Dünya Basını
FP: Yeni Kızıldeniz krizlerine tek çözüm daha fazla “kuşak” daha fazla “yol”
Aşağıda çevirisini okuyacağınız makale, Kızıldeniz’deki krizin küresel ticaret üzerindeki etkilerinden yola çıkarak Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi gibi projelerin neden önemli olduğunu açıklıyor. Sadece Kızıldeniz’de gemilere yönelik saldırılar değil, herhangi bir doğal afet ya da başka herhangi bir nedenle tıkanan ticari bir güzergahın alternatifinin olmasının günümüz dünyasında oldukça kritik olduğunu açıklayan makaleye göre, Çin bu ihtiyacı öngören ve buna uygun hareket eden tek ülke.
***
Kızıldeniz Krizi Çin’in Önde Olduğunu Kanıtladı
Kuşak ve Yol Girişimi kötü niyetli bir komplo değildi. Belirsizlik ve yıkım çağında her ulusun ihtiyaç duyduğu şeylere yönelik bir plandı.
Parag Khanna
Geçen iki ay içinde Kızıldeniz’i Umman Denizi’ne bağlayan stratejik Bab el-Mendeb Boğazı’nda Husi isyancılarının saldırılarındaki ani artış, dünyanın en büyük nakliye gemilerinin Süveyş Kanalı’ndan geçişi birkaç haftalığına durdurmasına neden oldu; ABD ve İngiltere’nin Yemen’e saldırılar başlatması ve durumun tırmanmasıyla daha da fazlası gemilerinin rotasını değiştirdi.
Gemiler Akdeniz’de ya da Arabistan’da seçeneklerini değerlendirirken, diğerleri de Boğazı tamamen bypass etmekle meşgul. Aralık ayının ortalarında Suudi Arabistan, hızla Arabistan’dan Akdeniz’e bir “kara köprüsü” oluşturulmasına onay verdi; bu sayede Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki Cebel Ali veya Bahreyn’deki Mina Salman gibi Basra Körfezi limanlarına yanaşan mallar, kamyonlar aracılığıyla Suudi Arabistan topraklarından İsrail’in Hayfa Limanı’na transit yapabilir.
Doğru okudunuz. Hamas’ın 7 Ekim’de İsrail’e düzenlediği korkunç saldırı İbrahim Anlaşması’nı sekteye uğratsa da Suudi Arabistan ve BAE’nin çatışmaya iki devletli bir çözümü güçlü bir şekilde desteklemelerine rağmen, her ikisi de denizcilikteki aksaklıklarla başa çıkabilmek ve elbette normalde Mısır’ın kasasına girecek olan transit ücretlerini tahsil edebilmek için İsrail’le altyapı işbirliklerini hızlandırıyor. Karayolu taşımacılığını destekleyenler için daha da iyisi, Körfez-İsrail koridoru Kızıldeniz deniz yolunu on gün kısaltıyor.
Kızıldeniz’deki deniz terörizmi ve Rusya-Ukrayna savaşından kaynaklanan jeopolitik şoklar, dünya ekonomisi ve özellikle de gelişmekte olan ülkeler Kovid-19 salgınının mali yaralarını sarmaya çalışırken lojistik maliyetlerini ve gıda fiyatlarını artırdı. (Yakın zamanda İzlanda’da patlayan bir başka yanardağ da hava taşımacılığı maliyetlerini artırdı).
Günümüzün sürekli dalgalanmasına çözüm, Pekin ve Washington arasındaki dönemsel zirvelerden veya G-7 grup terapisi seanslarından ya da Dünya Ekonomik Forumu veya BM iklim konferansları gibi muhabbet festivallerinden çıkmayacak. Bunun yerine, korkunç güvensizlik ve öngörülemeyen krizlerle boğuşan dünyanın küresel kamu yararına anlamlı kolektif eylemlerde bulunması için tek bir yol var; o da arzın talebi karşılaması için daha fazla yol inşa etmek. Arz şoklarının çözümü daha fazla tedarik zinciri. Daha fazla kuşak, daha fazla yol.
Çin bunu yıllardır bilen ve buna göre hareket eden tek ülke. Çin, imzasını taşıyan Kuşak ve Yol Girişimi’nin (KYG) başlatılmasının 10. yıldönümünü kutlamak üzere geçen Ekim ayında 130’dan fazla ülkenin lider ve temsilcilerini Pekin’de bir araya getirmesi, tıpkı on yıl önce olduğu gibi birçok Batılı lider tarafından Çin’i küresel ticaret ağlarının merkezine yerleştirerek Batı liderliğindeki uluslararası düzenin altını oymaya yönelik gizli bir plan olduğu gerekçesiyle hoş karşılanmadı.
Ancak işlevsel bir perspektiften bakıldığında KYG, tüm ülkelerin kendi ulusal çıkarları için yapması gereken şeyi temsil ediyor: arzın talebi karşılayabilmesi için hem öngörülemeyen aksaklıklara karşı bir önlem olarak hem de ülkenin bağlantılarını ve etkisini artırmak amacıyla mümkün olduğunca çok yol inşa etmek.
Bu tür bir riskten korunma ihtiyacı, 2021’de devasa konteyner gemisi Ever Given’in Süveyş Kanalı’nda karaya oturmasıyla çok açık hale geldi; tam da dünya, Kovid-19 krizinin ortasında ticareti canlandırmaya çalışırken Avrupa ile Asya arasındaki ticaret neredeyse dondu. Biriken yükün büyük kısmı iki hafta içinde taşınmış olsa da bu durum, üreticilerin ve perakendecilerin barışçıl ticaret varsayımıyla düşük parça ve mal envanteri tuttuğu dünyanın tam zamanında tedarik zincirleri için gergin bir deneyim oldu. Ayrıca geciken sevkiyatlar için sigorta primlerinde haftalık ağır bir fiyat etiketi taşıdı.
İster Kızıldeniz’deki Husi terörizmi, ister Rusya’nın Karadeniz’deki tahıl ablukası, ister Panama Kanalı’ndaki kuraklık ya da Malakka Boğazı yakınlarındaki potansiyel bir Güney Çin Denizi çatışması denizdeki geçiş noktalarının kırılganlığını ortaya çıkarsın dünya ekonomisinin en büyük bölgeleri olan Kuzey Amerika, Avrupa ve Asya’nın bu tür düzensiz ve kontrol edilemeyen olaylara rehin kalması için hiçbir neden yok.
Elbette, gemiler Süveyş Kanalı öncesi rotayı tercih ederek Afrika’nın Ümit Burnu’nu dolaşabilir ve normal 20-30 günlük nakliye süresine 10-14 gün ekleyebilirdi. Ancak bunun yerine, birbirlerinin en büyük ticaret ortakları olan Çin ve Avrupa daha akıllıca bir yol izledi: Trans-Avrasya demiryolu taşımacılığı 2021’in başlarında iki katına çıkarak ayda 1.000 yük trenine ulaştı ve böylece daha fazla güvenilirlik ve dakiklik sağlandı.
Avrasya boyunca daha fazla karayolu ve demiryolu ile Hint ve Arktik okyanusları boyunca daha fazla liman küresel yük ve emtia ticareti için esneklik ve alternatif rotalar yaratmak açısından elzem. Dünya ekonomisinin düzgün işleyişi buna bağlı. Bu tür yatırımlar, korumacılık, jeopolitik ve iklim değişikliğinden kaynaklanan enflasyonist şoklara karşı etkili önleyici tedbirlerdir.
Kuşak ve Yol Girişimi’nin dönüştürücü olmadığını iddia etmek zor. Kuşak ve Yol Girişimi’ne üye ülkelere 2013 yılından bu yana inşaat projeleri ve finansal olmayan yatırımlar için yaklaşık 1 trilyon dolar sermaye aktı.
Özellikle aşırı nüfusa sahip gelişmekte olan ülkeler için, iç taleplerle başa çıkabilmek, ekonomik çarpan etkisi yaratabilmek ve dünya ekonomisiyle bağlantı kurabilmek için sağlam altyapı şart. Macaristan ve Sırbistan gibi çevre Avrupa devletleri de Kuşak ve Yol Girişimi’nden faydalandılar, ancak Zambiya ve Sri Lanka gibi diğer devletlerde olduğu gibi bu, aşırı borç ve Çin tarafından biraz siyasi olarak esir alınma pahasına gerçekleşti.
Batı Avrupa’ya gelince, İtalya 2019’da katıldı ve 2023’ün sonlarında ayrıldu, bu da Avrupa’nın hacimli ikili ticaretlerinde Çin pazarına yeterli karşılıklı erişim elde edememekten duyduğu hoşnutsuzluğa işaret ediyor.
Bu arada, geçen Eylül ayında Yeni Delhi’de düzenlenen G-20 zirvesinde önerilen 20 milyar dolarlık çok modlu Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC), ABD tarafından hızlı bir şekilde Kuşak ve Yol Girişimi’ne rakip olarak gösterildi, ancak bu daha çok onun bölgesel bir kolu.
Bir kere Hindistan Başbakanı Narendra Modi de İran üzerinden Rusya’ya uzanan bir ticaret koridorunun lansmanını yapıyor ki bu Washington’un kulağına pek de hoş gelmiyor. Benzer şekilde, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin ABD, Avrupa, Rusya, Çin, Hindistan ve Japonya’ya aynı anda kur yapmalarından da anlaşılacağı üzere, kendine güvenen Körfez Arap ülkeleri sözde yeni soğuk savaşta taraf tutmuyorlar. Bunun yerine, Avrupa, Afrika ve Asya arasında coğrafi bir kavşak olma rollerini güçlendirmek için ustaca bir çoklu ittifak uyguluyorlar.
Bu coğrafyaların birleşiminden oluşan “Afro-Avrasya”, akademisyenlerin Yeni Dünya’nın sözde keşfinden önce eski dünyayı oluşturan sömürgecilik öncesi medeniyet ve ticaret eksenlerine atıfta bulunmak için kullandıkları bir terim.
Bugün Afro-Avrasya yeniden küresel demografi, ekonomi ve jeopolitiğin merkezi haline geldi. Bu Hint-Pasifik sisteminin tüm ulusları, daha az değil, daha fazla küreselleşme istiyor. En bağlantılı güçler, ticaret yapan ulusları kendi coğrafyalarını kullanmaya yönlendirerek kazanıyor.
Bölünmüş değil, giderek birbirine karışan ve katmanlaşan bir dünyadan fayda sağlıyorlar. Nitekim aynı G-20 zirvesinde Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Irak’ın güneyindeki Basra limanından Türkiye üzerinden Avrupa’ya uzanan bir başka ticaret transit koridoru önerdi.
AB üyesi ülkeler, Çin’in Hint-Pasifik’teki stratejik etkisine karşı koyma ve Çin’in güneş panelleri ve elektrikli araç dampingine karşı kendi pazarlarını koruma konusunda ABD ile aynı hizaya geldi.
Ancak Avrupa, liderlerinin sık sık Hindistan, Vietnam, Endonezya ve Singapur’u ziyaret etmelerinden de anlaşılacağı üzere, Arap ve Asya ekonomilerine ihracatını artırma konusunda da istekli. 2016 yılında Çinli COSCO firmasının Yunanistan’ın Pire Limanı’nın çoğunluk hissesini satın alması üzerine çıkan kargaşaya rağmen, IMEC çok modlu güzergahı için düşünülen son nokta tam da burası.
Batılı diplomatlar ve analistler artık Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’ni görmezden gelmiyorlar, ancak bunun altında yatan bağlamı hala tam olarak kavrayabilmiş değiller. Kuşak ve Yol Girişimi saldırıdan çok savunma amaçlı olarak başladı. Çin dünyanın fabrika üssü haline gelmişti, balon gibi şişen sanayi üssünü beslemek için muazzam enerji ve hammadde ithalatına ihtiyaç duyuyordu, ancak bugün küresel tedarik zincirlerini bozan aynı tıkanma noktalarına karşı savunmasız kalıyordu. Aynı zamanda, çelik ve diğer mallardaki muazzam üretim fazlasını absorbe edebilecek pazarlar aradı.
Çin’in savunma harcamaları, silah ihracatı ve hem haydut rejimlerle hem de ABD müttefikleriyle stratejik bağları genişledikçe, Kuşak ve Yol Girişimi Çin’in büyük stratejisinin temel bir unsuru, dünyayı ele geçirmeye yönelik kötü niyetli bir plan olarak görülmeye başlandı. Ancak jeopolitik doğrusal değildir. Çin, Hindistan’la olan Himalaya sınırı boyunca ve Güney Çin Denizi’ndeki agresif saldırıları ve bazı eleştirmenlerin “borç tuzağı diplomasisi” olarak adlandırdığı ağır mali koşullarıyla kısa sürede kendiliğinden şüphe uyandırdı.
Bunun üzerine Batılı ve müttefik güçler karşı önlemler almaya başladı. Askeri alanda Avustralya, Hindistan, Japonya ve ABD’den oluşan dörtlü koalisyon Hint-Pasifik’te denizcilik işbirliğini artırdı, Vietnam gibi Güney Çin Denizi’ne kıyısı olan ülkelere silah satışını artırdı ve Filipinler’i, Çin’in arazi ıslahı yoluyla yaptığı gibi adaları güçlendirmesi konusunda destekledi.
Altyapı ve ticari alanlarda, ABD’de Stratejik Rekabet Yasası ve CHIPS ve Bilim Yasası, ABD Uluslararası Kalkınma Finansmanı Şirketi (U.S. International Development Finance Corp.) Avrupa Birliği’nin Global Gateway girişimi, Japonya ve Hindistan’ın “bağlantı koridorları”, çok uluslu Tedarik Zinciri Dayanıklılık Girişimi ve G-7’nin Build Back Better World’ü, ülkeleri Çinli kreditörler yerine çok taraflı kreditörlerden imtiyazlı oranlarda borç almaya ya da 5G ağları veya internet kabloları için Çinli firmalar (Huawei gibi) yerine Batılı firmalarla (İsveç’in Ericsson’u gibi) sözleşme yapmaya ikna etmek için tasarlanan sayısız programdan sadece birkaçı.
Batı, lafı bırakıp icraata bakması gerektiğini öğreniyor. Altyapı silahlanma yarışı artık iyice kızışmış durumda. Batılı güçler tarafından onlarca yıl ihmal edilen altyapıyı, küresel gündeme taşıdığı için Çin’e teşekkür etmek gerekir; ancak dünya kritik altyapıya kolektif olarak ne kadar çok yatırım yaparsa, tüm yolların Çin’e çıkma olasılığı o kadar azalır. Batı, Büyük Oyun’un bu son raunduna geç kalmış olabilir ama şimdiden oyun alanını eşitleme konusunda başarıya ulaşmış durumda.
Çin liderliğindeki ve Batı liderliğindeki girişimler sıfır toplamlı olarak tasvir edilse de, çoğu durumda limanlar ve elektrik şebekeleri gibi altyapılar dışlanamaz ve rakipsizdir: herhangi bir ticari kullanıcıya açıktır ve bu kullanıcılara eşit hizmet sağlar. İster boru hattı, ister elektrik şebekesi ya da internet kablosu olsun, her kısasa kısas projesi, dünyayı birbirine bağlı bir tedarik zinciri sistemine dönüştürmeye yönelik çok daha büyük bir projeyi istemeden de olsa ilerletiyor.
Günümüzün çalkantılı dünyasında anlatılacak daha önemli bir gerçek yok. Arzın talebi karşılaması için daha fazla yol, enflasyonist şokların önlenmesine yardımcı olur. Daha fazla ülkede daha fazla gıda yetiştirmemiz, daha fazla yarı iletken üretmemiz ve daha fazla nadir toprak minerali işlememiz ve bunların dünya çapında hareketinde tek bir arıza noktası olmamasını sağlamamız gerekiyor.
Deniz taşımacılığını Süveyş Kanalı’ndan Avrasya demiryollarına ya da daha hızlı Arktik deniz geçişine hızlıca kaydırma becerisi, küresel ekonominin şoklara karşı daha dirençli, hatta Nassim Nicholas Taleb’in terimini kullanırsak “antifragile-kırılgan olmayan” hale gelmesinin yoludur. Sadece bu temelde bile, altyapısal olarak hiper-bağlantılı bir dünya hem arzu edilir hem de mevcut sistemimizden daha üstündür. Aynı zamanda iklim değişikliği hızlandıkça uygarlığın hayatta kalması için de elzemdir.
İklim stresi muhtemelen bu yüzyılda bir milyar veya daha fazla insanın göç etmesine neden olacak ve nüfuslar kıyı bölgelerinden iç bölgelere, daha düşük rakımlı alanlardan daha yüksek rakımlı alanlara ve daha sıcak iklimlerden daha soğuk iklimlere doğru yeniden yerleşecek. Güney ve Güneydoğu Asyalıların Avrupa ve Orta Asya’ya göçü gibi daha önce hiç yaşanmamış büyüklükte yeni göç vektörlerine şimdiden tanık oluyoruz. İnsan nüfusunun büyük çoğunluğunun Avrasya kara parçasında yaşadığı düşünüldüğünde, insanların Doğu Avrupa ve Orta Asya’da iklime daha dayanıklı coğrafyalara doğru kaçınılmaz göçünü öngörmek ve gerekli konut, ulaşım, sağlık hizmetleri ve diğer tesislerden oluşan kentsel altyapıyı inşa etmek hayati önem taşıyor.
Hâlâ petrol boru hatlarından oluşan eski altyapıdan çok fazla var; su arıtma tesisleri, güneş enerjisi çiftlikleri, enerji tasarruflu uygun fiyatlı konutlar ve hidroponik gıda merkezleri gibi yenilerden ise çok az. Bu yatırımlar, dünya ekonomisini besleyen büyük küresel geri dönüşümün bir parçasıdır: Altyapı istihdam yaratır ve üretkenliği artırır, tüketim ve ticaretin büyümesini sağlar, yetenek ve sermaye akışını çeker.
Modern uygarlığı tanımlayan kentsel yerleşimlerin inşası ve birbirine bağlanması, insanlığın son 10.000 yılının öyküsüdür. Roma yollarından İngiliz demiryollarına ve Amerikan üslerine kadar birikmiş altyapı katmanlarımız, altyapı üzerindeki kontrolün el değiştirmesine rağmen uzun vadede bunun sıfır toplamlı bir oyun olmadığının kalıcı bir kanıtıdır. Altyapının kaderiyle ilgili sorunun cevabı, onun desteklediği küreselleşmeyle aynı: daha fazlası.
Dünya Basını
Yen müdahalesinin asıl mesajı: Doların rezerv para statüsü artık eskisi kadar güçlü değil

ABD Hazine Bakanlığı ile Japonya Maliye Bakanlığının geçen hafta yen para birimine yönelik gerçekleştirdiği ortak müdahalenin arkasında önemli bir mesaj var. Ancak bu mesaj, piyasaların çıkardığı sonuç değil.
Financial Times, Barry Eichengreen (California Üniversitesi, Berkeley’de George C. ve Helen N. Pardee Ekonomi ve Siyaset Bilimi Profesörü)
Japon yetkililerin iki gün içinde yaklaşık 14 trilyon yen, yani 88 milyar dolar tutarında gerçekleştirdiği tahmin edilen müdahale, piyasaların büyüklüğüyle karşılaştırıldığında hâlâ oldukça sınırlı. Bu müdahale yene bir miktar değer kazandırabilir, ancak etkisi geçici olacaktır. Maliye Bakanlığının yönlendirmesi altındaki Japonya Merkez Bankası, yeni ve menkul kıymetler satın alarak para biriminin değerini yükseltebilir. Fakat yatırımcıların temel koşulların değiştiğine inanmak için bir nedeni yoksa, aynı miktarda yen cinsinden menkul kıymet satarak para birimini yeniden aşağı çekebilirler.
Daha kalıcı bir etki için bu temel koşulların değişmesi gerekir. Japonya Merkez Bankası faiz oranlarını daha hızlı artırmayı taahhüt etseydi, bu zayıf yene karşı koymaya yardımcı olabilirdi. Birçok yatırımcı da bunu arzu edilir bulacaktır; çünkü merkez bankasına göre Japonya’da enflasyon yüzde 2’lik hedefi aşabilir. Ancak Japonya Merkez Bankası, zayıf tüketici talebinden endişe ederek gösterge faiz oranını pek de kısıtlayıcı sayılamayacak yüzde 1 seviyesinde tutmayı tercih etti.
Döviz piyasasına yapılan müdahalenin, Japonya’nın kur konusundaki kaygısının boyutunu gösterdiği ve bu kaygının Japonya Merkez Bankasını gelecekte yeni desteklemek amacıyla faiz oranlarını daha hızlı artırmaya yöneltebileceği ileri sürülebilir. Bu, müdahalenin sözde “sinyal etkisi”dir. Ancak zayıf para birimi Japonya Merkez Bankası Başkanı Kazuo Ueda açısından gerçekten önemli bir endişe kaynağıysa, kuşkusuz bunu şimdiye kadar yaptığından daha güçlü biçimde dile getirir ve sözlerini icraatla desteklerdi.
Elbette Japon yetkililer daha önce de yen döviz piyasasına müdahale etmişti; son müdahale yalnızca üç ay önce gerçekleşmişti. Bu nedenle dikkat çekici olan, ABD Hazine Bakanlığının da müdahaleye katılmasıdır. Bu, ABD’nin Japonya ile 15 yılı aşkın süredir gerçekleştirdiği ilk ortak operasyondu. Ayrıca ABD, yen satın alırken dolar değil avro kullandı.
Dolayısıyla geçen haftaki müdahale, dolar hakkında kaygı verici bilgiler içeriyor. Verilen mesaj şu: ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ve ekibi, yeni desteklemek için dolar cinsinden menkul kıymet satılmasının ABD Hazine tahvili piyasasının uzun vadeli bölümündeki baskıyı daha da artıracağından endişe etti. Bu bölüm, ABD Merkez Bankası Başkanı Kevin Warsh’un geçen hafta piyasalarda olumsuz karşılanan basın toplantısının ardından zaten baskı altındaydı.
Avro satılması, kısmen ABD’nin Döviz İstikrar Fonu’nda elden çıkarabileceği varlıkların niteliğini yansıtıyordu. Ancak bu aynı zamanda, dolar pozisyonunu azaltmak için satılacak ek ABD Hazine tahvillerini piyasanın absorbe etmesini istememenin de bir yoluydu. Böyle bir satış, zaten hassas olan durumu daha da ağırlaştırabilirdi.
Benzer bir sinyal, Japonya’nın Federal Rezerv’in Yabancı ve Uluslararası Para Otoriteleri Repo Kolaylığı, yani FIMA olarak adlandırılan aracını kullanacağını açıklamasında da görüldü. Bu araç, ABD Hazine tahvillerinin doğrudan satılması yerine alternatif fakat sınırlı bir likidite sağlamak üzere tasarlanmıştır.
Her iki adım da doların rezerv para statüsünün artık eskisi gibi olmadığının göstergesidir. Merkez bankaları, ABD Hazine tahvili piyasaları likit olduğu için döviz rezervlerini dolar cinsinden tutmaya alışkındır. Merkez bankaları, serbestçe alınıp satılabildiği ve müdahalelerde kullanılabildiği için ABD Hazine tahvili tutar. Fakat artık durum böyle değil; en azından sınırsız miktarlar söz konusu olduğunda.
Bunun yerine ABD Hazine Bakanlığının, müdahaleye katkısının bir parçası olarak avro satışlarıyla devreye girdiğini görüyoruz. Böylece Japon yetkililerin gerçekleştirmesi gereken dolar satışlarının hacmi sınırlandırıldı.
ABD Hazine Bakanlığının bu müdahalesi, Japon yetkililerin dolar rezervi satışlarını artıracak kadar cesur davranmaları hâlinde onları örneğin gümrük vergisi gibi sonuçlarla tehdit eden Trumpvari bir tepkiden daha iyidir. Bessent, iki hükümetin neden koordineli müdahalede bulunduğunu açıklarken ABD ile Japonya hükümetleri arasındaki dostane ilişkileri vurguladı.
Ancak bir para birimini desteklemek amacıyla yapılacak müdahale, Washington’daki yetkililerin aynı derecede sıcak duygular beslemediği bir hükümet tarafından gerçekleştirildiğinde, ABD’nin caydırıcılığı Trumpvari bir biçim alabilir.
Sonuç olarak Washington, ABD finans piyasaları açısından doğacak sonuçlardan korktuğu için yabancı merkez bankalarının dolar rezervlerini kullanmasını istemiyor. Bu durum bize doların artık eskisi kadar cazip bir rezerv para olmadığını gösteriyor.
Bu mesaj diğer ülkeler tarafından tam olarak kavrandığında, daha cazip ve kolaylıkla kullanılabilir alternatifler arayışı hızlanacaktır. Rezervlerin çeşitlendirilmesi büyük olasılıkla ivme kazanacaktır.
Piyasa analisti Foo: Çin artık ABD hazine tahvillerini tamamen gözden çıkardı
Dünya Basını
Ray Dalio yapay zeka balonu ve küresel borç krizini değerlendirdi

Dünyanın en büyük hedge fonu Bridgewater Associates’in kurucusu Ray Dalio, YouTube yayınında Steven Bartlett’a açıklamalarda bulundu. Dalio, yapay zeka teknolojilerindeki aşırı değerlemelerin bir yatırım balonuna dönüştüğünü ve küresel ekonomide tarihi bir kırılma yaşandığını bildirdi.
Dünyanın en büyük hedge fonu olan Bridgewater Associates’i 1975 yılında iki odalı bir dairede kuran ve kurumsal yatırımcılara 53 milyar doları aşkın kümülatif net kazanç sağlayan ünlü küresel makro yatırımcı Ray Dalio, “A Diary of a CEO” adlı söyleşi programında Steven Bartlett’ın sorularını yanıtladı.
2008 küresel finans krizini öngören az sayıdaki fon yöneticisinden biri olan ve S&P 500 endeksinin yüzde 40’a yakın değer kaybettiği o dönemde Bridgewater bünyesinde yüzde 9,5 pozitif getiri elde eden Dalio, güncel piyasa dinamikleri, yapay zeka yatırımları ve küresel ekonomi hakkındaki tespitlerini paylaştı.
Yatırımcı Jeremy Grantham’ın “tarihin en büyük yatırım balonuyla karşı karşıya olunduğu” yönündeki görüşünün hatırlatılması üzerine Dalio, bu değerlendirmeye katıldığını belirtti. Piyasalardaki mevcut durumu analiz eden Dalio, “Bir balonun içinde olduğumuza dair klasik işaretleri görüyorum” dedi.
“Bir balonun içinde olduğumuza dair klasik işaretleri görüyorum”
Tarihteki borsa balonlarının oluşum ve patlama mekanizmalarını detaylandıran Dalio, devrim niteliğindeki yeni teknolojilerin piyasalarda aşırı coşku yarattığını söyledi.
1929 Büyük Buhranı öncesinde evlere ilk kez elektrik, aydınlatma, buzdolabı girmesinin, otomobillerin, uçakların ve radyonun yaygınlaşmasının büyük bir gelecek beklentisi oluşturduğunu hatırlatan Dalio, 2000 yılındaki internet balonu sürecinde de benzer bir dinamiğin yaşandığına dikkat çekti.
Yapay zeka teknolojisinin insan vücudunun fiziksel işlevlerinin yanı sıra zihnin düşünme ve muhakeme süreçlerini de ikame etmeye başladığını kaydeden Dalio, yatırımcıların gelecekteki kârlılığı gözetmeksizin piyasaya akın ettiğini vurguladı.
Dalio, “İnsanlar mucizevi bir teknoloji gördüklerinde ona yatırım yaparlar, hatta borç para alarak bahis oynarlar. Ancak varlığın fiyatının önemli olduğunu gözden kaçırırlar. Şu anda yapay zeka konusunda çok heyecanlıyız ve heyecanlı olmalıyız da çünkü devrim niteliğinde değişimler getirecektir” değerlendirmesinde bulundu.
“Servet ile para aynı şey değildir”
Finansal balonların teknik arka planını açıklayan Dalio, servet ile nakit para arasındaki farka işaret etti. Muhasebe üzerindeki değerlemelerin harcanabilir nakit olmadığını belirten Dalio, “Servet ile para aynı şey değildir. Birçok insanın zenginleştiğini görürsünüz ancak bu serveti doğrudan harcayamazsınız. Harcama yapabilmek için serveti satıp paraya çevirmeniz gerekir” dedi.
Şirketlerin finansman sağlama süreçlerini örnek gösteren Dalio, 50 milyon dolar sermaye toplayan bir girişimcinin şirket değerlemesini 1 milyar dolara çıkarabileceğini, kağıt üzerinde milyarder olabileceğini ancak gerçekte harcanan paranın yalnızca 50 milyon dolar kaldığını vurguladı. Balonların patlama tetikleyicilerini sıralayan Dalio, şu ifadeleri kullandı:
“Balonu patlatan şey genellikle insanların borçlarını ödemek veya vergi yükümlülüklerini karşılamak için ellerindeki varlıkları satıp paraya çevirme ihtiyacı duymasıdır. Bu durum çoğunlukla faiz oranlarının yükselmesiyle gerçekleşir. Enflasyon baskısı arttığında merkez bankaları frene basmak ister. Faizler yükseldiğinde borcu olanlar daha fazla nakit bulmak zorunda kalır. Satışlar başladığında süreç tersine işler. Varlık fiyatları düşer, teminatlar erir, borçları ödemek için daha fazla satış yapılır ve bu da tüketim harcamalarının kesilmesine yol açar.”
Bartlett’ın sunduğu senaryoyu doğrulayan Dalio, piyasada zayıf ve tecrübesiz yatırımcıların borçla veya kaldıraçlı borsa yatırım fonları üzerinden pozisyon almasının balona işaret eden en belirgin göstergelerden biri olduğunu söyledi.
Yapay zeka şirketlerinin gelecekte elde edecekleri gelirleri kesin olarak öngöremediğini belirten Dalio, firmaların ya yetersiz yatırım yaparak rekabette geride kalma ya da aşırı yatırım yaparak maliyet baskısı altında kalma dilemmasıyla karşı karşıya olduğunu kaydetti.
Milyarder Elon Musk: Paranın hiçbir değerinin kalmayacağı döneme giriyoruz
“Nakitte kalmak enflasyon karşısında en kötü yatırımdır”
Bireysel yatırımcıların ve girişimcilerin olası bir ekonomik çöküşe karşı nasıl hazırlanması gerektiğine değinen Dalio, piyasaları zamanlamanın son derece güç olduğunu, en etkili yöntemin portföy çeşitlendirmesi olduğunu vurguladı.
Parasını mevduat hesabında veya para piyasası fonlarında tutan kişilerin güvende olmadığını savunan Dalio, “İnsanlar parayı bankada tutmanın en güvenli liman olduğunu düşünür. Bu doğru değildir. Uzun vadede enflasyon karşısında erimeye mahkum en kötü yatırımdır. Yıllık yüzde 3,5 ila 4 seviyesindeki enflasyon paranın alım gücünü eksiltir. Alınan faizden ödenen vergiler de düşüldüğünde reel getiri oldukça zayıf kalır” dedi.
Çeşitlendirilmiş bir varlık sepetinin önemine değinen Dalio; hisse senetleri, tahviller, gayrimenkul, altın ve kripto varlıklar arasındaki ilişkiyi aktardı. Portföyünde yüzde 1 oranında Bitcoin bulundurduğunu belirten Dalio, altın tercihini şu sözlerle açıkladı:
“Sert para kategorisinde portföylerin yüzde 5 ila 15’inin bu tür varlıklara ayrılması gerektiğini düşünüyorum. Ben külçe altını Bitcoin’e tercih ediyorum. Altın basılamayan bir paradır. 1971 yılına kadar resmi para sisteminin merkezindeydi ve halen merkez bankalarının en büyük ikinci rezerv varlığıdır. Altın başkasının yükümlülüğü olmayan tek finansal varlıktır. Bitcoin ise basılamayan bir diğer tür para olmakla birlikte kuantum bilgisayarlar gibi teknolojik risklere, hükümetlerin düzenleme, vergilendirme ve yasaklama baskılarına açıktır. Merkez bankaları işlemlerinin gizli ve kendi kontrollerinde kalmasını istedikleri için önemli miktarda Bitcoin tutmayacaktır.”
“Aklınız ve bedeniniz ikame edildiğinde satacak neyiniz kalır?”
Yapay zeka ve robotik teknolojilerin istihdam piyasası üzerindeki etkilerini değerlendiren Dalio, otomasyonun tarihsel gelişimini özetledi.
İnsanlığın tarım toplumundan sanayi devrimine geçişinde makinelerin kas gücünün yerini aldığını, günümüzde ise yapay zekanın insan zihninin üst düzey düşünme ve muhakeme yetilerini üstlendiğini dile getirdi.
Bu dönüşümün sermaye sahipleri ile çalışanlar arasındaki gelir dağılımı makasını daha da açacağını belirten Dalio, “İşletmelerin elde ettiği gelirden çalışanlara giden pay azalırken iş yeri sahiplerine giden pay artmaktadır. İnsan bedeninin ve zihninin yerini makineler aldığında insanların satacak neyi kalacak sorusuyla yüzleşeceğiz. İnsana özgü kalan unsurlar duygular ve sezgilerdir” dedi.
Yapay zeka devriminden yalnızca en üstteki yüzde 0,1 ile yüzde 10’luk dilimde yer alan, bu teknolojiyi kullanabilen yetenekli grubun kazançlı çıkacağını ifade eden Dalio, üniversite mezunlarının dahi iş bulmakta zorlandığı bir döneme girildiğini belirtti. Birçok işletme için yeni mezun yetiştirmenin maliyetli hale geldiğini, bu görevlerin yapay zeka vasıtasıyla hızla tamamlanabildiğini aktardı.
Gençlere ve gelecek nesillere tavsiyelerde bulunan Dalio, şunları kaydetti:
“Tarih göstermiştir ki en başarılı olanlar en zeki olanlar ya da en çok çalışanlar değil, değişime en iyi uyum sağlayanlardır. Geleceğin ne getireceğini kesin olarak bilemezsiniz. Kodlama öğrenmenin çözüm olduğu söyleniyordu ancak yapay zeka modelleri artık kodlama yapabiliyor. Önemli olan insanın kendi doğasını tanıması, yapay zeka araçlarını en üst düzeyde kullanmayı öğrenmesi ve adaptasyon kabiliyetini geliştirmesidir.”
“Büyük bir borç krizinin ve çöküş döneminin içindeyiz”
Ekonomik hareketlerin arkasındaki yapısal mekanizmaları “Büyük Döngü” kavramıyla açıklayan Dalio, yaklaşık 80 yıllık bir insan ömrüne karşılık gelen uzun vadeli borç ve güç döngülerinin son safhasına gelindiğini belirtti.
1945 yılında kurulan dünya düzeninin para, iç siyaset ve jeopolitika alanlarında kırılma yaşadığını savundu.
ABD ve İngiltere gibi ülkelerin aşırı borçlandığını, kamu bütçe açıkları verdiğini ve gelir eşitsizliğinin hat safhaya ulaştığını kaydeden Dalio, İngiltere’deki siyasi tabloyu örnek gösterdi.
İngiltere’de son yedi yılın altısında yeni bir başbakanın göreve geldiğini hatırlatan Dalio, “İngiltere aşırı borçlanmış, üretkenliği düşmüş ve seçenekleri tükenmiş klasik bir döngü örneğidir. Yeterli para olmadığında vaatler tutulamaz, liderler sürekli değişir. Zenginler yüksek vergi bölgelerinden kaçar. Bütçe açıklarını finanse edecek alacaklı bulmak zorlaşır” dedi.
Connecticut eyaletindeki sosyo-ekonomik durumu da paylaşan Dalio, eyaletin kişi başına düşen gelirde ABD’nin en zengin ikinci bölgesi olmasına rağmen lise öğrencilerinin yüzde 22’sinin okulu bıraktığını veya devamsızlık yaptığını, çete ve uyuşturucu sorunları nedeniyle hapishane bütçesinin eğitim bütçesini aştığını ifade etti.
Sistemlerin toplumun geneli için çalışmadığı dönemlerde iç çatışmaların arttığını vurgulayan Dalio, ABD ve Çin arasındaki küresel güç dengesine ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
“İçinde bulunduğumuz evre bir gerileme ve çöküş dönemidir. Tarihte tek bir hakim gücün düzeni sağladığı dönemler daha barışçıl olmuştur. Bugün Çin, birçok ülke için ABD’den daha büyük bir ticaret ortağı konumundadır. Orta Doğu’daki ve İran civarındaki gelişmeler, ABD toplumunun uzun süreli kara savaşlarına veya benzin fiyatlarındaki artışlara tahammülünün olmadığını göstermiştir. Bu durum ABD’nin küresel güç kullanma ve caydırıcılık kabiliyetinin sınırlarını ortaya koymakta, İngiliz İmparatorluğu’nun Süveyş Krizi sonrası yaşadığı güç kaybına benzer bir kaymaya işaret etmektedir.”
Küresel ekonomideki mevcut zorlukların aşılması için partiler üstü, ekonomik gerçekleri kavrayan yapılar tarafından zorlu yapısal reformların hayata geçirilmesi gerektiğini belirten Ray Dalio, genç girişimcilerin sınır bağımlı kalmadan eğitim, üretkenlik ve toplumsal huzurun yüksek olduğu küresel merkezlerde varlık göstermeleri gerektiğini sözlerine ekledi.
İktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Dünya Basını
Milyarder Elon Musk: Paranın hiçbir değerinin kalmayacağı döneme giriyoruz

Tesla ve SpaceX’in CEO’su Elon Musk, İngiliz yayın kuruluşu The Economist’e verdiği özel mülakatta yapay zeka teknolojilerinin beş yıl içinde tüm insanlığın toplam zekasını geride bırakacağını açıkladı. İnsan benzeri robotların ve dijital süper zekanın üretimi devasa boyutlara ulaştıracağını belirtilen ünlü iş insanı, önümüzdeki 10 yıl içinde paranın tüm anlamını yitireceğini ve küresel ekonomide benzeri görülmemiş bir bolluk çağının başlayacağını savundu.
Tesla ve SpaceX’in CEO’su olan Amerikalı milyarder Elon Musk, İngiliz yayın kuruluşu The Economist’e verdiği kapsamlı video mülakatta açıklamalarda bulundu.
Tesla’nın Teksas’taki dev tesislerinde gerçekleşen söyleşide Musk, yapay zeka gelişiminin durdurulamaz bir hıza ulaştığını ve önümüzdeki beş ila 10 yıl içinde dünyada taşların yerinden oynayacağını ilan etti.
Sunucunun “Önümüzdeki 10 yıl içinde, yani 2036 yılında başarmayı hedeflediğiniz dünya nasıl bir yer olacak?” sorusunu yanıtlayan Elon Musk, “10 yıl sonrasından, yani 2036 yılından bahsediyoruz. Büyük ihtimalle her ikimiz de o günleri göreceğiz. Yapay zekanın ezici bir üstünlük kurmadığı bir gelecek hayal etmek imkansız. 10 yıl içinde yapay zekanın tüm insanların toplam zekasından katbekat üstün olmasını bekliyorum. Hatta bence yapay zeka yaklaşık beş yıl içinde tüm insanlığın toplam zekasını aşacak” dedi.
“Yapay zeka beş yıl içinde tüm insanların toplam zekasını geçecek”
Gelişimin boyutlarını tarif eden Musk, “İnsan olmak dışında yapay zekanın insanlardan daha iyi yapamayacağı hiçbir şey kalmayacak. En olası senaryo, herkesin aklına gelen her şeye sahip olabileceği inanılmaz bir bolluk çağıdır. Bu kulağa çılgınca gelebilir ama işte 2026 yılındayız, 2036’da nerede olacağımızı göreceğiz. Tabii ki küresel bir nükleer savaş gibi felaketler bu süreci rayından çıkarabilir. Ancak Üçüncü Dünya Savaşı çıkmadığını varsayarsak, muazzam bir bolluk çağına doğru ilerliyoruz. Bu, geleceğe dair bir iyimserlik ve heyecan mesajıdır” ifadelerini kullandı.
Şirketlerinin gelecekte nasıl para kazanacağına ilişkin soru üzerine ekonomi tanımını yeniden yapan Elon Musk, dijital zekanın hızlı ilerleyişine karşın fiziksel dünyada varlık göstermesi için robotlara ihtiyaç duyulduğunu belirtti.
Musk, “Ekonomiyi dijital ve fiziksel zeka olarak düşünebilirsiniz. Şu an dijital zeka neredeyse her geçen hafta yeni bir kırılmayla ilerliyor. Ancak henüz dijital aleme sıkışmış durumda. Mekanik tutuculara, yani insan benzeri robotlara ihtiyacınız var. Kısacası çok sayıda robota ihtiyacınız var” açıklamasını yaptı.
“2036 yılında paranın hiçbir önemi kalmayacak”
Ekonominin mal üretimi ve hizmet sunumu olduğunu vurgulayan ünlü girişimci, “Muazzam miktarda dijital zekaya sahip devasa sayıda robotunuz olduğunda, bir bakıma sonsuz bir ekonomiye ulaşırsınız. Gelecek geçmişten çok ama çok farklı olacak. Yaşayacağımız değişimin büyüklüğünü anlatabilecek hiçbir benzetme ya da mecaz yok. Şirketlerimin nasıl para kazanacağına gelince, başka bir tahminde daha bulunayım: 2036 yılında paranın hiçbir önemi kalmayacak” dedi.
Sunucunun hisse hissedarlarının para kazanma beklentisini hatırlatması üzerine Musk, “Gıda, barınma, ulaşım ve eğlence için paraya ihtiyaç duyarsınız. Eğer robotlar ve yapay zeka herhangi bir insanın tüketebileceğinden çok daha fazla mal ve hizmet üretiyorsa, o zaman paraya neden ihtiyaç duyasınız ki?” cevabını verdi.
“İnsanların kontrolü elinde tutması neredeyse imkansız”
Süper zeki sistemlerin insan kontrolünden çıkacağını iddia eden Musk, “İnsanların 10 yıl içinde kontrolü elinde tutması neredeyse imkansız. Yapay zeka ile insan arasındaki zeka farkı, insan ile şempanze arasındaki zeka farkından katbekat fazla olduğunda, şempanzelerin kontrolü elinde tutmasını hayal etmek zordur. Bizler esasen evrimleşmiş şempanzeleriz. Çok değil, kısa süre önce ormanda ağaçlarda sallanıp muz yiyorduk” şeklinde konuştu.
“Süper zeki bir yapay zekayı kontrol edebileceğimi düşünmek kibir olur”
Gelecekte devasa bir yapay zekayı yönlendirme iddiasında olmadığını belirten Musk, “Benden katbekat akıllı olan süper zeki bir yapay zekayı kontrol edebileceğimi düşünmek benim açımdan bir kibir gösterisi olur. Yapmamız ve denememiz gereken tek şey, yapay zekanın iyi değerlere sahip olmasını, insanlığı önemsemesini, mutlu olmamızı ve gelişmemizi istemesini sağlamaktır. Biyolojik sinir ağımın bana söylediği şey, yapay zeka güvenliği için en önemli unsurun azami düzeyde hakikat arayışında bulunması ve meraklı olması gerektiğidir. Eğer durum buysa, insanlığı besleyip koruyacaktır” dedi.
“Katil robotların insanlığı yok etme riski yüzde 10 ila 20 arasında”
Daha önce yaptığı uyarılara değinen Musk, “Yapay zeka ve robotlarla ilgili halen risk olduğunu düşünüyorum, bu risk sıfır değil. Geçmişte katil robotların insanlığı yok etme olasılığının yüzde 10 ila 20 arasında olduğunu söylemiştim. Felsefi olarak olumlu tarafa bakma kararı aldım. Yapay zeka ve robotların bu inanılmaz ivmesini gerçekten durdurmanın bir yolunu göremiyorum” ifadelerini kullandı.
“Çılgın akışı durduramam, o yüzden yolculuğun tadını çıkarmaya bakıyorum”
Musk, teknolojik gidişata ilişkin duruşunu şu sözlerle özetledi: “Durdurma düğmesi olsaydı bile muhtemelen ona basmamalıydık, çünkü en olası sonuç herkes için inanılmaz bir bolluk çağıdır. Benim felsefem şu an için ‘yolculuğun tadını çıkaralım’ noktasına geldi. Dürüst olmak gerekirse burada durdurulamaz bir ilerleme var. Durdurmak istesem bile bunu başaramam. Evrenin sonu fizik kurallarına göre kademeli bir soğuma, yani ısı ölümüyle bitecek. Eğer nihai varış noktası korkunçsa, o zaman her şey yolculuğun kendisiyle ilgilidir.”
“Rakip teknoloji devleri birbirini denetleyip dürüst tutmalı”
Yapay zeka güvenlik risklerinin azaltılması için teknoloji devlerinin işbirliği yapması gerektiğini savunan Tesla CEO’su, Google DeepMind CEO’su Demis Hassabis ile yaptığı görüşmeyi aktardı.
Musk, “En önde gelen yapay zeka şirketlerinin birkaç haftada bir toplanıp güvenlik konularını tartışması kısa vadede atılacak en hızlı adımdır. Mevcut sistemlerden çok daha akıllı yeni bir öncü model piyasaya sürülmeden önce, rakip yapay zeka şirketlerinin bu modeli zararlı etkilere karşı test etmesine ve güvenlik sorunlarını gidermek için erteleme tavsiyesinde bulunmasına fırsat tanınmalıdır. Hükümette derin teknik bilgisi olmayan kişilerin bir modelin yayınlanıp yayınlanmaması gerektiğine karar vermesi zordur. Ancak rakipler kendilerine bir iki hafta süre verildiğinde sorunları vurgulayabilir. Rakiplerin birbirini dürüst tutma teşviki vardır” değerlendirmesinde bulundu.
İçerik denetiminde film derecelendirme sistemine benzer bir sektör grubu modelini öneren Musk, “Eğer bir şirket çok tehlikeli bir şey yapıyor ve tehlikeyi azaltmak için adım atmayı reddediyorsa, işte o zaman hükümetin müdahale etmesi gereklidir” dedi. Amazon’un Anthropic üretimi Mythos modeli hakkındaki siber güvenlik endişeleri üzerine Beyaz Saray’ı aramasını bu duruma örnek gösterdi.
“Çin elektriğe sahip ama çip sıkıntısı çekiyor”
Sektördeki küresel rekabeti değerlendiren Musk, Çin merkezli teknoloji firmalarının başarısına dikkat çekti. Çin’in Kimi K3 modelinin Anthropic’in Fable modeline yaklaştığını belirten Musk, jeopolitik dengeler hakkında şunları söyledi: “Çinli yapay zeka şirketleri nispeten küçük bir hesaplama gücüyle çok iyi iş çıkarıyor. Büyük bir hesaplama gücüne sahip olurlarsa lider konuma geçme şansları yüksek. Yapay zekanın önündeki kısıtlamalar elektrik ve yapay zeka çipleridir. Çin, ABD, Avrupa ve Hindistan’ın toplamından daha fazla elektriğe sahip. ABD’nin çip ihracatı kısıtlamaları nedeniyle Çin şu an çip sıkıntısı çekiyor. Çin dışındaki dünyada ise kısıtlayıcı unsur elektrik ve soğutma kapasitesidir. Çin ayrıca litografi sorununu çözmeye ve devasa hacimlerde çip üretmeye tahmin edilenden daha yakın. Fiziksel yapay zeka alanında da çok iyi robot şirketlerine sahipler.”
Çin’deki robot dövüşü etkinliklerini eğlenceli bulduğunu söyleyen Musk, kafası koptuğu halde dövüşmeye devam eden bir robot izlediğini belirtti.
Rakipleriyle olan ilişkilerine değinen Musk, OpenAI CEO’su Sam Altman’a yönelik eleştirilerini yineledi. Musk, “Sam Altman’ın hayranı değilim. Kar amacı gütmeyen, açık kaynaklı ve dünyaya ait olması gereken bir şirket kuruyorsunuz, sonra bu şirket bir şekilde 800 milyar dolarlık kapalı kaynaklı, kar amacı güten bir şirkete dönüşüyor. Bence bu, para bağışlama amacıma tamamen zıt bir durum. Anthropic Kurucusu Dario Amodei de Sam Altman’a güvenmediği için ekibiyle OpenAI’dan ayrıldı. Dario ilkeli bir insandır. Dünyanın iyiliği için kişisel farklılıklarımızı bir kenara bırakıp konuşmamız gerekiyorsa konuşuruz” dedi.
İstihdam piyasasındaki dönüşüme işaret eden Musk, yapay zekanın tüm masa başı işleri insanlardan daha iyi yapacağını vurguladı. Musk, “Yazılım mühendisliğinde yapay zeka, profesyonel yazılım mühendislerinin en az yüzde 90’ından daha iyi kod yazıyor. Yakında bu oran yüzde 99’a çıkacak ve rekabet etmek imkansız hale gelecek. Bu durum Stockfish satranç programının seviyesine ulaşmaya benziyor. Stockfish satrançta o kadar iyi ki, küçük bir bilgisayarda hatta telefonunuzda çalıştırıp Magnus Carlsen’i rahatça yenebilirsiniz. Yazılımda da durum bu olacak” uyarısında bulundu.
“Çalışmak tıpkı bahçe bakımı gibi isteğe bağlı bir hobiye dönüşecek”
Gelecekte çalışmanın zorunluluk olmaktan çıkacağını savunan Musk, “Çalışmak isteğe bağlı hale gelecek. Bunu bahçe bakımına benzetebiliriz. Bahçenizde sebze yetiştirmek zorunda değilsiniz, markete gidip kusursuz sebzeler alabilirsiniz. Bahçenizdeki domatesler markettekiler kadar sulu ve düzgün olmaz ama kendi ürettiğiniz için hoş bir dokunuştur. İş hayatı da tıpkı böyle bir hobiye dönüşecek” ifadelerini kullandı.
“İnsanlara karşılıksız para dağıtılmalı, enflasyon değil deflasyon çıkacak”
İşini kaybeden kitlelerin yaşam standartlarına dair ekonomi teorisini açıklayan Musk, “Hazine insanlara doğrudan karşılıksız para çekleri dağıtmalıdır. Para, mal ve hizmetlerin paraya oranıdır. Üretim miktarı yüzde 1000 oranında artarsa, veri tabanında para oluştursanız bile mal ve hizmet üretimi para arzından daha hızlı artacağı için enflasyon değil deflasyon yaşanacaktır. Önümüzdeki dönemin ana sorunu enflasyon değil deflasyon olacak” açıklamasında bulundu.
Kendi serveti ve vergi yükümlülüklerine dair rakamlar veren Musk, “Tarihte bir insan tarafından ödenen en yüksek vergiyi ödeyerek rekor kırdım. Federasyona yüzde 40, California eyaletine yüzde 15 olmak üzere toplamda yaklaşık yüzde 45 vergi ödüyorum. Öldüğümde kalan servetimden bir yüzde 45 daha vergi alınacak. Trilyonlarca dolar vergi ödeyeceğim ve bundan rahatsız değilim. Şirketler üzerindeki oy kontrolüm (SpaceX’te yüzde 80 civarında) bana sadece beş ila 10 yıllık uzun vadeli yatırımlara, Ay ve Mars üslerine odaklanma imkanı tanıyor. Aksi takdirde borsa analistlerinin çeyrek dönemlik kar baskılarına maruz kalırsınız” dedi.
Uzay projelerine ilişkin tutkusunu dile getiren ünlü iş insanı, “Altı yaşındayken sinemada izlediğim ilk film Yıldız Savaşları olmuştu ve aklımı başımdan almıştı. Bilinci dünya ötesine taşımak ve Yıldız Görevi tarzı bir geleceği gerçek kılmak istiyorum. Yıldız Gemisi füzesini günde birden fazla kez fırlatmayı hedefliyoruz. Bazen hayatım o kadar gerçek dışı geliyor ki bir simülasyonun içinde olduğumuza inanıyorum” sözlerini sarf etti.
Starlink uydu ağının jeopolitik rolüne ve Ukrayna savaşına değinen Musk, cephe hatlarının iki yılı aşkın süredir değişmediğini belirterek pragmatik bir barış anlaşmasının şart olduğunu söyledi.
Musk, “Diplomatlar lüks mekanlarda yedi kap yemek yerken cephede her gün insanlar ölüyor. Rusya geri çekilmeyecek, bu gerçekçi değil. Pragmatik davranıp barış yapmalıyız” ifadelerini kullandı.
“Hükümet harcamalarındaki devasa israfı engellemek için siyasete girdim”
ABD siyasetine ve Hükümet Verimliliği Departmanı bünyesindeki çalışmalarına ilişkin özeleştiride bulunan Musk, “Siyasete biraz fazla karıştım, kendimi kaptırdım. Amacımız devasa boyutlara ulaşan bütçe açığıyla mücadele etmekti. ABD’de borç faiz ödemeleri, Savunma Bakanlığı ve istihbarat bütçesinin toplamını aştı. Afrika’ya yardım adı altında istenen paraların Washington’daki adreslere yönlendirildiğini gördük. ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı fonlarının kesilmesi nedeniyle kimsenin öldüğüne inanmıyorum, Gates Vakfı gibi dev özel vakıflar bu kaynakları karşılayabilir” şeklinde konuştu.
“Sınırların korunmasını ve güvenli şehirler istemek aşırı sağcılık değildir”
Avrupa siyasetine dair görüşlerini savunan ve kendisine yönelik aşırı sağcılık suçlamalarını reddeden Elon Musk, “Güvenli sınırlar, güvenli şehirler ve mantıklı kamu harcamaları istemek aşırı sağcılık değil, normal insanların talepleridir. İngiltere’de mevcut nüfus artışı ve Batı değerlerine tamamen karşıt görüşlerin yayılması devam ederse önümüzdeki 20 yıl içinde bir iç savaş kaçınılmaz hale gelebilir. Sosyal refah devletleri, yaşam standardı düşük insanları çekerek ekonomik bir güç oluşturuyor. Sadece topluma faydalı olacak, dürüst göçmenlerin kabul edildiği kontrollü göçü destekliyorum” dedi.
Yapay zeka devriminin siyasi çatışmalardan çok daha hızlı gerçekleşeceğini belirten Musk, söyleşiyi “İngiltere’deki olası bir iç savaş 20 yıl uzaklıktaysa, yapay zeka tekilliği 10 yıl uzaklıktadır. Yapay zeka ve robotik devrimi her şeyi domine edecektir” diyerek noktaladı.
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi6 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Dünya Basını1 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Avrupa1 hafta önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü
Asya1 hafta önceÇin, ileri düzey çip üretimi açısından kritik önemedeki yerli litografi makinelerinin seri üretimine başladı










