Bizi Takip Edin

Amerika

JD Vance, Yahudi Cumhuriyetçileri yatıştırmaya çalıştı

Yayınlanma

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Yahudi Cumhuriyetçiler nezdinde destek kazanmaya çalıştı ama herkes ikna olmuş değil.

Vance’in Pazartesi gecesi Cumhuriyetçi Yahudi Koalisyonu’nun (RJC) yıllık liderlik zirvesinde yaptığı kapalı kapılar ardındaki konuşma, önde gelen İsrail yanlısı bağışçıların ABD-İsrail ilişkilerine verdiği destek konusundaki endişelerini büyük ölçüde giderdi.

Konuşma, Vance’in 2028’de Demokratların adayı kim olursa olsun “ondan daha tercih edilebilir” bir seçenek olacağına dair görüşlerini pekiştirdi.

Öte yandan POLITICO’ya göre bazı katılımcıların hâlâ Vance’e yönelik soruları var; özellikle de muhafazakâr yorumcu Tucker Carlson ile olan ilişkisi konusunda.

Carlson, İsrail’e yönelik eleştirileriyle uzun süredir Cumhuriyetçi Yahudi liderlerin öfkesini çekiyor.

Gayrimenkul geliştiricisi ve RJC yönetim kurulu üyesi Josh Katzen, kişisel görüşünü dile getirerek, “Vance pek çok endişeyi giderdi ama Tucker Carlson ile olan ilişkisine değinmedi ve bu da pek çok kişinin nedenini merak etmesine neden oldu,” dedi.

2028 Cumhuriyetçi adaylık yarışının şu anki favorisi olan Vance, ABD-İsrail ilişkilerine olan bağlılığını ve Cumhuriyetçi Parti içindeki antisemitizme karşı tutumunu sorgulayan Yahudi Cumhuriyetçiler tarafından uzun süredir şüpheyle karşılanıyor.

Pazartesi günkü konuşmasında her iki konuyu da doğrudan ele aldı ve verdiği yanıtlarla şüpheci dinleyicileri büyük ölçüde yatıştırdı.

“Yahudi nefreti ruhu kemirir” diyerek, Cumhuriyetçilerin genç Amerikalılara İsrail ile ittifak kurmanın neden ABD’nin menfaatine olduğunu açıkça ifade etmeleri gerektiğini söyledi.

Ne var ki Carlson ve diğer podcast sunucuları hakkındaki bir soruya verdiği dolambaçlı yanıt, bazı katılımcıların daha fazla açıklama beklemesine neden oldu.

RJC yönetim kurulu başkanı eski Senatör Norm Coleman Vance’e, “Birkaç isim: Tucker Carlson, Megyn Kelly, Joe Rogan, Nick Fuentes. Bu kişiler antisemitlere platform sağladılar. Katıldığınız platformlar açısından… sınırı nasıl çiziyorsunuz?” diye sordu.

“Bu odadaki pek çok kişinin Tucker Carlson, Megyn Kelly veya Joe Rogan’ın söylediklerine katılmayabileceğinin farkındayım,” diyen Vance, daha sonra Rogan ve Fuentes’e geçerek bunların “iki çok, çok farklı insan kategorisi” olduğunu belirtti ve Rogan gibi kişilerle, anlaşmazlıklar olsa bile mantık yoluyla konuşulması gerektiğini öne sürdü.

Bu cevap, Vance’in Carlson ile uzun süredir devam eden ilişkisini merak eden bazıları için yeterli olmadı.

Vance, Carlson’un Fox News programına düzenli olarak konuk oluyordu ve 2022’de Ohio’daki ABD Senatosu ön seçimlerinde zafer kazanmasında Carlson’a büyük pay atfetti.

2024’te Carlson, Trump’ın Vance’i başkan yardımcısı adayı olarak seçmesi için baskı yapmıştı.

İsrail yanlısı bir kampüs aktivisti olan Shabbos Kestenbaum, Carlson’ı kastederek şöyle konuştu:

“JD Vance’in, Trump’ın derhal görevden alınmasını talep eden bir kişiyle ittifak kurması, Yahudi muhafazakârların çoğunun onun adaylığını değerlendirmesini zorlaştıracaktır, Kişilik değil, politikaya odaklanabilmemiz için bu sorunun bir an önce çözülmesini umuyoruz.”

Cumhuriyetçilerin önemli bağışçılarından ve RJC yönetim kurulu üyesi Eric Levine, “Bana göre, Yahudiler ve İsrail meselesinde, bir yanda Hasan Piker, Zohran Mamdani, Abdul El-Sayed ve genel olarak DSA [Amerika Demokratik Sosyalistleri] ile diğer yanda Tucker Carlson, Nick Fuentes, Marjorie Taylor Green ve neo-Naziler arasında hiçbir fark yoktur,” dedi

Levine bu nedenle başkan yardımcısının kendisiyle aralarına net bir çizgi çekmesini ve Tucker’ı ismen kınamasını dilediğini söyledi.

Muhafazakâr radyo sunucusu Sid Rosenberg de tatmin olmayanlardan. Sahnede yaptığı konuşmada RJC katılımcılarına “Vance’e bir şans verin” diye çağrıda bulunmasından sadece birkaç saat sonra, Vance’in bu fırsatı değerlendiriş biçimine eleştirel yaklaştı.

Rosenberg X’te şunları yazdı:

“@TuckerCarlson ve @megynkelly’yi sert bir şekilde eleştirebilecek bir şansı vardı, ancak bunun yerine tüm vaktini Nick Fuentes konusunda @joerogan’ı savunmakla geçirdi. Bakın, o hâlâ herhangi bir Demokrat adaydan daha iyi fakat bu gece salondaki GÜÇLÜ Yahudileri etkilediğini sanmıyorum.”

Carlson ise bir kısa mesajda şöyle dedi:

“Soykırımı teşvik eden ve savunan bir örgüt, hâlâ kendilerinin asıl kurbanlar olduğunu iddia etmeye devam ediyor mu? Artık bu saçmalığa kimin inandığını hayal bile edemiyorum.”

Vance’e yakın ve başkan yardımcısının çevresindeki havayı anlatmak için isminin gizli kalmasını isteyen bir kişi, Vance’in katılımcıların hepsini ikna edeceği ya da “her bir kişinin her bir cevabı seveceği” konusunda hiçbir yanılsama olmadığını söyledi.

“Amaç, gerginliği azaltmak, zeytin dalı uzatmak ve başkan yardımcısının bir düşman değil, bir müttefik olduğunu açıkça ortaya koymaktı,” diyen bu kişi, bu hedefin “gerçekleştirildiğini” savundu.

RJC sözcüsü Sam Markstein de örgütün bir koalisyon olduğunu vurguladı.

Markstein şöyle dedi:

“Örgüt içinde her zaman birçok farklı görüş olacaktır. Çok sayıda kamuoyunun önde gelen isminin Yahudi topluluğundan ve ABD-İsrail ilişkilerinden uzaklaştığı bir dönemde, Cumhuriyetçi Yahudi Koalisyonu her zaman orada bulunan liderlerin yanında yer alacaktır. Başkan Yardımcısı JD Vance oradaydı ve gürültülü alkışlarla defalarca ayakta alkışlandı.”

Vance’in konuşması, 2022’de katılmış olmasına rağmen RJC liderlik zirvesinde yaptığı ilk konuşmaydı.

Ülkenin en etkili Cumhuriyetçi bağışçılarından bazılarını bir araya getiren bu konferansa, 2019’dan bu yana ilk kez görevdeki bir başkan veya başkan yardımcısı katıldı.

Öte yandan Birçok katılımcı, Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun hâlâ kalabalığın gözdesi olduğunu söyledi.

RJC yönetim kurulu üyesi Katzen, “Bu konferansta Marco Rubio’nun adı her anıldığında, kendiliğinden bir alkış tufanı kopuyor,” dedi.

Nitekim, Rosenberg Pazartesi günü yaptığı konuşmada katılımcılardan Vance’i sıcak karşılama çağrısında bulunurken, “Eğer Marco Rubio bu akşam burada olsaydı…” şeklinde bir varsayımda bulundu ve sözleri alkış sesleriyle kesildi.

Rubio, Vance’e karşı adaylık yarışına girmezse, diğer gözlemciler Senatör Ted Cruz’un RJC katılımcıları arasında en avantajlı konumda olacağını düşünüyor.

Vance’in konuşmasından önce Levine, “Ted Cruz burada seviliyor ve burada sevilmeyi hak ediyor. Bakın, Cruz ile Vance arasında bir seçim olsaydı, bu kalabalığın yüzde 90’ının Cruz’u destekleyeceğini tahmin ediyorum,” dedi.

RJC yönetim kurulu üyesi ve eski Beyaz Saray basın sözcüsü Ari Fleischer, Vance’in ilerleme kaydettiğini ama İsrail yanlısı toplulukla ilişki kurmanın zaman alacağını belirtti.

Öte yandan Jewish Insider’ın aktardığına göre katılımcılar, bazı istisnalar dışında, bu konuşmanın Vance’in “şüpheci Yahudi ve İsrail yanlısı Cumhuriyetçileri” yatıştırmasına ve olası bir 2028 başkanlık adaylığı öncesinde RJC kitlesi nezdindeki desteğini artırmasına yardımcı olduğunu büyük ölçüde ifade ettiler.

Vance’e, İsrail hükümetini İran’la müzakereleri baltalamak amacıyla ABD’de “etki operasyonları” yürütmekle suçladığı son açıklamaları hakkında doğrudan bir soru sorulmadı.

Başkan Yardımcısı, İsrail’in Orta Doğu’ya odaklanması ve ABD’nin yirmi yıldır sürdürdüğü bu bölgeye yönelik odaklanmadan uzaklaşma isteğinin, “İsrail’in bu konulara Amerika Birleşik Devletleri’nden biraz farklı bir bakış açısıyla yaklaşmasının doğal bir sonucu olduğunu” belirtti ve “En önemli nokta, pek çok konuda çıkarların örtüştüğü gerçeğini vurgulamak,” dedi.

Amerika

Chevron, Venezuela’daki üretimini artırmak için 7 milyar dolar harcayacak

Yayınlanma

Chevron, Venezuela’daki petrol üretimini iki katından fazla artırmak amacıyla önümüzdeki beş yıl içinde 7 milyar dolarlık yatırım yapmayı planlıyor.

Bu, Latin Amerika ülkesinin petrol endüstrisini canlandırmaya yönelik ABD hükümeti öncülüğündeki çabalarda bugüne kadar yapılan en büyük finansal taahhüt.

Houston merkezli Chevron, verimli Orinoco Kuşağı’nın Carabobo bölgesinde bulunan iki dev petrol sahasını geliştirme hakkını kazandığını duyurdu.

Carabobo 1 ve Carabobo-2-South-A adlı sahalar, Chevron’un %49 hissesine sahip olduğu Petroindependencia ortak girişiminin hemen yanında yer alıyor.

CEO Mike Wirth, “Ülkedeki en iyi jeolojik oluşumlardan bazılarının bulunduğu bölgede çok güçlü bir konum oluşturuyoruz. Bu, yerinde bulunan milyarlarca varil kaynak anlamına geliyor,” dedi.

Bu anlaşma, ABD özel kuvvetlerinin Ocak ayında Nicolás Maduro’yu kaçırmasından bu yana, büyük bir petrol şirketi tarafından ülkeye yapılan en önemli finansal yatırım.

ABD hükümeti bu hafta başında, 17 Venezuela petrol sahasında 100 yıllık imtiyaz hakkı verilen özel bir şirket olan North American Blue Energy Partners’ın (NABEP) %35 hissesi için ayrı bir müzakere yürüttü.

ABD, Venezuela petrol rezervlerinin beşte birinin kontrolünü ele geçirdi

Wirth, NABEP’e yapılan ABD yatırımı hakkında yorum yapmaktan kaçındı ama her iki ülkeye de fayda sağlayacak “ticari çözümler” konusundaki Trump yönetiminin kararlılığını takdir ettiğini belirtti.

CEO, “Yönetim, Venezuela’nın enerji kaynaklarının hem ABD’nin enerji güvenliği hem de Venezuela’nın iktisadi toparlanması için bir itici güç olabileceğini kabul ediyor,” dedi.

Wirth, Chevron’un yatırımlarını korumak için anlaşmaya “önemli koruma önlemleri” eklediğini belirtti fakat sözleşmelerin ayrıntılarına girmekten kaçındı.

Şirketin, birkaç yıl önce değer düşüklüğü kaydı yaptıktan sonra Venezuela’nın rezervlerinin bir kısmını tekrar bilançosuna eklemeyi beklediğini de sözlerine ekledi.

Şimdiye kadar, Venezuela’da petrol anlaşmaları müzakere etme konusunda ABD’nin öncülüğünü daha küçük özel şirketler üstlenmişti.

Süreç yavaş ilerledi ve bu şirketler, üretimi artırmak için gerekli olan büyük ölçekli sondaj ve üretim ekipmanları konusunda Chevron kadar mali güce sahip değil.

Chevron, 2031 yılına kadar Venezuela’dan günde yaklaşık 600.000 varil petrol üretmeyi öngörüyor; bu rakam, mevcut seviyelerin iki katından fazlasına denk geliyor.

Şirket, yaptığı açıklamada, ülkenin derin kaynak potansiyelinin “on yıllarca” yeteceğini ve toplam maliyetlerin varil başına 20 doların altında kalmasının beklendiğini belirtti.

Brent ham petrolü bu yıl varil başına ortalama 87 dolara yakın bir seviyede seyretti; bu da önemli bir kâr marjına işaret ediyor.

Chevron, Venezuela’dan elde ettiği ham petrolü genellikle ABD’nin Körfez Kıyısı’ndaki rafinerilere ihraç ediyor. Bu rafinerilerde petrol, benzin, dizel ve jet yakıtı gibi ürünlere dönüştürülüyor.

Chevron’un önümüzdeki beş yıl boyunca sağlayacağı günlük 300.000 varillik ek üretim, günlük yaklaşık 1,1 milyon varil olan Venezuela üretiminin neredeyse %30’luk bir artışını temsil ediyor. 

Yine de, ilave yatırım yapılmazsa ülke, eski Başkan Hugo Chávez’in sektörü kamulaştırmasından önceki 1990’ların sonlarında ürettiği günlük yaklaşık 3,5 milyon varilin önemli ölçüde altında kalmaya devam edecek.

Rakip şirketler ExxonMobil ve ConocoPhillips, varlıklarının kamulaştırılmasının ardından 2000’lerin ortasında ülkeden çekilmişti. 

Fakat Chevron kalmayı tercih etti ve bunun yerine şirketin ham petrol çıkarmaya devam etmesine olanak tanıyan anlaşmalar yaptı.

Bu, hem ABD’de hem de Venezuela’da eleştirilere yol açan alışılmadık bir düzenlemeydi.

Amerikalı eleştirmenler, şirketi “yozlaşmış bir rejime para aktarmakla” suçlarken, Venezuela’daki bazı kesimler ise bunu ABD emperyalizminin kalıcı bir sembolü olarak gördü.

Chevron’un faaliyetleri, son on yılın büyük bir bölümünde, aralıklı olarak uygulanan ABD yaptırımları nedeniyle kısıtlı kaldı.

Bu durum, şirketi büyük ölçüde ekipman bakımını yapmak ve ortağı olan, devlet şirketi PDVSA’nın borçlarını tahsil etmekle sınırladı.

Chevron ise, hiperenflasyon ve ekonomik kargaşanın yaşandığı bir dönemde dolar sağlayarak ve aynı zamanda küresel petrol pazarına ham petrol tedarik ederek Venezuela ekonomisinin istikrarına katkıda bulunduğunu savundu.

Ayrıca, bu yıl başlarında Trump yönetiminin Maduro’yu kaçırmasıyla Chevron, en avantajlı konuma geldi.

Wirth, bugünkü anlaşmanın, şirketin ülkedeki mevcut faaliyetlerinin iyi durumda olmasından faydalandığını söyledi ve “Bu, yıllarca süren belirsizlik ve endişe ortamında çalışan bu iyi insanların adanmışlığı ve bağlılığı sayesinde,” dedi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Pentagon’da istifa krizi: Hegseth ordu üzerindeki kontrolünü artırıyor

Yayınlanma

ABD Kara Kuvvetleri Müsteşarı Dan Driscoll’ün istifası, Savaş Bakanı Pete Hegseth’in Pentagon’daki bürokratik yapıyı dönüştürme ve gücü kendi elinde toplama girişimlerini yeniden gündeme taşıdı. Bakanlık koltuğundaki yaklaşık 20 ay boyunca çok sayıda üst düzey komutanı görevden alan veya terfilerini durduran Hegseth, Kongre’nin her iki kanadından da tepki topluyor.

ABD Kara Kuvvetleri Müsteşarı Dan Driscoll’ün beklenenden erken gelen istifası, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in yaklaşık 20 aydır sürdürdüğü görevinde Pentagon üzerindeki ağırlığını ve kontrolünü giderek artırdığını ortaya koydu.

Driscoll’ün ayrılığı, Pentagon’un bürokratik yapısını yeniden şekillendirme girişimi kapsamında onlarca üst düzey askeri yetkiliyi görevden uzaklaştıran veya terfilerini engelleyen Hegseth ile aylardır süren gerilimin ardından gerçekleşti.

Eski bir Ulusal Muhafız subayı olan Hegseth’in göreve gelmesinden bu yana özellikle Kara Kuvvetleri’ne odaklandığı görülüyor.

Yaşanan son gelişmelerin ardından ABD Kara Kuvvetleri’nin operasyonel yapısında ne sivil ne de askeri kanatta Senato onayından geçmiş bir lider yok.

Eski Savaş Bakanlığı yetkilisi ve emekli Yarbay Kevin Carroll, konuya ilişkin değerlendirmesinde Hegseth’in yetkilerini pekiştirdiğini belirterek “Gücü kesinlikle kendi elinde topluyor ve Ordu Kurmay Başkan Vekilliği gibi makamlara General LaNeve gibi sadık isimleri yerleştiriyor” dedi.

Hegseth, eski askeri danışmanı Orgeneral Christopher LaNeve’i Kara Kuvvetleri Kurmay Başkan Vekili olarak görevlendirmişti.

Hegseth, nisan ayında Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı Orgeneral Randy George’u görevden alarak Kongre’deki bazı Cumhuriyetçilerin tepkisini çekmişti.

Demokrasileri Savunma Vakfı (FDD) Kıdemli Uzmanı ve emekli Tuğamiral Mark Montgomery, bu durumun Kara Kuvvetleri’ni “olağandışı bir duruma” sürüklediğini belirtti.

Montgomery, nisan başında George’un görevden alınması ve ABD Avrupa ve Afrika Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Chris Donahue’nun emekliye ayrılması süreçlerinde Hegseth ile görüş ayrılığı yaşayan Driscoll’ün istifasını “talihsiz ancak beklenen bir gelişme” olarak nitelendirdi.

Kara Kuvvetleri Kurmay Başkan Yardımcısı Orgeneral James Mingus da görevde iki yılı doldurmadan ekim ayında herhangi bir gerekçe açıklanmaksızın emekliye ayrılmıştı.

ABD Başkanı Donald Trump ve Hegseth, Mingus’un yerine LaNeve’i seçti. Pentagon, LaNeve’in Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı olarak Senato tarafından onaylanması için baskı yapsa da bu girişim her iki partiden senatörlerin itirazıyla karşılaşıyor.

“Ordunun harbe hazırlık seviyesi zayıfladı”

Montgomery, Hegseth’in orduyu zayıflatan benzeri görülmemiş personel değişikliklerine imza attığını savundu. Montgomery, Salı günü yaptığı açıklamada, “Hegseth’in ordunun savaşa hazırlık seviyesini bu ciddi açıkla başa çıkamayacak şekilde zayıflattığını düşünüyorum. Bu eksiklik, müşterek kuvvetlerin İran’a karşı büyük çaplı muharebe operasyonları yürütme kabiliyetini etkiledi; Rusya, Çin veya Kuzey Kore ile savaşmak zorunda kalmamız durumunda da benzer zorluklar yaratacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

Hegseth’in, Driscoll’ün yerine kıdemli danışmanı ve Pentagon Başsözcüsü Sean Parnell’ı aday göstermeyi değerlendirdiği bildirildi.

The Hill gazetesine konuşan konuya yakın bir kaynak, Parnell’ın olası adaylığa ilişkin olarak son günlerde Beyaz Saray ile temas halinde olduğunu aktardı.

Carroll ise Parnell’ın Senato onayını almasının zor olabileceğini savundu.

Carroll, Parnell’ın 2021 yılında Pennsylvania’dan Senato üyeliği için yürüttüğü seçim kampanyasından, üç çocuğunun velayetiyle ilgili dava sürecini kaybetmesinin ardından çekilmek zorunda kaldığını hatırlattı.

Eski bir ordu mensubu ve girişim sermayedarı olan Driscoll; teçhizatın modernizasyonu, askerlerin yaşam koşullarının iyileştirilmesi ve ordunun Ukrayna kuvvetlerinden insansız hava aracı savaşı konusunda dersler çıkarması yönündeki girişimleriyle biliniyordu.

Bu çabalar, iki partinin de desteğini almıştı. Demokrat bir Kongre danışmanı nisan ayında yaptığı değerlendirmede, kuvvet müsteşarları arasında en iyi performansı Driscoll’ün sergilediğini söylemişti.

Kongre’den istifaya tepkiler

Driscoll’ün görevden ayrılması Salı günü hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi milletvekillerinin tepkisine yol açtı.

Senato Silahlı Hizmetler Komisyonu üyesi Cumhuriyetçi Senatör Mike Rounds, Driscoll’ün ayrılığından duyduğu üzüntüyü dile getirdi. Rounds, “Herkesin duyduğu söylentileri ben de duyuyorum: Üst düzey generallerinden bazılarının görevden alınmasından rahatsızlık duyuyordu. Bunu ilk kez duymuyorum” ifadelerini kullandı.

Temsilciler Meclisi Silahlı Hizmetler Komisyonu üyesi ve emekli Tuğgeneral Cumhuriyetçi Don Bacon ise Anayasa’nın Hegseth’e üç ve dört yıldızlı generalleri görevden alma ve terfileri engelleme yetkisi verdiğini, ancak bunun “ahlaki açıdan doğru ve akıllıca” olduğu anlamına gelmediğini vurguladı.

Bacon, CNN’e yaptığı açıklamada, “Çoğu Amerikalının daha fazla nezaket ve saygı beklediğine inanıyorum. Birini görevden alacaksanız nedenini açıklamanız saygının gereğidir; oysa burada böyle bir durum yaşanmıyor” dedi.

Temsilciler Meclisi Dışişleri Komisyonu Kıdemli Üyesi Demokrat Gregory Meeks de Pentagon ve ordu geneline ilişkin endişelerini dile getirdi.

Meeks, “Görünen o ki tüm kariyeri boyunca ABD’yi korumaya ve savunmaya yemin etmiş isimler, eskiden Fox TV yorumcusu olan ve bu konuma getirilen bir adam tarafından tasfiye ediliyor. Oysa bu şahsın, görevden uzaklaştırdığı bir generalin sahip olduğu bilgi ve yeteneğin yanına bile yaklaşacak durumu yok. Asıl istifa etmesi gereken kişi Hegseth’tir” diye konuştu.

Driscoll’ün Kongre ile çalışma tarzını bilen çevreler, partiler üstü ilişkilerinin Hegseth ile girdiği nüfuz mücadelesinde kendisine fayda sağlamadığını kaydetti.

Konuya ilişkin konuşan eski bir Trump yönetimi yetkilisi, “Onay sürecinde avantaj sağlayan iki partili destek ve mevcut ilişkiler, uzun vadede onun aleyhine dönmüş olabilir” dedi.

Buna karşılık Temsilciler Meclisi Silahlı Hizmetler Komisyonu üyesi Cumhuriyetçi Rich McCormick, Driscoll’ün ayrılığına ilişkin endişeleri yersiz bulduğunu belirtti.

McCormick, “Taktik komutanlar, sıcak çatışma anı ve yabancı bir hasma karşı savaş yürütme kabiliyetimiz açısından çok daha kritik; bu nedenle iyi durumda olduğumuzu düşünüyorum. Ordu gayet iyi hazırlandı” ifadelerini kullandı.

Hegseth’in dört subayın tuğgeneralliğe terfisini engelleme kararını da değerlendiren McCormick, “Anladığım kadarıyla bu kişilerin siyasileştiğine dair endişeler vardı. Bizler başkanın takdiriyle görev yapıyoruz” dedi.

Hegseth’in terfisini durdurduğu söz konusu dört albaydan bazılarının George ve Donahue ile yakın bağları olduğu biliniyor.

Montgomery, konuya ilişkin olarak “Gelecek tuğgeneraller listesine yönelik bu müdahale tamamen uygunsuz ve muhtemelen yasa dışıdır. Driscoll’ün de bu sürecin bir parçası olmak istemediğini tahmin ediyorum” dedi.

Diğer Cumhuriyetçi milletvekilleri ise Driscoll’ün liderliğine teşekkür etti. Temsilciler Meclisi üyesi Steve Womack, Driscoll’ü “orduya sağduyu ve disiplin getiren dönüştürücü bir lider” olarak tanımladı.

Temsilciler Meclisi Silahlı Hizmetler Komisyonu üyesi Cumhuriyetçi Pat Harrigan da Driscoll’ün orduyu modernize etme yönündeki gayretlerini övdü.

Harrigan, “Dan, ‘Tamir Hakkı’ndan tedarik süreçlerinin modernizasyonuna ve askerlerin yetkilendirilmesine kadar kökleşmiş sistemleri dönüştürmeye ve uzun süredir sorgulanmayan kabullere meydan okumaya hazırdı” açıklamasını yaptı.

Okumaya Devam Et

Amerika

Charlie Kirk cinayeti davasında sanık idam istemiyle yargılanacak

Yayınlanma

ABD’nin Utah eyaletinde bir mahkeme, muhafazakar aktivist Charlie Kirk’ün öldürülmesiyle suçlanan Tyler Robinson’ın idam cezası istemiyle yargılanmasına hükmetti. Yargıç Tony Graf, 23 yaşındaki zanlının üzerine atılı tüm suçlardan yargılanması için yeterli makul şüphe bulunduğuna karar verdi.

ABD’nin Utah eyaletinde bir mahkeme, muhafazakar aktivist Charlie Kirk’ün silahla öldürülmesi olayında şüpheli Tyler Robinson’ın idam cezası istemiyle yargılanabileceğine hükmetti.

ABC News kanalının haberine göre Utah’ın Provo kentindeki mahkemede salı günü tarafların son sözlü savunmalarını dinleyen Yargıç Tony Graf, 23 yaşındaki Robinson’ın yöneltilen tüm suçlamalardan yargılanması için yeterli makul şüphe bulunduğunu açıkladı.

Graf, iddia makamının sunduğu delillerin Robinson’ın Kirk’ü vuran kişi olduğuna dair makul kanaat oluşturduğunu ve saldırı anında çevredeki diğer kişilerin de ölüm riski altında olduğunu belirterek savcılığın idam cezası talep etmesinin önünü açtı.

Mahkeme kararının ardından sanık adına suçsuzluk beyanında bulunuldu.

Tyler Robinson, muhafazakar öğrenci örgütü Turning Point USA’in kurucularından Charlie Kirk’ü, 10 Eylül 2025 tarihinde Orem kentindeki Utah Valley Üniversitesi’nde düzenlenen bir açık hava mitinginde konuşma yaptığı sırada yaklaşık 126 metre mesafedeki bir binanın çatısından tüfekle vurarak öldürmekle suçlanıyor.

Hakkında idam cezası talep edilen 23 yaşındaki sanığa, başkalarının hayatını bilerek tehlikeye attığı gerekçesiyle “ağırlaştırılmış cinayet” suçlamasının yanı sıra ağır bedensel zarara yol açacak şekilde ateşli silah kullanmak, adaleti engellemek, tanığı etkilemeye çalışmak ve bir çocuğun huzurunda şiddet suçu işlemek suçlamaları yöneltildi.

Kararın ardından Kirk ailesi adına yapılan açıklamada, kararın adalet arayışında önemli bir adım olduğu belirtildi. Açıklamada, sürecin her aşamasında cinayetin aileden ve özellikle babasız büyüyecek olan çocuklardan kopardıklarının ağırlığının hissedildiği, bir yıldır süren keder boyunca dua eden ve destek veren herkese minnettar olunduğu ifade edildi.

Aile, şeffaf ve hızlı bir yargı süreci işletilmesi temennisinde bulundu.

Utah Bölge Savcısı Ryan McBride, salı günkü duruşmada Robinson’ın Kirk’ü görüşlerine katılmadığı için öldürdüğünü ve 3 binden fazla kişinin bulunduğu bir kalabalığa yüksek kalibreli tüfekle ateş açarak büyük bir ölüm riski yarattığını savundu.

Savcılık, şüpheliyi olay yerine bağlayan güvenlik kamerası görüntüleri, silah üzerindeki DNA izleri ve sanığın erkek arkadaşına yazdığı nottaki itirafı içeren “dağ gibi delil” bulunduğunu öne sürdü.

Temmuz ayında yapılan bir haftalık ön duruşmada savcılar, sanığın çatıda görüldüğü kamera kayıtlarını ve Robinson’ın cinayeti mektupla, mesajla ve yüz yüze itiraf ettiğini söyleyen ev arkadaşı ile romantik partneri Lance Twiggs’in video kaydını mahkemeye sunmuştu.

Savunma avukatı Staci Visser ise iddia makamının davada başka birinin öldürülmesine dair “büyük bir risk” bulunduğunu kanıtlayamadığını belirterek, davanın idam istemi kapsamından çıkarılmasını talep etti.

Avukat Richard Novak da sanığın Kirk hakkında daha önce konuştuğuna veya fikirlerini tartıştığına dair tanıklık bulunmadığını, siyasi saikle hareket ettiğine ilişkin zihinsel durumunun bilinemeyeceğini savundu.

Savunma tarafı ayrıca, ön duruşmada ifade vermeyen Twiggs’in görüntülü mülakatına dayanan aktarımların “kulaktan dolma delil” niteliğinde olduğunu, kalabalığın üzerinden tek bir el ateş edildiğini ve failin bu tek atışla başka birinin ölebileceğini bildiğine dair yeterli kanıt sunulmadığını öne sürdü.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English