Rusya
Rusya göç politikasını yeniden yapılandırıyor

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in talimatıyla, göç alanındaki devlet yönetimini iyileştirmek amacıyla İçişleri Bakanlığı bünyesinde Vatandaşlık ve Yabancıların Kaydı İdaresi kuruldu. Eski Başsavcı Yardımcısı Andrey Kikot’un başına getirildiği yeni yapının, göç süreçlerini düzene sokması ve koordinasyonu artırması hedefleniyor.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in talimatıyla, İçişleri Bakanlığı bünyesinde Vatandaşlık ve Yabancıların Kaydı İdaresi kuruldu.
İdare, “göç alanında devlet yönetimini iyileştirmek amacıyla” oluşturuldu.
Uzmanlara göre, yeni yapının kurulması, önemli ve bariz kusurları olan göç politikasını değiştirmeye yönelik kapsamlı çalışmaların bir parçası.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, “göç alanında devlet yönetimini iyileştirmek amacıyla” İçişleri Bakanlığı bünyesindeki Göç İşleri Genel Müdürlüğü temelinde (bu müdürlük, 2016 yılında lağvedilen Federal Göç İdaresi temelinde kurulmuştu) Vatandaşlık ve Yabancıların Kaydı İdaresinin kurulması talimatını verdi.
İdarenin başına, daha önce Başsavcı Yardımcılığı görevini yürüten Andrey Kikot getirildi.
Kikot, yeni görevi kapsamında Güvenlik Konseyi’nin ilgili Kurumlararası Komisyonu’na da dahil olacak ve bakanlığın tüm yerel organlarında vatandaşlık ve yabancıların kaydı konularından sorumlu bir başkan yardımcısı atanacak.
Hükümetin, üç ay içinde İçişleri Bakanlığı merkez teşkilatı ve içişleri organlarının azami personel sayısının netleştirilmesine yönelik öneriler sunması gerekiyor.
Bu, yeni yapının kurulmasıyla bağlantılı olarak personel kaynaklarının optimize edilmesini sağlayacak.
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, yeni kurumun göç alanındaki sorunların daha etkin çözülmesini sağlayacağını belirtti.
Peskov, bu sayede söz konusu konuyla ilgili faaliyet gösteren kurumlar arasındaki koordinasyonun geliştirileceğini ifade etti.
İçişleri Bakanlığı Sözcüsü İrina Volk ise Telegram kanalından yaptığı açıklamada, yeni kurumun temel görevinin göç süreçlerini düzene sokmak ve yabancıların yasa dışı faaliyetlerini azaltmak olacağını açıkladı.
Vladimir Putin, geçen yılın sonunda düzenlediği yıllık basın toplantısıyla birleştirilen “Yılın Sonuçları” programında, içişleri bünyesinde göçmenlerle çalışmak üzere ayrı bir merkez kurulması gerektiğini söylemişti.
Devlet Başkanı, gerektiğinde böyle bir yapının özel bir kuruma dönüştürülebileceğini de göz ardı etmemişti.
Putin, ayrı bir kurumun gerekli olup olmadığı ya da bu konuların İçişleri Bakanlığı’nın yetkisinde kalmasının daha iyi olup olmayacağı konusundaki sayısız tartışmayı hatırlatarak, bu çalışmanın İçişleri Bakanlığı çerçevesinde güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Rusya lideri, “Her şey tek bir merkezden yönetilmeli,” demişti.
Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Komitesi Başkanı ve İnsan Hakları Konseyi (SPÇ) üyesi Kirill Kabanov, Rusya’nın önde gelen diplomasi yayınlarından Vzglyad gazetesine verdiği demeçte, “Rusya yönetimi göç sorunlarına özel önem veriyor,” dedi.
Kabanov, “Vatandaşlık ve Yabancıların Kaydı İdaresinin kurulması kararı, Vladimir Putin’in bu alandaki belirli hatalara verdiği net bir yanıttı. Hükümetin bu yöndeki çabalarını artırmasına yönelik kamuoyu talebi de önemli bir rol oynadı,” diye ekledi.
Kabanov, “Bu bağlamda, yeni idarenin kurulması, göç politikasını iyileştirmeye yönelik kapsamlı çalışmaların yalnızca bir parçasıdır. Yetkililer, yasa dışı göçmenlerin sınır dışı edilme kuralları, Rusça bilme zorunluluğu, gelenlerin dijital profillerinin oluşturulması gibi bir dizi çözüm üzerinde çalışıyor,” ifadesini kullandı.
Bunun yanı sıra “Ayrıca, işverenler yasa dışı göçmen çalıştırmaktan sorumlu tutulacak,” diyen Kabanov, “Çalışmak için bize gelen herkes vergi ödemeli ve Rusya yasalarına uymalıdır. Ayrıca, vasıfsız işçilerin ailelerinin akın etmesine izin verilemez,” diye belirtti.
Kabanov, “Yasa dışı göç, kültürel-etnik dengemizi ve ulusal kimliğimizi bozabilir. Devlet Başkanı, Rus dünyasını koruma görevini verdi. Belirtilen hedefe ulaşmak için azami çabayı göstermeliyiz,” diyerek sözlerini tamamladı.
Siyasetçi ve eski Ukrayna Radası milletvekili Oleg Tsaryov ise daha önce yetkililerin “neredeyse bir göç bakanlığı” gibi ayrı bir yapı kurmayı düşündüklerini, ancak Putin’in kararının bu kadar radikal değişikliklere gerek olmadığını gösterdiğini hatırlattı.
Tsaryov, mevcut çabaların sadece istenmeyen göçle mücadeleye yönelik olmadığını açıkladı.
Tsaryov, “Bizim için arzu edilen göç de var. Rusya’ya geri dönen soydaşlarla ilgili konuların polisin ilgilenmesi biraz garip, zira bu polisin görevi değil. Oysa soydaşların ülkeye çekilmesi çok ciddi bir mesele,” değerlendirmesini yaptı.
Tsaryov’a göre yeni idarenin diğer görevlerinin yanı sıra şu ikilemi çözmesi gerekecek:
“Bir yandan birçok kişi Rusya’daki göçmen sayısının azalmasını istiyor. Diğer yandan, gerçek bir iş gücü açığımız var. Ayrıca bazıları, göçmenlerin ayrı yerleşim yerlerinde yaşadığı ve işleri bittikten sonra ülkelerine döndüğü BAE deneyiminin dikkate alınmasını öneriyor. Ancak o zaman Rusya’nın BDT ülkeleriyle vize rejimi uygulaması gerekirdi ki bu da SSCB’nin dağılmasından sonra imzalanan çok sayıda devletlerarası anlaşmanın bozulması anlamına gelirdi.”
Yeni idarenin kurulması ve göç politikasını iyileştirmeye yönelik diğer kapsamlı çalışmalar, sonuç olarak Rusya’da yalnızca Rus diline ve kültürüne saygı duyan yabancıların yaşamasını ve çalışmasını, böylece Rus kimliğinin korunmasını sağlamalı.
Tsaryov’a göre, Rusya’daki göç politikası “akıllıca ve bazen uzlaşmacı kararlar” alınmasını gerektiriyor.
Tsaryov, “Benzersiz bir durumla karşı karşıyayız. Örneğin Orta Asya’dan gelen göçmenler için yeni kısıtlamalar getirdiğimizde, bu kararlar genellikle Sovyet döneminde çeşitli nedenlerle cumhuriyetlere taşınan ve şimdi bürokratik engeller nedeniyle evlerine dönemeyen Rus büyükanneleri ve büyükbabaları olumsuz etkiliyor,” dedi.
Tsaryov, “Asya’dan gelen göçmenlere diasporaları yardım ederken, eski Sovyet cumhuriyetlerindeki Rusların diasporaları yok,” diye ekledi.
Demokrasi Sorunları Araştırma Vakfı Başkanı Maksim Grigoryev de “İdarenin kurulması, uzun süredir önemli ve bariz kusurları olan göç politikasında doğru bir değişiklik. Buna sivil toplum temsilcileri, uzmanlar ve bizzat Devlet Başkanı defalarca işaret etmişti,” değerlendirmesinde bulundu.
Grigoryev, Kikot’un atanmasının yeni yapının statüsünü vurguladığını ekledi: “Yeni idarenin başkanı, bakan birinci yardımcısı pozisyonunda bulunuyor. Bu, Devlet Başkanı’nın göç sorunlarının çözümüne özel önem verdiğini gösteriyor ki bu son derece olumlu. Yani, yeni idarenin statüsü, başkanının atanma seviyesinin yüksekliği ile vurgulanıyor.”
Grigoryev ayrıca, Rusya’nın sosyal altyapısının yasa dışı göçmenler ve Rus diline ve kültürüne entegre olmak istemeyenler nedeniyle önemli bir yük altında olduğuna dikkat çekti.
Grigoryev, “Örneğin, Rusça bilmeyen göçmen çocukları okullara geldiğinde eğitim kalitesi keskin bir şekilde düşüyor. Ayrıca, doğum dahil olmak üzere yasa dışı göçmenlere tıbbi yardım sağlamak için büyük kaynaklar harcanıyor. Bunu neden yapmak zorundayız? Kesinlikle anlaşılır değil,” diye konuştu.
Uzmana göre, göç politikası alanındaki çabalar, “Rusya’daki göçmenlerin varlığının ekonomi için faydalı ve vatandaşlar için kabul edilebilir olmasıyla” sonuçlanmalı.
Lavrov: İşçi göçmenlere vize uygulaması Rusya’nın çıkarına değil
Rusya
Litvanya’dan Rusya sınırına askeri sevkiyat

Litvanya Silahlı Kuvvetleri, 26-27 Temmuz tarihlerinde ülke genelinde NATO müttefiklerine ait askeri teçhizat ve personelin karayolu hareketliliğinde artış yaşandığını açıkladı. Sevkiyatın yoğunlaştığı Kalvarija ile Kazlu Ruda hattı, Rusya’ya bağlı Kaliningrad bölgesi ile Suwalki Koridoru yakınlarında stratejik bir konumda yer alıyor.
Litvanya Silahlı Kuvvetleri, 26-27 Temmuz tarihlerinde ülke genelindeki karayollarında NATO müttefiki ülkelerin askeri teçhizat ve personel hareketliliğinde artış kaydedildiğini bildirdi.
LRT kanalının haberine göre, en yoğun askeri geçişler 26 Temmuz TSİ 22:00 ile 27 Temmuz TSİ 02:30 saatleri arasında Kalvarija ile Kazlu Ruda arasındaki güzergahta gerçekleşti.
Kazlu Ruda, Litvanya’nın güneyinde, Marijampole il sınırları içerisinde yer alan küçük bir kent olma özelliği taşıyor.
Kent; Polonya sınırı, Rusya Federasyonu’na bağlı Kaliningrad bölgesi ve Belarus ile Kaliningrad’ı bağlayan Polonya-Litvanya arasındaki Suwalki Koridoru’nun yakınında konumlanıyor. Kentin hemen yanında büyük bir askeri atış ve eğitim poligonu bulunuyor.
Litvanya Silahlı Kuvvetleri, askeri konvoyların güvenliğini sağlamak amacıyla geçişlere Litvanya Askeri Polisi birliklerinin eşlik edeceğini açıkladı.
Müttefik birliklerinin yeniden konuşlandırılmasının NATO faaliyetlerinin düzenli bir parçası olduğunu vurgulayan yetkililer, yolun belirli kesimlerinde geçici trafik aksamaları yaşanabileceği konusunda sürücüleri uyardı ve güzergah planlamalarında bu durumun dikkate alınmasını istedi.
Diğer yandan Litvanya Cumhurbaşkanı Danışmanı, ülkeye yönelik doğrudan bir Rus tehdidinin bulunmadığını ifade etti.
Baltık bölgesindeki askeri gerilim ve karşılıklı açıklamalar
Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Aleksandr Gruşko, daha önce yaptığı açıklamada NATO’nun Baltık bölgesindeki faaliyetlerini artırdığını ve Kaliningrad bölgesinin ele geçirilmesi veya denizden ablukaya alınması senaryoları üzerine tatbikatlar gerçekleştirdiğini kaydetti.
Gruşko, ittifakın bu eylemlerinin uluslararası seyrüsefer güvenliğini ve ekonomik faaliyetleri tehdit ettiğini söyledi.
Buna karşın Litvanya Dışişleri Bakanı Kestutis Budris, NATO’nun ihtiyaç duyulması halinde Kaliningrad’daki Rus askeri tesislerine vurabilecek kabiliyette olduğunu beyan etti.
Kaliningrad Bölge Valisi Aleksey Besprozvannıh ise bölge halkının bu tür açıklamalara sakin yaklaştığını, zira bölgenin Rus ordusu tarafından korunduğuna güvendiğini belirtti. Besprozvannıh, geçmişte de benzer tehditlerin ve olası kısıtlama haberlerinin yayıldığını ancak bunların hiçbirinin gerçekleşmediğini vurguladı.
Politico dergisinin Temmuz ayı başında kaynaklarına dayandırdığı haberine göre NATO, olası Rusya tehdidi ve ABD desteğindeki azalma ihtimali karşısında doğu kanadını tahkim etme çalışmalarını hızlandırdı.
Bu kapsamda Baltık ülkeleri, anti-tank hendekleri, sığınaklar, ejderha dişleri ve mayın tarlalarından oluşan Baltık Savunma Hattı’nı kendi imkanlarıyla inşa ediyor. Litvanya’da halihazırda yaklaşık 3 bin NATO askeri bulunurken, savunmanın temel unsurunu 2027 sonuna kadar ülkeye konuşlandırılması beklenen Alman tugayı oluşturuyor.
Rusya
Rusya Merkez Bankası tüketici kredilerinde sınırları yeniden sıkılaştırdı

Rusya Merkez Bankası, tüketici kredilerindeki canlanmanın ardından yüksek borç yüküne sahip kişilere verilebilecek kredilerin payını ekim ayından itibaren yeniden düşürme kararı aldı. Düzenleyici kurum, 2023-2024 dönemindeki kredi genişlemesinin ardından sorunlu kredi oranının yüzde 13’ü aşmasını gerekçe gösterirken, beş yılı aşan vadeli tüketici kredilerine yönelik sınırı da yarıya indireceğini açıkladı.
Rusya’da tüketici kredilerindeki sınırlı canlanmanın ardından Rusya Merkez Bankası, bu alandaki kredi verme koşullarını yeniden sıkılaştırdı.
Düzenleyici kurum, yüksek borç yüküne sahip kişilere kullandırılabilecek tüketici kredilerinin payını ekim ayından itibaren yeniden azaltacak.
Yılın ikinci çeyreğinde tüketici kredilerinin yüzde 16’sı, kredi ödemelerinin borçlunun gelirine oranını gösteren borç yükü göstergesi (PDN) yüzde 50’nin üzerinde olan kişilere verildi. Bu kredilerin yüzde 2’sini, gelirinin yüzde 80’inden fazlasını borç ödemelerine ayıran kişiler kullandı.
Ekim ayından itibaren bu oranlar sırasıyla yüzde 15 ve yüzde 1 ile sınırlandırılacak. Mevcut sınırlar ise sırasıyla yüzde 18 ve yüzde 3 düzeyinde bulunuyor. Aynı sınırlamalar mikrofinans kuruluşları için de geçerli olacak.
Rusya Merkez Bankası, bu adımların bankaları ve borçluları koruma amacı taşıdığını açıkladı. Kurum, 2024 yılının ortasından bu yana tüketici kredilerine ilişkin koşulları kademeli olarak sıkılaştırıyor.
Yüksek faiz oranlarıyla birlikte uygulanan bu politika, Ekim 2024 ile Mart 2026 arasında teminatsız tüketici kredisi bakiyesinin yüzde 6 azalmasına yol açtı.
Buna karşın Merkez Bankası, yılın ikinci çeyreğinde büyümenin yeniden başladığını belirtti. Tüketici kredisi portföyü yüzde 2,8 arttı. Kuruma göre bu artışın temel nedeni, özellikle nakit kredi kullandırımlarındaki yükseliş oldu.
Merkez Bankası, kredi talebindeki toparlanmanın nedenlerinden biri olarak faiz oranlarının düşmesinin ardından ertelenmiş kredi talebinin devreye girmesini gösterdi. Düzenleyici kurum, 2023-2024 dönemindeki kredi genişlemesinin tekrarlanmasını istemediğini vurguladı.
O dönemde kullandırılan kredilerin zaman içinde olgunlaşmasıyla bankaların portföylerindeki sorunlu tüketici kredilerinin payı yüzde 13’ü aştı. Bu oran nisan başında yüzde 13,1, temmuz başında ise yüzde 13,2 seviyesine ulaştı. Merkez Bankası ayrıca tüketici kredilerinin yeniden yapılandırılmasına yönelik talebin istikrarlı biçimde yüksek kaldığını kaydetti.
Banka uzun vadeli kredi sınırını düşürüyor
Merkez Bankası, vadesi beş yılı aşan tüketici kredilerinin payını da yarıya indirecek. Kredi vadeleri çoğu zaman Merkez Bankasının belirlediği sınırlara uyum sağlamak amacıyla uzatılıyor. Böylece düzenli taksit tutarı ve buna bağlı olarak borç yükü göstergesi düşüyor.
Yılın ikinci çeyreğinde kullandırılan kredilerin yüzde 2’sinin vadesi beş yılı aştı. Ekim ayından itibaren bu oran için belirlenen üst sınır yüzde 1’e düşecek. Mevcut sınır ise yüzde 5 düzeyinde bulunuyor.
Merkez Bankası, en yüksek borç yüküne sahip kişilere verilen kredileri sınırlandırmasının ardından yeni kullandırılan kredilerin kalitesinin iyileştiğini belirtti.
Bununla birlikte kurum, borçluların reel gelirlerindeki artışın yavaşlaması halinde yeni kredilerin kalitesinin de bozulabileceğini kabul etti. Bu yıl ücret artışları ile reel harcanabilir gelirlerdeki büyüme hız kesiyor.
Yaklaşık bir buçuk yıl süren kredi yavaşlaması ve gelir artışı, Rusya’da hane halkının borç yükünü kısmen hafifletti.
Merkez Bankası verilerine göre 2025 yılı içinde harcanabilir gelirlerin kredi ödemelerine ayrılan payı yüzde 10,7’den yüzde 9,1’e geriledi.
Buna karşılık bankaların tahsil edilme olasılığı bulunmayan alacaklarının toplamı 2,5 trilyon rubleye ulaştı. Bu tutar, toplam kredi portföyünün yüzde 6,5’ini oluşturdu.
Rusya
Rus milyarder Fridman Hollanda’yı varlıklarını el koymakla suçladı

Rus milyarder Mihail Fridman, yatırımlarının kamulaştırıldığı gerekçesiyle Hollanda’ya karşı Uluslararası Daimi Hakem Mahkemesi nezdinde yatırım tahkimi başlattı. Milyarder, yaptırımlar nedeniyle uğradığı zararın en az yüzlerce milyon dolar olduğunu belirtirken, uyuşmazlığın mahkeme merkezi olarak Dubai Uluslararası Finans Merkezi belirlendi. Süreç, Fridman’ın bir Avrupa ülkesine karşı başlattığı üçüncü tahkim davası oldu.
Rus milyarder Mihail Fridman, Avrupa ülkeleriyle yürüttüğü hukuki mücadelelere bir yenisini ekleyerek Hollanda’ya karşı yatırım tahkimi sürecini başlattı.
Konuya ilişkin ayrıntılar, uyuşmazlığın idari süreçlerini yürüten Uluslararası Daimi Hakem Mahkemesinin (PCA) internet sitesinde yer alan dava dosyasından aktarıldı.
Vedomosti gazetesinin haberine göre Fridman, Hollanda hükümetini, SSCB ile Hollanda arasında 1989 yılında imzalanan Yatırımların Teşviki ve Karşılıklı Korunması Anlaşması’nı ihlal ederek yatırımlarını kamulaştırmakla suçluyor.
Rusya Federasyonu, söz konusu anlaşmada SSCB’nin hukuki halefi konumunda bulunuyor. Fridman, uğradığı nihai zarar miktarını yargılama sürecinde kesinleştireceğini, ancak muhafazakar bir hesaplamayla bile bu miktarın en az birkaç yüz milyon ABD doları seviyesinde olduğunu bildirdi.
Fridman, dondurulan varlıkları nedeniyle Ağustos 2024’te Lüksemburg’a karşı Hong Kong Uluslararası Tahkim Merkezinde (HKIAC) 16 milyar dolarlık bir tahkim davası açmıştı.
Kasım 2025’te ise Fridman’ın Birleşik Krallık’a karşı da bir tahkim süreci başlattığı kamuoyuna yansımıştı. Birleşik Krallık ile ilgili davanın ayrıntıları henüz netleşmiş değil.
Tahkim başvurusunda 2000’li yıllarda yatırım faaliyetlerinin merkezini Avrupa’ya taşıdığını belirten Fridman, istikrarlı iş ortamı ve elverişli vergi rejimi sayesinde Hollanda’nın küresel işlerini yöneten holding şirketleri ve Alfa-Bank’ın Avrupa pazarına açılımı için ideal bir hukuki zemin oluşturduğunu kaydetti.
Fridman’a ait yapılar, 2001 yılında Hollanda merkezli Amsterdam Trade Bank’ı (ATB) satın almıştı.
Batı’ya dönük bu adımın başlangıçta olumlu sonuçlar verdiğini belirten Fridman, güven bağladığı hukuk devleti ilkesinin zamanla bir “seraptan ibaret” kaldığını savundu.
Rusya’nın Ukrayna’da başlattığı özel askeri harekatın ardından durumun kökten değiştiğini ifade eden işinsanı, Avrupa Birliği’nin Avrupa’da yatırımları bulunan varlıklı Rus girişimcilere karşı “keyfi bir cadı avı” yürüttüğünü beyan etti.
Sermayesi güçlü bankanın iflası ilan edildi
Fridman’a yönelik yaptırımlar 28 Şubat 2022 tarihinde yürürlüğe girdi. Milyarder, yaptırımların doğrudan bir sonucu olarak, Nisan 2022 itibarıyla yaklaşık 1 milyar avroluk bilançosuyla ödeme gücüne ve finansal istikrara sahip olan ATB’nin yalnızca birkaç ay içinde iflas ettirildiğini kaydetti.
Fridman, “Hollanda bankayı batırdı” ifadesini kullandı.
Fridman, Hollanda’daki şirketleri üzerinde kağıt üzerinde kalan haklarının kendisini yönetimden, gelir elde etmekten veya şirketlerin ticari değerini realize etmekten alıkoyduğunu aktardı.
Şubat 2022 itibarıyla Fridman; ATB Holdings, ABH Holdings ve Rusya merkezli Alfa-Bank üzerinden ATB’de, Lüksemburg merkezli LetterOne üzerinden telekomünikasyon grubu Veon’da, Holland & Barrett sağlıklı yaşam zincirinde ve gıda perakendecisi X5 Retail Group’un holding yapısında dolaylı olarak önemli paylara sahipti.
Fridman, Hollanda’nın bu varlıklara fiilen ve kalıcı olarak el koyduğunu, bu durumun SSCB ile imzalanan anlaşmadaki yükümlülüklerin açık bir ihlali anlamına geldiğini belirtti.
Söz konusu anlaşmada, “Akit taraflardan hiçbiri, diğer akit taraf yatırımcılarını yatırımlarından mahrum bırakacak tedbirler alamaz. Kamu yararı gereği, mevzuata uygun olarak, ayrımcılık yapılmaksızın ve adil bir tazminat ödenmesi koşuluyla alınan tedbirler bu hükmün dışındadır” ifadesi yer alıyor.
Fridman, bu ihlal nedeniyle Hollanda’nın yaptırımların yürürlüğe girdiği tarihteki adil piyasa değerinde veya davacının seçeceği alternatif bir tutarda tazminat ödemekle yükümlü olduğunu vurguladı.
Ülkenin bu ödemeyi rıza göstererek yapacağına dair bir emare bulunmadığını kaydeden milyarder, şirketlerin geri dönülemez şekilde zarar gördüğünü ve 2022’de el konulan yapıların bugün eski ticari güçlerinden uzak kaldığını bildirdi.
Diplomatik temaslardan sonuç alınamadı
Uyuşmazlığı barışçıl yollarla çözmek amacıyla Mayıs 2024’te Amsterdam yönetimine resmi bildirimde bulunduğunu açıklayan Fridman, bunu takip eden kısıtlı yazışmaların ve Eylül 2024’teki sonuçsuz görüşmenin ardından Mart 2025’te Uluslararası Daimi Hakem Mahkemesine başvurduğunu belirtti.
Dava dosyasına göre uyuşmazlığı inceleyecek tahkim heyetine Kosta Rika’nın eski Dış Ticaret Bakanı Diala Jiménez başkanlık edecek. Heyette ayrıca Sırp hukuk profesörü Vladimir Pavić ve Kanadalı avukat Christopher Thomas yer alıyor.
Tahkim yeri olarak Dubai Uluslararası Finans Merkezi (DIFC) kararlaştırıldı. Fridman başlangıçta Hong Kong’u önermiş, alternatif olarak Dubai’yi kabul edebileceğini bildirmişti.
Hollanda ise Cenevre, Singapur veya Barbados seçenekleri üzerinde durmuştu. Tarafların uzlaşamaması üzerine hakem heyeti uzlaşı adresi olarak DIFC’yi seçti.
Davada Fridman’ı Rus hukuk bürosu Dyakin, Gortsunyan ve Ortakları, Birleşik Krallık merkezli Twenty Essex ve Gherson, Fransız Kiejman & Marembert firmaları ile bağımsız hukukçulardan oluşan bir ekip temsil ediyor.
Hollanda tarafını ise ülkenin Dışişleri Bakanlığı ile yerel hukuk firması De Brauw Blackstone Westbroek savunuyor.
Pen & Paper Hukuk Bürosu Kıdemli Ortağı Anton İmennov, yaptırımların hukuki sonuçlarına ilişkin içtihatların henüz oluşmaması nedeniyle tarafların şansını değerlendirmenin zor olduğunu kaydetti.
İmennov, Fridman’ın uğradığı zararı kanıtlayabilecek güçlü gerekçelere sahip olduğunu, Hollanda’nın ise adımları AB’nin dış politika ve güvenlik ilkeleri çerçevesinde savunacağını ifade etti.
NSP Hukuk Bürosu Ortağı Ilya Raçkov ise Fridman’ın hukuki konumunu güçlü gördüğünü belirtti. Raçkov, işinsanının anlaşma kapsamında yabancı yatırımcı, varlıklarının ise koruma altındaki sermaye yatırımı niteliği taşıdığını vurguladı.
Uzmanlara göre yargılamada ana odak noktalarını yaptırımların hukuka aykırı kamulaştırma sayılıp sayılmayacağı ve Hollanda’nın AB düzeyinde alınan kararlardan sorumluluk derecesi oluşturacak.
Yargılama sürecinin 3,5 ila 5 yıl sürebileceği tahmin ediliyor. BAE’nin Rusya’ya karşı yaptırımlara katılmaması ve Fridman’a kişisel bir kısıtlama getirmemesi sebebiyle DIFC tarafsız bir merkez olarak değerlendiriliyor.
Vedomosti gazetesi, konuyla ilgili olarak Fridman’ın temsilcisine, Hollanda Dışişleri Bakanlığına ve De Brauw Blackstone Westbroek firmasına bilgi talebinde bulundu.
Diplomasi2 hafta önceFT: Çin’e bağımlılığı azaltmanın Batı’ya maliyeti 23 trilyon doları aşabilir
Görüş2 hafta önceNATO 2.9: Atlantik cephesinin çok kutuplu paradoksu
Avrupa2 hafta önceİngiltere çelik üreticisi British Steel’i kamulaştırdı
Ortadoğu2 hafta önceİran Dışişleri: Hakan Fidan’ın karşılaştırması hayret verici ve yanlıştır
Rusya2 hafta önceRus bankalarından Türkiye’deki ödemelere blokaj
Amerika2 hafta önceLindsey Graham’a muhtaç olan sistem
Asya2 hafta önceDeepSeek, önümüzdeki yıl halka arz planlıyor
Asya2 hafta önceÇin küresel kaz ciğeri üretiminin yeni merkezi oldu











