Bizi Takip Edin

Diplomasi

Lavrov, Amerikalı sunucu Tucker Carlson’a mülakat verdi

Yayınlanma

Şubat 2022’den bu yana ilk kez 5 Aralık’ta Malta’daki AGİT zirvesi çerçevesinde AB’yi ziyaret eden Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Amerikalı televizyon sunucusu Tucker Carlson’a mülakat verdi.

Daha önce de Şubat 2024’te Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile bir mülakat gerçekleştirmişti.

Mülakat Carlson’ın kendi internet sitesinde yayımlandı, Rusça transkript ise Rusya Dışişleri Bakanlığı tarafından kamuoyuna duyuruldu.

Lavrov Amerikalı gazeteciyle Ukrayna’ya yönelik Oreşnik saldırısını, Ukrayna’daki çatışmanın nedenlerini, ihtilafı durdurmak için önceki girişimleri ve mevcut barış umutlarını, ABD ile iletişim kanallarını, Washington ve Avrupa’daki müttefikleriyle ilişkilerin durumunu ve dört yıllık sükunetin ardından Suriye’deki şehirlerin aniden ele geçirilmesini tartıştı.

‘Oreşnik saldırısı Batı’ya mesaj’

Lavrov, 21 Kasım’da Ukrayna’nın Dinyeper kentindeki bir savunma sanayii tesisine hipersonik Oreşnik orta menzilli balistik füze ile yapılan saldırının bir “deneme” olduğunu söyledi. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov’un söylediklerini doğrulayan Lavrov, ABD’nin 30 dakika önceden uyarıldığını ve bu nedenle “daha büyük ve gerçekten tehlikeli bir şeyle karıştırmadığını” söyledi. Mesaj otomatik bir füze denemesi uyarı hattı üzerinden iletildi.

Ancak bu aynı zamanda siyasi bir mesajdı. Lavrov, “Bu hipersonik sistemi gerçek koşullarda test ederek iletmek istediğimiz mesaj, meşru çıkarlarımızı korumak için her şeyi yapmaya hazır olduğumuzdur,” ifadelerini kullandı.

Lavrov, Moskova’nın 2021 ve 2022 yıllarında NATO ile güvenlik garantilerine ilişkin bir anlaşma imzalanmasına yönelik önerilerinin ABD tarafından reddedildiğini hatırlattı.

Bu teklifler, Batı ittifakının altyapısının 1990’ların sonundaki durumuna geri dönmesi ve Ukrayna’nın bu bloğa entegre edilmesinin reddedilmesi anlamına geliyordu.

Lavrov’a göre Oreşnik’in fırlatılması aynı zamanda Kiev’e uzun menzilli silahlar sağlayan ve Kasım ayında bu silahların Rusya’nın derinliklerindeki, özellikle de Bryansk ve Kursk oblastlarındaki hedeflere karşı kullanılmasına izin veren ABD ve müttefiklerine de bir mesaj.

Bakan, “Batı’nın bize ‘stratejik bir yenilgi’ yaşatmasını önlemek için her türlü aracı kullanmaya hazır olduğumuzu anlamalılar,” diye konuştu.

Nükleer savaş tehdidi üzerine

Lavrov, Haziran 2021’de Başkan Vladimir Putin ve Joe Biden arasındaki görüşmelerin ve Ocak 2022’de beş nükleer güç tarafından yapılan bir açıklamanın “birbirimizle karşı karşıya gelmek istemiyoruz ve birbirimizin güvenlik çıkarlarına ve endişelerine saygı duyacağız” tezlerini yeniden teyit ettiğini hatırlattı.

Bu tezlerin, Başkan Ronald Reagan ile SBKP Merkez Komitesi Genel Sekreteri Mihail Gorbaçov arasında 1987 yılında yapılan görüşmelerde ortaya konan “nükleer savaşa hayır” sloganını devam ettirdiğini söyledi.

Lavrov, “Amerika Birleşik Devletleri söz konusu olduğunda, kimseyle savaşmak istemiyoruz. Bu bizim hayati çıkarlarımıza uygundur. Kesinlikle. Umarım bu ABD için de geçerlidir,” dedi.

Lavrov, “ABD ile nükleer nitelikte olabilecek bir savaş düşünmüyoruz. Askeri doktrinimiz en önemli şeyin nükleer bir savaştan kaçınmak olduğunu söylüyor,” diye ekledi.

Aynı zamanda Washington’un, özellikle de ABD Başkanı’nın Ulusal Güvenlik Konseyi stratejik işler koordinatörü John Kirby’nin, nükleer unsurlu bir tırmanma durumunda Amerika’nın Avrupalı müttefiklerinin zarar görebileceği ihtimalinden endişe duyduğunu söyleyen Lavrov, şöyle devam etti:

“Yani bu zihinsel olarak bile ABD’nin zarar görebileceği ihtimalini ortadan kaldırıyor. Bu da durumu biraz daha riskli hale getiriyor. Belki de bu durum devam ederse bazı pervasız adımlar atılabilir. Bu iyi bir şey değil. Nükleer caydırıcılık politikası alanındaki profesyoneller bunun çok tehlikeli bir oyun olduğunu çok iyi bilirler. Sınırlı bir nükleer saldırı değişiminden bahsetmek ise istemediğimiz bir felakete davetiye çıkarmaktır.”

ABD ile ilişkiler, Trump ve muhalifleri hakkında

Lavrov’a göre Moskova herkesle, “özellikle de ABD gibi büyük bir ülkeyle” iyi ilişkiler içinde olmak istiyor ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de Amerikan halkına, başarılarına ve tarihine duyduğu saygıyı “defalarca ifade etti”.

Lavrov Carlson’un sorusuna cevaben Lavrov, “Ben böyle [Rusya ve ABD’nin savaşta olduğunu] söyleyemem. Her halükârda bizim istediğimiz bu değil. Rusya ve ABD’nin evrenin iyiliği için işbirliği yapmaması için herhangi bir neden görmüyoruz. Resmi olarak savaş halinde değiliz,” değerlendirmesini yaptı.

Aynı zamanda Ukrayna’da yaşananları “hibrid savaş” olarak nitelendiren ve Ukraynalıların modern uzun menzilli silahlarla yaptıklarını ABD birliklerinin doğrudan müdahalesi olmadan yapamayacaklarını söyleyen Lavrov, “Bu tehlikeli bir durum. Bu konuda hiç şüphe yok,” değerlendirmesini yaptı.

Hem Cumhuriyetçi Başkan Donald Trump’ın ilk döneminden önceki Demokrat Başkan Barack Obama yönetiminin hem de ikinci döneminden önceki bir başka Demokrat Joe Biden yönetiminin Moskova ve Washington arasında gelecekteki temaslara engeller yaratmaya çalıştığını kabul eden Lavrov, “Biden yönetiminin Trump yönetimine böyle bir ‘miras’ bırakmak istediğini” dile getirdi.

Trump’ın “sonuç almak isteyen, işleri sonraya bırakmayı sevmeyen güçlü bir adam” olduğunu ifade eden Lavrov, şöyle devam etti:

“Sohbetlerinde oldukça arkadaş canlısı. Fakat bu Trump’ın Rusya yanlısı olduğu anlamına gelmiyor. Trump yönetimi altında uygulanan Rusya karşıtı yaptırımların sayısı çok fazla. Trump göreve geldiğinde her şeyi göreceğiz. Putin’in dediği gibi, top onların sahasında. Ekonomi, ticaret ve güvenlik alanındaki temaslarımızı, bağlarımızı hiçbir zaman kesmedik.”

Ukrayna’daki çatışmanın nedenleri ve barış koşulları üzerine

Ukrayna’daki çatışma hakkında konuşan Lavrov, Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç’in devrilmesi, Minsk anlaşmaları, bunların Kiev tarafından sabote edilmesi ve ülkenin Rusça konuşan nüfusunun kültürel haklarını kısıtlamaya yönelik girişimler de dahil olmak üzere 2014’ten bu yana yaşanan olaylara ilişkin Moskova’nın resmi görüşünü detaylandırdı.

Lavrov, Şubat 2022’deki çatışmaların bu hakları korumak için başlatıldığını ve bunun da “BM Şartı ve AGİT ilkeleriyle tamamen uyumlu” olduğunu söyledi.

Lavrov, “Eğer Minsk anlaşmalarını yerine getirirlerse, Ukrayna (Kırım hariç) birleşmiş olacaktır,” diye ekledi.

Rus bakana göre, Şubat 2022’de çatışmaların başlamasının ardından İstanbul’da imzalanan Rusya-Ukrayna anlaşma taslağı, Kiev’in NATO’ya katılmaması koşuluyla Kırım ve şimdi “ya da doğu Ukrayna” olmadan Kiev için güvenlik garantileri sağlıyordu.

Bakan, “Bu onların teklifiydi. Onlar tarafından başlatıldı. Biz bu ilkeler temelinde bir anlaşma geliştirmeye hazırdık,” yorumunu yaptı.

Lavrov, İstanbul’daki Ukrayna heyetinin başkanı David Arahamiya’nın, anlaşmaların bozulmasının nedenini, eski İngiltere Başbakanı Boris Johnson’ın “gelip bize savaşmaya devam etmemizi söylemesi” olarak kabul ettiğini hatırlattı.

Bakan, Johnson’ın eylemlerinin ardındaki nedenleri tam olarak bilmediğini ve kişisel deneyimlerinden Johnson’ın “öngörülemez” olduğuna inandığı için bunların anlık ya da “uzun vadeli bir strateji” tarafından dikte edilmesine şaşırmayacağını söyledi.

Lavrov, Moskova’nın görüşmelere başlaması için Putin’in haziran ayında açıkladığı koşulların sadece Ukrayna’nın NATO’ya katılmayı reddetmesi değil, aynı zamanda Ukrayna silahlı kuvvetlerinin, Eylül 2022 referandumunun sonuçlarına göre, anayasasında yer alan Rusya’ya dahil olan dört bölgenin topraklarının Kiev’in kontrolündeki kısmından çekilmesi olduğunu söyledi.

Lavrov, “O zamandan bu yana zaman geçti. ‘Sahadaki’ gerçekleri göz önünde bulundurmamız gerekecek. Ve bunlar sadece temas hattı değil,” ifadelerini kullandı.

Ancak aynı zamanda Moskova, Rusya Devlet Başkanı’nın pozisyonuna göre, “İstanbul’da mutabık kalınan ilkeler temelinde müzakere etmeye” hala hazır. Lavrov, “Temel ilke Ukrayna’nın tarafsız statüsüdür. Ukrayna’nın kolektif güvenliğinin garantisini sağlayacak ülkeler grubuna katılmaya hazırdık. NATO olmayacak. Ukrayna topraklarında yabancı birliklerin katılımıyla askeri üsler, askeri tatbikatlar olmayacak,” diye ekledi.

Bakan, şöyle devam etti: “Rus dilini, Rus medyasını, Rus kültürünü ve Ukrayna Ortodoks Kilisesini yasaklayan Ukrayna mevzuatının korunduğu bir duruma tahammül edemez. Bu, Ukrayna’nın BM Şartı kapsamındaki yükümlülüklerinin ihlalidir. Bu konuda bir şeyler yapılması gerekiyor. Bu Rusofobik yasama saldırısı 2017’de başladığından beri Batı sessiz kaldı ve sessiz kalmaya devam ediyor. Buna ‘özel bir şekilde’ dikkat çekmek zorundaydık.”

Lavrov, aynı zamanda Putin’in haziran ayında dile getirdiği bir başka müzakere koşulunu, yani Rusya’ya yönelik ekonomik yaptırımların kaldırılmasını en az ilgili koşul olarak değerlendirdi.

Lavrov, “Bu yaptırımlar altında ne kadar çok yaşarsak, kendimize güvenmenin ve bize dost olan ve iktisadi çıkarlarla ilişkileri birbirine karıştırmayan ‘normal’ ülkelerle işbirliği mekanizmaları ve platformları geliştirmenin daha iyi olduğunu o kadar çok fark ediyoruz. Çok şey öğrendik,” ifadelerini kullandı..

Bakana göre şimdi Batı’da “bazı başkentlerde Ukrayna çatışmasından kaynaklanan bir yorgunluk var” ve “Amerikalıların bu ‘işi’ Avrupalılara bırakmak ve daha önemli şeylere odaklanmak istedikleri konuşuluyor.”

Suriye’deki durum

Rus Bakan, 6 Aralık gecesi Malta’daki AGİT zirvesinin ardından Katar’ın başkenti Doha’da, İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi’ye göre Rusya, Türkiye ve İran’ın Astana formatında Suriye’deki durumu ele alacakları uluslararası konferansa katıldı.

Suriye’de Heyet Tahrir Şam (HTŞ) ve Türkiye yanlısı Suriye Milli Ordusu (SMO) militanları kasım ayı sonunda Şam’ı ülkenin ikinci kenti Halep’in kontrolünden çıkardılar ve şimdi de dördüncü bir kent olan Hama’da da kontrolü ele geçirdiler.

Lavrov, “[Doha’da] İdlib anlaşmalarının sıkı bir şekilde uygulanmasına geri dönülmesi gerektiğini tartışmak istiyoruz, zira İdlib gerilimi azaltma bölgesi teröristlerin Halep’i ele geçirmek için harekete geçtiği yer haline geldi. 2019-2020 yıllarında varılan anlaşmalar, Türk dostlarımıza İdlib çatışmasızlık bölgesindeki durumu kontrol etme ve HTŞ’yi terörist olmayan ve Türkiye ile işbirliği yapan muhaliflerden ayırma imkânı verdi. Görünüşe göre bu henüz gerçekleşmedi,” dedi.

Türkiye, Rusya ve İran’ın askeri ve istihbarat kurumlarının halihazırda “birbirleriyle temas halinde” olduklarına dikkat çeken Lavrov, Carlson’un Suriye’de saldırı başlatan militanları kimin finanse ettiğine ilişkin sorusuna da “Elimizde bu yönde bilgiler var,” yanıtını verdi.

Lavrov, “Bu süreçteki tüm ortaklarımızla, onların finansman ve silahlanma kanallarını nasıl kesebileceğimizi görüşmek istiyoruz. Kamuoyuna yansıyan bilgilerde Amerikalılar, İngilizler ve diğer bazı ülkelerden bahsediliyor. Bazıları İsrail’in durumu daha da kötüleştirmek istediğini, böylece Gazze Şeridi’nin çok fazla inceleme altında kalmayacağını söylüyor. Bu karmaşık bir oyun,” diye konuştu.

Bakan, “Bu hafta yapılması planlanan toplantıların durumun istikrara kavuşmasına yardımcı olacağını umuyorum” diye ekledi.

Diplomasi

AB, Ermenistan’a yeni ticaret ve mali destek paketi açıkladı

Yayınlanma

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, AB’nin Ermenistan ihracatının yaklaşık yüzde 80’i için gümrük vergilerini kaldırmayı planladığını açıkladı. Plan kapsamında Ermenistan’a 52 milyon avroluk mali destek sağlanacak ve ihracatın Avrupa pazarına yönelmesini kolaylaştırmak için uzman ekipler görevlendirilecek.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Erivan’da Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ile yaptığı görüşmenin ardından Avrupa Birliği’nin (AB), Ermenistan ihracatının yaklaşık yüzde 80’i için gümrük vergilerini kaldırmayı planladığını açıkladı.

Bloomberg’in aktardığına göre von der Leyen, yeni ticaret tedbirlerinin Ermeni ürünlerinin büyük bölümüne AB pazarına gümrüksüz erişim sağlayacağını söyledi. Düzenlemenin yürürlüğe girmesi için Avrupa Parlamentosu ile AB üyesi ülkelerin onayı gerekiyor.

Yeni düzenleme kapsamında taze meyve ve sebzeler, bitkiler, içecekler ve sert alkollü ürünler gümrüksüz erişimden yararlanacak.

AB ayrıca Ermenistan’a 52 milyon avro mali destek sağlayacak ve yerel üreticilerin AB ülkelerine ihracatını artırmalarına yardımcı olmak amacıyla uzman ekipler görevlendirecek.

Von der Leyen, bu tedbirlerin Ermenistan’ın ihracatının önemli bölümünü Rusya pazarından Avrupa pazarına yönlendirmesine yardımcı olacağını ve Moskova’nın uyguladığı ticaret kısıtlamalarının etkilerini azaltmayı amaçladığını ifade etti.

Von der Leyen ile 2 Temmuz’da düzenlediği ortak basın toplantısında konuşan Paşinyan ise Ermenistan’ın 2029 yılına kadar AB ile vize serbestisi anlaşmasına ulaşmayı umduğunu söyledi.

Avrupa Komisyonu Başkanı da Erivan’ın kaydettiği ilerlemeye işaret ederek, AB’nin yeni değerlendirme misyonunun sonbaharda Ermenistan’a gideceğini açıkladı.

Ermenistan son yıllarda AB ile ilişkilerini kademeli olarak güçlendiriyor. Ülke parlamentosu 2025’te Avrupa bütünleşme sürecinin başlatılmasına ilişkin yasayı kabul etti.

Bununla birlikte Ermeni yetkililer, Avrasya Ekonomik Birliği’nden (AEB) ayrılmayı bu aşamada planlamadıklarını, çünkü AEB üyeliğinin ülke ekonomisi açısından önemini koruduğunu birçok kez dile getirdi. Paşinyan ise AB üyeliğini ülkesinin stratejik hedefi olarak tanımlıyor.

Ermenistan’ın AB ile bütünleşme sürecinin hız kazanmasıyla birlikte Rus yetkililer, ülkenin AEB üyeliği konusunda soru işaretleri dile getirmeye başladı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ermenistan’a AB ile AEB arasında mümkün olan en kısa sürede tercih yapması çağrısında bulundu. Putin, böyle bir durumda “yumuşak ve medeni bir ayrılığın” mümkün olabileceğini söyledi.

Mayıs ayında AEB üyesi dört ülkenin, Rusya, Belarus, Kazakistan ve Kırgızistan’ın liderleri de Ermenistan’a, AB ile AEB arasında tercih yapılmasına ilişkin referandumu en kısa sürede düzenleme çağrısı yaptı.

Rusya son aylarda Ermenistan’dan ithal edilen çeşitli ürünlere de kısıtlamalar getirdi. Bu önlemler taze sebze ve meyveler, çiçekler, balık, alkollü içkiler ve diğer bazı ürünleri kapsıyor.

Rusya Federal Veteriner ve Bitki Sağlığı Denetim Servisi’nin (Rosselhoznadzor) Başkanı Sergey Dankvert, bunun nedeninin “siyasi değil”, üretim sistemindeki yapısal aksaklıklar olduğunu söyledi.

Dankvert, ülkede çok sayıda küçük çiftçinin faaliyet gösterdiğini ancak etkili bir kooperatif yapısı ile yeterli iç denetim mekanizmalarının bulunmadığını belirtti.

Avrupa Komisyonu ise Rusya’nın bu uygulamalarını “ekonomik baskı” olarak nitelendirdi ve Ermenistan’a yönelik destek paketi ile Ermeni ürünlerinin Avrupa pazarına erişimini genişletecek tedbirler hazırladığını açıkladı.

Reuters’ın aktardığı resmi Ermenistan istatistiklerine göre 2025 yılında ülkenin dış ticaretinin yaklaşık yüzde 35’i Rusya ile yapılırken, Avrupa Birliği’nin payı yaklaşık yüzde 11 oldu.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Sırbistan’ın Çin’den HQ-9 ve başka sistemler almayı planladığı bildirildi

Yayınlanma

Medyada bu hafta, Sırbistan’ın Çin yapımı HQ-9 uzun menzilli hava savunma füze sistemi tedarik etmeyi planladığına dair haberler yer aldı. Sırp basını ayrıca, Sırbistan’ın gelecekte Çin yapımı savaş uçakları da alabileceğini yazdı.

Çinli bir askeri uzman, perşembe günü Global Times’a yaptığı açıklamada, Sırbistan’ın Çin yapımı sistemleri omurga kabul eden bir hava savunma mimarisi kuruyor gibi göründüğünü söyledi. Uzmana göre işbirliğinin artması, hem Çin teçhizatının avantajlarını hem de iki ülke arasındaki savunma işbirliğinin yükselen seviyesini yansıtıyor.

Sırp medya kuruluşu Tango Six’in haberine göre Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic, pazar günü yerel saatle “Pukovnik-pilot Milenko Pavlović” hava üssünü ziyaret etti. Vucic, ziyaret sırasında birkaç kez Çin menşeli yeni askeri teçhizat alımlarından söz etti. Sırbistan’ın Çin’in HQ-9 uzun menzilli hava savunma sistemini alacağını doğruladı.

Defense Security Asia ise salı günü, bu adımın Sırbistan’ı Avrupa’da hava savunması en yoğun biçimde Çin teçhizatıyla donatılmış ülke haline getireceğini iddia etti.

People.cn’ye göre HQ-9 sistemi, Çin’in üçüncü nesil orta-uzun menzilli hava savunma füze sistemi. Sistem, yoğun hava saldırıları ve ağır elektronik karıştırma koşullarında her hava şartında hava savunma operasyonları icra edebiliyor. Çeşitli uçakları, insansız hava araçlarını ve hassas güdümlü mühimmatları önleyebilen sistemin, doygunluk saldırılarına ve çok dalgalı taarruzlara karşı güçlü kapasiteye sahip olduğu, uluslararası ileri standartları karşıladığı belirtiliyor.

Çinli askeri uzman Zhang Junshe, perşembe günü Global Times’a yaptığı açıklamada, Sırbistan’ın halihazırda Çin’in bağımsız olarak geliştirdiği HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi ile FK-3 hava savunma füze sistemini envanterine kattığını söyledi. Zhang’a göre HQ-9’un planlanan tedariki, ülkenin uzun menzilli hava savunma kabiliyetini daha da artıracak. Bu da Sırbistan’ın Çin yapımı sistemleri omurga kabul eden bir hava savunma mimarisi inşa ediyor gibi göründüğüne işaret ediyor.

Zhang, teknik açıdan bunun tasarım felsefesi, bakım ve lojistik destek bakımından uyumluluk sağlayacağını belirtti.

Tango Six ayrıca Vucic’in Hava Kuvvetleri ve Hava Savunma Kuvvetleri subaylarına iki kez Çin’den yapılan alımlardan söz ettiğini; yalnızca HQ-9 sisteminin değil, “başka bir şeyin de satın alındığını” söylediğini aktardı. Vucic’in belirttiğine göre Rafale uçaklarının ardından kısa süre içinde hem savaş uçakları hem de eğitim uçakları dahil yeni hava araçları gelecek.

Tango Six’e göre bu açıklama, Sırp devleti ve askeri liderliğinin daha önce duyurduğu, büyük olasılıkla Çin menşeli bir başka savaş uçağı filosu tedarikine ilişkin planları daha da teyit etti.

Zhang, hava savunma sistemlerinin ötesinde, Sırbistan’ın gelecekte Çin yapımı havadan havaya füzelerle donatılmış Çin savaş uçakları satın alması halinde, hava savunma füze sistemleri ile savaş uçaklarını birleştiren entegre bir muharebe sistemi oluşacağını kaydetti.

Uzmana göre modern savaş, sistemler arası muharebe kabiliyetini öne çıkarıyor. Hava savunma sistemleri, komuta-kontrol sistemleri ve savaş uçaklarının tamamının Çin yapımı olması, entegre operasyonları kolaylaştırır ve Sırbistan’ın hava savunması ile ülke savunması kabiliyetlerini büyük ölçüde artırır.

Zhang, Sırbistan’ın Çin yapımı CM-400AKG havadan yere hipersonik füzesini halihazırda sergilediğini, ancak bu füzenin şu anda Rus yapımı MiG-29’lar tarafından taşındığını söyledi. Ona göre Sırbistan, birden fazla ülkeden teçhizat tedarik ederek askeri bağımsızlığını sürdürmeye çalışıyor, ancak Çin’le işbirliği giderek artıyor.

Zhang’a göre bu durum, Çin teçhizatının güvenilirliğini ve maliyet-etkinliğini yansıtıyor: “Buna karşılık bazı Batılı ülkeler, pahalı ancak performansı vasat ekipmanlar sunuyor. Daha da önemlisi, Çin dost ülkelere siyasi koşullar dayatmadan silah ve teçhizat satıyor. Bazı Batılı ülkeler ise satışları başka ülkelerin iç işlerine müdahale etmek için kullanıyor, hatta kontrol amacıyla teçhizata arka kapılar yerleştirebiliyor.”

Temmuz 2025’te Sırbistan’ın 250. Hava Savunma Füze Tugayı’na bağlı 2. Hava Savunma Taburu Komutanı Yarbay Dalibor Aleksic, Global Times’a verdiği özel röportajda, FK-3 ve HQ-17AE hava savunma sistemlerinin kullanımına ilişkin deneyimlerin “şu ana kadar çok olumlu” olduğunu söyledi. Aleksic, bu iki hava savunma sisteminin tedarikinin Sırbistan ile Çin arasındaki dostluk ve işbirliğinin daha da güçlenmesine katkı sağladığını belirtti.

Zhang, artan işbirliğinin Sırbistan’ın Çin’e duyduğu yüksek güveni yansıtıyor gibi göründüğünü, satış sonrası hizmetlerin de burada kilit bir faktör olduğunu söyledi. Bunun iki ülke arasındaki savunma işbirliğinin derinleşen seviyesini gösterdiğini ekledi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

IISS: Rusya, gölge filoyu İHA üssü olarak kullanıyor

Yayınlanma

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (IISS) tarafından hazırlanan rapor, Rusya’nın Avrupa’daki NATO askeri altyapısını ve hava savunma zafiyetlerini izlemek amacıyla gölge filosuna ait tankerleri denizden İHA fırlatma platformu olarak kullandığına işaret ediyor. Raporda, Ağustos 2024 ile Şubat 2026 döneminde Avrupa semalarında stratejik öneme sahip askeri noktalar üzerinde tespit edilen 144 İHA vakası ele alındı.

Rusya’nın, Avrupa ülkelerindeki NATO askeri altyapısını gözetlemek ve hava savunma sistemlerindeki zafiyetleri tespit etmek amacıyla gölge filosuna ait tankerleri deniz platformu olarak kullandığı ihtimali üzerinde duruluyor.

Londra merkezli düşünce kuruluşu Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (IISS) analistleri tarafından hazırlanan ve Bloomberg tarafından aktarılan rapora göre, Moskova yönetiminin bu adımları geniş kapsamlı bir istihbarat faaliyetinin parçası olarak değerlendiriliyor.

Perşembe günü yayımlanan raporda yer alan verilere göre, Ağustos 2024 ile Şubat 2026 arasındaki dönemde, aralarında İrlanda’nın da yer aldığı 11 Avrupa ülkesinin hava sahasında toplam 144 İHA uçuşu kayda geçirildi.

Bu uçuşlar sebebiyle bazı bölgelerde büyük havalimanlarının geçici olarak kapatılması gibi ciddi aksaklıklar yaşandığı belirtiliyor. Tespit edilen İHA vakalarının yaklaşık yarısının doğrudan askeri tesislerin üzerinde gerçekleştiği aktarılıyor.

İnsansız hava araçlarının, ABD’ye ait B61-12 taktik nükleer bombalarının depolandığı üsler ile Fransa’nın balistik füze taşıyan denizaltılarına ev sahipliği yapan askeri liman gibi son derece hassas ve stratejik bölgelerin üzerinde uçtuğu bildiriliyor.

Raporda, söz konusu uçuşların Rusya’nın Avrupa semalarındaki koordineli gözetleme faaliyetlerinin bir parçası olduğu, temel amacın ise kıtadaki hava savunma ağını haritalandırmak ve test etmek olduğu ifade ediliyor.

Avrupa’daki mevcut hava savunma sistemlerinin füze, bombardıman uçakları ve savaş jetleri gibi daha büyük tehditlere karşı tasarlandığı, bu sebeple alçaktan uçan, yavaş ve küçük boyutlu İHA’ları tespit etmekte ve izlemekte zorlandığı kaydediliyor.

Çalışmanın eş yazarlarından Charlie Edwards, konuya dair yaptığı açıklamada, “Rusya ile bağlantılı gemilerin ve bu ülkeye hizmet eden gölge filonun, İHA’ları fırlatmak, sinyallerini yakalamak ya da bu sinyalleri aktarmak amacıyla deniz platformu olarak kullanılmış olmasını muhtemel görüyoruz” ifadelerini kullandı.

Patruşev: NATO gemilerini beklemeden düşmanın burnunun dibinde olmalıyız

Avrupa’nın yanıtı yetersiz kaldı

İHA ihlallerine maruz kalan Almanya, Danimarka, Belçika ve Hollanda gibi Avrupa ülkelerinin, bağlantılar belirgin olmasına rağmen bu eylemlerden dolayı doğrudan Rusya’yı suçlamaktan kaçındığı belirtiliyor.

Raporda, Avrupa devletlerinin bu duruma yönelik kurumsal reaksiyonu “parçalı” ve “uyumsuz” olarak nitelendirilirken, sorumluların tespit edilme sürecinin çok yavaş işlediği ve verilen yanıtların çoğunlukla orantısız kaldığı vurgulanıyor.

Edwards, Akdeniz bölgesinde benzer İHA faaliyetlerinin görülmemesini, bu havzadaki deniz gözetleme kapasitesinin gelişmiş olmasına ve ABD denizaltılarının bölgedeki yoğun varlığına bağlıyor.

Analist, Akdeniz’de fark edilmeden hareket etmenin ve bu tip platformlardan hava aracı yönlendirmenin çok daha güç olduğunu ekliyor.

Denetimler başlayınca uçuşlar kesildi

Araştırmanın diğer yazarı Louis Byrne ise bazı hükümetlerin bu olayları kendi içlerinde aktif olarak soruşturduğunu ifade etti.

Byrne, 2026 yılının başlarında Avrupa ülkelerinin gölge filoya ait tankerleri denizlerde durdurmaya ve üzerlerinde arama yapmaya başlamasıyla birlikte, şüpheli İHA uçuşlarının neredeyse tamamen bıçak gibi kesildiğine dikkat çekti.

Bu gelişmelerle eş zamanlı olarak Avrupa Birliği (AB), Akdeniz’de gölge filoya ait tankerlerin durdurulması ve aranması için askeri gemilerin görevlendirilmesine izin veren bir düzenlemeyi yakın dönemde onaylamıştı.

Bugüne kadar bu sınıftaki yaklaşık on gemiye yönelik operasyonlar gerçekleştiren Ukrayna ise Birleşmiş Milletler’e (BM) başvuruda bulunarak gölge filo tankerlerinin meşru askeri hedef olarak tanınmasını talep etmişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English