Bizi Takip Edin

Diplomasi

Lavrov, Amerikalı sunucu Tucker Carlson’a mülakat verdi

Yayınlanma

Şubat 2022’den bu yana ilk kez 5 Aralık’ta Malta’daki AGİT zirvesi çerçevesinde AB’yi ziyaret eden Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Amerikalı televizyon sunucusu Tucker Carlson’a mülakat verdi.

Daha önce de Şubat 2024’te Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile bir mülakat gerçekleştirmişti.

Mülakat Carlson’ın kendi internet sitesinde yayımlandı, Rusça transkript ise Rusya Dışişleri Bakanlığı tarafından kamuoyuna duyuruldu.

Lavrov Amerikalı gazeteciyle Ukrayna’ya yönelik Oreşnik saldırısını, Ukrayna’daki çatışmanın nedenlerini, ihtilafı durdurmak için önceki girişimleri ve mevcut barış umutlarını, ABD ile iletişim kanallarını, Washington ve Avrupa’daki müttefikleriyle ilişkilerin durumunu ve dört yıllık sükunetin ardından Suriye’deki şehirlerin aniden ele geçirilmesini tartıştı.

‘Oreşnik saldırısı Batı’ya mesaj’

Lavrov, 21 Kasım’da Ukrayna’nın Dinyeper kentindeki bir savunma sanayii tesisine hipersonik Oreşnik orta menzilli balistik füze ile yapılan saldırının bir “deneme” olduğunu söyledi. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov’un söylediklerini doğrulayan Lavrov, ABD’nin 30 dakika önceden uyarıldığını ve bu nedenle “daha büyük ve gerçekten tehlikeli bir şeyle karıştırmadığını” söyledi. Mesaj otomatik bir füze denemesi uyarı hattı üzerinden iletildi.

Ancak bu aynı zamanda siyasi bir mesajdı. Lavrov, “Bu hipersonik sistemi gerçek koşullarda test ederek iletmek istediğimiz mesaj, meşru çıkarlarımızı korumak için her şeyi yapmaya hazır olduğumuzdur,” ifadelerini kullandı.

Lavrov, Moskova’nın 2021 ve 2022 yıllarında NATO ile güvenlik garantilerine ilişkin bir anlaşma imzalanmasına yönelik önerilerinin ABD tarafından reddedildiğini hatırlattı.

Bu teklifler, Batı ittifakının altyapısının 1990’ların sonundaki durumuna geri dönmesi ve Ukrayna’nın bu bloğa entegre edilmesinin reddedilmesi anlamına geliyordu.

Lavrov’a göre Oreşnik’in fırlatılması aynı zamanda Kiev’e uzun menzilli silahlar sağlayan ve Kasım ayında bu silahların Rusya’nın derinliklerindeki, özellikle de Bryansk ve Kursk oblastlarındaki hedeflere karşı kullanılmasına izin veren ABD ve müttefiklerine de bir mesaj.

Bakan, “Batı’nın bize ‘stratejik bir yenilgi’ yaşatmasını önlemek için her türlü aracı kullanmaya hazır olduğumuzu anlamalılar,” diye konuştu.

Nükleer savaş tehdidi üzerine

Lavrov, Haziran 2021’de Başkan Vladimir Putin ve Joe Biden arasındaki görüşmelerin ve Ocak 2022’de beş nükleer güç tarafından yapılan bir açıklamanın “birbirimizle karşı karşıya gelmek istemiyoruz ve birbirimizin güvenlik çıkarlarına ve endişelerine saygı duyacağız” tezlerini yeniden teyit ettiğini hatırlattı.

Bu tezlerin, Başkan Ronald Reagan ile SBKP Merkez Komitesi Genel Sekreteri Mihail Gorbaçov arasında 1987 yılında yapılan görüşmelerde ortaya konan “nükleer savaşa hayır” sloganını devam ettirdiğini söyledi.

Lavrov, “Amerika Birleşik Devletleri söz konusu olduğunda, kimseyle savaşmak istemiyoruz. Bu bizim hayati çıkarlarımıza uygundur. Kesinlikle. Umarım bu ABD için de geçerlidir,” dedi.

Lavrov, “ABD ile nükleer nitelikte olabilecek bir savaş düşünmüyoruz. Askeri doktrinimiz en önemli şeyin nükleer bir savaştan kaçınmak olduğunu söylüyor,” diye ekledi.

Aynı zamanda Washington’un, özellikle de ABD Başkanı’nın Ulusal Güvenlik Konseyi stratejik işler koordinatörü John Kirby’nin, nükleer unsurlu bir tırmanma durumunda Amerika’nın Avrupalı müttefiklerinin zarar görebileceği ihtimalinden endişe duyduğunu söyleyen Lavrov, şöyle devam etti:

“Yani bu zihinsel olarak bile ABD’nin zarar görebileceği ihtimalini ortadan kaldırıyor. Bu da durumu biraz daha riskli hale getiriyor. Belki de bu durum devam ederse bazı pervasız adımlar atılabilir. Bu iyi bir şey değil. Nükleer caydırıcılık politikası alanındaki profesyoneller bunun çok tehlikeli bir oyun olduğunu çok iyi bilirler. Sınırlı bir nükleer saldırı değişiminden bahsetmek ise istemediğimiz bir felakete davetiye çıkarmaktır.”

ABD ile ilişkiler, Trump ve muhalifleri hakkında

Lavrov’a göre Moskova herkesle, “özellikle de ABD gibi büyük bir ülkeyle” iyi ilişkiler içinde olmak istiyor ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de Amerikan halkına, başarılarına ve tarihine duyduğu saygıyı “defalarca ifade etti”.

Lavrov Carlson’un sorusuna cevaben Lavrov, “Ben böyle [Rusya ve ABD’nin savaşta olduğunu] söyleyemem. Her halükârda bizim istediğimiz bu değil. Rusya ve ABD’nin evrenin iyiliği için işbirliği yapmaması için herhangi bir neden görmüyoruz. Resmi olarak savaş halinde değiliz,” değerlendirmesini yaptı.

Aynı zamanda Ukrayna’da yaşananları “hibrid savaş” olarak nitelendiren ve Ukraynalıların modern uzun menzilli silahlarla yaptıklarını ABD birliklerinin doğrudan müdahalesi olmadan yapamayacaklarını söyleyen Lavrov, “Bu tehlikeli bir durum. Bu konuda hiç şüphe yok,” değerlendirmesini yaptı.

Hem Cumhuriyetçi Başkan Donald Trump’ın ilk döneminden önceki Demokrat Başkan Barack Obama yönetiminin hem de ikinci döneminden önceki bir başka Demokrat Joe Biden yönetiminin Moskova ve Washington arasında gelecekteki temaslara engeller yaratmaya çalıştığını kabul eden Lavrov, “Biden yönetiminin Trump yönetimine böyle bir ‘miras’ bırakmak istediğini” dile getirdi.

Trump’ın “sonuç almak isteyen, işleri sonraya bırakmayı sevmeyen güçlü bir adam” olduğunu ifade eden Lavrov, şöyle devam etti:

“Sohbetlerinde oldukça arkadaş canlısı. Fakat bu Trump’ın Rusya yanlısı olduğu anlamına gelmiyor. Trump yönetimi altında uygulanan Rusya karşıtı yaptırımların sayısı çok fazla. Trump göreve geldiğinde her şeyi göreceğiz. Putin’in dediği gibi, top onların sahasında. Ekonomi, ticaret ve güvenlik alanındaki temaslarımızı, bağlarımızı hiçbir zaman kesmedik.”

Ukrayna’daki çatışmanın nedenleri ve barış koşulları üzerine

Ukrayna’daki çatışma hakkında konuşan Lavrov, Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç’in devrilmesi, Minsk anlaşmaları, bunların Kiev tarafından sabote edilmesi ve ülkenin Rusça konuşan nüfusunun kültürel haklarını kısıtlamaya yönelik girişimler de dahil olmak üzere 2014’ten bu yana yaşanan olaylara ilişkin Moskova’nın resmi görüşünü detaylandırdı.

Lavrov, Şubat 2022’deki çatışmaların bu hakları korumak için başlatıldığını ve bunun da “BM Şartı ve AGİT ilkeleriyle tamamen uyumlu” olduğunu söyledi.

Lavrov, “Eğer Minsk anlaşmalarını yerine getirirlerse, Ukrayna (Kırım hariç) birleşmiş olacaktır,” diye ekledi.

Rus bakana göre, Şubat 2022’de çatışmaların başlamasının ardından İstanbul’da imzalanan Rusya-Ukrayna anlaşma taslağı, Kiev’in NATO’ya katılmaması koşuluyla Kırım ve şimdi “ya da doğu Ukrayna” olmadan Kiev için güvenlik garantileri sağlıyordu.

Bakan, “Bu onların teklifiydi. Onlar tarafından başlatıldı. Biz bu ilkeler temelinde bir anlaşma geliştirmeye hazırdık,” yorumunu yaptı.

Lavrov, İstanbul’daki Ukrayna heyetinin başkanı David Arahamiya’nın, anlaşmaların bozulmasının nedenini, eski İngiltere Başbakanı Boris Johnson’ın “gelip bize savaşmaya devam etmemizi söylemesi” olarak kabul ettiğini hatırlattı.

Bakan, Johnson’ın eylemlerinin ardındaki nedenleri tam olarak bilmediğini ve kişisel deneyimlerinden Johnson’ın “öngörülemez” olduğuna inandığı için bunların anlık ya da “uzun vadeli bir strateji” tarafından dikte edilmesine şaşırmayacağını söyledi.

Lavrov, Moskova’nın görüşmelere başlaması için Putin’in haziran ayında açıkladığı koşulların sadece Ukrayna’nın NATO’ya katılmayı reddetmesi değil, aynı zamanda Ukrayna silahlı kuvvetlerinin, Eylül 2022 referandumunun sonuçlarına göre, anayasasında yer alan Rusya’ya dahil olan dört bölgenin topraklarının Kiev’in kontrolündeki kısmından çekilmesi olduğunu söyledi.

Lavrov, “O zamandan bu yana zaman geçti. ‘Sahadaki’ gerçekleri göz önünde bulundurmamız gerekecek. Ve bunlar sadece temas hattı değil,” ifadelerini kullandı.

Ancak aynı zamanda Moskova, Rusya Devlet Başkanı’nın pozisyonuna göre, “İstanbul’da mutabık kalınan ilkeler temelinde müzakere etmeye” hala hazır. Lavrov, “Temel ilke Ukrayna’nın tarafsız statüsüdür. Ukrayna’nın kolektif güvenliğinin garantisini sağlayacak ülkeler grubuna katılmaya hazırdık. NATO olmayacak. Ukrayna topraklarında yabancı birliklerin katılımıyla askeri üsler, askeri tatbikatlar olmayacak,” diye ekledi.

Bakan, şöyle devam etti: “Rus dilini, Rus medyasını, Rus kültürünü ve Ukrayna Ortodoks Kilisesini yasaklayan Ukrayna mevzuatının korunduğu bir duruma tahammül edemez. Bu, Ukrayna’nın BM Şartı kapsamındaki yükümlülüklerinin ihlalidir. Bu konuda bir şeyler yapılması gerekiyor. Bu Rusofobik yasama saldırısı 2017’de başladığından beri Batı sessiz kaldı ve sessiz kalmaya devam ediyor. Buna ‘özel bir şekilde’ dikkat çekmek zorundaydık.”

Lavrov, aynı zamanda Putin’in haziran ayında dile getirdiği bir başka müzakere koşulunu, yani Rusya’ya yönelik ekonomik yaptırımların kaldırılmasını en az ilgili koşul olarak değerlendirdi.

Lavrov, “Bu yaptırımlar altında ne kadar çok yaşarsak, kendimize güvenmenin ve bize dost olan ve iktisadi çıkarlarla ilişkileri birbirine karıştırmayan ‘normal’ ülkelerle işbirliği mekanizmaları ve platformları geliştirmenin daha iyi olduğunu o kadar çok fark ediyoruz. Çok şey öğrendik,” ifadelerini kullandı..

Bakana göre şimdi Batı’da “bazı başkentlerde Ukrayna çatışmasından kaynaklanan bir yorgunluk var” ve “Amerikalıların bu ‘işi’ Avrupalılara bırakmak ve daha önemli şeylere odaklanmak istedikleri konuşuluyor.”

Suriye’deki durum

Rus Bakan, 6 Aralık gecesi Malta’daki AGİT zirvesinin ardından Katar’ın başkenti Doha’da, İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi’ye göre Rusya, Türkiye ve İran’ın Astana formatında Suriye’deki durumu ele alacakları uluslararası konferansa katıldı.

Suriye’de Heyet Tahrir Şam (HTŞ) ve Türkiye yanlısı Suriye Milli Ordusu (SMO) militanları kasım ayı sonunda Şam’ı ülkenin ikinci kenti Halep’in kontrolünden çıkardılar ve şimdi de dördüncü bir kent olan Hama’da da kontrolü ele geçirdiler.

Lavrov, “[Doha’da] İdlib anlaşmalarının sıkı bir şekilde uygulanmasına geri dönülmesi gerektiğini tartışmak istiyoruz, zira İdlib gerilimi azaltma bölgesi teröristlerin Halep’i ele geçirmek için harekete geçtiği yer haline geldi. 2019-2020 yıllarında varılan anlaşmalar, Türk dostlarımıza İdlib çatışmasızlık bölgesindeki durumu kontrol etme ve HTŞ’yi terörist olmayan ve Türkiye ile işbirliği yapan muhaliflerden ayırma imkânı verdi. Görünüşe göre bu henüz gerçekleşmedi,” dedi.

Türkiye, Rusya ve İran’ın askeri ve istihbarat kurumlarının halihazırda “birbirleriyle temas halinde” olduklarına dikkat çeken Lavrov, Carlson’un Suriye’de saldırı başlatan militanları kimin finanse ettiğine ilişkin sorusuna da “Elimizde bu yönde bilgiler var,” yanıtını verdi.

Lavrov, “Bu süreçteki tüm ortaklarımızla, onların finansman ve silahlanma kanallarını nasıl kesebileceğimizi görüşmek istiyoruz. Kamuoyuna yansıyan bilgilerde Amerikalılar, İngilizler ve diğer bazı ülkelerden bahsediliyor. Bazıları İsrail’in durumu daha da kötüleştirmek istediğini, böylece Gazze Şeridi’nin çok fazla inceleme altında kalmayacağını söylüyor. Bu karmaşık bir oyun,” diye konuştu.

Bakan, “Bu hafta yapılması planlanan toplantıların durumun istikrara kavuşmasına yardımcı olacağını umuyorum” diye ekledi.

Diplomasi

G20 ticaret bakanları açıklamasına tek itiraz Çin’den geldi

Yayınlanma

G20 ticaret yetkilileri bu hafta Milwaukee’de bir araya geldi ve küresel çelik arz fazlasıyla mücadeleye yönelik yeni bir anlaşma duyurdu.

“Milwaukee Çerçevesi”, ülkeleri piyasayı bozan sübvansiyonları kısıtlamaya ve çelik ithalatı ile ticaretin kuralları dışına çıkarılmasının izlenmesini artırmaya çağırıyor.

Ayrıca, olası gümrük vergileri de dahil olmak üzere, kapasite fazlasına karşı “kanıta dayalı önlemleri” destekliyor.

Bu anlaşma, Eylül ayında Kuzey Carolina’nın Asheville kentinde düzenlenen G20 maliye bakanları toplantısında varılan daha geniş kapsamlı bir mutabakatın ardından geldi.

Toplantıda ABD ve diğer neredeyse tüm G20 ekonomileri, büyük ve kalıcı ticaret dengesizliklerinin diğer ülkelere zarar verebileceği konusunda mutabık kaldı.

Büyük ticaret fazlası olan ülkelerden, büyüme için ihracata aşırı bağımlı hale getiren politikalarını gözden geçirmelerini isteyen bir bildirgeyi imzaladılar.

Çin, bu bildirgeye itiraz eden tek G20 üyesi oldu.

Axios’a göre giderek daha fazla ülke, Donald Trump’ın küresel ticaretteki sorunlara ilişkin argümanının temel bir unsurunu benimsiyor. Üstelik bu durum, Trump’ın uyguladığı gümrük vergilerinin dünya ekonomisini sarsmasına rağmen gerçekleşiyor.

On yıllardır hükümetler, aşırı çelik üretimi de dahil olmak üzere küresel ticaretteki dengesizlikler konusunda uyarıda bulunuyorlar.

Değişen şey ise, yerli sanayilere verilen zararı kabul etme ve onları koruma konusundaki istek.

ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, konferansın aralarında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çoğu ülke bu küresel sorunlara katılıyor, insanlar teşhise katılıyor fakat harekete geçmekten çekiniyorlar,” dedi.

Greer’e göre Milwaukee anlaşmasının “2015 yılında gerçekleşmesi” mümkün değildi.

Greer şöyle konuştu:

“Diğer tüm ülkeler, ABD pazarına erişimlerini sürdürmek istiyorlarsa uluslararası sistemi yeniden düzenlememiz gerektiğini biliyorlar. Yaratıcı fikirler, yeni yapılar ve tutarlı planlar ortaya koydukça, onlar da bu sürece katılıyorlar.”

AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič, salı günü Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezinde Greer ve imalat sektöründen CEO’larla düzenlenen yuvarlak masa toplantısında, yönetimin kapasite fazlası konusuna odaklanmasını olumlu karşıladı.

Greer, “Ticaret komiseri ve diğerleri de dahil olmak üzere Avrupa’daki pek çok kişinin bu konu hakkında oldukça net bir görüşe sahip olduğunu düşünüyorum… Onlar, bizim 10 yıl önce atmaya başladığımız bazı adımları atmaya başlıyorlar,” dedi ve Avrupa’nın kendisinin de küresel kapasite fazlasına katkıda bulunduğuna inandığını ekledi.

ABD’nin ticaret ortakları, Washington ile birlikte çözmeye çalıştıkları bazı sorunları hedef alan gümrük vergileriyle ya da bu vergilerin uygulanma olasılığıyla karşı karşıya kalıyor.

Kanada’nın ABD’ye yaptığı çelik ihracatının çoğu %50’lik bir gümrük vergisiyle karşı karşıya. 

Ülkenin ticaret yetkililerinden biri Milwaukee’ye vardığında, belirli Kanadalı ürünlere yönelik bir ithalat yasağı yürürlüğe girdi.

Greer ayrıca 16 ekonomideki kapasite fazlası ve üretimi de soruşturuyor ve bu soruşturmalar nihayetinde yeni gümrük vergilerinin önünü açabilir.

Greer, yuvarlak masa toplantısındaki gerginliği kabul ederek, ABD ile ticaret ortakları arasında anlaşmazlıklar olabileceğini ama yine de başka yerlerdeki üretim fazlası konusunda ortak endişeleri paylaştıklarını belirtti.

Dış ticaret bakanları dün öğleden sonra, Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezine 1,5 mil (yaklaşık 2,4 km) uzunluğundaki bir yolculuk için otobüslere bindi ve burada fabrika tesisini gezdi.

Bu “saha gezisi”, Trump yönetiminin teşvik etmek istediği türden ileri düzey yerli üretimi sergilemeyi amaçlıyordu.

Rockwell, bakanlara gezi için çelik burunlu spor ayakkabılar hediye etti (bu ayakkabılar Vietnam’da üretilmişti).

Fabrikalarda kullanılan otomasyon teknolojisi üreten Rockwell, ABD’deki tesislerine, insan kaynağına ve teknolojiye 2 milyar dolarlık yatırım yapıyor. 

Fakat gümrük vergileri de bu üreticinin maliyetlerini artırıyor. Rockwell, yaz aylarında yatırımcılara bazı müşterilerinin projelerini ertelediğini bildirdi.

CEO Blake Moret, şirketin kazanç açıklamasında, “Gümrük vergileri ve enflasyon açısından bu kadar dalgalı bir ortamda, müşteriler iş planlarının maliyet tarafının sağlam olduğundan emin olmak istiyorlar,” dedi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Tayvan, Xi-Trump zirvesinin ardından gelen F-16V teslimatını memnuniyetle karşıladı

Yayınlanma

Tayvan, ayrı bir milyarlarca dolarlık silah paketine ilişkin ABD başkanlığı tarafından getirilen askıya alma kararına rağmen, uzun süredir ertelenen iki adet F-16V savaş uçağının teslimatını, ABD’nin askeri desteğinin devam ettiğinin bir göstergesi olarak değerlendirdi.

Cuma günü doğudaki Taitung ilçesindeki Chihhang Hava Üssü’ne ulaşan iki tek kişilik uçak, 1997 yılında orijinal F-16A/B filosunun teslimatlarının başlamasından bu yana adanın aldığı ilk yeni F-16’lar.

Önceki versiyonlarla karşılaştırıldığında, F-16V konfigürasyonu Northrop Grumman APG-83 aktif elektronik taramalı dizi radarını, güncellenmiş aviyonik sistemleri ve geliştirilmiş hedef tespit ve izleme yeteneklerini içermektedir.

Bu iki uçak, ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk görev dönemi sırasında, Ağustos 2019’da Washington tarafından onaylanan 247,2 milyar NT$ (7,76 milyar ABD doları) tutarındaki 66 adet F-16V satışının bir parçası.

İki uçağın, geçen hafta Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in ABD’ye yaptığı devlet ziyaretinden yaklaşık bir ay önce, ağustos ayı sonunda Tayvan’a ulaşması bekleniyordu. Ne Taipei ne de Washington, gecikmeyle ilgili kamuoyuna bir açıklama yapmadı.

Kongre’nin gayri resmi incelemesinden geçen, Taipei’ye yönelik yaklaşık 14 milyar ABD doları değerindeki ayrı bir silah paketi ise başkanın onayı beklenirken askıda kalmaya devam ediyor.

Trump’ın Xi’yi sıcak bir şekilde karşılamasının adada bir miktar belirsizliğe yol açmasının ardından, cuma günkü teslimat Tayvan’ın iktidar partisi Demokratik İlerleme Partisi (DPP) tarafından memnuniyetle karşılandı.

Tayvanlı lider William Lai Ching-te, Tayvan’ın kendini savunmasına yönelik “uzun vadeli desteği” ve iki taraf arasındaki güvenlik işbirliğini derinleştirmeye devam ettiği için Washington’a teşekkür etti. Ayrıca, bu teslimatı bölgesel istikrarla ilişkilendirerek, bunun ABD’nin “güvenliği ilerletmek için Tayvan dahil Hint-Pasifik ortaklarıyla birlikte çalışma” taahhüdünü gösterdiğini belirtti.

Demokrasi İlerleme Partisi (DPP) milletvekili Chen Kuan-ting de, bu teslimatın zirveden bu yana ABD’nin silah satışlarında “yapısal bir değişiklik” olmadığını gösterdiğini belirtti.

Buna karşılık, muhalefetteki Kuomintang milletvekili Ma Wen-chun, uçakların gelmesinin programdaki gecikmelerden dikkatleri başka yöne çekmemesi gerektiğini belirterek, savunma bakanlığını kalan uçaklar için net bir takvim sunmaya çağırdı. “İkisi geldi; kalan 64’ü de zamanında gelmelidir” dedi.

Tayvan Savunma Bakanlığı başlangıçta 66 savaş uçağının tamamını yıl sonuna kadar teslim almayı umuyordu, ancak program planlanan takvimin çok gerisinde kaldı. Tayvanlı yetkililer, takvimi etkileyen başlıca faktörler arasında üretim hattının yer değiştirmesini ve tedarik zincirindeki aksaklıkları gösterdi.

Savunma Bakanı Wellington Koo Li-hsiung cuma günü, yıl sonuna kadar daha fazla F-16V’nin teslim edileceğini söyledi, ancak kesin bir sayı vermedi.

İlk iki savaş uçağının teslim süreci de beklenmedik bir şekilde uzamıştı.

17 Ağustos’ta ABD anakarasından ayrılan uçaklar, Pasifik’i aşan yolculuklarında havada yakıt ikmali yaparak 21 Ağustos’ta Hawaii’deki Pearl Harbour-Hickam Ortak Üssü’ne ulaştı. Uçakların birkaç gün içinde Tayvan’a doğru yola devam etmeleri bekleniyordu, ancak bunun yerine üssünde neredeyse altı hafta kaldılar.

Tayvanlı medya ve askeri gözlemciler, teknik sorunlar, elverişsiz hava koşulları ve yakıt ikmal uçağının bulunmaması gibi çeşitli olası açıklamalar öne sürdü.

Nedeni açıklanamayan bu gecikme, Tayvan’da Washington’un, Xi’nin ABD’ye yapacağı devlet ziyaretinden kısa bir süre önce siyasi açıdan hassas bir teslimatı önlemek istemiş olabileceğine dair spekülasyonlara yol açtı.

Tayvan’ın United Daily News gazetesi, isimsiz bir kaynağa atıfta bulunarak, bu hafta bir ekipman sorununun uçağın Hawaii’de gecikmesine neden olmasının ardından Washington’un, teslimatın Xi’nin ziyareti etrafında daha fazla karmaşıklığa yol açmasını istemediğini bildirdi.

Ne ABD ne de Tayvanlı yetkililer, teslimatın zamanlamasını Xi’nin Washington ziyaretiyle ilişkilendirdi.

South China Morning Post, Xi’nin Washington ziyaretinden önce, yönetimin Tayvan’a yönelik büyük çaplı yeni silah satışlarını ertelemeyi değerlendirdiğini bildirmiş; kaynaklar, Pekin’in Xi’nin gezisi sırasında yeni anlaşmaların onaylanmamasını sağlamak için Washington’a gizlice baskı uyguladığını belirtmişti.

14 milyar ABD doları tutarındaki silah paketi, bu yılın başlarında zaten askıya alınmıştı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Washington’un silah satışlarını değerlendirirken kendi askeri ihtiyaçlarını, üretim kapasitesini ve silah stoklarını yenileme gerekliliğini de göz önünde bulundurması gerektiğini vurgulamıştı.

Geçen hafta Trump ile yapılan zirve sırasında Xi, ABD’nin “Tayvan bağımsızlığına” karşı çıkacağını ve Tayvan meselesini ihtiyatla ele alacağını umduğunu yineledi.

ABD Dışişleri Bakanlığı, zirvenin ardından Tayvan’a yönelik genel ABD politikasının değişmediğini vurgulamaya çalıştı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

NATO’nun Kafkasya’daki genişlemesine Fransız-Türk anlaşmazlığı engel oluyor

Yayınlanma

NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan ile işbirliğini güçlendirme çabası, Fransa ile Türkiye arasındaki gerginlik nedeniyle tıkanma noktasına geldi.

POLITICO’ya konuşan üç NATO diplomatına göre, Fransa, bir Fransız vatandaşının tutuklanmasını temel gerekçe göstererek Bakü ile yeni bir ortaklık planını onaylamayı reddetti.

Buna karşılık Türkiye de, yakın müttefiki Azerbaycan’a dayanışma göstermek amacıyla Ermenistan’ın planının yenilenmesini engelledi.

Beş NATO diplomatı, iki Kafkas ülkesinin tatbikatlar, askeri eğitim ve diğer alanlarda NATO ile daha derin bir işbirliği arayışında olduğunu belirtti.

Sonuç olarak, her iki plan da bir yılı aşkın süredir belirsizlik içinde kaldı.

Aylar süren NATO anlaşmazlığı, geçen hafta Fransa’nın Rusya’ya yönelik AB yaptırımlarının yenilenmesini engellemesinin ardından yeni bir aciliyet kazandı.

Paris, Brüksel’in Rus-Özbek milyarder Alişer Usmanov’a yönelik kısıtlamaları kaldırmasının ardından itirazını geri çekti.

Bu da Azerbaycan’ı, bir Fransız vatandaşı da dahil olmak üzere birkaç tutukluyu serbest bırakmaya sevk etti.

Geçen çarşamba günü Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in tutukluları serbest bırakmasının ardından Fransa, NATO ile Bakü arasındaki bağların güçlendirilmesine yönelik vetosunu kaldırması yönünde baskı altında bulunuyor.

NATO diplomatlarından biri, “Eğer veto hakkını kaldırmazlarsa, bu ne sağlam bir siyasi hamle olur ne de ittifakın çıkarları doğrultusunda hareket eden bir müttefik olarak kendilerini göstermiş olurlar. Ermenistan için bu çok tehlikeli; onların yakınımızda olmasının iyi olduğunu düşünüyoruz,” dedi.

İkinci bir NATO diplomatı ise şöyle konuştu: “Bir hayal kırıklığı var: İkili meseleler için NATO’yu kullanmayı bırakın.”

Hem Ermenistan hem de Azerbaycan, son yıllarda Rusya ile ilişkilerini soğutmuş durumda ve Avrupa ile bağlarını derinleştirmeye çalışıyor.

Erivan, Moskova liderliğindeki Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (CSTO) savunma ittifakındaki üyeliğini askıya aldı, AB üyeliği lehine bir yasa kabul etti ve buna karşılık Moskova’dan ticaret kısıtlamaları ve sert eleştirilerle karşı karşıya kaldı.

Fransa uzun süredir Ermenistan ile yakın ilişkiler sürdürürken, Bakü ise bölgedeki Rus etkisini dengelemek için Türkiye ile olan yakın ittifakına güveniyor.

Bir Türk yetkili, “Mesele kesinlikle bir Türkiye-Fransa ya da Türkiye-Ermenistan kavgası değil,” diyerek şunları ekledi:

“Her ikisinin de erken onaylanmasını sağlamak amacıyla, Ermenistan ve Azerbaycan’ın ITPP [Bireysel Olarak Uyarlanmış Ortaklık Programları] belgelerini birlikte onaylamaya oldukça uzun bir süredir hazırız.”

NATO’nun ITTP ortaklıkları, ittifakın NATO üyesi olmayan ülkelerle siyasi diyalog ve askeri işbirliği için kullandığı başlıca araç.

Bu programlar dört yılda bir yenilenir ve hedeflerinin düzeyi, yararlanıcı ülkelerin ittifakla entegre olma isteğine bağlı.

Üç diplomat, yeni planlara ilişkin müzakerelerin neredeyse sonuçlandırılmak üzere olmasına rağmen, yaşanan gecikme nedeniyle NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan’ın güncelliğini yitirmiş ortaklıklarını geçici olarak uzatmak zorunda kaldığını belirtti.

Yeni planlar, bu ülkelerin ortak askeri tatbikatlara katılımına olanak tanıyacak, ordular arası eğitimi artıracak ve yerel İngilizce derslerinin düzenlenmesine kadar uzanan kültürel işbirliğini yoğunlaştıracak.

Bazıları, Erivan’ın dış politikasını Rusya’dan uzaklaştırmak için aldığı riskler göz önüne alındığında, bu gecikmenin Ermenistan’ın Batı ile yeniden yakınlaşma çabasını da engelleyebileceğinden endişe duyuyor.

“Bu bir endişe kaynağı… Bazı ülkelerde beklentiler yaratıyoruz, sonra da bunları karşılayamıyoruz — bu da daha sonra kızgınlığa yol açabilir,” diyen üçüncü NATO diplomatı, Bakü ve Erivan’ı ittifaka yaklaştırmanın her iki ülke arasındaki kırılgan barışı pekiştirmeye yardımcı olabileceğini de sözlerine ekledi.

Diplomat, “Artık iki ülke arasında barış olduğu için, bu NATO’nun onları daha fazla kendi tarafımıza çekmesi için iyi bir fırsat,” diye ekledi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English