Avrupa
Baltık’ta NATO’dan “Quadriga” tatbikatı

Alman Silahlı Kuvvetlerine (Bundeswehr) göre, mart ayına kadar devam edecek olan Quadriga askeri tatbikatı ilk kez “saf tatbikat” olarak değil, “gerçekçi operasyon” olarak yürütülüyor.
Quadriga, 2024 yılından bu yana her yıl düzenleniyor; Rusya’ya karşı bir savaş için prova niteliğinde olan tatbikatlar bu yıl Almanya, Litvanya, Kuzey Denizi ve Baltık Denizi’nde gerçekleştiriliyor.
Kurgusal tatbikat senaryosundan “gerçekçi operasyon”a geçişle birlikte, ordu Almanya’daki manevralarını askeri eğitim alanlarından sivil alanlara kaydırıyor.
Temel Yasa, ordunun yurt içindeki askeri operasyonlarını sadece istisnai durumlarda, örneğin gerginlik dönemlerinde izin veriyor.
Almanya içindeki manevraların genişlemesine paralel olarak, birkaç yıl öncesine kadar resmi açıklamalarda hiç yer almayan “savaş” kelimesi, politikacıların ve ana akım medyanın açıklamalarında giderek daha fazla yer bulmaya başladı.
Rusya’ya karşı bir savaş, gelecek için açıkça tartışılan gerçek bir senaryo haline geldi.
Tatbikata 1.000 civarında asker katılıyor
Alman Silahlı Kuvvetlerine göre, bu yılki Quadriga tatbikatlarının operasyon alanı Almanya, Litvanya, Kuzey Denizi ve Baltık Denizi’ni kapsıyor.
Diğer ülkelerden gelen askerler de dahil olmak üzere yaklaşık 1.000 asker tatbikata katılıyor. Önceki yılların büyük çaplı tatbikatlarına kıyasla bu sayı az: örneğin Quadriga 2024’te 12.000 askeri personel yer almıştı.
Tatbikatın odak noktasının, Litvanya’ya ve dolayısıyla Rusya’nın batı sınırına “tüm ulaşım yolları üzerinden savaşa hazır kuvvetlerin kısa vadeli konuşlandırılması” olduğu söyleniyor.
Alman Silahlı Kuvvetleri 2017’den beri Litvanya’da konuşlanmış durumda ve birkaç yıldır bu varlığını genişleterek Almanya’nın yurtdışındaki ilk kalıcı askeri üssü haline geldi.
Bundeswehr’e göre, Litvanya’ya konuşlandırılan ordu güçleri “güçlü bir düşmana karşı bile kendilerini savunabilecek kadar ağır silahlı.”
Manevranın bir parçası sadece doğuya kısa vadeli ve hızlı konuşlandırma değil, aynı zamanda “savaş birimi olarak operasyonel hazırlığın acil testi” ve doğu cephesinden yaralı askerlerin Almanya’ya sivil sağlık sistemine nakledilmesi.
Buna ek olarak, Bundeswehr, özel kuvvetlerinin Rusya ile bir savaşı göz önünde bulundurarak manevranın bir parçası olarak “kentsel ve deniz özel operasyonları” konusunda eğitim aldığını belirtmektedir.
Operasyon komutanlığı tekleştirildi
Şimdiye kadar manevralar genellikle silahlı kuvvetlerin kollarından birine atanıyordu, yani açıkça deniz, kara veya hava kuvvetleri manevraları olarak tasarlanıyordu.
Bu yılki Quadriga tatbikatıyla Alman ordusu, silahlı kuvvetlerinin komuta kademelerini iki yıl önce kurulan ve bu yıldan itibaren Quadriga tatbikat serisini yönetecek olan Bundeswehr Operasyonel Komutanlığına entegre ediyor.
Korgeneral Alexander Sollfrank, komutan olarak, artık “Bundeswehr’in güçlerini ve yeteneklerini tek bir hedef, yani askeri bir etki doğrultusunda uyumlu hale getirebiliyor,” diyor.
Operasyonel Komuta, silahlı kuvvetlerin bireysel kollarını birbirleriyle ağa bağlamakla kalmıyor, aynı zamanda orduyu bir bütün olarak “federal polis ve gümrük gibi sivil güvenlik kurumlarıyla” da ağa bağlıyor.
Artık yalnızca “tatbikat” değil: Gerçek dünya operasyonu
Bundeswehr’in duyurduğu gibi, Quadriga bu yıl ilk kez artık saf bir tatbikat değil, gerçek dünyadaki bir operasyon olarak tasarlanıyor.
Bu, eğitimin uzun hazırlık süreleri ve kurgusal parametreler olmadan, gerçek bir senaryoya olabildiğince yakın bir şekilde yürütüldüğü anlamına geliyor.
Quadriga’nın ”yakından bağlantılı“ olduğu NATO tatbikatı Steadfast Dart da, açıklamaya göre artık “kurgusal bir tatbikat senaryosuna” dayanmıyor. Bu tatbikat da bir operasyon olarak planlanıyor ve yürütülüyor.
Buna göre, Alman askerlerinin “Avrupa genelinde gerçekçi bir konuşlandırma” sırasında NATO müdahale güçlerine sağladığı destek, Alman Silahlı Kuvvetlerine göre “tatbikatın bir parçası” değil, “gerçek destek” olarak sağlanıyor.
Bu, tatbikata fiilen katılan asker sayısının Quadriga 2026 için resmi olarak açıklanan sayıdan daha fazla olduğunu gösteriyor.
Yerleşimlerinin ardından, yukarıda bahsedilen NATO birlikleri Bundeswehr’in Quadriga manevrasına katılacak.
Kamusal alanlarda askeri operasyonlar
Quadriga’dan bağımsız olarak, 1.200 asker ve 280 tekerlekli ve paletli araçtan oluşan bir Alman tank tugayı, bu hafta ortasına kadar Lüneburg yakınlarında “serbest koşu savaş tatbikatı” (“Brave Lion”) adı verilen bir tatbikat yapıyor.
Kendi açıklamalarına göre, ordu hem kamu yollarında hem de arazide hareket ediyor ve eğitim mühimmatı kullanılacağını açıklıyor. Ordu, halktan “anlayış ve saygı” istiyor.
Tatbikat, 2029 yılına kadar savaşa hazırlık sağlamak için devam eden önlemlerin bir parçası.
Alman Silahlı Kuvvetleri, 11-23 Ocak tarihleri arasında Potsdam-Mittelmark bölgesinin tamamını iki haftalık bir süre için askeri eğitim alanı ilan etmişti.
Tatbikat, kamuya açık alanlarda mühimmat kullanımını da içeriyordu; yerel basın, “tatbikat sırasında meydana gelen hasarların tazminatı” için bir başvuru formu dağıttı.
Geçen Kasım ayında, Berlin’deki Alman askerleri, kendi açıklamalarına göre “kamusal alanlarda” sabotajla mücadele ve“şehir savaşı eğitimi aldılar ve hatta Berlin metro istasyonu Jungfernheide’yi bastılar.
Tatbikatın tadı kaçınca…
Daha önce, ekim ayında, Bundeswehr askerleri, kamuya açık alanlarda yapılan bir tatbikat sırasında, polis memurlarını tatbikatın bir parçası sanarak boş mermiyle ateş açmıştı.
Gerçekte ise polis, ağır silahlı maskeli bir adam gören fakat onun tatbikatın bir katılımcısı olduğunu fark etmeyen bir sivilin acil çağrısı üzerine olay yerine çağrılmıştı.
Olay sırasında bir polis memuru canlı mermiyle karşılık verince bir askeri yaralamıştı.
Alman Silahlı Kuvvetleri, eylül ayında Hamburg limanında ve Hamburg şehir merkezinde eğitim tatbikatları gerçekleştirmişti.
Fotoğraflar, askeri tatbikatın bir parçası olarak hayali göstericiler tarafından kurulan barikatları gösteriyor.
Savaş oyunlarının anayasal gerekçesi ne?
Bundeswehr ve Savunma Bakanlığı, ordunun Almanya’daki kamusal alanlarda yukarıda bahsedilen “serbest koşu” manevraları gibi askeri operasyonları giderek daha fazla gerçekleştirmesinin anayasal dayanağı konusunda sessiz kalıyor.
Bu operasyonlar, sivillere zarar verme olasılığını da içeriyor.
Askeriyeye daha fazla özgürlük tanıyan gerginlik durumunun ilan edilmesi, geçen sonbaharda Almanya’daki askeri politika çevrelerinde mükemmel bağlantıları olan CDU dış politika uzmanı Roderich Kiesewetter tarafından talep edilmişti.
Kiesewetter, eski bir Alman Silahlı Kuvvetleri yarbayı, Yedek Askerler Derneği ve Federal Güvenlik Politikası Akademisi (BAKS) gibi kurumlarda liderlik pozisyonlarında bulunmuş.
CDU’lu, “gerginlik ilanı”nı, Rusya’nın insansız hava araçlarıyla gerçekleştirdiği iddia edilen uçuşlar nedeniyle talep etmişti.
O dönemde Şansölye Friedrich Merz ve önde gelen istihbarat yetkilileri, Rusya’nın “hibrit” saldırılarından bahsederek, Almanya’nın “artık tamamen barış içinde olmadığını, fakat henüz tamamen savaşta da olmadığını” söylemişlerdi.
Bu ifade, 2022 yılında Bundeswehr’in mevcut Genel Müfettişi Carsten Breuer tarafından kamuoyundaki tartışmalara dahil edilmişti.
Federal Anayasa Koruma Dairesi Başkanı Sinan Selen, Rusya’nın iddia edilen “hibrit saldırılarının” tam da Rus faillerin kanıtlanamaması ile karakterize olduğunu iddia ediyor.
Bu, elbette, Alman vatandaşlarının faaliyetleri ile bu faaliyetlerin yabancı ajanlar tarafından gerçekleştirilen sabotaj olarak sınıflandırılması arasındaki çizgiyi de bulanıklaştırıyor.
Alman devleti savaşmayı öğreniyor
Geçen yıl, Bundeswehr Genel Müfettişi Breuer bir “vatandaş diyaloğu”nda şöyle demişti: “Bu S harfi ile başlayan kelimeyi [savaş] unutmuştuk. Aslında artık onu istemiyorduk.”
Breuer, “Savunma gücünüz var mı? Savaşmaya hazır mısınız? Savaşabilir misiniz? Savaşabilir miyiz?“ diye sorarak devam etmişti.
Eskiden yapılan büyük manevralarda kullanılan resmi olarak kurgusal, diplomatik olarak belirsiz tatbikat senaryolarının yerine, artık Alman Silahlı Kuvvetleri’nde Rusya ile savaş gerçek bir gelecek senaryosu olarak ele alınıyor.
Ayrıca, önde gelen medya kuruluşlarında da bu uygulanabilir bir seçenek olarak tartışılıyor. Örneğin Deutschlandfunk radyosunda yayınlanan bir programın başlığı “Almanya savaşta nasıl işler?”
Bavyera Radyosu, “Almanya savaşta olursa ne olur?” başlıklı bir programda, savaşa en iyi şekilde nasıl hazırlanılacağı konusunda bilgi veriyor:
“Evde birkaç temel malzeme bulundurun, ailenizle zor durumlarda nerede buluşacağınızı kararlaştırın. Çünkü alternatif –pes etmek ya da kafayı kuma gömmek– bir seçenek değil.”
Avrupa
Avrupa sağı Trump’tan uzaklaşıyor

İtalya, Fransa ve Polonya’da da dahil olmak üzere 2027’de yaklaşan önemli seçimler nedeniyle, Avrupa sağı Donald Trump ile ilişkilerini yeniden değerlendiriyor.
Cluster17 tarafından ocak ayında yedi AB ülkesinde gerçekleştirilen bir anket, sağcı seçmenlerin genel nüfusa kıyasla Trump’a daha olumlu baktıklarını fakat bunların sadece azınlığının onu “Avrupa’nın dostu” olarak gördüğünü ortaya koydu.
Oranlar; Fransa’daki Ulusal Birlik (RN) seçmenleri arasında yüzde 18, İtalya’daki İtalya’nın Kardeşleri (FdI) seçmenleri arasında yüzde 23 ve Almanya için Alternatif (AfD) partisinin destekçileri arasında yüzde 25.
Public First tarafından haziran ayında yapılan bir POLITICO anketinde ise, AfD seçmenlerinin yalnızca yüzde 31’i ve Ulusal Birlik seçmenlerinin yüzde 36’sı ABD’nin “güvenilir bir müttefik” olduğu görüşüne katıldığını belirtti.
Birleşik Krallık’ta Trump, Nigel Farage’ın Reform UK partisi için, özellikle kararsız seçmenler arasında bir yük haline geldi.
Bu durum Fransa için de geçerli: Bu ülkede ABD Başkanı, RN’nin kazanmaya çalıştığı merkez sağ seçmenler arasında popüler değil.
POLITICO’ya göre bu tepkiyi Washington için özellikle utanç verici kılan şey, Trump’tan uzaklaşan politikacıların tam da onun yönetiminin kazanmaya çalıştığı kişiler olması.
Geçen yıl yayınlanan Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde Beyaz Saray, “vatansever Avrupa partilerinin artan etkisini” takdir etmişti.
Takip eden aylarda yönetim, bu söylemi, şu anda Trump’ın kendilerine oy kaybettirebileceğini düşünen hareketlere yönelik yüksek profilli kamuoyu destekleri ve perde arkası temaslar ile pekiştirdi.
En dikkat çeken örneklerden birinde, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, eski Başbakan Viktor Orbán’ın yeniden seçilme çabasını desteklemek üzere Macaristan’a gitti ve bunun “yapılması gereken doğru şey” olduğunu söyledi.
Fakat Macar liderin 16 yıllık iktidarı ezici bir yenilgiyle sona erdikten sonra, gelecek yılki en önemli siyasi görevleri hedefleyen çoğu aşırı sağcı lider, Trump’a yönelik tutumlarını ya yeniden gözden geçiriyor ya da tamamen tersine çeviriyor.
Bu değişim, aşırı sağın tarihsel olarak ABD başkanına karşı her zaman çok sıcak davrandığı İtalya ve Almanya’da özellikle dikkat çekici.
Başbakan Meloni, Trump’ı 2024’teki yeniden seçilmesinden dolayı tebrik eden ilk Avrupalı liderlerden biriydi.
Trump, transatlantik bir ticaret savaşını başlattığında ise Meloni kendisini, Avrupa ile Başkan arasında potansiyel bir köprü olarak konumlandırmıştı.
İkili arasındaki ilişki başlangıçta oldukça canlıydı. Geçen nisan ayında Beyaz Saray’da düzenlenen bir toplantıda Trump, Meloni’yi “çok özel bir kişi” olarak nitelendirmiş ve Roma’ya yönelik daveti kabul etmişti.
Günümüze geldiğimizde ise, Meloni’nin İran savaşına katılan ABD savaş uçaklarının İtalya’daki askeri üslerini kullanmasına izin vermemesi üzerine ikili artık kamuoyu önünde birbirlerine sert sözler sarf ediyor.
Bu arada Almanya’da İran savaşı, çatışma öncesinde zaten tırmanmakta olan Trump ile aşırı sağ arasındaki güven krizini daha da şiddetlendirdi.
Bu bahar, AfD liderleri, önemli bölgesel seçimler öncesinde parti yetkililerine ABD’ye yapılacak gezileri azaltmaları çağrısında bulundu.
Yine de Avrupa’daki tüm sağcı liderler bu ilişkiyi kamuoyu önünde yeniden değerlendiriyor değil. Örneğin Polonya’nın milli-muhafazakâr Hukuk ve Adalet (PiS) partisi, Trump ile ilişkilerini hâlâ geliştiriyor.
Gelecek yıl parlamento seçimlerine gidecek olan Varşova, ABD’nin yakın bir siyasi ve askeri müttefiki ve hızla büyüyen silahlı kuvvetleri için Avrupa’nın en büyük Amerikan silah alıcılarından biri.
PiS’in desteklediği Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki, ülkenin en güçlü makamını elinde bulunduran Başbakan Donald Tusk ile mücadele ederken Trump ile olan bağlantılarını kullanmaya çalışıyor.
Cuma günü Varşova’da düzenlenen bir basın toplantısında, PiS lideri Jarosław Kaczyński, Nawrocki’nin “ABD başkanıyla olan mükemmel ilişkilerini” övdü ve Polonya’nın kalıcı bir ABD askeri üssü kurma girişiminin iddia edilen “başarısını” takdir etti.
Szacki, “Polonyalıların çoğunluğu hâlâ, bizi güvende tutan şeyin Polonya’daki Amerikan askerlerinin varlığı olduğunu düşünüyor,” dedi.
Cluster17 anketinde, Polonyalı katılımcıların yüzde 17’si Trump’ın “Avrupa’nın dostu” olduğunu belirtti ki bu, ankete katılan yedi AB ülkesi arasında en yüksek oran.
Avrupa
Deutsche Bank, altın fiyatı tahminlerini yüzde 22’ye varan oranlarda indirdi

Deutsche Bank, ABD Merkez Bankasının para politikasına yönelik endişeler ve azalan yatırımcı talebi nedeniyle altın fiyatı tahminlerini üçüncü çeyrek için yüzde 22, dördüncü çeyrek için yüzde 17 düşürdü. Bankanın analisti Michael Hsueh, faiz artışlarının sürmesi halinde altının ons fiyatının 3 bin 800 dolara kadar gerileyebileceğini öngördü.
Deutsche Bank, altın fiyatlarına yönelik üçüncü ve dördüncü çeyrek tahminlerini sırasıyla yüzde 22 ve yüzde 17 oranında düşürdü. Yapılan bu revizyona gerekçe olarak, ABD para politikasına ilişkin endişeler ve daralan yatırım talebi gösterildi.
Bloomberg’in aktardığına göre, Deutsche Bank Analisti Michael Hsueh, üçüncü çeyrek için altın fiyatı tahminini önceki öngörüsünün yüzde 22 altında bir seviye olan ons başına 4 bin 300 dolara çekti.
Analist, dördüncü çeyrek tahminini ise önceki beklentisinin yüzde 17 altında kalan 4 bin 800 dolar seviyesine indirdi.
Revize edilen her iki hedef seviye de altının mevcut fiyatı olan yaklaşık 4 bin 110 dolara kıyasla bir artışa işaret etse de önceki tahminlere göre çok daha az iyimser bir tablo ortaya koydu.
Deutsche Bank’ın daha ihtiyatlı bir yaklaşıma geçmesi, geçen hafta yıllık tahminini ons başına 500 dolar düşürerek 4 bin 900 dolara çeken Goldman Sachs’ın adımını izledi.
Goldman Sachs da revizyon kararına gerekçe olarak ABD Merkez Bankasının (Fed) bu yıl faiz indirimine gitmesini beklememesini göstermişti.
Altın fiyatları içinde bulunulan çeyrekte yaklaşık yüzde 12 oranında değer kaybetti. Orta Doğu’daki çatışmalar başlangıçta enerji fiyatlarının yükselmesine yol açarken, bu durum para politikasının daha da sıkılaştırılacağı beklentilerini artırdı.
Analist Hsueh, “Fed politikasının yeniden değerlendirilmesi ve ABD’deki güçlü makroekonomik veriler, altın fiyatlarındaki düşüşte temel rolü oynadı” değerlendirmesinde bulundu.
Fed, son toplantısında faiz oranını değiştirmeyerek sabit tutmuş ancak faiz artırımına yönelik desteğin arttığı yönünde işaretler vermişti. Kurumun yeni başkanı Kevin Warsh da fiyat istikrarını yeniden sağlama sözü vermişti.
Deutsche Bank’ın dördüncü çeyreğe ilişkin baz senaryo tahmini, Fed’in faiz oranlarını değiştirmeyeceği varsayımına dayanıyor.
Ancak Hsueh, regülatörün üç ila dört kez faiz artırımına gitmesi durumunda, bir ons altının fiyatının yaklaşık 3 bin 800 dolara kadar gerileyebileceği uyarısında bulundu.
Hsueh, altınla desteklenen borsa yatırım fonlarından (ETF) devam eden çıkışların, değerli metal için alışılagelmiş desteğin şu anda mevcut olmadığını gösterdiğini yazdı.
Analist ayrıca, Çin’deki fiziki altın fiyatlarının Comex fiyatlarına göre iskontolu seyretmesinin, bu ülkeden yapılacak ithalatın da piyasayı desteklemeyeceğine işaret ettiğini belirtti.
Diğer taraftan analist, “Tek güçlü destek noktası merkez bankalarının talebi olmaya devam ediyor ve bu durumun bir süre daha böyle sürmesini bekliyoruz” değerlendirmesini ekledi.
Avrupa
Teknoloji CEO’ları, AB politikalarını şekillendirmek istiyor

Bir grup Avrupalı teknoloji şirketi CEO’su, AB’nin sanayi liderlerinin yararına politika oluşturma sürecini hızlandırmak amacıyla Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in dikkatini çekmek istiyor.
Hollandalı çip makinesi üretim devi ASML’nin CEO’su Christophe Fouquet, pazartesi günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Önce çok karmaşık politikalar oluşturup sonra bunları basitleştireceğiz diyemezsiniz. En başından doğru politikayı uygulamak çok daha iyidir.”
Fouquet, havacılık devi Airbus, telekom devi Ericsson ve yapay zeka öncüsü Mistral’ın yöneticileriyle birlikte Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’i ziyaret etti.
CEO’lar, AB’yi bürokrasiyi daha fazla azaltmaya, birleşme kurallarını yeniden gözden geçirmeye ve ABD’ye karşı kendi içinden çıkan şampiyonlara yatırım yapmaya çağırdı.
Bu, Airbus, ASML, Ericsson, Mistral, Nokia, SAP ve Siemens gibi dev şirketlerin yer aldığı “European Tech Creators” adlı yeni bir sürekli diyalog girişiminin parçası.
Grup, AB kurumlarının ihtiyaçlarına daha iyi hizmet etmesini istiyor; tıpkı ABD ve Çin gibi rakip bölgelerde görülen hükümet ile sanayi arasındaki işbirliği gibi.
Fouquet, “Sürekli konuşmamız gerekiyor çünkü Avrupa için söz konusu olan mesele çok önemli. Ve bir diyalog kurmak zaman alır. Rakip olduğumuz taraflar bunu son derece etkili bir şekilde yapıyor,” diye ekledi.
Airbus CEO’su Guillaume Faury ise şöyle konuştu:
“Avrupa’nın bugün yaptıklarının, Avrupa’nın yapması gerekenler olmadığı konusunda aynı görüşteyiz… Eğer bu bir lobi faaliyeti ise, bu başarılı bir Avrupa için yapılan bir lobi faaliyetidir.”
Grup, nisan ayı sonunda von der Leyen ile bir görüşme gerçekleştirdi ve açık sözlü bir mesaj iletti: “Düzenlemeleri gevşetin, yoksa Avrupa’nın bir inovasyon gücü olarak geleceğini heba edeceksiniz.”
Bir hafta sonra, Almanya’nın güçlü desteğiyle sektör, daha az kural ve ertelenen bir son tarih içeren yapay zeka basitleştirme tasarısında bazı kazanımlar elde etti.
Sunumlarının bir parçası, Brüksel’in endüstri ile daha yakın istişare içinde düzenlemeleri daha hızlı gevşetmesi, birleşmelerin önünü açması ve tek pazarı tamamlaması.
Ericsson’un görevden ayrılan CEO’su Börje Ekholm, “Pazarın tamamen parçalanmasına izin verdik ve kimseye rekabet edebilecek ölçekte bir yapı sağlamadık. Bir adım geri çekilip bu konuda endüstriyel bir düşünce süreci izlemeliyiz,” diye konuştu.
Hız da son derece önemli bir mesele olarak öne çıkıyor. Fransız yapay zeka devi Mistral’ın kurucu ortağı Arthur Mensch şunları söyledi:
“Yapay zeka alanında işler son derece hızlı ilerliyor. Karşı karşıya olduğumuz sorun, iki yıl içinde işlerin çoktan geç kalmış olabileceği.”
Mensch, Komisyonun bulut ve yapay zeka geliştirmeye ilişkin son önerisinin doğru yönde atılmış bir adım olduğunu ama çok yavaş ilerlediğini belirtti.
Von der Leyen, AB başkanı olarak ikinci görev dönemine başladığından beri endüstri yanlısı bir deregülasyon gündemini savunuyor.
Gelgelelim Siemens Yönetim Kurulu Başkanı Jim Hagemann Snabe’nin endüstriyel yapay zeka konusunda Komisyon danışmanı olarak atanması, AB yürütme organının Avrupa’nın endüstri devlerine çok yakın olduğunu savunan muhaliflerden eleştiri aldı.
Fouquet bu eleştirileri reddederek, “Başkan, endüstriden birinden gelip yardım etmesini istedi ve o kişi de gidip yardım etmeye karar verdi. Ve bizim karar için verdiğimiz tek ödül, o kişiyi çıkar çatışmasıyla suçlamak,” dedi.
Amerika6 gün öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Asya7 gün önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Dünya Basını2 hafta önceİran’ın Yeni Büyük Stratejisi
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4











