Diplomasi
Zelenskiy’nin kasası yargılanıyor: Ukrayna’daki yeni dalga yolsuzluk operasyonlarına bakış

10 Kasım akşamı, 2014-2019 yılları arasında Ukrayna Devlet Başkanı olan Pyotr Poroşenko’nun liderliğindeki Avrupa Dayanışması partisi, Kvartal 95 stüdyosunun ortaklarından Timur Mindıç’le bağlantılı yolsuzluk skandalı nedeniyle hükümete güven oylaması sürecini başlattığını açıkladı.
Avrupa Dayanışması’nın açıklamasında, “Bu yetersiz ve yozlaşmış hükümetin istifası sürecini başlatıyoruz. Amacımız, devlet yönetiminde etkinliği, toplumda birliği ve uluslararası ortakların güvenini yeniden tesis etmek. Devlet için tehdit oluşturan durumu gören tüm milletvekili arkadaşlarımızı, ulusal kurtuluş hükümetinin kurulması için kabinenin istifasına destek vermeye çağırıyoruz” ifadesi yer aldı.
İki gün önce Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU) ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı (SAP) Mindıç’in evinde arama yapmış ve kendisinin ülkeyi terk ettiği ortaya çıkmıştı. Aynı gün, Adalet Bakanı ile 2021-2025 yılları arasında Enerji Bakanı olarak görev yapan German Galuşçenko’nun da adreslerinde arama yapıldığı bildirildi.
Poroşenko’nun partisi şu soruyu gündeme getirdi: “Muhalefet milletvekilleri, Ukrayna’nın enerji sisteminin onarımı için uluslararası destek talep ettiğimiz toplantılara bile gönderilmezken, Mindıç ülkeyi nasıl bu kadar rahat terk edebildi?” Parti, yaşananlara “açık ve etkili bir yanıt” verilmesini talep etti. Aksi halde, grup temsilcilerine göre, Ukrayna uluslararası ortaklarının güvenini ve desteğini kaybedecek.
Avrupa Dayanışması’nın parlamentoda konunun görüşülmesini sağlayabilmesi için en az 150 milletvekilinin imzasını toplaması gerekiyor. Parti, Ukrayna Yüksek Rada’sında 26 sandalyeye sahip. Hükümetin düşürülmesi için ise çoğunluk oyu gerekiyor; Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’nin partisi Halkın Hizmetkârı’nın parlamentoda 229 sandalyesi bulunuyor.
Ukrayna’da nükleer enerji yolsuzluğu Zelenskiy hükümetini sarstı
Timur Mindıç kimdir ve hangi skandala karıştı?
Mindıç hakkında yürütülen soruşturma, enerji sektöründeki yolsuzluk iddialarıyla ilgili. NABU ve Özel SAP’ın beyanlarına göre, soruşturma 15 ay sürdü ve bu süre içinde bin saatlik ses kaydı toplandı. Emniyet birimlerinin açıklamasına göre, üst düzey bir suç örgütünün üyeleri, devlet şirketi Energoatom’da (Ukrayna’nın üç nükleer santralini işleten şirket) geniş çaplı bir yolsuzluk şebekesi kurdu. Büro ve savcılığın tespitine göre, grup üyeleri, şirketle sözleşme yapan yüklenicilerden sözleşme bedelinin yüzde 10 ila 15’i oranında komisyon alıyordu. Söz konusu yükleniciler, özellikle banka sisteminde ödemelerinin engellenmemesi veya tedarikçi statülerini koruyabilmek için bu parayı ödemek zorunda kalıyordu. Bu uygulama, “geçiş bariyeri” olarak adlandırıldı.
NABU ve SAP, soruşturmada isimleri açıklamadı ancak görev unvanlarını paylaştı. Rollerin dağılımına göre, suç örgütünün lideri Timur Mindıç, Varlık Fonunun eski başkan yardımcısı ve daha sonra Enerji Bakanı’nın danışmanı olan İgor Mironyuk’u, ayrıca Energoatom’un güvenlik müdürü Dmitriy Basov’u şemaya dahil etti. Bakanlık ve şirket içindeki bağlantılarını kullanarak, kadro atamaları, ihaleler ve mali akışlar üzerinde kontrol sağladılar.
NABU ve SAP açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “Yıllık geliri 200 milyar grivnayı aşan stratejik bir kamu işletmesinin fiili yönetimi, resmi makamlar tarafından değil, herhangi bir yetkisi bulunmayan dışarıdaki şahıslarca yürütülüyordu. Bu şahıslar, kendilerine ‘gözetmen’ rolü biçmişti.”
Elde edilen paranın aklanması için Kiev’in merkezinde özel bir büro kurulmuştu. Bu büro, para akışını yönetti, gizli muhasebe tuttu ve paraları yurt dışındaki çok sayıda paravan şirket üzerinden akladı. Büro ve savcılığın açıklamasına göre, bu “çamaşırhaneden” yaklaşık 100 milyon dolar geçti.
Ukraynalı sermayedar ve yapımcı Timur Mindıç, 19 Eylül 1979’da Dnipropetrovsk’ta (bugünkü adıyla Dnipro) doğdu. Mindıç, Kvartal 95 stüdyosunun ortaklarından biri. Ukrayna basınına göre, Eylül 2023’ten bu yana cezaevinde bulunan ve çeşitli suçlardan yargılanan iş insanı İgor Kolomoyskiy’le yakın ilişkileri vardı.
Kvartal 95 stüdyosu ise Zelenskiy’in esk işyeri. Zelenskiy’yi Kolomoyskiy’le tanıştıran kişinin de Mindıç olduğu belirtiliyor. Zelenskiy, devlet başkanı olduktan sonra Kolomoyskiy’le arasına mesafe koydu ancak Mindıç’le ilişkisini sürdürdü. Strana haber sitesine göre, Mindıç “devlet başkanının kasası” olarak anılıyordu; iddialara göre, Zelenskiy’nin ekibindeki çıkar çevreleri, para akışını onun üzerinden yürütüyordu.
Midas Operasyonu
Mindıç’ın adı bu yıl boyunca sık sık NABU ve SAP’nin yürüttüğü yolsuzluk soruşturmaları bağlamında gündeme geldi. Temmuz ayında Ukrainska Pravda gazetesi, Mindıç’la bağlantılı bir yapının NABU soruşturmasında yer alabileceğini ve kendisinin de FBI’ın kara para aklama dosyasında şüpheli konuma düşebileceğini yazmıştı.
Aynı dönemde NABU ve SAP’nin gerçekleştirdiği Midas Operasyonu kapsamında Mindıç’ın evine dinleme cihazları yerleştirdiği ortaya çıktı. 10 Kasım’da yolsuzlukla mücadele kurumlarının açıkladığı ve bir kısmı kamuoyuna sunulan ses kayıtlarının da bu cihazlar sayesinde elde edildiği bildirildi. Ukrayna basınında yer alan bilgilere göre, beş yıl önce Zelenskiy doğum gününü bu dairede kutlamıştı; dolayısıyla onun da bu kayıtlarda geçme ihtimali bulunuyor.
Zelenskiy ise Mindıç hakkındaki soruşturmaya desteğini açıkladı. Telegram hesabından yaptığı paylaşımda Zelenskiy, “Cezasızlık sona ermeli. Energoatom bugün Ukrayna’da enerji üretiminin en büyük payını sağlıyor. Enerji sektöründe temizlik önceliğimizdir” dedi.
Zelenskiy ayrıca şu ifadeleri kullandı: “Mahkumiyet kararları çıkmalı. Bürokratlar NABU’yla ve kolluk kuvvetleriyle birlikte çalışmalı ve sonuç alınmasını sağlayacak şekilde çalışmalı.”
NABU özel statüye sahip bir kurum olarak yolsuzlukları soruşturuyor. NABU’nun yetki alanına giren şahıslar arasında devlet başkanı, başbakan, milletvekilleri, başsavcı, yargıçlar ve bölge meclisi üyeleri dahil devletin en üst kademelerindeki isimler bulunuyor. NABU’nun kurulmasına ilişkin yasa 2014 yılında kabul edilmişti.
SAP’a gelince Ukrayna Başsavcılığına bağlı bağımsız birim olarak faaliyet gösteriyor. Görevi, NABU tarafından yürütülen operasyonel ve istihbari faaliyetlerde yasalara uyulmasını denetlemek. SAP’ın yetki ve sorumlulukları, savcılıkla ilgili yasa tarafından açıkça tanımlanmış durumda.
Her iki teşkilatlanma da Avrupa Birliği’nin Ukrayna için vize rejimini yumuşatmasının ön koşulları dahilinde kurulmuştu.
Skandal Zelenskiy açısından ne anlama geliyor?
Mindıç’a yönelik yolsuzluk davası, ülkede öteden beri var olan ve genelde çetin geçen güç mücadelelerinin bir yenisi.
Strana haber sitesi, bu yılın bahar aylarında Ukrayna’da geçici nitelikteki bir “Zelenskiy’nin düşmanları koalisyonu”nun şekillendiğini öne sürüyor. Bu koalisyonun içinde bazı muhalefet liderleri (Pyotr Poroşenko, Kiev Belediye Başkanı Vitaliy Kliçko), geçmişte ABD Demokrat Partisi’yle bağlantılı bazı çevreler (özellikle NABU ve SAP’deki önde gelen makam sahipleri) ve çeşitli hibe kuruluşlarının yer aldığı belirtiliyor. Habere göre, Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşüyle birlikte bu yapılar sahipsiz kaldı.
NABU ve SAP, bu süreçte Zelenskiy’ye yakın çevrelere yönelik soruşturmalarını yoğunlaştırdı. Mindıç’ın yanı sıra, dönemin Başbakan Yardımcısı Aleksey Çernișov da soruşturmaya dahil edildi. Çernișov’un adı yasa dışı arazi tahsisleriyle alakalı bir dosyada geçiyor; bu işlemlerle kamu bütçesinin 1 milyar grivna (yaklaşık 23,8 milyon dolar) zarara uğratıldığı iddia ediliyor. Çernișov hâlen Ukrayna’da bulunuyor, ancak geçen temmuz ayında kurulan yeni hükümete alınmadı.
Bu dönemde iktidar, NABU ve SAP’nin bağımsızlığını sınırlamaya çalıştı. Temmuz ayında Yüksek Rada, bu yöndeki yasayı kabul etti. Fakat Avrupa Birliği Ukrayna’ya yönelik desteği azaltma tehdidinde bulununca Zelenskiy geri adım attı ve “yolsuzlukla mücadele” kurumlarının bağımsızlığını yeniden güvenceye alan yeni bir yasa tasarısı sundu; Rada bu tasarıyı da mecburen kabul etti.
Bu dönemde yaşananları şu linkteki yazıda işlemiştik.
Strana‘nın aktardığına göre iktidar, NABU ve SAP’ye başka bir yönden karşı hamle hazırlıyordu. Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı Başkanı Aleksandr Klimenko hakkında dava açılabileceği iddia edilmişti. Ancak bu adım atılmadı.
Habere göre, Devlet Başkanlığı İdaresi Avrupa’dan yeni bir tepki doğmasından çekiniyordu; bu kaygıyı Batı medyasında çıkan olumsuz haberlerin artması da güçlendirdi. Bu ortamda “Zelenskiy’nin düşmanları koalisyonu” karşı atağa geçti.
Bu karşı hamle Ukrainska Pravda gazetesinde Mindıç, Çernișov ve Zelenskiy’yi konu alan bir dizi haberin yer bulması, Mindıç’ın evinde yapılan aramalar ve enerji sektöründeki yolsuzluk iddialarının gündeme getirilmesiyle somutlaştı.
Koalisyonun amacı Zelenskiy’nin parlamentoyu ve kabineyi kontrol etme gücünü zayıflatmak. Nihai hedef ise Devlet Başkanını bir tür “milli mutabakat hükümeti” kurmaya zorlamak ya da mevcut Başbakan Yuliya Sviridenko’nun yerine, koalisyona daha yakın duran Dijital Dönüşüm Bakanı Mihail Fedorov’u getirmek.
Ukrayna parlamentosundaki güç dengesi
Ukrayna anayasasının 76. maddesine göre Yüksek Rada 450 sandalyeden oluşuyor. Ancak 2019 seçimlerinin ardından 9. dönem parlamentosunda yalnızca 424 milletvekili yer aldı.
Bunun nedeni, o tarihte Kırım ve Sivastopol’un Rusya’ya katılmış olması nedeniyle, dar bölge sisteminde seçilen milletvekili sayısının 225’ten 199’a düşmesiydi.
Bu ay itibarıyla Rada’da 395 milletvekili görev yapıyor. Bu düşüşün sebebi, 2022’ye kadar ana muhalefetteki Yaşam İçin Muhalefet Platformu partisinin yasaklanmasıyla milletvekillerinin büyük bölümünün görevden alınması. Parti, Nisan 2022’de yasaklandı.
Partinin bir kısmı, lideri Yuriy Boyko dahil olmak üzere, aynı yıl kurulan Yaşam ve Barış Platformu adlı yeni hizbe geçti; bu grubun şu anda 21 milletvekili bulunuyor.
Bu ay itibarıyla Yüksek Rada’da sekiz parti ve 22 bağımsız milletvekili yer alıyor:
-Devlet Başkanı’nın partisi Halkın Hizmetkârı: 229 sandalye
-Avrupa Dayanışması: 26 sandalye
-Eski başbakan (2007-2010) Yuliya Timoşenko’nun partisi Batkivşçina: 25 sandalye
-Yaşam ve Barış Platformu: 21 sandalye
-Golos ve Doveriye: 19’ar sandalye
-Za Buduşçe ve “Ukrayna’nın Yeniden İnşası: 17’şer sandalye
Bir sonraki parlamento seçimlerinin Mart 2024’te yapılması planlanmıştı, ancak Ukrayna’daki sıkıyönetim nedeniyle iptal edildi.
Diplomasi
İddia: Norveç Başbakanı Støre eski Rus yetkiliyle Oslo’da görüştü

Bloomberg, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre’nin geçtiğimiz yaz aylarında Oslo’da üst düzey eski bir Rus yetkiliyle bir araya geldiğini yazdı. Habere göre bu görüşme, Støre ve Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın büyük Avrupa güçlerini Ukrayna müzakerelerine dahil etmek için yürüttüğü diplomatik hazırlıklar dahilinde yapıldı.
Bloomberg’ün kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre, geçtiğimiz yaz aylarında başkent Oslo’da üst düzey eski bir Rus yetkiliyle bir araya geldi.
Ajansa konuşan kaynak, eski Rus yetkilinin bu görüşmede Støre’ye Avrupa’nın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e ültimatom vermek yerine onunla diyalog kurması gerektiğini söylediğini aktardı.
Söz konusu temas, Støre ile Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın, Ukrayna’daki çözüm müzakerelerine büyük Avrupa güçlerinin katılmasına zemin hazırlamak amacıyla yürüttüğü “mutfak diplomasisinin” parçasını oluşturuyor.
Norveç ve Finlandiya liderlerinin uzun bir ortak çalışma geçmişine sahip olduğuna dikkat çeken Bloomberg, ikilinin yirmi yıllık dostlukları sayesinde uluslararası siyasette sonuç aldığını yazdı.
Liderler daha önce, ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland’ı ele geçirme tehditleri üzerine kendisiyle müzakere girişimlerine öncülük etmiş, ayrıca yaklaşık 30 lideri gelişmiş yapay zeka modellerinin denetlenmesine yönelik anlaşmayı imzalamaya ikna etmişti.
Ajansa konuşan kaynak, iki liderin uyumunu şu sözlerle anlattı: “Birlikte harika çalışıyorlar. Stubb, Avrupa çapında ve küresel ölçekte büyük düşünmek istiyor; bu yaklaşım Støre’de de karşılık görüyor.”
Bloomberg’e bilgi veren iki ayrı kaynak ise liderlerin benimsediği ekip çalışması stratejisinin, zorlu müzakereler sırasında Stubb ve Støre’ye “birbirini kollama” ve üzerlerindeki baskıyı hafifletme imkanı tanıdığını savundu.
İlk kez 2008 yılında dışişleri bakanlığı yaptıkları dönemde tanışan Stubb ve Støre, spora duydukları ortak ilgiyle yakınlaştı.
Fransa’da eğitim görmüş olmaları ve Fransızca bilmeleri de iki siyasetçiyi birleştiren diğer unsurlar arasında yer alıyor. Stubb, kaleme aldığı Alex adlı kitabında Støre’yi “iyi dostu” olarak tanımlamıştı.
Bloomberg’in haberinde, Stubb ve Støre’nin bu hafta Ukrayna’nın talebi üzerine Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile telefon görüşmesi yapmasının birçok müttefiki şaşırttığı vurgulandı.
Öte yandan ajans, söz konusu girişimin Avrupa’ya müzakere masasında yer alma konusunda yeni bir şans sunduğunun altını çizdi.
Ancak telefon trafiği bazı Avrupa ülkelerinin eleştirilerine yol açtı. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, Finlandiya ve Norveç’in bu görüşmeyle ne elde etmeyi umduğunu anlamadığını belirterek Avrupa ülkelerinin ortak hareket etmesinin önemini vurguladı.
İsveç Başbakanı Ulf Kristersson da görüşme hakkında kendisine önceden bilgi verilmemesinden duyduğu memnuniyetsizliği dile getirdi.
Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius ise Moskova ile daha önce yürütülen müzakere girişimlerinin sonuçsuz kaldığına işaret etti.
İngiliz The Guardian gazetesi, telefon görüşmesinin doğurduğu gerilimin, Avrupa’nın Moskova ile kendi iletişim kanalını kurma çabalarını zorlaştırma tehdidi taşıyan görüş ayrılıklarını gözler önüne serdiğini yazdı.
Gazete bu durumu, hükümetlerin yalnızca Rus liderle temas kurma gerekliliği konusunda değil, aynı zamanda kendi adlarına kimin konuşacağı üzerinde de uzlaşmaya çalışmasına bağladı.
Financial Times (FT) gazetesi ise ülkelerin, Ukrayna müzakerelerinde kendi çıkarlarını Moskova ve Washington’a iletmek adına Putin ile nasıl temas kurulacağı konusundaki anlaşmazlıklar yüzünden “ikilemle” karşı karşıya kaldığını bildirdi.
Gazetenin verilerine göre ABD ve Ukrayna; İngiltere, Fransa ve Almanya’dan oluşan E3 grubunu müzakerelerde Avrupa’nın en olası temsilcileri olarak görüyor.
Ancak küçük devletler kendi çıkarlarının göz ardı edileceğinden endişe duyduğu için bu seçenek Avrupa içinde görüş ayrılıkları yaratıyor.
Diğer yandan Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı Yuriy Uşakov, Putin’in Stubb ve Støre ile yaptığı telefon görüşmesine Avrupa Birliği (AB) liderlerinden olumsuz tepki gelmesini Moskova’nın beklemediğini açıkladı.
Avrupa’da Rusya Devlet Başkanı ile görüşmeler konusunda ortak tutum oluşmadığını belirten Uşakov, “orada çok seslilik ve kargaşa hakim olduğunu” ifade etti.
Diplomasi
Politico: ABD, Belarus gübresi için Litvanya’ya liman baskısı yapıyor

Politico’nun haberine göre ABD yönetimi, Belarus potasyumunun sevkiyatı için Klaipeda Limanı’nın açılması konusunda Litvanya’ya çağrıda bulunuyor. Kanada ile yaşanan tarife krizinin ardından alternatif gübre arayışına giren Washington, Avrupa Birliği yaptırımlarını aşmayı hedefliyor.
ABD yönetimi, Avrupa Birliği yaptırımlarını aşarak Belarus potasyumunun ihracatı için Klaipeda Limanı’nı açması yönünde Litvanya’ya baskı uyguluyor.
Politico’nun dört Avrupalı yetkiliye dayandırdığı haberde, ABD’nin Belarus Özel Temsilcisi John Cole’un Litvanyalı diplomatlarla Belarus mallarına yönelik ablukanın hafifletilmesi konusunu ele aldığı aktarıldı.
Gübre üretiminde temel bir bileşen niteliği taşıyan potasyumun küresel pazarının yaklaşık yüzde 20’sini Belarus kontrol ediyor.
Kullandığı potasyumun neredeyse tamamını ithal eden ABD, sevkiyatın yaklaşık yüzde 80’ini Kanada’dan karşılıyor.
Ağustos ayında Ottawa yönetimi ile yürütülen ticaret müzakerelerinin kesilmesi ve karşılıklı gümrük tarifelerinin yeniden devreye girmesi üzerine Washington, hammadde temininde alternatif kaynak arayışına girdi.
ABD Başkanı Donald Trump, geçen ay yaptığı açıklamada Minsk yönetimiyle “kapsamlı bir anlaşma” üzerinde çalıştıklarını duyurmuştu.
Trump, Amerikalı çiftçilerin şu anda Kanadalı şirketlere ödediğinden “çok daha düşük bir fiyata” potasyum satın almayı hedeflediklerini dile getirdi.
Hazırlanan planın hayata geçmesi ise gübrelerin Klaipeda Limanı ya da bölgedeki diğer limanlar üzerinden gemilere yüklenmesine bağlı kalıyor.
Avrupa Birliği’nin yürürlükteki yaptırımları, üye ülkelerin limanlarından Belarus menşeli malların sevk edilmesini yasaklıyor. Kısıtlamaların uzatılmasına dair bir sonraki kararın şubat ayında alınması bekleniyor.
2027 yılının ilk yarısında AB dönem başkanlığını üstlenecek Litvanya’nın ise bu yaptırımları veto etme yetkisi mevcut.
ABD, Belarus’un potasyum sektörüne yönelik ilk yaptırımları 2021 yılında devreye sokmuştu.
Washington yönetimi birkaç yıl sonra, Aralık 2025’te Belarus potasyum endüstrisine uyguladığı kısıtlamaları hafifletme sürecine girdi.
Financial Times’ın aktardığına göre, Amerikan kısıtlamalarının yumuşatılmasının ardından Belarus potasyumunun ilk partisi 22 Ekim’de ABD’ye sevk edildi. Bu sevkiyat, iki ülke arasında 2021 yılından bu yana gerçekleşen ilk teslimat oldu.
Öte yandan Belarus Cumhurbaşkanı Aleksandr Lukaşenko, üretilen tüm miktarın bu yıl için önceden sözleşmeye bağlandığını gerekçe göstererek Belarus’un Batı pazarlarına potasyum gübresi gönderemeyeceğini ifade etti.
Diplomasi
Trump baskı yaptı, Kiev Rus petrol rafinerilerini vurmayı durdurdu

Trump’ın küresel akaryakıt fiyatlarını artırdığı gerekçesiyle yürüttüğü baskı sonuç verdi ve Ukrayna, Rus petrol rafinerilerine yönelik saldırılarına gayriresmi olarak ara verdi. Wall Street Journal’ın haberine göre 3 Kasım’daki ABD Kongresi ara seçimlerine kadar sürmesi beklenen duraklama öncesinde Washington, Kiev’den saldırıları 30 günlüğüne kesmesini istedi.
The Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin haberine göre ABD, Rusya’daki petrol rafinerilerine düzenlenen Ukrayna saldırılarının durdurulması için ABD Başkanı Donald Trump’ın haftalarca sürdürdüğü baskı sonucunda amacına ulaştı.
Gazeteye konuşan kaynakların belirttiğine göre saldırılardaki “gayriresmi ara” en azından 3 Kasım’da yapılacak ABD Kongresi ara seçimlerinin sonuna kadar sürecek, hatta bu süreyi de aşabilecek.
Kiev yönetimi ise saldırıların durdurulduğuna dair resmi bir açıklama yapmadı.
Son haftalarda Kiev’den Rus petrol rafinerilerini vurmayı bırakmasını talep eden Trump, küresel akaryakıt fiyatlarındaki artıştan Ukrayna’yı sorumlu tutuyordu.
Gazetenin görüşlerine başvurduğu enerji uzmanları ise fiyat artışını ağırlıklı olarak ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü savaşa bağlıyor.
WSJ’nin iki Amerikalı yetkiliye dayandırdığı haberine göre ABD Özel Temsilcisi Jared Kushner, 20 Ekim’de Oslo’da Ukrayna lideri Vladimir Zelenskiy ile yapılan görüşmede Trump’ın talebini yineledi.
WSJ’ye konuşan kaynaklardan biri bu görüşmeyi “çok sert” diye nitelendirdi.
Amerikalı yetkililerden birinin aktardığına göre toplantıya uzaktan katılan Kushner, Washington’a duyulan minnettarlığın bir göstergesi olarak Ukrayna’ya petrol rafinerisi saldırılarını 30 günlüğüne durdurmayı önerdi.
WSJ’nin belirttiğine göre uydu internet sistemi Starlink’in çalışmasındaki kısıtlamalar da Kiev’in tutumunu etkiledi.
14 Ekim’de başlayan bu kısıtlamalar Ukrayna’nın insansız hava araçlarını kullanmasını zorlaştırdı.
Hizmetin tam kapasiteyle çalışmasına ancak on gün sonra, Trump’ın SpaceX CEO’su Elon Musk’a başvurmasıyla geri dönülebildi.
Gazetenin haberine göre Ukrayna’nın Avrupalı müttefikleri de ABD’deki oylama tamamlanana kadar rafineri saldırılarına ara verilmesini tavsiye etti.
Gazete, Starlink’teki kesintinin ve ABD’nin Kiev’e desteği kesme tehditlerinin sonucunda Ukrayna’nın Beyaz Saray’a duyduğu güvenin daha da sarsıldığı değerlendirmesini yaptı.
Enerji ateşkesi tartışmaları Rus motorini anlaşmasının gölgesinde yürüdü
Trump, 11 Ekim’de Rusya ve Ukrayna’nın enerji tesislerine yönelik saldırıları durdurma konusunda anlaştığını duyurmuştu.
Ukrayna lideri Vladimir Zelenskiy ise Amerikalı mevkidaşının sözlerini ilk kez duyduğunu söylemiş, ancak Rusya’nın da kabul etmesi şartıyla ateşkese hazır olduğunu dile getirmişti.
Rusya Devlet Başkanı Sözcüsü Dmitriy Peskov da 13 Ekim’de enerji ateşkesine ilişkin temasların sürdüğünü doğrulamıştı.
Buna rağmen ertesi gün Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak, Ryazan ve Saratov bölgelerindeki petrol rafinerilerine saldırılar düzenlendiğini açıkladı.
Ryazan Bölgesi Valisi Pavel Malkov ise 15 Ekim sabahı insansız hava aracı saldırısının ardından yerel petrol rafinerisi arazisinde yangın çıktığını duyurdu.
Devlet Başkanı Vladimir Putin de enerji altyapısına yönelik saldırıların sorun yarattığını ancak cephedeki durumu etkilemediğini söylüyordu.
Putin 1 Ekim’de yaptığı açıklamada “Bizim petrol rafinerilerimizde de tablo aynı. Petrol rafinerilerini vurmaya başladılar ve amaçlarını doğrudan ekonomimize zarar vermek olarak açıkladılar. Amaçlarına ulaştılar mı? Kısmen, çünkü tahminlerimize göre gayrisafi yurt içi hasılanın yaklaşık yüzde 1’ini kaybettik. Üstelik bunu bilinçli yaptılar, bunlar sivil hedefler, sivil hedefleri vurdular. Peki ne oldu? Birebir karşılığını aldılar” dedi.
Enerji ateşkesi görüşmeleri, Moskova ile Washington arasında 9 Ekim’de varılan Rus motorini tedariki anlaşmasının gölgesinde yürütüldü.
Zelenskiy bu anlaşmayı ABD’nin ihaneti olarak nitelendirmişti.
Amerika2 hafta önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Diplomasi1 hafta önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Dünya Basını1 hafta önceProf. Wolff: Batı sömürgeciliğin sonuna geldiğini inkar ediyor
Söyleşi1 hafta önce“AfD, Alman büyük sermayesindeki iç çelişkinin bir ifadesi”
Görüş2 hafta önceFransa sokaklarında kaos ve hesaplaşma
Dünya Basını1 hafta önceAmerika inkâr girdabında: Üç düşünürden sistemin çöküşüne dair uyarılar
Dünya Basını2 hafta önce“Tescilli aşırı sağcı”: Alman parti sisteminin bumerangı
Amerika2 hafta önceMilenyum kuşağı tarihin en büyük nostalji dalgasını başlattı










