Amerika
Silikon Vadisi zenginlerinin Grönland seferi

Donald Trump’ın Grönland’a gözünü dikmesi, ABD yeni sağının ve Silikon Vadisi sermayesinin fantezilerinden bağımsız değil.
ABD’nin Çin ve Rusya’ya karşı bir karakol, AB’nin ise NATO projesinin ölümü olarak gördüğü olası ilhak, bir yandan da hem ticaret yollarının dönüşümü(1) hem de Arktik bölgesindeki maden yatakları açısından özellikle Büyük Teknoloji şirketlerinin avuçlarını ovuşturmalarına yol açıyor.
Bu bakımdan Amerikan sermayesinin, zaman zaman iç içe geçen iki eğilimi olduğunu tespit edebiliyoruz.
İlk eğilim, yapay zekanın (AI) sürüklediği projelerle kaynaklara çökme hedefi. Buna göre Grönland’ın buz tabakası erirken, daha önce erişilemeyen devasa maden yatakları ortaya çıkıyor. Ana akım teknoloji milyarderleri bunu, AI ile çözülmesi gereken bir lojistik ve tedarik zinciri sorunu olarak görüyor.
California merkezli KoBold Metals, bu açıdan bir koçbaşı olarak hareket ediyor. 2021’den bir haberde, “Milyarderler, Disko için tam zamanında grubu yeniden topluyorlar,” deniyor. Buna göre Bill Gates, Orta Batı Grönland’daki “Disko Projesi”nde nikel, bakır, kobalt ve platin arayan zengin arkadaşlarına liderlik ediyor. Gates’in şirketi Breakthrough Energy Jeff Bezos, Michael Bloomberg, Richard Branson, Jack Ma ve Ray Dalio’dan fon topluyor. Haber şöyle devam ediyor:
“Amerikan şirketi KoBold Metals ile İngiliz şirketi Bluejay Mining arasındaki ortak girişim, BlueJay’in Disko-Nuussuaq projesinde hammadde aramak için yapay zeka kullanarak Kuzey Kutbu toprağını tarayacak.
KoBold ve milyarder yatırımcıları, karşılığında projenin %51 hissesini alacak.
Breakthrough Energy’nin yanı sıra, KoBold’un 15 milyon dolarlık taahhüdünün arkasındaki diğer yatırımcılar arasında Silikon Vadisi VC [risk sermayesi] fonu Andreessen Horowitz ve Norveç devletine ait enerji şirketi Equinor bulunuyor.”
Yatırımı duyuran açıklamada, KoBold CEO’su Kurt House, projenin ilk aşamasının 2022 sonuna kadar 3,4 milyon dolarlık bir fonla finanse edileceğini ve 2024 sonuna kadar sondaj çalışmaları için 11,6 milyon dolar daha ayrılacağını söylüyor.
“Disko bölgesi,” diyor, “dünya tarihindeki nadir olayların bir araya gelmesiyle dünya çapında bir pil metali yatağının oluşmasına neden olmuş olabilir.”
Bluejay CEO’su Bo Stensgaard, projenin önemli hammadde yatakları keşfetme potansiyeline sahip olduğunu, ancak alanın geliştirilmesi için önemli bir yatırımın gerekli olduğunu hatırlatıyor.
Şirketlere göre, bu bölgeyi bu kadar umut verici kılan şey, “sel bazalt magmasının kabuk kükürtü ile dengelenmesinin açık kanıtı ve sığ volkanik intrüzyonlarda magmatik sülfürlerin yoğunlaşma potansiyeli.”
Anlaşılmaz gelmesi doğal; Independent’a göre milyarderler kulübü için bu, bu metalleri bulma ve yatırımlarının karşılığını alma şansının yüksek olduğu, dolayısıyla daha fazla tarım arazisi satın alabilecekleri veya yörüngeye daha fazla roket gönderebilecekleri anlamına geliyor. Ayrıca nikel, bakır, kobalt, platin gibi maddeler, hem elektrikli araçlar hem de yenilenebilir enerji projeleri için kritik önem taşıyor. “İroni” olarak görülüyor: “İklim değişikliği” nedeniyle buzullar erirken, Bezos-Bloomberg-Gates üçlüsü “yeşil” dönüşüm için Grönland’a yatırım yapıyor.(2)
Bluejay Mining, hem önceki çalışmaların hem de şirket tarafından yürütülen çalışmaların, Disko Projesi bölgesinin Sibirya’daki dünyanın en büyük nikel/bakır sülfür madeni Norilsk-Talnakh’a benzer bir mineralizasyona ev sahipliği yapma potansiyelini ortaya koyduğunu düşünüyor. KoBold CEO’su Kurt House, “Dünyanın en büyük birinci veya ikinci nikel ve kobalt yatağı olacak bir yatak arıyoruz,” diyor. Andreessen Horowitz’in genel ortağı Connie Chan’a göre, KoBold “yer kabuğu için bir Google Haritalar” oluşturmayı hedefliyor.
İkinci eğilim, daha “ideolojik” gibi görünen, zenginlerin ulusal egemenlikten kaçış projeleri. Dahan önce bir çeviriye düştüğüm notta ve bir yazıda bu meseleye değindiğim için teorik kısmı uzatmak istemiyorum. Şunu hatırlatıp geçiyorum: Bu eğilim için Grönland sadece bir maden ocağı değil, aynı zamanda bir sınır bölgesi, Batı demokrasilerinin regülasyonlarından bağımsız olarak yeni yönetim biçimlerinin denenebileceği bir “tabula rasa.” Bu harekete göre ABD’yi ABD yapan şey, bir sınır zihniyetiydi; (Vahşi) Batıyı kolonize etmesi, bu zihniyetle ele ele giden kanunsuzluk ve inovasyon eğilimiydi. Amerikalılar, yerleşik zihniyete kavuştukça belirleyici özelliklerini kaybediyorlardı.
Özgür-şehir hareketi, ülkenin 1800’lü yıllarda batıya doğru genişlemesine duyulan nostaljiye dayanan, yeni Amerikan sınırlarına yerleşme hayranlığını yansıtıyor. Reuters‘a konuşan teknoloji yatırımcısı Shervin Pishevar, Grönland’a genişlemenin “yeni bir Manifest Destiny’nin başlangıcı olabileceğini” söylüyor. Manifest Destiny, Amerika’nın Tanrı tarafından verilen toprakları fethetme misyonuna sahip olağanüstü bir ülke olduğuna işaret eden bir ideolojiydi.
Gerisini Financial Times’tan okuyoruz:
“Gelişmemiş topraklarda kripto destekli ‘ağ devletleri’ kurmak isteyen Peter Thiel, tam da bunu amaçlayan ve Grönland’ı keşfe çıkan bir startup olan Praxis’e yatırım yaptı. Trump’ın Danimarka büyükelçisi Ken Howery, Thiel ve Elon Musk ile birlikte PayPal’un kurucularından biri. Silikon Vadisi, bir tür ağ bağlantılı girişime yatırım yapan milyarderlerle doludur. Grönland çoğu listenin başında yer almaktadır. Mars’ın aksine, Grönland’ı işgal etmek mümkün.”
Şecere şöyle: Thiel, Andreessen ile birlikte, dünya çapında yarım düzine “charter şehir” projesi başlatan bir risk sermayesi şirketi olan Pronomos Capital’e yatırım yaptı. Pronomos’un kurucusu, Hong Kong özelinde, ulusal egemenlikten uzak, hayalinin özgür (sermaye) şehrini keşfeden ünlü neoliberal Milton Friedman’ın torunu Patri Friedman. Pronomos, Ekim 2024’te yeni bir şehir için 525 milyon dolarlık finansman sağladığını açıklayan Praxis’e de yatırım yapıyor.(3) Praxis’in yatırımcıları arasında Palantir kurucusu Joe Lonsdale ve OpenAI CEO’su Sam Altman ve kardeşleri tarafından kurulan bir fon da yer alıyor. Praxis’in kurucu ortağı Dryden Brown, Grönland’da bir şehir kurmak istediğini söylüyor. Yönetici, donmuş adada bir şehir kurulmasını savunuyor, çünkü buradaki zorlu ortam, Musk’ın en büyük hedeflerinden biri olan Mars’ı kolonileştirmek için bir test alanı sağlayabilir. Praxis bir adım daha ileri giderek, kendisini teknoloji girişimcisi ve Coinbase’in eski CTO’su Balaji Srinivasan tarafından geliştirilen bir kavram olan “dünyanın ilk Ağ Devleti” olarak adlandırıyor. Srinivasan, mevcut ülkelerden tanınırlık kazanmadan önce “dünya çapında kitle fonlaması [crowdfunding] yapan” bir devlet çağrısında bulunuyor. Praxis, şu anda sadece internet üzerinden var olan devletinin bir parçası olarak 87.000’den fazla “Praxian”a sahip olduğunu iddia ediyor.
Tablo tamamlanıyor. Praxis’in kurucusu Dryden Brown, yer keşifleri yapmak ve yerel politikacılarla görüşmek üzere Grönland’ı ziyaret ediyor. Amaç, Özel Ekonomik Bölge (SEZ) veya “Charter City” adı verilen, kripto para birimi, akıllı sözleşmeler ve minimum düzenleme ile işleyen yarı özerk bir bölge oluşturmak.
Büyüklüğü, uzaklığı ve düşük nüfus yoğunluğu nedeniyle (sadece yaklaşık 56.000 kişi yaşıyor) Grönland, ABD dışında bir tür “liberteryen” kum havuzu oluşturmak isteyen Silikon Vadisi milyarderlerine cazip geliyor. Palantir kurucu ortağı Lonsdale, geçen yıl BBC’ye verdiği mülakatta, Grönland’ın kaynaklarının ABD için çok büyük fayda sağlayabileceğini ve ABD’nin önceki genişleme dönemlerine atıfta bulunarak “sınırlara sahip olmanın çok sağlıklı olduğunu” söylüyordu.
Nitekim Dryden Brown da, 2024 yılında Grönland’a giderek adayı “terraformasyon için bir kum havuzu [sandbox] görevi görebilecek gerçek bir sınır bölgesi” olarak tanımlamıştı.(4)
İki eğilimi birleştiren sermaye grupları, Grönland’ın ABD ve Amerikan teknoloji sermayesi için ortaklaştığı noktalara da işaret ediyor. AI, kritik mineraller, ulusal egemenlikten kaçış ve tekno-fanteziler, Trump’ın “jeopolitik” vizyonu ile birleşerek Arktik’te zenginler için bir cennet vaat ediyor.
(1) Grönland’ı kritik minerallerin arayışında ön plana çıkaran bir diğer faktör, hızla değişen kuzey iklimi. Bu dönüşüm, denizde buzsuz dönemlerin uzamasına neden olarak, ekiplerin ağır ekipmanları nakletmelerini ve metalleri küresel pazara daha kolay sevk etmelerini sağlayacak. Ayrıca, geri çekilen buzlar, yüzyıllar hatta binlerce yıldır buzun altında gömülü olan toprakları ortaya çıkarıyor ve bu topraklar artık maden arama için potansiyel bir alan haline geliyor.
(2) 30 jeolog, jeofizikçi, aşçı, pilot ve mekanikçiden oluşan ekipler, toprak örnekleri alıyor, yerin elektromanyetik alanını ölçmek ve altındaki kaya katmanlarını haritalamak için vericili insansız hava araçları ve helikopterler kullanıyor. Sondajın nerede yapılacağını belirlemek için verileri analiz etmek üzere yapay zeka işe koşuluyor.
(3) 4 Haziran 2025 tarihli Vanity Fair haberinde şöyle deniyor (“Praxis’e hoş geldiniz: Dünyayı kurtaracak yüksek teknolojili, yüksek testosteronlu cennet”): “Dryden Brown, zenginlerin daha da zenginleşeceği, Odyssey’i tartışacakları ve onun düşüncesine göre Batı medeniyetini yeniden kuracakları bir şehir inşa etmek için yarım milyar dolar topladı. Cennet, görünüşe göre, Santa Barbara’nın bir saat kuzeyinde, ABD Uzay Kuvvetleri üssünde olabilir.”
(4) Brown bu videoda, “kahramanlık” [heroism], şehir inşası ve modern bürokrasinin reddedilmesini harmanlayan kendine özgü ideolojik vizyonunu anlatıyor.
Amerika
Washington ve Silikon Vadisi yapay zeka kaynaklı iş kayıplarına hazırlanıyor

Yapay zekanın istihdam üzerindeki olası olumsuz etkileri ve Amerikalıların teknolojiye yönelik artan huzursuzluğu, Washington ve Silikon Vadisi’ni harekete geçirdi. Siyasetçiler ve teknoloji liderleri, iş gücü geçiş yardımlarından evrensel temel gelire kadar bir dizi çözüm önerisini tartışmaya başladı.
Washington ve Silikon Vadisi, yapay zekanın çalışanları işinden etme potansiyelinin yaratacağı olumsuz sonuçlara karşı hazırlık yapıyor.
Amerikalıların bu teknolojiye karşı artan memnuniyetsizliği karşısında, geçiş dönemi yardımlarından evrensel temel gelire kadar pek çok seçenek masaya yatırılıyor.
Yapay zeka sektörü liderleri, teknolojinin iş gücü piyasasını bozabileceği konusunda uzun süredir uyarılarda bulunuyor. Bu konudaki öngörüler, adeta bir “istihdam kıyameti” yaşanacağı iddialarından, yapay zekanın kitlesel işten çıkarmalara yol açmadan sadece işin niteliğini değiştireceği daha hafif senaryolara kadar değişkenlik gösteriyor.
Ancak belirsiz bir ekonomide yapay zekanın gelecekleri için ne anlama gelebileceği konusunda endişeleri artan Amerikalıların durumu karşısında, hem siyasetçiler hem de teknoloji devleri uygulanabilir çözümler arıyor.
Senatör Elizabeth Warren geçen hafta ABD vergi sisteminde köklü bir reform yapılması çağrısında bulundu.
Warren, federal hükümetin yapay zeka şirketlerini vergilendirmesi gerektiğini belirterek, “yapay zekadan elde edilen kazançların sadece birkaç zengine akması yerine tüm Amerikalılara fayda sağlamasının” güvence altına alınması gerektiğini savundu.
Time dergisinde makale kaleme alan Warren, “Milyonlarca insan yapay zeka yüzünden işini kaybederse, bu çalışanların bir doktor ziyareti nedeniyle iflas etmemesi için evrensel sağlık hizmeti sunacak fonlara ihtiyacımız olacak” ifadelerini kullandı.
Açıklamalarına devam eden Warren, “Yapay zeka işin geleceğini dönüştürürse, tüm Amerikalıların iyi ücretli işlere sahip olabilmesi için ücretsiz eğitim, çıraklık programları ve yeni bir istihdam garantisine yatırım yapmamız gerekecek. Çalışanlar yeniden ayağa kalkmaya çalışırken de aileleri ayakta tutabilmek amacıyla işsizlik sigortasını güçlendirecek gelire ihtiyacımız olacak” dedi.
Warren, veri merkezleri üzerinden doğrudan yapay zeka şirketlerinin vergilendirilmesini, kurumlar vergisinin güncellenmesini ve bir servet vergisi getirilmesini önerdi.
Bu fikir, diğer ilerici siyasetçiler arasında da destek buluyor. Kongre İlerici Grubu Başkanı Temsilci Greg Casar, bir gün sonra The American Prospect’te yayımlanan yazısında “token vergisi” çağrısında bulundu.
Casar, yapay zeka kullanımına yönelik bir ölçüm birimi olan token’lara uygulanacak bu verginin, “çözümü doğrudan soruna bağlayacağını” savundu.
Casar’ın önerisine göre, yapay zekayla bağlantılı işten çıkarmalardaki artış, aynı zamanda yapay zeka vergi gelirlerinde de bir artışla sonuçlanacak ve bu kaynak daha sonra bir istihdam programı oluşturmak için kullanılabilecek.
Veri merkezi inşaatlarına moratoryum uygulanması girişimine öncülük eden Senatör Bernie Sanders ise pazartesi günü yaptığı açıklamada, önde gelen yapay zeka şirketlerinden yüzde 50 hisse alarak bir yapay zeka ulusal varlık fonu kurulmasını öngören bir yasa tasarısı sunmayı planladığını duyurdu. Sanders bu fikri tek seferlik bir vergi olarak nitelendirdi.
The New York Times için yazdığı makalede Sanders, “Yapay zeka insanlığın ortak bilgisi üzerine inşa edildiği için, ürettiği servet de insanlığa fayda sağlamalıdır. Sadece sektöre hükmedecek konumda olan Bay Musk, Bay Altman, Dario Amodei ve diğer nüfuzlu isimlere değil” ifadelerine yer verdi.
Sanders, bu uygulamanın federal hükümete oy hakları aracılığıyla kritik kararlarda söz hakkı vereceğini ve yapay zeka servetinin “hepimizin yaşamını iyileştirmek için kullanılmasını” garanti altına alacağını belirtti.
Söz konusu öneri, insanların şirketlerde veya altyapılarda doğrudan pay sahibi olmasını öngören “evrensel temel sermaye” kavramının artan popülaritesini yansıtıyor.
OpenAI da nisan ayında yapay zeka çağına yönelik bir dizi sanayi politikası önerisi sunduğunda bu fikrin bir versiyonunu benimsemişti.
ChatGPT’nin geliştiricisi olan şirket, her vatandaşa yapay zekanın ekonomik büyümesinden bir pay sağlayacak bir kamusal varlık fonu kurulmasını önerdi.
Şirket, fona nasıl kaynak sağlanacağını belirleme işini ise siyasiler ile yapay zeka şirketlerinin ortak çalışmasına bıraktı.
OpenAI ayrıca, sermaye kazançları, kurumlar vergisi veya yapay zeka kaynaklı sürekli getirilere yönelik hedeflenmiş önlemler yoluyla sermayeye dayalı gelirlere olan bağımlılığı artıran ve otomatize edilmiş iş gücüne yönelik vergiler gibi yeni yaklaşımları araştıran vergi düzenlemelerine de destek verdi.
California Valisi Gavin Newsom da evrensel temel sermaye fikrini değerlendiriyor. Newsom geçen ay, yapay zeka kaynaklı iş kayıplarının etkisini hafifletmek amacıyla geçici sübvansiyonlu istihdam programları, iş gücü eğitim programları ve “evrensel temel sermaye kavramlarını” içeren çeşitli politikaların değerlendirilmesi için bir kararname imzaladı.
Daha önce yapay zekanın gelecekte çalışmayı “isteğe bağlı” hale getireceğini öne süren teknoloji lideri Elon Musk ise federal hükümetin bireylere doğrudan ödeme yapmasını öngören evrensel temel gelir modelini savundu.
2022 sonlarında ChatGPT’nin kullanıma sunulmasından bu yana Silikon Vadisi liderleri, yapay zekanın istihdamın yerini alma potansiyeline karşı temkinli açıklamalar yapıyor.
OpenAI CEO’su Sam Altman, 2023 başlarında teknolojinin “mevcut birçok işi ortadan kaldırabileceğini” söylerken, aynı zamanda “çok daha iyilerini yaratabileceğimizi” öne sürmüştü.
Anthropic CEO’su Dario Amodei ise geçen yıl yapay zekanın giriş seviyesindeki tüm beyaz yakalı işlerin yarısını ortadan kaldırabileceğini ve önümüzdeki birkaç yıl içinde işsizliğin yüzde 10 ila 20’ye yükselmesine neden olabileceğini söyleyerek dikkat çekmişti.
Şu ana kadar yapay zeka iş gücü piyasasında büyük sarsıntılara yol açmadı. Çok sayıda şirket binlerce çalışanı işten çıkarırken bu teknolojiye işaret etse de, yapay zekanın büyük ölçekli bir kesintiye neden olduğuna dair sınırlı kanıt bulunuyor.
Bazı teknoloji liderleri son dönemde öngörülerini yumuşattı. Reuters’ın aktardığına göre Altman geçen hafta yapay zekanın bir “istihdam kıyametine” yol açmayacağını belirterek, “yanılmaktan memnuniyet duyduğunu” sözlerine ekledi.
Son dönemdeki öneri dalgası, Amerikalıların hem yapay zeka hem de ekonomi konusunda endişelerini dile getirdiği bir döneme denk geliyor.
ABD’de tüketici güveni, ülkenin İran savaşı ortamında yüksek fiyatlarla mücadele ettiği mayıs ayında tarihi bir düşük seviyeye gerilemişti.
Bu süreçte, yapay zekanın ekonomiyi olumlu değil, olumsuz etkileyeceğini düşünen Amerikalıların sayısı çoğunluğu oluşturuyor. Salı günü yayımlanan bir Economist/YouGov anketi, katılımcıların yüzde 41’inin teknolojinin olumsuz bir ekonomik etkisi olacağına inandığını, buna karşılık olumlu etki yaratacağını düşünenlerin oranının yüzde 17’de kaldığını ortaya koydu.
Amerika
Cumhuriyetçiler Trump’ın İran savaşına karşı oy kullandı

ABD Temsilciler Meclisinde yapılan oylamalarda bazı Cumhuriyetçi Kongre üyeleri, kendi partilerinin ana hattından ayrılarak Demokratlarla birlikte oy kullandı. Çarşamba günü gerçekleştirilen oturumda, Trump yönetiminin İran’a yönelik askeri operasyonlarını sonlandırmasını öngören karar tasarısı kabul edilirken, Ukrayna’ya yeni yardımların önünü açacak yasal süreç de ilerletildi.
ABD Temsilciler Meclisinde çarşamba öğleden sonra yapılan oylamalarda, bazı Cumhuriyetçi Kongre üyeleri Demokrat partililerle birlikte hareket etti.
Bu kapsamda, Trump yönetiminin İran’a karşı yürüttüğü askeri operasyonlarını sonlandırmasını zorunlu kılan bir karar tasarısı kabul edilirken, Rusya ile savaş halindeki Ukrayna’ya destek verilmesini öngören yasa tasarısının ilerletilmesi sağlandı.
İran Savaş Yetkileri Yasası (War Powers Resolution) tasarısının kabul edilmesi yönünde parti sınırlarını aşarak destek veren dört Cumhuriyetçi isim arasında Temsilciler Meclisi üyeleri Thomas Massie, Brian Fitzpatrick, Tom Barrett ve Warren Davidson yer aldı.
Savaş yetkileri tasarısının ortak sunucuları arasında bulunan Massie, Trump yönetiminin bu çatışmayı yönetme biçimine yönelik açık eleştirileriyle öne çıkıyordu.
Tasarının kabul edilmesinin ardından sosyal medya hesabından paylaşımda bulunan Cumhuriyetçi milletvekili Massie, “Halkın Meclisi bir mesaj gönderiyor: Bu savaşı durdurun” ifadelerini kullandı.
Beyaz Saray’a Tahran’a yönelik askeri operasyonlarını sınırlandırması konusunda baskı uygulayan Cumhuriyetçi vekil Massie, Kentucky’de düzenlenen ön seçimlerde Trump destekli rakibine karşı kaybetmişti.
Milletvekili Barrett ise salı günkü oylamanın ardından gazetecilere yaptığı açıklamada, İran savaşının yol açtığı ekonomik endişelere değindi.
Bu çatışma, petrol ticaretinin ana koridorlarından biri olan Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapanmasına yol açmış, bu durum küresel enerji fiyatlarının ve ABD’deki akaryakıt ücretlerinin hızla yükselmesine neden olmuştu.
Barrett açıklamasında, “İran’ın nükleer silah geliştirmemesini sağlama konusundaki ortak çıkarı paylaşıyorum; ancak bunu Kongre’nin üzerinde mutlak yetkiye sahip olduğu güç kullanma yetkilendirmesi yoluyla yapmalıyız” dedi.
Sözlerini sürdüren Barrett, “Savaşı yalnızca Kongre ilan eder. Bu, şüphesiz korumamız gereken bir yetkidir” değerlendirmesinde bulundu.
Demokrat Milletvekili Jasmine Crockett ise söz konusu savaş yetkileri tasarısı lehine oy kullanan Cumhuriyetçi isimleri tebrik etti.
Sosyal medya üzerinden bir paylaşım yapan Crockett, şu ifadeleri kaydetti:
“Yaklaşık üç ay süren ayak oyunlarının ardından Cumhuriyetçiler, nihayet Demokratlara katılarak Savaş Yetkileri Yasası tasarısını destekledi ve Trump’ın İran’la yürüttüğü yasa dışı, tehlikeli ve maliyetli savaşına karşı duruş sergiledi.”
Crockett paylaşımında ayrıca, “Hizmet üyelerimiz yeterince fedakarlık yaptı. Amerikan halkı market, benzin, kira ve sağlık harcamalarını karşılamaya çalışırken yetkisiz bir savaşı finanse etmeye zorlanmamalıdır. Bu savaşı sona erdirme zamanı gelmiştir. Hemen şimdi” değerlendirmesine yer verdi.
ABD Temsilciler Meclisi, Trump’tan İran savaşını bitirmesini istedi
Altı Cumhuriyetçi vekil Ukrayna yardımı tasarısı için adım attı
Öte yana, altı Cumhuriyetçi milletvekili, Rusya ile yıllardır savaş halinde olan Ukrayna’ya daha fazla ABD yardımı yapılmasının önünü açabilecek bir yasa tasarısının ilerletilmesi yönünde oy kullandı.
Bu adım, Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonunun kıdemli Demokrat üyesi Gregory Meeks tarafından kaleme alınan Ukrayna Destek Yasası’nın (Ukraine Support Act) genel kurulda oylanmasının yolunu açıyor.
Görüşülme dilekçesi (discharge petition) lehinde oy kullanan Cumhuriyetçi isimler arasında Michael McCaul, Don Bacon, Brian Fitzpatrick, Mike Lawler, Max Miller ve Joe Wilson yer aldı.
Milletvekili Bacon, salı günü sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, söz konusu oylamayı Temsilciler Meclisi için “bir demokrasiye yardım etmek ve işgalci bir zorbaya karşı durmak konusunda Churchill veya Chamberlain anı” olarak nitelendirdi.
Paylaşımında “Bu gece Churchill’i seçtik” ifadesini kullanan Bacon, sözlerini şöyle tamamladı:
“Ancak henüz işimiz bitmedi. Bu tasarının Meclisten tamamen geçmesinden önce önümüzde iki oylama daha var. Ahlaki netlik ve özgürlük kazanmalıdır.”
Amerika
ABD, nükleer başlıklardaki plütonyumu özel şirketlere açıyor

Trump yönetimi, sökülmüş nükleer savaş başlıklarından elde edilen Soğuk Savaş dönemi plütonyumunu, bu tehlikeli maddeyi nükleer santraller için yakıta dönüştürmek isteyen şirketlere sağlama planını uygulamaya koyuyor.
Bu plan, nükleer silahların yayılmasını önleme uzmanları arasında tartışma ve bir miktar tedirginlik yarattı.
Plan kesinleşirse, bu, ABD hükümetinin silah sınıfı plütonyumu özel şirketlerin kullanımına ilk kez açması anlamına gelecek.
Enerji Bakanlığı’nın nükleer silah programlarından arta kalan 50 tondan fazla plütonyum stoğu bulunuyor ve kurum daha önce bu maddenin büyük bir kısmını seyreltip gömmek üzere planlar yapmıştı.
Bu plütonyumu elde etmeye çalışan bazı nükleer startup’lar, atığı yakıta dönüştürmenin bertaraf etmenin daha iyi bir yolu olduğunu söylüyor.
Salı günü Enerji Bakanlığı, fazla plütonyum alabilme ihtimaliyle “ileri müzakerelere” girecek beş şirket seçtiğini açıkladı.
Bunlar arasında, Avrupa’nın gelişmiş nükleer reaktör geliştiricisi Newcleo ile ortaklık kurmayı planlayan Kaliforniya merkezli nükleer enerji şirketi Oklo da bulunuyor.
Enerji Bakanlığı, Oklo’nun yanı sıra, geçen yıl kurulan Fazla Plütonyum Kullanım Programı kapsamında malzemeyi almak üzere ileri düzey müzakerelere girmek üzere Standard Nuclear, Exodys Energy, SHINE Technologies ve Flibe Energy adlı dört şirketi daha seçtiğini açıkladı.
Oklo ve Newcleo, plütonyumu yakıt olarak kullanmanın yaklaşan bir sorunu çözebileceğini söyledi.
Enerji şirketleri yeni bir nükleer reaktör dalgası inşa etmek istiyor fakat ABD henüz santrallere tedarik edecek kadar uranyumdan geleneksel yakıt üretemiyor. Eski plütonyum stoklarını kullanmak kısa vadeli bir çözüm sağlayabilir.
Oklo’nun CEO’su Jacob DeWitte, “Yakıt eksikliği, şu anda nükleer enerjinin yaygınlaştırılmasındaki en büyük engellerden biri. Bu, daha fazla nükleer enerjiyi daha hızlı devreye sokmamıza yardımcı olacak,” dedi.
Oklo, plütonyumla çalışacak yeni bir tür küçük reaktör geliştiriyor.
Plan, bazı Demokratlar ve nükleer silahların yayılmasını önleme uzmanları tarafından eleştirildi.
Bu kişiler, plütonyumun nükleer silah yapımında kullanılabileceğine dikkat çekerek, son derece sıkı güvenlik önlemleri alınması gerektiğini savunuyorlar.
Eleştirenler ayrıca, ABD ve diğer hükümetlerin plütonyumu reaktör yakıtına dönüştürmeye yönelik geçmişteki çabalarının teknik zorluklarla ve maliyetlerin hızla artmasıyla karşılaştığını belirtiyorlar.
Örneğin Nükleer Tehdit Girişimi’nin başkan yardımcısı Scott Roecker, “Ülkeler bunu daha önce denedi ve şu sonuca vardılar: o plütonyumu yakıt olarak kullanmak ne kadar güzel olsa da, aslında sadece bir yük ve onu kalıcı olarak bertaraf etmemiz gerekiyor,” dedi.
Plan henüz kesinleşmedi ve şirketlerin plütonyumun nasıl temin edileceği ve nakledileceği konusunda federal hükümetle müzakere etmeleri gerekecek.
Nükleer enerji baş yardımcısı Michael Goff yaptığı açıklamada, programın “Şirketlerin bir sonraki aşamadaki özel finansmanı açığa çıkararak yurtiçi nükleer yakıt tedarikini genişletmesine, Amerikan geri dönüşüm teknolojilerinde yeniliği teşvik etmesine ve ülkenin nükleer rönesansını beslemek için özel sektör finansmanını açığa çıkarmasına yardımcı olması bekleniyor,” dedi.
Oklo, programa katıldığını duyurduktan sonra salı günü hisse senedi fiyatı yüzde 4’ün üzerinde artış gösterdi.
Enerji Bakanlığı, elindeki büyük miktardaki plütonyumla ne yapılacağı konusunda yıllardır tartışıyor.
Plütonyum genellikle doğada bulunmaz; nükleer reaktörlere güç sağlayan nükleer fisyon sürecinin bir yan ürünüdür.
20. yüzyılda ABD, nükleer silahların temel bileşeni olarak yaklaşık 100 ton plütonyum üretmiş ve stoklamıştı.
Fakat Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana, ABD ordusu binlerce nükleer savaş başlığını imha etti ve ülke çapında sıkı güvenlik önlemleri altında tutulan federal tesislerde fazla plütonyum stokları bıraktı.
Silahlarda kullanılan izotop olan plütonyum-239, solunduğunda son derece zehirli ve yarı ömrü 24.000 yıl.
2000’li yıllarda ABD hükümeti, Güney Carolina’daki Savannah River’da, fazla plütonyumu alıp uranyumla karıştırarak, genellikle sadece uranyumla çalışan nükleer santrallerde kullanılabilecek bir karışık oksit yakıt (MOX) üretecek bir tesis kurmayı amaçlamıştı.
Fakat proje gecikmeler ve maliyet aşımlarıyla boğuşuyordu ve 2018’de ilk Trump yönetimi, beklenen maliyeti 50 milyar doların üzerine çıkan programı iptal etti.
Aynı yıl Enerji Bakanlığı, bunun yerine 34 metrik ton fazla plütonyumu alıp, silah yapımında kullanılamayacak şekilde seyreltip New Mexico’da gömmek için bir plan açıkladı. Bunun maliyetinin 20 milyar dolar olacağı tahmin ediliyordu.
Fakat bu planlar geçen mayıs ayında, Başkan Trump’ın ABD’deki nükleer santral inşaatlarını hızlandırmayı amaçlayan yürütme emirleri yayınlamasıyla yeniden değişti.
Emirlerden birinde Trump, Enerji Bakanlığına federal mülkiyete ait tüm plütonyumu tespit etmesini ve bunu yakıta dönüştürme olasılığını bir kez daha araştırmasını söyledi.
Plütonyumla çalışmak, nükleer yakıt yapımında en yaygın olarak kullanılan element olan uranyumla çalışmaktan daha zor olabilir ve genellikle özel taşıma ve havalandırma sistemleri gerektirir.
Plütonyum bomba yapımında kullanılabileceğinden, yüksek düzeyde güvenlik önlemleri de gerektirir.
Hükümetin elindeki plütonyumun bir kısmı, henüz imha edilmemiş silahların içinde de bulunabilir. Bu durumda, teslim edilmeden önce işlenmesi ve gizlilik derecesinin kaldırılması gerekecek.
Bazı Demokratlar, Enerji Bakanlığı’nın geçen yıl ilk olarak duyurduğu plütonyumu özel sektöre devretme planına karşı çıktı.
Massachusetts Senatörü Edward Markey ile Virginia Temsilcisi Don Beyer ve Kaliforniya Temsilcisi John Garamendi, kuruma eylül ayında yazdıkları mektupta, “Bu plan, ciddi silah yayılma endişelerini gündeme getiriyor, ekonomik açıdan pek mantıklı değil ve ülkenin savunma duruşunu olumsuz etkileyebilir,” dedi.
Şirketler, lojistik zorluklarla başa çıkmaya hazır olduklarını söylüyor.
Bir röportajda, Newcleo’nun CEO’su Stefano Buono, şirketinin iptal edilen MOX projesinin bulunduğu yerin yakınındaki Güney Carolina eyaletindeki Savannah River’da bir yakıt üretim tesisi kurmayı planladığını söyledi.
Buono, Newcleo’nun önceki girişimlerin başarısız olduğu yerde başarılı olabileceğini belirtti:
“Bu en son denendiğinde, özel bir şirket olarak işletilmiyordu ve yakıt için neredeyse hiç müşteri yoktu. Bunu çok rekabetçi bir maliyetle yapabileceğimizi düşünüyoruz.”
CEO tesisin, MOX yakıtlarından metalik plütonyum yakıtlarına kadar geniş bir yelpazede nükleer yakıt üretebileceğini belirtti:
“Bunu iktisadi olarak yapabilirsek, nükleer atıkların azaltılmasına da katkıda bulunabiliriz. Bu, en sürdürülebilir seçenek.”
Trump yönetimi, 2050 yılına kadar ABD nükleer filosunun büyüklüğünü dört katına çıkarma hedefi belirledi ve birçok şirket, eski reaktörlere kıyasla daha küçük ve finansmanı daha kolay olacak şekilde tasarlanmış yeni nesil gelişmiş reaktörler geliştiriyor.
Dünya Basını2 hafta önceİktisat tarihçisi Chance: Batı, Çin’i kendi sistemine entegre ederek liberal bir demokrasiye dönüştüreceğini sandı
Amerika2 hafta önceBolivyalı işçi ve köylüler başkent La Paz’ı kuşattı
Asya2 hafta önceRusya ve Çin arasındaki ticaret hacmi 240 milyar dolara ulaştı
Asya2 hafta önceİran’daki savaş yuan için küresel ticarette fırsat penceresi açtı
Görüş2 gün önceXi liderliğinde yükselen Çin diplomasisi: Bütün yollar Pekin’e çıkıyor
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran yetenekleri sınırlı olduğu için değil, stratejik sebeplerle kendini dizginliyor
Asya2 hafta önceJaponya hükümeti, enerji fiyat artışlarına karşı bütçe ayırıyor
Ortadoğu1 hafta önceİddia: İran, zenginleştirilmiş uranyumu Çin’e göndermeye razı oldu









