmaya yöneltti.

Yıllardır artan borçla mücadele etmeye çalışan iki partiden Cumhuriyetçiler temel etken olarak federal harcamaları ve sosyal yardım programlarını gösterirken; Demokratlar harcama reformlarının yanı sıra zengin Amerikalılar ile şirketlere yönelik vergilerin artırılması gerektiğini vurguluyor.

Ancak ülkeyi sürdürülebilir bir mali yola sokmak için gereken siyasi bedellerin büyüklüğü, kapsamlı bir uzlaşıya varılmasını engelliyor.

Mali muhafazakar kimlikleriyle tanınan isimlerden Cumhuriyetçi Florida Senatörü Rick Scott, X platformunda yaptığı paylaşımda durumun vahametine dikkat çekerek “Bu çok kötü. Kongre harcamaları kontrol altına almalı ve bütçeyi dengelemeli” dedi.

Cumhuriyetçi Kentucky Senatörü Rand Paul da federal bütçenin dengelenmemesinden politikacıları sorumlu tutarak “Washington harcamaları anında karşılamak yerine sürekli harcıyor. Siz ve aileniz bir bütçe yapıp ona göre yaşıyorsunuz, Washington da aynısını yapmalı” ifadelerini kullandı.

The Hill gazetesinin haberine göre Temsilciler Meclisi’ndeki aşırı sağcı Özgürlük Grubu (House Freedom Caucus) üyeleri de federal harcamalardaki israf, yolsuzluk ve suiistimale karşı derhal harekete geçilmesi çağrısında bulundu.

Grubun üyesi Güney Carolina Temsilcisi Ralph Norman, borcun her Amerikalıyı alarma geçirmesi gereken bir sınırı aştığını belirterek bunun Washington’ın pervasız ve kontrolsüz harcamalarının ülkenin geleceğini tehlikeye attığına dair bir uyarı işareti olduğunu kaydetti.

Norman, “Bu krizden sadece vergi koyarak veya borçlanarak çıkamayız. Kongre zor kararları alma, harcamaları dizginleme ve mali yapımızı düzene sokma cesaretini göstermeli” değerlendirmesinde bulundu.

Utah Senatörü Cumhuriyetçi John Curtis ise borç sorununu “ahlak dışı” olarak niteledi ve federal hükümette mali sorumluluk ile reform komisyonu kurulmasını öngören Mali Komisyon Yasası gibi düzenlemelerin “iyi bir başlangıç” olacağını belirtti.

Curtis, pervasız harcamaların faturasının çocuklara ve torunlara bırakılmasının haksızlık olduğunu, borç arttıkça ekonomik şoklar karşısında felaket riskinin de büyüdüğünü ifade etti.

Cumhuriyetçiler, borcun geleceğine dair endişeleri artırması beklenen 95 milyar dolarlık üçüncü bir bütçe uzlaştırma paketini gündemlerinde tutuyor.

Başkan Donald Trump ve parti liderlerinin geçirmeyi hedeflediği bu paket; savunma ve istihbarat için 73 milyar dolar, tarım yardımları için 12 milyar dolar ve Trump destekli oy kullanma kısıtlamalarını benimseyen eyaletleri teşvik etmek amacıyla 10 milyar dolarlık fon içeriyor.

Senato’da çerçevesi henüz kabul edilmeyen taslakta, maliyetleri dengeleyecek gelir kalemlerinin bulunmaması mali disiplin yanlılarının tepkisini çekiyor.

Demokratlar ise geçen yıl Cumhuriyetçilerin Kongre’den geçirdiği “Tek Büyük Güzel Yasa” (One Big Beautiful Bill Act) adlı uzlaştırma düzenlemesini hedef aldı.

Demokrat Colorado Temsilcisi Joe Neguse, “Geçen yıl çoğumuz Trump’ın pervasız bütçe tasarısının açığı trilyonlarca dolar artıracağı ve önümüzdeki 10 yılda borç faizi maliyetlerini 687 milyar dolar yükselteceği konusunda uyardık. Bu uyarılar dikkate alınmadı ve ulusal borç 40 trilyon dolara ulaştı” dedi.

Yakın zamanda ön seçimleri kaybeden Kentucky Temsilcisi Cumhuriyetçi Thomas Massie de benzer bir eleştiride bulunarak yasaya oy verenlerin borçtan şikayet etmeye hakkı olmadığını ve vergi indirimleri ile harcama artışlarının bütçe açığını büyüteceğinin aşikar olduğunu belirtti.

Demokratlar ayrıca Trump’ın İran’a yönelik devam eden askeri harekatını da mali tablonun sorumlusu olarak gösterdi.

Demokrat Illinois Senatörü Dick Durbin, yıllardır borçtan şikayet eden bir partinin liderliğinde borcun rekor kırmasını çelişkili bulduğunu ifade ederek “Trump’ın milyarderlere yönelik vergi indirimlerinden İran’la savaşına kadar, mali sorumluluğun aklındaki en son şey olduğu açık” dedi.

Demokrat Michigan Temsilcisi Shri Thanedar ise 250 yıl ve 47 başkan döneminde biriken 40 trilyon dolarlık borcun yüzde 30’una yakınının (11,52 trilyon dolar) yalnızca birkaç yıl içinde bizzat Trump tarafından eklendiğini hatırlattı.

Eleştirilere yanıt veren ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, CNBC kanalında katıldığı “Squawk on the Street” programında Sara Eisen’a yaptığı açıklamada, 40 trilyon dolarlık rakamın büyütülecek bir tarafı olmadığını ve ABD’nin bu borcu ekonomik büyümeyle aşabileceğini savundu.

Bütçe açığı ve açığın gayrisafi yurt içi hasılaya oranına dair yanlış bilgilendirmeler yapıldığını belirten Bessent, Yüksek Mahkeme’nin şubat ayında Trump’ın acil durum gümrük tarifelerine karşı aldığı kararın ardından yapılan tarife iadelerinin borçta geçici bir etki yarattığını kaydetti.

ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer’ın aynı seviyede tarifeler uygulayacağını söyleyen Bessent, 2026 yılı tarife gelirlerinin 2025 ile hemen hemen aynı olmasını beklediğini ifade etti.

Bakan Bessent daha sonra Beyaz Saray önünde gazetecilere yaptığı açıklamada, 301. Madde kapsamındaki tarifelerle birlikte geçen yılın tarife gelirlerine yeniden ulaşılacağına, hatta üzerine çıkılacağına inandığını dile getirdi.

Bessent, 40 trilyon dolarlık eşiğe rağmen piyasada işlem gören borç miktarına bakıldığında tablonun daha küçük olduğunu öne sürdü.

Başkan Yardımcısı JD Vance de perşembe gecesi Newsmax kanalındaki “Carl Higbie Frontline” programında yaptığı konuşmada, Hazine Bakanı Bessent’in ulusal borcu küçültmek için “oldukça gizli ve ihtiyatlı bir planı” olduğunu açıkladı.

Vance, Başkan Trump tarafından da desteklenen bu planın ekonomiyi borçtan daha hızlı büyütmeyi hedeflediğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Doğru yolda ilerliyoruz. Borç çok yüksek olsa ve biz bu borç bombasını Biden yönetiminden devralmış olsak da ekonomiyi borçtan daha hızlı büyütecek bir planımız var ve en önemli şey de bu.”

ABD kamu borcu 40 trilyon dolara ulaştı

Okumaya Devam Et

Amerika

OpenAI’dan kurumsal müşterilere veri güvencesi

Yayınlanma

OpenAI, yapay zeka modellerini kullanan kurumsal müşterilerin verilerini saklamama taahhüdünde bulundu. Şirket, bu adımla Claude modelinin geliştiricisi olan rakibi Anthropic’in veri saklama politikasından rahatsızlık duyan şirketleri bünyesine katmayı ve ürün güvenliğini artırmayı hedefliyor.

ChatGPT’nin geliştiricisi OpenAI, yapay zeka modellerini kullanan kurumsal şirketlerin verilerini saklamama taahhüdünde bulunurken ürünlerinin güvenliğini artırmaya yönelik yeni bir adım attı.

Şirket bu hamleyle, Claude modelinin geliştiricisi olan rakibi Anthropic’in kurumsal bilgileri saklama politikasından rahatsızlık duyan müşterileri kendi tarafına çekmeyi hedefliyor.

OpenAI çarşamba günü yaptığı açıklamada, modelleriyle gerçekleştirilen birden fazla etkileşimdeki örüntüleri ve güvenlik risklerini tespit etmeye olanak tanıyan yeni bir teknolojiyi bazı müşterilerinin ön izlemesine açtığını bildirdi.

Şirket bu adımla, etkileşimleri tek tek izleyen ve müşteri verilerinin bir kısmını saklamadan araçların doğru kullanıldığından emin olmayı zorlaştıran önceki yapay zeka güvenlik sistemlerinin ötesine geçmeyi amaçlıyor.

Bu taahhüt, en yeni modellerinin güvenliğini sağlamak gerekçesiyle müşteri verilerini 30 gün boyunca saklayan Anthropic’in politikasıyla tezat oluşturuyor.

Anthropic’in veri saklama uygulaması, Beyaz Saray Yapay Zeka Danışmanı ve girişim sermayedarı David Sacks, Microsoft Üst Yöneticisi Satya Nadella ve Palantir yöneticisi Alex Karp gibi teknoloji dünyasının önde gelen isimlerinin tepkisini çekmişti.

Söz konusu isimler, özellikle sağlık ve finans gibi düzenlemeye tabi sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerin, yapay zeka firmalarının verilerini saklamadığına dair kesin bir güvenceye ihtiyaç duyduğunu savunmuştu.

OpenAI Ürün Politikası Başkanı Aleah Houze konuya ilişkin olarak, “Şirketlerden bunun ne kadar önemli olduğunu çok net ve yüksek sesle duyduk. Başka kurumlara hizmet veren ve son derece hassas veriler konusunda kendilerine güvenilen kuruluşları düşündüğünüzde, bu şirketlerin kendi müşterilerine verdikleri taahhütler bulunuyor” değerlendirmesinde bulundu.

Bu hamle, OpenAI’ın yapay zeka yarışında Anthropic’i yakalama çabasını yansıtırken, araçların siber saldırıları ya da modellerin kontrolden çıkmasından kaynaklanabilecek diğer zararları önleyecek yeterli korumaya sahip olmadığından endişe eden kesimleri yatıştırma amacını da taşıyor.

The Wall Street Journal’ın haberine göre OpenAI, yakın zamanda yatırımcılarına ikinci çeyrek gelir artışının Anthropic’in gerisinde kaldığını bildirmiş ve bu durum bazı hissedarlarda hayal kırıklığına yol açmıştı.

OpenAI, müşteri verilerinin müşterinin denetimindeki altyapıda kalacağını açıkladı.

Şirket ayrıca, verilerin mülkiyeti müşteriye ait şifreli anahtarlarla OpenAI tarafından saklanabileceği bir sistem üzerinde de çalışıyor. Bu sistem sayesinde şirket çalışanları model istemlerini, yanıtları veya diğer hassas bilgileri göremeyecek.

Yeni sistem, model etkinliğine dayanarak bir siber saldırı veya biyolojik silah gibi bir risk tespit ettiğinde OpenAI’a bir sinyal gönderiyor.

Gönderilen bu sinyal, şirket tarafından bir müdahalede bulunulması gerekip gerekmediğini belirlemeye yardımcı oluyor.

Müşteriler alınan kararlara itiraz edebiliyor veya dilerlerse OpenAI ile daha fazla bilgi paylaşabiliyor. OpenAI ise yalnızca riskin ciddiyetini ve kategorisini ayrıntılandıran üst düzey sinyal verisini saklıyor.

Anthropic’in kodlama araçlarını ve gelişmiş modellerini ücret karşılığı kullanan işletmeler nezdindeki popülaritesi şirketi yapay zeka yarışında öne geçirdi. Ancak şirketin bazı politikaları Silikon Vadisi’nde ve Trump yönetiminde tepkiye yol açtı.

David Sacks, haziran ayında yaptığı açıklamada müşteri verilerinin saklanmasının “yapay zekada yeni bir imtiyazlılar ve imtiyazsızlar sınıfı yarattığını” ve araçları kullanan yazılım geliştiricileri arasında öfkeye neden olduğunu söylemişti.

Bu konu, kullanıcıların modellerin davranışını belirleyen sayısal parametreleri indirmesine izin veren açık ağırlıklı modeller hakkındaki tartışmalarla da bağlantılı.

Çin menşeli olanlar da dahil olmak üzere birçok teknoloji şirketi bu tür modelleri destekledi ve Trump yönetiminden bunlara kısıtlama getirmemesini istedi.

Anthropic ise bu araçların, en güçlü kapalı modellerle aynı güvenlik önlemlerine genellikle sahip olmaması nedeniyle güvenlik riskleri barındırdığı uyarısında bulundu.

En güçlü araçları kapalı model niteliği taşıyan OpenAI, yakın zamanda açık ağırlıklı modelleri destekleyen bir sektör mektubuna imza attı ve bu tür modellerden bazılarını kendisi de geliştiriyor.

Şirket öte yandan, ABD’li şirketlerin kaydettiği ilerlemeleri “damıtma” (distillation) adı verilen bir süreçle haksız biçimde kullanmakla suçlanan Çinli açık ağırlıklı model sağlayıcılarına yönelik olası kısıtlamalar konusunda hükümet yetkilileriyle görüşmeler yürüttü.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English