Diplomasi
Münih Güvenlik Konferansı, transatlantik gerilimi bir kez daha gözler önüne serdi

62. Münih Güvenlik Konferansı, derinleşen Batı içi tartışmaları bir kez daha gözler önüne serdi. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio Avrupa’ya ortak bir medeniyeti kurtarmaya yardım etme çağrısı yaparken, AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas ise Avrupa’nın kurtarılmaya ihtiyacı olmadığını ifade etti.
Münih yıllık toplantısı, Amerikan, Ukraynalı ve Avrupalı üst düzey diplomatik heyetleri bir araya getirirken, odak noktası transatlantik ilişkilerdi. Üç gün süren görüşmeler, ABD-Avrupa geriliminin altını çizdi.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Avrupa’ya ortak bir medeniyet olarak Batı’yı kurtarmaya yardım etme çağrısı yaparken, Avrupa Birliği’nin (AB) baş diplomatı Kaja Kallas buna karşı çıkarak AB’nin kurtarılmaya ihtiyacı olmadığını söyledi. Bu arada Volodimir Zelenskiy, Avrupalıları, Ukrayna’nın 2027’de birliğe katılmak için “teknik olarak hazır” olması adına bir tarih belirlenmesi konusunda uzlaşmaya çağırdı.
Münih’e Kaja Kallas ve Mike Waltz’un Gazze tartışması damga vurdu
Euronews, bu yılki konferanstan Batı adına öne çıkanları derledi:
Rubio: ABD’nin ‘kibar ve düzenli bekçi olmaya hiç niyeti yok’
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio cumartesi günü Münih zirvesinde yaptığı açıklamada, “Müttefiklerimizin, düzeltmek için gerekeni hesaplamak yerine bozuk statükoyu mantıklı göstermeye çalışmalarını istemiyoruz; çünkü biz Amerikalıların, Batı’nın kontrollü düşüşünün kibar ve düzenli bekçileri olmaya hiç niyeti yok” dedi.
Başkan Yardımcısı JD Vance’in geçen yıl aynı yerde Avrupa kıtasına yönelttiği sert eleştiriler Avrupalı liderlerin hala hatırındaydı. Rubio’nun konuşması da ABD Başkanı Trump’ın son dönemde Grönland’ı zorla ele geçirme tehditlerinin ardından gerilimin yüksek seyrettiği bir dönemde gerçekleşti.
Rubio, Vance’e kıyasla daha yumuşak bir üslup benimsese de, mesajı aynı doğrultudaydı: Batı, iklim “kültü” ve kitlesel göçten kaynaklanan yanlış tasarlanmış politikalar nedeniyle tercihen medeniyetsel bir düşüşle karşı karşıya ve kurtarılması gerekiyor.
Ancak farklı olan şey, Rubio’nun Avrupalıları ABD’ye katılmaya çağırması, Washington’u “Avrupa’nın bir çocuğu” olarak tanımlaması ve kaderinin Avrupa’yla “iç içe olduğunu ve her zaman öyle kalacağını” vurgulamasıydı.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Rubio’nun konuşmasını duyduktan sonra ABD ile ilişkiler konusunda “çok rahatladığını” söyledi.
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas ise kurtarılmaya ihtiyacı olan bir Avrupa Birliği anlatısını reddetti.
Geçen yıl yayınlanan ve iklimden göçe kadar kilit politikalarda rotanın tersine çevrilmesi çağrısında bulunan tartışmalı bir ABD ulusal güvenlik stratejisi belgesine atıfta bulunarak, “Bazılarının söyleyebileceğinin aksine, ‘woke’, ‘yozlaşmış’ bir Avrupa medeniyetin silinmesiyle karşı karşıya değil” dedi.
Zelenskiy: Avrupa’nın barış görüşmelerinde yokluğu ‘büyük hata’
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy cumartesi günü yaptığı açıklamada, “Avrupa pratikte masada yok. Bence bu büyük bir hata. Ve Avrupa’nın çıkarlarının ve sesinin dikkate alınması için Avrupa’yı tam olarak sürece dahil etmeye çalışanlar biz Ukraynalılarız. Bu çok önemli” dedi.
Avrupa, Trump’ın Washington ile Moskova arasındaki teması yeniden başlatmasının ardından geçen yıl başlatılan barış görüşmelerinin dışında bırakıldı. Ukrayna ve Rusya arasındaki ikili görüşmelere, Avrupa dışındaki yerlerde ABD arabuluculuk ediyor.
Avrupa’da görüşmeler için özel bir temsilci atanmasına yönelik müzakereler neredeyse bir yıldır devam ediyor ancak net bir favori görünmüyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, geçtiğimiz günlerde üst düzey diplomatını Rusya’ya göndererek Moskova’yla teması yeniden kurmaya çalıştı. Görüşme çok az sonuç verdi.
Zelenskiy gazetecilere verdiği demeçte, Putin’in “oldukça koordineli” bir Avrupa’yı böl ve yönet taktiğiyle yönetmeye çalışacağını öne sürdü, ancak Macron’u görüşmeler ve bunun doğası hakkında şeffaf olduğu için övdü. Fransa Cumhurbaşkanı Münih Güvenlik Konferansı’nda Avrupa’nın saldırgan bir Rusya karşısında güvenlik çerçevesini tamamen yeniden tasarlamak zorunda kalacağını söyledi.
Merz: Bildiğimiz dünya düzeni ‘artık mevcut değil’
Almanya Şansölyesi Friedrich Merz cuma günü yaptığı açıklamada, “Ancak korkarım ki bunu daha da sert ifadelerle dile getirmeliyiz: En parlak döneminde bile kusurlu olan bu düzen artık mevcut değil” dedi.
Merz’e göre, İkinci Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan, Batı’nın ABD liderliğinde tek bir sesle konuştuğu kurallara dayalı uluslararası düzen sona erdi ve “sert ve çoğu zaman öngörülemeyen kurallarıyla” “büyük güç politikaları” geri döndü.
Bu yeni çağda, Avrupa’nın “özgürlüğünün artık verili olmadığı” ve “bu özgürlüğü savunmak için sağlamlık ve kararlılık göstermesi gerekeceği” uyarısında bulundu.
Fransa nükleer şemsiye konusunda Almanya ile diyalog halinde
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron cuma günü yaptığı açıklamada, “Nükleer caydırıcılık konusunda ulusal doktrinimizi nasıl ifade edebileceğimizi görmek için Şansölye Merz ve (diğer) Avrupalı liderlerle stratejik bir diyalog başlattık” dedi.
“Bu diyalog önemli çünkü nükleer caydırıcılığı savunma ve güvenliğe bütünsel bir yaklaşımla ifade etmenin bir yolu. Bu, Almanya ve Fransa arasında stratejik yaklaşımımızda yakınlaşma yaratmanın bir yolu” diye ekledi.
Çoğunlukla ABD’nin Avrupa’ya sağladığı nükleer caydırıcılık, Avrupa’nın Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana ilk kez nükleer doktrinini yeniden düşündüğü şu dönemde giderek daha fazla tartışılan konular arasında yer alıyor. Bu revizyon kısmen Washington’un Avrupa güvenliğine gelecekteki bağlılığına dair şüphelerden kaynaklanıyor.
Trump, Avrupa’yı kendi savunması için yeterince çaba göstermemekle suçladı, NATO müttefiki Danimarka’dan Grönland’ı almak için askeri güç kullanma tehdidinde bulundu ve ABD’nin varlıklarını kısmen Avrupa’dan çekerek diğer tehdit bölgelerine yönelmek istediğini açıkça belirtti.
Almanya Paris’in teklifini ciddiye alıyor gibi görünürken, diğer AB ülkeleri o kadar ikna olmuş değil. Kendini Trump karşıtı ilerici ses olarak konumlandıran İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, Münih Güvenlik Konferansı’ndaki konuşmasını nükleer yeniden silahlanmaya karşı uyarıda bulunmak için kullandı.
Nükleer caydırıcılığın çatışmayı önlemenin “çok maliyetli ve riskli” bir yolu olduğunu ve “tamamen yıkımdan kaçınmak için sıfır hata ve sürekli düzeltme gerektiren bir sistemin bir garanti değil, kumar olduğunu” söyledi.
Almanya ve Fransa Avrupa nükleer kalkanı için gizli görüşmelere başladı
Danimarka Başbakanı: Trump’ın Grönland ‘arzusu tamamen aynı’
Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, cumartesi günü Grönland etrafındaki gerilimin NATO arabuluculuğunun ardından tamamen yatışıp yatışmadığı sorulduğunda, “Hayır, maalesef öyle değil. Sanırım ABD Başkanı’nın arzusu tamamen aynı” dedi.
Trump geçen ay, Arktik adasını zorla ele geçirmeye hazır olduğunu söylemiş, Grönland’a birkaç düzine asker göndermiş olan birkaç Avrupa ülkesine tarife tehdidinde bulunmuştu. Anlaşmazlık diplomatik bir telaşa ve NATO ittifakının çökmek üzere olduğu korkusuna yol açtı.
Trump ile NATO Genel Sekreteri Mark Rutte arasında “Grönland için gelecekteki bir anlaşmanın çerçevesi” konusunda varılan mutabakat, geçen ay ABD, Grönland ve Danimarka’nın üçlü görüşmelere başlamasıyla gerilimin düşmesine yol açtı. Bu arada NATO müttefikleri, Arctic Sentry adı verilen Uzak Kuzey’de gelişmiş bir gözetleme faaliyeti başlatma konusunda anlaştı.
Frederiksen, Münih’ten yaptığı açıklamada toprak bütünlüğünden ödün vermeyeceğini yineleyerek bunu bir “kırmızı çizgi” olarak nitelendirdi ancak ABD, Danimarka ve Grönland’ın adadaki ABD askeri varlığını genişletmek gibi birlikte yapabileceği “başka şeyler” olduğunu vurguladı.
Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen ise adası üzerindeki baskıyı “kabul edilemez” ve mevcut üçlü süreci “ilk doğru adım” olarak nitelendirdi. Grönland’ın üzerine düşeni yapmaya hazır olduğunu ve “ittifakın bir parçası olmaya kararlı” olduğunu ekledi.
Von der Leyen: AB karşılıklı savunma maddesi revize edilmeli
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen cumartesi günü yaptığı açıklamada, “Avrupa’nın karşılıklı savunma maddesini hayata geçirmenin zamanının geldiğine inanıyorum. Karşılıklı savunma AB için isteğe bağlı değildir. Bu, kendi Antlaşmamız olan Madde 42(7) kapsamında bir yükümlülüktür” dedi.
AB, Rusya’dan olası bir saldırı ve ABD’nin NATO’nun 5. Madde kapsamındaki kolektif savunma taahhüdüne dair şüpheler karşısında, 2030’dan önce savunma hazırlığını artırmak için 800 milyar avroluk bir program başlattı.
Birliğin 42.7 Maddesi, “bir AB ülkesinin topraklarında silahlı saldırıya uğraması halinde, diğer AB ülkelerinin ellerindeki tüm imkanlarla yardım ve destek sağlama yükümlülüğü” olduğunu belirtir ancak büyük ölçüde NATO’daki muadilinden daha az güçlü olarak görülür.
Washington’un askeri gücü, ittifak için güçlü bir caydırıcılık işlevi görüyor.
Von der Leyen, Madde 42.7’nin ancak güven ve kapasite üzerine inşa edilirse ağırlık taşıyacağını söyledi ve maddenin koşullarının hâlâ gevşek bir şekilde tanımlandığı düşünülüyor.
Savunma odaklı konuşmasında ayrıca, savunmayla ilgili konularda AB’de daha hızlı karar alınması ve başta İngiltere olmak üzere üçüncü ortaklarla daha fazla ortaklık kurulması çağrısında bulundu.
Diplomasi
Ermenistan’da balık üreticileri ihracat krizi nedeniyle ayakta

Ermenistan’daki balık üreticileri, Rusya pazarının kapanması ve AB pazarına ihracatın henüz fiilen mümkün olmaması nedeniyle hükümet binası önünde protesto düzenledi. Ellerinde kalan 15 bin ton canlı balık ve Rusya sınırından dönen ürünler için vize başvurusunda bulunan üreticiler, acil destek talep ediyor.
Ermenistan’da faaliyet gösteren balık üreticileri, Rusya pazarının tamamen kapanması ve yeni açıldığı duyurulan Avrupa Birliği (AB) pazarına fiilen ihracat yapılamaması gerekçesiyle başkent Erivan’daki hükümet binası önünde protesto gösterisi başlattı.
Taleplerini iletmek üzere başbakan yardımcılarından biriyle görüşmek isteyen üreticiler, sektörün büyük bir çıkmaza girdiğini belirtiyor.
Ermenistan Balıkçılık Birliği Başkanı Gor Grigoryan, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, AB pazarının kendileri için şu aşamada ulaşılamaz olduğunu kaydetti.
Grigoryan, “Elimizde şu anda 15 bin ton canlı balık stoğu var ve bu hacmin Avrupa pazarında eritilmesi gerçekçi değil. Ayrıca Rusya sınırından geri çevrilen ve soğuk hava depolarında bekletilen ürünlerimiz bulunuyor” dedi.
Yeni pazarlara açılma adımlarını olumlu bulduklarını ancak bu pazarlarda kalıcı olana kadar ayakta kalabilmek için devlet desteğine ihtiyaç duyduklarını belirten Grigoryan, Avrupa’daki tüketicilerin Ermenistan balığını hazırda beklemediğini ve bunun için titiz bir çalışma yürütülmesi gerektiğini vurguladı.
Grigoryan, bazı balıkçılık işletmelerinin 2025 yılında AB pazarına ihracat yapabilmek amacıyla başvuru gerçekleştirdiğini, fakat şu ana kadar herhangi bir tescil veya onay işleminin yapılmadığını aktardı.
Ermeni ihracatçıların uzun yıllar boyunca yaptıkları pazar analizleri sonucunda Rusya yönüne odaklandıklarını belirten birlik başkanı, bu ana rotanın artık tamamen kapalı olduğunu hatırlattı.
Rusya Federal Veterinerlik ve Bitki Sağlığı Gözetim Servisi (Rosselhoznadzor), haziran ayı başında Ermenistan’dan yapılan balık ve balık ürünleri ithalatına yönelik sertifikasyon işlemlerini geçici olarak askıya almış, 26 Haziran itibarıyla da kısıtlamaları sektörün tamamını kapsayacak şekilde genişletmişti.
Rusya Tüm Balıkçılık İşletmeleri, Girişimcileri ve İhracatçıları Birliği Başkanı German Zverev, Ermenistan’ın Rusya için önemli bir alabalık tedarikçisi olduğunu ancak bu kısıtlamaların Rusya içinde bir arz sıkıntısı yaratmayacağını belirtmişti. Zverev, Erivan için ise Rusya pazarının hayati önem taşıdığına dikkat çekmişti.
Buna karşın Ermenistan Ekonomi Bakanı Gevorg Papoyan, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, AB pazarının Ermeni balıklarına açıldığını ve Ermeni şirketlerin tarihte ilk kez AB ülkelerine balık ile balık ürünleri gönderme hakkı elde ettiğini duyurmuştu.
Ermenistan, son yıllarda AB ile yakınlaşma politikasını sürdürüyor. Ülke parlamentosu 2025 yılında Avrupa entegrasyon sürecini başlatan yasayı kabul etmiş olsa da hükümet yetkilileri, üyeliğin ülke ekonomisi için taşıdığı önem nedeniyle Avrasya Ekonomik Birliği’nden (AEB) şu aşamada çıkmayı planlamadıklarını defalarca yineledi. Başbakan Nikol Paşinyan ise AB üyeliğini stratejik bir hedef olarak tanımlamaya devam ediyor.
Ermenistan’ın Batı ile entegrasyon adımlarının hız kazanması, Moskova ile ilişkilerde soru işaretlerini beraberinde getirdi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ermenistan tarafının AB ile AEB arasında bir an önce net bir seçim yapması gerektiğini belirterek, bu durumda “yumuşak ve medeni bir ayrılığın” mümkün olabileceğini ifade etmişti.
Mayıs ayında ise AEB üyesi Rusya, Belarus, Kazakistan ve Kırgızistan liderleri, Ermenistan’a AB ile birlik arasında seçim yapacağı bir referandumu gecikmeden düzenlemesi çağrısında bulunmuştu.
Rusya, son aylarda balık ürünlerinin yanı sıra Ermenistan’dan ithal edilen taze sebze, meyve, çiçek ve alkollü içecekler gibi diğer ürün gruplarına da çeşitli kısıtlamalar getirdi.
Rosselhoznadzor Başkanı Sergey Dankvert, bu kararların arkasında siyasi nedenler bulunmadığını, sorunun Ermenistan’daki üretim süreçlerindeki yapısal aksaklıklardan kaynaklandığını savundu.
Dankvert, ülkede çok sayıda küçük üretici bulunmasına rağmen etkin bir kooperatifleşme ve iç denetim mekanizmasının bulunmadığını işaret etti.
Avrupa Komisyonu ise Rusya’nın attığı bu adımları “ekonomik baskı” olarak nitelendirerek, Ermenistan için bir destek paketi hazırladıklarını ve Ermeni ürünlerinin Avrupa pazarına erişimini kolaylaştıracak önlemler üzerinde çalıştıklarını açıkladı.
Reuters’ın aktardığı resmi istatistiklere göre, 2025 yılında Ermenistan’ın dış ticaretinin yaklaşık yüzde 35’i Rusya ile gerçekleştirilirken, Avrupa Birliği’nin payı yüzde 11 civarında kaldı.
Diplomasi
Panama ile Çin denizcilik anlaşmasını yeniliyor

Panama, Çin limanlarında kendi bandırasını taşıyan gemilere gümrük tarifelerinde öncelik ve bürokratik kolaylık sağlayan deniz taşımacılığı anlaşmasını yenilemek üzere Pekin yönetimiyle uzlaştı. Panama Dışişleri Bakanlığının resmi açıklamasıyla duyurulan gelişme, Panama Kanalı’ndaki iki limanın işletme hakkına sahip Hong Kong merkezli bir şirketin imtiyaz sözleşmesinin iptal edilmesinin ardından yaşanan gerilimi takip ediyor.
Panama hükümeti, Çin limanlarında Panama bandıralı gemilere çeşitli avantajlar sunan deniz taşımacılığı anlaşmasının yenilenmesi konusunda Çin yönetimiyle mutabakata varıldığını açıkladı.
Söz konusu uzlaşı, Panama Kanalı bünyesindeki iki limanın işletme imtiyazına sahip olan Hong Kong merkezli bir şirketin sözleşmesinin iptal edilmesini takiben, Panama bandıralı gemilerin Çin limanlarında daha sıkı denetimlerle karşı karşıya kaldığı yönündeki şikayetlerin ardından geldi.
Panama Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, geçen hafta Pekin’de gerçekleştirilen müzakerelerin ardından iki ülkenin “uzlaşıya vardığı” ve anlaşmanın “yenilenme prosedürlerinin başlatılacağı” ifade edildi.
Bu yıl süresi dolacak olan mevcut anlaşma, Çin limanlarında Panama bayrağı taşıyan gemilere yönelik gümrük tarifelerinde tercihli kolaylıklar ve daha sade bürokratik kurallar sunuyor.
Yerel basında çıkan haberlere göre, 2026 yılında yaklaşık 500 Panama gemisi Çin limanlarında denetlenmek üzere alıkonulmuştu.
Ancak Dışişleri Bakan Vekili Carlos Hoyos pazartesi günü yaptığı açıklamada, bu denetim sayılarının artık “tarihi seviyelere” geri döndüğünü belirtti.
Çin’in Panama gemilerine yönelik denetimleri sıkılaştırması, Orta Amerika ülkesindeki bir mahkemenin, kanal bünyesindeki iki terminali işleten Hong Kong merkezli CK Hutchison şirketinin iştiraki Panama Ports Company’nin sözleşmesini iptal etme kararının ardından yoğunlaşmıştı.
Öte yandan, ABD Başkanı Donald Trump, Panama Kanalı’nın Çin tarafından yönetildiği argümanıyla bu kritik su yolu üzerinde kontrol sağlama girişimlerinde bulunmuştu.
Buna karşın Panama Kanalı, Panama hükümetinden özerk olan bağımsız bir devlet kurumu tarafından idare ediliyor.
Diplomasi
Ukrayna askeri komutasında idari kriz

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, eski Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov’un hükümete dönmeyi reddetmesi üzerine askeri komuta kademesinde derinleşen bir krizle karşı karşıya kaldı. Financial Times’ın batılı yetkililere dayandırdığı habere göre, Kiev’e destek veren ülkeler orduda acilen istikrar sağlanmasını ve güvenilir isimlerin göreve getirilmesini talep ediyor.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, eski Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov’un hükümete geri dönmeyi kabul etmemesiyle birlikte askeri komuta kademesinde derinleşen bir krizle karşı karşıya.
Financial Times (FT) gazetesinin konuya vakıf kaynaklara dayandırdığı haberine göre, bu durum Zelenskiy’nin Genelkurmay Başkanı Oleksandr Sırskiy’nin geleceğine yönelik karar alma sürecini daha da zorlaştırıyor.
Ukrayna’ya destek veren batılı ortaklar, Zelenskiy yönetimine silahlı kuvvetlerle ilgili sorunları bir an önce çözüme kavuşturma çağrısı yaptı. Gazeteye konuşan batılı bir yetkili, “Biz sizin ana finansörünüzüz ve bize istikrar gerekiyor. Tanıdığımız, güvendiğimiz ve birlikte çalışabileceğimiz insanlara ihtiyacımız var” ifadesini kullandı.
Protestolar 16 şehre yayıldı
Fedorov’a destek amacıyla 16 Temmuz Perşembe günü Kiev’de başlayan protestolar en az 16 şehre yayıldı. Yaşanan bu süreç, Zelenskiy’nin Genelkurmay Başkanı Sırskiy ile ilgili kararsızlığını derinleştirdi.
FT, bu düzeyde bir askeri yöneticinin görevden alınmasının devletin savunma kabiliyetine zarar verme riski taşıdığını, ancak değişim taleplerinin yanıtsız bırakılmasının da Zelenskiy’nin halk desteğini daha fazla düşürebileceğini belirtiyor.
Ayrıca, Rusya ile yaşanan silahlı çatışma döneminde kariyer basamaklarını tırmanan genç subayların üst kademelerde görev alma talebi her geçen gün artıyor.
Gazeteye konuşan kaynaklar, bu yeni nesil komutanların muharebe sahasının değişen gerçeklerini ve yeni teknolojileri daha iyi kavradığını aktarıyor.
Zelenskiy’nin Fedorov’a geniş yetkiler sunmak istediği, ancak eski bakanın sadece Savunma Bakanlığı görevine dönmeye sıcak baktığı ifade ediliyor.
Ukrayna lideri, Fedorov’a doğrudan devlet başkanına bağlı çalışabileceği, savunmada inovasyon ve askeri reform süreçlerini denetleyebileceği Ulusal Güvenlik ve Savunma Konseyi (SNHB) bünyesinde bir pozisyon önerdi.
Bu formüle göre Fedorov, Savunma Bakanlığı ve ordunun idari yapısı dışında kalarak savunma teknolojileri programlarını yönetebilecek, uzun menzilli silah üretimini artırma çabalarını koordine edebilecek ve askeri sanayiye yabancı yatırım çekme görevini üstlenebilecekti.
Kaynaklar, Zelenskiy’nin Fedorov ile hafta sonu görüştüğünü ve istifasından bu yana kendisiyle neredeyse her gün temas halinde olduğunu belirtiyor. Devlet başkanının sunduğu diğer alternatif görevlerin tamamı da Fedorov tarafından geri çevrildi.
Sırskiy ve Fedorov arasındaki doktrin ayrılığı
Eski Savunma Bakanı Fedorov geçen hafta görevinden ayrılmış, yerine bu yılın başından beri Ukrayna Güvenlik Servisini (SBU) yöneten Yevgeniy Hmara atanmıştı.
İstifasının ardından Fedorov, Genelkurmay Başkanı Sırskiy’i yolsuzluk ve “stratejik öngörüsüzlükle” suçlayarak görevden alınması çağrısı yapmıştı. Fedorov ayrıca, genelkurmay başkanının Zelenskiy’e bir “ültimatom” vererek kendisinin görevden alınmasını talep ettiğini öne sürmüştü.
FT’nin analizine göre iki isim arasında ciddi bir askeri doktrin ayrılığı bulunuyor. Sırskiy ordunun “mümkün olduğunca uzun süre mevzilerini koruması ve daha fazla insanı seferber etmesi” gerektiği yönündeki yaklaşıma dayanırken, Fedorov askeri yapıda teknolojik inovasyonların uygulanmasını, robotik sistemlerin ve insansız hava araçlarının kullanımına öncelik verilmesini ve ordunun genel bir reform sürecinden geçirilmesini savunuyordu.
Ukrayna merkezli Insider.ua internet sitesi ve gazeteci Vitaliy Glagola, 20 Temmuz’da devlet başkanlığı ofisi ile savunma bakanlığındaki kaynaklarına dayanarak Sırskiy’nin o gün görevden alınacağını iddia etmişti.
Ukrayna Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı ise daha sonra yaptığı açıklamada generalin görevden alındığı yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını ve Sırskiy’nin görevine devam ettiğini duyurmuştu.
Ukrayna’da kabine revizyonu: Savunma Bakanı Fedorov görevden alındı
Görüş2 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Diplomasi2 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Amerika2 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Asya2 hafta önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Diplomasi1 hafta önceFT: Çin’e bağımlılığı azaltmanın Batı’ya maliyeti 23 trilyon doları aşabilir
Diplomasi2 hafta önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti
Diplomasi2 hafta önceAnkara’daki NATO zirvesinde hangi silah anlaşmaları yapıldı?
Görüş2 hafta önceTahran’da iki kritik isimle konuştum: İran kendisini nasıl görüyor?









