Diplomasi
Lavrov, Amerikalı sunucu Tucker Carlson’a mülakat verdi

Şubat 2022’den bu yana ilk kez 5 Aralık’ta Malta’daki AGİT zirvesi çerçevesinde AB’yi ziyaret eden Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Amerikalı televizyon sunucusu Tucker Carlson’a mülakat verdi.
Daha önce de Şubat 2024’te Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile bir mülakat gerçekleştirmişti.
Mülakat Carlson’ın kendi internet sitesinde yayımlandı, Rusça transkript ise Rusya Dışişleri Bakanlığı tarafından kamuoyuna duyuruldu.
Lavrov Amerikalı gazeteciyle Ukrayna’ya yönelik Oreşnik saldırısını, Ukrayna’daki çatışmanın nedenlerini, ihtilafı durdurmak için önceki girişimleri ve mevcut barış umutlarını, ABD ile iletişim kanallarını, Washington ve Avrupa’daki müttefikleriyle ilişkilerin durumunu ve dört yıllık sükunetin ardından Suriye’deki şehirlerin aniden ele geçirilmesini tartıştı.
‘Oreşnik saldırısı Batı’ya mesaj’
Lavrov, 21 Kasım’da Ukrayna’nın Dinyeper kentindeki bir savunma sanayii tesisine hipersonik Oreşnik orta menzilli balistik füze ile yapılan saldırının bir “deneme” olduğunu söyledi. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov’un söylediklerini doğrulayan Lavrov, ABD’nin 30 dakika önceden uyarıldığını ve bu nedenle “daha büyük ve gerçekten tehlikeli bir şeyle karıştırmadığını” söyledi. Mesaj otomatik bir füze denemesi uyarı hattı üzerinden iletildi.
Ancak bu aynı zamanda siyasi bir mesajdı. Lavrov, “Bu hipersonik sistemi gerçek koşullarda test ederek iletmek istediğimiz mesaj, meşru çıkarlarımızı korumak için her şeyi yapmaya hazır olduğumuzdur,” ifadelerini kullandı.
Lavrov, Moskova’nın 2021 ve 2022 yıllarında NATO ile güvenlik garantilerine ilişkin bir anlaşma imzalanmasına yönelik önerilerinin ABD tarafından reddedildiğini hatırlattı.
Bu teklifler, Batı ittifakının altyapısının 1990’ların sonundaki durumuna geri dönmesi ve Ukrayna’nın bu bloğa entegre edilmesinin reddedilmesi anlamına geliyordu.
Lavrov’a göre Oreşnik’in fırlatılması aynı zamanda Kiev’e uzun menzilli silahlar sağlayan ve Kasım ayında bu silahların Rusya’nın derinliklerindeki, özellikle de Bryansk ve Kursk oblastlarındaki hedeflere karşı kullanılmasına izin veren ABD ve müttefiklerine de bir mesaj.
Bakan, “Batı’nın bize ‘stratejik bir yenilgi’ yaşatmasını önlemek için her türlü aracı kullanmaya hazır olduğumuzu anlamalılar,” diye konuştu.
Nükleer savaş tehdidi üzerine
Lavrov, Haziran 2021’de Başkan Vladimir Putin ve Joe Biden arasındaki görüşmelerin ve Ocak 2022’de beş nükleer güç tarafından yapılan bir açıklamanın “birbirimizle karşı karşıya gelmek istemiyoruz ve birbirimizin güvenlik çıkarlarına ve endişelerine saygı duyacağız” tezlerini yeniden teyit ettiğini hatırlattı.
Bu tezlerin, Başkan Ronald Reagan ile SBKP Merkez Komitesi Genel Sekreteri Mihail Gorbaçov arasında 1987 yılında yapılan görüşmelerde ortaya konan “nükleer savaşa hayır” sloganını devam ettirdiğini söyledi.
Lavrov, “Amerika Birleşik Devletleri söz konusu olduğunda, kimseyle savaşmak istemiyoruz. Bu bizim hayati çıkarlarımıza uygundur. Kesinlikle. Umarım bu ABD için de geçerlidir,” dedi.
Lavrov, “ABD ile nükleer nitelikte olabilecek bir savaş düşünmüyoruz. Askeri doktrinimiz en önemli şeyin nükleer bir savaştan kaçınmak olduğunu söylüyor,” diye ekledi.
Aynı zamanda Washington’un, özellikle de ABD Başkanı’nın Ulusal Güvenlik Konseyi stratejik işler koordinatörü John Kirby’nin, nükleer unsurlu bir tırmanma durumunda Amerika’nın Avrupalı müttefiklerinin zarar görebileceği ihtimalinden endişe duyduğunu söyleyen Lavrov, şöyle devam etti:
“Yani bu zihinsel olarak bile ABD’nin zarar görebileceği ihtimalini ortadan kaldırıyor. Bu da durumu biraz daha riskli hale getiriyor. Belki de bu durum devam ederse bazı pervasız adımlar atılabilir. Bu iyi bir şey değil. Nükleer caydırıcılık politikası alanındaki profesyoneller bunun çok tehlikeli bir oyun olduğunu çok iyi bilirler. Sınırlı bir nükleer saldırı değişiminden bahsetmek ise istemediğimiz bir felakete davetiye çıkarmaktır.”
ABD ile ilişkiler, Trump ve muhalifleri hakkında
Lavrov’a göre Moskova herkesle, “özellikle de ABD gibi büyük bir ülkeyle” iyi ilişkiler içinde olmak istiyor ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de Amerikan halkına, başarılarına ve tarihine duyduğu saygıyı “defalarca ifade etti”.
Lavrov Carlson’un sorusuna cevaben Lavrov, “Ben böyle [Rusya ve ABD’nin savaşta olduğunu] söyleyemem. Her halükârda bizim istediğimiz bu değil. Rusya ve ABD’nin evrenin iyiliği için işbirliği yapmaması için herhangi bir neden görmüyoruz. Resmi olarak savaş halinde değiliz,” değerlendirmesini yaptı.
Aynı zamanda Ukrayna’da yaşananları “hibrid savaş” olarak nitelendiren ve Ukraynalıların modern uzun menzilli silahlarla yaptıklarını ABD birliklerinin doğrudan müdahalesi olmadan yapamayacaklarını söyleyen Lavrov, “Bu tehlikeli bir durum. Bu konuda hiç şüphe yok,” değerlendirmesini yaptı.
Hem Cumhuriyetçi Başkan Donald Trump’ın ilk döneminden önceki Demokrat Başkan Barack Obama yönetiminin hem de ikinci döneminden önceki bir başka Demokrat Joe Biden yönetiminin Moskova ve Washington arasında gelecekteki temaslara engeller yaratmaya çalıştığını kabul eden Lavrov, “Biden yönetiminin Trump yönetimine böyle bir ‘miras’ bırakmak istediğini” dile getirdi.
Trump’ın “sonuç almak isteyen, işleri sonraya bırakmayı sevmeyen güçlü bir adam” olduğunu ifade eden Lavrov, şöyle devam etti:
“Sohbetlerinde oldukça arkadaş canlısı. Fakat bu Trump’ın Rusya yanlısı olduğu anlamına gelmiyor. Trump yönetimi altında uygulanan Rusya karşıtı yaptırımların sayısı çok fazla. Trump göreve geldiğinde her şeyi göreceğiz. Putin’in dediği gibi, top onların sahasında. Ekonomi, ticaret ve güvenlik alanındaki temaslarımızı, bağlarımızı hiçbir zaman kesmedik.”
Ukrayna’daki çatışmanın nedenleri ve barış koşulları üzerine
Ukrayna’daki çatışma hakkında konuşan Lavrov, Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç’in devrilmesi, Minsk anlaşmaları, bunların Kiev tarafından sabote edilmesi ve ülkenin Rusça konuşan nüfusunun kültürel haklarını kısıtlamaya yönelik girişimler de dahil olmak üzere 2014’ten bu yana yaşanan olaylara ilişkin Moskova’nın resmi görüşünü detaylandırdı.
Lavrov, Şubat 2022’deki çatışmaların bu hakları korumak için başlatıldığını ve bunun da “BM Şartı ve AGİT ilkeleriyle tamamen uyumlu” olduğunu söyledi.
Lavrov, “Eğer Minsk anlaşmalarını yerine getirirlerse, Ukrayna (Kırım hariç) birleşmiş olacaktır,” diye ekledi.
Rus bakana göre, Şubat 2022’de çatışmaların başlamasının ardından İstanbul’da imzalanan Rusya-Ukrayna anlaşma taslağı, Kiev’in NATO’ya katılmaması koşuluyla Kırım ve şimdi “ya da doğu Ukrayna” olmadan Kiev için güvenlik garantileri sağlıyordu.
Bakan, “Bu onların teklifiydi. Onlar tarafından başlatıldı. Biz bu ilkeler temelinde bir anlaşma geliştirmeye hazırdık,” yorumunu yaptı.
Lavrov, İstanbul’daki Ukrayna heyetinin başkanı David Arahamiya’nın, anlaşmaların bozulmasının nedenini, eski İngiltere Başbakanı Boris Johnson’ın “gelip bize savaşmaya devam etmemizi söylemesi” olarak kabul ettiğini hatırlattı.
Bakan, Johnson’ın eylemlerinin ardındaki nedenleri tam olarak bilmediğini ve kişisel deneyimlerinden Johnson’ın “öngörülemez” olduğuna inandığı için bunların anlık ya da “uzun vadeli bir strateji” tarafından dikte edilmesine şaşırmayacağını söyledi.
Lavrov, Moskova’nın görüşmelere başlaması için Putin’in haziran ayında açıkladığı koşulların sadece Ukrayna’nın NATO’ya katılmayı reddetmesi değil, aynı zamanda Ukrayna silahlı kuvvetlerinin, Eylül 2022 referandumunun sonuçlarına göre, anayasasında yer alan Rusya’ya dahil olan dört bölgenin topraklarının Kiev’in kontrolündeki kısmından çekilmesi olduğunu söyledi.
Lavrov, “O zamandan bu yana zaman geçti. ‘Sahadaki’ gerçekleri göz önünde bulundurmamız gerekecek. Ve bunlar sadece temas hattı değil,” ifadelerini kullandı.
Ancak aynı zamanda Moskova, Rusya Devlet Başkanı’nın pozisyonuna göre, “İstanbul’da mutabık kalınan ilkeler temelinde müzakere etmeye” hala hazır. Lavrov, “Temel ilke Ukrayna’nın tarafsız statüsüdür. Ukrayna’nın kolektif güvenliğinin garantisini sağlayacak ülkeler grubuna katılmaya hazırdık. NATO olmayacak. Ukrayna topraklarında yabancı birliklerin katılımıyla askeri üsler, askeri tatbikatlar olmayacak,” diye ekledi.
Bakan, şöyle devam etti: “Rus dilini, Rus medyasını, Rus kültürünü ve Ukrayna Ortodoks Kilisesini yasaklayan Ukrayna mevzuatının korunduğu bir duruma tahammül edemez. Bu, Ukrayna’nın BM Şartı kapsamındaki yükümlülüklerinin ihlalidir. Bu konuda bir şeyler yapılması gerekiyor. Bu Rusofobik yasama saldırısı 2017’de başladığından beri Batı sessiz kaldı ve sessiz kalmaya devam ediyor. Buna ‘özel bir şekilde’ dikkat çekmek zorundaydık.”
Lavrov, aynı zamanda Putin’in haziran ayında dile getirdiği bir başka müzakere koşulunu, yani Rusya’ya yönelik ekonomik yaptırımların kaldırılmasını en az ilgili koşul olarak değerlendirdi.
Lavrov, “Bu yaptırımlar altında ne kadar çok yaşarsak, kendimize güvenmenin ve bize dost olan ve iktisadi çıkarlarla ilişkileri birbirine karıştırmayan ‘normal’ ülkelerle işbirliği mekanizmaları ve platformları geliştirmenin daha iyi olduğunu o kadar çok fark ediyoruz. Çok şey öğrendik,” ifadelerini kullandı..
Bakana göre şimdi Batı’da “bazı başkentlerde Ukrayna çatışmasından kaynaklanan bir yorgunluk var” ve “Amerikalıların bu ‘işi’ Avrupalılara bırakmak ve daha önemli şeylere odaklanmak istedikleri konuşuluyor.”
Suriye’deki durum
Rus Bakan, 6 Aralık gecesi Malta’daki AGİT zirvesinin ardından Katar’ın başkenti Doha’da, İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi’ye göre Rusya, Türkiye ve İran’ın Astana formatında Suriye’deki durumu ele alacakları uluslararası konferansa katıldı.
Suriye’de Heyet Tahrir Şam (HTŞ) ve Türkiye yanlısı Suriye Milli Ordusu (SMO) militanları kasım ayı sonunda Şam’ı ülkenin ikinci kenti Halep’in kontrolünden çıkardılar ve şimdi de dördüncü bir kent olan Hama’da da kontrolü ele geçirdiler.
Lavrov, “[Doha’da] İdlib anlaşmalarının sıkı bir şekilde uygulanmasına geri dönülmesi gerektiğini tartışmak istiyoruz, zira İdlib gerilimi azaltma bölgesi teröristlerin Halep’i ele geçirmek için harekete geçtiği yer haline geldi. 2019-2020 yıllarında varılan anlaşmalar, Türk dostlarımıza İdlib çatışmasızlık bölgesindeki durumu kontrol etme ve HTŞ’yi terörist olmayan ve Türkiye ile işbirliği yapan muhaliflerden ayırma imkânı verdi. Görünüşe göre bu henüz gerçekleşmedi,” dedi.
Türkiye, Rusya ve İran’ın askeri ve istihbarat kurumlarının halihazırda “birbirleriyle temas halinde” olduklarına dikkat çeken Lavrov, Carlson’un Suriye’de saldırı başlatan militanları kimin finanse ettiğine ilişkin sorusuna da “Elimizde bu yönde bilgiler var,” yanıtını verdi.
Lavrov, “Bu süreçteki tüm ortaklarımızla, onların finansman ve silahlanma kanallarını nasıl kesebileceğimizi görüşmek istiyoruz. Kamuoyuna yansıyan bilgilerde Amerikalılar, İngilizler ve diğer bazı ülkelerden bahsediliyor. Bazıları İsrail’in durumu daha da kötüleştirmek istediğini, böylece Gazze Şeridi’nin çok fazla inceleme altında kalmayacağını söylüyor. Bu karmaşık bir oyun,” diye konuştu.
Bakan, “Bu hafta yapılması planlanan toplantıların durumun istikrara kavuşmasına yardımcı olacağını umuyorum” diye ekledi.
Diplomasi
Silah tekelleri askeri startup’lara büyük paralar yatırıyor

Dünyanın en büyük silah şirketleri, hızla değişen modern savaş ortamına uyum sağlamaya çalışırken, bu yıl askeri startup’lara rekor düzeyde yatırım yaptı.
Financial Times’ın (FT) Dealroom tarafından derlenen verilerden aktardığına göre, Lockheed Martin ve BAE Systems gibi Batı hükümetleri ve ordularıyla uzun süredir bağları olan savunma devleri, bu yılın başından bu yana toplam 4,1 milyar dolarlık rekor bir risk sermayesi turuna katıldı.
Danışmanlık odaklı yatırım bankası PJT’nin havacılık ve savunma alanındaki faaliyetlerini yöneten ortaklarından Gwen Billo şöyle konuştu:
“Son dönemdeki çatışmalar, mevcut yerleşik platformların yeni ve devrim niteliğindeki teknolojilerle bir arada var olduğu modern bir savaş türüne duyulan ihtiyacı ortaya koydu. Yeni savunma teknolojileri kalıcı olacak ve savunma devleri bu teknolojilere erişimlerini sağlamak istiyor.”
Bu değişim, Londra’nın dışındaki Farnborough’da düzenlenen bu yılki sektörün en önemli etkinliğinde de gözle görülür bir şekilde ortaya çıktı.
Geleneksel olarak sivil havacılık sektörünün hakim olduğu bu etkinlikte, 1.636 katılımcının rekor bir oranda yarısı savunma sektöründen geliyordu.
Etkinliği en son ürünlerini sergilemek için kullanan savunma teknolojisi startup’ları, bankacılar ve potansiyel yatırımcılar tarafından ilgi gördü.
Bu yatırımcılar arasında askeri donanım sektörünün en büyük isimleri de yer alıyordu.
Hükümetler, son dönemdeki çatışmalar, özellikle de Ukrayna Savaşı karşısında askeri harcamalarını artırdı.
Bu durum, önleme füzelerinden otonom insansız hava araçlarına kadar, üretimi daha hızlı ve daha ucuz olan silahlara olan ihtiyacı daha da belirgin hale getirdi.
Dealogic tarafından derlenen verilere göre, birleşme ve satın almalar ile fon toplama faaliyetleri de dahil olmak üzere küresel savunma sektöründeki anlaşmaların toplam değeri bu yıl şimdiden 40 milyar doları aştı.
Bu rakam, 2019’da kaydedilen 59 milyar dolarlık önceki yıllık rekoru kırma yolunda ilerliyor.
En büyük silah üreticileri, artan devlet harcamaları ve hızlı dönüşüm dalgasından yararlanmak isteyen, daha hızlı ve teknoloji odaklı rakiplerle giderek daha fazla rekabet etmek zorunda kalıyor.
Bir zamanlar avcı uçakları, savaş gemileri ve küçük silahlar gibi ana pazarlarına odaklanabilen savunma sektörünün önde gelen şirketleri, artık risk sermayesi yatırımcıları gibi düşünmeye adapte olmak zorunda kalıyor.
Fransız savunma teknolojisi grubu Thales, deniz robotik ve navigasyon şirketi Exail Technologies’i 3,9 milyar avro değer biçilen bir anlaşma ile satın almayı planlıyor.
Thales, anlaşmayı kazanmak için bir diğer Fransız grubu Safran’ı geride bıraktı.
Aynı gün, Lockheed Martin, Thales dahil rakiplerini geride bırakarak, özel sermaye şirketi Advent’ten deniz teknolojisi grubu Ultra Maritime’i 3,45 milyar dolara satın aldı.
Bu teklif savaşları, büyük savunma holdinglerinin hem birleşme ve satın almalar yoluyla hem de büyük ölçekli sermaye artırımı yatırımlarıyla savunma teknolojisi portföylerini güçlendirme konusundaki artan istekliliğini ortaya koyuyor.
Etkinlik organizatörlerine göre, bu yoğun faaliyet, Farnborough’da finans sektöründen rekor düzeyde katılımla da kendini gösterdi.
350 kuruluştan yatırımcılar, bankacılar ve fon temsilcileri dahil olmak üzere 650’den fazla kişi etkinliğe katıldı.
Bu ayın başlarında, Alman drone üreticisi Quantum Systems, Airbus da dahil olmak üzere yatırımcıların desteğiyle yaklaşık 8 milyar dolarlık bir değerlemeyle 1,2 milyar dolarlık yeni fon topladı.
İngiliz deniz savunma şirketi Kraken Technology ise 9 Temmuz’da, Rheinmetall da dahil olmak üzere yatırımcıların desteğiyle 1 milyar dolarlık “unicorn” değerlemesinde 175 milyon dolarlık bir fon topladığını duyurdu.
Avrupa’nın önde gelen bir savunma şirketinden bir yönetici ve bir havacılık danışmanı, yatırımcıların şirketlere çoğunlukla savunma teknolojileri ve savaşın geleceği hakkında sorular yönelttiğini belirtti.
Bu sorular, hava ve deniz insansız hava araçları ile karşı önlemlerin giderek daha önemli bir rol oynadığı, Ukrayna’da devam eden savaş ve ABD’nin İran’la çatışmasından çıkarılan derslere dayanıyordu.
Önde gelen savunma şirketleri, potansiyel olarak kârlı teknolojilere erken aşamada erişim sağlamak amacıyla hem araştırma ve geliştirme faaliyetlerine hem de risk sermayesi fonlarına yaptıkları yatırımları artırdı.
Vertical Research Partners’ın analizine göre, büyük sivil faaliyetleri nedeniyle Airbus ve Boeing hariç tutulduğunda, dünyanın en büyük silah üreticilerinden 13’ünün 2021’den 2026’ya kadar iç Ar-Ge harcamalarını yüzde 25’in üzerinde artırarak 11,6 milyar dolara çıkardığı tahmin ediliyor.
İngiltere merkezli BAE, geçtiğimiz günlerde Avrupa’nın en tanınmış savunma sektörü girişim destekçilerinden Lakestar ve Expeditions’ın yönettiği iki fona 50 milyon avro tutarında yatırım taahhüdünde bulundu.
Benzer şekilde, ciro açısından dünyanın en büyük silah üreticisi olan Lockheed, geçen hafta Birleşik Krallık ve Avrupa’daki savunma teknolojisi girişimlerine en az 100 milyon dolar yatırım yapacağını açıkladı.
Bu adım, şirketin girişim yatırım kolunu 400 milyon dolardan 1 milyar dolara çıkarma planlarının ardından geldi.
Lockheed’in operasyon direktörü Frank St John, FT’ye verdiği demeçte, şirketin savunma teknolojisi alanında “Avrupa’da henüz keşfedilmemiş bir potansiyel” gördüğünü belirterek, “bu bahçeyi sulayıp neyin filizleneceğini görmek” istediklerini ekledi.
St John, fon kapsamında ABD’li grubun, startup’ları yeni projeler üzerinde çalışan mühendisleriyle eşleştirerek “bu teknolojileri kendi ürün yelpazesine nasıl entegre edebileceğini” değerlendirdiğini söyledi.
Almanya merkezli Airbus’ın savunma ve uzay iş kolu, geçen hafta hem sivil hem de askeri kullanım amaçlı teknolojileri hedefleyen yeni bir fonun ana yatırımcısı olduğunu açıkladı.
Hedef büyüklüğü 500 milyon avro olan E2D fonu, hava, deniz ve uzay alanlarındaki yatırımları hedefleyecek.
Avrupalı havacılık ve savunma grubu, Ukrayna merkezli SkyFall ve Estonyalı füze üreticisi Frankenburg Technologies dahil olmak üzere birçok savunma teknolojisi girişimi ile ortaklıklar kurdu.
Airbus Defence and Space’in savunma dijital ve siber satış müdürü Andreas Reinecke, Ukrayna dahil olmak üzere son dönemdeki çatışmaların modern savaşta teknolojik değişimin hızını ortaya koyduğunu belirtti.
Reinecke, bu nedenle Airbus için hızlı değişimlere ayak uydurabilmek amacıyla daha küçük ve daha çevik oyuncularla “işlevsel bir ortaklık sistemi” kurmanın “hayati önem taşıdığını” söyledi.
Diplomasi
Hindistan gemi saldırısı sonrası Ukrayna elçisini çağırdı

Hindistan Dışişleri Bakanlığı, Karadeniz’de MV OMORFI adlı ticari gemiye düzenlenen ve bir Hindistan vatandaşının ölümüyle sonuçlanan saldırının ardından Ukrayna’nın Yeni Delhi Büyükelçisi Oleksandr Polişçuk’u bakanlığa çağırdı. Saldırıyı kınayan bakanlık, sivil denizcilerin hayatını tehlikeye atan bu tür eylemlerin kabul edilemez olduğunu duyurdu.
Hindistan Dışişleri Bakanlığı, Hint denizcilerin bulunduğu bir ticari gemiye düzenlenen saldırının ardından Ukrayna’nın Yeni Delhi Büyükelçisi Oleksandr Polişçuk’u bakanlığa çağırdı. Konuya ilişkin açıklama bakanlığın basın servisi tarafından yapıldı.
Dışişleri Bakanlığının açıklamasında, “Ukrayna’nın Hindistan Büyükelçisi Oleksandr Polişçuk, bir Hindistan vatandaşının trajik şekilde hayatını kaybettiği ticari gemi MV OMORFI’ye yönelik saldırı nedeniyle bugün Dışişleri Bakanlığına çağrıldı” ifadeleri yer aldı.
Hindistan Dışişleri Bakanlığı verilerine göre, MV OMORFI gemisinde üçü Hindistan vatandaşı olmak üzere toplam 10 mürettebat yer alıyordu. Saldırıda Hint denizcilerden biri hayatını kaybederken, diğer iki vatandaşın güvende olduğu açıklandı.
Olaydan dolayı duyduğu derin kaygıyı dile getiren bakanlık, bu tür vakaları kınadığını duyurdu.
Açıklamada, yaşanan olayların seyir güvenliğini, seyrüsefer serbestisini ve uluslararası ticareti olumsuz etkilediği kaydedildi.
Ukraynalı büyükelçiye, Hindistan’ın ticari gemilere yönelik saldırılara ilişkin duyduğu kaygıyı Kiev yönetimine iletmesi talimatı verildi.
Bakanlık açıklamasında ayrıca, “Dışişleri Bakanlığı, masum sivil denizcilerin hayatını tehlikeye atan bu tür eylemlerin kabul edilemez olduğunu ve engellenmesi gerektiğini bir kez daha vurguladı” ifadelerine yer verildi.
Indian Express gazetesi, diplomatın bakanlığa çağrılması kararının, Yeni Delhi yönetiminin Karadeniz’deki çatışma bölgesinde yer alan vatandaşlarının güvenliğine dair duyduğu endişelerin gölgesinde alındığını yazdı.
Hindistan yönetimi daha önce de vatandaşlarına Karadeniz’deki gemilerde çalışma risklerini değerlendirmeleri yönünde çağrıda bulunmuştu.
Diplomasi
Dünyadaki 1,8 katrilyon dolarlık zenginlik nasıl dağılıyor?

Küresel iktisadi bilanço tutarı, 2024’teki 1,7 katrilyon dolardan 2025’te yaklaşık 1,8 katrilyon dolara (1.800 trilyon dolar) ulaştı.
McKinsey’in yayınladığı rapora göre dünya hiç olmadığı kadar zengin. Fakat bu zenginlik, gerçek üretimden ziyade, kağıt varlıkların giderek daha da abartılı değerlemelerine dayanıyor. Rapora göre bu çelişkinin nasıl çözüleceği, dünyanın önde gelen ekonomilerinin geleceğini belirleyecek.
Rapora göre birkaç varlık sınıfı, “temel” ekonomiyle arasındaki dengesizliği daha da artırdı ve bu durum, enflasyon, varlık değerleme kayıpları veya en iyi senaryoda verimlilik artışı yoluyla düzeltmelerin yaşanma olasılığını artırdı.
Gerçek üretim yaratan sermaye stokundaki artışın aksine, yüksek değerlemelere dayanma eğilimi, ya varlık fiyatlarındaki düşüş ya da uzun süreli enflasyon yoluyla acı verici bir düzeltme riskini körüklüyor.
Bununla birlikte, yapay zeka kaynaklı bir verimlilik patlamasının da yardımıyla dünyanın esasen yüksek varlık değerlemelerine doğru büyüdüğü daha iyimser bir senaryo da mevcut.
Araştırmacıların bulgularına göre, küresel hanehalkı serveti 570 trilyon dolara ulaştı; bu rakam 2025’e kıyasla 40 trilyon dolarlık bir artışa tekabül ediyor.
Fakat bu artışın yalnızca %20’si gerçek sermaye birikiminden, yani makine ve teçhizat, konut ve binalar, altyapı ve fikri mülkiyete yapılan net yeni yatırımlardan kaynaklandı.
Geri kalan kısım ise enflasyon ile mevcut varlıkların piyasa değerlerindeki artışın birleşiminden kaynaklanıyor.
Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada’da servet artışının temel itici gücü hisse senedi değerleriydi. Çin, Fransa ve Almanya’da ise gayrimenkul fiyatlarındaki düşüşün etkisiyle kağıt üzerindeki servet azaldı. Birleşik Krallık ve Japonya’da ise enflasyon, varlık değerlerini yukarı çekti.
Bu, uzun süredir devam eden bir eğilimin daha aşırı bir versiyonu: 2000’den 2024’e kadar, küresel servet artışının %30’u net yatırımlardan kaynaklanmıştı.
En alt kademeden başlayarak ele alındığında, reel varlıklar arasında hanehalkları, hükümetler ve şirketler tarafından sahip olunan gayrimenkul, altyapı, makine ve ekipman ile fikri mülkiyet yer alıyor. Bunların toplam değeri 620 trilyon dolar ve sektörler genelinde küresel net varlığı oluşturuyor.
Finans sektörü dışında tutulan finansal varlıklar arasında hisse senetleri, tahviller, krediler, döviz ve mevduatlar ile emeklilik fonları gibi varlıklar yer alıyor. Her finansal varlığın karşılık gelen bir yükümlülüğü vardır ve bunlar küresel düzeyde birbirini dengeler.
Bu “finansal katman”, serveti varlık sahipliğinden ayırma işlevi görür ve gerçek varlıkların toplam değerine yakındı.
Finans sektörü ise bu finansal varlık ve yükümlülükler arasında aracılık yapıyor. 550 trilyon dolarlık büyüklüğüyle, finans sektörü reel varlıkların değerinin yüzde 90’ına ulaşmış.
Servet, nihai olarak bilançolardaki dengeleyici kalem ve toplam varlıklar ile yükümlülüklerin farkına eşit. Bu, 2025 yılında 600 trilyon dolar seviyesindeydi.
2025 yılında, bilançoların küresel ekonomiden giderek daha fazla kopması, dünyanın en büyük iki ekonomisi tarafından yönlendirildi.
2000 yılından bu yana kârların GSYİH’deki payının iki katına çıkmasıyla birlikte, ABD’deki hisse senedi değerleri şirketlerin net varlıklarının 2,4 katına yükseldi.
Çin’deki kurumsal borç, küresel ortalamanın yüzde 50’sine karşılık, reel varlıkların yüzde 80’ine ulaştı.
ABD’de kamu borcu tüm zamanların en yüksek seviyelerine yakın seyrediyor ve en hızlı artış Çin’de yaşandı.
Küresel ölçekte, kurumsal ve hanehalkı borçlarının ve gayrimenkul varlıklarının büyük bir kısmı, GSYİH’ye oranla 25 yıllık ortalamalara yaklaştı.
Enflasyon bu normalleşmeye katkıda bulundu; ancak değerler hâlâ 2000 öncesi seviyelerin oldukça üzerinde seyrediyor. Yatırımların yatay seyretmesi karşısında, üretken varlıkların GSYİH’ye oranı sabit kaldı.
McKinsey Global Institute’un ortağı Jan Mischke, Axios’a verdiği demeçte, “Artık bu gezegendeki her varlığın finansallaştığını söyleyebiliriz,” diyor.
Bu yüksek varlık değerlemelerinin kendiliğinden çözülmesi için birkaç makul yol var. Bunlardan biri, basitçe “idare etme” yaklaşımı: Düşük büyüme, düşük faiz oranlarına yol açar; bu da yüksek değerlemelerin devam edeceği anlamına gelir. 2010’lu yıllarda büyük ekonomilerde yaşananlar aşağı yukarı buydu.
Fakat daha dramatik olasılıklar da söz konusu; bunlardan bazıları olumlu, bazıları ise ürkütücü.
Küresel ekonomi için en iyi senaryo, yapay zeka ya da başka kaynaklardan kaynaklanan verimliliğin bir sıçrama göstererek GSYİH’da bir patlama yaratması ve bu durumun hisse senetleri ile diğer varlık türlerinin yüksek değerlemelerini haklı çıkarması. 1990’ların sonlarında yaşanan da esasen buydu.
Daha karamsar bir olasılık ise, enflasyondaki sürekli artışın varlıkların reel değerini aşındırması, varlıkların tarihsel normlara geri dönmesine neden olması ve insanların reel anlamda daha yoksul kalması. Bu durum, tartışmalı da olsa, 2021-2022 yıllarında yaşandı.
En endişe verici olasılık ise, 2002 ve 2008 yıllarında görülen türden bir küresel varlık fiyatları sıfırlaması yaşanması.
Mischke, “Aşırı abartılmış senaryoların, üretkenlikteki hızlanma gibi olumlu şekiller de dahil olmak üzere, ortalamaya geri dönme eğilimi vardır. Fakat ara sıra büyük bir borç krizi ya da piyasa çöküşü de yaşanır,” diyor.
Raporun yazarlarından Arvind Govindarajan ise, “ABD’de bizim için asıl soru şu: Verimlilik ve GSYİH daha yüksek olacak mı –bu durumda bir verimlilik artışı yaşanır– yoksa enflasyonist bir senaryoya mı düşeceğiz?” diye soruyor.
Rapora göre 2026 yılına girerken büyük ekonomiler farklı yol haritaları izledi. ABD bir “verimlilik ivmesi” senaryosu içindeydi fakat yüksek kamu borcu ve hisse senetleri, “sürekli enflasyon” ya da “bilanço sıfırlaması” olasılığını gündeme getiriyor.
Avrupa ise, durgun talebin büyümeyi ve faiz oranlarını aşağı çekmesiyle “uzun vadeli durgunluk” yönüne doğru kaydı.
Çin’de ise gayrimenkul değerlerindeki düşüşün ortasında bilançolarda kısmi bir sıfırlama yaşanmış olsa da, kamu harcamaları ve kurumsal yatırımlar bilanço büyümesini desteklemeye devam etti.
Diplomasi2 hafta önceFT: Çin’e bağımlılığı azaltmanın Batı’ya maliyeti 23 trilyon doları aşabilir
Görüş2 hafta önceNATO 2.9: Atlantik cephesinin çok kutuplu paradoksu
Avrupa2 hafta önceİngiltere çelik üreticisi British Steel’i kamulaştırdı
Ortadoğu2 hafta önceİran Dışişleri: Hakan Fidan’ın karşılaştırması hayret verici ve yanlıştır
Rusya2 hafta önceRus bankalarından Türkiye’deki ödemelere blokaj
Amerika2 hafta önceLindsey Graham’a muhtaç olan sistem
Asya2 hafta önceDeepSeek, önümüzdeki yıl halka arz planlıyor
Asya2 hafta önceÇin küresel kaz ciğeri üretiminin yeni merkezi oldu








