Diplomasi
Türkiye ile AB arasında yeni enerji kontratlarında Rus gazı pazarlığı

Avrupa Birliği, Türkiye üzerinden üye ülkelere yapılacak yeni kontratlı gaz sevkiyatlarında Rus menşeili ürün kullanılmamasını talep ediyor. Almanya Ekonomi Bakanı Katherina Reiche, Ankara’nın AB’nin hassasiyetini anladığını ancak Rus kaynaklarının ikamesinin bir gecede mümkün olmadığını belirttiğini aktardı.
Avrupa Birliği (AB), yeni sözleşmeler kapsamında Türkiye üzerinden üye ülkelere sevk edilecek doğalgazın Rus menşeili olmaması konusunda ısrarcı davranıyor.
Almanya Ekonomi Bakanı Katherina Reiche, Ankara’ya gerçekleştirdiği resmi ziyaretin ardından yaptığı açıklamada, “Türkiye, AB’nin Rusya kaynaklı hammadde tedarikini sonlandırmaya büyük önem verdiğini anlıyor ve bu durumu kabul ediyor” ifadesini kullandı.
Reiche, Türk yetkililerin ise Rusya’dan yapılan tedarikin ikame edilmesinin hem ekonomik açıdan hem de mevcut kaynaklar bakımından bir gecede mümkün olamayacağını net bir şekilde dile getirdiklerini aktardı.
AB’de 17 Haziran tarihi itibarıyla, bir yıldan uzun süre önce imzalanmış kısa vadeli sözleşmeler kapsamında Rusya’dan boru hattıyla yapılan doğalgaz ithalatına yönelik yasak yürürlüğe girdi.
Söz konusu düzenleme, AB Konseyi ve Avrupa Parlamentosu tarafından geçen yılın sonunda kabul edilmişti. Ocak 2025’te ise AB ülkeleri, Rus gazından 2027 yılına kadar tamamen vazgeçilmesi yönünde oy kullandı. Bu karar uyarınca üye ülkeler, sevkiyata izin vermeden önce gazın nerede üretildiğini denetlemekle yükümlü olacak.
Diğer taraftan, Kuzey Akım 2 boru hattının işletmecisi olan İsviçre merkezli Nord Stream 2 AG şirketi, Rus gazı ithalatı yasağına ilişkin düzenlemeye karşı hukuki mücadele başlatarak dava açtı.
Türkiye ise mevcut kontratların süresinin dolmak üzere olması nedeniyle Rus enerji şirketi Gazprom ile 2026 sonrası döneme yönelik doğalgaz tedariki için müzakerelerini sürdürüyor.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, tarafların olası sevkiyat hacimleri ve yeni anlaşmaların süreleri konusunda henüz mutabakata varmadığını açıklamıştı.
Ankara, Aralık 2025’te TürkAkım ve Mavi Akım boru hatları üzerinden gaz tedariki sağlayan Gazprom ile iki sözleşmesini bir yıllığına uzatmıştı.
Türkiye, gaz dengesinde Rusya’nın payını azaltmayı hedefliyor. Rusya’nın Türkiye’nin gaz ithalatındaki payı yüzde 40’ın altına gerilemiş durumda.
Ankara, “enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi” politikası çerçevesinde Rus gazının yerini ABD ve Orta Asya’dan gelecek kaynaklarla doldurmayı planlıyor.
Bakan Bayraktar, daha önce yaptığı açıklamada, ABD’nin Rus enerji kaynaklarından vazgeçilmesi yönündeki çağrılarına rağmen Türkiye’nin Rusya’dan doğalgaz alımına devam edeceğini belirtmişti.
Bayraktar, “Vatandaşlarımıza gaz olmadığını söyleyemeyiz. Rusya ile anlaşmalarımız var. Kış mevsimine yaklaşıyoruz. Rusya, Azerbaycan ve Türkmenistan’dan gaz almaya ihtiyacımız var” değerlendirmesinde bulunmuştu.
Diplomasi
Çin misilleme olarak Pentagon’la bağlantılı Amerikan şirketlerini hedef aldı

Çin, Washington’ın bu ay bazı Çinli şirketleri kısıtlama kapsamına almasına misilleme olarak, ABD ordusuyla bağlantılı olduğunu söylediği MP Materials ve USA Rare Earth’ün yanı sıra sekiz ABD’li kuruluşu daha ihracat kontrol listesine ekledi.
Kritik görev uygulamaları için motor üreten Aveox da listeye alınan şirketler arasında yer aldı. Listeye dahil edilmek, Çin’in bu şirketlere çift kullanımlı ürün ihracatını durduruyor.
Pentagon destekli MP Materials, ABD’de faaliyette olan tek nadir toprak elementi madenini işletiyor. USA Rare Earth ise MP Materials ile birlikte madenden mıknatısa uzanan tedarik zincirinde yer alıyor.
Üç ABD’li şirket, mesai saatleri dışında yorum talebine yanıt vermedi.
Çin Ticaret Bakanlığı pazartesi günü yaptığı açıklamada, söz konusu tedbirlerin “ABD hükümetinin kötü niyetli uygulamalarına” yanıt olarak alındığını; ulusal güvenlik ve çıkarları korumanın yanı sıra silahların yayılmasının önlenmesi gibi uluslararası yükümlülükleri yerine getirmeyi amaçladığını bildirdi.
Bakanlık, “Herhangi bir ülke veya bölgedeki kuruluş ve bireylerin, Çin menşeli çift kullanımlı ürünleri bu kuruluşlara devretmesi veya tedarik etmesi yasaktır” dedi ve ihracat faaliyetlerinin derhal durdurulması gerektiğini ekledi.
Bu adım, adı geçen şirketlere yönelik çift kullanımlı ürün ihracatına fiilen tam yasak anlamına geliyor. Daha önceki kurallar yalnızca ihracat lisansı alınmasını gerektiriyordu; yeni düzenleme ise şartları daha da sıkılaştırıyor.
Ancak analistler, Çin’in bu hamlesinin, Pentagon’un Çin ordusuna destek verdiğine inandığı Çinli teknoloji şirketlerini içeren 1260H listesine büyük ölçüde sembolik bir yanıt yani misilleme olduğunu söyledi. Liste bu ay güncellenerek e-ticaret devi Alibaba, internet arama sağlayıcısı Baidu ve otomobil üreticileri BYD ile NIO’yu da kapsayacak şekilde genişletildi.
Jeopolitik danışmanlık firması Asia Group’un Büyük Çin bölgesi ortağı George Chen, “Şirketlerin çoğu ABD savunma sanayii oyuncuları ya da ABD hükümetiyle yakın bağlantıları var… Bu şirketler zaten Çin’de iş yapmayacak, dolayısıyla etkisi oldukça sembolik olacak” dedi.
Chen, “Pekin’in bugünkü hamlesi, Savaş Bakanlığı’nın 1260H listesine orantılı bir yanıt niteliğinde” ifadelerini kullandı.
Ayrı bir bildirimde Çin Maliye Bakanlığı, 46 ABD şirketine karşı tedbir alma kararı verdiğini açıkladı. Çinli alıcıların artık bu şirketler tarafından üretilen herhangi bir ürünü tedarik etmesi yasaklandı. Ancak Çin’de faaliyet gösteren ABD sermayeli işletmeler bunu yapmaya devam edebilecek.
Diplomasi
ABD ve İran görüşmeleri sonrası Avrupa’da doğalgaz fiyatları yükseldi

Avrupa’da doğalgaz fiyatları, ABD ile İran arasında İsviçre’de başlayan görüşmelerin ilk aşamasındaki belirsizliklerin etkisiyle yükseldi. Hollanda’daki TTF merkezinde işlem gören temmuz vadeli kontratın fiyatı gün içinde yüzde 3,94 artış kaydetti. Daha sonra arabulucuların görüşmelerde ilerleme sağlandığını açıklamasıyla yükselişin hızı yavaşladı.
Avrupa’da doğalgaz fiyatları, ABD ile İran arasında başlayan görüşmelerin ilk aşamasındaki gergin gelişmelerin ardından 22 Haziran Pazartesi günü yükseldi.
ICE verilerine göre Hollanda’daki TTF merkezinde işlem gören temmuz vadeli doğalgaz kontratının fiyatı gün içinde yüzde 3,94 artarak megavatsaat başına 43,75 avroya ulaştı. Bu seviye, mevcut kur üzerinden bin metreküp başına 526,6 dolara karşılık geldi.
Fiyatlardaki yükseliş, ABD ile İran arasındaki görüşmelerin gergin başlamasının ardından yaşandı. Görüşmeler, İsrail’in Lübnan’a yönelik bir dizi saldırısı nedeniyle önce ertelendi.
Ardından Tahran, Hürmüz Boğazı’nı kapatma niyetinde olmadığını açıkladı. ABD Başkanı Donald Trump ise İran’a yönelik saldırıların yeniden başlayabileceği uyarısında bulundu. Bunun üzerine İran heyeti İsviçre’deki görüşme alanını terk etti.
El-Meyadin kanalının aktardığına göre İran, Trump’ın özür dilemesini talep etti. Trump’ın İranlı müzakerecilere, Hürmüz Boğazı’nın kapatılması halinde “ülkeniz kalmayacak” dediği belirtildi.
22 Haziran’da Moskova saatiyle 11.40 itibarıyla fiyat artışı yüzde 1,6 seviyesine geriledi. Arabulucuların görüşmelerde “umut verici ilerleme” sağlandığını bildirmesi bu yavaşlamada etkili oldu.
Bloomberg’in haberine göre savaşın aylar boyunca Hürmüz Boğazı’ndaki taşımacılığı neredeyse durma noktasına getirmesi, küresel sıvılaştırılmış doğalgaz arzının yaklaşık beşte birini etkiledi ve depolarını doldurmaya çalışan Avrupa üzerindeki baskıyı artırdı. Bu durum Avrupa’nın diğer alıcılarla rekabetini de güçlendirdi.
ING Groep NV stratejistleri Warren Patterson ve Eva Manthey yayımladıkları değerlendirmede, “Gaz depolama sezonunda ilerledikçe ve 2026-2027 kışına yaklaştıkça Avrupa gaz piyasası Ortadoğu’daki gelişmelere karşı daha hassas hale gelecek” ifadelerini kullandı.
Analistler, bölgedeki son gerginliğin daha kalıcı bir anlaşmaya ulaşmanın zor olacağını gösterdiğini belirtti. Ayrıca 60 günlük ateşkes döneminde çatışmaların yeniden başlaması riskinin de yüksek olduğunu değerlendirdi.
Piyasalar, Katar’daki gelişmeleri de yakından izledi. Bu gelişmeler, ABD ile İran arasındaki ateşkesin ardından üretimin artırıldığı dönemde bölgenin enerji altyapısına yönelik risklere işaret etti.
Katar’ın Ras Laffan’daki tesislerinde faaliyet gösteren QatarEnergy, 21 Haziran’da Barzan gaz dağıtım noktasında üretimin devreye alınması sırasında “patlama ve yangına yol açan bir olay” meydana geldiğini açıkladı.
Olayın LNG üretimini etkileyip etkilemeyeceği ise henüz netlik kazanmadı.
Fiyatlara destek veren bir diğer unsur da Avrupa’yı etkisi altına alan sıcak hava dalgası oldu. Birçok ülkede klima kullanımına bağlı olarak kısa vadeli enerji talebinin artması bekleniyor.
İran ile ABD, 18 Haziran’da bir mutabakat zaptı imzaladı. İki ülke 22 Haziran’da İsviçre’de yeniden bir araya gelerek nihai anlaşmaya 60 gün içinde ulaşılmasını öngören yol haritasını onayladı.
Taraflar ayrıca Lübnan’daki çatışmaların sona erdirilmesine yönelik bir mekanizma üzerinde uzlaştı ve ticari gemilerin Hürmüz Boğazı’ndan güvenli geçişini sağlamak amacıyla doğrudan iletişim hattı kurulmasını kararlaştırdı.
Diplomasi
AB Enstitüsü uyardı: Avrupa Rusya’ya karşı askeri yükü üstlenmeli

Avrupa Birliği Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü tarafından hazırlanan raporda, Rusya’nın askeri gücünü hızla artırdığı belirtilerek Avrupa ülkelerine NATO içindeki sorumluluklarını artırma ve savunmada ABD’ye olan bağımlılığı azaltma çağrısı yapıldı. Raporda, Rusya’nın 2027 yılına kadar ittifak üyeleri için ciddi bir tehdit haline gelebileceğine dikkat çekildi.
Avrupa Birliği Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü (EUISS) tarafından yayımlanan “Avrupa’yı Korumak, Rusya’yı Caydırmak” başlıklı raporda, Avrupa ülkelerinin askeri alanda daha yakın işbirliği yapması ve NATO içinde daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiği belirtildi.
Raporda, Avrupa’nın ABD’den gelecek askeri desteğin azalma ihtimaline karşı hazırlıklı olması ve kendi güvenliği için daha fazla yükümlülük alması gerektiği vurgulandı.
Rusya’nın ordusunu, silah üretimini ve askeri altyapısını aktif bir şekilde güçlendirdiğine işaret edilen raporda, Moskova’nın 2027 yılına kadar NATO ülkeleri için ciddi bir tehdit oluşturabileceği kaydedildi.
Yazarlara göre, Avrupa artık ABD’nin önceki düzeydeki askeri desteğine güvenemez. Bu nedenle AB’nin daha bağımsız bir savunma sistemi kurması gerektiği ifade edilen raporda; savunma harcamalarının artırılması, silah ve mühimmat üretiminin genişletilmesi, ortak alımların etkinleştirilmesi, askeri sanayinin geliştirilmesi ve Avrupa ülkelerinin orduları arasındaki etkileşimin güçlendirilmesi önerildi.
Raporda, “NATO’nun Avrupalılaştırılması” kavramına özel bir önem atfedildi. Uzmanlar, Avrupa ülkelerinin şu anda büyük ölçüde ABD tarafından yürütülen görevlerin önemli bir kısmını kademeli olarak devralması gerektiğini savunuyor.
Bu kapsamda sadece silah tedariki değil; askeri komuta, planlama, istihbarat ve operasyon yönetimi gibi alanlarda da sorumluluk alınması gerektiği aktarılırken NATO’nun Avrupa’nın kolektif savunmasındaki kilit rolünü koruması gerektiği vurgulandı.
Ayrıca raporda, kritik altyapıların korunmasının güçlendirilmesi, siber saldırılara ve diğer hibrit tehditlere karşı dayanıklılığın artırılması ile AB ülkelerinin güvenlik alanındaki işbirliğinin geliştirilmesi çağrısı yapıldı.
Son aylarda Avrupa Birliği genelinde, savunmanın güçlendirilmesi ve güvenlik alanında ABD’ye olan bağımlılığın azaltılması konuları daha sık tartışılıyor.
Nisan ayında Financial Times gazetesinin kaynaklara dayandırdığı haberde, Avrupa’nın yeniden silahlanma programı konusunda AB ile NATO arasında görüş ayrılıkları yaşandığı aktarılmıştı.
Brüksel’in Avrupa savunma sanayisinin geliştirilmesini ve askeri malzemelerin Avrupalı üreticilerden alınmasını savunduğu, buna karşılık NATO’nun savunma politikasının transatlantik niteliğini koruması ve Amerikan askeri sanayisinin katılımını sınırlandırmaması gerektiğini düşündüğü belirtilmişti.
Eski Genel Sekreter Rasmussen’den sistemin yeniden düşünülmesi çağrısı
Eski NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen de daha sonra yaptığı açıklamada, Avrupa Birliğinin mevcut güvenlik sistemini kökten yeniden düşünmesi gerektiğini ifade etti.
Rasmussen, bu sistemin Rusya’nın Batı’nın ortağı olarak görüldüğü ve ABD’nin Avrupa’nın kesin müttefiki olduğu eski dünya düzeni koşullarında kurulduğunu belirtti. Rasmussen, mevcut koşullarda AB’nin güvenlik alanında daha hızlı kararlar alması ve kurumlarını yeni tehditlere uyarlaması gerektiğini kaydetti.
Haziran ayında ise NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Avrupa Birliği ülkelerinde Rusya ile diyaloğun yeniden başlatılması ihtimalinin tartışıldığını bildirmiş, ancak ittifak düzeyinde bu konunun henüz gündemde olmadığını vurgulamıştı.
Rusya ise AB ve NATO’nun askeri kapasitelerini artırma yönündeki adımlarını defalarca eleştirdi.
Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Aleksandr Gruşko, Avrupa Birliği ve Kuzey Atlantik İttifakı’nın 2030 yılına doğru Rusya ile olası bir askeri çatışmaya hazırlandığını ve Moskova’ya karşı stratejik bir yenilgi yaşatmayı amaçladığını beyan etti.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de daha önce yaptığı açıklamalarda, Moskova’nın NATO ülkeleriyle bir savaş yürütmekte çıkarı olmadığını ve bu ülkelere karşı herhangi bir toprak talebi bulunmadığını dile getirmişti.
Amerika5 gün öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 3
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Asya6 gün önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Dünya Basını2 hafta önceİran’ın Yeni Büyük Stratejisi
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Asya2 hafta önceKuzey Kore, yaptırımlara rağmen özel tüketim, inşaat ve teknoloji hamlesi yapıyor
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı







