Diplomasi
Lavrov, Amerikalı sunucu Tucker Carlson’a mülakat verdi

Şubat 2022’den bu yana ilk kez 5 Aralık’ta Malta’daki AGİT zirvesi çerçevesinde AB’yi ziyaret eden Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Amerikalı televizyon sunucusu Tucker Carlson’a mülakat verdi.
Daha önce de Şubat 2024’te Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile bir mülakat gerçekleştirmişti.
Mülakat Carlson’ın kendi internet sitesinde yayımlandı, Rusça transkript ise Rusya Dışişleri Bakanlığı tarafından kamuoyuna duyuruldu.
Lavrov Amerikalı gazeteciyle Ukrayna’ya yönelik Oreşnik saldırısını, Ukrayna’daki çatışmanın nedenlerini, ihtilafı durdurmak için önceki girişimleri ve mevcut barış umutlarını, ABD ile iletişim kanallarını, Washington ve Avrupa’daki müttefikleriyle ilişkilerin durumunu ve dört yıllık sükunetin ardından Suriye’deki şehirlerin aniden ele geçirilmesini tartıştı.
‘Oreşnik saldırısı Batı’ya mesaj’
Lavrov, 21 Kasım’da Ukrayna’nın Dinyeper kentindeki bir savunma sanayii tesisine hipersonik Oreşnik orta menzilli balistik füze ile yapılan saldırının bir “deneme” olduğunu söyledi. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov’un söylediklerini doğrulayan Lavrov, ABD’nin 30 dakika önceden uyarıldığını ve bu nedenle “daha büyük ve gerçekten tehlikeli bir şeyle karıştırmadığını” söyledi. Mesaj otomatik bir füze denemesi uyarı hattı üzerinden iletildi.
Ancak bu aynı zamanda siyasi bir mesajdı. Lavrov, “Bu hipersonik sistemi gerçek koşullarda test ederek iletmek istediğimiz mesaj, meşru çıkarlarımızı korumak için her şeyi yapmaya hazır olduğumuzdur,” ifadelerini kullandı.
Lavrov, Moskova’nın 2021 ve 2022 yıllarında NATO ile güvenlik garantilerine ilişkin bir anlaşma imzalanmasına yönelik önerilerinin ABD tarafından reddedildiğini hatırlattı.
Bu teklifler, Batı ittifakının altyapısının 1990’ların sonundaki durumuna geri dönmesi ve Ukrayna’nın bu bloğa entegre edilmesinin reddedilmesi anlamına geliyordu.
Lavrov’a göre Oreşnik’in fırlatılması aynı zamanda Kiev’e uzun menzilli silahlar sağlayan ve Kasım ayında bu silahların Rusya’nın derinliklerindeki, özellikle de Bryansk ve Kursk oblastlarındaki hedeflere karşı kullanılmasına izin veren ABD ve müttefiklerine de bir mesaj.
Bakan, “Batı’nın bize ‘stratejik bir yenilgi’ yaşatmasını önlemek için her türlü aracı kullanmaya hazır olduğumuzu anlamalılar,” diye konuştu.
Nükleer savaş tehdidi üzerine
Lavrov, Haziran 2021’de Başkan Vladimir Putin ve Joe Biden arasındaki görüşmelerin ve Ocak 2022’de beş nükleer güç tarafından yapılan bir açıklamanın “birbirimizle karşı karşıya gelmek istemiyoruz ve birbirimizin güvenlik çıkarlarına ve endişelerine saygı duyacağız” tezlerini yeniden teyit ettiğini hatırlattı.
Bu tezlerin, Başkan Ronald Reagan ile SBKP Merkez Komitesi Genel Sekreteri Mihail Gorbaçov arasında 1987 yılında yapılan görüşmelerde ortaya konan “nükleer savaşa hayır” sloganını devam ettirdiğini söyledi.
Lavrov, “Amerika Birleşik Devletleri söz konusu olduğunda, kimseyle savaşmak istemiyoruz. Bu bizim hayati çıkarlarımıza uygundur. Kesinlikle. Umarım bu ABD için de geçerlidir,” dedi.
Lavrov, “ABD ile nükleer nitelikte olabilecek bir savaş düşünmüyoruz. Askeri doktrinimiz en önemli şeyin nükleer bir savaştan kaçınmak olduğunu söylüyor,” diye ekledi.
Aynı zamanda Washington’un, özellikle de ABD Başkanı’nın Ulusal Güvenlik Konseyi stratejik işler koordinatörü John Kirby’nin, nükleer unsurlu bir tırmanma durumunda Amerika’nın Avrupalı müttefiklerinin zarar görebileceği ihtimalinden endişe duyduğunu söyleyen Lavrov, şöyle devam etti:
“Yani bu zihinsel olarak bile ABD’nin zarar görebileceği ihtimalini ortadan kaldırıyor. Bu da durumu biraz daha riskli hale getiriyor. Belki de bu durum devam ederse bazı pervasız adımlar atılabilir. Bu iyi bir şey değil. Nükleer caydırıcılık politikası alanındaki profesyoneller bunun çok tehlikeli bir oyun olduğunu çok iyi bilirler. Sınırlı bir nükleer saldırı değişiminden bahsetmek ise istemediğimiz bir felakete davetiye çıkarmaktır.”
ABD ile ilişkiler, Trump ve muhalifleri hakkında
Lavrov’a göre Moskova herkesle, “özellikle de ABD gibi büyük bir ülkeyle” iyi ilişkiler içinde olmak istiyor ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de Amerikan halkına, başarılarına ve tarihine duyduğu saygıyı “defalarca ifade etti”.
Lavrov Carlson’un sorusuna cevaben Lavrov, “Ben böyle [Rusya ve ABD’nin savaşta olduğunu] söyleyemem. Her halükârda bizim istediğimiz bu değil. Rusya ve ABD’nin evrenin iyiliği için işbirliği yapmaması için herhangi bir neden görmüyoruz. Resmi olarak savaş halinde değiliz,” değerlendirmesini yaptı.
Aynı zamanda Ukrayna’da yaşananları “hibrid savaş” olarak nitelendiren ve Ukraynalıların modern uzun menzilli silahlarla yaptıklarını ABD birliklerinin doğrudan müdahalesi olmadan yapamayacaklarını söyleyen Lavrov, “Bu tehlikeli bir durum. Bu konuda hiç şüphe yok,” değerlendirmesini yaptı.
Hem Cumhuriyetçi Başkan Donald Trump’ın ilk döneminden önceki Demokrat Başkan Barack Obama yönetiminin hem de ikinci döneminden önceki bir başka Demokrat Joe Biden yönetiminin Moskova ve Washington arasında gelecekteki temaslara engeller yaratmaya çalıştığını kabul eden Lavrov, “Biden yönetiminin Trump yönetimine böyle bir ‘miras’ bırakmak istediğini” dile getirdi.
Trump’ın “sonuç almak isteyen, işleri sonraya bırakmayı sevmeyen güçlü bir adam” olduğunu ifade eden Lavrov, şöyle devam etti:
“Sohbetlerinde oldukça arkadaş canlısı. Fakat bu Trump’ın Rusya yanlısı olduğu anlamına gelmiyor. Trump yönetimi altında uygulanan Rusya karşıtı yaptırımların sayısı çok fazla. Trump göreve geldiğinde her şeyi göreceğiz. Putin’in dediği gibi, top onların sahasında. Ekonomi, ticaret ve güvenlik alanındaki temaslarımızı, bağlarımızı hiçbir zaman kesmedik.”
Ukrayna’daki çatışmanın nedenleri ve barış koşulları üzerine
Ukrayna’daki çatışma hakkında konuşan Lavrov, Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç’in devrilmesi, Minsk anlaşmaları, bunların Kiev tarafından sabote edilmesi ve ülkenin Rusça konuşan nüfusunun kültürel haklarını kısıtlamaya yönelik girişimler de dahil olmak üzere 2014’ten bu yana yaşanan olaylara ilişkin Moskova’nın resmi görüşünü detaylandırdı.
Lavrov, Şubat 2022’deki çatışmaların bu hakları korumak için başlatıldığını ve bunun da “BM Şartı ve AGİT ilkeleriyle tamamen uyumlu” olduğunu söyledi.
Lavrov, “Eğer Minsk anlaşmalarını yerine getirirlerse, Ukrayna (Kırım hariç) birleşmiş olacaktır,” diye ekledi.
Rus bakana göre, Şubat 2022’de çatışmaların başlamasının ardından İstanbul’da imzalanan Rusya-Ukrayna anlaşma taslağı, Kiev’in NATO’ya katılmaması koşuluyla Kırım ve şimdi “ya da doğu Ukrayna” olmadan Kiev için güvenlik garantileri sağlıyordu.
Bakan, “Bu onların teklifiydi. Onlar tarafından başlatıldı. Biz bu ilkeler temelinde bir anlaşma geliştirmeye hazırdık,” yorumunu yaptı.
Lavrov, İstanbul’daki Ukrayna heyetinin başkanı David Arahamiya’nın, anlaşmaların bozulmasının nedenini, eski İngiltere Başbakanı Boris Johnson’ın “gelip bize savaşmaya devam etmemizi söylemesi” olarak kabul ettiğini hatırlattı.
Bakan, Johnson’ın eylemlerinin ardındaki nedenleri tam olarak bilmediğini ve kişisel deneyimlerinden Johnson’ın “öngörülemez” olduğuna inandığı için bunların anlık ya da “uzun vadeli bir strateji” tarafından dikte edilmesine şaşırmayacağını söyledi.
Lavrov, Moskova’nın görüşmelere başlaması için Putin’in haziran ayında açıkladığı koşulların sadece Ukrayna’nın NATO’ya katılmayı reddetmesi değil, aynı zamanda Ukrayna silahlı kuvvetlerinin, Eylül 2022 referandumunun sonuçlarına göre, anayasasında yer alan Rusya’ya dahil olan dört bölgenin topraklarının Kiev’in kontrolündeki kısmından çekilmesi olduğunu söyledi.
Lavrov, “O zamandan bu yana zaman geçti. ‘Sahadaki’ gerçekleri göz önünde bulundurmamız gerekecek. Ve bunlar sadece temas hattı değil,” ifadelerini kullandı.
Ancak aynı zamanda Moskova, Rusya Devlet Başkanı’nın pozisyonuna göre, “İstanbul’da mutabık kalınan ilkeler temelinde müzakere etmeye” hala hazır. Lavrov, “Temel ilke Ukrayna’nın tarafsız statüsüdür. Ukrayna’nın kolektif güvenliğinin garantisini sağlayacak ülkeler grubuna katılmaya hazırdık. NATO olmayacak. Ukrayna topraklarında yabancı birliklerin katılımıyla askeri üsler, askeri tatbikatlar olmayacak,” diye ekledi.
Bakan, şöyle devam etti: “Rus dilini, Rus medyasını, Rus kültürünü ve Ukrayna Ortodoks Kilisesini yasaklayan Ukrayna mevzuatının korunduğu bir duruma tahammül edemez. Bu, Ukrayna’nın BM Şartı kapsamındaki yükümlülüklerinin ihlalidir. Bu konuda bir şeyler yapılması gerekiyor. Bu Rusofobik yasama saldırısı 2017’de başladığından beri Batı sessiz kaldı ve sessiz kalmaya devam ediyor. Buna ‘özel bir şekilde’ dikkat çekmek zorundaydık.”
Lavrov, aynı zamanda Putin’in haziran ayında dile getirdiği bir başka müzakere koşulunu, yani Rusya’ya yönelik ekonomik yaptırımların kaldırılmasını en az ilgili koşul olarak değerlendirdi.
Lavrov, “Bu yaptırımlar altında ne kadar çok yaşarsak, kendimize güvenmenin ve bize dost olan ve iktisadi çıkarlarla ilişkileri birbirine karıştırmayan ‘normal’ ülkelerle işbirliği mekanizmaları ve platformları geliştirmenin daha iyi olduğunu o kadar çok fark ediyoruz. Çok şey öğrendik,” ifadelerini kullandı..
Bakana göre şimdi Batı’da “bazı başkentlerde Ukrayna çatışmasından kaynaklanan bir yorgunluk var” ve “Amerikalıların bu ‘işi’ Avrupalılara bırakmak ve daha önemli şeylere odaklanmak istedikleri konuşuluyor.”
Suriye’deki durum
Rus Bakan, 6 Aralık gecesi Malta’daki AGİT zirvesinin ardından Katar’ın başkenti Doha’da, İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi’ye göre Rusya, Türkiye ve İran’ın Astana formatında Suriye’deki durumu ele alacakları uluslararası konferansa katıldı.
Suriye’de Heyet Tahrir Şam (HTŞ) ve Türkiye yanlısı Suriye Milli Ordusu (SMO) militanları kasım ayı sonunda Şam’ı ülkenin ikinci kenti Halep’in kontrolünden çıkardılar ve şimdi de dördüncü bir kent olan Hama’da da kontrolü ele geçirdiler.
Lavrov, “[Doha’da] İdlib anlaşmalarının sıkı bir şekilde uygulanmasına geri dönülmesi gerektiğini tartışmak istiyoruz, zira İdlib gerilimi azaltma bölgesi teröristlerin Halep’i ele geçirmek için harekete geçtiği yer haline geldi. 2019-2020 yıllarında varılan anlaşmalar, Türk dostlarımıza İdlib çatışmasızlık bölgesindeki durumu kontrol etme ve HTŞ’yi terörist olmayan ve Türkiye ile işbirliği yapan muhaliflerden ayırma imkânı verdi. Görünüşe göre bu henüz gerçekleşmedi,” dedi.
Türkiye, Rusya ve İran’ın askeri ve istihbarat kurumlarının halihazırda “birbirleriyle temas halinde” olduklarına dikkat çeken Lavrov, Carlson’un Suriye’de saldırı başlatan militanları kimin finanse ettiğine ilişkin sorusuna da “Elimizde bu yönde bilgiler var,” yanıtını verdi.
Lavrov, “Bu süreçteki tüm ortaklarımızla, onların finansman ve silahlanma kanallarını nasıl kesebileceğimizi görüşmek istiyoruz. Kamuoyuna yansıyan bilgilerde Amerikalılar, İngilizler ve diğer bazı ülkelerden bahsediliyor. Bazıları İsrail’in durumu daha da kötüleştirmek istediğini, böylece Gazze Şeridi’nin çok fazla inceleme altında kalmayacağını söylüyor. Bu karmaşık bir oyun,” diye konuştu.
Bakan, “Bu hafta yapılması planlanan toplantıların durumun istikrara kavuşmasına yardımcı olacağını umuyorum” diye ekledi.
Diplomasi
Paşinyan’ın partisi Avrupa Halk Partisi yolunda

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, lideri olduğu Sivil Sözleşme partisinin Avrupa’nın en büyük merkez sağ grubu olan Avrupa Halk Partisi’ne (EPP) katılımı için görüşmeler yürütüyor. Euractiv’in haberine göre katılım sürecinin bu yıl içinde değerlendirilmesi bekleniyor.
Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, liderliğini yaptığı Sivil Sözleşme partisinin, Avrupa’nın en büyük merkez sağ siyasi oluşumu olan Avrupa Halk Partisi’ne (EPP) katılımı konusunu müzakere ediyor.
Euractiv portalının haberine göre, Paşinyan EPP’ye katılma niyetini ilgili mercilere iletti. Haberde, katılım konusundaki nihai kararın henüz alınmadığı ancak meselenin bu yıl içinde değerlendirilebileceği kaydedildi.
Ermenistan iktidar partisinin yanı sıra Macaristan’dan Tisza, Danimarka’dan Liberal İttifak, Çekya’dan STAN ve Karadağ’ın iktidar hareketi olan Şimdi Avrupa Hareketi de EPP bünyesine dahil olabilecek yapılar arasında yer alıyor.
Sivil Sözleşme partisi, 7 Haziran’da Ermenistan’da düzenlenen parlamento seçimlerinden galibiyetle ayrılmıştı. Merkezi Seçim Komisyonu verilerine göre, oyların yüzde 49,81’ini alan Paşinyan’ın partisi, hükümeti tek başına kurma yetkisini elde etti.
Seçimlerin ardından açıklama yapan Paşinyan, halkın “devletleşme, bağımsızlık ve barış” rotasını desteklediğini ifade etti.
Seçim sonuçları hem Ermenistan muhalefeti hem de Moskova tarafından eleştirildi. Ermenistan İttifakı lideri ve eski Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan, yetkilileri muhalefet üzerinde baskı kurmak ve idari kaynakları kullanmakla suçlayarak seçim sonuçlarına itiraz edeceğini duyurdu.
Rusya Dışişleri Bakanlığı da kampanya sürecindeki ihlallere dikkat çekti. Bakanlık Sözcüsü Mariya Zaharova, seçimlerin muhalif güçler ve Ermeni Apostolik Kilisesi üzerindeki baskı gölgesinde gerçekleştiğini belirtti.
AGİT gözlem heyeti ise yayımladığı ön raporda, seçim kampanyasının çatışmacı bir karakter taşıdığını bildirdi. Gözlemciler, Paşinyan’ın muhalif adayları açıkça soruşturmalarla ve şirketlerinin kamulaştırılmasıyla tehdit ettiğini not etti.
Erivan dış politikada AB ve Avrasya arasında denge arıyor
Ermenistan’da 2025 yılında, ülkenin Avrupa Birliği’ne katılım arzusunu yasallaştıran bir düzenleme kabul edilmiş, Paşinyan ise cumhuriyetin AB’nin tam haklı bir üyesi olmak istediğini dile getirmişti.
Rus yetkililer, AB üyeliğinin Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) üyeliği ile bağdaşmadığını defaatle vurguladı. Erivan ise karşılıklı çıkarların tanınmasına dayalı “dengeli bir dış politika” yürüttüğünü savunuyor.
Paşinyan, Ermenistan’ın Rusya’nın çıkarlarına zarar verme amacının “olmadığını ve olmayacağını”, ilişkilerin kaçınılmaz dönüşümüne rağmen Moskova ile bağları derinleştirme niyetinde olduklarını kaydetmişti.
28–29 Mayıs tarihlerinde Astana’da düzenlenen AEB zirvesinde, katılımcı ülkeler Ermenistan’ın topluluktaki geleceğine ilişkin bir bildiri kabul ederek bunu Ermenistan Başbakan Yardımcısı Mger Grigoryan’a iletti.
Zirve sonunda dört AEB ülkesinin liderleri, Ermenistan’ı AB ile AEB arasındaki seçimini yapmak üzere en kısa sürede referanduma gitmeye çağırdı.
Paşinyan ise gazetecilere yaptığı açıklamada, organizasyondaki tüm kararların konsensüsle alınması nedeniyle Ermenistan’ın AEB üyeliğinden çıkarılmayacağını ifade etti.
Diplomasi
BP yatırımcıları Manifold’un görevden alınmasına tepkili

Britanyalı enerji devi BP’nin en büyük hissedarları, Yönetim Kurulu Başkanı Albert Manifold’un atanmasından bir yıl sonra görevden alınmasıyla ilgili derin endişelerini dile getirdi. Financial Times’ın haberine göre yatırımcılar, şeffaf bir açıklama yapılmamasının şirket içinde kriz ve yapılandırma planlarına karşı direnç işareti olduğundan korkuyor.
Britanyalı petrol devi BP’nin en büyük hissedarları, Yönetim Kurulu Başkanı Albert Manifold’un ani bir kararla görevden alınması nedeniyle derin endişe taşıdıklarını ifade etti.
Financial Times’ın (FT) haberine göre, şirketin en önemli yatırımcıları, bu ayrılığın nedenlerine dair yönetimden açıklama bekliyor.
Haberde, Manifold’un BP’nin yapısını basitleştirmeyi, yönetim kurulu kompozisyonunu yeniden gözden geçirmeyi ve maliyetleri düşürmeyi planladığı hatırlatıldı.
BP’nin geçici yönetim kurulu başkanı Ian Tyler, kurulun mevcut stratejiyi tam olarak desteklediğini ve uygulamaya devam etme niyetinde olduğunu belirtse de görevden alma kararı şirket içindeki çalışma ortamına dair soru işaretlerini beraberinde getirdi.
Yatırımcılar, fesih kararına ilişkin net bir gerekçe sunulmamasının bir kriz belirtisi olabileceğini değerlendiriyor. Bu durumun, şirketin yeniden yapılandırma planlarının iç direnç nedeniyle sekteye uğrayabileceği yönündeki kaygıları artırdığı kaydedildi.
Hissedarlar ayrıca, Manifold’un gidişinin, mevcut düzenin bozulmasını istemeyen ve lideri saf dışı bırakmaya çalışan “bürokrasi” tarafından tetiklenmiş olabileceğinden çekiniyor.
FT’ye konuşan bir hissedar konuya ilişkin, “İnsanlar onu dışarı mı atmaya çalıştı? Bu durum bizi ve diğer pek çok kişiyi endişelendiriyor” ifadelerini kullandı.
BP yönetimi etik ve yönetişim standartlarını gerekçe gösterdi
BP, Mayıs ayı sonunda yönetim kurulu başkanını, atanmasının üzerinden henüz bir yıl geçmeden görevden almıştı. Yönetim kurulu, olası ihlallere dair ayrıntı vermeden kararı oy birliğiyle almıştı.
Reuters’ın konuya aşina kaynaklara dayandırdığı haberinde ise Manifold’un iş arkadaşlarına karşı agresif tavırlar sergilediği ve kurulun “sistematik kabul edilemez davranış olgusunu tespit etmeye yetecek bilgiye ulaştığı” bildirilmişti.
Şirket tarafı, feshin “önemli kurumsal yönetişim standartları, denetim ve etik ilkelerine ilişkin ciddi endişelerin” yönetim kuruluna iletilmesinin ardından gerçekleştiğini duyurdu.
Albert Manifold ise bu değerlendirmelere katılmadığını belirterek, “hiçbir açıklama yapılmadan” görevden alındığını söyledi. Ayrılığının ardından yaptığı açıklamada Manifold, şirketteki “aşırı harcama” kültürünü de eleştirdi.
Geçtiğimiz yılın sonunda Financial Times, Aralık ayında görevinden ayrılan BP CEO’su Murray Auchincloss’un istifası öncesinde, iş modelinde radikal bir değişim konusunda ısrar eden Manifold ile defalarca karşı karşıya geldiğini yazmıştı.
Diplomasi
Azak Denizi’ndeki saldırıda iki denizcinin daha naaşı bulundu

Azak Denizi’nde yük gemilerine düzenlenen insansız hava aracı saldırısında hayatını kaybeden Azerbaycan vatandaşı denizcilerin naaşlarına ulaşılırken, 19 mürettebatın tahliye süreci tamamlandı. Azerbaycan Dışişleri, saldırıda ölen dört vatandaşının kimliklerinin belirlendiğini ve cenazelerin kısa süre içinde ülkeye gönderileceğini duyurdu.
Azak Denizi’nde sivil gemilere yönelik düzenlenen saldırının ardından, hayatını kaybeden Azerbaycan vatandaşı iki denizcinin daha naaşına ulaşıldı.
Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, son bulgularla birlikte saldırıda yaşamını yitiren dört Azerbaycan vatandaşının tamamının naaşlarının bulunduğu bildirildi.
Bakanlık, kimlikleri tespit edilen denizcilerin 1969 doğumlu Gismet Aliyev ve 1981 doğumlu Fuad Orujov olduğunu açıkladı.
Hayatını kaybedenlerin naaşlarının, gerekli resmi prosedürlerin tamamlanmasının ardından önümüzdeki günlerde Azerbaycan’a nakledileceği belirtildi.
Cenazelere, nakil sürecinde Yeysk şehrine gelen iki refakatçinin eşlik edeceği kaydedildi.
Saldırıdan kurtulan diğer Azerbaycan vatandaşlarının durumuyla ilgili de bilgi paylaşan bakanlık, 19 vatandaşın halihazırda yola çıktığını duyurdu.
Tahliye edilen bu grubun 9 Haziran günü öğle saatlerinde Azerbaycan’a varması bekleniyor.
Saldırıya uğrayan gemilerde 25 Azerbaycan vatandaşı vardı
Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı’nın daha önce paylaştığı verilere göre, 5 Haziran gecesi Azak Denizi’nde Taganrog yakınlarında seyreden Natra ve Zircon adlı yabancı bandıralı iki kargo gemisi insansız hava araçlarının hedefi oldu. Saldırı sırasında gemilerde toplam 25 Azerbaycan vatandaşının görev yaptığı açıklandı.
Rusya makamlarından Azerbaycan’a iletilen ilk bilgilerde, saldırı sonucunda beş kişinin hayatını kaybettiği ve üç kişinin yaralandığı belirtilmişti.
Yaralanan denizcilerin Yeysk şehir hastanesinde tedavi altına alındığı ifade edildi. Azerbaycan tarafı, daha sonra yaptığı güncellemede hayatını kaybeden beş denizciden birinin Rusya vatandaşı olduğunun tespit edildiğini bildirdi.
Rusya Dışişleri Bakanlığı, hayatını kaybeden Azerbaycanlı denizcilerin ailelerine ve yakınlarına taziye dileklerini iletti.
Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Galuzin, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, Moskova’nın Karadeniz ve Akdeniz havzalarında sivil gemilere yönelik hava ve deniz dronlarıyla düzenlenen saldırıların arkasında kimlerin olduğuna dair bilgi sahibi olduğunu ifade etti.
Görüş1 hafta önceXi liderliğinde yükselen Çin diplomasisi: Bütün yollar Pekin’e çıkıyor
Görüş1 hafta önceÇok kutupluluğun çift yönlü asimetrisi: Yeni dünya dengesini nasıl bulacak?
Dünya Basını1 hafta önceABD’li iktisatçı Wolff: Küresel güney artık yeni bir dünya düzeni kuruyor
Görüş2 hafta önceBüyük Güç Rekabetinden Stratejik İstikrara: Çin-ABD İlişkilerinde Yeni Yönelim
Dünya Basını2 hafta önceKomünizme karşı siper olarak Siyonizm
Görüş7 gün önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 1
Diplomasi6 gün önceErmenistan ve ABD, Trump koridoru projesi için anlaşma imzaladı
Rusya2 hafta önceFSB Direktörü: Batı, BDT ülkelerine yapay zeka kullanarak renkli devrim planlıyor









