Bizi Takip Edin

Diplomasi

Soçi Zirvesi’nde liderlerin önünde hangi konular olacak?

Yayınlanma

Tahıl Anlaşması, olası Rusya-Ukrayna barış görüşmeleri ve Suriye dosyası zirvenin öne çıkan gündem maddeleri… Peki bu başlıklarda ne gibi kararlar alınabilir? Mevcut tahıl anlaşmasının devamı mümkün mü? Barış görüşmeleri için uygun zemin var mı? Türkiye’nin rolü ne olacak? Ankara-Şam normalleşmesinde sıra hangi adımda? E. Korgeneral İsmail Hakkı Pekin ve Prof. Dr. Hasan Ünal, Harici’ye değerlendirdi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Putin ile 4 Eylül’de Rusya’nın Soçi kentinde bir araya gelecek.

İki liderin görüşmesinde ana gündem maddesi Rusya’nın çekilmesiyle sona eren Tahıl Koridoru anlaşması olacak. Erdoğan ve Putin’in görüşmesi öncesi iki ülkenin dışişleri bakanları bir araya geldi. İki bakanın basın açıklaması sırasında Karadeniz Tahıl Girişimi anlaşması ile ilgili Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov;

– Birleşmiş Milletler (BM) ile yapılan paket anlaşmadaki Rusya’nın şartlarının karşılandığı zaman, tahıl anlaşmasına döneceklerini

-Acil ihtiyaç duyan ülkelere gönderilmek üzere 1 milyon tahılın Katar’ın da mali desteği ile işlenmek üzere Türkiye’ye göndermelerinin gündemde olduğunu teyit etti.

Türk Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ise,

-Türkiye’nin katkısıyla Birleşmiş Milletler’in yeni bir tahıl anlaşması önerisi paketi hazırladığını,

-Rusya’nın kendi tahıl ve gübresinin kesintisiz ihracına ilişkin taleplerinin karşılanması gerektiğini,

-Tahıl anlaşmasının hem küresel gıda güvenliği hem de Karadeniz bölgesinin istikrarı açısından kritik rolünü olduğunu söyledi.

Fidan ve Lavrov, Soçi zirvesi öncesi dün Moskova’da buluştu. Görüşmelerin bugün de devam etmesi bekleniyor. Foto: Dışişleri Bakanlığı / Mustafa Aygün

Eski Genelkurmay İstihbarat Daire Başkanı, emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin de Türkiye’nin geçen yılki tahıl koridoru anlaşmasını tekrar gündeme getireceğini ancak Rusya’nın çözüm olarak acil ihtiyaç duyan ülkelere gönderilmek üzere Türkiye’ye tahıl sevk etmeyi önereceğini belirtti. “Bu şartlar altında Rusya’nın mevcut tahıl anlaşmasına döneceğini sanmıyorum” diyen Pekin, bunun nedenlerini şöyle açıkladı: “Çünkü Batı, Rus gübresinin ve tahılının ihracatını engelliyor. Rusya birkaç defa uzatmıştı anlaşmayı şimdi bir kez daha uzatırsa bu işin Rusya açısından caydırıcılığıyla ortadan kalkar. Dolayısıyla Ruslar büyük ihtimalle acil ihtiyaç duyan ülkelere hibe tahıl gönderimi çözümünde diretecekler.”

Uluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Hasan Ünal, Türkiye’nin önerisi ve Rusya’nın bu öneriye neden sıcak bakmadığı ile ilgili şunları söyledi: “Türkiye yeni tahıl anlaşmasının geçen yılki usulle olmasını istiyor. BM de aynısını öneriyor. Ancak sorun BM’nin verdiği sözleri yerine getirmemiş olması. Rusya’nın tarım bankasını swift sistemine yeniden alınması gerekiyor. Rusya’dan tahıl alan ülkeler ödemelerini nasıl yapacak? Ayrıca Rusya’nın tahılını taşıyacak gemilere uluslararası şirketler sigorta yapmıyor oradan da bir sıkıntı çıkıyor. Rusya da doğal olarak bana verdiğiniz sözleri tutmuyorsunuz diyor. Batı’nın Rusya’ya yaptığı tam olarak 1990’larda ve sonrasında ‘Biz NATO’yu Doğu Almanya’nın sınırlarından doğuya doğru bir santim bile genişlemeyeceğiz’ demesine benziyor. Batı’nın bu sözlerini yakından biliyoruz. Dolayısıyla Rusya’ya verilen sözler yerine getirmezse Türkiye ve BM’nin istediği ve önerdiği geçen yılki modelin işlemesi neredeyse mümkün değil.”

Ünal, Moskova’nın alternatif tahıl anlaşması önerisinin, özellikle ihtiyacı olan Afrika ülkelerine hibe olarak gönderilmek üzere sınırlı bir miktarı kapsadığını belirtti. Ünal, Rusya’nın Afrika ülkeleriyle yaptığı zirvede verdiği sözü yerine getirmek için bunu önerdiğini belirtti.

Ancak daha önemli nokta Rusya ve Ukrayna tahılının dünya piyasalarına nasıl ulaşacağı ile ilgili tartışma.

Ünal bu konuda şunlara dikkat çekti: “Ukrayna tahılının bir kısmını Doğu Avrupa’ya kara yoluyla gönderiyor. Ancak orada da başka sorunlar çıkıyor, o ülkelerin üreticileri Ukrayna tahılı ucuz olduğu için itiraz ediyor.”

“Geçen yıl anlaşma kapsamında Ukrayna tahılının yüzde 60-70’i koridor aracılığıyla Karadeniz üzerinden taşındı. O gemiler Boğazlarda Birleşmiş Milletler, Ukrayna, Rusya ve Türkiye’nın katılımıyla oluşturulan komisyonca arandı dönüşte silah taşımaması için. Ki biz bu uluslararası komisyona izin vererek Montrö’den fedakârlık yaptık. Montrö’ye göre Boğazlardan geçen gemileri arama yetkisi sadece Türkiye’de. Ancak Ukrayna dronları Rus gemilerine saldırınca ve Rusya’ya verilen sözler yerine getirilmeyince bu koridor kapandı.”

Tahıl anlaşmasının çökmesinden sonra ilk kez bir sivil kargo gemisi, ağustos ayının ortasından Ukrayna’dan Türkiye’ye doğru yola çıktı. Bu deneme niteliğindeki sevkiyatla ilgili Hasan Ünal şunları kaydetti: “Ukrayna’nın Odessa Limanının batısındaki bir bölgeden gemiler yükleme yapacak hemen Romanya karasularına geçecek Romanya’dan Bulgaristan ve Türkiye karasularına girecek. Bir gemi böyle geldi ancak bu sevkiyat çok sorunlu. Çünkü bu gemilerin geri dönerken ne yüklü olduğunu kim nasıl bilecek. Rusya bunları vurabilir içinde silah var diye. Türkiye de zaten itiraz ediyor, bu yolu riskli buluyor. Böyle bir durum NATO ülkeleriyle çatışma riskini beraberinde getirebilir. Zaten bazı NATO ülkeleri Rusya ile savaşı dansa gitmek zannediyor.”

İsmail Hakkı Pekin de bu deneme niteliğindeki sevkiyatın tehlikeli olduğuna dikkat çekti: “Her an bir deniz savaşı yani denizde bir müdahale ortaya çıkabilir. Zaten deneme olarak özellikle Hong Kong bandıralı gemi seçmişlerdi, bir daha da denemediler. Bunu Türkiye de çok riskli buluyor ve istemiyor.”

Hasan Ünal, Ukrayna tahılının dünya piyasalarına ulaştırması için ABD’nin gündeme getirdiği Tuna Nehri üzerinden sevkiyatın artırılması önerisinin de çözüm olamayacağını söyledi: “Çünkü tahılı Tuna’ya kadar indirmek de sıkıntı. Bu tahılı hangi gemiler taşıyacak? Gemileri Ruslar vurursa ne olacak? Ruslar o gemilerin silah taşıdığını söyleyebilir. Kaldı ki tahılı taşıyacak büyüklükteki gemiler Tuna Nehri’nden sürekli sevkiyat yapabilir mi? Buna yapacaklarsa karadan taşımaları da mümkün ama her iki durumda da maliyet artacaktır.”

İsmail Hakkı Pekin, ABD’nin mevcut Rus yaptırımlarını sürdürmek için böyle önerileri gündeme getirdiğine dikkat çekti. Geçen yıl Karadeniz üzerinden otuz milyon tondan fazla tahıl sevkiyatı yapıldığını hatırlatan Pekin, bunu Tuna Nehri üzerinden ya da kara yoluyla veya tren yoluyla sevk etmenin mümkün olmadığına dikkat çekti: “Bir de şöyle bir sorun var. Tahıl Ukrayna’dan yüklendikten sonra uluslararası sulardan Romanya karasularına girene kadar Rusya müdahale edebilir. Bu durumda Karadeniz’in güvenliği sorunu ortaya çıkar. Bu durumda ABD, Karadeniz’e NATO donanması sokmak isteyebilir. Bu girişimin ucu çatışmaya açık.”

“Rusya’ya verilen taahhütler yerine getirilmezse yeni formül ne olabilir” sorusuna Ünal şu yanıtı verdi: “Putin’in geçen Türkiye’yi ‘enerji üssü yapalım’ açıklamasının dışında bir de ‘Türkiye’yi tahıl üssü yapalım’ açıklaması vardı. Teknik olarak tam böyle olmayabilir ancak alternatif olarak Rus tahılını Türkiye’nin satın alıp yeniden satması mümkün olabilir. Hem biz kendi tahıl sanayimiz için ihtiyaç duyduğumuz tahılı karşılayabiliriz hem de dünya piyasalarına işlenmiş ya da işlenmemiş halde satabiliriz. Hatta belki buna Ukrayna’nın tahılı da eklenebilir. İki tarafın tahılı da ayrı ayrı koridorlardan Türkiye’ye gelebilir ve Türkiye üzerinden satılabilir. Böyle bir anlaşma Türkiye için çok iyi olur. Batı’nın da buna ihtiyacı var. Yani Batı bir yandan Rus tahılının satılmasını istemiyorlar ama bir yandan da ihtiyaçları var.”

Rusya-Ukrayna olası barış görüşmesi

Fidan-Lavrov ortak açıklamasında Rusya-Ukrayna barış görüşmesi de gündeme geldi. Fidan, Türkiye’nin Rusya ile Ukrayna arasında daha önce doğrudan müzakerelere ev sahipliği yaptığını, gerekli şartlar oluştuğunda kolaylaştırıcı veya arabulucu rolünü sürdürmeye devam ettiğini mevkidaşına söylediğini, Kiev’e 25 Ağustos’ta yaptığı ziyaretteki temaslarında da benzer mesajları paylaştığını belirtti, “Bölgemizde kalıcı barış ve istikrarın tesis edilmesini istiyoruz. Bu beklentilerimizi Sayın Lavrov ile olan görüşmemizde yineledim. Elimizden gelen desteği vermeye hazır olduğumuzu teyit ettim” dedi.  Lavrov ise Fidan’la görüşmesinde Ukrayna konusunun da istişare edildiğini belirtti ancak Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelensky’nin sunduğu barış formülünün Rusya için kabul edilemez olduğunu vurguladı.

Konunun Erdoğan-Putin görüşmesinde de gündemde olmasını bekleniyor. Hasan Ünal, Hakan Fidan’ın yakın zamanda Ukrayna’ya gittiğine dikkat çekti ve iki tarafın da barış şartlarına ilişkin karşılıklı yoklamalar yapabileceğini belirtti. Ünal’a göre olası bir barışın şartları şöyle olabilir: “Ukrayna Kırım’dan vazgeçecek karşılığında Ukrayna’da Donetsk ve Lugansk’ın dahil olduğu Sovyet biçiminde, yani iki kurucu cumhuriyetin olduğu bir federasyon kurulacak. Neonaziler’in tasfiyesi kararı alınacak.”

Bu temelde bir barışın mümkün olduğunu ancak Amerika ve İngiltere’nin ikna edilmesi gerektiğini belirten Ünal, “Bu iki ülkenin şu an seçim sürecinde olduğu düşünülürse ikna olmaları pek mümkün gözükmüyor. Özellikle Biden’ın seçimi kazanabilmesi için savaşın başarıyla devam ettiğini gösterebilmesi lazım.”

Ancak ABD seçimini Trump’ın kazanması durumunda barış anlaşması fikrinin ortaya çıkabileceğine dikkat çeken Ünal, Türkiye’nin arabuluculuğuna ihtiyaç duyulacağının altını çizdi: “Türkiye’nin en büyük şansı şu ana kadar izlediği dengeli ve dikkatli politika sayesinde taraflar nezdinde güven sağlamış olmasıdır.”

İsmail Hakkı Pekin de ABD’deki seçimleri hatırlattı ve her ne kadar Soçi’de iki liderin masasında olsa da olası bir barış görüşmesinin şimdilik uzak ihtimal olduğuna dikkat çekti.

Türkiye-Suriye normalleşmesi

Erdoğan-Putin görüşmesinin ana gündem maddelerinden birinin de Ankara-Şam normalleşmesi olması bekleniyor. Rus Dışişleri Bakanı Lavrov, bu konuda atılacak adımları Fidan’la birlikte ele aldıklarını teyit etti ancak detay vermedi.

Prof. Dr. Hasan Ünal’a göre Ankara-Şam normalleşmesi yakın: “Suriye’nin müzakere pozisyonunu yükseltmesine bakıyorum ve oradan normalleşmenin yaklaştığını görüyorum. Yani ciddi müzakereler oluyor ki Suriye pozisyonunu yukarıda tutmaya çalışıyor. Ama her hâlükârda Moskova’nın Suriye’yi Türkiye’nin Suriye topraklarından kademeli, yani bir takvime bağlanarak çekilmesini kabul etmeye ikna edeceğini düşünüyorum. Sığınmacıların kademeli olarak geri gönderilmesi, PKK/YPG’ye karşı ortak mücadele yani Adana Mutabakatı’nın güncellenmesi de gündemde. Türkiye, Suriye’nin terör örgütü olarak tanımladığı örgütleri terör örgütü olarak kabul etmek ve Adana Mutabakatı’na girmesini kabul etmek zorunda. Zaman zaman Suriye’den gelen açıklamaları el yükseltmek olarak görüyorum. Son olarak Suriye ile uzlaşmanın sonucunda Suriye’nin KKTC’yi tanımasını sağlamak lazım. Çünkü Batı ülkelerinden korkusu olmayan devletler lazım bize. Suriye Batı’dan neden korksun ki?”

Emekli İstihbarat Başkanı Pekin ise önümüzdeki dönemde normalleşmeden çok Suriye’deki kargaşanın gündeme geleceği görüşünde. Wagner’in Suriye’de bazı yerleri boşaltıyor olabileceğine dikkat çekti: “Oradaki durum nereye varacak, önemli. ABD oraya ilave asker gönderdi. Büyük ihtimal önümüzdeki dönemde orada hareketlenme olabilir. Zaten şu anda Deyrezor-Rakka arasında çatışmalar var. Görüşmede bu konular da gündeme gelebilir. ABD, Esad’a baskı yapmaya çalışıyor. Esad’dan belli bölgelere özerklik vermesini istiyor. Mesela Dürzilerin hâkim olduğu Süveyda’da günlerde protestolar var orası da belki özerk olma yolunda gidiyor. Dera konusu var. Orada Sünniler çoğunlukta. İki Arap aşireti arasında sorun var. Amerika bu ayaklanmalar, çatışmalar yoluyla Esad’ın manevra alanını daraltmak istiyor. Suriye uyuşturucu dosyasıyla da sıkıştırılacak. ABD’nin amacı Suriye’yi parçalamak yoluyla, Esad’ı devirmese bile kontrol ettiği alanları daraltmak. Bunu PYD üzerinden yapıyor. Amerika’nın Türkiye’nin destelediği Suriye Milli Ordusu’nu (ÖSO) özellikle Deyrezor-Rakka tarafında kullanma ihtimali var. Görüşmelerde bu konuların da değerlendirileceğini düşünüyorum.”

Bu kargaşanın toplam olarak Esad’ı Türkiye ile normalleşme konusunda yumuşatacağını belirten Pekin; “Bizim de tam olarak görüşme zamanımız aslında. Çünkü Esad sıkışacak büyük ihtimalle. Sıkışınca da Türkiye’nin önüne koyduğu şartlardan geri adım atabilir.”

Rusya’nın Türkiye’ye Suriye ile görüşmesi için baskı yaptığını hatırlatan Pekin, “Bizim de terörle mücadele için Suriye’nin kuzeyindeki bölgeleri bir süre daha kontrol etmemiz gerekiyor. Bunun da yolu Esad’la anlaşmaktan geçiyor. Belki Esad’la anlaşıp ortak güvenlik için adımlar atılabilir. Ancak öbür yandan ABD de bir taviz koparmadan Ankara’nın Şam’la normalleşmesini istemiyor ve baskı yapıyor. ABD’ye rağmen önümüzdeki dönemde Esad daha fazla köşeye sıkışırsa Türkiye ile anlaşmanın kapısı aralanabilir.”

Diplomasi

Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Yayınlanma

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.

Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.

Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.

Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.

Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.

Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.

Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.

Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.

Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.

Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.

Sözcü şöyle devam etti:

“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”

Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.

Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.

Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.

Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.

Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.

Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.

JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.

Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.

“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

Yayınlanma

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.

Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.

Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.

Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.

Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.

Çin’de bir hafta

Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.

Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.

Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.

İstihdam, enerji ve teknoloji

Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.

Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:

“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”

Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.

Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.

Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.

Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.

“Zamanlama her şeyi anlatıyor”

Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.

Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.

Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.

Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.

Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.

Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.

Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.

Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?

Okumaya Devam Et

Diplomasi

UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

Yayınlanma

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.

The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.

İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.

Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.

En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.

Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.

Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.

The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.

FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.

Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.

Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English