Bizi Takip Edin

Avrupa

Baltık’ta NATO’dan “Quadriga” tatbikatı

Yayınlanma

Alman Silahlı Kuvvetlerine (Bundeswehr) göre, mart ayına kadar devam edecek olan Quadriga askeri tatbikatı ilk kez “saf tatbikat” olarak değil, “gerçekçi operasyon” olarak yürütülüyor.

Quadriga, 2024 yılından bu yana her yıl düzenleniyor; Rusya’ya karşı bir savaş için prova niteliğinde olan tatbikatlar bu yıl Almanya, Litvanya, Kuzey Denizi ve Baltık Denizi’nde gerçekleştiriliyor.

Kurgusal tatbikat senaryosundan “gerçekçi operasyon”a geçişle birlikte, ordu Almanya’daki manevralarını askeri eğitim alanlarından sivil alanlara kaydırıyor. 

Temel Yasa, ordunun yurt içindeki askeri operasyonlarını sadece istisnai durumlarda, örneğin gerginlik dönemlerinde izin veriyor.

Almanya içindeki manevraların genişlemesine paralel olarak, birkaç yıl öncesine kadar resmi açıklamalarda hiç yer almayan “savaş” kelimesi, politikacıların ve ana akım medyanın açıklamalarında giderek daha fazla yer bulmaya başladı.

Rusya’ya karşı bir savaş, gelecek için açıkça tartışılan gerçek bir senaryo haline geldi.

Tatbikata 1.000 civarında asker katılıyor

Alman Silahlı Kuvvetlerine göre, bu yılki Quadriga tatbikatlarının operasyon alanı Almanya, Litvanya, Kuzey Denizi ve Baltık Denizi’ni kapsıyor.

Diğer ülkelerden gelen askerler de dahil olmak üzere yaklaşık 1.000 asker tatbikata katılıyor. Önceki yılların büyük çaplı tatbikatlarına kıyasla bu sayı az: örneğin Quadriga 2024’te 12.000 askeri personel yer almıştı.

Tatbikatın odak noktasının, Litvanya’ya ve dolayısıyla Rusya’nın batı sınırına “tüm ulaşım yolları üzerinden savaşa hazır kuvvetlerin kısa vadeli konuşlandırılması” olduğu söyleniyor.

Alman Silahlı Kuvvetleri 2017’den beri Litvanya’da konuşlanmış durumda ve birkaç yıldır bu varlığını genişleterek Almanya’nın yurtdışındaki ilk kalıcı askeri üssü haline geldi.

Bundeswehr’e göre, Litvanya’ya konuşlandırılan ordu güçleri “güçlü bir düşmana karşı bile kendilerini savunabilecek kadar ağır silahlı.”

Manevranın bir parçası sadece doğuya kısa vadeli ve hızlı konuşlandırma değil, aynı zamanda “savaş birimi olarak operasyonel hazırlığın acil testi” ve doğu cephesinden yaralı askerlerin Almanya’ya sivil sağlık sistemine nakledilmesi.

Buna ek olarak, Bundeswehr, özel kuvvetlerinin Rusya ile bir savaşı göz önünde bulundurarak manevranın bir parçası olarak “kentsel ve deniz özel operasyonları” konusunda eğitim aldığını belirtmektedir.

Operasyon komutanlığı tekleştirildi

Şimdiye kadar manevralar genellikle silahlı kuvvetlerin kollarından birine atanıyordu, yani açıkça deniz, kara veya hava kuvvetleri manevraları olarak tasarlanıyordu.

Bu yılki Quadriga tatbikatıyla Alman ordusu, silahlı kuvvetlerinin komuta kademelerini iki yıl önce kurulan ve bu yıldan itibaren Quadriga tatbikat serisini yönetecek olan Bundeswehr Operasyonel Komutanlığına entegre ediyor.

Korgeneral Alexander Sollfrank, komutan olarak, artık “Bundeswehr’in güçlerini ve yeteneklerini tek bir hedef, yani askeri bir etki doğrultusunda uyumlu hale getirebiliyor,” diyor.

Operasyonel Komuta, silahlı kuvvetlerin bireysel kollarını birbirleriyle ağa bağlamakla kalmıyor, aynı zamanda orduyu bir bütün olarak “federal polis ve gümrük gibi sivil güvenlik kurumlarıyla” da ağa bağlıyor.

Artık yalnızca “tatbikat” değil: Gerçek dünya operasyonu

Bundeswehr’in duyurduğu gibi, Quadriga bu yıl ilk kez artık saf bir tatbikat değil, gerçek dünyadaki bir operasyon olarak tasarlanıyor.

Bu, eğitimin uzun hazırlık süreleri ve kurgusal parametreler olmadan, gerçek bir senaryoya olabildiğince yakın bir şekilde yürütüldüğü anlamına geliyor.

Quadriga’nın ”yakından bağlantılı“ olduğu NATO tatbikatı Steadfast Dart da, açıklamaya göre artık “kurgusal bir tatbikat senaryosuna” dayanmıyor. Bu tatbikat da bir operasyon olarak planlanıyor ve yürütülüyor.

Buna göre, Alman askerlerinin “Avrupa genelinde gerçekçi bir konuşlandırma” sırasında NATO müdahale güçlerine sağladığı destek, Alman Silahlı Kuvvetlerine göre “tatbikatın bir parçası” değil, “gerçek destek” olarak sağlanıyor.

Bu, tatbikata fiilen katılan asker sayısının Quadriga 2026 için resmi olarak açıklanan sayıdan daha fazla olduğunu gösteriyor.

Yerleşimlerinin ardından, yukarıda bahsedilen NATO birlikleri Bundeswehr’in Quadriga manevrasına katılacak.

Kamusal alanlarda askeri operasyonlar

Quadriga’dan bağımsız olarak, 1.200 asker ve 280 tekerlekli ve paletli araçtan oluşan bir Alman tank tugayı, bu hafta ortasına kadar Lüneburg yakınlarında “serbest koşu savaş tatbikatı” (“Brave Lion”) adı verilen bir tatbikat yapıyor.

Kendi açıklamalarına göre, ordu hem kamu yollarında hem de arazide hareket ediyor ve eğitim mühimmatı kullanılacağını açıklıyor. Ordu, halktan “anlayış ve saygı” istiyor.

Tatbikat, 2029 yılına kadar savaşa hazırlık sağlamak için devam eden önlemlerin bir parçası.

Alman Silahlı Kuvvetleri, 11-23 Ocak tarihleri arasında Potsdam-Mittelmark bölgesinin tamamını iki haftalık bir süre için askeri eğitim alanı ilan etmişti.

Tatbikat, kamuya açık alanlarda mühimmat kullanımını da içeriyordu; yerel basın, “tatbikat sırasında meydana gelen hasarların tazminatı” için bir başvuru formu dağıttı.

Geçen Kasım ayında, Berlin’deki Alman askerleri, kendi açıklamalarına göre “kamusal alanlarda” sabotajla mücadele ve“şehir savaşı eğitimi aldılar ve hatta Berlin metro istasyonu Jungfernheide’yi bastılar.

Tatbikatın tadı kaçınca…

Daha önce, ekim ayında, Bundeswehr askerleri, kamuya açık alanlarda yapılan bir tatbikat sırasında, polis memurlarını tatbikatın bir parçası sanarak boş mermiyle ateş açmıştı.

Gerçekte ise polis, ağır silahlı maskeli bir adam gören fakat onun tatbikatın bir katılımcısı olduğunu fark etmeyen bir sivilin acil çağrısı üzerine olay yerine çağrılmıştı.

Olay sırasında bir polis memuru canlı mermiyle karşılık verince bir askeri yaralamıştı.

Alman Silahlı Kuvvetleri, eylül ayında Hamburg limanında ve Hamburg şehir merkezinde eğitim tatbikatları gerçekleştirmişti.

Fotoğraflar, askeri tatbikatın bir parçası olarak hayali göstericiler tarafından kurulan barikatları gösteriyor.

Savaş oyunlarının anayasal gerekçesi ne?

Bundeswehr ve Savunma Bakanlığı, ordunun Almanya’daki kamusal alanlarda yukarıda bahsedilen “serbest koşu” manevraları gibi askeri operasyonları giderek daha fazla gerçekleştirmesinin anayasal dayanağı konusunda sessiz kalıyor.

Bu operasyonlar, sivillere zarar verme olasılığını da içeriyor.

Askeriyeye daha fazla özgürlük tanıyan gerginlik durumunun ilan edilmesi, geçen sonbaharda Almanya’daki askeri politika çevrelerinde mükemmel bağlantıları olan CDU dış politika uzmanı Roderich Kiesewetter tarafından talep edilmişti.

Kiesewetter, eski bir Alman Silahlı Kuvvetleri yarbayı, Yedek Askerler Derneği ve Federal Güvenlik Politikası Akademisi (BAKS) gibi kurumlarda liderlik pozisyonlarında bulunmuş.

CDU’lu, “gerginlik ilanı”nı, Rusya’nın insansız hava araçlarıyla gerçekleştirdiği iddia edilen uçuşlar nedeniyle talep etmişti.

O dönemde Şansölye Friedrich Merz ve önde gelen istihbarat yetkilileri, Rusya’nın “hibrit” saldırılarından bahsederek, Almanya’nın “artık tamamen barış içinde olmadığını, fakat henüz tamamen savaşta da olmadığını” söylemişlerdi.

Bu ifade, 2022 yılında Bundeswehr’in mevcut Genel Müfettişi Carsten Breuer tarafından kamuoyundaki tartışmalara dahil edilmişti.

Federal Anayasa Koruma Dairesi Başkanı Sinan Selen, Rusya’nın iddia edilen “hibrit saldırılarının” tam da Rus faillerin kanıtlanamaması ile karakterize olduğunu iddia ediyor.

Bu, elbette, Alman vatandaşlarının faaliyetleri ile bu faaliyetlerin yabancı ajanlar tarafından gerçekleştirilen sabotaj olarak sınıflandırılması arasındaki çizgiyi de bulanıklaştırıyor.

Alman devleti savaşmayı öğreniyor

Geçen yıl, Bundeswehr Genel Müfettişi Breuer bir “vatandaş diyaloğu”nda şöyle demişti: “Bu S harfi ile başlayan kelimeyi [savaş] unutmuştuk. Aslında artık onu istemiyorduk.”

Breuer, “Savunma gücünüz var mı? Savaşmaya hazır mısınız? Savaşabilir misiniz? Savaşabilir miyiz?“ diye sorarak devam etmişti.

Eskiden yapılan büyük manevralarda kullanılan resmi olarak kurgusal, diplomatik olarak belirsiz tatbikat senaryolarının yerine, artık Alman Silahlı Kuvvetleri’nde Rusya ile savaş gerçek bir gelecek senaryosu olarak ele alınıyor.

Ayrıca, önde gelen medya kuruluşlarında da bu uygulanabilir bir seçenek olarak tartışılıyor. Örneğin Deutschlandfunk radyosunda yayınlanan bir programın başlığı “Almanya savaşta nasıl işler?”

Bavyera Radyosu, “Almanya savaşta olursa ne olur?” başlıklı bir programda, savaşa en iyi şekilde nasıl hazırlanılacağı konusunda bilgi veriyor:

“Evde birkaç temel malzeme bulundurun, ailenizle zor durumlarda nerede buluşacağınızı kararlaştırın. Çünkü alternatif –pes etmek ya da kafayı kuma gömmek– bir seçenek değil.”

Avrupa

AB, Arktik’teki etkisini artırmaya çalışıyor

Yayınlanma

AB, Kuzey Kutbu’nda (Arktik) askeri hareket kabiliyetini genişletmeye yönelik planlar geliştiriyor ve yüksek Kuzey bölgelerinde “çok modlu askeri hareket koridorları” oluşturmayı hedefliyor.

German Foreign Policy’nin aktardığına göre bu husus, salı günü Brüksel’de Avrupa Komisyonu tarafından sunulan AB’nin yeni Kuzey Kutbu stratejisinde özetlendi.

Stratejiye göre, Arktik’te “limanlar, havaalanları ve bunların iç kesimlerle bağlantıları”ndan oluşan ve “olumsuz hava koşullarında bile işlevsel kalacak” karmaşık bir lojistik sistem kurulacak.

Strateji belgesinde ayrıca, askeri güçlerin ve kaynakların Arktik’e sorunsuz bir şekilde konuşlandırılmasını sağlamak için “manevralar veya stres testleri” yapılacağı da duyuruluyor.

AB, bu stratejiyle, iklim değişikliğinin yol açtığı Arktik buzlarının erimesinin bir yandan bölgenin doğal kaynaklarına erişimi kolaylaştırırken, diğer yandan artık hem ticaret hem de askeri operasyonlar için kullanılabilen Kuzeydoğu ve Kuzeybatı Geçitleri gibi yeni deniz yollarını açtığı gerçeğine yanıt veriyor.

Arktik stratejisi, ABD’den daha fazla bağımsızlık hedefliyor ve Avrupa’dan kutup bölgesini geçerek Doğu Asya’ya uzanan bir “pan-Arktik” denizaltı kablosunun döşenmesini öngörüyor.

Arktik doğal kaynakları

AB’nin yeni Arktik stratejisi, diğer konuların yanı sıra, Arktik’te bulunan (bazıları deniz yatağının altında, bazıları karada) doğal kaynakları ele alıyor.

Bu kaynaklara, buzların erimesi nedeniyle yakında daha kolay erişilebilecek veya halihazırda erişilebilir durumda. Brüksel de bu kaynakların çıkarılmasını destekliyor.

Örneğin, İsveç’in en kuzeyindeki Kiruna yakınlarında nadir toprak elementleri çıkarmaya yönelik bir proje ile Grönland’ın doğusunda molibden madenciliği yapma planı özellikle belirtiliyor.

AB’nin 2021 tarihli önceki Arktik stratejisinden farklı olarak, Komisyon artık çok taraflı bir çerçeve içinde Arktik’te petrol, doğalgaz ve kömür çıkarılmasını kesin olarak yasaklamayı savunmuyor.

Bunun nedeni, AB’nin Rus enerji kaynaklarını kademeli olarak kullanımdan kaldırmasının ardından Norveç’in, tüm doğal gaz ithalatının yaklaşık yüzde 30’unu karşılayarak Birliğin en önemli doğal gaz tedarikçisi haline gelmiş olması.

Fakat ülkenin mevcut kaynaklarından elde edilen üretimin 2030’larda azalmasının bekleniyor. Bu nedenle Norveç, muazzam rezervlerin bulunduğu tahmin edilen Barents Denizi’ndeki yeni yatakları araştırmayı planlıyor.

Oslo ile stratejik işbirliğine olduğu kadar Norveç’in hammadde tedarikine de bağımlı olan AB, artık buna karşı çıkmıyor.

Buzulların erimesi ile açılan yeni deniz yolları

Buna ek olarak, AB dikkatini Arktik’te yeni deniz yollarının kademeli olarak açılmasına da yöneltiyor.

Örneğin, Doğu Asya’dan Rusya’nın kuzey kıyıları boyunca Avrupa’ya uzanan Kuzeydoğu Geçidi, artık Ağustos’tan Ekim’e kadar gemilerin geçişine açık.

Bu rota, Hint Okyanusu üzerinden geçen olağan rotadan önemli ölçüde daha kısa ve özellikle mevcut petrol fiyatları göz önüne alındığında nakliye maliyetlerini önemli ölçüde düşürüyor.

Bir Çinli nakliye şirketi bu yaz Kuzeydoğu Geçidi üzerinden düzenli seferlere başladı; yakın zamanda bir Güney Kore gemisi de bu güzergâh üzerindeki ilk ticari seferinden sonra Busan limanına geri döndü.

Şu ana kadar çok az sayıda gemi tarafından kullanılsa da, Kuzeybatı Geçidi de artık Kuzey Atlantik’ten Kanada’nın kuzeyindeki takımadalar ve Alaska’nın kuzeyinden geçerek Doğu Asya’ya uzanan güzergâh olarak kullanılmaya başladı.

Uzmanlar, genel olarak bakıldığında bu rotanın yaz aylarında “belirli gemi türleri ve nakliye rotaları için” Panama Kanalı üzerinden yapılan geleneksel geçişe kıyasla avantajlar sunabileceğine inanıyor.

Eylül ayında dört Rus savaş gemisinin, Rusya’nın Arktik bölgesindeki iki ada arasındaki Şokalski Boğazı’ndan tarihte ilk kez geçiş yapması, yeni askeri seçeneklerin de ortaya çıktığını gösterdi.

Yüksek Kuzey’de askeri hareketlilik

Bu, yeni AB Arktik Stratejisinin özellikle askeri yönlere odaklanmasının bir başka nedeni.

Rusya, bir süredir Arktik’teki askeri konumlarını güçlendiriyor. Bir yandan, Rusya’nın ikinci vuruş kapasitesinin bir kısmını barındıran Kuzey Filosunun karargahı kuzeybatı kıyısında yer aldığı için; diğer yandan ise olağanüstü uzun kuzey kıyı şeridi stratejik açıdan savunmasız olduğu için.

NATO da kendi adına Arktik’teki faaliyetlerini önemli ölçüde genişletiyor. Finlandiya’nın kuzeyinde, İsveç ve Norveç’te, ayrıca İzlanda ve Grönland’da çok sayıda tatbikat düzenliyor ve yeni “Arctic Sentry Operasyonu”nu yürütüyor.

Strateji belgesinde, AB’nin de artık Arktik’teki konumunu güçlendirmesi gerektiği belirtiliyor.

Bu, bir yandan NATO ile işbirliği içinde, diğer yandan da AB’nin kendi önlemleri yoluyla gerçekleştirilmek isteniyor.

Örneğin, AB’nin uydu sistemlerinden, özellikle de Copernicus ve Galileo uydularından yararlanılması da dahil olmak üzere, durum farkındalığının artırılması gerekiyor.

Ayrıca, şu anda planlama aşamasında olan ve Starlink’in Avrupa’daki muadili olan IRIS2 uydu grubu, iletişimi iyileştirmek amacıyla Arktik’i de kapsayacak şekilde genişletilmeli.

Bu çabaları koordine etmek için AB, bir Deniz Güvenliği Merkezi kuracak.

AB, Kuzey Kutbu’ndaki askeri hareket kabiliyetine özel önem veriyor. Belgeye göre, gerekirse bu bölgede her an hızlı ve büyük ölçekli asker konuşlandırması mümkün olmalı.

Bu amaçla, limanlar, havaalanları ve bunların iç kesimlerle bağlantılarını da içeren “çok modlu askeri hareket koridorları” oluşturulması gerekiyor.

Tüm bunlar, “olumsuz hava koşullarında bile işlevsel kalabilen” tek bir bütünsel ve karmaşık lojistik sistem olarak planlanacak.

Bu, “buz çözme” ve “donmuş zeminde ağır ve aşırı büyük askeri araçların idaresi” gibi önlemlerin yanı sıra “hasarlı altyapının hızlı onarımı” için planlama yapılmasını gerektirecek.

Gelecekte AB, NATO veya aynı görüşteki ortaklar ile işbirliği içinde, “kuvvetlerin ve askeri kaynakların Arktik’e ve bu bölge içinde sorunsuz bir şekilde konuşlandırılmasına odaklanan tatbikatlar veya stres testleri düzenlemesi” isteniyor.

Bunun “inandırıcı caydırıcılık” açısından hayati önem taşıdığına inanan AB ayrıca, savaş gemileri için buzların arasından bir yol açmak üzere kendi buz kırıcı filosuna duyulan ihtiyacı vurguluyor.

ABD’ye karşı “stratejik özerklik”te Arktik’in rolü

Tüm bu süreçte AB, yalnızca Rusya’ya karşı net bir tavır almakla kalmıyor; aynı zamanda ABD’den daha fazla bağımsızlık hedefliyor.

Bir yandan, Danimarka’ya ait ancak AB üyesi olmayan ve ABD tarafından ilhak edilme tehdidi altında bulunan Grönland ile ilişkilerin genişletilmesini teşvik ediyor. Belge, bunun yeni Arktik stratejisinin temel taşlarından biri olduğunu belirtiyor.

Öte yandan belgede, Norveç, İzlanda ve Kanada ile –ayrıca Arktik kıyı devleti olmasa da stratejik açıdan elverişli bir konumda bulunan Birleşik Krallık ile– “Kuzey Komşuluk” stratejisinin bir parçası olarak işbirliğinin yoğunlaştırılması gerektiği belirtiliyor.

AB, Norveç ile güvenlik ve savunma diyaloğunu sürdürüyor; bu diyalog geçtiğimiz Nisan ayında beşinci kez gerçekleştirildi; bu yıl Brüksel, Oslo ile bir “Arktik Diyaloğu” da başlattı.

Kanada ise Avrupa Komisyonu tarafından Arktik’te “doğal bir müttefik” olarak sınıflandırılıyor. Gözlemciler, Arktik stratejisinde Kanada’dan onlarca kez bahsedilirken, ABD’den sadece birkaç kez bahsedildiğine dikkat çekiyor.

Bu, AB’nin Yüksek Kuzey’de Washington’dan bağımsızlık peşinde olduğunun bir kanıtı sayılıyor.

Buna uygun olarak, belgede “Arktik’in ayrılmaz parçası” olan “Avrupa’nın stratejik özerkliği”nden açıkça bahsediliyor.

Japonya’ya kadar uzanan pan-Arktik kablo planı

AB’nin Arktik Stratejisi, Japonya ve Güney Kore’yi de Arktik konusunda işbirliği ortakları olarak tanımlıyor.

Bunun arka planında, Grönland’ı bir denizaltı kablosuyla AB’ye bağlamak ve ardından bu kabloyu Bering Boğazı üzerinden Japonya ve Güney Kore’ye kadar uzatmak planı yatıyor.

Berlin, bir süredir böyle bir “pan-Arktik kablo”nun kurulmasını savunuyor.

Berlin merkezli Alman Uluslararası ve Güvenlik İlişkileri Enstitüsü’nün (SWP) Temmuz ayı başlarında yaptığı açıklamaya göre, böyle bir kablo çeşitli nedenlerle son derece arzu ediliyor.

Birincisi, bugüne kadar rotasının “yüzde 90’ı” Kızıldeniz ve Cibuti ile Yemen arasındaki boğazdan (Bab el-Mendeb) geçen Avrupa ile Asya arasındaki veri trafiği, “yüksek hata oranı ve yedeklilik eksikliğinden muzdarip.”

Ayrıca, Kuzey Kutbu üzerinden geçen güzergâh “önemli ölçüde daha kısa” ve bu da daha düşük gecikme süresi, yani iletimde daha az gecikme ile sonuçlanacak.

Özellikle uluslararası hisse senedi ticareti, Kuzey Kutbu bölgelerinden geçen yeni bir kablo sayesinde mümkün hale gelecek “gerçek zamanlı veri aktarımlarından” faydalanabilir.

SWP, biri Grönland’ın batısından, diğeri Grönland’ın doğusundan geçen iki olası güzergâhı özetliyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Hindistan, Avrupa’ya mühimmat ihracatını yüzde 1600’den fazla artırdı

Yayınlanma

Hindistan, 2022’den bu yana Avrupa ülkelerine en az 872 milyon dolarlık mühimmat göndererek önceki dört yıla göre yüzde 1600’ün üzerinde artış kaydetti. Top mermisi ve patlayıcıları kapsayan sevkiyatların yaklaşık dörtte üçü 13 Orta ve Doğu Avrupa ülkesine yapıldı.

Hindistan, 2022 yılından bu yana Avrupa ülkelerine en az 872 milyon dolarlık mühimmat sevk etti. Bu miktar, önceki dört yıllık döneme kıyasla yüzde 1600’den fazla bir artışa işaret ediyor.

Bloomberg‘ün Hindistan Ticaret ve Sanayi Bakanlığı verilerine dayanan Trade Data Monitor kayıtlarından aktardığı bilgilere göre, sevkiyatlarda top mermileri, havan mermileri, sevk barutları ve patlayıcı maddeler yer aldı.

İhracatın yaklaşık dörtte üçü Orta ve Doğu Avrupa’daki 13 ülkeye yapıldı. Bu sevkiyatlar sayesinde Hindistan, söz konusu ülkelere mühimmat sağlayan tedarikçiler arasında 28’inci sıradan ikinciliğe yükselerek Güney Kore’nin hemen arkasına yerleşti.

Haberde, ABD ve diğer önde gelen ihracatçılarla karşılaştırıldığında bu toplam tutarın halen mütevazı bir seviyede kaldığı kaydedildi.

Teslimatlardaki tırmanış, Avrupa’daki talep artışı kadar Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin yerli savunma üretimini güçlendirme ve ordunun ithalata bağımlılığını azaltma politikasıyla da doğrudan bağlantılı görülüyor.

Hindistan makamları nisan ayında yaptıkları açıklamada, mali yıl genelindeki silah ihracatının yüzde 63 artış göstererek 4 milyar dolara ulaştığını duyurdu. Bu rakam hem fiilen tamamlanan teslimatları hem de sözleşmesi imzalanmış siparişleri kapsıyor.

Hindistan hükümeti ihraç edilen ürünlerin tam listesini ve nihai alıcıların isimlerini kamuoyuyla paylaşmıyor. Satış anlaşmaları Savunma Bakanlığının onayından geçiyor ve alıcılarla yapılan sözleşmeler mühimmatın üçüncü taraflara devrini ya da farklı amaçlarla kullanımını kısıtlayan hükümler içeriyor.

Hint yetkililer, mühimmatın plan dışı çatışma bölgelerine ulaşmasının yerel şirketlere yaptırım getirebileceğini ve ülkeye yönelik uluslararası baskıyı artırabileceğini belirtiyor.

Avrupa savunma harcamalarını artırırken ortak tedarik tartışılıyor

Avrupa Birliği Güvenlik Araştırmaları Enstitüsünün haziran ayı raporu, kıtanın askeri yeteneklerini geliştirmesi ve güvenlik alanında ABD’ye olan bağımlılığını azaltması gerektiğini ortaya koyuyor.

Raporda yer alan uzman değerlendirmeleri, savunmanın güçlendirilmesi için askeri bütçelerin artırılmasını, silah ve mühimmat üretiminin genişletilmesini, ortak alımlara ağırlık verilmesini ve Avrupa savunma sanayisinin geliştirilmesini öneriyor.

Uzmanlar ayrıca AB ülkelerinin orduları arasındaki koordinasyonun iyileştirilmesini, siber saldırılar ile melez tehditlere karşı kritik altyapı güvenliğinin artırılmasını tavsiye ediyor.

Avrupa’nın yeniden silahlanma programı müttefikler arasında farklı yaklaşımları da beraberinde getiriyor.

Financial Times gazetesi, nisan ayındaki haberinde Avrupa Birliği ile NATO arasında kıtanın silahlanma programı konusunda görüş ayrılıkları yaşandığını aktarmıştı.

Brüksel alımların Avrupalı üreticilerden yapılmasını savunurken, NATO savunmada transatlantik bağların korunması gerektiğini vurguluyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

İrlanda’da kamu spotu: Toruna sarılmadan önce izin alma çağrısı yapıldı

Yayınlanma

İrlanda’da hükümet destekli We-Consent kampanyası, büyükanne ve büyükbabalara torunlarına sarılmadan önce izin almaları tavsiyesinde bulundu. Dublin Şiddet Mağdurlarına Yardım Merkezinin yürüttüğü çalışmaya zemin oluşturan araştırma, ülke nüfusunun yüzde 70’inin rıza kavramının anlaşılmasında sorun gördüğünü gösteriyor.

İrlanda’da hükümet destekli bir sosyal farkındalık kampanyası kapsamında büyükanne ve büyükbabalara, sarılmadan önce torunlarından izin almaları tavsiye edildi.

New York Post gazetesinin haberine göre We-Consent adlı kuruluşun hazırladığı 25 saniyelik videoda, yakın akrabaları dahi olsa her çocuğun sarılmak istemeyebileceği belirtiliyor.

Klipte iki farklı duruma yer veriliyor: İlk sahnede bir çocuk büyükanne ve büyükbabasına neşeyle sarılırken, diğerinde akrabaları kendisini kucaklamaya çalıştığında rahatsızlık hissediyor.

Kampanya yerel siyasetçileri ikiye böldü

Dublin Belediye Meclisi Üyesi Gavin Pepper çalışmaya tepki göstererek hükümetin ve sivil toplum kuruluşlarının “ölçüyü kaçırdığını” savundu.

Çocuklara kişisel sınırlara saygı duymanın ve fiziksel temas reddini kabul etmenin öğretilmesi gerektiğini belirten Pepper, yakın akrabaların sarılmasının “şüpheli bir durum gibi” sunulmaması gerektiğini ifade etti.

Bir diğer belediye meclisi üyesi Lorraine Hall ise kampanyaya destek verdi.

Eleştirenlerin videoyu fazlasıyla gerçek anlamıyla algıladığını ve dikkat çekmek amacıyla yaratıcı yöntemler kullanan sosyal reklamların yapısını hesaba katmadığını kaydeden Hall, videonun yarattığı tartışmanın hedefe ulaşıldığını gösterdiğini dile getirdi.

Ulusal çaptaki We-Consent kampanyası İrlanda’da Mart 2023 döneminde hayata geçirildi. Girişim, Adalet Bakanlığı ve Community Foundation Ireland desteğiyle Dublin Şiddet Mağdurlarına Yardım Merkezi tarafından yürütülüyor.

Program rıza, kişisel sınırlar ve ilişkiler konusunda farkındalık yaratmayı hedefliyor.

Merkezin kampanya öncesinde yaptığı araştırma, İrlanda halkının yüzde 70’inin ülkede rıza kavramının anlaşılması konusunda bir sorun olduğunu düşündüğünü ortaya koydu.

Araştırmaya göre her üç kişiden biri cinsel ilişkiler hakkında konuşurken rahatsızlık duyuyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English