Bizi Takip Edin

Diplomasi

‘Çin’le ilişkilerin Batı’dan bağımsız değerlendirildiğini gösteren Batı dışı jargon dikkat çekti’

Yayınlanma

Dün Ankara’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve sonrasında Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bir araya gelen Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi’nin Türkiye ziyareti, seçim dönemi iç politika gündemi bağlamında gerilen ilişkilerin yeniden rayına oturtulması için bir fırsat olarak değerlendirilebilir. Özellikle de Wang’ın, daha fazla Çinli şirketin Türkiye’de yatırım ve iş yapmasını teşvik etmek istediklerini vurgulaması ekonomik sıkışıklığın ortasında yabancı yatırım arayışında olan Ankara’yı memnun etmiş gibi görünüyor.

Nitekim görüşmenin ağırlık merkezini Pekin’den Londra’ya uzanan ve Türkiye’nin merkezinde olduğu Orta Koridor oluşturdu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kuşak Yol İnisiyatifi ve Orta Koridor’un uyumlulaştırılması bağlamında işbirliğinin hızlandırılması arzusunu dile getirirken, aynı zamanda Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi Politbüro Üyesi ve Dışişleri Merkez Komisyonu Direktörü olan Wang Yi de, “Türkiye ile karşılıklı stratejik güveni artırmaya ve işbirliğini derinleştirmeye hazır olduklarını” bildirdi.

Çin Dışişleri Bakanının, Türkiye’nin bölgesel ve uluslararası arenada önemli bir rol oynamasını desteklediklerini ve Türkiye’nin içişlerine yönelik herhangi bir dış müdahaleye karşı çıktıklarını vurgulaması ise iki ülke arasındaki ilişkilerinin yeniden istikrara kavuşturulmasını arzu eden Ankara nezdinde önemli vurgular olarak öne çıktı.

Çin medyasında da, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Wang’a, ‘NATO’nun Asya Pasifik’te artan faaliyetlerini desteklemediklerini’ söylemesi ve ‘tek Çin’ ilkesine bağlılık vurgusu öne çıkarıldı.

İki ülke ilişkilerinde en kritik sorunlardan biri olarak görülen Uygur meselesinin ise, “Ziyaret vesilesiyle Uygur Türklerinin durumu da görüşüldü” şeklinde bir cümleyle geçiştirilmesi, seçim döneminde ‘Uygur sorunu’ üzerine yapılan vurgu ve açıklamaların iç politika bağlamında ele alındığını bir kez daha gösterdi.

‘Türkiye-Çin ilişkilerinde ekonomi ve ticaret dinamikleri katalizör’

Ziyareti Harici’ye değerlendiren İstanbul Gedik Üniversitesi ASEAN Merkezi Müdürü Öğr. Gör. Sibel Karabel, zamanlamanın konjonktürel olarak da önemine dikkat çekerek şunları söyledi:

“Öncelikle son dönemde Türkiye-Çin ilişkileri mevcut konjonktürde ne durumda, ekonomik ve ticari ilişkiler ne boyutta onu biraz kısaca değerlendirmek gerekiyor. İki ülkenin stratejik ortaklığına da bu bağlamda vurgu yapmak gerekiyor. 1971 yılında diplomatik ilişkiler tesis edildi ve görüşmede Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da belirttiği gibi Türkiye bu tarihten itibaren ‘tek Çin’ politikasına uymakta. 2010 yılında stratejik ortaklık tesis edildi. 2015’de Türkiye Kuşak ve Yol İnisiyatifine mutabakat zaptı ile resmi olarak dahil oldu. Ve sürekli olarak karşılıklı ticaret hacminin artması ve bölgesel ve küresel bağlamda iki ülke arasındaki ilişkilerin angajmanının artması yönünde karşılıklı olarak taahhütler verildi.”

Türkiye-Çin ilişkilerinde esas olarak ekonomik ve ticari dinamiklerin “katalizör olduğunu” belirten Karabel, şu verileri sıraladı: “Kuşak ve Yol İnisiyatifi’nin arka planını değerlendirdiğimizde iki ülke arasında karşılıklı ticaret hacminin 2015 yılından itibaren 50 milyar dolar olması gibi bir hedef konuldu. En son 33 milyar dolarlık bir ticaret hacminden söz ediyoruz. Diğer yandan Türkiye’nin her sene maalesef özellikle 2019-2022 arasında da hızla artan Çin’e karşı verdiği dış ticaret açığı önemli bir mevzu. Aslında tam da bu bağlamda Kuşak ve Yol inisiyatifi hem Türkiye’nin transit ticarette merkez olma potansiyelini öne çıkaracak bir inisiyatif  hem de tam da bu soruna merhem olabilecek kalibreye sahip bir girişim. Yani Kuşak ve Yol inisiyatifinde yapılan yatırımların ve yapılması planlanan yatırımların Türkiye-Çin arasındaki bu ticari dinamikleri biraz daha Türkiye’nin lehine çevirme potansiyeli var.”

Şu anda bu potansiyelin gerisinde kalındığına işaret eden Karabel, mevcut ticari ilişkinin dinamiğini ise şöyle özetliyor: “Özellikle 2013-2022 arası Çinli şirketlerin Kuşak ve Yol İnisiyatifinde toplam yatırımlarının yaklaşık 1.4 trilyon dolar olduğunu biliyoruz. Ve aynı dönemde Türkiye’ye ayrılan yatırımların 5.11 milyar dolar olduğunu görüyoruz. Yani toplam yatırımlardaki payımız yaklaşık yüzde 1.3 civarında. Ve özellikle 2019-2022 arası Türkiye-Çin arasındaki ticaret dengesine baktığımız vakit ithalatın iki katına çıktığını görüyoruz. Yani doğası gereği yarı bitmiş mal ithal ediliyor Çin’den ve işlenip Avrupa Birliği ülkelerine tekrar ihracatı yapılıyor. Ticari ilişkinin dinamiği bu şekilde.”

Orta Koridor vurgusu öne çıktı

Görüşmelerde özellikle Kuşak Yol ve Orta Koridor vurgusunun öne çıktığını kaydeden Sibel Karabel, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın farklı enerji alanlarına, havacılık alanlarına, farklı sektörlere dikkat çektiğini ve “Kuşak Yol İnisiyatifinin küresel tehditlere ve küresel meydan okumalara yanıt verme gücünün geliştirilmesinden” bahsettiğini belirtti.

Wang Yi’nin de “stratejik karşılıklı güvenin geliştirilmesi ve işbirliği mekanizmalarının derinleştirilmesi” vurgusunun önemli olduğunun altını çizen Karabel, “Hatta Wang Yi Cumhurbaşkanı Erdoğan’la olan görüşmesinde gelecek odaklı ve geniş hedefli bir ilişki dinamiğinden bahsetti” dedi.

‘Batı’dan ayrı kendi dinamikleri içerisinde bir ilişki’

Öte yandan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘Tek Çin politikası’ ve Çin’in kalkınmasının Türkiye tarafından tehdit olarak algılanmadığı yönündeki vurgusuna dikkat çeken Karabel, “Çin’in kalkınmasının tehdit olarak algılanması” ifadesinin Batılı bir jargon olduğunu, Batı’nın Çin’i nasıl gördüğü ile ilgili bir mesele olduğunu belirtti: “Batı’nın küresel düzlemde göreli güçler dengesi bağlamında realist paradigmadan değerlendirildiğinde Çin’in kalkınmasını tehdit olarak algılaması…”

Bu bağlamda Erdoğan’ın “Çin’in kalkınmasını tehdit olarak görmediklerini” ifade etmesinin NATO dokümanlarına da “zımni bir atıf” olarak değerlendirilebileceğini söyleyen Karabel şu yorumu yaptı: “Aslında burada Türkiye’nin Çin’le ilişkilerinin Batı’dan münezzeh, kendi dinamikleri içerisinde bir ağı olduğuna zımni bir vurgu var. Bu önemli bir vurgu.”

Ukrayna krizi sonrası Orta Koridor’un ve Türkiye’nin önemi arttı

İki ilişkilerde Ukrayna meselesinin önemine de değinen Karabel, bunu Kuşak Yol ve Orta Koridor’da Türkiye’nin artan önemi bağlamında ele aldı:

“Kuşak Yol İnisiyatifi aslında çok dinamik bir inisiyatif ve Çin’de Ulusal Planlama Komisyonunun direktörlüğünde takip ediliyor. Bu sadece 2013’te deklare edilen ve rijit ve katı bir şekilde o tarihten sonraki plan, proje, alt yapı hatlarının birleştirilmesi mevzusu değil, önceki var olan mekanizmaların ve projelerin de Kuşak ve Yol İnisiyatifine eklemlenmesi söz konusu. Dolayısıyla Türkiye’nin bulunduğu Orta Koridor aslında Ukrayna bağlamında daha da öne çıkmakta. Nitekim Orta Koridor’un en büyük alameti farikalarından bir tanesi kuzey koridoruna ve güney koridoruna nazaran daha avantajlı olması. Çin’den Avrupa’ya uzanan ticaret rotasında daha az ülkeye uğradığı için maliyet avantajı var. Ayrıca zamandan da çok ciddi bir tasarruf var. Ulaşımın gün sayısını ciddi bir şekilde azaltıyor. Aslında Ukrayna’dan önce Çin’in daha çok kullanmaya meyil ettiği rota Kuzey rotası idi. Güney rotasında da şimdi daha fazla ülke var. Yaptırımlara maruz kalan ülkeler vs. var. Dolayısıyla şimdi Ukrayna hadisesinden sonra Orta Koridor’un önemi Çin içinde biraz daha artmış oluyor.

ABD, AB ve Çin’le ilişkilerin seyri yeni dönem Türk dış politikasını yansıtıyor

Öte yandan ziyareti NATO zirvesiyle birlikte değerlendiren Karabel, olaylar ve sektörlerin birbiriyle iç içe geçtiğine ve bu durumun yeni dönem Türk dış politikasını yansıttığına dikkat çekiyor:

“NATO zirvesinde özellikle İsveç meselesinde F-16’lar öne çıktı diğer yandan da Türkiye tarafından Avrupa Birliği ile entegrasyonun, Avrupa Birliği üyelik müzakere sürecinin tekrar gündeme getirilmesi söz konusu oldu. Türkiye’nin AB ile tam üyelik müzakerelerinin tekrar gündeme gelmesi neredeyse donmuş durumda olan ilişki sürecinin tekrar hayata geçirilmesi için bir adımdır. Türkiye’nin, Avrupa Birliği’yle ilişkileri sadece üyelik müzakerelerinden oluşmuyor. Önemli bir parçası o, ama akut meseleler de var. Örneğin Gümrük Birliği, Gümrük Birliği müzakerelerinin de modernizasyonu, vize serbestisi konusu gibi. Aslında akut bir takım mini sektörel mevzular söz konusu. Dolayısıyla bir yandan bunların canlandırılması, diğer yandan Amerika Birleşik Devletleri ile olan ilişkilerin F-16 mevzuu gibi daha ortak paydada ilişki geliştirecek şekilde yürütülme çabası mevcut.

Diğer yandan ise Çin ile olan, Asya ile olan ilişkilerde konjonktürel gelişmelerin de neticesiyle Türkiye’nin; aslında gerçekten özellikle ulaşımın bir merkez üssü olması; Çin ile olan ilişkilerindeki bu yapısal ticaret dengesinin daha çok kendi lehine döndürülmesi gibi mevzularda kaldıraç kuvvetinin yükseldiğini gözlemliyoruz. Bunlar gerçekten konjonktürel ve tarihi fırsatlar, önemli fırsatlar.”

Diplomasi

Five Eyes, gelişmiş yapay zeka için acil önlem çağrısı yaptı

Yayınlanma

ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’dan oluşan Five Eyes istihbarat ittifakı, hükümetlerin ve şirketlerin savunmalarını aşabilecek yapay zeka modellerinin yıllar değil, aylar içinde ortaya çıkabileceği uyarısında bulundu. İttifak, hükümetler ile şirket yöneticilerini “hemen harekete geçmeye” çağırdı.

ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’nın oluşturduğu Five Eyes (FVEY) istihbarat ittifakı, geniş ölçekli siber saldırılar gerçekleştirebilen ve hükümetler ile şirketlerin savunmalarını aşabilen yapay zeka modellerinin yıllar içinde değil, birkaç ay içinde ortaya çıkmasının beklendiğini açıkladı.

İttifakın ortak açıklamasında, hükümetler ve şirket yöneticileri “hemen harekete geçmeye” çağrılırken, “Gelişmiş yapay zeka modellerinin mevcut sektör beklentilerini aşması bekleniyor. Bu sürecin zaman çizelgesi yıllar değil, aylardır” ifadelerine yer verildi.

ABD yönetimi haziran ayının başında, ulusal güvenliğe yönelik olası tehditler nedeniyle Anthropic tarafından geliştirilen Mythos modeline yabancı ülke vatandaşlarının erişiminin durdurulmasını istemişti.

ABD makamlarının talebinin ardından şirket, en güçlü yapay zeka modelleri olarak tanımlanan Mythos 5 ve Fable 5’i tüm kullanıcılar için devre dışı bıraktı.

The New York Post’un haberine göre Anthropic, ABD makamlarıyla işbirliği yapmayı kabul etti.

ABD Senatosu İstihbarat Komisyonu Başkan Yardımcısı Mark Warner da haziran ayında yaptığı açıklamada, Mythos’un ABD Ulusal Güvenlik Ajansının (NSA) gizli sistemlerinin neredeyse tamamını “haftalar içinde değil, saatler içinde” aştığını söyledi.

Daha önce Financial Times, kaynaklarına dayandırdığı haberinde NSA’nın siber operasyonlarda Claude Mythos’u kullanabileceğini yazmıştı.

Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, bu teknolojinin Çin ve İran gibi ülkelerin ağlarına sızmak için kullanılabileceğini belirtmişti.

OpenAI ise mayıs ayında, yapay zekanın yönetimi ve düzenlenmesi için ABD liderliğinde, Çin’in de katılımıyla küresel bir yapı oluşturulmasını savundu.

Şirket, söz konusu yapının işleyiş ve amaç bakımından, nükleer silahların yayılmasını önlemek amacıyla küresel güvenlik standartları belirleyen Uluslararası Atom Enerjisi Ajansına (UAEA) benzer şekilde tasarlanabileceğini ifade etmişti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

NATO yeni bir ‘Baltık Muharebesi’ne hazırlanıyor

Yayınlanma

The Telegraph, ABD ve NATO ülkelerinin Baltık bölgesinde olası bir Rusya çatışmasına karşı lojistik hazırlıklarını yoğunlaştırdığını yazdı. Gazeteye göre BALTOPS tatbikatı kapsamında ABD birlikleri hızlı üs konuşlandırma ve ikmal altyapısı kurma kabiliyetlerini test etti.

The Telegraph gazetesi, ABD ve diğer NATO ülkelerinin Baltık bölgesinde olası bir çatışmaya yönelik lojistik hazırlıklar yürüttüğünü ve bölgenin Rusya ile yaşanabilecek yeni bir küresel karşılaşmanın merkezlerinden biri olarak değerlendirildiğini yazdı.

Gazetenin aktardığına göre, 4-19 Haziran tarihleri arasında düzenlenen BALTOPS tatbikatı kapsamında ABD Deniz Kuvvetleri’nin mühendis birlikleri Seabees, Baltık kıyısında tekne rampaları ve çeşitli yapılar inşa ederek üslerin hızlı şekilde konuşlandırılmasına yönelik çalışmalar gerçekleştirdi.

ABD’li Teğmen Cody Robertson, “Belirlenen bir bölgeye ulaşma, kamp kurma ve bu merkezi savaş gücümüzü yansıtabileceğimiz bir nokta olarak kullanma kabiliyetimizi test ediyoruz” dedi.

The Telegraph, 1942 yılında kurulan Seabees birliğinin, eski ABD Başkanı ve General Dwight Eisenhower’ın “Muharebeler, harekatlar ve hatta savaşlar öncelikle lojistik nedeniyle kazanıldı ya da kaybedildi” sözüyle özetlenen anlayış doğrultusunda faaliyet gösterdiğini belirtti.

Haberde, Baltık Denizi’nin sekiz NATO ülkesi ile Rusya tarafından çevrelendiği ve İsveç’e bağlı Gotland ile Danimarka’ya bağlı Bornholm gibi stratejik öneme sahip adalarla çevrili olduğu kaydedildi.

Gazeteye göre NATO, bu adaları olası bir saldırının püskürtülmesinde ve karşı harekatlar için ileri üs olarak kullanmayı planlıyor.

Baltık’ın doğu kıyısında ise Rusya Baltık Filosu’nun konuşlu bulunduğu Kaliningrad bölgesi yer alıyor.

The Telegraph, Finlandiya ve İsveç’in 2023 ve 2024 yıllarında NATO’ya katılmasının ardından bölgenin kolektif savunmasının daha da öncelikli hale geldiğini yazdı.

Robertson da gazeteye yaptığı açıklamada, “Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılması, buradaki koşulları iyi tanımamızı daha da önemli hale getiriyor” ifadelerini kullandı.

Bununla birlikte gazetenin aktardığına göre, Letonya Güvenlik Kurumu’nun (SAB) eski başkanı Janis Kazocins, Rusya ile NATO arasında tam ölçekli bir çatışma yaşanma ihtimaline kuşkuyla yaklaştı.

Kazocins, Rusya’nın Ukrayna’daki savaşının henüz sona ermediğine işaret etti ancak Baltık ülkelerinin enerji altyapısına yönelik olası sabotajlara karşı kırılgan olmaya devam ettiği uyarısında bulundu.

Baltık Denizi’nde Kasım 2024 ile Şubat 2026 arasında bir dizi denizaltı kablosu arızası ve hasarı meydana geldi. Finlandiya ile Almanya arasındaki C-Lion1 kablosu Kasım 2024, Aralık 2024 ve Şubat 2026’da olmak üzere üç kez koptu. EstLink 2 enerji kablosu Ocak ve Aralık 2025’te devre dışı kaldı.

Litvanya ile İsveç arasındaki BCS East-West Interlink Kasım 2024’te, Letonya ile İsveç arasındaki fiber optik kablo Ocak 2025’te ve Rusya’ya ait Baltika kablosu ise Şubat 2026’da zarar gördü. Avrupa’daki bazı yetkililer bu olaylarda Rusya’dan şüphelendiklerini açıklamıştı.

Rus yetkililer ise kablo kopmaları ve NATO ülkelerindeki diğer sabotaj eylemleriyle bağlantılı oldukları yönündeki tüm suçlamaları reddediyor. Kremlin, Rusya’nın başka ülkelerin iç işlerine müdahale etmediğini belirtiyor.

Washington Post, 19 Ocak’ta yayımladığı haberinde ABD ve bazı Avrupa ülkelerinin istihbarat servislerinin, Moskova’nın söz konusu olaylarla bağlantılı olmadığı yönündeki değerlendirmeye eğilim gösterdiğini yazmıştı.

Letonya Dışişleri Bakanı Bayba Braze de gazeteye yaptığı açıklamada, Baltık’taki tatbikatların ABD’nin müttefiklerine bağlılığını ortaya koyduğunu belirterek, “BALTOPS-26’nın ölçeği her şeyi anlatıyor. Güçlü transatlantik işbirliği NATO’nun kolektif savunmasının temelini oluşturuyor ve mevcut güvenlik ortamında her zamankinden daha önemli” dedi.

Daha önce The Economist de Baltık Denizi’nin Rusya ile NATO arasında yaşanabilecek olası bir karşılaşmanın kilit alanlarından biri haline geldiğini yazmış, denizaltı altyapısının kırılganlığına ve bunun korunmasının ittifak açısından yarattığı zorluklara dikkat çekmişti.

Politico ise İsveç’in Gotland Adası’nı güçlendirerek adayı bir savunma merkezine dönüştürmeye çalıştığını aktarmıştı.

Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı ve Denizcilik Kurulu Başkanı Nikolay Patruşev, Baltık bölgesinde çok uluslu NATO grubunun ortaya çıkmasının ardından bölgede “karmaşık bir durum” oluştuğunu söylemişti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise birçok kez Rusya’nın NATO ile savaşmak için herhangi bir nedeni ya da çıkarı bulunmadığını ifade etti.

Putin, “Rusya’nın NATO’ya saldırmak istediğini uydurdular. Aklınızı mı kaçırdınız? Şu masa kadar bile akıllı değil misiniz?” sözlerini kullanmıştı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Hindistan, Rusya’dan petrol alımında rekor kırdı

Yayınlanma

Kpler verilerine göre Hindistan’ın Rusya’dan petrol ve kömür ithalatı, Ortadoğu’daki savaş ve sevkiyat aksaklıkları nedeniyle haziran ayında rekor seviyelere ulaştı. Rusya’dan yapılan günlük petrol sevkiyatının haziranda 2,55 milyon varile çıkması beklenirken, Moskova Avustralya’yı geride bırakarak Hindistan’ın ikinci en büyük kömür tedarikçisi konumuna yükseliyor.

Hindistan, İran’da yaşanan gerilim nedeniyle tedarik zincirinde meydana gelen aksamalar ve yükselen fiyatlar karşısında Rusya’dan petrol ve kömür ithalatını artırıyor.

Reuters haber ajansının uluslararası analiz şirketi Kpler verilerine dayandırdığı habere göre, Rusya’dan Hindistan’a yapılan sevkiyatlar haziran ayında rekor düzeylere ulaştı.

Kpler tahminlerine göre, Rusya’nın Hindistan’a petrol sevkiyatı haziran ayında günlük 2,55 milyon varille rekor düzeye yükselecek.

Bu miktar, mayıs ayındaki günlük 2,13 milyon varillik sevkiyatı ve Mayıs 2023’teki günlük 2,16 milyon varillik düzeyi geride bırakıyor.

Rusya’nın Hindistan’ın haziran ayındaki toplam ithalatı içindeki payı ise yüzde 50’nin hemen altında gerçekleşecek. Bu oran, Ortadoğu’daki çatışmanın başladığı 28 Şubat öncesindeki üç aylık dönemde ortalama yüzde 23 seviyesindeydi.

Hindistan’ın Rus petrolüne yönelmesi, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatmasının ardından piyasadaki arzı artırmak amacıyla ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin alımlara yönelik yaptırımları geçici olarak kaldırmasını izledi.

Ancak yaptırımlardan muafiyet süresi 17 Haziran’da sona erdi ve ABD Hazine Bakanlığı tarafından uzatılmadı.

Reuters, bu durumun Rus petrolü alımlarında azalmaya yol açabileceğini, ancak sürecin gidişatının Hindistan rafinerilerinin ve yetkililerinin Ortadoğu ülkelerinden sevkiyatlara dönme konusundaki istekliliğine bağlı olacağını belirtiyor.

Kpler öngörülerine göre, Suudi Arabistan’dan yapılan ithalatın haziran ayında günlük 349 bin varil seviyesinde kalması bekleniyor. Bu miktar, savaş öncesindeki üç aylık dönemde günlük ortalama 832 bin varil düzeyindeydi.

İthalat artışı Rus kömüründe de gözleniyor. Haziran ayında tüm kalitelerde Rus kömürü ithalatının, mayıs ayındaki 3,27 milyon tona kıyasla 3,16 milyon ton olarak gerçekleşmesi bekleniyor.

Her iki ay da geçen yılın mayıs ayında kaydedilen 3,76 milyon tonluk zirvenin ardından sırasıyla tarihin en yüksek ikinci ve üçüncü değerleri olarak kayda geçecek.

Rusya’nın haziran ayında Avustralya’yı geride bırakarak, Çin’den sonra dünyanın en büyük ikinci kömür ithalatçısı olan Hindistan’a en çok kömür sağlayan ikinci ülke konumuna geleceği tahmin ediliyor.

Ajansın değerlendirmesine göre Rusya, Hindistan’ın temel kömür tedarikçisi olma rolünü korumaya devam edecek; ancak Rus petrolünün gelecekteki alımları, ABD’nin Moskova’ya yönelik yaptırım politikasını olası sıkılaştırma adımlarına bağlı olacak.

Yeni Delhi petrol sevkiyatının yaptırımlardan etkilenmeyeceğini açıkladı

Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar, haziran ayı ortasında yaptığı açıklamada, ülkesinin 2022 yılından bu yana küresel fiyatları dizginlemek amacıyla ABD’nin talebi doğrultusunda Rus petrolü alımlarını artırdığını belirtmişti.

Jaishankar, Rus hammaddesine yönelik Amerikan kısıtlamalarını eleştirerek, bu önlemlere büyük ilkeler süsü verilmemesi çağrısında bulunmuştu.

Hindistan Petrol ve Doğalgaz Bakanlığı Temsilcisi Sujata Sharma da mayıs ayında yaptığı açıklamada, Rusya’dan sevkiyatların devam ettiğini ve ABD’nin yaptırım muafiyetlerine ilişkin kararlarından bağımsız olarak süreceğini kaydetmişti.

Hindistan rafinerileri, 2025 yılında ABD baskısı ve Hindistan mallarına yönelik yüzde 25’lik gümrük tarifesi tehdidi nedeniyle Rusya’dan yaptıkları ithalatı azaltarak Suudi Arabistan ve Irak’a yönelmişti.

Ancak Reuters’ın verilerine göre, Ortadoğu’daki savaşın ve Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın ardından Hindistan firmaları mart ayı başında Rus petrolü alımlarını yeniden artırdı.

Rusya’nın Yeni Delhi Büyükelçisi Denis Alipov nisan ayı sonunda yaptığı açıklamada, Hindistan’ın kabul etmeye hazır olduğu miktarda hammaddeyi tedarik etmeye hazır olduklarını duyurmuştu.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da daha sonra yaptığı açıklamada, Moskova’nın Hindistan’a enerji taşıyıcıları sevkiyatına ilişkin anlaşmalara bağlı kaldığını doğrulamıştı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English