Avrupa
Almanya, Fransız Ulusal Birlik partisi ile temasa geçti

Almanya, sağcı Fransız partisi Ulusal Birlik (RN) ile, önümüzdeki nisan ayında yapılacak Fransa cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanması durumunda işbirliği fırsatlarını yoklamaya başladı.
German Foreign Policy’nin bildirdiği üzere, RN Başkanı Jordan Bardella şubat ayında Almanya’nın Fransa büyükelçisiyle bir araya geldi.
Bu, RN’den bir politikacının ilk kez böyle bir görüşme gerçekleştirmesi anlamına geliyor.
Bardella geçen hafta, önde gelen bir Alman gazetesine verdiği röportajda, seçim zaferinin ardından mümkün olan her alanda, örneğin mülteci kontrolü konusunda, Alman hükümetiyle yakın işbirliği içinde olmayı planladığını açıkladı ve Almanya’nın sınır kontrollerini övdü.
Cumhurbaşkanlığı seçim anketlerinde önde giden Bardella, aşırı sağcı milyarder Vincent Bolloré’nin medya imparatorluğunun desteğini alıyor ve milyarderin yakın bir ortağı olan Pierre-Édouard Stérin’den ekonomik danışmanlık alıyor.
RN liderliği şu anda Airbus, TotalEnergies ve Renault’nun başkanları ile lüks ürünler devi LVMH’nin başkanı ve Amerika dışındaki en zengin kişi olan Bernard Arnault da dahil olmak üzere önde gelen Fransız iş adamlarıyla görüşüyor.
Fakat Bardella, AB’deki Alman hakimiyetine meydan okumak istiyor.
RN, milyarderlerin desteğini almaya başlıyor
Nisan 2027’deki cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin anketler, bir süredir RN’nin muhtemel adayı Bardella’nın oyların üçte birinden fazlasını alarak ilk turu açık ara kazanacağını ve ikinci turda da zaferi garantileme olasılığının yüksek olduğunu gösteriyor.
Ne var ki, ikinci turda Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 2017-2020 yılları arasında görev yapan ilk başbakanı Édouard Philippe ile karşı karşıya gelmesi durumunda, bu konuda şüpheler devam ediyor.
Yaklaşan seçim kampanyasında Bardella, milyarder Vincent Bolloré’nin medya imparatorluğuna güveniyor.
Bolloré, holdingi Groupe Bolloré’den elde ettiği kârı her türden gazete, dergi, radyo istasyonu ve TV kanalını satın almak için kullandı: Popüler TV kanalı CNews ve köklü Journal du dimanche gibi medya kuruluşlarını kendi sağcı siyasetine yöneltmiş durumda.
Bardella ayrıca, servetini kısmen yatırım fonu Otium Capital’e borçlu olan milyarder Pierre-Édouard Stérin’in desteğine de sahip.
Fonun eski CEO’su François Durvye, nisan ayında görevinden istifa ederek, cumhurbaşkanlığı seçimlerini göz önünde bulundurarak Bardella’ya ekonomik konularda danışmanlık yapmaya başladı.
Bu durum, RN’nin muhtemel adayına önemli bir avantaj ve özel bağlantılar sağlıyor.
RN’nin neoliberalizme açılışı: “Bir CEO olarak çıkarlarımı en iyi temsil eden parti!”
Bardella ve uzun süredir RN lideri olan Marine Le Pen, son aylarda Fransız iş dünyasının önde gelen temsilcileriyle defalarca bir araya geldi.
Savaş uçağı üreticisi Dassault Aviation’ın CEO’su Éric Trappier, Mayıs 2024’te Le Pen ve Bardella ile zaten bir araya gelmişti.
Bunu Aralık 2025’te teknoloji ve savunma grubu Safran’ın yönetim kurulu başkanıyla yapılan bir toplantı ve Ocak 2026’da Airbus Grubu’nun başkanı Guillaume Faury ile yapılan bir başka toplantı izledi.
Nisan ayında Le Pen, TotalEnergies, Renault, Engie, Accor ve Bolloré başkanlarının yanı sıra lüks ürünler grubu LVMH’nin başkanı Bernard Arnault’un da aralarında bulunduğu seçkin bir üst düzey yönetici grubuyla ilk kez bir araya geldi.
Yaklaşık 150 milyar dolarlık servetiyle Arnault, şu anda dünyanın en zengin on birinci kişisi ve Amerikalı olmayan en zengin kişi.
20 Nisan’da Bardella, patron örgütü MEDEF’in yönetim kurulu ve Fransız iş dünyası derneklerinin diğer temsilcileri tarafından kabul edildi.
Bu bağlamda, bir milyarder isimsiz olarak Macron’un ekonomi politikasında başarısız olduğunu, RN’nin ise “neoliberal hale geldiğini” söyledi: “Bugün bir CEO olarak çıkarlarımı en iyi temsil eden parti RN!”
Bardella, şirketler için vergi indirimi ve deregülasyon istiyor: Almanya ile kavga ihtimali
MEDEF liderliği ve ülkenin en güçlü CEO’larından bazılarıyla yaptığı iki toplantının ardından Bardella, Journal du dimanche’ya verdiği röportajda ekonomi politikasının temel hedeflerini özetledi.
Buna göre, bir RN hükümeti bir yandan Fransız şirketleri için vergileri ve her türlü regülasyonu önemli ölçüde azaltacaktır.
Öte yandan Bardella, cumhurbaşkanı olarak ilk yurtdışı gezisini Brüksel’e yapmak istiyor. Ona göre AB, örneğin Yeşil Mutabakat ile, Fransız şirketlerini boğma tehdidi oluşturan aşırı bir regülasyon çerçevesinin kaynağı ve dolayısıyla Fransız ekonomisindeki krizden sorumlu.
Dahası, AB’nin “özellikle de Almanya’nın çıkarlarına hizmet etmek için”, Fransa’yı “ticaret politikasında bir değişkene indirgediğine” inanıyor.
Bardella’ya göre olası bir RN hükümeti, diğer devletlerin uzun süredir yararlandığı “rekabet avantajlarını geri kazanmak” amacıyla Brüksel’de Fransa’nın çıkarlarını temsil edecek.
Bardella, bu çerçeve içinde “farklı bir Avrupa” yaratma niyetini duyuruyor: “Hükümetlerarası işbirliği” ve “ulusal egemenlik” üzerine kurulu bir Avrupa.
Bu, günümüze kadar Avrupa’da hegemonyasını sürdüren Alman sanayisinin, AB içinde mümkün olan en yakın entegrasyona yönelik geleneksel çıkarlarıyla doğrudan çelişiyor.
Alman devletinin RN ile temasları başladı
Bardella, o zamandan beri olası bir RN hükümetinin politikalarını Almanya ile koordine etmek için ilk adımları attı.
Yakın zamanda ortaya çıktığı üzere, Bardella şubat ayında Almanya’nın Fransa Büyükelçisi Stephan Steinlein ile bir araya geldi.
Uzmanların da doğruladığı üzere, bu, bir Alman büyükelçisi ile RN veya onun öncülü olan Ulusal Cephe (FN) partisinin bir temsilcisi arasında gerçekleşen ilk görüşmeydi.
Görüşmenin içeriği hakkında henüz hiçbir şey bilinmiyor. Paris’teki Alman Büyükelçiliği daha fazla ayrıntı vermedi.
Le Monde’a konuşan isimsiz bir Alman hükümeti üyesi, Almanya’nın algıladığının “RN’nin yerleşik bir partiye dönüşümü” olduğunu belirtti: “RN, AfD’den daha az radikal ve sürekli olarak Nasyonal Sosyalizme atıfta bulunmuyor.”
Bardella, aralık ayında ABD’nin Fransa Büyükelçisi Charles Kushner tarafından da kabul edilmişti.
Nisan ayında ise İsrail’in Fransa Büyükelçisi Joshua Zarka, Marine Le Pen’i kabul etmişti.
Almanya’ya ABD’den bağımsızlık tavsiyeleri: F-35 yerine Rafale
Geçen hafta Bardella, Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesine verdiği röportajda, gelecekteki Fransız-Alman ilişkileri hakkındaki görüşlerinin ana hatlarını da ortaya koydu.
Röportaja göre, iki ülke arasındaki yakın bağları “Avrupa uluslarının bağımsızlığını ve stratejik özerkliğini güvence altına almak için vazgeçilmez” olarak görüyor.
Bardella, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ile “bürokrasinin azaltılması konusunda”, “rekabetçi bir Avrupa inşa etme ihtiyacında” ve “göç politikasında” ortak bir zemin gördüğünü belirtti ve Almanya’nın sınır kontrollerini övdü.
En azından göç politikası konusunda, “ulusal hukukun… Avrupa hukukuna üstün gelmesi gerektiğini” savunuyor.
Öte yandan Bardella, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in istifasını istiyor; ona göre von der Leyen, “Avrupa’nın çıkarlarını savunmaktan tamamen aciz.”
Ukrayna’daki savaşın sona ermesinden sonra, tıpkı Charles de Gaulle’ün bir zamanlar yaptığı gibi, Fransa’yı “NATO’nun entegre komuta yapılarının dışına” çıkarmayı planladığını duyuruyor.
Aynı zamanda, Fransız-Alman savunma projelerini destekliyor fakat karşılığında Almanya’nın da “Amerikan F-35’leri yerine Rafale savaş uçakları” gibi Fransız silahlarını satın alması gerektiğini ısrarla savunuyor.
Rafale, Dassault Aviation tarafından üretiliyor. Şirketin CEO’su Éric Trappier, yıllardır RN ile gevşek bağlar kuruyor.
AfD liderinden RN’ye tepki
Bardella’nın açıklamalarının ardından Almanya için Alternatif (AfD) eş başkanlarından Tino Chrupalla tepki gösterdi.
RN liderinin Merz’in göç konusundaki tutumunu övmesine itiraz eden AfD lideri, “Bardella önce cumhurbaşkanı olmalı,” dedi.
Chrupalla, Welt TV kanalına verdiği demeçte, “[Bardella] kendini Friedrich Merz’in kucağına atmak yerine buna odaklanmalı,” diye devam etti.
Chrupalla’ya, RN ve İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin AfD’ye yönelttiği eleştiriler de soruldu. “Yurtdışındaki diğer partilerin ülkemize müdahale etmesinin sorunlu olduğunu düşünüyorum,” diyen Chrupalla, RN ve Meloni’nin “bilgi eksikliği” olduğunu da sözlerine ekledi.
AfD, geçen yıl bir milletvekilinin Nazi Almanyası’nın SS’inin suçlarını küçümseyen açıklamalar yapmasının ardından, RN’nin de ortaklarından biri olduğu Avrupa Parlamentosu’nun aşırı sağcı Kimlik ve Demokrasi (ID) grubundan atılmıştı.
Avrupa
AB, Putin ile kimin görüşeceğine karar veremiyor

ABD, Ukrayna ile Rusya arasındaki görüşmelere arabuluculuk etmeye devam ederken, AB içerisinde masaya kimin oturacağı tartışması sürüyor.
Önümüzdeki hafta Abu Dabi’de ABD’nin arabuluculuğunda gerçekleştirilecek Rusya ile Ukrayna arasındaki görüşmeler, Avrupa’nın katılımı olmadan yapılacak.
Bir ilerleme kaydedileceğine dair beklent şu anda yok ama bu durum, AB’de temsil konusundaki çekişmelerini engellemedi.
İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, dün (5 Kasım) AB’nin “farklı yönlere doğru ilerleyen bir Avrupa izlenimi verdiğini” belirterek yeni bir tartışma konusu ekledi.
Avrupa Konseyi Başkanı António Costa’ya yazdığı mektupta, AB’nin 27 liderinin yıl sonuna kadar bir temsilci arkasında birleşmesi gerektiğini savundu.
Rapporteur’e göre E2, E3, E5 veya CoW (İstekli Ülkeler Koalisyonu) gibi diplomatik formatların oluşturduğu bir “alfabe çorbası”, Ukrayna’nın geleceğine dair görüşmelerde ön plana çıkmak için birbiriyle yarışıyor.
Gelecek yıl seçmenlerin karşısına çıkacak olan Meloni, savaşı sona erdirmek ve kıtanın gelecekteki güvenlik mimarisini belirlemek konusunda Avrupa’nın çıkarlarını temsil etme çabalarında, İngiltere, Fransa ve Almanya’dan oluşan E3 formatının sergilediği iddialı tavra uzun süredir tepki gösteriyor.
Geçen ay İtalyan lider şöyle konuşmuştu:
“Eğer Fransa, Almanya ve Büyük Britanya, o meşhur E3 formatı kapsamında, hepimizin birlikte başarabileceğimizden daha fazlasını tek başlarına başarabileceklerini düşünüyorlarsa, o zaman en azından bunu herkesin adına, tüm tarafların resmi yetkisiyle yapmalılar.”
Bir AB diplomatı, “E3’ten bahsettiğimizde, jeopolitik nüfuzdan, askeri ve mali güçten söz ediyoruz. Bu, İtalya’nın dışlanması anlamına gelmez ama Roma açıkça masada bir koltuğu olması gerektiğini düşünüyor,” dedi.
Meloni, bir başka güçlü askeri güç olan ve Ukrayna ile sınırı paylaşan tek diğer büyük AB ülkesi olan Polonya’nın desteğine sahip.
Fakat mevkidaşı Donald Tusk, üst düzey görüşmelerde yer almak istediği konusunda daha az açık sözlü davrandı.
Tusk perşembe günü Varşova’da gazetecilere yaptığı açıklamada, “Bildiğiniz gibi, birçok farklı formatımız var. AB olarak, İstekli Koalisyon olarak net bir tutumumuz var. Bu süreçlere tam olarak dahilim,” dedi.
Gelgelelim Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski daha da açık sözlü konuştu. “En son istediğimiz şey, Batı Avrupa’nın Doğu Avrupalıları devre dışı bırakarak Rusya ile muhatap olması,” diyen Sikorski, 1930’lara ve ardından 1945’teki Yalta Konferansına atıfta bulundu:
“Doğu Avrupa ve İskandinavya’yı bu görüşmelerin dışında bırakamazsınız. Yaklaşık 120 milyon insanız. Finlandiya Rusya’ya, Norveç Rusya’ya, Baltık ülkeleri Rusya’ya ve Polonya hem Rusya’ya hem de Ukrayna’ya sınır komşusu.”
Berlin ise Almanya, Fransa ve İngiltere’nin Ukrayna’ya verilecek gelecekteki güvenlik garantilerini üstlenecek en güçlü üç askeri güç olduğu göz önüne alındığında, E3 formatının en doğal temsil grubu olduğunu savunuyor.
İtalya gibi Polonya da Varşova ve Roma’nın katılımına olanak tanıyacak E5 formatını destekliyor.
Fakat Sikorski, Putin ile görüşebilecek liderlerden oluşan başka bir kombinasyonu da gündeme getirdi: António Costa, AB dış politika şefi Kaja Kallas ve Birleşik Krallık Başbakanı Andy Burnham.
Sikorski, Costa-Kallas ikilisinin AB antlaşmaları uyarınca bloğu temsil etme konusunda yasal yetkiye sahip olduğunu savundu.
AB’nin en üst düzey diplomatı Kaja Kallas, perşembe günü Lizbon’da gazetecilere yaptığı açıklamada, “Başbakan Meloni ile aynı fikirdeyim; farklı seslerle konuşmamalıyız. Rusya’nın istediği bu konuların Avrupa’nın da kararını gerektirdiğini söylemek için birleşik kalmalıyız,” dedi.
AB’nin tutumundaki bölünmeleri vurgulayan tek kişi Meloni değil. Geçen hafta, Danimarka Başbakanı ve Avrupa Konseyi’nde Meloni’nin yakın müttefiki olan Mette Frederiksen, Finlandiya ve Norveç liderlerinin Putin’e yaptığı çağrıyı sorguladı ve onların gerçekte neyi başarmayı umduklarını sordu.
Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb ve Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre, bu görüşmeyi Kiev ile tam bir koordinasyon içinde gerçekleştirilen yararlı bir adım olarak savundu.
Bir AB yetkilisine göre, ikili, Ukrayna özel temsilcisi atanması konusunu görüşmekten “büyük memnuniyet duyacak.”
Fakat bu yetkili, söz konusu çağrının Stubb ve Støre’yi bu pozisyona getirmek için “bir girişim” olmadığını vurguladı.
Her halükarda, Avrupalılar Ukrayna’ya finansman sağlamak için yeni yollar bulmaya çalışırken, savaşın bu kış sona erme ihtimali pek yok.
Donald Tusk, “Barış görüşmeleri konusunda gerçekçi olmalıyız ve Rusya’nın gerçek niyetleri konusunda çok dikkatli olmalıyız. Kış aylarında Putin’in bir anlaşmaya varmak için daha az motivasyonu olabilir,” dedi.
Avrupa
AB’den vatandaşlara krizin ilk 72 saati için acil durum hazırlığı çağrısı

Avrupa Komisyonu, olası krizlerde devlet yardımı ulaşana kadar vatandaşların ilk 72 saat boyunca temel ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri için acil durum çantası ve temel gıda stoku hazırlamalarını önerdi. Birlik içinde güvenlik hazırlıkları hız kazanırken Moskova yönetimi bu adımların askeri tırmanışı tetikleyeceği uyarısında bulundu.
Avrupa Birliği (AB) vatandaşlarının, acil durumlarda kamu hizmetleri yardım organize edene kadar ilk 72 saat boyunca temel ihtiyaçlarını kendi başlarına karşılamaya hazır olmaları gerektiği bildirildi.
Avrupa Komisyonunun eşitlik, kriz yönetimi ve hazırlıktan sorumlu üyesi Hadja Lahbib, tavsiye niteliğindeki ve bağlayıcılığı bulunmayan yeni rehberi Avrupa Sivil Koruma Forumu kapsamında sundu.
Lahbib, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Bir felaket meydana geldiğinde ilk saatler hayati önem taşıyabilir. Her Avrupalı ne yapacağını, ailesini nasıl koruyacağını ve başkalarına nasıl yardım edeceğini bilmelidir. Hazırlık evlerimizde, okullarımızda ve topluluklarımızda başlar” ifadelerini kullandı.
Brüksel yönetimi yeni tedbirlerin gerekçesini, Avrupa’nın giderek daha sık ve karmaşık krizlerle karşılaşmasıyla açıkladı.
Avrupa Komisyonu, tavsiyeler kapsamında vatandaşların temel ihtiyaç maddeleri stoklamasını ve önceden hazırlanmış acil durum çantaları bulundurmasını önerdi.
Bu önlemlerin, kamu yardımı harekete geçene kadar vatandaşların krizin ilk üç gününde temel gereksinimlerini tek başlarına karşılamalarını sağlamayı amaçladığı belirtildi.
Tavsiyeler çocukların acil durumlara hazırlanması, güvenlik önlemlerinin engelli bireyler için erişilebilir kılınması ve halkın tehditler konusunda daha iyi bilgilendirilmesi olmak üzere üç başlığı daha kapsıyor.
Avrupa Komisyonu ayrıca, AB Sivil Koruma Mekanizmasının 2001’deki kuruluş yıl dönümüne atıfla, 2027 yılından itibaren her yıl 23 Ekim tarihinin “AB Hazırlık Günü” ilan edilmesini önerdi.
Politico’nun Avrupalı diplomatlara ve yetkililere dayandırdığı haberine göre, AB ülkeleri can kayıplarına yol açabilecek kapsamlı bir hibrit saldırı senaryosuna hazırlanıyor.
Haberde, birliğin güvenlik konularında üstleneceği rol ve NATO’nun işlevlerini mükerrer kılıp kılmadığı konusunda AB içinde görüş ayrılıklarının çıktığı aktarıldı.
Aynı habere göre, 27 AB ülkesinin büyükelçileri acil müdahale ekiplerinin konuşlandırılması ve etkilenen ülkeye AB fonlarından kaynak ayrılması başlıklarına odaklanan basına kapalı toplantılar gerçekleştirdi.
Ukrayna’daki çatışmaların 2022’de başlamasının ardından AB ve NATO, Rusya ile olası bir askeri çatışmaya yönelik hazırlıklarını artırdı.
Avrupa Komisyonunun Mart 2025’te sunduğu “Avrupa Savunması Beyaz Kitabı – Hazırlık 2030” belgesinde Rusya, Avrupa güvenliğine yönelik temel tehditlerden biri olarak tanımlandı.
Belge savunma üretiminin artırılmasını, hava ve füze savunmasının, insansız sistemlerin ve askeri hareketliliğin geliştirilmesini öngörüyor.
Estonya, Letonya ve Litvanya ise yüz binlerce sivilin tahliyesini de içeren olası bir Rusya saldırısına karşı eylem planları hazırlamaya başladı.
Bu üç ülke Mayıs 2025’te sivil savunma alanında işbirliği yapma kararı aldı.
Almanya Kara Kuvvetleri Komutanı Christian Freuding de Berlin’in 2029 yılına kadar veya daha erken bir tarihte bir Rus saldırısına hazırlanması gerektiğini dile getirdi.
Diğer taraftan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, eylül ayında yaptığı açıklamada Moskova’nın Avrupa ile savaşa hazırlanmadığını vurgulamıştı.
Putin, Moskova’nın bu tür planları olmadığını, Avrupa ile durumu tırmandırmak için hiçbir gerekçe ve gerçek bir neden bulunmadığını belirtti.
Avrupa ülkelerinin Rusya tehdidine ve savaşa hazırlanma gereğine dair söylemlerini “provokasyon” ve “durumun kasıtlı olarak kışkırtılması” şeklinde nitelendiren Putin, Avrupa’nın bu tutumuna tepki gösterdi.
Kremlin de AB’nin ekonomilerini silahlandırmak için devasa bütçeler harcayarak “askeri-siyasi-ekonomik bir bloğa dönüştüğünü” kaydetti.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, AB ülkelerinin Rusya ile savaş riski açıklamalarının Avrupa’nın silahlanmasına yol açtığını ve bunun nihayetinde “kendi kendini gerçekleştiren bir kehanete” dönüşebileceği uyarısında bulundu.
Lavrov daha önce yaptığı açıklamada ise “Eğer Avrupa Rusya Federasyonu’na saldırırsa, bu tamamen farklı bir savaş olur ve çok kısa sürer” değerlendirmesini yapmıştı.
Avrupa
Polonya: ABD’nin bizi Rus gazına zorlaması “gerçeklikten kopuk”

Polonya enerji bakanı, ABD’nin Avrupa’yı daha fazla Rus gazı satın almaya zorlama girişiminin Kremlin’i güçlendireceği uyarısında bulundu.
Miłosz Motyka, “Eğer birisi Rus gazı satın alarak zaman kazanabileceğini düşünerek kendini kandırıyorsa, bu çok pahalı ve dar görüşlü bir oyun olur,” dedi.
Avrupa’da gaz fiyatlarının Ekim ayında son üç yılın en yüksek seviyesine ulaşmasıyla birlikte, kimi politikacılar Rus gazına geri dönülmesi gerektiğini savunuyor.
Örneğin Almanya için Alternatif (AfD) partisinin lideri Alice Weidel, seçilirse Moskova’dan gaz alacağını söyledi.
Motyka’nın açıklamaları, Wall Street Journal’ın haberine göre, ABD’li temsilcilerin Ukrayna’da kısmi bir ateşkes sağlanması amacıyla bir Amerikan aracı vasıtasıyla Avrupa’ya Rus gazı satılmasını araştırdıkları ortaya çıktıktan sonra geldi.
Polonyalı bakan perşembe günü Varşova’da gazetecilere yaptığı açıklamada, “Bu, önce Avrupa’yı, ardından NATO’yu vuracak ve tüm bunlar Avro-Atlantik ilişkilerini sarsacak bir öneri,” dedi.
Polonya’nın Świnoujście limanında bir adet yüzer LNG terminali bulunuyor ve Gdańsk yakınlarında bir tane daha inşa ediliyor.
Her ikisi de ağırlıklı olarak ABD’den gelen süper soğutulmuş gaz ithal ediyor.
Böyle bir girişimin hem Kremlin’in gelirlerini artıracağını hem de savaşı sona erdiremeyeceğini savunan Motyka, “Avrupa’nın Rus gazına geri dönmesi halinde savaşın durdurulabileceği” iddiasının Moskova’dan gelen bir “serap” olduğunu söyledi.
2026 yılının ilk üç çeyreğinde Avrupa, 16 milyar metreküp (bcm) Rus LNG’si ithal etti. Bu ithalatın 1 Ocak 2027’den itibaren yasa ile yasaklanması öngörülüyor.
Aynı dönemde ABD’den yapılan LNG ithalatı ise 63 bcm’ye ulaştı.
Varşova’daki üst düzey yetkililere göre, Polonya yeni LNG terminallerinin yanı sıra Norveç’e boru hattıyla bağlı olduğundan, topraklarından geçen ve şu anda kapalı olan Rus Yamal boru hattı gereksiz hale geld,.
Motyka, “Enerji şantajına maruz kalmamak için çeşitli kaynaklardan ithalat yapmak istiyoruz,” dedi.
Diplomasi2 hafta önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Asya2 hafta önceMao gafı krize yol açtı: Mbappe özür diledi, Çin’de boykot başladı
Dünya Basını2 hafta önceGünah keçisi olarak Netanyahu
Ortadoğu2 hafta önceYBŞ, Irak ordusuna katılacak
Avrupa2 hafta önceSırbistan seçimleri: Dört sütunlu illüzyonun dağılışı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Dr. Hudson: Trump aynı anda iki petrol cephesinde savaşamaz
Asya2 hafta önceÇin, ticari sırlarını ‘yabancı kuruluşlara’ karşı korumak için yeni kurallar hazırladı
Dünya Basını2 hafta önceEmperyalizmin açmazları: Savaşlar, yalanlar ve çöken refah devleti












