Asya
Japonya’da “Tek Güç LDP” stratejisi ve yeni başbakan arayışı

Japonya Başbakanı Fumio Kishida’nın görevini bırakma kararı ardından, Asya-Pasifik’te yeni bir sürece giren Japonya’nın politik liderliğini kimin üstleneceği merak konusu. Önümüzdeki ay yapılacak başkanlık seçimlerinde, aralarında kıdemli ve genç milletvekillerinin de bulunduğu Liberal Demokrat Parti (LDP) milletvekillerinin sıkı bir mücadeleye girmesi bekleniyor. Söz konusu seçimler aslında Shinzo Abe döneminden kalan bir taktik olarak öngörülemeyen bir yarışa yol açacak.
Öncelikle aday adaylarının her birinin önünde, seçimlere katılmak için gereken imza sayısını toplamak gibi bir zorluk var.
Aday listesinde Liberal Demokrat Parti’nin çekirdek kadrosunda uzun yıllar yer almış üst düzey politikacılar ve kabine pozisyonunda görev yapmış kıdemliler yer alıyor. Ekonomik ve jeopolitik istikrarsızlık döneminde alınan bu kararda kamuoyunu ve muhalif sıraları ikna edebilecek politika sunumlarına ihtiyaç duyulacak.
Pazartesi günü yapılan açıklamalara göre potansiyel aday adayı olarak adı geçen tecrübeli isimler ise şöyle:
Dışişleri Bakanı Yoko Kamikawa (71)
LDP Genel Sekreteri Toshimitsu Motegi (68)
Eski Sağlık Bakanı Katsunobu Kato (68)
Eski LDP Genel Sekreteri Shigeru Ishiba (67)
Ticaret Bakanı Ken Saito (65)
Eski İçişleri Bakanı Seiko Noda (63)
Ekonomik Güvenlik Bakanı Sanae Takaichi (63)
Baş Kabine Sekreteri Yoshimasa Hayashi (63)
Dijitalleşmeden Sorumlu Bakan Taro Kono (61)
Eski Ekonomik Güvenlik Bakanı Takayuki Kobayashi (49)
Eski Çevre Bakanı Shinjiro Koizumi (43)
Resmi aday olma yolundaki ilk engel, kayıt tarihinden önce LDP milletvekillerinden 20 imza toplamak olacak. Aday olmak istediğini belirten herkesin bu kadar imzayı toplayıp toplayamayacağı henüz belli değil.
Kampanya başladıktan sonra adaylar oy için iki grup LDP üyesine lobi yapmak zorunda kalacak. Birincisi parlamentodaki 367 üye, ikincisi ise yerel LDP koalisyon üyelerini içeren 367 parlamento dışı üye.
Seçim günü, bir aday basit çoğunluğu elde edemezse, en fazla oyu alan iki aday yarışacak. Burada, parlamentodaki 367 LDP üyesi bir kez daha oy kullanacak. Çoğunluğu elde eden isim başbakanlık koltuğuna oturacak.
Bazı olası aday profillerine bakacak olursak; 63 yaşındaki Baş Kabine Sekreteri Yoshimasa Hayashi, Başbakan Fumio Kishida’nın yerine LDP başkanlığına aday olma niyetini Kishida kanadından bazı milletvekillerine iletmişti. Bu adaylığın kabinede tartışıldığı kulis bilgileri arasında. Çünkü, Kishida fraksiyonundan bazı yöneticiler, Hayashi’yi açık destekliyor.
Politika uzmanlığıyla tanınan Hayashi, savunma, eğitim ve dışişleri bakanı olarak görev yaptı. Parlamentonun alt meclisi olan Temsilciler Meclisi’ne geçmeden önce, üst meclis olan Danışmanlar Meclisi’ne beş kez seçildi.
Yine Kishida kanadından olan 71 yaşındaki Dışişleri Bakanı Yoko Kamikawa, yarışa katılmak 20 LDP milletvekilinden imza toplamaya erken başlayan aday olarak biliniyor. Özellikle kadınlara yönelik politikaları teşvik eden bir parlamento grubunun üyelerinden destek istediği biliniyor.
43 yaşındaki eski Çevre Bakanı Shinjiro Koizumi, yarışa katılıp katılmayacağını henüz açıklamadı. Ancak bazı popülist çevreler, isminin tanınması ve gençliği nedeniyle onun yarışmasını istiyor.
Diğer bir genç aday olan Eski Ekonomi Güvenlik Bakanı Takayuki Kobayashi (49) ise LDP’ye yakın saflarda “Yükselen Yıldız” olarak adlandırılıyor.
“Tek Güç Abe Stratejisi” devam mı ettirilecek?
LDP geleneklerinde Shinzo Abe’nin politika stratejisi Japon siyasetinde yeni bir sayfanın açılmasını da sağladı. Ancak, Abe’nin sahadaki dinamikleri çok iyi kontrol ederek partisine üst üste zaferler kazandırdığı da unutulmamalıdır. 2012’de ikinci kez başbakan olmasından bu yana her ulusal seçimde, Liberal Demokrat Parti zafer üstüne zafer kazandı ve dağınık bir muhalefete karşı ezici sayıda sandalye kazandı. Ardışık seçim döngüleriyle güçlendirilen böylesi bir hakimiyet, Japon siyasetinde Tek Güç Abe (安倍一強) veya Tek Güç LDP (自民一強) terimlerini düzenli olarak kullanmasına yol açtı. Bu terminoloji, o zamanki siyasi dinamikleri doğru bir şekilde tasvir ettiği için strateji olarak benimsenmiş görünüyor.
LDP’nin son yıllarda yapılan parlamento seçimlerindeki olağanüstü başarıları, Abe’nin en etkili iki seçim taktiğine dayanıyordu. Bunlardan biri, kendisinin ve partisinin siyasi çıkarlarını en iyi şekilde üstte tutacak zamanda seçimler düzenlemekti.
Japonya’da başbakan, İmparator’un görevlerinden birinin kabinenin onayı ve tavsiyesi doğrultusunda “Temsilciler Meclisi’nin Feshedilmesi” olduğunu belirten 7. Maddenin 3. Fıkrası yorumuna dayanarak kendi şartlarına göre Temsilciler Meclisi’nde ani seçim çağrısı yapma yetkisine sahiptir.
Abe, 2012’de iktidara geri döndükten sonra, 2012’de zaten bir çöküş yaşayan Demokrat Parti’nin kalan siyasi ivmesini daha da bozmak amacıyla 2014 ve 2017’de ani seçimler düzenledi. Tekrarlanan yenilgilerin ardından Demokrat Parti, siyasi hayatta kalabilmek adına parti ismini değiştirmek zorunda kaldı.
2017’deki ani seçimler sadece Abe’nin iktidar dönemindeki güç kollarını ustaca kullanmasının bir hatırlatıcısı değil aynı zamanda onun cesaretinin bir göstergesiydi. 2017, Abe için tehlikeli bir yıldı.
Abe için en büyük tehdit olarak görülen Tokyo Valisi Koike Yuriko’nun yükselişi de eklenmişti. Koike’nin kurduğu yerel parti, 2017 yazında yapılan büyükşehir seçimlerinde LDP’yi geride bıraktı ve bu ivmeyi kullanarak ulusal düzeyde başka bir partiyi , daha önce üyesi olduğu LDP’yi devirmeyi amaçlayan Umut Partisi’ni (PoH) kurmaya hazırlamıştı. Yaklaşan bir fırtına ve ortaya çıkan bir alternatifle Abe aşırı sessiz bir oyun oynadı ve yankı uyandıran bir zaferle ortaya çıktı. Söz konusu seçimlerde Temsilciler Meclisi’ni dağıtırken, hala en büyük muhalefet gücü olan Japonya Demokratik Partisi (DPJ), Koike’nin yeni partisiyle birleşerek ayakta kalmaya çalıştı . Ancak, PoH tarafından reddedilen DPJ üyelerinden oluşan başka bir partinin kurulması ve Koike’nin gafları nedeniyle parlamentoda saflar daha da bölündü ve LDP koalisyon ortağı Komeito ile birlikte süper çoğunluğa ulaşarak iktidarda ses sahibi oldu.
Yani Abe’nin ortaya çıkan muhalefeti daha doğmadan boğma stratejisi, savaş sonrası Japonya’da en büyük muhalefet partisinin en az sayıda sandalye kazanmasına yol açmıştı.
Bu taktikler arasında Abe’nin 2020 istifası ardından Suga’yı başa getirerek parti üzerinde gölge güç olarak siyasetine devam etmesi unutulmaması gereken bir nokta. Ardından tekrar seçim meydanlarına dönen Abe, yeni bir muhalefet kıyımı sürecindeyken silahlı suikasta kurban gitti. Halefi Kishida ise bombalı saldırıdan kıl payı kurtuldu.
Japonya’da artan finansal sorunlar ve yaşlanan nüfus ardından LDP hükümeti karşında son 8 aydır yoğun bir muhalefet gruplaşması söz konusu. Kishida’nın bu istifası Abe ile dizayn edilen stratejik sürecin bir parçası olacak mı? İşte bu sorunun cevabını yeni seçilecek Başbakan’ın iç politikadaki muhalefete yönelik yaklaşımları gösterecek.
Asya
Güney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi

Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae Myung, cuma günü yaptığı açıklamada ülkenin vatandaşlarını ve ulusal çıkarlarını Hürmüz Boğazı’nda koruma ihtiyacını vurguladı. Ancak ülkenin yurt dışındaki bir çatışmaya dahil olmasına yol açabilecek herhangi bir asker gönderiminin söz konusu olmayacağını söyledi.
Lee, televizyondan yayımlanan basın toplantısında, “Şunu açıkça belirtelim. Bir çatışmaya dahil olmamıza yol açacak hiçbir asker gönderimi olmayacak. Savaşa katılım veya müdahil olma söz konusu olmayacak” dedi.
Güney Kore lideri, “Herhangi bir savaşa dahil olmama ve müdahil olmama ilkesi bugüne kadar korundu ve bundan sonra da korunmaya devam edecek” ifadelerini kullandı.
Devlet başkanının açıklamaları, Seul yönetiminin ABD Başkanı Donald Trump’tan gelen artan baskı karşısında, kritik ticaret güzergâhında deniz ulaşımının serbestliğini güvence altına almak için “katkı” olarak adlandırdığı olası adımları değerlendirdiği bir dönemde geldi.
Güney Kore: Trump’ın itirazlarına rağmen ortak tatbikatlar devam ediyor
Güney Kore’nin bir saha inceleme ekibi, olası bir askeri görevlendirme hazırlıklarının işareti olarak değerlendirilen bir süreç kapsamında, Orta Doğu’daki genel güvenlik durumunu değerlendirmek üzere Birleşik Arap Emirlikleri’ne yaptığı ziyaretin ardından geçen hafta ülkeye döndü.
Lee, diğer ülkelerin yaptığı gibi Güney Kore’nin de bölgedeki vatandaşlarını, gemilerini ve ham petrol taşıma güzergâhını korumak için “en azından asgari düzeyde faaliyetler” yürütmesi gerektiğinin açık olduğunu söyledi.
Güney Kore’nin Çeonghae askeri birliğinin bölgedeki ilgili faaliyetleri yürütmek amacıyla görev kapsamını genişlettiğini belirten Lee, ancak “bu konuda önlemleri güçlendirme yollarını değerlendirdiğimiz ve düşündüğümüz de doğrudur” dedi.
Trump, Kim Jong Un ile yeni bir görüşme istiyor Kuzey Kore ise acele etmiyor
Kuzey Kore-ABD diyaloğu ihtimali
Kuzey Kore lideri Kim Jong Un ile ABD Başkanı Donald Trump arasında yeniden diyalog kurulması ihtimali sorulan Lee, “Bu ihtimal göz ardı edilemez ancak bunun zor olacağı da açık” dedi. Lee, olasılığın ne kadar yüksek olduğunu belirleyemeyeceğini ifade etti.
Lee, “Bu ihtimali gerçeğe dönüştürmek için elimizden gelenin en iyisini yapmamız gerektiği açık” dedi.
Yeniden başlayacak bir diyaloğun, Koreler arası ilişkilerin geliştirilmesi ve Kore Yarımadası’nda barış ve istikrarın sağlanması açısından önemli bir basamak olacağını belirten Lee, şunları söyledi:
“Kuzey Kore-ABD diyaloğunun yeniden başlaması, iki Kore arasındaki diyaloğun yeniden başlamasından çok daha kolay olacaktır ve iki Kore arasındaki görüşmelerin yeniden başlamasına yardımcı olacaktır.”
Lee ayrıca, “Kuzey Kore-ABD diyaloğunu mümkün kılmak için ön arabulucu olarak üzerime düşen rolü oynamaya devam ediyorum” dedi.
İç politikada düşen destek ve yeniden seçilme tartışması
Lee’nin göreve gelmesinden bu yana yedinci basın toplantısı, kamuoyu desteğinin son haftalarda yüzde 30’ların ortalarına kadar gerilediği bir dönemde gerçekleşti. Özellikle genç seçmenler arasında desteğin azalmasının başlıca nedenleri arasında hızla yükselen konut fiyatları ve diğer siyasi tartışmalar gösteriliyor.
İç meselelerle ilgili konuşan Lee, anayasa değişikliği yoluyla yeniden seçilmeye çalışmayacağını bir kez daha vurguladı. Ayrıca mevcut anayasa kapsamında yeniden seçilmesinin mümkün olmadığını belirtti.
Televizyondan yayımlanan basın toplantısında Lee, “Yeniden seçilmeyi amaçlamadığımı bir kez daha açıkça ifade ediyorum” dedi.
Lee’nin açıklaması, muhalefet bloğunun, cumhurbaşkanının yeniden seçilmek istediği iddiasıyla niyetini açıklaması yönündeki çağrılarının ardından geldi. Ancak anayasanın ilgili maddesi, cumhurbaşkanlığı sisteminde yapılacak değişikliklerin, değişiklik sırasında görevde bulunan cumhurbaşkanına uygulanamayacağını öngörüyor.
Lee, “Anayasa değişikliği yoluyla yeniden seçilmem anayasal olarak mümkün değildir” dedi. Mevcut anayasanın eskidiğini belirten Lee, makul tartışmalar ve toplumsal uzlaşı yoluyla değiştirilmesi gerektiğini vurguladı.
Güney Kore, Trump’la yaptığı 350 milyar dolarlık anlaşmanın gereğini yerine getirecek mi?
ABD ile yatırım görüşmeleri
Lee, Seul yönetiminin Trump yönetimiyle 2025 yılında varılan daha geniş kapsamlı gümrük vergisi azaltma anlaşması kapsamında ABD’deki ilk yatırım projesini sonuçlandırmak için yürüttüğü görüşmelere de değindi.
Lee, hükümetin Washington ile anlaşmayı her iki ülkeye de fayda sağlayacak şekilde sonuçlandırmak için “yoğun bir tartışma” yürüttüğünü söyledi.
Konut piyasası ve ETF tartışması
Lee ayrıca kontrolden çıkan konut piyasasını istikrara kavuşturma taahhüdünü yineledi ve konut arzını hızla artırmak da dahil olmak üzere gerekli tüm önlemleri alacağını belirtti.
Devlet başkanı, tek hisse senedine dayalı kaldıraçlı borsa yatırım fonlarının (ETF) uygulanmasında politika eksiklikleri bulunduğunu da kabul etti.
Hükümet, mayıs ayında piyasaya sürülen bu fonların borsa oynaklığını artırdığı yönündeki yoğun eleştirilerin hedefi olmuştu.
Asya
Japonya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti

Japonya Merkez Bankası, enflasyon risklerine dikkat çekerek faiz oranını yüzde 0,25 artırdı ve politika faizini yüzde 1,25’e yükseltti.
Japonya Merkez Bankası (BoJ), faiz oranlarını 31 yılın en yüksek seviyesine çıkararak, Washington’dan gelen artan baskılar ve küresel enflasyonla mücadele sürecinin etkisiyle para politikasını normalleştirme sürecini hızlandırdı.
BoJ’un politika kurulu, 7’ye karşı 2 oyla faiz oranını yüzde 0,25 puan artırma kararı aldı. Böylece hedef politika faizi yaklaşık yüzde 1,25 seviyesine yükseldi.
Cuma günü açıklanan karar, piyasalar tarafından büyük ölçüde bekleniyordu. Bu adım, yükselen fiyatlar ve zayıf yenin Japon tüketiciler üzerindeki baskıyı artırdığı bir dönemde geldi.
Ancak karar, yılın başlarında dolar karşısında 40 yılın en düşük seviyelerine gerileyen yeni desteklemedi. Japon para birimi açıklamanın ardından sert biçimde değer kaybederek dolar karşısında 157 yen seviyesini aştı. Nikkei 225 hisse senedi endeksi ise yüzde 1,9 yükseldi.
Moody Analytics’in Asya-Pasifik Başekonomisti Stephen Angrick, “BoJ’un piyasa beklentilerini aşması her zaman zor olacaktı çünkü çeyrek puanlık faiz artışı neredeyse tamamen fiyatlanmıştı” dedi.
Faiz artışı, Avrupa Merkez Bankası ve ABD Merkez Bankası’nın (Fed) benzer adımlarının ardından geldi. Dünya genelindeki merkez bankaları, Orta Doğu’daki çatışmaların tetiklediği fiyat artışları ve yapay zekâ patlamasının ekonomik sonuçlarıyla mücadele ediyor.
Haziran ayında faizleri yüzde 1 seviyesine çıkaran BoJ, daha önce faiz artışlarını yaklaşık altı aylık aralıklarla gerçekleştirmeyi planladığını belirtmişti. Ancak daha hızlı sıkılaştırma süreci, Japon yetkililerin temmuz ve ağustos aylarında yeni desteklemek amacıyla gerçekleştirdiği 96 milyar dolarlık döviz piyasası müdahalesinin ve ABD Hazine Bakanı Scott Bessent’in faiz artışlarının hızlandırılması yönündeki çağrılarının ardından geldi.
BoJ’un karar metnine eşlik eden açıklamalar, yönetim kurulunun ekim ayındaki toplantıda yeni bir faiz artışını değerlendirdiğine dair güçlü bir işaret vermedi. Nomura’nın döviz analistleri, karar öncesinde piyasanın art arda faiz artırımlarına düşük ihtimal verdiğini belirtti.
Financial Times’a konuşan analistler, kurulda karara karşı çıkan iki üyenin de Japonya Başbakanı Sanae Takaichi tarafından atandığına dikkat çekti. Takaichi, kamu harcamaları yoluyla ekonomik canlanmayı destekleyen politikaları savunuyor ve geçmişte daha sıkı para politikalarına yönelik eleştirilerde bulunmuştu.
Capital Economics’in Asya-Pasifik Başkanı Marcel Thieliant, “En şahin iki Yönetim Kurulu üyesinin gelecek temmuz ayında görevden ayrılmasıyla birlikte kurulun yapısı muhtemelen daha güvercin bir hale gelecek” değerlendirmesinde bulundu.
Ancak analistlere göre bankanın açıklamalarındaki genel ton hâlâ şahin nitelikteydi ve aralık ayına kadar en az bir faiz artışı daha yapılması ihtimalini açık bıraktı.
Analistler, merkez bankasının yeni desteklemede kritik bir rol oynayacağı beklentisinin de BoJ üzerindeki baskıyı artırdığını belirtti. Japonya, ithal enerji, gıda ve diğer hammaddelerin maliyetlerindeki artışlarla mücadele ediyor.
BoJ açıklamasında, önceki toplantılarda dile getirilen endişeler tekrarlandı. Buna göre, işletmeler arası işlemlerden kaynaklanan fiyat baskılarının “tüketici fiyatlarına yansımaya başlaması” nedeniyle temel enflasyonun bankanın yüzde 2’lik hedefinin üzerine çıkabileceği belirtildi.
ABD Merkez Bankası (Fed) de çarşamba günü, 2023’ten bu yana ilk kez faiz artırarak oranı yüzde 3,75-4 aralığına yükseltti. Bu gelişme, piyasalarda merkez bankaları arasında bir “faiz artırımı yarışı” yaşanabileceği endişelerini artırdı.
Bu durum, Japon yenindeki düşük faizlerden yararlanarak daha yüksek getirili varlıklara yatırım yapılmasına dayanan “yen carry trade” işlemleri açısından sonuçlar doğuracak.
Japonya’nın gösterge 10 yıllık devlet tahvili getirisi kararın ardından fazla değişmedi ancak hâlâ yaklaşık yüzde 3 seviyesinde işlem görüyordu. Bu, son 30 yılın en yüksek seviyesine yakın bir düzeydi.
Avrupa Merkez Bankası da geçen hafta faiz oranlarını 0,25 puan artırarak yüzde 2,5 seviyesine çıkarmıştı. Bu, bankanın bu yıl gerçekleştirdiği ikinci faiz artışıydı.
ABD Hazine Bakanı Bessent’in bu ay yaptığı ve Japonya Merkez Bankası’nın “doğru şeyi yapacağı” ve para politikasının gelişmelerin gerisinde kalmasına izin vermeyeceği yönündeki açıklamaları, BoJ Başkanı Kazuo Ueda üzerindeki baskıyı daha da artırdı.
Asya
Hindistan ve Vietnam, ‘Çin artı bir’ rekabetini ticari kazanıma dönüştürmeyi hedefliyor

Hindistan ve Vietnam pazar ölçeği ile üretim kapasitesini birleştirerek yeni ticaret bağlantıları kurmaya çalışıyor.
Analistlere göre Hindistan ve Vietnam, “Çin artı bir” yatırımlarını çekme konusundaki rekabetlerini tamamlayıcı bir ortaklığa dönüştürebilir. İki ülke, Yeni Delhi’nin büyük pazar ölçeği ve teknoloji kapasitesi ile Hanoi’nin üretim çevikliği ve Doğu Asya tedarik zincirleriyle olan bağlantılarını bir araya getirebilir.
Böyle bir dönüşüm, iki ülkenin elektronik, ilaç ve yenilenebilir enerji gibi yüksek katma değerli sektörlerde küresel üretim ağlarındaki rollerini güçlendirebilir. Aynı zamanda şirketlere, tedarik zincirlerini Çin’in ötesine çeşitlendirme sürecinde daha güvenilir alternatifler sunabilir.
Bu fikir, Vietnam Başbakanı Le Minh Hung’ın Hindistan ile ekonomik entegrasyonun derinleştirilmesi, yeni ekonomik koridorlar ve tedarik zincirleri oluşturulması ile olası bir ikili serbest ticaret anlaşması çağrısı yapmasının ardından daha fazla ivme kazandı.
Le, cumartesi günü Delhi’de düzenlenen BRICS zirvesi kapsamında Hindistan Başbakanı Narendra Modi ile yaptığı görüşmede, iki ülkenin 2010 yılında Hindistan ile Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN) üyeleri arasındaki gümrük engellerini azaltmak amacıyla yürürlüğe giren ASEAN-Hindistan Mal Ticareti Anlaşması’nın gözden geçirilmesini hızlandırmasını istedi.
Hindistan hükümetinin açıklamasına göre iki lider ayrıca, Vietnam Devlet Başkanı To Lam’ın ziyareti sırasında mayıs ayında ilişkilerin “geliştirilmiş kapsamlı stratejik ortaklık” seviyesine çıkarılmasından bu yana kaydedilen ilerlemeyi değerlendirdi.
İki ülke, ikili ticaret hacmini 2025-26 dönemindeki 18,28 milyar dolardan 2030 yılına kadar 25 milyar dolara çıkarmayı hedefliyor.
Rekabetten tamamlayıcılığa
South China Morning Post’a konuşan uzmanlar, daha güçlü bir ortaklığın çeşitli sektörleri canlandırabileceğini ve küresel tedarik zincirlerinin dayanıklılığını artırabileceğini belirtiyor.
Delhi’deki Jawaharlal Nehru Üniversitesi Uluslararası Çalışmalar Fakültesi’nde eski diplomasi ve silahsızlanma profesörü olan Swaran Singh, “Bu teklifin gerçek önemi gümrük vergilerinin azaltılmasından daha büyük” dedi.
Singh, iki ülkenin yalnızca ayrıcalıklı bir ticaret anlaşmasının ötesine geçerek entegre tedarik zincirlerini birlikte oluşturmayı hedeflemesi gerektiğini söyledi.
Hem Hindistan hem de Vietnam, küresel şirketlerin tedarik zincirlerini çeşitlendirme arayışına girdiği pandemi dönemindeki kesintilerin ardından hız kazanan “Çin artı bir” stratejisinden yararlanmaya aktif biçimde çalışıyor.
Vietnam, elektronik montajı, tekstil, ayakkabı ve teknoloji bileşenleri alanlarında küçük ölçekli ve esnek üretim tesisleriyle bu tedarik zinciri çeşitlendirmesinin en başarılı ülkelerinden biri haline geldi.
Singh, “Değişmesi gereken şey, ‘Çin artı bir’ rekabetinden ‘Çin artı bir’ tamamlayıcılığına geçiştir” dedi.
Singh’e göre Vietnam, ihracata yönelik üretim ve Doğu Asya tedarik zincirleriyle entegrasyonda öne çıkarken, Hindistan geniş iç pazarı, tasarım kapasitesi ve dijital hizmetler alanındaki uzmanlığıyla avantaj sağlıyor.
Singh, “Aynı fabrika için rekabet etmek yerine iki ülke, değer zincirlerindeki kendi uzmanlık alanlarını birlikte şekillendirebilir” ifadelerini kullandı.
Singh, “Stratejik kazanım, Hindistan’ın ölçeğini Vietnam’ın üretim çevikliğiyle birleştiren Güney ve Güneydoğu Asya üretim koridorunun oluşturulması olacaktır” dedi.
Bir serbest ticaret anlaşmasının ilaç, tarım, elektronik, makine ve hizmet sektörlerinde yeni fırsatlar yaratabileceğini belirten Singh, asıl sınamanın tarife dışı engellerin azaltılması, idari süreçlerin kolaylaştırılması ve sınır ötesi lojistik ile yatırımların geliştirilmesi olacağını söyledi.
Derinleşen ilişkiler
Hindistanlı yetkililer, Vietnam’ın Yeni Delhi’nin “Doğu’ya Hareket” (Act East) politikasının temel unsurlarından biri olduğunu belirtiyor. Bu politika, Güneydoğu ve Doğu Asya genelinde ekonomik ve güvenlik bağlarını güçlendirmeyi amaçlıyor.
Global Trade Research Initiative’ın kurucusu Ajay Srivastava, mevcut ASEAN-Hindistan Serbest Ticaret Anlaşması’nın ticaret hacmi açısından iki ülke arasındaki ticaretin yüzde 80’inden fazlasına sıfır gümrük vergisi avantajı sağladığını söyledi.
Mart 2026’da sona eren mali yılda Hindistan’ın Vietnam’a yaptığı ihracat; et ve alüminyum ürünleri dahil olmak üzere 6,7 milyar dolara ulaşırken, Vietnam’dan yapılan ithalat 11,6 milyar dolar oldu. İthalatın büyük bölümünü elektronik ürünler oluşturdu.
Srivastava, “Yeni bir serbest ticaret anlaşması müzakeresine başlamadan önce iki hükümet, mevcut ASEAN-Hindistan anlaşmasındaki tercihlerin neden yeterince kullanılmadığını değerlendirmeli ve daha derin taahhütlerin nasıl daha dengeli bir ticaret yaratabileceğini belirlemeli” dedi.
Srivastava; elektronik, yarı iletkenler, hassas üretim, ilaç ve gıda işleme sektörlerini iki ülkenin entegrasyonu açısından kilit alanlar olarak gösterdi.
Hindistan Ashoka Üniversitesi’nden Yardımcı Doçent Uday Chandra ise, “Hindistan ile ortaklık Vietnam’a askeri teknoloji, denizcilik iş birliği ve potansiyel olarak savunma alanında ortak üretim için yeni kaynaklar sağlıyor” dedi.
Chandra, “Hem Hindistan hem de Vietnam, Malakka Boğazı veya Güney Çin Denizi çevresinde olsun, serbest seyrüseferi ve açık denizleri destekliyor” ifadelerini kullandı.
Chandra, “Başka bir ifadeyle bu mesele Çin ile ilgili, ancak Çin’in ötesine de uzanıyor” dedi.
Ancak uzmanlara göre, bu ilişkiler arasında denge kurmak dikkatli bir diplomasi gerektirecek.
Vietnamlı yetkililer dikkatli hareket etmek zorunda kalacak. Çünkü Hindistan ile ilişkilerini güçlendirirken, ülkeleri ile Çin arasındaki genel olarak sağlıklı ekonomik bağları zedelemek istemiyorlar.
Avrupa2 hafta önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa2 hafta önceKoçbaşı olarak AfD
Avrupa2 hafta önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Ortadoğu2 hafta önceİsrail Deniz Kuvvetleri Komutanı, Türkiye’yi tehdit etti
Asya2 hafta önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek
Asya4 gün önceDeepSeek mühendisi: “Gelecek ya komünizm olacak ya Cyberpunk”
Dünya Basını2 hafta önceProf. Hanke: Washington’dan gelen hiçbir açıklamaya güvenemezsiniz
Avrupa2 hafta önceAfD, Saksonya-Anhalt’ta büyük bir farkla kazandı










