Bizi Takip Edin

Amerika

Biden, Avrupa’yı Çin’e karşı daha ‘sert’ yaklaşıma ikna edemiyor

Yayınlanma

ABD Başkanı Biden, 10 Mart’ta Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’i Beyaz Saray’da ağırlayacak. Beyaz Saray Sözcüsü Karine Jean-Pierre, ana gündemin Ukrayna’ya verilen destek ve Rusya’ya uygulanan yaptırımlar kapsamında “ABD ile AB arasındaki güçlü işbirliği” olduğunu söylese de, kritik gündemlerden birinin Çin’in ‘ortaya koyduğu zorluklar’ olduğu ifade ediliyor.

Politico’ya göre, ABD, Çin’le yüzleşmek için Avrupa’yı silahlarını birleştirmeye ikna etmeye ve cezbetmeye çalışıyor, “ancak Avrupa’nın aklında başka öncelikler var”.

Politico makalesinde, Biden’ın  cuma günü Ursula von der Leyen ile Washington’da yapacağı görüşme öncesinde, ABD’li yetkililerin Avrupa’ya hem Pekin hakkında “acil uyarılar”da bulunduğu hem de ticaret anlaşmazlıklarını “yumuşatma sözü” verdiği kaydediliyor.

Uyarı kısmında, ABD hükümetinin Çin’in Ukrayna savaşında Rusya’yı silahlandırmayı düşündüğüne dair istihbarat paylaştığı belirtiliyor. Almanya Şansölyesi Olaf Scholz gibi bazı Avrupalı ​​liderlerin Çin’e bunu yapmaması için “sert uyarılarda” bulunduğu hatırlatılırken, von der Leyen de dahil olmak üzere diğerlerinin ise ABD’nin iddialarını paylaşma konusunda daha dikkatli davrandığına dikkat çekiliyor.

Taahhütler kısmında ise, ABD’li yetkililerin Avrupalılara, şirketlerinin geçen yıl kabul edilen ABD iklim yasa tasarısından bazı vergi kredileri ve sübvansiyonlara erişim elde edeceğine dair güvence verdiği kaydediliyor.

Ancak Avrupa’nın bu konuda “en iyi ihtimalle kararsız” olduğu ve birçok ülkenin karlı Çin pazarından çekilme konusunda tereddüt ettiği – özellikle güçlü ticari bağlantılara sahip Almanya – ifade ediliyor.

Çin konusunda bölünme yaşanıyor

Bir ileri bir geri hamlelerin, Çin’in büyüyen ekonomik ve askeri gücünün nasıl ele alınacağı konusunda ABD’yle Avrupa ülkeleri arasında “devam eden bölünmeleri ortaya çıkardığı” söylenen makalede, George W. Bush yönetiminde Avrupa ve Avrasya İşlerinden sorumlu eski bir Dışişleri Bakanlığı yetkilisi olan Heather Conley’in şu yorumuna yer veriliyor:

“Avrupalılar Rusya’yı devre dışı bıraktıkları için şimdiden derin bir ekonomik travma yaşadılar. Çin’in önünü kesmeyi hayal bile edemiyorlar.”

Ancak makalede diğer yandan, ABD’nin Avrupa üzerindeki baskısı arttıkça, Amerikan kampanyasının meyve verebileceğine dair işaretler olduğu ifade ediliyor. Örneğin, Almanya, Çin’in Huawei ve ZTE ekipmanlarını kullanmaya devam edip etmeyeceğini gözden geçirdiğini söyledi; Hollanda çarşamba günü Çin’e gelişmiş çipli yazıcı satışını engelleyeceğini söyledi.

Conley’e göre, Washington Avrupa’dan bundan daha fazlasını elde edebilmek için politika önceliklerini yeniden “tasavvur etmeli”.

Şu anda ABD’nin German Marshall Fonu’nun başkanı olan Conley, “ABD’nin Avrupa’yı ve Asya’daki müttefiklerimizi güçlendirmek için çalıştığımız bir alternatif yaratması gereken noktadayız” dedi.

Conley, bunun, müttefiklerin ihtiyaçlarını göz önünde bulunduran teknoloji, kritik mineraller ve tedarik zincirleri hakkında mevzuat tasarlamak anlamına geldiğini savundu.

Biden yönetiminin odak noktası başından beri buydu

Politico’ya konuşan Dışişleri Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkili, Avrupalıları Çin’e karşı daha sert bir yaklaşıma ikna etmenin başından beri Biden yönetiminin odak noktası olduğunu ve yönetimin Avrupalıların ABD’nin bakış açısına şimdi eskisinden çok daha yakın olduğuna inandığını vurguladı.

Bu iddiaları reddeden Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi sözcüsü, “AB kendi kararlarını alıyor” dedi ancak şöyle devam etti: “Çin Halk Cumhuriyeti’nin ortaya koyduğu endişeler konusunda ABD ve Avrupa arasında benzeri görülmemiş bir uyum var ve bu konuda onlarla koordinasyonu sürdürüyoruz.”

ABD’nin Çin konusundaki şahin bakışını savunan isimlerden eski Savunma Bakanlığı yetkilisi lbridge Colby, “Avrupa’nın gerçekten adım atacağına ve Çin ile yüzleşmeye maddi olarak katkıda bulunacağına dair bahse giriyorlar. Yine de Avrupa’nın en büyük ekonomilerinin liderleri, ayrışmayla ve dolayısıyla bir çatışma durumunda Çin’e yönelik anlamlı yaptırımlarla ilgilenmediklerini açıkça söylüyorlar” dedi.

Colby’e göre, Biden yönetimi, Avrupa politikasının Çin sorunu ışığında işlediğini düşünüyorsa, “büyük bir kopukluk var demektir.”

Makalede, Avrupa’nın atacağı herhangi bir adımın, Çin’i ekonomik olarak tecrit etmek açısından Biden yönetiminin istediğinin çok gerisinde kalabileceği yorumu yapılıyor.

‘Bağımlılığı riskten arındırma’ hedefi

Von der Leyen, Ocak ayında Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’nda AB’nin Çin’den “ayrılmak” yerine “riski azaltmak” istediğini söylemişti. Ancak AB’nin Çin’e yönelik politikasının sertleşebileceğine dair işaretler de var.

Avrupalı ​​yetkililer, geçen yaz Joe Biden’ın imzaladığı Enflasyonu Düşürme Yasası (IRA) tarafından oluşturulan sübvansiyon programına AB erişimi konusunda bir anlaşma sağlanması yönünde ilerleme kaydetmeyi umuyorlar.

Tarafların, AB şirketlerine ABD’nin Kanada ve Meksika gibi serbest ticaret ortaklarına sunduğu teşviklere aynı erişimi sağlayacak özel bir muafiyet üzerinde çalıştığı bildirilirken,  Politico’ya göre, Washington’da IRA’yı “yeniden açma iştahı olmadığı” için bu hafta nihai bir anlaşma beklenmiyor.

Buna karşılık AB, tedarik zincirlerinde stratejik özerklik sağlama girişimleri kapsamında, özellikle de Çin’in bu alandaki hakimiyetine karşı savaşmak için, kritik hammaddelerde AB içi üretime kota getirmeyi hedefliyor.

Avrupa, özellikle de araba akülerinden güneş panellerine kadar her şeyin bileşenleri olan lityum ve kobalt gibi ham minerallerde kıtlık yaşıyor. Von der Leyen, salı günü Kanada’ya yaptığı ziyarette ağırlıklı olarak bu fikre odaklandı ve Kanada’nın Avrupa’ya çok ihtiyaç duyulan kaynakları sağlayabileceğini öne sürdü: “Çin, Avrupa’nın nadir toprak arzının yüzde 98’ini üretiyor. Avrupa’nın bu bağımlılığı riskten arındırması gerekiyor.”

Yeni kota planında, AB’nin 2030’a kadar herhangi bir stratejik hammaddede ‘üçüncü bir ülkeye’ yüzde 70’den fazla bağımlı olmaması hedefi konuyor.

Amerika

JPMorgan: Petrol piyasasında net bir senaryo yok

Yayınlanma

JPMorgan, İran’a karşı savaşın başlamasından bu yana ilk kez petrol piyasaları konusunda net bir temel senaryoya sahip olmadığını açıkladı.

Bankanın analistleri, “Son aşamayı nasıl modelleyeceğimizi gerçekten bilmiyoruz,” dedi.

Raporda, çatışmanın başlangıcında JPMorgan’ın ABD yönetiminin aşmayacağı bazı iktisadi eşikler olduğunu varsaydığı, fakat çatışmanın altıncı ayında bu sınırların çoğunun aşıldığı ve ufukta net bir çıkış stratejisi görünmediği belirtildi.

Banka, petrol fiyatlarının varil başına 100 doların üzerine çıktığını ve benzin fiyatının galon başına 4,37 dolara ulaştığını belirtti.

Ayrıca, mevsimsel talebin en yüksek seviyeye ulaştığı kış dönemine girilirken ABD’deki dizel fiyatlarının galon başına 6,31 dolar ile tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştığını, stokların ise tüm zamanların en düşük seviyesinde olduğunu kaydetti.

JPMorgan, Eylül ayı için Brent petrolünün makul değerini varil başına yaklaşık 90 dolar olarak tahmin etti.

Bu rakam, mevcut fiyatların 106 dolar civarında olduğu göz önüne alındığında, piyasaların halihazırda kesintiye uğrayan tahmini günlük 10 milyon varilin ötesinde, arzda daha fazla kayıp yaşanma riskini fiyatlara yansıttığını gösteriyor.

Raporda, Bab el-Mendeb Boğazı’ndan geçen gemilere yönelik tehditler ve Suudi Arabistan’ın ihracat rotalarını etkileyen son saldırılar da dahil olmak üzere Orta Doğu’da artan risklere dikkat çekildi.

Ayrıca, Rus rafineri altyapısına ve Ukrayna şehirlerine yönelik saldırıların devam ettiğine işaret edilerek, küresel enerji arzına yönelik jeopolitik risklerin sürdüğü vurgulandı.

Fakat JPMorgan, arz kesintilerinin büyüklüğüne rağmen, hükümetlerin ve tüketicilerin stok çekimlerine daha az başvurması nedeniyle petrol fiyatlarının beklendiği kadar keskin bir şekilde yükselmediğini belirtti.

Çatışmanın başlamasından bu yana küresel ham petrol ve rafine ürün stokları yaklaşık 555 milyon varil azaldı.

Bu rakam, bankanın bu yılın başlarında öngördüğü düşüşün yalnızca yaklaşık üçte biri kadar.

Bankaya göre aynı zamanda, küresel petrol talebinin bir yıl önceki seviyelerin günde yaklaşık 4,4 milyon varilin altında seyretmesi, arz kayıplarının telafi edilmesine yardımcı oldu.

Analizde şöyle deniyor:

“Talep düşüşüne çok daha fazla, stok çekilmelerine ise çok daha az dayanarak, piyasa ham petrol fiyatlarında kalıcı bir artış olmaksızın olağanüstü bir arz kesintisini telafi etmeyi başardı. Çatışma başladığından bu yana Brent’in ortalama fiyatı sadece 94 dolar oldu.”

Uluslararası Enerji Ajansı geçen hafta, küresel petrol arz ve talebinin bu yıl daha önce beklenenden daha fazla düşeceğini açıkladı.

Buna karşılık, üretici grubu OPEC, tahminini beş ay üst üste düşürmüş olsa da, bu yıl dünya petrol talebinin artmasını bekliyor.

OPEC, 2026 yılında talebin günlük 380.000 varil artacağını öngörüyor.

Banka, özellikle Çin, Avrupa, Japonya ve Güney Kore’de önemli miktarda stokun mevcut olduğunu ve bunun uzun süreli bir kesintiye karşı bir tampon görevi gördüğünü belirtti.

Bu durum, yakın vadede ham petrol fiyatlarının önemli ölçüde yükselme ihtiyacını sınırlayabilir.

Yine de banka, Orta Doğu’daki arz kesintilerinin devam etmesi halinde, stokların daha da azalması ve piyasanın dengeyi korumak için talepteki düşüşe giderek daha fazla bağımlı hale gelmesi nedeniyle, petrol fiyatlarının bu yılın ilerleyen dönemlerinde yükselebileceği uyarısında bulundu.

Banka, “Kısacası, fiyatları şimdilik kontrol altında tutmaya yetecek kadar yedek kaynak hâlâ mevcut,” dedi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Demokrat danışmanlar: Yapay zeka konusunda çok sert bir tutum sergilemeyin

Yayınlanma

Demokrat danışmanlar, çekişmeli bölgelerdeki adaylarını yapay zeka düzenlemeleri hakkında konuşmaktan kaçınmaya gizlice teşvik ediyorlar.

Bunun nedeni, güçlü teknoloji gruplarının ara seçimlerden önce kendilerine karşı devasa bir harcama dalgası başlatacağından korkmaları.

Bu tavsiye, POLITICO’ya konuşan kaynaklara göre, üç ayrı üst düzey Temsilciler Meclisi yarışındaki stratejistlerden geldi.

Bu durum, sektör liderlerinin hızla gelişen teknolojilerinin yarattığı varoluşsal tehditler konusunda uyarıda bulunmasıyla birlikte, Capitol Hill’de (ABD Kongresi) yapay zeka paniğinin artmasının ardından ortaya çıktı.

Seçmenler yapay zeka konusunda giderek daha fazla endişeleniyor: Yeni bir POLITICO anketine göre, Amerikalıların yaklaşık üçte ikisi, gelişmiş yapay zekanın insanlığı yok etme riski taşıdığını söylüyor.

Başkan Donald Trump, bu endişeyi “aldatmaca” olarak nitelendirdi ve Demokratların bu konuyu ele alması için bir fırsat yarattı. 

Fakat Demokratlar, büyük teknoloji şirketlerine ne kadar sert çıkacakları konusunda hâlâ tereddüt ediyorlar.

Bir düzineden fazla Demokrat Kongre üyesi ve stratejistle yapılan röportajlara göre, üst düzey Demokratlar ve adaylar, yapay zekayı çok sert bir şekilde eleştirirlerse, sektörle bağlantılı süper PAC’lerin kendilerine karşı milyonlarca dolarlık ek harcama yapabileceğinden endişe duyuyorlar.

Aralarında önemli bir yapay zeka yatırımcısı olan Elon Musk’ın da bulunduğu isimler, radyo ve televizyon kanallarını reklamlarla dolduruyor.

Üst düzey bir Demokrat stratejist şunları söyledi:

“Yapay zekayı düzenlediğimizden ve bu gerçek endişeleri ele aldığımızdan emin olmalıyız. [Fakat] yapay zeka kaynaklı paranın gelmesini istemiyoruz.”

Cumhuriyetçi eğilimli Güney Teksas’taki koltuğunu korumaya çalışan Cuellar, “Her sektörde olduğu gibi, koruyucu önlemler hakkında bir tartışma olmalı. Fakat her Kongre üyesi, kendi seçim bölgesi ve inançlarına göre kendi kararını vermeli,” dedi.

Eski İlerici Grup başkanı Temsilci Pramila Jayapal, yapay zeka yanlısı grupların kilit Demokratları hedef almaya başlayacağından endişelendiğini de belirtti:

“Biliyorsunuz, bu yapay zeka grupları ortaya çıkıp endişeli olduklarını, düzenleme istediklerini söylüyorlar. Ama sonra yasal düzenleme isteyen herkesi yenmek için muazzam miktarda para harcıyorlar.”

Kongre’deki Demokratların gündeminde yer alan AI düzenlemesi, gelecek yıl iktidara gelmeleri halinde, Jayapal, AI gruplarının “sırf yasa tasarısını yazmalarına izin verecekleri adaylara para harcayacaklarını” söyledi.

Bazı önde gelen Demokrat adaylar ve seçim kampanyaları, teknoloji süper PAC’leri için kırmızı çizgileri aşmamaya sessizce çalışıyor.

Geçen hafta Musk ve en büyük iki AI CEO’su bu teknolojiye daha fazla düzenleme çağrısında bulunsa da, bu çizgilerin tam olarak ne olacağı belirsiz.

Demokratlar, bu yıl ön seçimlerde 25 milyon doların üzerinde harcama yapan ve OpenAI’ın yatırımcıları ile yöneticileri tarafından desteklenen, yapay zeka endüstrisini savunan bir süper PAC olan “Leading the Future”a karşı özellikle temkinli davranıyor.

Rakip süper PAC ağı olan “Public First Action” ise yapay zeka düzenlemesi için baskı yapıyor ve OpenAI’ın başlıca rakibi Anthropic tarafından finanse ediliyor.

POLITICO’nun sorusu üzerine “Leading the Future”, yapay zeka konusunda karşı çıktığı belirli bir politikayı açıklamayı reddetti.

Leading the Future sözcüsü Josh Vlasto şöyle konuştu:

“Yapay zeka konusundaki tutumları nedeniyle Demokrat Kongre üyelerine karşı hem harcama hem de sindirme taktikleri uygulayan ve tehditlerde bulunan tek grup, Public First ile Anthropic ve etkili altruistler tarafından finanse edilen diğer gruplar. Gündemimiz, her zaman olduğu gibi, Kongre’de ve ülke genelinde geniş ve giderek artan bir desteğe sahip, güçlü ve akıllı bir ulusal düzenlemenin Kongre tarafından kabul edilmesi.”

Çarşamba günü, Leading the Future, Cumhuriyetçi siyasi eylem komitesi (PAC) aracılığıyla genel seçimler için ilk reklam kampanyasını başlattı.

Grup, Louisiana’daki Cumhuriyetçi Senato adayı Julia Letlow, Mississippi’deki Senatör Cindy Hyde-Smith, Güney Carolina’daki Senatör Darline Graham ve Güney Dakota’daki Senatör Mike Rounds’u desteklemek için 2 milyon dolar harcıyor.

Bu dört Cumhuriyetçi aday, Senato kontrolünü belirleme olasılığı düşük olan, rekabetin çok az olduğu seçimlerde yarışıyor.

İki AI grubu arasında anlaşmazlık yaşanıyor. Her iki grup da farklı ön seçim yarışlarına kaynak ayırdı ve emekliye ayrılan Temsilci Jerry Nadler’in koltuğu için yapılan ön seçimde birbirlerine rakip oldular.

Bu yarışta eyalet Meclis Üyesi Alex Bores’un AI odaklı kampanyası bir harcama savaşını tetikledi.

Leading the Future’un stratejisine aşina olan ve iç görüşmeleri tartışmak üzere isimsiz kalma izni verilen bir kişi, Haziran ayında POLITICO’ya verdiği demeçte, grubun bu yıl Bores’a yağdırdığı türden milyonlarca dolarlık olumsuz reklam seliyle başka bir adayı hedef almasının olası olmadığını söyledi; gruba yakın bir kişi ise bu durumun değişmediğini belirtti.

Demokratlar, grupların kilit yarışlarda yeniden birbirleriyle mücadele edebileceğine inanıyor.

Public First Action’ın kurucu ortağı Brad Carson, ağın genel seçimlere “kesinlikle” dahil olacağını söyledi.

Carson, Public First Action’ın yarışlara girip girmemeyi değerlendirmek için iki “turnusol testi” kullandığını belirtti.

Eğer bir aday, “ihracat kontrollerine güçlü destek ve federal bir çerçeve olmadığı durumlarda yapay zeka ile ilgili eyalet yasalarının önceliğine karşı güçlü bir muhalefet” gösteriyorsa, o zaman grubun desteğini alması için en uygun aday.

Bir aday ise tam tersi bir tutum sergilerse, yani ihracat kontrollerine karşı çıkıp eyalet yasalarının geçersiz kılınmasını destekliyorsa, grubu bu adaya karşı harekete geçip ona karşı kampanya harcamaları yapmaya meyilli olacak.

Carson, “Asıl mesele, öne çıkıp sizin için kahraman olmak isteyen kişileri bulmak,” dedi.

Çarşamba günü, Anthropic’in politika sorumlusu Sarah Heck, POLITICO’nun Decoded zirvesinde, ABD’nin Çin karşısında “yapay zeka konusunda liderliğini sürdürmesi gerektiğini” belirterek, “ikinci sıradan güvenlik sağlanamaz” diye savundu.

Heck, yapay zeka şirketlerinin kendi şirketleri içindeki güvenliği sağlamak için kendi başlarına bırakılamayacağı konusunda hemfikir olduğunu ama dış düzenlemeye yönelik iki partili bir yasayı desteklemeyi reddetti.

Bazı Demokratlar, sektör yanlısı grupları kendilerine düşman etme riskine rağmen yapay zekayı sıkı bir şekilde düzenlemek istiyor.

Michigan’daki Demokratların Senato adayı Abdul El-Sayed, daha önce yapay zekaya yönelik sıkı düzenlemeler çağrısında bulunmuştu ve şu anda “araştırma sınırında tam bir duraklama” çağrısında bulunuyor.

Çarşamba günü POLITICO’ya verdiği röportajda, “[Yapay zeka sektörünün] parasından kaçmaktansa gerçeğin yanında olmayı tercih ederim,” dedi.

Yine de El-Sayed, bu konuyla ilgili reklam yayınlama taahhüdünde bulunmadı. Çekişmeli eyaletlerdeki Demokrat yasa yapıcılar Susie Lee (Nevada) ve Greg Landsman (Ohio) da, daha fazla düzenlemeyi savunmalarına rağmen, yapay zeka önlemlerine ilişkin reklam planlamadıklarını bildirdi.

Bu durum, seçmenlerin teknolojiye ilişkin endişelerinin artmasına rağmen, konunun henüz Kasım seçimleri için en önemli mesele haline gelmediğinin bir işaretidir.

Bu arada Cumhuriyetçiler, yapay zeka süper PAC’lerinin devreye girerek diğer eyaletlerdeki kampanyalarına destek olmasını umuyor; örneğin, Demokrat Senatör Jon Ossoff’un sektörü agresif bir şekilde eleştirdiği Georgia’da ya da Cumhuriyetçi Parti adayı Başsavcı Ken Paxton’ın son anketlerde biraz geride kaldığı Teksas’ta.

Okumaya Devam Et

Amerika

Huang: Yapay zekayı sosyal medya gibi düzenlemeyin

Yayınlanma

Nvidia CEO’su Jensen Huang, yapay zekanın (AI) sosyal medya gibi düzenlenmemesi gerektiğini, çünkü AI’nın bir “ürün” değil, bir “teknoloji” olduğunu savundu.

İskoçya’nın Ayrshire bölgesindeki Dumfries House’da Kral III. Charles’ın düzenlediği bir yapay zeka etkinliğinde konuşan Huang, gazetecilere AI’nın “sosyal medyadan çok farklı” olduğunu ve şu anda AI ile ilgili güvenlik sorunlarının “piyasaya sürülmeye hazır olmayan ürünlerle ilgili” olduğunu belirtti.

Huang’ın bu açıklamaları, dünya çapında hükümetlerin AI’a düzenleyici kısıtlamalar getirip getirmeme konusunu tartıştığı ve Anthropic CEO’su Dario Amodei ile OpenAI CEO’su Sam Altman’ın da aralarında bulunduğu AI yöneticilerinin AI geliştirilmesinin yavaşlatılması çağrısında bulunmasının ardından geldi.

Huang, “Bir ürün olan sosyal medyadan farklı olarak, AI diğer tüm teknolojilerin ve ürünlerin arkasında yatan bir teknolojidir; dolayısıyla ürünler düzenlenmelidir,” dedi.

Yetkililerin, bir yapay zeka uygulamasının “yanlış gittiği” durumları izlemesi ve “yeni yasalar gerektiğinde mevcut yasalara eklemeler yapması” gerektiğini belirten Huang, sağlık, ulaşım ve eğlence gibi yapay zekanın kullanıldığı sektörlerde halihazırda mevcut düzenlemeler olduğuna da dikkat çekti.

Huang, kontrollü test laboratuvarlarında titiz test sistemlerine ihtiyaç olduğunu söyledi.

“Bu mühendislik, eski usul mühendislik. Bundan öte bir şey değil. Bundan daha azı da değil,” diyen CEO, sektörün “bu ürünleri halka sunmadan önce uygun şekilde test etme titizliğini” sağlaması gerektiğini ekledi:

“Bu, bilirsiniz, bir omletin piyasaya sürülmeye hazır olmaması, bir arabanın piyasaya sürülmeye hazır olmaması ya da bir uçak motorunun piyasaya sürülmeye hazır olmaması durumundan farklı değildir. Ürünü uygun şekilde test etmelisiniz.”

Huang, Kral Charles ile OpenAI ve Anthropic temsilcilerinin huzurunda etkinlikte yaptığı resmi konuşmada, piyasaya sürülmesi güvenli hale gelene kadar modelleri bekletme konusundaki görüşünü yineledi.

Nvidia şefi, “Bir ürün yeterince güvenli değilse, onu bekletmeli ve mühendislik çalışmalarına devam etmeliyiz. Bunu her zaman yaptık ve yapmaya devam etmeliyiz,” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English