Görüş
Hindistan bölgeselciliğinde SAARC out BIMSTEC in

Güney Asya Bölgesel İşbirliği Örgütü’nün (SAARC) kuruluşu, Güney Asya’daki bölgeselcilik tarihinde bir başlangıcı simgeliyordu. Ancak örgüt, başından itibaren sorunlarla karşılaştı ve Hindistan’ı diğer alt bölgesel platformları denemeye yöneltti. Şu sıralar, Bengal Körfezi Çok Sektörlü Teknik ve Ekonomik İşbirliği Girişimi (BIMSTEC) aracılığıyla Güney Asya ile Güneydoğu Asya arasındaki bağlantıyı artırma çabalarına öncülük ediyor. Burada, üye olarak Pakistan’ın bulunmadığını not etmek önemli. Bu yılın ilerleyen dönemlerinde (muhtemelen eylülde) grubun şu anki başkanı Tayland’ın ev sahipliğinde düzenlenecek 6. BIMSTEC Zirvesi öncesinde Hindistan, 11-12 Temmuz’da 2. BIMSTEC Dışişleri Bakanları toplantısına ve 6-8 Ağustos’ta türünün ilk örneği olan mega bir BIMSTEC İş Zirvesi’ne ev sahipliği yaptı. Dahası, Güney Asya ile Güneydoğu Asya arasındaki bağlantının temel modu olan deniz taşımacılığı üzerine bir merkez dahil üç BIMSTEC mükemmeliyet merkezi kurmayı planlıyor.
Güney Asya’da Bölgeselciliğin Ortaya Çıkışı – SAARC’ın Oluşumu
Onlarca yıldır, Hint alt kıtasının ülkeleri Güney Asya çatısı altında uyumlu bir bölgenin parçası olarak düşünüldü. Dünya nüfusunun yaklaşık dörtte birine ev sahipliği yapan bölge, sekiz ülkeden oluşuyor: Afganistan, Bangladeş, Bhutan, Hindistan, Maldivler, Nepal, Pakistan ve Sri Lanka. Yüzlerce farklı dil konuşan ve çok sayıda farklı dini geleneği takip eden çeşitli halkları, İngiliz sömürgeciliği deneyimi de dahil ortak bir tarihe sahip ve kriket sporuna ve Bollywood filmlerine olan sevgi, etnik bağlar ve müzik ve mutfak pratikleri gibi ortak kültürel bağlantıları paylaşıyor. Ancak paylaşılan tarih ve kültürel uygulamalara karşın Güney Asya’da bölgeselcilik fikri pratikte başarılı olmadı.
Bölgedeki küçük ülkelerden Bangladeş 1980’lerin başında bölgesel bir örgüt fikrini ortaya atmış, 1975’te askeri darbeyle Bangladeş’te iktidara gelen General Ziaur Rehman’ın bölgesel bir örgüt kurma yönündeki çabaları 1985’te Güney Asya Bölgesel İşbirliği Örgütü’nün (SAARC) kurulmasıyla meyvesini vermişti. Hindistan, Pakistan, Bangladeş, Nepal, Bhutan, Sri Lanka ve Maldivler örgütün ilk üyeleri olurken Afganistan 2007’de SAARC’a katılmıştı. Ancak Güney Asya’da sömürgecilik sonrası devletlerin oluşumunun niteliği ve bağlamı ile Soğuk Savaş’ın bölgeye etkisi, burada bölgeselcilik fikrinin yeşermesine pek izin vermedi. İngiliz Hindistanı’nın Hindistan ve Pakistan olarak ikiye bölünmesi, Bangladeş’in Pakistan’dan ayrılması ve bu süreçte yaşanan savaşlar, Güney Asya’da bölgeselcilik fikrinin yayılmasının aksine güvensizlik ve düşmanlık tohumları serperken özellikle Hindistan ve Pakistan arasındaki entegrasyonu bir hayal haline getirdi. Hindistan ve Pakistan’ın temel ilkeleri arasındaki çelişki, bu ülkeler arasında anlamlı bir işbirliğinin gerçekleşmesine de olanak vermiyordu. Soğuk Savaş’ın etkisine gelince, savaşın Avrupa Birliği’nin bölgeselcilik ve bölgesel işbirliğinin başarılı bir örneği olarak oluşumunda ve konsolidasyonunda önemli bir rol oynadığını belirtmek kulağa ilginç gelse de aynı Soğuk Savaş Güney Asya’da işbirliğine yönelik girişimleri engelledi.
SAARC’ın kurulması Güney Asya’daki bölgeselcilik tarihinde kuşkusuz bir dönüm noktası ancak Hindistan ve Pakistan gibi bölgedeki etkili ülkeler bölgesel bir örgüt fikrine başından beri kuşkuyla yaklaşmıştır. Hindistan, gelişen bölgesel platformun diğer devletlerin kendisine karşı birleşebileceği bir durum yaratacağını, platformun kendisine Güney Asya’da ayak bağı olacağını ve uluslararası arenada güç ve kapasitesine dayalı daha büyük bir rol oynama fırsatını elinden alacağını düşünüyordu. Öte yandan SAARC platformu bölgedeki küçük devletlerin istek ve şikayetlerini bireysel ve kolektif olarak dile getirebilecekleri bir alan sağladı. Ancak 1990’lardan 2010’lara kadar olan altın çağında üye ülkeler, Güney Asya Tercihli Ticaret Anlaşması, Güney Asya Serbest Ticaret Bölgesi, bir gümrük birliği, ortak bir bölgesel pazar ve ortak bir ekonomik ve parasal birlik dahil birkaç iddialı girişim yürürlüğe koyabilse de bölgeselciliğin ve bölgesel örgütlerin büyümesi için elverişli uluslararası iklime karşın daha ileri gidememiştir. Başlangıçtaki isteksizliği bir kenara bırakırsak, Hindistan SAARC’ın olası faydaları konusunda iyimser olmaya çalışsa da giderek örgütün belirtilen hedeflerine ulaşmada pek yardımcı olamayabileceğini anlamaya ve dolayısıyla ondan uzaklaşmaya başladı.
Hindistan’ın uzaklaşma politikasına örnek olarak 1992’de formüle edilen Doğuya Bakış Politikası (Look East Policy), 1997’de başlatılan Bengal Körfezi Çok Sektörlü Teknik ve Ekonomik İşbirliği Girişimi (BIMSTEC), 1997’de kurulan Hint Okyanusu Kıyıdaş Ülkeler Birliği (IORA), 2000’de oluşturulan Mekong-Ganga İşbirliği (MGC) ve 2015’te imzalanan Bangladeş-Bhutan-Hindistan-Nepal (BBIN) Ulaştırma Anlaşması gibi organizasyonların oluşumuna katılımı gösterilebilir. Bu örgütler ve platformlar Hindistan’ın Pakistan’dan uzak durmasını ve onu dışlamasını sağlarken aynı zamanda Hint-Pasifik bölgesindeki genişletilmiş mahalleye de ulaşmasını sağladı. Bu arada SAARC, 39 yıllık bir geçmişe sahip olmasına karşın yalnızca 18 Zirve toplayabildi. 18. Zirve olan son zirve 2014 yılında Nepal’in Katmandu kentinde toplandı. 19. Zirve’nin 2016 yılında Pakistan’da gerçekleşmesi planlanıyordu ancak o yıl Jammu ve Keşmir’in Uri kentinde gerçekleşen terör saldırısı nedeni ile Hindistan Zirve’ye katılmayı reddetti. Hindistan Zirve’ye katılmama kararı aldıktan sonra diğer ülkeler de Zirve’den çekildi ve o zamandan beri hiçbir SAARC Zirvesi yapılmadı. Geçen şubat ayında Yeni Delhi’de bulunan Nepal parlamento üyesi Swarnim Wagle’nin, “SAARC 2014’ten bu yana komada”, dediği kadar var…
BIMSTEC Aracılığıyla Güney Asya’yı Güneydoğu Asya’ya Bağlamak – Hindistan’ın Büyük Hamlesi
2014’ten itibaren SAARC arka planda kalırken BIMSTEC Hindistan’ın odak noktası haline geliyor. 2016’da Hindistan’ın BIMSTEC’in bölgesel erişimi için Goa’da ortak bir BRICS-BIMSTEC Zirvesi düzenlemesinden sonra, BIMSTEC’e destek daha da ivme kazandı. Ancak Haziran 2019’da Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar’ın SAARC’ın sorunları olduğunu ve bu nedenle Hindistan’ın önümüzdeki beş yıl boyunca BIMSTEC’e öncelik vereceğini belirtmesinden bu yana Hindistan’ın BIMSTEC eğilimi daha gözle görülür bir hal aldı. Bengal Körfezi Çok Sektörlü Teknik ve Ekonomik İşbirliği Girişimi (BIMSTEC), Bangkok Deklarasyonu’nun imzalanmasıyla Haziran 1997’de kurulan bölgelerarası bir gruptur. Başlangıçta BIST-EC (Bangladeş-Hindistan-Sri Lanka-Tayland Ekonomik İşbirliği) olarak bilinen örgüt artık BIMSTEC olarak biliniyor ve Aralık 1997’de Myanmar’ın, Şubat 2004’te Bhutan ve Nepal’in katılımıyla yedi üyeli bir grup olarak bugünkü haline geldi. Grup temel olarak Bengal Körfezi’ne kıyısı olan ülkeleri üye olarak içeriyor ve bölgedeki ülkeler arasında ticaret, teknoloji, enerji, ulaşım, turizm, balıkçılık, tarım, halk sağlığı, yoksulluğun azaltılması, terörle mücadele, çevre, kültür, insanlar arası temas ve iklim değişikliği gibi birçok sektörde bölgesel işbirliğini teşvik ederek, ekonomik büyümeyi ve sosyal ilerlemeyi hızlandırmayı amaçlıyor. Bu grup, toplam 5 trilyon dolar civarında GSYİH ile dünya nüfusunun yüzde 22’sine ev sahipliği yapıyor.
BIMSTEC tüzüğü Mart 2022’de Kolombo’da sanal ortamda düzenlenen 5. BIMSTEC Zirvesi’nde imzalandı ancak belgenin tüm üyeler tarafından onaylanması iki yıl daha sürdü. Nepal bulmacanın son parçasıydı; parlamentosu tüzüğü bu yılın nisan ayının başlarında onayladı. Bu, BIMSTEC tüzüğünün başlangıcından 27 yıl sonra yürürlüğe girdiği anlamına geliyordu. Böylelikle tüzüğün tüm üyelerce kabul edilmesiyle gruba hukuki destek sağlanmıştır. Grup, bu sayede bölgede işbirliği için hukuki ve kurumsal bir çerçeve oluşturabilir, yeni üyelerin kabulünü sağlayabilir ve diğer ülkeler ve gruplarla anlaşmalar imzalayabilir. Ayrıca daha önce BIMSTEC’in resmi bir genel merkezi yoktu ve 2011 yılında Bangladeş’in başkenti Dakka’da merkez ofisi ve 2014 yılında Sri Lankalı diplomat Sumith Nakandala’nın genel sekreteri oluncaya kadar Bangkok’taki Tayland Dışişleri Bakanlığı’nda toplantılar yapılıyordu. Bugün daimi sekreterliği Dakka’da bulunan grubun şu anki genel sekreteri, Hint diplomat Indra Mani Pandey’dir; ilk kez bir Hint diplomat, grubun şefi pozisyonunda bulunuyor. Daha önce örgütün en üst düzey görevlerinde Sri Lanka, Bangladeş ve Bhutanlı diplomatlar bulunmuştu.
Dolayısıyla SAARC ivmesini kaybettiğinde, BIMSTEC özellikle Hindistan’dan gelen güçlü destekle yeniden canlanıyor gibi görünüyor. Burada, SAARC’tan farklı olarak BIMSTEC’te üye olarak Pakistan’ın bulunmadığını dikkate almak önemli. İlk BIMSTEC Dışişleri Bakanları toplantısı geçen yıl Tayland’ın Bangkok kentinde düzenlendi. Bu yıl 11-12 Temmuz’da Hindistan’ın 2. BIMSTEC Dışişleri Bakanları toplantısına ev sahipliği yapması, Delhi’nin “Önce Komşuluk” politikasına sürekli odaklandığını gösteriyor. Jaishankar’ın gruba “yeni enerji aşılama” ve “daha yüksek hedefler koyma” çağrısında bulunduğu bu toplantı aslında Tayland’da yıl sonuna doğru gerçekleşecek BIMSTEC Zirvesi için bir ön hazırlık niteliğindeydi. BIMSTEC’in Güney Asya’da bölgesel işbirliği için giderek “tercih edilen bir platform” haline geldiği bir dönemde etkileşimini artıran Hindistan ayrıca grup için ilk iş zirvesine ev sahipliği yaptı. Zirve, Hindistan Dışişleri Bakanlığı ve Hindistan Sanayi Konfederasyonu tarafından ulusal başkent Delhi’de 6-8 Ağustos tarihleri arasında üç günlük bir etkinlik olarak düzenlendi. Gündemde öncelikli olarak liman bağlantısı, altyapı ve devam eden BIMSTEC serbest ticaret anlaşması görüşmeleri ele alındı.
Aslında BIMSTEC Serbest Ticaret Anlaşması’nın çerçeve anlaşması 2004’ün başlarında imzalanmış ancak müzakereleri ilerletmek için Ticaret Müzakere Komitesi sonuçsuz kalan yaklaşık yirmi tur müzakere düzenlemişti. Hindistan, 2018 yılında BIMSTEC ülkeleri arasında serbest ticaret anlaşmasının imzalanması için yoğun çaba sarf etmiş ancak Hindistan ile Tayland arasında profesyoneller için pazar erişimi, ticaret mallarına uygulanan vergi indirimleri ve politika gevşetmeleri konusunda yaşanan görüş ayrılıkları süreci sekteye uğramıştı. Haziran 2023’te o dönem BIMSTEC Genel Sekreteri olan Tenzin Lekphell, serbest ticaret anlaşması görüşmelerinin “yavaş” ilerlediğini ve ticaretin kolaylaştırılması ve gümrük ile ilgili konularda karşılıklı yardım gibi bazı bileşenlerin uygulamaya konulmadan önce henüz kesinleştirilmediğini söylemişti. Bu nedenle gündemin ana odak noktasının, üye ülkeler arasındaki malları, hizmetleri, yatırımları ve ekonomik işbirliğini kapsayacak bir serbest ticaret anlaşması olacağı yönünde güçlü bir beklenti vardı.
Son Sözler
Güney Asya ülkelerinin tutarlı bir bölge oluşturamayışı, Güney Asya’nın dengesiz dağılımı buradaki bölgeselciliğin başarısızlığında büyük etken. Hindistan bölgenin en büyük ve en güçlü ülkesi ve Hindistan’ın hakimiyeti bölgesel yapıların gelişiminde paradoksal bir etki yaratmıştır. Sonuçta ortaya şöyle bir durum çıkıyor: Güney Asya, özünde Hindistan ve Hindistan ile sınırı paylaşan ancak birbirleri ile paylaşmayan altı ülkeden oluşur; bunun istisnası, Pakistan ile sınırı paylaşan ancak Hindistan ile paylaşmayan Afganistan’dır. Ancak Hindistan bakış açısıyla Hindistan Afganistan ile de sınır paylaşmakta ve Afganistan da diğerleri gibi bir Güney Asya bölgesi kapsamında yer almaktadır. Bu anlamda Güney Asya, esasen Hindistan’ın komşularının Hindistan ile ve Hindistan’ın komşuları ile etkileşimlerinin toplamı oluyor. Güney Asya’nın bu doğası Hindistan’da şöyle bir algıyı şekillendirmiştir: Bölgesel yapıların oluşturulması Hindistan’ın bölgede halihazırda sahip olduğu üstünlüğe katkıda bulunamaz, aksine kendi arka bahçesindeki hakimiyetini potansiyel olarak kontrol edebilir ve bölgedeki etkisini zayıflatabilir. Örneğin, SAARC fikirbirliğine dayalı olarak işlev gördüğünden, Hindistan’ın alt kıtadaki meseleler hakkındaki oyu, bölgedeki en küçük ülkeler Bhutan ve Maldivler’in oyu kadar önemli olacaktır. Dahası, Güney Asya’nın içsel çatışmaları Hindistan için bir kamburdan başka bir şey ifade etmiyor. Buradan hareketle SAARC’ın işlevsiz doğası ve bölgedeki politik iklim daha çok alt bölgesel işbirliğine olanak sağlıyor. Güney Asya’da görülen alt bölgesel işbirliğine güzel bir örnek olarak Nepal’in ürettiği enerjiyi Hindistan üzerinden Bangladeş’e ihraç etme planı çerçevesinde üçlü ortaklık akla gelebilir. Bu sayede, son on yılda Nepal, Hindistan ve Bangladeş arasındaki enerji ticareti üç katına çıktı.
Öte yandan, komşuluk politikasını doğru bir şekilde ele almadığı sürece daha büyük bir bölgesel Asya rolü veya küresel bir rol elde etmeyi hedeflemek Hindistan için odada duran büyük bir fil. Egemen uluslara bölünmüş olsalar da ortak tarihi ve kültürel bir yer olan Güney Asya ülkeleri arasındaki bölgesel entegrasyonun güçlendirilmesi gerekiyor ancak bunun önündeki en büyük engel Hindistan ve Pakistan’ın bir uzlaşma zemini oluşturabilecek herhangi bir çatının henüz bir türlü ortaya çıkamamış olmasıdır. Bu nedenle de özellikle Güney Asya bölgesinde tüm bölge ülkelerini bir çatı altında toplayan bütüncül bir entegrasyondan söz edilemiyor. Dahası ne bölge sakinleri daha güçlü bağlar peşinde ne de bölgedeki kültürel alışveriş iç açıcı. Buna güzel bir örnek, Pakistan’ın 2019’da yerel televizyon ve radyo kanallarında Hint içeriklerini yasaklamasıyla oluşan bu boşluk Türk televizyon içerikleriyle ikame ediliyor. Bollywood film endüstrisinde neredeyse hiç Pakistanlı sanatçı yok ve Pakistanlı kriketçiler artık Hint Premier Ligi’nde oynamıyor. Bölge içi göçte de istikrarlı düşüş var; Güney Asyalılar eskiden olduğu gibi birbirlerinin ülkelerinde çalışmak veya eğitim görmek yerine artık daha çok Ortadoğu ve Batı Avrupa ülkelerini, Malezya, Avustralya ve Kuzey Amerika’yı ve hatta Çin’i tercih ediyor. Daha da önemlisi, eğitimde daha yoğun görülmekle birlikte, ticaret, turizm ve eğitimde bölge içi bağlantıdaki azalma beklendiği üzere Çin tarafından telafi ediliyor.
Birçok Güney Asya devletinin Hindistan’ın üstünlüğünü dengelemek için Çin’i kullanma kararı sonucunda, Güney Asya artık eskiden olduğu gibi Hindistan merkezli bir bölge değil. Açıkçası birçok Hint stratejik düşünürünün de zaten Güney Asya’daki bağlantıların ülkenin hırslarını sınırladığına inanmaya başlaması sonucunda, Hindistan stratejik odağını yeniden Pakistan’dan Çin’e ve kıta alanından deniz alanına yönlendirdi. Ve paradoksal olarak, kendisi için daha geniş bir jeopolitik alan araması sonucunda bir çeşit “küresel yükseliş – bölgesel düşüş paradoksu” yaşıyor. Buna karşılık, Çin’in son yıllarda Hindistan’ın komşuları arasındaki nüfuzunu artırdığı iyi biliniyor. Örneğin Bengal Körfezi, özellikle Hindistan ile Çin arasındaki rekabet nedeni ile Hint-Pasifik’te stratejik öneme sahip bir alt bölge haline geldi. Dolayısıyla bir zamanlar büyük çatışmalardan uzak bir bölgeyken artık büyük güçler arasında jeopolitik rekabet ve bölgesel çatışma bölgesi haline gelmeye hazırlanıyor. Çin’in Bengal Körfezi’ndeki varlığını artırma girişimleri, Hindistan’ın güvenliği ve bölgedeki “net güvenlik sağlayıcısı” rolü üzerinde doğrudan bir etkiye sahip. Bangladeş’in Çin’in talebini kabul etmemesinin ardından Çin, Andaman ve Nicobar Adaları’na daha yakın bir derin deniz limanında bir dayanak noktası arıyor. Çin’in Myanmar ve Sri Lanka’daki limanları kontrol altına alarak Bengal Körfezi bölgesine olan ilgisinin artması, Hindistan’ı tarım, deniz araştırmaları ve deniz taşımacılığı alanlarında üç BIMSTEC Mükemmeliyet Merkezi kurma olasılığını araştırmaya yöneltti.
Görüş
Fotoğraf altı yazısı ve davetli listesi: Batı’nın ŞİÖ haberlerinin açıklayamadığı Türkiye

Thomas Karat, davranış analisti
Batılı ajansların Bişkek’ten geçtiği fotoğraf, anlamı baştan tayin edilmiş bir paket halinde ulaştı. Kırgızistan Cumhurbaşkanı’nın tören kıtası önünde Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’e refakat ettiği karenin üzerinde, fotoğraf altı yazısı ABD GÜCÜNE KARŞI KOYMAK şeklindeydi. Karenin kendisi bildik bir diplomatik seremoniyi, kırmızı halıda yürüyen iki devlet başkanını gösteriyordu yalnızca. Fotoğraf altı yazısı ise karenin sunmadığı unsurları tamamlıyordu: bir hasım, bir amaç ve Batılı okurun endişesini yöneltmesi gereken istikamet. Tarafsız görüntü ile peşin hükümlü sözcükler arasındaki bu açı, söze başlamak için elverişli bir zemin; zira henüz tek bir analiz satırı kaleme alınmadan önce, zirvenin çerçevesi tam da burada belirlendi.
Şanghay İşbirliği Örgütü, 1 Eylül’de Kırgızistan’ın başkentinde on üye devlet, bir düzineden fazla hükümet başkanı ve davetliler arasında yer alan Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri ile birlikte yirmi beşinci kuruluş yıl dönümünü geride bıraktı. Avrupa ve Kuzey Amerika’daki yayın organlarının çoğu, örgütü Batı’ya denge unsuru olmayı amaçlayan bir blok olarak niteleyen tek bir Agence France-Presse bültenini sayfalarına taşıdı. France 24, Rus ve Çinli liderlerin Orta Asya’ya Batı nüfuzuna karşı koymak üzere gittiğini bildirdi. Aynı yapının daha önceki bir oturumuna dair İngiliz basını, toplantıyı bir “kargaşa ekseninin” kapalı kapılar ardındaki zirvesi olarak andı. Bu kurguların her birinde Batı, katılmadığı bir toplantının dilbilgisel merkezine yerleşiyor. Örgüte, Washington ve Brüksel’e atıfta bulunmadan ifade edilebilecek hiçbir bağımsız gaye tanınmıyor; varlığı bütünüyle onlara verilen bir tepkiden ibaret sayılıyor.
Fotoğraf altı yazısındaki gedik: Türkiye
Bu anlatı kurgusu, ilk ve en büyük engeline davetli listesinde, bilhassa masadaki bir NATO üyesinin varlığında tosluyor. Türkiye, örgüt bünyesinde diyalog ortağı statüsünü koruyor ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan zirvelere bizzat katılıyor. ŞİÖ’nün kendi ittifakına karşı kurulmuş bir eksen olduğu söylenen Batılı okur, o ittifakın kurucu bir üyesinin neden o masada yer tuttuğunu sorgulamaya teşvik edilmiyor. Örgütü Batı’ya karşı bir denge unsuru olarak adlandıran aynı AFP bülteni, giriş paragrafının birkaç satır altında, örgütün Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar dahil on beş diyalog ortağı bulunduğunu kaydediyor. Türkiye NATO üyesi. Suudi Arabistan ve Katar ise ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın ileri karargâhına ve bölgedeki en büyük Amerikan hava üssüne ev sahipliği yapıyor. Batı’ya karşı durmak üzere kurulan bir örgüt böylesi bir katılımcı profilini bir araya getiremez; örgütü bu şekilde yaftalayan bir fotoğraf altı yazısı da ancak kendi iddiasını yalanlayan paragrafa kadar inmeyen okurlar nezdinde ayakta kalabilir.
Türkiye’nin konumu, Batı basınının anlamlandırmakta en yetersiz kaldığı parçayı oluşturuyor; zira zihinlerdeki hâkim harita yalnızca iki takıma izin veriyor. Ankara, ŞİÖ’yü NATO’ya tercih ediyor değil. Bu iki takımlı modelin kavrayamayacağı bir tutum sergiliyor: Örgüte ne tam üye olarak katılıyor ne de ona bütünüyle sırt çeviriyor; burayı işlenecek, değerlendirilecek bir zemin olarak görüyor. Bir yandan Atlantik’teki ahdi yükümlülüklerini korurken diğer yandan Avrasya güvenlik platformunda ağırlık kazanan bir devlet, Atlantik düzeninin kuralları artık tek başına koyamayacağı bir geleceğe karşı risklerini dağıtıyor. Bu hamle İstanbul’dan bakıldığında gayet berrak görünürken, Bişkek fotoğrafına o yazıyı iliştiren yayın merkezlerinden bakıldığında büyük ölçüde okunaksız kalıyor. Tam da bu yüzden, o merkezlerin zirveye dair aktardıkları, buradan bakıldığında çoktan geride kalmaya yüz tutmuş bir dünyanın tasviri gibi duruyor.
Söz dağarcığı ve ele verdikleri
Haberlerde tercih edilen dil, yakından incelenmeyi hak ediyor. Sürekli yinelenen terimler şunlar: “karşı”, “aleyhinde”, “Batı karşıtı” ve “eksen”… Örgüte kendine ait hiçbir muhteva tanımayan bir karşıtlık söz dağarcığı. Buradaki en ağır yükü “eksen” sözcüğü taşıyor. İkinci Dünya Savaşı’nın, yakın dönemde ise “şer ekseni” retoriğinin ahlaki mimarisini devralıp üyeleri arasında bir NATO hükümetinin de bulunduğu bir ticaret ve güvenlik platformunun üzerine boca ediyor. Bu kavramsal aktarım, bizzat kendisini temelsiz kılan olguların birkaç satır ötesinde gerçekleşiyor; aradaki bu yakınlıksa niyetin asıl ele vereni niteliğinde.
Adını koymaya değer yapısal bir alışkanlık daha var. AFP metni, örgütün kuruluş bildirgesinde kendisini başka devletleri hedef alan bir ittifak olmadığını ilan ettiğini belirtiyor; fakat hemen ardından gelen cümlede, Rus ve Çinli liderlerin geçmiş zirvelerde Batı karşıtı konuşmalar yaptığını aktarıyor. Yapının kendi öz tanımı kayda geçirildiği an, hemen geri alınıyor. Burada sergilenen şüphecilik son derece seçici. Bir NATO bildirisi ittifakı “savunma amaçlı” olarak nitelendirdiğinde, aynı ajanslar geçmişteki taarruz harekâtlarını hatırlatmayı akıllarına getirmiyor. Kuşku, hasımlar için hemen devreye girerken ortaklar söz konusu olduğunda devreden çıkıyor; kanıta değil, peşin kabullere yaslanan bir ayrım bu. Batılı ajans ağının dışındaki yayın organları ise aynı malzemeyi çok daha soğukkanlı ele alıyor. Al Jazeera’nin görüşüne başvurduğu bölge uzmanı, ŞİÖ’yü yalın bir ifadeyle tutarlı bir yapı oluşturmayan bir Batı karşıtı ittifak olarak niteledi; hiçbir Batı manşetinde kendine yer bulamayan bu sade ve isabetli tespit, o meşhur fotoğraf altı yazısına uymadığı için dışarıda bırakıldı.
Baskıyla doğru orantılı büyüyen bir blok
Örgütün tarihi, kendi retoriğinden çok daha fazlasını açıklıyor. 1996’da Çin, Rusya ve üç Orta Asya cumhuriyeti arasında sınır hatlarının belirlenmesiyle ilgilenen teknik bir uzlaşma olarak başladı. Batı’nın üyelerine uyguladığı baskıyla doğru orantılı biçimde ivme kazandı. Hindistan ve Pakistan 2017’de örgüte katıldı. Yıllar süren yaptırımların tam üyeliği hem Tahran hem de örgüt için cazip kılmasının ardından İran kabul edildi. ABD’nin ikincil yaptırımları ve gümrük tarifeleri, giderek genişleyen bir hükümetler halkasına Washington’ın erişim alanı dışındaki bir platformun kıymetini gösterdikçe, diyalog ortaklarının sayısı on beşe dayandı. Bişkek’te dönem başkanlığı, Amerika’nın bir diğer köklü güvenlik ortağı olan Pakistan’a devredildi. Manzara gayet tutarlı: Örgüt, yeni üye kazanmaktan ziyade, Batı politikalarının çıkış kapısına doğru ittiği devletlerin istikrarlı yönelimiyle büyüdü.
En çarpıcı örneği İran sunuyor. Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Bişkek’teki yerine Amerika Birleşik Devletleri ile yaşanan bir savaşın altıncı ayında oturdu. Zirveden bir hafta önce ABD Hazine Bakanlığı, Ekonomik Tecrit Operasyonu adını verdiği bir yaptırım harekâtı ilan ederek ikincil yaptırımları İran ekonomisinin beş sektörüne daha (havacılık, dijital varlıklar, altın, deniz taşımacılığı ve teknoloji) genişletti; ayrıca yayımladığı ayrı bir uyarıda, Hürmüz Boğazı’ndan geçiş için İran’a ödeme yapan herhangi bir ülke vatandaşının veya kuruluşunun Amerikan cezalarına maruz kalacağını duyurdu. İkincil yaptırımlar yalnızca hedefi vurmakla kalmaz; o hedefle ticaret yürüten her hükümeti veya şirketi de kapsar. Bu durum, dolar sisteminden dışlanma tehdidiyle dayatılan, diğer devletlerin egemenlik kararlarına yöneltilmiş açık bir talimattır. İran petrolünün en büyük alıcısı olan Çin, çıkarlarını kararlılıkla savunacağını belirterek karşılık verdi. Tahran’a yönelen bir tedbir, pratikte Pekin’e iletilen bir dayatma işlevi gördü; Pekin de heyetini toplayıp Bişkek’in yolunu tuttu. İkinci örneği Hindistan veriyor. Başbakan Narendra Modi, Yeni Delhi’nin Rus petrolü alımları gerekçe gösterilerek Washington’ın Hint mallarına yüzde 50 gümrük vergisi getirmesinden birkaç gün sonra Devlet Başkanı Vladimir Putin ile önceden planlanmış ikili bir görüşme yaptı. Hindistan’ı terbiye etmesi amaçlanan araç, onu uzak tutmaya çalıştığı masanın tam ortasına kadar eşlik etti.
Görüş ayrılıkları gerçek ve asıl mesele de bu
Zirveyi hakkıyla değerlendirmek, örgütün sınırları konusunda da aynı açıklıkta olmayı gerektiriyor; zira buradaki dürüstlük, sahici bir analizi eleştirilen kalıpların bir ayna yansıması olmaktan ayıran yegâne unsurdur. ŞİÖ yekpare bir blok değil. Rusya ve Çin, aynı Orta Asya coğrafyasında nüfuz rekabeti yürütüyor. Hindistan ile Çin, ihtilaflı ve zaman zaman şiddete sahne olan bir sınırı paylaşıyor; Modi ve Şi’nin aynı platformda yer alıp resmi bir ikili görüşme yapmamasının nedeni de bu. Hindistan ve Pakistan, hasımlıklarını korurken aynı çatının altında üyelik sürdürüyor. Kurulması önerilen kalkınma bankası, yıllardır tartışılmasına rağmen işler bir kuruma dönüşebilmiş değil. Örgütün temsil ettiğini ileri sürdüğü insanlığın yüzde 40’ı, ortak bir gayenin değil, yalnızca fiziki bir cüsseliğin göstergesi.
Ne var ki bu derin ayrılıklar, Batı’nın çizdiği çerçeveyi kurtarmaya yetmiyor; bilakis o çerçevenin üzerini örttüğü hakikati daha da berraklaştırıyor. Bu hükümetler arasında mutlak bir uzlaşı yok ve zirveyi kayda değer kılan da bu tür bir uzlaşma değil. Asıl dikkat çekici olan, birbirine güvenmeyen devletlerin anlaşmazlıklarını ABD’nin kontrol etmediği bir çatı altında yönetmeyi tercih etmesidir. Reddettikleri seçenek ise Washington’ın denetimindeki bir yapının hakemliğidir. Bu tercih, Amerikan öncülüğündeki düzenin konumuna dair hiçbir ortak bildirinin üretemeyeceği ağırlıkta bir tespittir. Bunun için resmi bir ittifaka veya ortak bir ideolojiye gerek yok; gereken tek şey, kritik bir devletler toplamının Batı düzenini artık çevresinden dolaşılması gereken bir unsur olarak görmesi. Üstelik bu etrafından dolanma süreci, Batılı okurlara risklerini dağıtmaya çalışan bir yapının durduğu yerde hasım bir eksen görmelerini buyuran fotoğraf altı yazısının tam gölgesinde, artık devlet başkanları düzeyinde ve alenen işliyor.
Daralan merkez
Batılı yetkililer dünya kamuoyuna atıfta bulunduklarında dillerinden düşürmedikleri bir ifade var: “Uluslararası toplum.” Bişkek, bu ifadenin nelerin üstünü örttüğünü bir kez daha hatırlattı. Bahsi geçen “toplum”, 1991 sonrasındaki tartışmasız Amerikan üstünlüğünün hüküm sürdüğü kısa dönemde kendi uzlaşısını insanlığın ortak mutabakatı sanmaya alışmış, giderek daralan muayyen bir başkentler zümresinden ibaret. Kırgızistan’ın başkentindeki zirve; bir NATO üyesini, Batı’nın yakın markajındaki ortak Hindistan’ı, ABD’nin Körfez’deki güvenlik himayesinde bulunan müttefiklerini ve yeryüzünün en ağır yaptırımlarına maruz kalan iki devletini, üstelik Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin nezaretinde bir araya getirdi. O salondaki tabloyu “Batı karşıtı bir eksen” olarak tarif etmek, odadaki bileşimin çıplak gerçeğiyle asla bağdaşmıyor. Bu nitelemenin ısrarla sürdürülmesi ise yalnızca seslendiği kitleye hizmet etmesinden kaynaklanıyor; daralan bir merkeze, dünyanın hâlâ etrafında döndüğü sabit nokta olduğu tesellisini fısıldıyor.
Ankara’dan ve 1991 sonrası kurulan düzenin tekelini yitirişine tanıklık eden devletlerin daha geniş ufkundan bakıldığında, bu teselli ancak geriden gelen bir göstergeden ibaret kalıyor. Fotoğraftaki iki adam öğle yemeğine yürüyordu. O yemeğin yenmesini engelleyemeyen, Hintli ortağını Moskova’dan mesafeli tutamayan, bilfiil savaştığı devleti tecrit edemeyen ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin katılımının önüne geçemeyen güç, kendi basını marifetiyle bu zirvenin sırf kendisine karşı kurulmuş bir cephe olduğu yanılsamasıyla avutuluyor. Oysa daha isabetli okuma, Türkiye’nin kendi tutumunda çoktan karşılık bulmuş olanıdır: Dünya kendisini Batı’ya karşı konumlandırmaktan ziyade, artık onu beklemeden kendi nizamını kuruyor. Fotoğrafın üzerine iliştirilen o meşhur başlık ise bu hakikatin kabullenileceği en son yerdir.
Görüş
Bişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor

Ahmed Moustafa, Mısır Asya Çalışmaları ve Çeviri Merkezi Kurucusu ve Direktörü
On devlet ve hükümet başkanı ile Avrasya coğrafyasının yarısına yayılan geniş bir ortaklar heyeti, Batı tahakkümünün ötesinde bir dünya vaadiyle Kırgızistan’ın başkentinde bir araya geliyor. Zirvenin paraya, medyaya ve kulübün kendi iç çelişkilerine dair sessiz mücadeleleri, yayımlanacak nihai bildiriden çok daha belirleyici olacak.
BİŞKEK, Kırgızistan: Burası büyük güçleri yakından tanıyan bir şehir. Sokak planını Sovyet mühendisleri çizdi; ekonomisi ise büyük ölçüde Rusya’daki Kırgız işçilerin gönderdiği parayla dönüyor. Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) yıllık zirvesini 31 Ağustos – 1 Eylül 2026 tarihlerinde burada topladığında, dağlarla çevrili bu başkent, 48 saatliğine çağımızın en hayati açık sorusuna ev sahipliği yapacak: Batı hâkimiyetinin ardından dünya nasıl görünecek?
Batı tahakkümünün ötesinde bir dünya nasıl görünecek?
Yalnızca katılımcı listesi dahi bahsin büyüklüğünü anlatmaya yetiyor. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan; insanlığın yaklaşık yüzde 40’ını temsil eden on asil üyeye liderlik edecek. Bu halkada Hindistan, Pakistan, Belarus ve Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev önderliğindeki Kazakistan başta olmak üzere dört Orta Asya cumhuriyeti yer alırken, Kahire’den Körfez’e ve Ankara’ya kadar uzanan diyalog ortakları da heyete eşlik ediyor.
Hiçbir Batılı kurum bugüne kadar böylesi bir topluluğu aynı çatı altında ağırlamak zorunda kalmadı. Hiçbir Amerikan yönetimi de bu manzarayı dışarıdan izleme durumunda bırakılmadı.
Kâğıt üzerinde gündem, bilinçli olarak sıradan tutulmuş: Örgütün Taşkent merkezli koordinasyon organı aracılığıyla terörle mücadele iş birliği, Afganistan’daki istikrarsızlık, ticaretin kolaylaştırılması, enerji, dijital kalkınma ve “Şanghay Ruhu”nun -karşılıklı güven, ortak fayda ve medeniyetler arası saygı- alışılagelmiş tekrarı. Temel ilke her zamanki gibi oydaşma; bu da genel kurul salonunda dile getirilen hiçbir sözün kimseyi incitmeyeceği anlamına geliyor.
Asıl zirve ise satır aralarında, sonuç bildirisinde yer bulamayacak üç ayrı temasta gerçekleşecek.
İlk temas: Para ve onu Washington’ın erişemeyeceği yerlerde dolaştırmanın yolları
Yayımlanacak hiçbir bildiride “yaptırım” kelimesi geçmeyecek. Yine de hazırlık müzakerelerini aktaran üç üye devlet diplomatı, gizlilik kaydıyla yaptıkları açıklamalarda, finans dosyasının diğer tüm başlıklardan daha fazla mesai tükettiğini belirtti: Geçtiğimiz yılki Tientsin Zirvesi’nde yeniden ivme kazanan ve uzun süredir ertelenen ŞİÖ Kalkınma Bankası projesi, yerel para birimleriyle ticaretin genişletilmesi ve üyelerin Belçika merkezli SWIFT ağına -dolayısıyla ABD finans hukukuna- temas etmeden hesaplaşmasını sağlayacak ulusal ödeme sistemlerinin birbirine bağlanması.
Bu arayışın aciliyeti soyut bir heves değil. Rusya Merkez Bankası kapsamlı kısıtlamalar altında faaliyet gösteriyor; İran ise neredeyse bir kuşaktır dolar sisteminin dışına itilmiş durumda. Batı’nın ortağı konumundaki Hindistan bile seçeneklerini çoğaltmak adına Rus petrolünü dolar dışı para birimleriyle alıyor. Gümrük tarifeleri ve ikincil yaptırımlar, örgütün diplomatik dilindeki “finansal kapsayıcılık” ifadesini bu yazın örtük parolasına dönüştürdü.
Karşılaşılan engeller de bir o kadar somut. Kalkınma bankası, kurulmaksızın on yılı aşkın süredir tartışılıyor; zira kurucu üyelerin her biri sermaye yapısının, genel merkezinin ve kullanılacak para biriminin kendi şartlarına göre belirlenmesini istiyor. Üye devletlerden birinin hükümetine danışmanlık yapan bir iktisatçı durumu şöyle özetledi: “O salondaki hiç kimse dolarsızlaşmaya karşı değil; fakat herkes Çin’in kontrol edeceği bir bankaya karşı.”
İkinci temas: Masada olmayan ama varlığı her köşede hissedilen ABD
Zirve öncesindeki aylarda, büyük ölçüde aracılar üzerinden yürütülen yoğun bir Amerikan diplomasisi trafiği gözlendi: CIA Direktörü ile Rus istihbaratı arasındaki temas haberleri, Pakistan Genelkurmay Başkanı’nın Tahran ziyaretleri, Körfez ülkeleri dışişleri bakanlarının ve bir yoruma göre Ürdün Kralı’nın Pekin’e ilettiği mesajlar. Washington bu hareketliliği karmaşık bir dünyanın olağan yönetimi olarak nitelendirirken, Bişkek’te toplanan başkentlerde bu durum farklı okunuyor; süper gücün bir uzlaşma arayışında olduğunun işareti olarak görülüyor.
Pekin’de görev yapan ve diğerleri gibi ismini vermek istemeyen Avrupalı bir büyükelçi, “Aracılar eliyle yürütülen diplomasi ya yüksek bir maharetin ya da tükenmişliğin göstergesidir” dedi. “Amerikalılar bunun ilk seçenek olduğunu söylüyor. Bu zirve ise iki gün boyunca ikincisini sahneleyecek.”
Zamanlama dramatik gerilimi daha da tırmandırıyor. Liderlerin Bişkek’ten ayrılmasından on hafta sonra ABD ara seçimleri yapılacak; siyasi kimliğini savaşları bitirmek ve ticaret ihtilaflarını kazanmak üzerine kuran bir başkan ise henüz iki alanda da kalıcı bir netice alabilmiş değil. Danışmanlar, Temsilciler Meclisi’nin kaybedilmesinin muhalefete soruşturma yetkisi ve azil mekanizmasını işletme imkânı vereceğinden açıkça endişe duyuyor. Uzmanlar, zirvenin koreografisinin buna göre ayarlanacağını öngörüyor: Alternatif bir düzeni yansıtan el sıkışmalar ve aile fotoğrafları sergilenecek, ancak Washington’a en kırılgan anında açık bir cephe açmayacak bir dikkat gözetilecek.
Fakat zirvenin kendi kurgusu, “gerileyen Amerika” anlatısının sınırlarını da ortaya koyuyor. Hindistan, örgütün yalnızca bir Çin-Rusya aracına dönüşmesini engellemek gayesiyle masada yer alıyor; nitekim daha önce Batı karşıtı ifadelere set çekmişti ve bunu tekrarlaması bekleniyor. Orta Asya devletleri ise Rusya’nın sunduğu güvenlik, Çin finansmanı ve Batı pazarları arasında denge gözetiyor. Kaldı ki her üyenin yaptırımlara direnç geliştirme çabası, en nihayetinde dolar merkezli dünyanın hâlâ ne denli ağırlık taşıdığının bir göstergesi.
Üçüncü temas: Bir Mısırlının başlattığı tartışma
Tientsin’de masaya gelen en somut önerilerden biri bir devlet başkanından değil; Asya ve Avrasya meseleleri uzmanı, Kahire merkezli Asya Araştırma ve Çeviri Merkezi Direktörü Mısırlı akademisyen Dr. Ahmed Moustafa’dan geldi. Ülkesi ŞİÖ diyalog ortağı olarak örgütün dış çeperini yoklamayı sürdürürken toplantıya katılan Moustafa’nın tespiti şu: Teşkilatın en derin açığı askeri ya da mali değil, enformasyonel nitelikte.
Batı’nın asıl üstünlüğü, örgütün sözcülüğünü üstlendiğini iddia ettiği gençliğin hedeflerini biçimlendiren medya platformlarından ve profesyonel ağlardan kaynaklanıyor. Moustafa’nın sunduğu teklif -üye ülkelerin düşünce kuruluşları ile medyasını birbirine bağlayan daimi ve kurumsal bir mekanizmanın teşkil edilmesi, bölge gençliği için de “LinkedIn ayarında ya da ondan daha güçlü” profesyonel bir sosyal ağ kurulması- bu yaz zirve çalışma gruplarında elden ele dolaştı.
Bu fikir, bir iş planı olmasından ziyade Pekin ve Moskova’nın daha çetin yollardan ulaştığı bir teşhisi yansıtması bakımından önem taşıyor. Örgüt üyesi ülkelerin vatandaşları, sahip olunan tüm demografik ağırlığa rağmen, fiilen Batı platformlarının ve Batı dillerinin hâkimiyetindeki bir bilgi evreninde yaşıyor. Üye devletlerin buna yanıtı ise güvenlik duvarları, taklit uygulamalar ve her yıl düzenlenen bir medya forumuyla sınırlı kaldı; henüz kimsenin kendi tercihiyle yöneleceği bir dijital ekosistem inşa edilemedi.
Kuşkucular bu durumu yapısal bir nedene bağlıyor: Profesyonel ağlar değerini serbest bilgi akışından üretir; oysa kimi üye hükümetler tam da bu akışı kısıtlama ilkesine bağlı. Bir diplomatın kinayeli ifadesiyle: “Şanghay Ruhu için bir LinkedIn kurabilirsiniz; fakat insanları orada birbiriyle temas kurmaya ikna etmekte başarılar dilerim.”
Son temas: Örgütün kendi iç çelişkileriyle yüzleşmesi
Aile fotoğrafı, perde arkasındaki çekişmeleri yansıtmayacak: Hindistan ile Çin, Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilimler; İsrail ile yaşadığı savaşın ardından Tientsin’den somut bir güvenlik garantisi alamadan yalnızca taziye ve destek sözleriyle ayrılan İran ve aynı anda tüm taraflarca el üstünde tutulmayı ulusal bir stratejiye dönüştüren ev sahibi yönetim. Kuruluşunun üzerinden geçen çeyrek asrın ardından örgütün en belirgin başarısı, zirvenin bizzat toplanabilmiş olması: Rakiplerin bir araya gelebildiğinin kanıtı, fakat henüz birlikte inşa edebildiklerinin değil.
Avrasya kurumlarını yakından izleyen kıdemli bir analist, “Bişkek kusursuzca sahnelenecek” dedi. “Asıl soru, araç konvoyları dağıldıktan sonra geriye bir şey kalıp kalmayacağı.”
Liderler 1 Eylül’de uçaklarıyla Bişkek semalarından ülkelerine dönerken arkalarında flamalar, yayımlanmış bir bildiri ve bir iddia bırakacak: Yeni bir düzenin yalnızca arzu edilmekle kalmayıp işlerlik kazandığı iddiası.
Bu zirvenin fısıldadığı daha yalın gerçek ise şu: Bir düzen, varlığı ilan edilerek kurulamaz. Ödeme sistemi ödeme sistemiyle, platform platformla ve Şanghay Ruhu’nun rakamların katılığıyla sınandığı, kameraların girmediği odalarda adım adım inşa edilmek zorundadır.
Görüş
Hindistan’ın uzay sektörü: Küresel ortaklıklar için bir fırlatma rampası

Gurjit Singh, Hindistan’ın eski Almanya, Endonezya, Etiyopya Büyükelçisi; ASEAN ve Afrika Birliği Misyonları Temsilcisi

Uzaydaki rekabetin kızışması, Hindistan’a uzay araştırmalarını çatışma yerine iş birliğinin yönlendirdiği yeni bir anlayış geliştirme fırsatı sunuyor. Güvenilir ve maliyet etkin bir uzay gücü olarak kabul gören Hindistan; teknolojik kazanımlarını bilimsel ilerlemeye, ekonomik büyümeye ve sürdürülebilir kalkınmaya hizmet eden kalıcı uluslararası ortaklıklara dönüştürebilecek yetkinliğe sahip.
Hindistan’ın uzay serüveni kendine has bir rota izledi. Soğuk Savaş çekişmelerinden doğan birçok uzay programının aksine, Hindistan’ın hamlesi ulusal kalkınmanın bir aracı olarak tasarlandı. Dr. Vikram Sarabhai, ülkenin uzay vizyonunu sıradan insanların hayatını iyileştirecek pratik uygulamalar üzerine kurdu. Sarabhai’nin öncülüğünde geliştirilen uydular haberleşmeyi, hava tahminini, afet yönetimini, sağlık hizmetlerini, tarımı ve eğitimi güçlendirmeye odaklandı. Kalkınma eksenli bu felsefe, bugün de Hindistan’ın uzay programının merkezinde yer alıyor; sadece prestij peşinde koşmayıp uzay teknolojisinin somut faydalarını arayan Küresel Güney ülkelerinin ihtiyaçlarıyla da birebir örtüşüyor.
Günümüzde Hindistan’ın başarıları kalkınma odaklı uygulamaların çok ötesine geçiyor. Chandrayaan görevleri, Mars Yörünge Görevi, Aditya-L1 güneş gözlemevi ve yakında icra edilecek insanlı uzay uçuşu programı Gaganyaan; Hindistan’ı karmaşık ve güvenilir uzay görevlerini başarıyla yürüten bir ülke konumuna taşıdı. Chandrayaan-3’ün Ay’ın güney kutbu yakınına gerçekleştirdiği yumuşak iniş, Hindistan’ı seçkin uzay güçleri arasına sokarken dünya çapında bir inovasyonun görece mütevazı bütçelerle de başarılabileceğini kanıtladı.
Hindistan’ın pekişen saygınlığı, küresel uzay ekonomisinin hızla büyüdüğü bir döneme denk geliyor. Bugün 600 milyar doları aşan ve 2035’e kadar 1,8 trilyon dolara yaklaşması öngörülen sektör; uydu haberleşmesi, Dünya gözlemi, seyrüsefer, iklim hizmetleri, geniş bant bağlantı ile yörüngede bakım-onarım ve Ay araştırmaları gibi yeni alanlardaki ticari faaliyetlerin ivmesiyle genişliyor. Birçok ülke bu ekosistemde yer almak istese de yerli imkânlardan yoksun. Bu ülkeler yalnızca fırlatma hizmeti sunan sağlayıcılar değil, uzun vadeli ve güvenilir ortaklar arıyor.
Hindistan bu talepleri karşılayabilecek yetkinliğe sahip. Uzay sektörünün 2020 yılında serbestleştirilmesi, kapıları özel sektöre açarak tüm ekosistemi dönüştürdü. Hindistan Ulusal Uzay Geliştirme ve Yetkilendirme Merkezinin (IN-SPACe) kurulması, NewSpace India Limited’in genişleyen ticari rolü ve özel teşebbüslerin büyümesi, dünyanın en dinamik uzay ekosistemlerinden birini ortaya çıkardı. Hint girişimleri küresel yatırımları ve müşterileri cezbeden fırlatma araçları, uydu platformları, coğrafi bilgi sistemleri ve itki teknolojileri geliştiriyor. Skyroot Aerospace, Pixxel ve Agnikul Cosmos gibi şirketler, Hindistan özel sektörünün ileri uzay teknolojilerinde uluslararası ölçekte rekabet edebileceğini sahada gösterdi.
Sıradaki adım, bu ekosistemi uluslararası alana taşımak.
Hindistan, kendini yalnızca düşük maliyetli bir fırlatma merkezi olarak konumlandırmak yerine; uydu tasarımı, fırlatma hizmetleri, görev operasyonları, yer istasyonları, astronot eğitimi, kapasite geliştirme ile tarım, afet yönetimi ve deniz güvenliğine yönelik veri uygulamalarını kapsayan bütüncül ortaklıklar sunmayı hedefliyor. Bu tür entegre iş birlikleri, kalkınma önceliklerini karşılamak adına uygun maliyetli, amaca özel ve güvenilir teknolojiler arayan Küresel Güney ve Hint-Pasifik ülkeleri için kıymetli imkânlar barındırıyor.
Hindistan, bu tür bir iş birliğinin diplomatik değerini daha önce de ortaya koydu. Güney Asya Uydusu aracılığıyla komşu ülkelere haberleşme ve kalkınma desteği sağladı. Hint fırlatma araçları, dünyanın dört bir yanındaki hükümetler, üniversiteler ve ticari işletmeler adına yüzlerce yabancı uyduyu başarıyla yörüngeye yerleştirdi. Hindistan’ın Artemis Anlaşmalarına katılma kararı, Ay’ın uluslararası iş birliğiyle barışçıl amaçlarla keşfedilmesine katkı sunma iradesini yansıtıyor. NASA, Avrupa Uzay Ajansı ve JAXA ile yürütülen ortaklıklar da Hindistan’ın bilimsel ve teknolojik kapasitesini tahkim etti.
Bu ortaklıklar Hindistan’ın Küresel Güney’in güçlü sesi olma konumunu pekiştiriyor. Ülke, teknolojik bağımlılık yaratmak yerine erişilebilirlik, güvenilirlik ve karşılıklı saygı temeline dayanan kalkınma iş birlikleri öneriyor. Bu sayede uzay alanındaki iş birlikleri, bir yandan ikili ilişkileri güçlendirirken diğer yandan somut kalkınma çıktıları üreterek Hindistan diplomasisinin etkili araçlarından birine dönüşüyor.
Hindistan, potansiyelini bütünüyle hayata geçirmek için reform sürecini kararlılıkla sürdürmeyi hedefliyor. Yasal onay süreçlerinin hızlandırılması, risk sermayesine erişimin artırılması, fikri mülkiyet haklarının daha güçlü korunması; araştırma kurumları, sanayi ve akademi arasındaki bağların sıkılaştırılması bu süreçte belirleyici olacak. Kamu alım politikaları da Hint girişimlerini desteklemeye devam ederek onların ölçek kazanmalarına, yenilik üretmelerine ve küresel tedarik zincirine entegre olmalarına zemin hazırlayacak.
Hindistan, uzayın yönetişimine yön vermede daha etkin bir rol üstlenecek konumda bulunuyor. Yörünge yoğunluğu, uzay enkazı, kaynakların sorumlu kullanımı ve gelişen uzay fırsatlarına adil erişim gibi meseleler giderek daha acil uluslararası gündem maddeleri haline geliyor. Uzay faaliyetleri çeşitlendikçe, sorumlu ilke ve teamüller üzerinde uzlaşı tesis edebilecek ülkelere duyulan ihtiyaç da artacak. Hindistan’ın uzayın barışçıl kullanımına yönelik köklü taahhüdü, gelişen teknolojik kabiliyetleriyle birleştiğinde; şeffaflığı, sürdürülebilirliği ve adil erişimi gözeten kuralların oluşturulmasına anlamlı katkılar sunmasını sağlayacak güçte.
Gelecek on yıl, yalnızca uzayda hangi ülkelerin öne çıkacağını değil, uzayın nasıl yönetileceğini de belirleyecek. Bilimsel birikimi, girişimci ekosistemi ve uluslararası güvenilirliğiyle Hindistan; yerleşik uzay güçleri ile sektöre yeni adım atan ülkeler arasındaki mesafeyi kapatabilecek müstesna bir konumda duruyor. Kapsayıcılık, karşılıklı fayda ve inovasyon üzerine inşa edilen iş birlikleri sayesinde Hindistan, uzay programını küresel angajmanının ana sütunlarından birine dönüştürebilir.
Kutuplaşmanın derinleştiği bir dünyada Hindistan’ın uzay sektörü, uzaydaki en büyük başarıların ulusları bir araya getiren adımlar olduğunu güçlü bir biçimde hatırlatıyor. Bu yaklaşım, Hindistan’ın insanlığın yeni sınırına yapacağı en kalıcı katkı olabilir.
Avrupa5 gün önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa4 gün önceKoçbaşı olarak AfD
Görüş2 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Avrupa5 gün önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Asya2 hafta önceHindistan’ın 2047 gelişmiş ekonomi hedefi zora girdi
Asya2 hafta önceABD’nin baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası kritik bir karar aşamasında
Asya4 gün önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek
Asya2 hafta önceÇin insansı robot pazarında liderliği hedefliyor










