Amerika
Yeniden yapılanma başlıyor: Trump ve yandaşları milyarlar kazanacak

Editörün notu: Donald Trump, ikinci başkanlık dönemine yönelik planlarında ABD’nin mevcut siyasi ve ekonomik sistemini köklü bir şekilde değiştirmeyi hedefliyor. “Önce Amerika” sloganıyla, devletin küçültülmesi, bürokrasinin azaltılması ve federal bütçe açığının giderilmesi öncelikli hedefler arasında yer alıyor. Ve bu politikalar, Trump ve yakın çevresi için büyük kazanç fırsatları sunma potansiyeline sahip. Trump, Elon Musk ve Vivek Ramaswamy gibi iş dünyasından isimleri yeni oluşturulan Hükümet Verimliliği Departmanı’na atayarak kamu kaynaklarının israfını önlemeyi hedefliyor. Bu süreçte, özel şirketler ve Trump’ın destekçileri için ciddi ekonomik avantajlar oluşuyor. Özellikle Musk’ın girişimleri hem devlet teşviklerinden hem de kripto para gibi spekülatif alanlardan büyük kazanç sağlayabilir. Göç politikaları, sınır güvenliği ve devleti küçültme gibi girişimler, Trump ekibine finansal fırsatlar sunarken, istihbarat kurumlarının dizginlenmesi ve medya kontrolü gibi stratejilerle muhalefetin etkisi azaltılmaya çalışılacak. Özelleştirme, büyük bütçe projeleri ve uluslararası ilişkilerde ekonomik spekülasyonlar, bu dönemin belirleyici unsurları arasında.
Yeniden yapılanma başlıyor: Trump ve yandaşları nasıl inanılmaz paralar kazanacak?
Michael Maier, Berliner Zeitung
Trump, ABD’nin mevcut siyasi sistemini köklü bir şekilde değiştirme niyetinde. Seçim kampanyaları boyunca, daha küçük ve verimli bir devlet inşa etmek istediğini defalarca vurgulamıştı. ABD’nin bir şekilde müdahil olduğu savaşları bitirme sözü vermişti. Onun “Önce Amerika” sloganı, ABD hükümetinin öncelikli olarak kendi vatandaşlarının çıkarlarını gözetmesi gerektiği anlamına geliyor. Fakat bu yaklaşım, aynı zamanda bilgiye herkesten önce ulaşabilenler için, yani Trump ve çevresi için büyük bir kazanç fırsatı. Gordon Gekko (film karakteri), bu durumu görse kıskançlıktan çatlayabilirdi.
Trump’ın, federal bütçenin taşıma kapasitesine ulaştığını belirterek odaklanmayı vadetmesi dikkat çekiyor. Ancak siyasi değişimlerin her biri, Trump ekibi açısından altın madeni olabilir. Bu ekip, spekülasyonun ustası; finansal işlemlerde uzman ve bilgiyi paraya çevirmekte oldukça yetenekli. Ayrıca, hiç şüphesiz ki vicdan azabı çekmiyorlar ve yeterince kaynakları var. Trump’ın en yakın dostları ya milyoner ya da milyarder. Büyük paralarla riske girebilirler; üstelik hükümete yükseldiklerinde kumarhanenin “kasası” da onlar oluyor.
Bu tür etik sorunları inceleyen Birmingham Üniversitesi, politikacıların ellerindeki ayrıcalıklı bilgilerle bahis oynamasının getirdiği ahlaki ikilemleri analiz ediyor. Etik mi? Trump’ın yaklaşımı daha ziyade, “Grab them by the p****” tarzında özetleniyor.
Trump’ın seçimi kazanmasının sonrasında borsalardan gelen coşkulu tepkiler, gelecekte yaşanacakların bir ön izlemesi gibi. Eski Trump yetkilisi John Bolton’ın öngörüsü, tamamen yanlış çıktı. Bolton, Trump’ın sadece bir dönem görev yapacağını ve etkisiz bir başkan olacağını iddia etmişti. Fakat gerçek şu ki, Trump, tıpkı altın yumurtlayan bir tavuk gibi, etrafındakiler için büyük kazançlar sağlayacak.
Trump’ın ekibi, sağlam bir stratejiyle işe koyuluyor; bu yaklaşım, finans çevrelerinden büyük alkış alacak gibi görünüyor. Zira planı anlayan ve kararlılıkla uygulayan herkes, bu süreçten kazanç sağlayabilir. İlginç olan, bu planın gerçek bir soruna dayandırılmış olması: Trump’ın ekibi, bu sorunu çözmek için ciddi bir çaba gösterebilir.
ABD’nin trilyon dolarlık bütçe açığı, Trump yönetimi için ciddi bir risk oluşturuyor. Ülkenin en büyük alacaklılarından biri olan Çin, ABD’nin bu devasa açığındaki rolüyle dikkat çekiyor. Çin, yükselen bir dünya gücü olarak Trump’ın odağındaki önemli bir faktör. Trump’ın ilk atamaları, başkanın hedeflerine ulaşmak için farklı düzeylerde hamleler yapacağını gösteriyor. İlk olarak, devletin küçültülmesi hedefleniyor. Trump, bürokrasiyi ve aşırı düzenlemeleri gereksiz buluyor. İş dünyasından gelen bir isim olarak, özel şirketlerin devlet kurumlarından daha etkin çalışacağına inanıyor.
Bu doğrultuda Trump, salı günü yaptığı açıklamada, Tesla ve SpaceX CEO’su Elon Musk ile girişimci Vivek Ramaswamy’nin, yeni oluşturulan Hükümet Verimliliği Departmanı’na (DOGE) başına getirileceğini duyurdu.
Musk, bu atamayla ilgili yaptığı açıklamada, “Bu karar, sistemde ve kamu kaynaklarını israf eden herkes üzerinde şok etkisi yaratacak. Ve bu ‘herkes’ oldukça geniş bir kitleyi kapsıyor!” ifadelerini kullandı. Musk’ın, kamu kaynaklarına erişim sayesinde düzenli gelir elde edeceği de bir gerçek. New York Times‘a göre, SpaceX son on yılda federal hükümetten 10 milyar dolardan fazla değerinde ihale almış durumda.
Trump’ın açıklamalarına göre Musk ve Ramaswamy, “devlet bürokrasisini azaltmak, gereksiz düzenlemeleri ortadan kaldırmak, israfı kesmek ve federal kurumları yeniden yapılandırmak” için çalışmalar yürütecek. Departmanın, “hükümet dışından” tavsiyeler sunacağı belirtiliyor. Bu dışarılıklı konum, Musk ve Ramaswamy’nin daha radikal fikirlerle gelmesine olanak tanırken, aynı zamanda özel işlerinden ayrılmalarını ya da mali durumlarını açıklamalarını gereksiz kılıyor.
Bu görev büyük ölçüde kamuya yönelik bir vitrin niteliğinde olabilir. Musk’ın X (eski adıyla Twitter) üzerinden yaptığı ilk açıklama da bunu destekliyor: Departman, “maksimum şeffaflık” sağlayarak, internet üzerinden çalışacak ve “vergi paralarınızın en aptalca şekilde harcandığı” örnekleri listeleyen bir sıralama yayınlayacak. Musk, bu girişimin “hem trajik hem de son derece eğlenceli” olacağını ifade etti.
Fakat bu adım, bazı gelişmelere karşı bahisler açılmasını ve büyük kazançlar sağlanmasını mümkün kılabilir. Brexit sürecinde, Nigel Farage ve etrafındakiler de buna benzer bir yol izlemişti. O dönemde, milyarlarca poundluk bahisler, çoğunlukla şaibeli posta kutusu şirketleri aracılığıyla yürütüldü. Farage’ın Brexit zaferi için bahis oynadığı ve sonuç açıklanmadan kısa bir süre önce halka yenileceğini söylediği biliniyor. The Guardian‘ın haberine göre, Farage o gece sterline karşı bahisler açmış olabilir. Farage bu iddiaları reddediyor ama Trump’ın seçim kampanyasında onun yanında yer aldığı ve notlar aldığı kesin gibi görünüyor.
Trump yönetiminin planladığı (ve belki de gerekli olan) devleti kapsamlı olarak küçültme operasyonu, Elon Musk için bazı “hoş yan etkiler” getirecek gibi görünüyor. Musk, hazırlanan veri ve listeleri kendi platformu X üzerinde paylaşarak, bu platformu Trump yönetiminin bir tür merkezi iletişim organı haline getirebilir. Bu hamle, Musk’ın platformunun değerini artıracak ve bu değer artışı, kamu teşvikleri sayesinde gerçekleşeceği için Musk bunu bir kazan-kazan fırsatı olarak görüyor. Aynı zamanda Musk, bu plan sayesinde geleneksel medyaya olan mesafesini artırarak onlara daha fazla zarar verebilecek.
Bu durum yalnızca X platformuna değil, Musk’ın diğer yatırımlarına da yarar sağlayabilir. Özellikle Musk’ın hayranı olduğu ve sık sık desteklediği bir kripto para birimi olan Dogecoin (borsa kodu DOGE), bu süreçte büyük bir değer artışı yaşadı. Trump’ın seçilmesinden bu yana Dogecoin’in değeri neredeyse yüzde 100 arttı. Geçtiğimiz hafta DOGE’nin değer kazanacağını bilenler, yatırımlarını birkaç gün içinde ikiye katladı. Trump’ın birkaç ay önce kripto paralara duyduğu ani ilgiyi bu bağlamda anlamak zor olmasa gerek.
Ancak, federal bütçede gerçek anlamda tasarruf yapmak, spekülasyon yoluyla kazanılan hızlı kazançlar kadar kolay olmayabilir. Vivek Ramaswamy, yakın zamanda Lex Fridman ile yaptığı bir podcast röportajında, devlet memurlarının yaklaşık yüzde 99’unun hukuken işten çıkarılamaz olduğunu ifade etti. Ramaswamy’ye göre seçilmiş temsilciler, bürokrasi üzerinde gerçek bir otorite kuramıyor. Bunun yerine, politikacılar genellikle memurlara hizmet etmek zorunda kalıyor. Harvard’da biyoloji ve Yale’de hukuk eğitimi almış olan Ramaswamy, genç Cumhuriyetçiler arasında en parlak zihinlerden biri olarak gösteriliyor. Bu sorun için bir çözüm önerisi de geliştirmiş durumda: Tekil işten çıkarmalar mümkün olmasa da toplu işten çıkarmalar hukuken gerçekleştirilebilir.
Federal bütçeyi azaltmanın bir diğer yolu ise Trump’ın temel seçim vaatlerinden biri olan yasa dışı göçmenlerin kitlesel sınır dışı edilmesi. Trump, bu planın uygulanmasında kilit rol oynaması için Güney Dakota Valisi Kristi Noem’i, ABD İç Güvenlik Bakanı olarak atamak istediğini açıkladı. Noem, Trump’a göre, sınır güvenliği konusunda büyük çaba göstermiş bir isim. İlk kadın vali olarak Teksas sınırına Ulusal Muhafız birliklerini göndermiş olması, bu konudaki kararlılığının altını çiziyor. İç Güvenlik Bakanlığı’nın, Trump’ın bu planı gerçekleştirmek için kullanmayı planladığı 107 milyar dolarlık bütçesi bulunuyor.
Göç ve sınır güvenliği politikalarının uygulanmasında tanıdık isimler de sahneye çıkıyor. Trump’ın ilk başkanlık döneminde göçmenlere yönelik sert politikalarıyla tanınan Stephen Miller, yeni dönemde Beyaz Saray’da koltuk kazanacak. Miller, Trump’ın kampanya etkinliklerinde, yasa dışı göçmenlerin, kartellerin ve suç çetelerinin ülkeden çıkarılacağına dair sert mesajlar verdi. Ayrıca, Trump ekibinde, kitlesel sınır dışı işlemlerini denetlemek üzere “Sınır Çarı” olarak adlandırılan Tom Homan da yer alıyor.
Trump yönetimi, devleti küçültürken, bazı hizmetlerin devam etmesi gerektiğinden, pek çok alanda özelleştirmeye gitmek zorunda kalacak gibi görünüyor. Ancak burada asıl dikkati çeken nokta, Trump, Elon Musk ve diğerlerinin, iktidarda olmanın sağladığı yasal zor kullanma avantajını sonuna kadar değerlendirecek olmaları. Bu durum, özellikle gazeteciler ve eleştirmenler gibi muhalif sesleri hedef alabilir.
Toplumu kontrol altında tutma konusunda Trump ekibinin elindeki gizli silah ise, Palantir adlı gözetim şirketinin kurucusu Peter Thiel. Palantir, halihazırda geniş çaplı bir veri havuzuna sahip ve bu veriler, neredeyse kusursuz bir gözetim sistemi sunuyor. Thiel’in şirketleri ile Elon Musk’ın girişimleri arasındaki sıkı bağlar, bu sistemin etkisini artırabilir. Trump, bu teknolojiyi, özellikle istihbarat örgütlerini dizginlemek için kullanmak istiyor. Trump’ın, medyadan bile daha fazla nefret ettiği bu kurumların, son yıllarda Demokratlarla işbirliği yaparak Trump ve ailesine karşı hareket ettiği iddia ediliyor.
Vivek Ramaswamy, bir süre önce yaptığı bir açıklamada, yeni yönetimin ilk adımının FBI’ın kaldırılması olması gerektiğini belirtmişti. Bu iddia, Trump’a yakın gazeteci Tucker Carlson tarafından da destekleniyor. Carlson, seçim sonrası katıldığı iki programda, Kuzey Akım-2 doğalgaz boru hattını havaya uçuranın ABD olduğunu öne sürdü. Bu iddia, ilk olarak gazeteci Seymour Hersh tarafından ortaya atılmıştı. Ancak CIA, bu suçlamaları kesin bir dille reddetti.
Trump’ın ekibi, “rejim değişikliği operasyonlarının” Amerikan kurumlarının işi olmadığını savunuyor. İstihbarat kurumlarını itibarsızlaştırarak, kendilerini “iyi taraf” olarak lanse etmeye çalışıyorlar. Ancak, bu taktik, müttefiklere karşı şiddet kullanımı gibi konularda kendi dostlarının bile dokunulmaz kalmasını sağlayabilir. Kuzey Akım-2’ye kimin esasen sabotaj düzenlediği ise hâlâ bilinmiyor.
Bu süreçte, CIA’nin yeni başkanlığına yapılacak atama, Trump’ın planlarının merkezinde yer alıyor. Trump’a göre, bu pozisyona eski ABD Ulusal İstihbarat Direktörü John Ratcliffe getirilecek. Ratcliffe, Trump’ın ilk başkanlık döneminde aynı görevi yürütmüştü. Trump, Ratcliffe’i Truth Social’da “Amerikan halkına karşı dürüstlük ve gerçeklerin savunucusu” olarak tanımladı.
Trump, ikinci başkanlık dönemi için kurduğu ekibi hem sadakat hem de mali avantajları maksimize edecek biçimde şekillendiriyor. Bu ekipte, her biri Trump’a bağlılıklarıyla bilinen isimler kritik pozisyonlara yerleştiriliyor. John Ratcliffe, Trump’ın CIA Başkanı adayı olarak dikkat çekiyor. New York Times’a göre, Ratcliffe Kongre üyesiyken Trump’ı desteklemek için büyük çaba sarf etmiş, Hunter Biden soruşturmalarında yardımcı olmuş ve 2016’daki Trump kampanyası ile Rusya arasındaki bağlantılarla ilgili soruşturmaları tekrar tekrar eleştirmişti.
Ratcliffe’in, özellikle Çin ile ilgili istihbarat analizlerine dönük sert eleştirileri dikkat çekiyor. Ona göre, ABD’nin istihbarat kurumları, Çin’in etkisini değerlendirirken Rusya’ya kıyasla daha yumuşak bir yaklaşım benimsiyordu. Bu görüş, Trump’ın Çin’i odak noktası haline getiren politikalarıyla uyumlu.
Trump’ın Çin politikası, sadece ulusal güvenlikten ziyade, aynı zamanda ekonomik spekülasyon için de büyük fırsatlar sunuyor. Yeni Dışişleri Bakanı olarak belirlenen Marco Rubio, uzun süredir TikTok gibi Çinli teknoloji şirketlerini yasaklama taraftarıydı. Bu tür girişimler, Çin merkezli diğer şirketlerin de potansiyel hedef haline gelmesine yol açabilir ve finans piyasalarında spekülatif dalgalanmalara neden olabilir. Trump’ın ekibi açısından Çin, Rusya’dan çok daha kazançlı bir oyun alanı gibi görünüyor.
Trump, Savunma Bakanlığı için Pete Hegseth’i seçti. Hem ordu geçmişi hem de Fox News’teki güçlü duruşuyla bilinen Hegseth, politik bir acemi olsa da Trump için sadık bir müttefik. Trump, Hegseth’in atamasıyla ilgili olarak, “Amerika’nın düşmanlarına uyarı niteliğinde bir adım,” yorumunu yaptı. Hegseth’in bu görevi, Trump’ın daha agresif bir dış politika ve askeri strateji izleyeceğinin sinyalini veriyor.
Trump, çevre düzenlemelerini gevşetmek ve ABD’yi petrol ve doğalgaz üretiminde tekrar lider yapma hedefi doğrultusunda, Lee Zeldin’i Çevre Koruma Ajansı’nın (EPA) başına getirmeyi planlıyor. 44 yaşındaki Zeldin, çevre düzenlemelerini hızlı bir şekilde kaldırmayı ve enerji sektörünü serbest bırakmayı vadediyor. Trump’ın mitinglerinde sıkça kullandığı “Drill, Baby, Drill!” sloganı, bu politikaların popülaritesini artırmayı hedefliyor. Fakat bu politikanın başarılı mı yoksa bir fiyasko mu olacağı, Trump’ın başkanlık döneminin sonunda belli olacak.
Trump’ın bu yeni dönemi, bir kumarhane işletmecisinin bakış açısını yansıtıyor: “Her zaman kasa kazanır”. Bu anlayışla, Trump ve ekibinin atacağı her adımın ardında, yalnızca politik değil, aynı zamanda ekonomik çıkarların da olduğu aşikâr. Spekülasyon ve piyasaları yönlendirme, Trump’ın yönetim anlayışında belirleyici bir rol oynayacak gibi görünüyor.
Yeni ticaret savaşları yolda: Trump, “korumacı” Lighthizer’a teklif götürdü
Amerika
Peter Thiel’dan Trump’a İran tepkisi: “Bu savaşı başlatmamalıydık”

Cumhuriyetçi Parti’nin önde gelen bağışçılarından ve Palantir’in kurularından olan Peter Thiel, basına sızan konuşmasında ABD’nin İran’a yönelik askeri müdahalesini eleştirerek bu savaşa hiç girilmemesi gerektiğini söyledi. Trump’a desteğini sürdürdüğünü belirten Thiel, Uluslararası Ceza Mahkemesi tehdidinin yönetim üzerinde baskı kurduğunu savundu.
Milyarder teknoloji yatırımcısı Peter Thiel, ABD’nin İran ile yürüttüğü savaşa şüpheyle yaklaştığını ve bu askeri hamlenin hiç başlatılmaması gerektiğini söyledi.
Cumhuriyetçi Parti’nin önde gelen bağışçıları arasında yer alan Thiel’ın bu çıkışı, onu Başkan Donald Trump ile dış politikanın en kritik kararlarından birinde karşı karşıya getirdi.
Thiel’ın 12 Ekim’de basına kapalı bir etkinlikte yaptığı konuşmanın ses kaydına Politico bünyesindeki Decoded ulaştı.
Kongre’deki çoğunluğunu korumaya çalışan Cumhuriyetçi Parti için ara seçimlere iki haftadan az bir süre kala kaydedilen bu sözler, ünlü yatırımcının İran savaşına dair kamuoyuna yansıyan en açık değerlendirmesi niteliğini taşıyor.
İran’a yönelik savaşa kuşkuyla baktığını belirten Thiel, “Bunu yapmamalıydık, yapılan çok fazla hata oldu” dedi.
Thiel konuşmasında, “Belki de yeterli sert gücümüz yok, belki de yumuşak güç savaşını kaybedeceğiz” ifadesini kullandı.
Konuşmanın tamamında neo-con’lara ve Ortadoğu’daki savaşlara kesin biçimde karşı olduğunu dile getiren Thiel, İran savaşına yönelik eleştirilerine rağmen Trump’a desteğini sürdürdüğünü vurguladı ve başkanı korumak istediğini ima etti.
Buna rağmen dile getirdiği itirazlar, bugüne kadar Trump’ın en sıkı müttefiklerinden birinin söz konusu çatışmaya dair derin endişelerini açığa vuran en somut örneklerden biri oldu.
ABD ve İsrail, ara seçimlerin ardından İran’ı vurmayı planlıyor
Uluslararası Ceza Mahkemesi uyarısı
Söz konusu ifadeler, Thiel’ın sonbahar başından bu yana Nashville’de sürdürdüğü ve Decoded tarafından takip edilen konferans dizisinde dile getirildi.
Son oturumda Uluslararası Ceza Mahkemesinin denetimsiz gücüne dair kapsamlı uyarılarda bulunan Thiel, George W. Bush döneminin kilit isimleri Donald Rumsfeld ve Dick Cheney’nin geçmişteki açıklamalarına atıfta bulundu.
Cheney ailesinin sergilediği Trump karşıtlığını Uluslararası Ceza Mahkemesine şirin görünme ve yargılanmaktan kaçınma çabası olarak okuduğunu belirten Thiel, bu hamle için muhtemelen çok geç kalındığını söyledi.
Thiel, mahkemenin tutuklama emri tehdidinin, İran’daki savaşı sürdürmeye çalışan Trump yönetiminin tepesinde Demokles’in kılıcı gibi sallandığından şüphelenmeye başladığını kaydetti.
Thiel, 7 Ekim Aksa Tufanı’nın ardından 2024 başında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile yaptığı görüşmeye de değindi. Görüşmede Gazze’deki planlarını sorduğu Netanyahu’nun kendisine, “Orayı öylece Dresden’e çeviremem” yanıtını verdiğini aktardı.
Netanyahu’nun bu ifadesiyle, İkinci Dünya Savaşı sırasında Müttefik güçlerin yaklaşık 25 bin kişinin ölümüne yol açan Alman kenti Dresden bombardımanına gönderme yaptığı belirtildi.
Büyük teknoloji yatırımcıları arasında 2016’da Trump’ı ilk destekleyen ve aynı yıl Cumhuriyetçi Parti Ulusal Kongresi’nde konuşma yapan Thiel, 2022’deki Senato yarışında şimdiki Başkan Yardımcısı JD Vance’i destekleyen siyasi eylem komitelerinin de en büyük mali destekçisiydi.
Amerika
Casuslukla suçlanan Suudi OpenAI mühendisine mahkemeden tahliye engeli

OpenAI ofisine dinleme cihazı yerleştirmekle suçlanan Suudi mühendis Abdulrahman Alfozan’ın kefalet talebi, savcılığın sunduğu kaçma riski gerekçesiyle reddedildi. Mahkeme, Suudi Arabistan Konsolosluğunun sunduğu sınırsız kefalet teklifini geri çevirirken yıllık 385 bin dolar maaşlı mühendisin kraliyetle mesajlaştığı tespit edildi.
Yapay zeka devi OpenAI ofislerine dinleme cihazı yerleştirmekle suçlanan Suudi Arabistan vatandaşı çalışan Abdulrahman Alfozan, savcılığın kaçma şüphesi ve Suudi kraliyet ailesiyle üst düzey temaslarına dair sunduğu kanıtların ardından cezaevinde kalacak.
Financial Times gazetesinin haberine göre ABD’nin Kaliforniya eyaletindeki federal mahkeme, Suudi Arabistan konsolosluğunun kefalet için sunduğu ve yargıcın “açık çek” olarak tanımladığı teklife rağmen 35 yaşındaki Alfozan’ın tahliye talebini reddetti.
ChatGPT’nin geliştiricisi OpenAI, San Francisco’daki merkez ofisinde yer alan bir yönetici toplantı odasında tuvalet kağıdına sarılmış bir ses kayıt cihazı tespit etti. Bu gelişmenin ardından Suudi Arabistan vatandaşı mühendis, ekim ayında FBI tarafından gözaltına alındı.
Vaka, küresel yapay zeka yarışında avantaj yakalamak isteyen yabancı hükümetlerin öncü teknoloji şirketlerini sanayi casusluğu hedefi haline getirdiğine dair Silikon Vadisi’ndeki kaygıları yeniden alevlendirdi.
Savcılık makamı, “Sanık OpenAI toplantılarını ister kişisel kazanç sağlamak, ister yabancı bir devlete yardım etmek, isterse her iki amaçla kaydetmek istemiş olsun; eylemi suç teşkil ediyor. Bu da Silikon Vadisi’ndeki yenilikçilik ortamı için bir tehlike, ulusal güvenlik için ise bir endişe kaynağıdır” değerlendirmesinde bulundu.
Duruşma öncesinde Alfozan’ın Suudi Arabistan ile kurduğu kişisel ve ticari bağlara dikkat çeken hükümet avukatları, sanığın “yabancı bir hükümetten kayda değer destek” gördüğünü savundu.
Dava dosyasına yansıyan ayrıntılara göre Alfozan, en azından geçen yıldan bu yana Suudi kraliyet ailesinin ismi açıklanmayan bir üyesiyle WhatsApp üzerinden sık sık mesajlaştı.
Söz konusu yazışmalarda, kraliyet mensubunun Alfozan’ı krallıkta başlatılan yeni bir yapay zeka girişimine dahil etme girişimleri yer aldı.
Kraliyet ailesi üyesi, mayıs ayında bilgisayar mühendisine “Suudi Arabistan’ın sana ABD’den daha çok ihtiyacı var” mesajını gönderdi. Alfozan ise bu mesaja onay anlamına gelen “100” yanıtını iletti.
Dava dosyasında Alfozan’ın, şirketteki hisse hak ediş süresi dolana kadar OpenAI’dan ayrılmayacağını belirttiği kaydedildi.
İkili arasındaki en son WhatsApp yazışmasının ise Alfozan’ın gözaltına alınmasından dört gün önce, 5 Ekim’de gerçekleştiği aktarıldı.
Savcılık sanığın kaçma ihtimali üzerinde duruyor
Mahkeme kayıtları, mühendisin gözaltına alınmasından bir gün sonra eşi ve oğlunun Katar’a uçtuğunu gösteriyor.
Belgelere göre bu uçuş, Suudi bir askeri yetkilinin ayırtıp ödediği tek yön business class biletle gerçekleşti.
Alfozan’ın avukatları ise uçak biletinin parasını eşinin bacanağının kendi kaynaklarıyla ödediğini savundu.
Savcılık bu iddiaya karşı çıkarak, Suudi konsolosluğunun da Alfozan’ın ailesi için başka bir uçuş ayarladığını ancak bu rezervasyonun sonradan iptal edildiğini bildirdi.
Suudi Arabistan Konsolosluğu ayrıca kefalet bedeli için herhangi bir üst sınır belirtmeksizin tüm tutarı karşılama teklifinde bulundu.
Sulh Ceza Hakimi Alex G Tse, duruşmada bu teklifi defalarca “açık çek” olarak niteledi.
Sanığın ABD dışına çıkması durumunda davanın fiilen düşeceğini vurgulayan Yargıç Tse, “Suudi Arabistan’ın suçluları iade etmeme konusundaki tutumu son derece net. ABD hükümetinin çıkarlarını koruyacaklarına dair bana nasıl bir güven verebilirler?” dedi.
Yargıç Tse, Alfozan’ın Suudi Arabistan’a dönmesi halinde bağlılığı nedeniyle “büyük ödüllerle karşılanabileceğini” dile getirdi. Suudi hükümetinin, ABD’de gözaltına alınan vatandaşlarının kefalet ve hukuki masraflarını karşıladığı biliniyor.
Savunma makamı casusluk suçlamalarını reddetti
Alfozan’ın avukatları, konsolosluğun teklifi yerine sanığın Charles Schwab bünyesindeki 1 milyon dolarlık kişisel yatırım hesabının kefalet teminatı olarak kabul edilmesini önerdi.
Savcılık verilerine göre Alfozan’ın OpenAI’daki yıllık maaşı 385 bin dolardı ve kendisine 2,2 milyon dolarlık hisse paketi tanımlanmıştı.
San Francisco’daki mahkeme salonuna turuncu cezaevi kıyafeti, beyaz spor ayakkabılar ve yargıcın karşısına geçtiğinde çıkardığı bir maskeyle gelen Alfozan hakkındaki suçlamaları avukatı reddetti.
Savunma avukatı William Pernick duruşmada, “Bu beyefendi bir turist değil. Hükümetin kurgusu, onu Amerikan teknolojisini çalmak için buraya yerleştirilmiş yabancı bir sızma unsuru gibi göstermekten ibaret” diye konuştu.
Müvekkilinin göçmenlerin bu ülkedeki hayali olan ABD vatandaşlığını almaya yalnızca birkaç hafta uzaklıkta olduğunu söyleyen Pernick, evinde bulunan kayıt cihazlarının internetten temin edilebildiğini kaydetti.
Pernick, OpenAI’ın çalışanları kod yazımı için bu cihazları kullanmaya teşvik ettiğini öne sürdü.
Avukat ayrıca evdeki kayıt cihazlarından birinin kedinin kum kabını izlemek amacıyla kullanıldığını savundu.
Pernick, OpenAI’ın Alfozan’ın Suudi Arabistan ile olan bağlantılarını desteklediğini ve bunlardan fayda sağladığını da sözlerine ekledi.
Sözlü iletişimi hukuka aykırı şekilde dinlemek veya dinlemeye teşebbüs etmekle suçlanan Alfozan, suçlu bulunması halinde yasa gereği beş yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya kalabilir.
Amerika
ABD’de zenginler prestijli arsalar için milyonluk evleri yıktırıyor

Wall Street Journal’ın haberine göre ABD’de milyarderler, prestijli kıyı bölgelerindeki arsa kıtlığı nedeniyle yüz milyonlarca dolarlık malikaneleri satın alıp yerle bir ediyor. Satış ilanlarında yapay zekayla boş arsa tasarımları öne çıkarken uzmanlar tek bir yıkım ve lüks inşaat döngüsünün 250 hanenin yıllık karbon salımına denk zarar ürettiğini belirtiyor.
ABD’de milyarderler, yüz milyonlarca dolar ödeyerek satın aldıkları lüks malikaneleri kısa süre içinde yıktırıyor.
The Wall Street Journal gazetesinin haberine göre bu yönelimin arkasında, özellikle sahil şeritleri gibi prestijli bölgelerde yaşanan arsa kıtlığı yatıyor.
Çok zengin alıcılar için asıl belirleyici etken üzerindeki yapı değil, arazinin konumu haline geldi. Satın alınan mülkler yerle bir edildikten sonra açılan alana daha modern tarzda yeni konutlar inşa ediliyor.
Haberde lüks gayrimenkul piyasasındaki değişime dikkat çekilerek şu ifadelere yer verildi:
“Daha önce pahalı gayrimenkul alımlarının temel nedeni olan evin kendisi, artık neredeyse önemini yitirdi. Alıcılar her şeyden önce okyanus kıyısında veya dağ zirvesinde yer alan, iyi konuma sahip araziler için yarışıyor.”
Gazete bu duruma örnek olarak ABD’li milyarder William Lauder’ın hamlelerini aktardı. Lauder, Mart 2023’te hayatını kaybeden radyo programcısı Rush Limbaugh’nun okyanus kıyısındaki mülkünü 155 milyon dolara aldıktan sonra temmuz ayında tamamen yıktırdı.
Lauder daha önce de Palm Beach sahilinde yaklaşık 1,2 hektarlık arazide yer alan iki evi yıktırmıştı. Başlangıçta bu alana kendi konutunu yapmayı tasarlayan Lauder, daha sonra boşalan arsayı yaklaşık 200 milyon dolara sattı.
Gayrimenkul değerleme uzmanı Jonathan Miller, arsa fiyatları arttıkça bu tür işlemlerin giderek yaygınlaştığını belirtti.
Yaşanan hareketlilik üzerine emlak danışmanları da lüks konutları doğrudan yıkıma uygun arsa olarak pazarlamaya başladı.
İlanlarda arazinin üzerindeki yapılar olmadan nasıl görüneceğini göstermek için yapay zekayla üretilen görseller kullanılıyor.
Pazarlamacılar “yıkım” sözcüğünü doğrudan kullanmamak adına “uyarlanabilir yeniden kullanım” gibi ifadelere başvuruyor.
Lüks konut piyasasında yıkım ilanı oranı artıyor
Eğilim yalnızca kıyı şeridiyle sınırlı kalmayıp ABD’nin diğer bölgelerine de yayılıyor.
Gayrimenkul aracılık şirketi Redfin’in verileri, satış ilanlarında binaların yıkılmasını öngören ifadelerin sıklaştığını ortaya koyuyor.
Söz konusu ifadelerin oranı Houston’ın Bunker Hill Village bölgesindeki ilanlarda yüzde 15’in üzerine çıkarken, Virginia’daki Pimmit Hills’te yüzde 6,67 seviyesinde seyrediyor.
Miami’de çalışan emlak danışmanı Dina Goldenteyer, alıcıların on yıldan daha eski evleri artık beğenmemesi nedeniyle üst üste yıkım uygulamalarının sıklaştığını dile getirdi.
Perakende sektörünün eski yöneticileri Jamie Dooley ve Christine Scott çifti, 2020 yılında Florida’daki Destin yakınlarında deniz kenarındaki bir evi yıkmak için 3,7 milyon dolar harcadı.
Çift, açılan alana modern bir konut inşa etmek için beş yıl harcamasına rağmen ortaya çıkan yeni yapıyı da yıkım şartıyla satışa çıkardı; gerekçe olarak yapıyı bu haliyle kimsenin satın almak istememesini gösterdi.
WAP Sustainability adlı çevre danışmanlığı şirketinin çalışanı William Paddock ise bu inşaat döngüsünün çevreye verdiği zarara işaret etti.
Paddock, yaklaşık 1000 metrekarelik bir evi yıkıp yerine yaklaşık 2 bin 700 metrekarelik yeni bir bina yapmanın, ortalama 250 Amerikan hanesinin yıllık emisyonuna denk bir karbon ayak izi ürettiğini vurguladı.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Asya2 hafta önceEndonezya’nın yeni iş yasası işçileri memnun etti, iş dünyasını endişelendirdi
Amerika3 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları









