Bizi Takip Edin

Diplomasi

Dört Avrupa ülkesi İsrail’in Batı Şeria planını kınadı

Yayınlanma

Almanya, Fransa, İngiltere ve İtalya İsrail’in Batı Şeria’da “E1” adlı konut projesi için inşaat ihaleleri açma planlarını kınadı.

Bu dört ülkenin liderleri tarafından yapılan ortak açıklamada, “İsrail hükümetinin E1 yerleşim projesi kapsamında inşaat projeleri için ihale duyurusu yayınlama kararı kabul edilemez,” denildi.

Ayrıca Dışişleri Bakanı Ed Miliband çarşamba günü yaptığı açıklamada, Birleşik Krallık’ın Kudüs’ün doğusundaki E1 projesine tepki olarak, İsrail’in yerleşim yerlerinin genişletilmesine karışan kişilere yönelik hedefli yaptırımlar ve diğer önlemler hazırlayacağını söyledi.

Miliband, Birleşik Krallık’ın ihaleyle ilgili olarak İsrail’in maslahatgüzarını çağırdığını ve İsrail hükümetinden E1 planlarını durdurmasını, ihaleyi geri çekmesini ve yerleşim yerlerinin genişletilmesine son vermesini talep ettiğini belirtti.

İngiliz hükümeti, önümüzdeki haftalarda daha kapsamlı bir önlem paketi açıklayacağını duyurdu.

Miliband, “İngiltere, İki Devletli Çözüm’ün yok edilmesini seyirci kalarak kabul etmeyecektir,” dedi.

Bu açıklamalar, İsrail’in Kudüs ile Ma’aleh Adumim arasındaki bölgede 3.412 konutluk geniş bir planın parçası olan E1 bölgesindeki ilk 1.400 konut biriminin satışına başlaması üzerine geldi.

Sivil İdare’nin Yüksek Planlama Komitesi, projeyi Ağustos 2025’te onaylamıştı.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa’ar ve Milli Güvenlik Bakanı İtamar Ben-Gvir Miliband’ın sözlerini kınadı.

Sa’ar, “Yahudi halkının, tıpkı İngilizlerin Londra’da ve Birleşik Krallık’ın her yerinde yaşama hakkına sahip olduğu gibi, İsrail Toprakları’nın her yerinde yaşama hakkı vardır,” diye yazdı.

Ben-Gvir ise “Birisi Ed’e, İsrail Toprakları üzerindeki İngiliz Mandası’nın 1948’de sona erdiğini ve İsrail’in bağımsız bir devlet olduğunu hatırlatmalı. Belki de Manda dönemi hakkında hayal kurmak yerine, hızla bir İslam Halifeliğine dönüşmekte olan Londra’sına pencereden bakmalı,” diye konuştu.

Diplomasi

Haaretz: Suriye ve Türkiye, İsrail ile gerilimi artırmak istemiyor

Yayınlanma

Suriye ve Türkiye, İsrail’in ülkede gerçekleştirdiği son hava saldırılarına rağmen, İsrail ile daha geniş çaplı bir çatışmaya girmek istemiyor.

Haaretz’e göre İsrail, Şam ile Ankara arasındaki güvenlik koordinasyonunun sınırlarını zorlarken, her iki ülke de gerginliğin tırmanmasını engellemeye çalışıyor.

Suriye, İsrail’e harekatı genişletmesi için bir bahane vermemek amacıyla itidal gösterirken, bölgede diplomatik baskı uygulayan Ankara ise Washington’dan İsrail’i dizginlemesini bekliyor.

Şam’daki cumhurbaşkanlığı sarayı ve Dışişleri Bakanlığı’na yakın bir Suriyeli kaynağa göre, Suriyeli yetkililer, Binyamin Netanyahu’nun Suriye cephesinde kazanım elde etmek amacıyla Şam’ı hazırlıklı olmadığı bir çatışmaya sürüklemeye çalıştığına inanıyor.

Kaynak, bu hamlenin aynı zamanda dikkatleri İsrail’in iç krizlerinden başka yöne çekmeyi amaçladığını da ekledi.

Aynı kaynak, Şam’ın İsrail’in hamlelerini yakından izlediğini, ABD ve Fransa ile düzenli temas halinde olduğunu ve her iki ülkeye de gelişmeler hakkında bilgi verdiğini söyledi.

Kaynak, Suriye’nin ülkenin güneyindeki aktif olmayan Hizbullah ve IŞİD hücrelerine karşı çabalarını artırdığını vurguladı ve İsrail ile yeni bir güvenlik anlaşması imzalamaya ya da 1974 tarihli Kuvvetlerin Ayrılması Anlaşması’ndan bu yana yürürlükte olan mevcut düzenlemeleri revize etmeye istekli olduğunu ifade etti.

İsrailli büyükelçi Leiter: Türkiye ile savaş istemiyoruz ama kırmızı çizgi aşıldı

Kaynağa göre, Suriye, on yılı aşkın süren yıkıcı savaşın yaralarını sarmaya hâlâ çabaladığı için ne İsrail’i tehdit etme niyetinde ne de bu tür emelleri gerçekleştirecek kaynaklara sahip.

Aynı zamanda kaynak, Suriye’nin yeni yönetiminin, Türkiye ile savunma, güvenlik ve askeri işbirliği anlaşmalarını ilerletmesi yönünde artan bir baskı ile karşı karşıya olduğunu belirtti.

Şam, İsrail’in bu tür bir işbirliğini provokasyon olarak algılayacağından ve bunun daha da tırmanmaya yol açabileceğinden endişe ediyor.

Kaynağın değerlendirmesine göre, bu hafta İdlib’deki Ebu Zuhur üssüne yönelik İsrail saldırısının amaçlarından biri ortaya çıkan Suriye-Türkiye işbirliğinin ne kadar ciddi olduğunu test etmekti.

Ayrıca Suriye’deki bir Türk varlığının Ankara’dan doğrudan bir tepkiyi tetikleyip tetiklemeyeceği ve çatışmanın seyrini değiştirip değiştirmeyeceği de değerlendirilmek isteniyordu.

Öte yandan, bir Türk kaynak Haaretz’e verdiği demeçte, Ankara’nın Suriye’ye siyasi ve savunma alanında destek vermeye devam etme niyetinde olduğunu ve bu gerginliğin tırmanışını İsrail karşısında siyasi veya medyatik puan kazanmak için bir fırsat olarak görmediğini belirtti.

Kaynağa göre Ankara, Suriye konusunda iki başkent arasındaki yazışmalar sürerken Washington’un İsrail’in askeri faaliyetlerini dizginlemesini bekliyor.

Mossad şefi ile Suriyeli bakan telefonda görüşmüş

Kaynak, Suriye özel temsilcisi ve ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack’ın salı günü yaptığı açıklamalara dikkat çekti.

Barrack, İsrail ve Türkiye’nin doğrudan bir askeri çatışma riskiyle karşı karşıya olduğunu ve Washington’un iki ülke arasındaki anlaşmazlıkları çözmek için bir mekanizma oluşturmaya çalıştığını belirtmişti.

Fakat Türkiye, önerilen mekanizma konusunda henüz resmi bir tutum sergilemedi ve kaynağa göre, bu konu ülkede kamuoyunda pek ilgi görmedi.

Kaynak, bu çekingen tavrın, Ankara’nın ABD kanalları aracılığıyla hareket etmeyi tercih ettiğini gösterebileceğini belirtti.

Haaretz’e göre Türk yetkililer, İsrail’de ekim ayında yapılacak seçimleri ve Tel Aviv’de liderlik değişikliği olasılığını da göz önünde bulunduruyor olabilir.

Ankara, saldırıların ardından sert bir resmi kınama yayınlasa da anlaşmazlığı doğrudan bir çatışmaya dönüştürecek bir tepki vermekten kaçındı.

Barrack: İsrail’in ez-Zuhur’a yaptığı saldırı nedeniyle endişeliyiz

Savunma Bakanlığı Sözcüsü Zeki Aktürk, İsrail saldırılarının “Suriye’deki istikrara ciddi zarar verdiğini” belirterek, “bu saldırıların kabul edilemez olduğunu” ve Suriye’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü ihlal ettiğini ekledi.

Aktürk ayrıca, saldırı sırasında veya öncesinde Ebu Zuhur’da hiçbir Türk askeri heyetinin bulunmadığını belirtti.

Ankara’nın, Suriye’nin askeri kapasitesini geliştirme çabalarını desteklemek de dahil olmak üzere, istikrarlı ve güvenli bir altyapı kurmasına yardım etmeye devam edeceğini de sözlerine ekledi.

Aktürk, İsrail’in “komşu ülkelerdeki askeri müdahalelerinin hiçbir koşulda normalleşmesine veya kabul edilmesine izin verilmemesi gerektiğini” vurguladı. Bakanlığa göre, “uluslararası toplumun İsrail’in eylemlerine karşı daha somut ve etkili adımlar atması hayati önem taşıyor.”

Haaretz’e göre bu açıklamalar bir araya geldiğinde tek bir net sonuca işaret ediyor: “Suriye de Türkiye de İsrail ile olan çatışmalarının geri dönüşü olmayan bir noktaya tırmanmasından yana değil.”

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD, Hizbullah’ın statüsünü “İran’ın vekil örgütü” olarak değiştirdi

Yayınlanma

ABD, Hizbullah’a ilişkin tanımlamasını, “İran’ın bir vekili olduğunu” belirtmek üzere resmi olarak değiştirdi.

13224 sayılı Başkanlık Kararnamesi artık, Hizbullah’ın İran’ın İslam Devrim Muhafızları-Kudüs Gücü (IRGC-QF) adına veya hesabına hareket ettiği için yaptırım uygulandığını açıkça belirtiyor.

Al Arabiya’ya konuşan ABD’li dışişleri yetkilisi, bu değişikliğin Hizbullah’ın Lübnan’ın egemenliğine, Lübnan halkına veya Lübnan devletine neredeyse hiç saygı göstermeden faaliyet gösterdiğini vurguladığını savundu.

Yetkili şöyle devam etti:

“Bu karar, Hizbullah’ın askeri operasyonlarının, dış güvenlik faaliyetlerinin ve başlıca finansman ağlarının, İran’ın sınırları ötesinde terör faaliyetlerini yürütmek için kullandığı başlıca araç olan IRGC-QF’nin bir uzantısı olarak işlev gördüğünü resmen kabul etmektedir. Hizbullah, bir Lübnan direniş hareketi değildir.”

Yetkili, Hizbullah yetkililerinin İran’ın dini liderine defalarca verdikleri sadakat ve bağlılık yeminlerine işaret ederek, Kudüs Gücü’nün de örgütün askeri ve stratejik kararları üzerinde belirleyici bir etki uyguladığını savundu.

Yetkili, Washington’un “İran’ın Hizbullah’ı Lübnan’ın egemenliğini zayıflatmak, bölgesel istikrarı tehdit etmek ve Tahran’ın terörist gündemini ilerletmek için bir araç olarak kullanmasına imkân veren ağları bozma” konusundaki kararlılığını sürdürdüğünü belirtti.

Yetkili ayrıca, Hizbullah’ı son iki yıl içinde Lübnan’ı iki kez İsrail ile yıkıcı savaşlara sürüklemekle suçlayarak, grubun Lübnan’ın egemenliği, istikrarı ve iktisadi toparlanması önünde bir engel olmaya devam ettiğini ifade etti.

ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, “Hizbullah’ın silahsızlandırılması ve tasfiyesi, Lübnan’ın ileriye dönük herhangi bir inandırıcı yol için hayati önem taşımaktadır ve biz bu hedefi ilerletmek için ortaklarımızla birlikte çalışıyoruz,” dedi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

İsrailli büyükelçi Leiter: Türkiye ile savaş istemiyoruz ama kırmızı çizgi aşıldı

Yayınlanma

İsrail’in ABD Büyükelçisi Yechiel Leiter, Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığını önemli ölçüde genişletmeyi planladığını gösteren net istihbarat aldıklarını ve Tel Aviv’in bu hamleyi bir “kırmızı çizginin aşılması” olarak değerlendirdiğini belirtti.

Jerusalem Post gazetesine verdiği demeçte Leiter, “Ne Türkiye ne de Suriye ile gerginliğin tırmanmasını ya da savaşı arıyoruz. Ama bir kırmızı çizgi aşıldı,” dedi.

Bu açıklamaları, İsrail’in Suriye’nin İdlib kentindeki Ebu Zuhur Hava Üssüne düzenlediği hava saldırısı ve ardından hem Suriye hem de Türkiye hükümetlerinden gelen eleştirilerin ardından geldi.

Leiter şöyle devam etti:

“Bu, anlaşmalara yönelik bariz bir Türk ihlali olarak görülüyordu. İstihbarata erişmesi gerekenler bu bilgileri aldı. Neler olacağını bilmesi gerekenler de biliyordu. Bunun anlaşmalarımıza aykırı olduğunu açıkça belirttik ve işte bu yüzden İsrail bu şekilde hareket etti.”

Leiter’e göre, bu uyarıların dikkate alınmaması, salı günü İsrail’in, Türk kuvvetlerinin varmasının beklendiği iddia edilen Ebu Zuhur hava üssüne saldırmasına yol açtı.

Suriyeli yetkililer, hava üssünün en az sekiz saldırıya hedef olduğunu belirtirken, daha sonra yayınlanan uydu görüntüleri pistlerdeki hasarı ortaya koydu.

Mossad şefi ile Suriyeli bakan telefonda görüşmüş

İsrail’e göre Ocak 2026’da Paris’te “Suriye’de statükonun korunması” anlaşması yapıldı

Leiter, Türkiye’nin bu hamlesinin, Biden yönetimi döneminde İsrail ile Suriye’nin yeni lideri Ahmed Şara yönetimi arasında varılan ve ülkedeki “mevcut durumu donduran” mutabakatlarla çeliştiğini söyledi.

Leiter’e göre, bu mutabakatlar, Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Leiter, dönemin Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Gil Reich ve Netanyahu’nun askeri sekreteri Roman Gofman’ın (şu anda Mossad direktörü) katıldığı, Ocak 2026’da Paris’te düzenlenen bir toplantıda yeniden teyit edildi.

Leiter şöyle devam etti:

“Bu dondurma durumu, Türklerin harekete geçmediği gibi bizim de harekete geçmeyeceğimiz ve onların da bizi geri çekilmeye zorlamayacağı anlamına geliyor. Ayrıca şunu anlamak önemli: Biz Suriye’de sadece 78 mil karelik [yaklaşık 202 kilometre kare] bir güvenlik bölgesinde bulunurken, Türkler son birkaç yıl içinde Suriye’nin kuzeyinde 3.500 mil karelik bir alanı– ülkenin topraklarının yaklaşık %5’ini– yavaş yavaş ilhak etmişlerdir.”

Jerusalem Post’a göre ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack hariç, üst düzey ABD’li yetkililer Suriye’deki İsrail saldırısını kınamadı.

Leiter, “Yönetimin politikası, geçmişte üzerinde anlaşmaya varılan dondurma sürecinin devam etmesi; bu nedenle Trump bile saldırıyı kınamadı,” dedi.

Barrack: İsrail’in ez-Zuhur’a yaptığı saldırı nedeniyle endişeliyiz

“İsrail ve Suriye, aralarındaki çatışmanın tırmanmasını istemiyor”

Gerginliklere rağmen Leiter, İsrail’in, Suriye’nin bir tırmanma ya da savaş peşinde olmadığını anladığını vurguladı.

Büyükelçi, “Suriyelilerin bizimle bir çatışma istemediği bizim için açık. Bu yüzden Türklere çatışma yaratmamalarını söylüyoruz. Türkiye’nin planladığı hamlenin Suriyelilere dayatıldığına dair birden fazla işaret var,” dedi.

Leiter, bu bariz uyumsuzluğun, saldırının ardından Türkiye ve Suriye’den gelen çelişkili açıklamalarda da görüldüğünü savundu:

“Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani, saldırıdan birkaç gün önce Suriye’de bir Türk heyetinin bulunduğunu kabul ederken, Türkler bunu yalanladı. Bu konuyu kendi aralarında halletmeleri gerekir.”

Leiter, geçmişte olduğu gibi Suriye ile doğrudan görüşmelere geri dönülmesini ihtimal dışı bırakmadı fakat bunun için koşulların uygun olması gerektiğini söyledi.

Leiter, “Müzakereler yeniden başlatılabilir. Daha önce Suriyelilerle yürüttüğümüz yüz yüze diyaloğu sürdürmek istiyoruz,” dedi.

Barrack: İsrail-Suriye-Türkiye çatışmasızlık mekanizması istiyoruz

“Ankara ile diyaloğa açığız”

Leiter, İsrail’in de Türkiye ile bir çatışma peşinde olmadığını ve Ankara ile diyaloğa açık olduğunu ekledi.

İsrailli diplomat, “Onlarla diyaloğa kesinlikle açığız fakat ülkedeki üst düzey yetkililerin açıklamalarına göre, onlar İsrail’i haritadan silmeyi tercih ediyorlar,” diye konuştu.

Türkiye’nin Hamas liderlerine ev sahipliği yaptığı ve Hizbullah ile Hamas’a “fon aktardığı” iddiasında bulunan Leiter, böyle bir dönemde “Türkiye’nin Lübnan ve Suriye’de nüfuzunu genişletmeye başlamasının” uygun olmadığını savundu.

Leiter şöyle devam etti:

“Mevcut koşullar altında Türkiye, bölgede sükuneti sağlamaya yardımcı olacak bir güç olamaz. Keşke Kudüs ile Ankara arasındaki ilişkilerde birkaç on yıl önceki duruma geri dönebilsek. O zaman, Türkiye’nin bölgedeki etkisine açık olurduk. Fakat Türkiye’nin terör örgütlerini finanse ettiği bir ortamda, bölgedeki etkisinin artması mantıklı değil.”

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English