Bizi Takip Edin

Diplomasi

Zelenskiy’nin kasası yargılanıyor: Ukrayna’daki yeni dalga yolsuzluk operasyonlarına bakış

Yayınlanma

10 Kasım akşamı, 2014-2019 yılları arasında Ukrayna Devlet Başkanı olan Pyotr Poroşenko’nun liderliğindeki Avrupa Dayanışması partisi, Kvartal 95 stüdyosunun ortaklarından Timur Mindıç’le bağlantılı yolsuzluk skandalı nedeniyle hükümete güven oylaması sürecini başlattığını açıkladı.

Avrupa Dayanışması’nın açıklamasında, “Bu yetersiz ve yozlaşmış hükümetin istifası sürecini başlatıyoruz. Amacımız, devlet yönetiminde etkinliği, toplumda birliği ve uluslararası ortakların güvenini yeniden tesis etmek. Devlet için tehdit oluşturan durumu gören tüm milletvekili arkadaşlarımızı, ulusal kurtuluş hükümetinin kurulması için kabinenin istifasına destek vermeye çağırıyoruz” ifadesi yer aldı.

İki gün önce Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU) ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı (SAP) Mindıç’in evinde arama yapmış ve kendisinin ülkeyi terk ettiği ortaya çıkmıştı. Aynı gün, Adalet Bakanı ile 2021-2025 yılları arasında Enerji Bakanı olarak görev yapan German Galuşçenko’nun da adreslerinde arama yapıldığı bildirildi.

Poroşenko’nun partisi şu soruyu gündeme getirdi: “Muhalefet milletvekilleri, Ukrayna’nın enerji sisteminin onarımı için uluslararası destek talep ettiğimiz toplantılara bile gönderilmezken, Mindıç ülkeyi nasıl bu kadar rahat terk edebildi?” Parti, yaşananlara “açık ve etkili bir yanıt” verilmesini talep etti. Aksi halde, grup temsilcilerine göre, Ukrayna uluslararası ortaklarının güvenini ve desteğini kaybedecek.

Avrupa Dayanışması’nın parlamentoda konunun görüşülmesini sağlayabilmesi için en az 150 milletvekilinin imzasını toplaması gerekiyor. Parti, Ukrayna Yüksek Rada’sında 26 sandalyeye sahip. Hükümetin düşürülmesi için ise çoğunluk oyu gerekiyor; Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’nin partisi Halkın Hizmetkârı’nın parlamentoda 229 sandalyesi bulunuyor.

Ukrayna’da nükleer enerji yolsuzluğu Zelenskiy hükümetini sarstı

Timur Mindıç kimdir ve hangi skandala karıştı?

Mindıç hakkında yürütülen soruşturma, enerji sektöründeki yolsuzluk iddialarıyla ilgili. NABU ve Özel SAP’ın beyanlarına göre, soruşturma 15 ay sürdü ve bu süre içinde bin saatlik ses kaydı toplandı. Emniyet birimlerinin açıklamasına göre, üst düzey bir suç örgütünün üyeleri, devlet şirketi Energoatom’da (Ukrayna’nın üç nükleer santralini işleten şirket) geniş çaplı bir yolsuzluk şebekesi kurdu. Büro ve savcılığın tespitine göre, grup üyeleri, şirketle sözleşme yapan yüklenicilerden sözleşme bedelinin yüzde 10 ila 15’i oranında komisyon alıyordu. Söz konusu yükleniciler, özellikle banka sisteminde ödemelerinin engellenmemesi veya tedarikçi statülerini koruyabilmek için bu parayı ödemek zorunda kalıyordu. Bu uygulama, “geçiş bariyeri” olarak adlandırıldı.

NABU ve SAP, soruşturmada isimleri açıklamadı ancak görev unvanlarını paylaştı. Rollerin dağılımına göre, suç örgütünün lideri Timur Mindıç, Varlık Fonunun eski başkan yardımcısı ve daha sonra Enerji Bakanı’nın danışmanı olan İgor Mironyuk’u, ayrıca Energoatom’un güvenlik müdürü Dmitriy Basov’u şemaya dahil etti. Bakanlık ve şirket içindeki bağlantılarını kullanarak, kadro atamaları, ihaleler ve mali akışlar üzerinde kontrol sağladılar.

NABU ve SAP açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “Yıllık geliri 200 milyar grivnayı aşan stratejik bir kamu işletmesinin fiili yönetimi, resmi makamlar tarafından değil, herhangi bir yetkisi bulunmayan dışarıdaki şahıslarca yürütülüyordu. Bu şahıslar, kendilerine ‘gözetmen’ rolü biçmişti.”

Elde edilen paranın aklanması için Kiev’in merkezinde özel bir büro kurulmuştu. Bu büro, para akışını yönetti, gizli muhasebe tuttu ve paraları yurt dışındaki çok sayıda paravan şirket üzerinden akladı. Büro ve savcılığın açıklamasına göre, bu “çamaşırhaneden” yaklaşık 100 milyon dolar geçti.

Ukraynalı sermayedar ve yapımcı Timur Mindıç, 19 Eylül 1979’da Dnipropetrovsk’ta (bugünkü adıyla Dnipro) doğdu. Mindıç, Kvartal 95 stüdyosunun ortaklarından biri. Ukrayna basınına göre, Eylül 2023’ten bu yana cezaevinde bulunan ve çeşitli suçlardan yargılanan iş insanı İgor Kolomoyskiy’le yakın ilişkileri vardı.

Kvartal 95 stüdyosu ise Zelenskiy’in esk işyeri. Zelenskiy’yi Kolomoyskiy’le tanıştıran kişinin de Mindıç olduğu belirtiliyor. Zelenskiy, devlet başkanı olduktan sonra Kolomoyskiy’le arasına mesafe koydu ancak Mindıç’le ilişkisini sürdürdü. Strana haber sitesine göre, Mindıç “devlet başkanının kasası” olarak anılıyordu; iddialara göre, Zelenskiy’nin ekibindeki çıkar çevreleri, para akışını onun üzerinden yürütüyordu.

Midas Operasyonu

Mindıç’ın adı bu yıl boyunca sık sık NABU ve SAP’nin yürüttüğü yolsuzluk soruşturmaları bağlamında gündeme geldi. Temmuz ayında Ukrainska Pravda gazetesi, Mindıç’la bağlantılı bir yapının NABU soruşturmasında yer alabileceğini ve kendisinin de FBI’ın kara para aklama dosyasında şüpheli konuma düşebileceğini yazmıştı.

Aynı dönemde NABU ve SAP’nin gerçekleştirdiği Midas Operasyonu kapsamında Mindıç’ın evine dinleme cihazları yerleştirdiği ortaya çıktı. 10 Kasım’da yolsuzlukla mücadele kurumlarının açıkladığı ve bir kısmı kamuoyuna sunulan ses kayıtlarının da bu cihazlar sayesinde elde edildiği bildirildi. Ukrayna basınında yer alan bilgilere göre, beş yıl önce Zelenskiy doğum gününü bu dairede kutlamıştı; dolayısıyla onun da bu kayıtlarda geçme ihtimali bulunuyor.

Zelenskiy ise Mindıç hakkındaki soruşturmaya desteğini açıkladı. Telegram hesabından yaptığı paylaşımda Zelenskiy, “Cezasızlık sona ermeli. Energoatom bugün Ukrayna’da enerji üretiminin en büyük payını sağlıyor. Enerji sektöründe temizlik önceliğimizdir” dedi.

Zelenskiy ayrıca şu ifadeleri kullandı: “Mahkumiyet kararları çıkmalı. Bürokratlar NABU’yla ve kolluk kuvvetleriyle birlikte çalışmalı ve sonuç alınmasını sağlayacak şekilde çalışmalı.”

NABU özel statüye sahip bir kurum olarak yolsuzlukları soruşturuyor. NABU’nun yetki alanına giren şahıslar arasında devlet başkanı, başbakan, milletvekilleri, başsavcı, yargıçlar ve bölge meclisi üyeleri dahil devletin en üst kademelerindeki isimler bulunuyor. NABU’nun kurulmasına ilişkin yasa 2014 yılında kabul edilmişti.

SAP’a gelince Ukrayna Başsavcılığına bağlı bağımsız birim olarak faaliyet gösteriyor. Görevi, NABU tarafından yürütülen operasyonel ve istihbari faaliyetlerde yasalara uyulmasını denetlemek. SAP’ın yetki ve sorumlulukları, savcılıkla ilgili yasa tarafından açıkça tanımlanmış durumda.

Her iki teşkilatlanma da Avrupa Birliği’nin Ukrayna için vize rejimini yumuşatmasının ön koşulları dahilinde kurulmuştu.

Skandal Zelenskiy açısından ne anlama geliyor?

Mindıç’a yönelik yolsuzluk davası, ülkede öteden beri var olan ve genelde çetin geçen güç mücadelelerinin bir yenisi.

Strana haber sitesi, bu yılın bahar aylarında Ukrayna’da geçici nitelikteki bir “Zelenskiy’nin düşmanları koalisyonu”nun şekillendiğini öne sürüyor. Bu koalisyonun içinde bazı muhalefet liderleri (Pyotr Poroşenko, Kiev Belediye Başkanı Vitaliy Kliçko), geçmişte ABD Demokrat Partisi’yle bağlantılı bazı çevreler (özellikle NABU ve SAP’deki önde gelen makam sahipleri) ve çeşitli hibe kuruluşlarının yer aldığı belirtiliyor. Habere göre, Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşüyle birlikte bu yapılar sahipsiz kaldı.

NABU ve SAP, bu süreçte Zelenskiy’ye yakın çevrelere yönelik soruşturmalarını yoğunlaştırdı. Mindıç’ın yanı sıra, dönemin Başbakan Yardımcısı Aleksey Çernișov da soruşturmaya dahil edildi. Çernișov’un adı yasa dışı arazi tahsisleriyle alakalı bir dosyada geçiyor; bu işlemlerle kamu bütçesinin 1 milyar grivna (yaklaşık 23,8 milyon dolar) zarara uğratıldığı iddia ediliyor. Çernișov hâlen Ukrayna’da bulunuyor, ancak geçen temmuz ayında kurulan yeni hükümete alınmadı.

Bu dönemde iktidar, NABU ve SAP’nin bağımsızlığını sınırlamaya çalıştı. Temmuz ayında Yüksek Rada, bu yöndeki yasayı kabul etti. Fakat Avrupa Birliği Ukrayna’ya yönelik desteği azaltma tehdidinde bulununca Zelenskiy geri adım attı ve “yolsuzlukla mücadele” kurumlarının bağımsızlığını yeniden güvenceye alan yeni bir yasa tasarısı sundu; Rada bu tasarıyı da mecburen kabul etti.

Bu dönemde yaşananları şu linkteki yazıda işlemiştik.

Strana‘nın aktardığına göre iktidar, NABU ve SAP’ye başka bir yönden karşı hamle hazırlıyordu. Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı Başkanı Aleksandr Klimenko hakkında dava açılabileceği iddia edilmişti. Ancak bu adım atılmadı.

Habere göre, Devlet Başkanlığı İdaresi Avrupa’dan yeni bir tepki doğmasından çekiniyordu; bu kaygıyı Batı medyasında çıkan olumsuz haberlerin artması da güçlendirdi. Bu ortamda “Zelenskiy’nin düşmanları koalisyonu” karşı atağa geçti.

Bu karşı hamle Ukrainska Pravda gazetesinde Mindıç, Çernișov ve Zelenskiy’yi konu alan bir dizi haberin yer bulması, Mindıç’ın evinde yapılan aramalar ve enerji sektöründeki yolsuzluk iddialarının gündeme getirilmesiyle somutlaştı.

Koalisyonun amacı Zelenskiy’nin parlamentoyu ve kabineyi kontrol etme gücünü zayıflatmak. Nihai hedef ise Devlet Başkanını bir tür “milli mutabakat hükümeti” kurmaya zorlamak ya da mevcut Başbakan Yuliya Sviridenko’nun yerine, koalisyona daha yakın duran Dijital Dönüşüm Bakanı Mihail Fedorov’u getirmek.

Ukrayna parlamentosundaki güç dengesi

Ukrayna anayasasının 76. maddesine göre Yüksek Rada 450 sandalyeden oluşuyor. Ancak 2019 seçimlerinin ardından 9. dönem parlamentosunda yalnızca 424 milletvekili yer aldı.

Bunun nedeni, o tarihte Kırım ve Sivastopol’un Rusya’ya katılmış olması nedeniyle, dar bölge sisteminde seçilen milletvekili sayısının 225’ten 199’a düşmesiydi.

Bu ay itibarıyla Rada’da 395 milletvekili görev yapıyor. Bu düşüşün sebebi, 2022’ye kadar ana muhalefetteki Yaşam İçin Muhalefet Platformu partisinin yasaklanmasıyla milletvekillerinin büyük bölümünün görevden alınması. Parti, Nisan 2022’de yasaklandı.

Partinin bir kısmı, lideri Yuriy Boyko dahil olmak üzere, aynı yıl kurulan Yaşam ve Barış Platformu adlı yeni hizbe geçti; bu grubun şu anda 21 milletvekili bulunuyor.

Bu ay itibarıyla Yüksek Rada’da sekiz parti ve 22 bağımsız milletvekili yer alıyor:

-Devlet Başkanı’nın partisi Halkın Hizmetkârı: 229 sandalye

-Avrupa Dayanışması: 26 sandalye

-Eski başbakan (2007-2010) Yuliya Timoşenko’nun partisi Batkivşçina: 25 sandalye

-Yaşam ve Barış Platformu: 21 sandalye

-Golos ve Doveriye: 19’ar sandalye

-Za Buduşçe ve “Ukrayna’nın Yeniden İnşası: 17’şer sandalye

Bir sonraki parlamento seçimlerinin Mart 2024’te yapılması planlanmıştı, ancak Ukrayna’daki sıkıyönetim nedeniyle iptal edildi.

Diplomasi

OECD raporu: Uzun süreli enerji kesintisi küresel ekonomiyi resesyona sürükleyebilir

Yayınlanma

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından yayımlanan küresel ekonomik görünüm raporu, İran’daki savaşa bağlı olarak enerji arzında yaşanacak uzun süreli kesintilerin dünya ekonomisine ağır bir darbe vurabileceğini ortaya koydu. Raporda, böylesi bir krizin ülkeleri resesyona sürükleme ve işsizliği artırma riski taşıdığı belirtilirken, çatışmanın küresel ekonomik görünümü şekillendiren temel unsur haline geldiği vurgulandı.

Çarşamba günü yayımlanan yeni bir ekonomik görünüm raporu, İran’daki savaştan kaynaklanacak uzun süreli bir enerji arzı kesintisinin küresel ekonomiye ağır bir darbe indireceğine işaret etti.

Araştırma verileri, bu tür kesintilerin ülkeleri resesyona sürükleme olasılığının yüksek olduğunu ve işsizlikte artışa yol açabileceğini gösterdi.

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), söz konusu savaşın etkilerini “küresel ekonomik görünümü şekillendiren baskın güç” olarak tanımladı.

Aksaklıkların kalıcı olması halinde, küresel büyümenin 2026 yılındaki yüzde 2,1 seviyesinden 2027 yılında yüzde 1,8’e gerileyerek önemli ölçüde yavaşlayabileceği kaydedildi. Bu yavaşlama, dünya ekonomisini Kovid-19 pandemisi ve Büyük Resesyon döneminden bu yana görülmemiş seviyelere düşürebilir.

OECD Başekonomisti Stefano Scarpetta raporda, “Yüksek emtia fiyatlarından kaynaklanan yukarı yönlü baskıların, zayıflayan nihai talep tarafından kısmen dengelenmesiyle birlikte, küresel enflasyon 2026’da 0,4 yüzde puan, 2027’de ise 1,3 yüzde puan yükselecektir” ifadesine yer verdi.

Gelişmekte olan ve enerji rezervleri sınırlı olan ekonomilerin, ham petrol, akaryakıt ve doğal gaza bağımlı Asya ekonomileriyle birlikte bu durumdan en ağır darbeyi alacak kesimler arasında yer alacağı aktarıldı.

Alternatif bir kısa vadeli senaryo üzerinde duran araştırmacılar, enerji üretiminin ve Hürmüz Boğazı üzerinden yapılan sevkiyatların çatışma öncesindeki seviyelere yeniden ulaşması durumunda, büyümenin 2027 yılında yüzde 3,1’e geri dönebileceğini bildirdi.

Küresel ekonominin “tek bir tıkanma noktasına” karşı olan hassasiyetinin arz zincirlerini güçlendirme ve daha çeşitli bir enerji arzı yaratma ihtiyacını ortaya koyduğunu belirten araştırmacılar, fosil yakıt ithalatına olan bağımlılıktan kurtulmak amacıyla daha fazla yatırım yapılması gerektiğinin her zamankinden daha acil olduğunu vurguladı.

Raporda ayrıca, bu yıl artan savunma harcamalarının, inovasyon yoluyla savunma dışı sektörlerde yayılma etkileri yaratmadığı sürece üretim kapasitesini muhtemelen genişletmeyeceğine dikkat çekildi.

Scarpetta, politika yapıcıların zor kararlarla karşı karşıya olduğunu belirterek, “Merkez bankaları, enflasyon beklentileri iyi çıpalanmış kaldığı ve ikinci tur etkiler kontrol altında tutulduğu sürece, arz kaynaklı fiyat artışlarını görmezden gelebilir. Ancak fiyat baskılarının genişlemesi veya büyümenin önemli ölçüde zayıflaması halinde bir politika hamlesi gerekli hale gelebilir” değerlendirmesinde bulundu.

İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması, ABD ve İsrail’in şubat ayı sonunda İran’a yönelik ilk saldırıları düzenlemesinden bu yana petrol fiyatlarının yüksek kalmasına neden oldu.

ABD’deki ortalama akaryakıt fiyatları, çatışmayı sona erdirecek bir anlaşmaya yönelik son görüşmelerin etkisiyle düşüş gösterse de AAA’in çarşamba günü açıkladığı verilere göre 4,26 dolar ile yüksek seyrini korudu.

Geçen yıl 3,14 dolar olan ortalamanın ardından, geçen haftaki ortalamanın da 4,50 dolar seviyesinde gerçekleşerek yüksek kalmaya devam ettiği bildirildi.

Çatışmanın başlangıcından bu yana yapılan kamuoyu yoklamaları, yaşam maliyeti üzerindeki etkilerin uzaması nedeniyle Amerikalıların çoğunun savaşı desteklemediğini ortaya koydu.

Politico tarafından cuma günü yayımlanan son anket, katılımcıların yüzde 60’ından fazlasının Başkan Trump’ın Amerikalıları savaşın ekonomik etkilerinden korumak için yeterli çabayı göstermediğine inandığını gösterdi.

Ankete katılanların yüzde 53’ü yaşam maliyetinin hatırlayabildikleri en kötü seviyede olduğunu ifade ederken, çoğunluk Trump’ın göreve dönmesinden bu yana mali durumlarının kötüleştiğini dile getirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

İran, ABD’ye dört aşamalı barış anlaşması planı sundu

Yayınlanma

İran, ABD ile olası bir barış anlaşması için dört aşamalı bir çerçeve plan sundu. ABD Başkanı Donald Trump Tahran ile bir hafta içinde ateşkes sağlanabileceğini belirtirken, ABD Temsilciler Meclisi İran’a yönelik askeri operasyonlar için kongre onayı şartı getiren bir kararı kabul etti.

İran, ABD’ye olası bir barış anlaşmasına zemin oluşturabilecek dört aşamalı bir çerçeve yapı önerdi.

Fars haber ajansının İran müzakere heyeti üyesi Said Acarlu’ya dayandırdığı habere göre öneri, çatışmaların sonlandırılması ve yaptırımların kaldırılmasına yönelik kademeli bir takvimi içeriyor.

Planın ilk aşaması, İran, ABD ve “direniş cephesi” dahil olmak üzere tüm tarafların katılımıyla savaşın durdurulmasını ve bütün askeri operasyonların tamamen tam zamanlı olarak askıya alınmasını öngörüyor.

Olası anlaşmanın ikinci aşaması ise başta boğazla ilgili meseleler olmak üzere pratik adımlara, ablukaların kaldırılmasına, petrol yaptırımlarının iptal edilmesine ve İran’ın dondurulmuş varlıklarının bir kısmının serbest bırakılmasına odaklanıyor.

Üçüncü aşamada daha geniş kapsamlı yaptırımlar ve nükleer meseleler ele alınırken, son aşama ise anlaşmanın uygulanmasını denetlemek ve tarafların yükümlülüklerine bağlılığını güvence altına almak için bir izleme komitesi kurulmasını içeriyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, konuya ilişkin değerlendirmesinde, ABD ile İran arasındaki savaşın ancak “Lübnan’da da sona erdiğinde” biteceğini ifade etti.

ABD Başkanı Donald Trump, 3 Haziran tarihinde New York Post gazetesinin podcast yayınında Ortadoğu’daki savaş ortamını değerlendirdi. Trump, İran’ın nükleer silahtan vazgeçmeyi kabul ettiğini belirtti ancak “fikirlerini değiştirebilecekleri” yönünde bir ihtiyat payı bıraktı.

Bu açıklamadan bir gün önce ABC News televizyonuna konuşan Trump, İran ile bir ateşkes anlaşmasına “önümüzdeki hafta içinde” ulaşılabileceğini kaydetmişti.

Ancak aynı gün Tesnim haber ajansı, İran’ın, İsrail’in Lübnan’daki askeri faaliyetlerini protesto etmek amacıyla aracılar vasıtasıyla yürütülen müzakereleri askıya aldığını bildirdi.

Tüm bu diplomatik hareketlilik sürerken, ABD Temsilciler Meclisi askeri operasyonlara yönelik kısıtlayıcı bir adım attı. Temsilciler Meclisinde yapılan oylamada, Kongre’nin onayı alınmadığı takdirde Trump’ın İran ile savaşı sonlandırmasını zorunlu kılan karar tasarısı kabul edildi.

Söz konusu tasarı, aralarında 4 Cumhuriyetçi temsilcinin de bulunduğu 215 kongre üyesinin kabul oyuna karşılık 208 ret oyuyla yasalaştı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Tayvan muhalefet lideri ABD gezisinde boğazlar arası barış çağrısı yaptı

Yayınlanma

Tayvan muhalefet lideri Cheng Li-wun, Pekin, Taipei ve Washington’da yakından izlenen iki haftalık ABD ziyaretinin başlangıcında San Francisco’da bulunuyor.

Tayvan muhalefet lideri Cheng Li-wun, San Francisco’da, Pekin ve Washington’ın “uzlaşma ve işbirliği” peşinde koşması ve savaştan kaçınması gerektiğini söyledi. Bu sözlerinin ABD ziyaretinin ana temasını oluşturduğunu vurguladı.

Tayvan’ın ana muhalefet partisi Kuomintang’dan (KMT) bir heyete liderlik eden Cheng, pazartesi akşamı San Francisco’ya vararak Pekin, Taipei ve Washington’da yakından izlenen iki haftalık ABD ziyaretine başladı.

Salı günü San Francisco’nun Chinatown bölgesinde Cheng, Çin ve ABD’nin “dostluk ve işbirliği ilişkisi” kurması gerektiğini ve Washington, Pekin ve Taipei birlikte çalışırsa “dünyanın barış ve refahı için yeni başarılar” yaratacaklarını söyledi.

KMT’ye göre Cheng, salı öğleden sonra Stanford Üniversitesi’nin Hoover Institution kurumundan akademisyenlerle kapalı kapılar ardında bir toplantı da yaptı.

KMT açıklamasına göre Cheng, Çin ana karasının daha geniş Pasifik’e en yakın denizlerini işaretleyen birinci ada zincirinin “jeopolitik rekabetin ön hattından kademeli olarak bir barış ve refah zincirine dönüşmesini” umduğunu söyledi.

Açıklamaya göre Cheng ayrıca Taipei ve Washington’ın savunma ve güvenlik, tedarik zinciri dayanıklılığı ve uluslararası katılım gibi alanlarda ortaklıklarını derinleştirmeyi sürdürmesini sabırsızlıkla beklediğini ekledi.

Açıklamada Cheng’in şu sözlerine yer verildi: “Tayvan’ın boğazlar arası durumla yüzleşmedeki güveni, büyük ölçüde ABD’nin Tayvan’a uzun süredir devam eden ve sağlam desteğinden geliyor.”

KMT açıklamasında Cheng’in ABD’nin Tayvan’a silah satışları ve adanın savunma bütçesi gibi hassas konuları gündeme getirip getirmediğinden bahsedilmedi.

ABD de dahil olmak üzere çoğu ülke Tayvan’ı bağımsız bir devlet olarak tanımıyor, ancak Washington adayı Çin’e karşı bir koz olarak kullanarak silahlandırıyor.

ABD Başkanı Donald Trump, Pekin’i kızdırma riski taşıyan bir adım olan adaya yönelik 14 milyar ABD dolarlık silah paketini henüz onaylamadı. Taipei ise anlaşmanın sonunda onaylanacağından emin olduğunu ısrarla belirtti.

Washington ayrıca Taipei’ye özel bir savunma bütçesini kabul etmesi için defalarca baskı yaptı, ancak KMT ve daha küçük bir başka muhalefet partisi olan Tayvan Halk Partisi daha küçük bir versiyonu destekledi.

Cheng salı akşamı Tayvanlı Amerikalıların katıldığı bir ziyafette de boğazlar arası barışın ancak KMT’nin 2028 liderlik seçimlerinde yeniden iktidarı kazanması halinde gerçekleşebileceğini söyledi. Tayvan’ın bağımsızlık yanlısı Demokratik İlerleme Partisi’nin 2016’da iktidara gelmesinden bu yana boğazlar arası ilişkiler kötüleşti.

Yemekte Cheng ayrıca nisan ayında Pekin’de Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile yaptığı görüşmenin ABD gezisine ağırlık kazandırdığını söyledi. Cheng, Xi’nin “tam bir samimiyet ve iyi niyetine, boğazlar arası barış ve istikrar için en büyük çabayı gösterme isteğinin bir ifadesine” ihtiyaç duyduğunu söyledi.

“Ancak o zaman ABD’ye gelişim farklı bir anlam taşıyacaktı,” dedi.

Cheng, Xi ile görüşmemiş olsaydı yalnızca “Tayvan’dan, hiçbir katma değeri olmayan bir muhalefet lideri” olacağını söyledi. Cheng ile nisan ayındaki görüşmesinde Xi, yeniden birleşme konusunda sabır çağrısında bulundu ve daha fazla boğazlar arası değişim çağrısı yaptı.

Bu, Komünist Parti ve KMT başkanları arasındaki on yıl içindeki ilk görüşmeydi. Günler sonra Pekin, Tayvan ile değişimleri teşvik etmeyi amaçlayan ve Cheng’i siyasi olarak güçlendirmek için tasarlanmış gibi görünen 10 maddelik bir tedbir paketi açıkladı.

Cheng’in ABD gezisi ayrıca Xi’nin Pekin’de Trump ile görüşmesinden ve ABD başkanını Tayvan meselesinin yanlış ele alınmasının “son derece tehlikeli bir duruma” yol açabileceği konusunda uyarmasından iki haftadan biraz fazla bir süre sonra gerçekleşiyor.

Cheng çarşamba günü Boston’a varacak; burada Harvard Üniversitesi ve Massachusetts Institute of Technology’de uluslararası ilişkiler akademisyenleriyle kapalı kapılar ardında toplantılar yapması bekleniyor.

Katılımcılar arasında, Harvard Üniversitesi John F. Kennedy School of Government’ın kurucu dekanı ve “Thucydides Tuzağı” teorisini popülerleştiren Graham Allison’ın da yer alması bekleniyor.

Yükselen bir güç ile yerleşik bir hegemonun savaşa mahkûm olduğu teorisi, Xi tarafından Trump ile görüşmesi sırasında alıntılanmıştı.

Cheng ayrıca New York, Washington ve Los Angeles’ı da ziyaret edecek.

Büyük Güç Rekabetinden Stratejik İstikrara: Çin-ABD İlişkilerinde Yeni Yönelim

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English