Diplomasi
Trump, Kim Jong Un ile yeni bir görüşme istiyor Kuzey Kore ise acele etmiyor

ABD Başkanı Donald Trump, Kuzey Kore (Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti) lideri Kim Jong Un ile bu yılın ilerleyen dönemlerinde görüşmek istediğini söyledi. Ancak Trump’ın girişimleri Pyongyang’dan soğuk bir karşılık aldı. Bu durum, Kuzey Kore’nin böyle bir görüşme için çeşitli koşullar öne süreceğine işaret ediyor.
Trump bu haftanın başında, Kuzey Kore’ye karşı “düşmanca” olduklarını söyleyerek ABD’nin Güney Kore ile ortak askeri tatbikatlarını beklenmedik şekilde küçülttü. Çarşamba günü ise Kim ile bu yılın ilerleyen dönemlerinde görüşmeyi beklediğini söyledi.
ABD ve Güney Koreli yetkililer arasındaki görüşmeler hakkında bilgilendirilen bir kaynağın Reuters’a aktardığına göre Trump, Kuzey Kore lideri Kim Jong Un ile müzakereleri yeniden başlatmaya ve uluslararası arenada bir başarı elde etmeye istekli.
İran’da yaklaşık altı aydır devam eden savaşın sona ermesine ilişkin yakın vadede herhangi bir beklenti bulunmuyor. Trump’ın Kuzey Kore’ye yönelik açılımı ise Pyongyang’ın Ukrayna savaşında Rusya’yı desteklemek üzere asker ve füze dahil askeri teçhizat göndermesine rağmen geliyor.
Kaynak, Güney Kore’nin özel görüşmelerde Trump’ın stratejisine olumlu yaklaştığını, ancak Seul’deki yetkililerin ABD ile ortak askeri tatbikatların azaltılması konusunda hâlâ bazı şüpheleri bulunduğunu söyledi.
Trump’ın bu yılın ilerleyen dönemlerinde Shenzhen’de düzenlenecek Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirvesine katılması ihtimali bulunuyor. Kaynağa göre bu durum, Kuzey Kore’nin yeniden angajmana açık olması halinde bölgede bir görüşme yapılması için fırsat yaratabilir.
ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, “ABD, Kuzey Kore ile ön koşulsuz diyaloğa açık olmaya devam ediyor” dedi. Sözcü, “Başkan ve Kim Jong Un uygun zamanda yeniden görüşecektir” ifadelerini kullandı.
Beyaz Saray yorum yapmayı reddetti. Güney Kore Devlet Başkanlığı da yorum talebine yanıt vermedi ancak Dışişleri Bakanlığı, Trump’ın açıklamalarının Pyongyang ile anlamlı bir diyaloğa yol açmasını umduklarını belirten daha önceki açıklamasına atıfta bulundu.
Ancak Kyungnam Üniversitesi Uzak Doğu Araştırmaları Enstitüsü profesörlerinden Lim Eul-chul’a göre Kuzey Kore’nin şimdiye kadarki yanıtı, Pyongyang’ın Trump ile Kim arasındaki kişisel yakınlığı ABD ile herhangi bir angajmandan ayrı tuttuğunu açıkça ortaya koyuyor.
Lim, “Kişisel ilişkilerin ulusal güvenlik çıkarlarını veya askeri kabiliyetleri güçlendirme çabalarını tehlikeye atmasına asla izin verilmeyecek” dedi.
“Başka bir deyişle Pyongyang, kişisel diplomasinin sınırları olduğunu ve bunun stratejik önceliklerin önüne geçmeyeceğini işaret ediyor” diye ekledi.
Kim’in etkili kız kardeşi Kim Yo Jong, Ulchi Freedom Shield tatbikatının küçültülmesini önemsemeyerek tatbikatın sürdürülmesinin hâlâ saldırgan bir tutum olduğunu ve ABD’nin Kuzey Kore’ye yönelik politikasının düşmanca niteliğini koruduğunu söyledi. Kim Yo Jong ayrıca Trump ile Kim arasında herhangi bir temas gerçekleştiğini reddetti ancak iki lider arasındaki kişisel ilişkiyi “mükemmel” olarak nitelendirdi.
Güney Kore ordusunun açıklamasına göre Kuzey Kore perşembe günü doğu kıyılarından yaklaşık 10 balistik füze fırlattı. Analistler, bunun devam eden ABD-Güney Kore tatbikatlarını protesto etmeyi amaçlayan bir hareket olabileceğini söyledi.
Kim Yo Jong, devlet haber ajansı KCNA’nın aktardığı açıklamasında, “ABD tarafı bu kez attığı adımları bir tür ‘iyi niyet jesti’ olarak sunmaya çalışırsa, arzu ettiği yanıtı alamayacaktır” dedi.
Washington merkezli Stimson Center’ın kıdemli araştırmacısı Jenny Town’a göre Kuzey Kore, bir görüşmeyi cazip hale getirecek koşulların neler olduğunu açıkça ortaya koymuş durumda ve bunlar ABD açısından karşılanması son derece güç şartlar.
Town, bu koşulların ABD’nin Kuzey Kore’ye yönelik politikasında Pyongyang’ın düşmanca olarak gördüğü unsurları ortadan kaldıracak kapsamlı değişiklikler yapılmasını, Kuzey Kore’nin nükleer statüsünün kabul edilmesini veya en azından nükleer silahlardan arındırmanın artık Washington’ın hedefi olmadığının ilan edilmesini içereceğini söyledi.
Town, “Trump’ın şimdi belirlediği zaman dilimi içerisinde bu görüşmeyi gerçekleştirebilmek için söz konusu koşulları karşılamaya ne ölçüde istekli olacağı açık bir soru” dedi.
ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü ise Washington’ın “Kuzey Kore’nin tamamen nükleer silahlardan arındırılmasına bağlılığını sürdürdüğünü” söyledi.
Trump, 2018 ve 2019 yıllarında Kim Jong Un ile benzeri görülmemiş bir dizi zirve gerçekleştirmişti. Ancak diplomatik girişimler, ABD’nin Kuzey Kore’den nükleer silahlarından vazgeçmesini istemesi üzerine sonuçsuz kalmıştı.
Trump o tarihten bu yana Kuzey Kore’den defalarca “nükleer güç” olarak söz etti. Buna karşın yönetimi, ülkenin nükleer silahlardan arındırılması çağrısını sürdürdü ve Kuzey Kore’yi resmen nükleer silaha sahip bir devlet olarak tanımıyor.
Kim’in de Trump’ın ilk başkanlık dönemine kıyasla bir görüşmeyi kabul etmek için daha az nedeni bulunuyor. O dönemde Kim, yaptırımların hafifletilmesini istiyordu. Kuzey Kore o zamandan bu yana Çin ve Rusya ile daha yakın ilişkiler geliştirdi ve bu ülkelerle artan ticaret, ekonomisinin büyümesine katkıda bulundu.
Town, “Kuzey Kore’nin seçenekleri var ve hiçbir fedakârlık talep etmeyen, yalnızca karşılıklı kazanca dayalı ilişkiler sunduğu devletlerle bağlarını geliştiriyor” dedi.
“Kim’in, kendisinden herhangi bir konuda taviz vermesinin beklendiği, hele ki ülkenin savunması açısından hayati gördüğü bir konuda geri adım atmasının istendiği müzakerelere yeniden koşarak dönmesi için çok az teşvik var” diye ekledi.
Bununla birlikte Kore Ulusal Birleşme Enstitüsü kıdemli araştırmacısı Hong Min, Kim Yo Jong’un açıklamasına atıfta bulunarak Kuzey Kore’nin yanıtının diplomasi olasılığını açık bırakacak şekilde dikkatle ayarlandığını söyledi.
Hong, “Temel amaç, ABD’yi daha uzlaşmacı bir tutum benimsemeye teşvik etmek gibi görünüyor” dedi.
“Kim Yo Jong’un açıklaması, diyaloğu reddetmekten ziyade Trump’ın algısını yönetme, Kuzey Kore’ye ilişkin anlayışını şekillendirme ve gelecekteki olası ABD-Kuzey Kore görüşmelerinin zeminini hazırlama çabası gibi görünüyor” değerlendirmesini yaptı.
Açıklamada ayrıca, askeri kapasitesini artıran ve ABD ve Güney Kore’yle güvenlik bağlarını güçlendiren PJaponya’ya yönelik özellikle sert eleştiriler yer aldı.
Hong’a göre Pyongyang, Güney Kore’yi marjinalleştiren ve Japonya’yı öncelikle askeri bir hasım olarak ele alan bir ABD-Kuzey Kore ilişkileri çerçevesi öneriyor.
Hong, “ABD-Kuzey Kore ilişkileri karşılıklı yoklama ve sinyal verme aşamasına giriyor olabilir” dedi.
Diplomasi
Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.
Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.
Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.
Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.
Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.
Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.
Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.
Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.
Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.
Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.
Sözcü şöyle devam etti:
“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”
Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.
Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.
Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.
Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.
Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.
Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.
JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.
Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.
“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.
Diplomasi
ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.
Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.
Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.
Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.
Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.
Çin’de bir hafta
Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.
Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.
Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.
İstihdam, enerji ve teknoloji
Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.
Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:
“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”
Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.
Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.
Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.
Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.
“Zamanlama her şeyi anlatıyor”
Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.
Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.
Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.
Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.
Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.
Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.
Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.
Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?
Diplomasi
UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.
The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.
İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.
Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.
En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.
Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.
Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.
The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.
FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.
Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.
Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.
Görüş2 hafta önceTürkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceği
Dünya Basını1 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Dünya Basını2 hafta önceForeign Affairs: Amerika Ortadoğu’dan Vazgeçmeli
Diplomasi1 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Rusya2 hafta önceRusya, yolları insansız hava aracı saldırılarına karşı koruyacak
Rusya4 gün önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor











