Bizi Takip Edin

Amerika

Trump: İran’ın tüm askeri gücünü tamamen yok ettim

Yayınlanma

ABD Başkanı Trump, Axios medya kuruluşuna verdiği özel mülakatta, dış politikadaki askeri operasyonlardan küresel liderlerle ilişkilerine, yapay zeka yarışından Beyaz Saray’da yürüttüğü yenileme çalışmalarına kadar birçok konuda açıklamalarda bulundu. Görev süresinin ilk dönemine kıyasla çok daha güçlü bir yönetim kurduğunu belirten Trump, İran’a yönelik askeri müdahalenin sonuçlarını ve Çin ile teknoloji rekabetini detaylandırdı.

ABD Başkanı Donald Trump, Axios medya kuruluşuna verdiği özel mülakatta, görevindeki ikinci döneminde gücü nasıl kullandığını, küresel liderlerle ikili ilişkilerini, İran ve Venezuela operasyonlarının arka planını ve yapay zeka alanındaki ulusal güvenlik stratejilerini ayrıntılı şekilde anlattı.

Görev süresinin ilk dönemine kıyasla çok daha güçlü bir yönetim sergilediğini ifade eden Trump, deneyim ile yeteneğin birleşmesinin önemine vurgu yaptı.

Kısa süre önce katıldığı G7 Zirvesi’ndeki baskın konumuna değinen ABD Başkanı Trump, “İlk dönemimiz de iyiydi; en iyi ekonomiye sahiptik, orduyu yeniden inşa ettik ve pek çok güzel işe imza attık. Ancak bu dönemin ilkinden çok daha güçlü olduğunu hissediyorum. Bu durum hem deneyimden hem de sizden önce görev yapan kişinin bir felaket olmasından kaynaklanıyor” dedi.

“Patron benim dedim ve bu bir şakaydı”

G7 Zirvesi’nde diğer liderlerle arasında geçen bir diyaloğa açıklık getiren ABD Başkanı Donald Trump, dünya liderlerinin salonda oturduğu esnada içeri girerek “Patron benim” dediğini doğruladı.

Bu ifadenin küresel ölçekte yankı bulmasına şaşırdığını belirten Trump, şu sözleri kaydetti:

“Aslında sadece şaka yapıyordum. Çok uzun bir masa etrafında sadece yedi lider oturuyordu, masa normalde otuz kişilikti. İçeri girdim, liderlerin hepsine baktım ve ‘Ben patronum, bunu unutmayın’ dedim. Bu tamamen espri amaçlı yapılmış sevimli bir şakaydı. Patron olmaya çalışmıyordum.”

Dünya sahnesindeki liderleri değerlendiren ABD Başkanı Trump, Hindistan Başbakanı Narendra Modi’den övgüyle bahsetti. Hindistan’da geçmişte liderlerin sürekli değiştiğini ancak Modi’nin on iki yılı aşkın süredir görevde kalarak istikrar sağladığını ifade eden Trump, “Modi çok sağlam bir lider. Muazzam bir sakinlikle hareket ediyor ama aslında hiç de sakin biri değil, son derece çetin bir liderdir. Kendisini çok iyi tanıyorum” dedi.

Buna karşılık Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva hakkında olumlu ya da olumsuz bir düşünceye sahip olmadığını belirten Trump, “Açıkçası onun hakkında düşünmüyorum, umrumda bile değil. Ancak çok değişken bir karakter olduğunu söyleyebilirim, yaptığı konuşmada da bu değişken yapıyı gördüm” ifadelerini kullandı.

“Xi Jinping ile çok iyi bir ilişkimiz var”

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’i güçlü ve son derece akıllı bir lider olarak tanımlayan ABD Başkanı Donald Trump, iki ülke arasındaki ilişkilerde sağlanan uzlaşıya dikkat çekti.

Xi Jinping’in fiziki duruşuna ve karizmasına değinen Trump, “Onun hakkında bir film yapacak olsanız Hollywood’da benzerini bulamazsınız. Boyu bir doksanın üzerinde, harika bir duruşu, büyük bir özgüveni var ve son derece zeki” dedi.

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile olan ilişkisine dair somut bir örnek paylaşan ABD Başkanı Trump, şu ifadeleri kullandı:

“Xi Jinping ile çok iyi bir ilişkimiz var. İran konusuna müdahil olmadığı için kendisine dün de teşekkür ettim. İsteseydi etrafını on iki savaş gemisiyle çevrelediği bir petrol tankeri gönderip abluka altındaki bölgeden geçmeye çalışabilirdi. Kendisinden bu sürece karışmamasını rica ettim ve o da harika bir duruş sergileyerek müdahil olmadı. Benim dışımda başka hiç kimsenin ondan böyle bir talepte bulunabileceğini dahi sanmıyorum. Xi Jinping oyun oynamayan, tamamen iş odaklı çalışan güçlü bir liderdir.”

Pakistan’daki yönetim yapısına da değinen ABD Başkanı Trump, Kara Kuvvetleri Komutanı Asım Munir ile başbakan arasındaki uyumdan etkilendiğini dile getirdi.

Trump, “Pakistan’da harika bir komutan olan Munir ve başbakan var. Aralarındaki ilişki mükemmel. Askeri liderin başbakana tam saygı gösterdiğini görmek çok güzel. İran ile yapılan anlaşmada bize çok yardımcı oldular, bölge insanını iyi tanıyorlar” dedi.

“İran’ı askeri olarak tamamen mağlup ettik”

İran ile yaşanan askeri gerilimde ABD gücünün sınırları olup olmadığı yönündeki soruyu yanıtlayan ABD Başkanı Donald Trump, güç kullanımında hiçbir sınır tanımadığını vurguladı.

İran’ın askeri varlığının tamamen ortadan kaldırıldığını savunan Trump, şunları kaydetti:

“İran’ı askeri olarak tamamen mağlup ettik. Pakistan bizden daha fazla ileri gitmememizi rica etti, ben de onları sevdiğim için durdum. Ancak sınır diye bir şey yok. Dünyanın en güçlü ordusuna sahibiz. Bizim uyguladığımız deniz ablukasını başka kim yapabilirdi? Tek bir geminin bile geçmesine izin vermedik. Geçmeye çalışanlar oldu fakat bu girişimleri çok kısa sürdü. Bu baskı, İran’ı masaya oturmaya mecbur bıraktı.”

Yapılan mutabakatın İran için koşulsuz teslimiyet anlamına geldiğini öne süren ABD Başkanı Donald Trump, operasyonun detaylarına ilişkin şu bilgileri paylaştı:

“Şu an hiçbir askeri güçleri kalmadı. Sahip oldukları yüz elli dokuz geminin tamamı denizin dibinde. Hava kuvvetlerini, uçaksavar silahlarını tamamen yok ettim. Uçaklarımız o bölgede hiçbir engelle karşılaşmadan uçuyor, gizlilik sistemlerini bile kapattık çünkü bize karşı koyabilecek hiçbir şeyleri kalmadı. Barack Obama döneminde onların askeri güçlerine, donanmalarına veya hava kuvvetlerine dokunulmamıştı. Üstelik lider kadrolarını da hedef aldım. Kasım Süleymani’yi ve Ayetullah’ı ortadan kaldırdım. Diğer Ayetullah ise ağır yaralandı. Ortada iki yüz uçaklık bir hava kuvveti vardı, şimdi hiçbiri yok. İlk kadro liderlerinin hepsi gitti. Yerlerine gelen ikinci grup çok kötüydü, onları da hallettik. Şimdi karşılaştığımız üçüncü grup ise en zeki olanları ve bana göre bu bir rejim değişikliğidir. Çünkü yönetimdeki insanlar artık tamamen değişti ve öncekilere göre çok daha az radikal durumdalar.”

Askeri müdahalede daha sert olunabileceği yönündeki eleştirilere de yanıt veren ABD Başkanı Trump, “Daha sert olmanın tek yolu iki üç hafta daha bombalamaya devam etmek olurdu. Ancak bunun bize bir faydası olmazdı. Hürmüz Boğazı tamamen kapanır, her yer mayınlarla dolar ve milyarlarca dolarlık gemilerin üzerinden füzeler uçardı. Bomba atmaya devam ettiğiniz sürece o boğaz kapalı kalır. Şu an ise borsamız rekor kırıyor, petrol fiyatları geriliyor ve gemiler güvenle bölgeden ayrılıyor. Bazı katı görüşlü kişilerin daha fazla saldırmamız yönündeki taleplerini dinleseydim dünya genelinde bir ekonomik krize yol açabilirdik” dedi.

“Küba görüşmek için can atıyor”

Venezuela’da gerçekleştirilen askeri operasyonun kırk sekiz dakika gibi kısa bir sürede başarıyla tamamlandığını belirten ABD Başkanı Donald Trump, bu başarının ardından sıranın Küba’ya gelip gelmediği sorusuna şu yanıtı verdi:

“Venezuela’yı yüzde yüz mağlup ettim. Venezuela ve Küba operasyonları arasındaki temel fark, Venezuela’nın petrole sahip olması, Küba’nın ise petrolünün bulunmamasıdır. Ancak Küba çok güzel bir konuma ve kıyı şeridine sahip. Küba operasyonu da Venezuela’ya benzer şekilde yürütülebilir. Venezuela askeri olarak güçlü bir devletti, binlerce askerin bulunduğu kaleye sadece iki yüz bir askerle girdik ve pilotumuz çok cesurdu. İran ise kırk yedi yıldır bu işleri yürütüyor ve basını çok iyi kullanıyor.”

Küba konusunu ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun yakından takip ettiğini belirten Trump, “Marco’nun ailesi Küba kökenli olduğu için bu konuya çok önem veriyor. Küba yönetimi bizimle görüşmek için can atıyor. Küba kökenli Amerikalıların yüzde doksan beşinden destek aldım ve onları çok seviyorum” dedi.

“Yapay zeka tıp alanındaki çözümleri yirmi beş yıl öne çekecek”

Teknoloji ve yapay zeka alanındaki gelişmeleri yakından takip ettiğini belirten ABD Başkanı Donald Trump, yapay zekanın internetten daha büyük bir devrim olduğunu ifade etti. Yapay zekanın doğru kullanılması durumunda insanlığa büyük faydalar sağlayacağını kaydeden Trump, “Bu teknoloji sayesinde tıp alanındaki tedaviler ve buluşlar yirmi beş yıl daha erken gerçekleşecek. Tabii ki kötüye kullanım senaryolarına karşı da son derece dikkatli olmalıyız” dedi.

Yapay zeka şirketi Anthropic ve kurucusu Dario Amodei ile ilgili yaşanan gelişmelere değinen ABD Başkanı Trump, şu açıklamayı yaptı:

“Anthropic firmasının faaliyetlerinden memnun değildik ve kendilerine uyarılarda bulunduk. Taleplerimize çok hızlı ve sorumlu bir şekilde yanıt verdiler. Çünkü bu tür konular çok ciddi hukuki sorumluluklar ve hapis cezaları gerektiriyor. Şirketin kurucusu Dario Amodei ile G7 Zirvesi’nde bir araya geldim, kendisi son derece zeki bir insan. Şu an için ulusal güvenlik açısından bir tehdit oluşturmuyorlar. Esasen firmanın ortaklarından biri, yapılan çalışmalardan duyduğu endişe sebebiyle durumu bize ihbar etti ve süreç tatlıya bağlandı.”

Yapay zeka sektörünün ihtiyaç duyduğu yüksek elektrik enerjisi sorununu çözmek için özgün bir fikir geliştirdiğini belirten Trump, “Yapay zeka merkezleri bu ülkenin ürettiği toplam elektriğin iki katına ihtiyaç duyuyor. Ben de yapay zeka fabrikalarını inşa eden şirketlerin kendi elektrik üretim tesislerini de kurmalarına izin verdim. Böylece eski elektrik şebekemizi yormuyorlar ve ürettikleri fazla elektriği şebekeye ucuz fiyattan geri satıyorlar. Bu sayede yapay zeka yarışında Çin’in çok önündeyiz” dedi.

“Beyaz Saray’ın yenileme masraflarını kendi cebimden karşılıyorum”

Görev süresinin bitimine iki buçuk yıldan fazla zaman olduğunu ve bu süreyi en iyi şekilde değerlendireceğini belirten ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray binasında gerçekleştirdiği restorasyon çalışmalarını anlattı.

Tarihi binanın bakımını bir hobi olarak gördüğünü ifade eden Trump, sözlerini şöyle tamamladı:

“Beyaz Saray’da kırık dökük mermerler, kalitesiz malzemeler vardı. Ben bizzat ilgilenerek buraya çok güzel granit zeminler döşettim. Tüm bu masrafları kendi cebimden ödüyorum, devletten tek bir kuruş talep etmiyorum. Ayrıca Beyaz Saray’a dünyanın en güvenli toplantı salonlarından birini inşa ediyorum. Tamamen kurşun geçirmez camlar ve insansız hava araçlarına karşı korumalı bir çatı yapıyoruz. Çatıda bir insansız hava aracı pisti de yer alacak. Bu projeyi Apple ve Microsoft gibi vatansever şirketlerin ve kendi imkanlarımla finanse ediyorum. Bazı muhalif yargıçlar bu durumdan hoşlanmasa da Washington’ı güvensiz bir yer olmaktan çıkarıp Amerika’nın en güvenli şehirlerinden biri haline getirdik.”

Amerika

Trump yönetimi, “yasadışı göçmenler”e karşı vergi düzenlemesi hazırlığında

Yayınlanma

Trump yönetimi, “yasadışı göçmenler”in ve bazı diğer vatandaş olmayan kişilerin dört önemli federal vergi kredisinin iade edilebilir kısımlarından yararlanmasını engelleyecek yeni kurallar önerdi.

Beyaz Saray, bu adımın vergi mükelleflerine 2,6 milyar dolara kadar tasarruf sağlayabileceğini belirtiyor.

Hazine Bakanlığı ve İç Gelir İdaresi (IRS) tarafından önerilen düzenlemeler, Hazine Bakanlığı’nın basın açıklamasına göre, çocuk vergi kredisi, kazançlı gelir vergi kredisi, evlat edinme vergi kredisi ve Amerikan fırsat vergi kredisinin iade edilebilir kısımlarına uygulanacak.

Basın açıklamasına göre, öneri kapsamında yalnızca ABD vatandaşları, ABD uyruklular ve yasaya göre federal yardımlardan yararlanma hakkı bulunan belirli göçmenler, iade edilebilir ödemeleri almaya hak kazanacak.

Hazine Bakanı Scott Bessent basın açıklamasında şunları söyledi:

“Başkan Trump döneminde, yasadışı göçmenlerin vergi mükelleflerinin parasıyla finanse edilen yardımlardan yararlanma günleri sona erdi. Federal yasa açıktır ve Hazine Bakanlığı bunu uygulamaktadır. Amerikalı vergi mükellefleri, yasalar gereği bu yardımlardan yararlanması yasak olan kişilere ödenen yardımların faturasını ödemek zorunda bırakılmamalıdır.”

Bessent, bu düzenlemelerin “suistimali sona erdireceğini, vergi sisteminin bütünlüğünü koruyacağını ve Amerikalıları öncelikli kılacağını” da sözlerine ekledi.

Yönetmelik, 1996 tarihli Kişisel Sorumluluk ve Çalışma Fırsatı Uzlaşma Yasası’nı iade edilebilir vergi kredilerine uygulamayı amaçlıyor.

Önerilen kurallara göre, şartları karşılamayan göçmenler, ödenmesi gereken federal gelir vergisi tutarını düşürmek için vergi kredisinden yararlanmaya devam edebilecek fakat kalan tutarı nakit iade olarak alamayacak.

Yönetim, tahminlerine göre bu kuralın 2026 yılında 200.000 ila 700.000 vergi mükellefinin bu iadelerden yararlanamaz hale gelmesine yol açacağını ve vergi mükelleflerine tahmini 700 milyon ila 2,6 milyar dolar tasarruf sağlayacağını belirtiyor.

IRS İcra Kurulu Başkanı Frank Bisignano basın açıklamasında şunları söyledi:

“Kazanılmış Gelir Vergisi Kredisi (EITC) gibi iade edilebilir vergi kredileri, düşük ve orta gelirli Amerikan ailelerinin ve çalışanların hayati öneme sahip mali destek almasına yardımcı olmak amacıyla yürürlüğe konmuştur. Bugün önerilen düzenlemeler, federal fonlarla sağlanan yardımların uygun vergi mükelleflerine ayrılmasını garanti altına alıyor ve her bir vergi mükellefi dolarının bütünlüğünü koruyor.”

CNBC’ye göre, öneriye ilişkin 45 günlük bir kamuoyu görüş alma süreci bulunuyor ve yönetmeliğin kesinleşmesi öncesinde 14 Ekim’de bir kamuya açık duruşma düzenlenecek.

Yönetmelik kesinleşirse, bu kurallar nihai yönetmeliğin yayınlandığı tarihte veya bu tarihten sonra sona eren vergi yılları için geçerli olacak.

Okumaya Devam Et

Amerika

Steve Jobs’ı iflastan kurtaran gizli CIA anlaşması gün yüzüne çıktı

Yayınlanma

CIA çalışanlarının 1980’li yılların ortasında Steve Jobs’ın kurduğu NeXT şirketiyle gizli bir sözleşme imzaladığı ortaya çıktı. The Wall Street Journal’ın haberine göre uydu istihbaratı için verilen yıllık 20 bin bilgisayarlık sipariş şirketi iflastan kurtararak Jobs’ın Apple’a dönmesinin önünü açtı.

CIA çalışanlarının 1980’li yılların ortasında Steve Jobs’ın şirketi NeXT ile imzaladığı gizli sözleşmenin, girişimcinin işini iflastan kurtardığı ve nihayetinde Apple’a dönmesini sağladığı ortaya çıktı.

The Wall Street Journal’ın (WSJ) haberine göre istihbarat teşkilatı, uydu istihbaratı amacıyla 20 bin iş istasyonu sipariş ederek şirketin ayakta kalmasını sağladı ve Jobs bu sözleşme sayesinde Apple’ın yönetimini yeniden ele geçirerek şirketi küresel bir başarıya taşıdı.

Gazetenin aktardığı bilgilere göre Joe Romello ve Jeff Harris, CIA bünyesinde uydu istihbaratının geliştirilmesine yönelik yürütülen gizli “Program B” kapsamında görev yapıyordu.

İki görevli, 1985 yılında Apple’dan kovulduktan sonra yeni şirketini kuran Jobs’ın istihbarat camiasına hayati teknolojiler sağlama konusunda yardımcı olabileceğini düşündü.

Bu sürecin sonunda Romello, New York’ta Jobs ile bir araya gelerek adı açıklanmayan bir müşteri için Motorola üretimi daha hızlı bir çip ile Intel üretimi özel bir grafik kartı içeren iki modifikasyona sahip, yılda 20 bin adet NeXT iş istasyonu satın almayı teklif etti.

WSJ’nin haberinde NeXT’in o dönemde acil satışa ihtiyaç duyduğu kaydedildi. Bilgisayarların pahalı olması ve alıcıların büyük bölümü için erişilemez kalması nedeniyle üniversitelere yapılan satışlar beklenen geliri getirmiyordu.

CIA ile yapılan sözleşme neredeyse hiç kimse tarafından bilinmiyordu. NeXT resmi olarak ESL şirketiyle ortaklık yaptığını açıklarken hükümet kanadında bu alım Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) üzerinden kayıtlara geçiriliyordu.

Söz konusu bilgisayarlar işaretsiz kamyonlara yüklenerek modifiye çip ve grafik kartlarının takılması amacıyla CIA’in paravan bir şirketine naklediliyordu.

Buradan Moffett Field askeri üssüne gönderilen cihazlar, C-5 nakliye uçaklarıyla Ulusal Keşif Ofisine (NRO) ulaştırılıyordu.

NRO analistleri, NeXTcube bilgisayarlarını birlik hareketlerini ve füze silosu inşaatlarını takip etmek amacıyla uydu fotoğraflarını taramak için kullandı. Bilgisayarlar aynı zamanda milletvekilleri ve başkan için video ile görsel içeren brifinglerin hazırlanmasına ve iletilmesine de olanak tanıdı.

Romello, NeXT bilgisayarları sayesinde istihbarat verilerinin dünyanın dört bir yanındaki komutanlara aktarılmaya başlandığını ve komutanların bilgileri “neredeyse gerçek zamanlı olarak kendi gözleriyle” yorumlama imkanına kavuştuğunu belirtti.

Romello’ya göre bu durum yeni bilgisayarların “öngörülemeyen en büyük sonucu” oldu ve CIA’in merkezi istihbarat kültürüne meydan okudu.

Apple, 1996 yılında NeXT’i satın aldığını duyurdu ve böylece Jobs kurucuları arasında yer aldığı şirkete geri döndü. Birkaç yıl sonra tüm şirketin kontrolünü yeniden eline alan Jobs’ın NeXT döneminde geliştirilen NEXTSTEP işletim sistemi, Mac’ten iPhone’a kadar uzanan Apple ürünlerinin temelini oluşturdu.

İstihbarat teşkilatlarıyla çalışmanın Jobs’a önemli bir zaman kazandırdığını belirten Dyne Ering, bu sürecin Jobs’a “işini güçlendirmesi ve geliştirmesi; hissedarlara ve piyasaya yalnızca şanslı ve satış yapmayı bilen biri değil, gerçek bir iş lideri olduğunu kanıtlaması için beş yıl daha” verdiğini söyledi.

Ering, NeXT bünyesinde Jobs ile çalışmak amacıyla 1990 yılında istihbarat dünyasından ayrılmıştı.

Ering değerlendirmesinde, “Dolayısıyla Steve’in olgunlaşmasına katkı sunan NRO olmasaydı, şirketi krizden çıkaran bir genel müdür olarak Apple’ın yönetimine geri dönemezdi” ifadelerini kullandı.

Pankreas kanseriyle mücadele eden Jobs, 5 Ekim 2011’de yaşamını yitirdi. Bu tarihte Apple yaklaşık 350 milyar dolarlık marka değeriyle dünyanın en değerli şirketi konumuna yükselmişti.

Apple, Ocak 2022’de ise piyasa değeri 3 trilyon doları aşan dünyadaki ilk şirket oldu.

Fortune dergisi daha önce Steve Jobs’ın işe alımlarda “bira testi” adını verdiği geleneksel olmayan bir karar alma yöntemi uyguladığını yazmıştı.

Jobs, bu yönteme göre test sonrasında adayla birlikte bir şeyler içmek istemiyorsa o kişiyi işe almıyordu.

Okumaya Devam Et

Amerika

Genç Demokratlar hayat pahalılığı gündemiyle Kongre yolunda

Yayınlanma

ABD’de hayat pahalılığı ve konut krizini kampanyalarının merkezine alan genç ve ilerici Demokrat adaylar, ön seçim zaferlerinin ardından Kongre’ye girmeye hazırlanıyor. Kendi kuşaklarının ekonomik sıkıntılarını bizzat yaşayan adaylar, parti yönetiminin ve kıdemli üyelerin geleneksel dengeleriyle erken bir sınav verecek.

ABD’de yeni nesil genç ve ilerici Demokratlar, seçim kampanyalarının merkezine yerleştirdikleri ekonomik meselelerle kurdukları doğrudan ve kişisel bağlarla gelecek yıl Kongre’ye adım atabilir.

Söz konusu adaylar, söz konusu politika başlıklarını partisinin genel gündeminde çok daha etkin bir konuma taşımayı hedefliyor.

Geleceğin milletvekili adayı olan bu gençlerin birçoğu açısından ev sahibi olamamak ve sürekli tırmanan sağlık harcamaları, hem kendi hayatlarını hem de akranlarının yaşam koşullarını doğrudan belirleyen en kritik başlıklar arasında yer alıyor.

Genç Demokratlar, bizzat edindikleri bu tecrübenin, kendi kuşaklarının içinden çıkmakta giderek daha fazla zorlandığı sorunlara yönelik çok daha güçlü bir aciliyet duygusu kazandırdığını savunuyor.

The Hill gazetesine konuşan New York’un 7. Seçim Bölgesi’nden Demokrat Parti adayı olarak yarışan 36 yaşındaki Claire Valdez, kendisinin Milenyum kuşağına mensup olduğunu belirterek şu değerlendirmede bulundu:

“Şu anda ülke genelinde yarışa giren ve seçilen meslektaşlarımın birçoğu da Milenyum kuşağından. Geleceğimizin elimizden alındığını gördük. Gelecekte çocuk sahibi olmayı, ev almayı veya emekli olmayı hayal bile edemiyoruz. Ülkenin dört bir yanındaki gençlerin yaşadığı bu hayal kırıklığı ve hoşnutsuzluğun duyulması gerekiyor; bunun iktidar koridorlarında mutlaka işitilmesi şart.”

Ancak genç adayların seçmenlerden aldığı bu yetki, kıdemin, kurulan ilişkilerin ve kurumsal hafızanın halen büyük ağırlık taşıdığı Kongre gerçeklerine çarpabilir.

Bu tablo, hem göreve yeni başlayacak milletvekilleri hem de Demokrat Parti liderliği için erken bir sınav niteliği taşıyor.

Genç üyeler, politika uzmanlığının ve usul kurallarının belirleyici olduğu bir kurumda yol almayı öğrenmek zorunda kalacak; parti yönetimi ise iz bırakmak isteyen bu yeni kuşağa ne kadar alan ve nüfuz tanıyacağına karar vermek durumunda kalacak.

Demokrat Partili stratejist Antjuan Seawright, konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları kaydetti:

“Genç üyelerin Kongre’ye gelip burayı değiştirmeye çalışacağını, kıdemli üyelerin ise ‘Buraya gelin ama Kongre’nin sizi değiştirmesine izin vermeyin’ bakış açısıyla yaklaşacağını düşünüyorum. Bence perspektif, sabır ve süreç en kritik üç unsur olacak. Bu ortamda, bir yasa tasarısını geçirebilmek için sizinle aynı fikirde olan 217 veya 218 kişiye daha ihtiyaç duyulduğunu öğrenmek zorunda kalacaklar.”

Kuşak değişimi arayışı, son haftalarda genç adayların art arda kazandığı Demokrat Parti ön seçim zaferlerine de yansıdı.

Bu süreçte New York’un 13. Seçim Bölgesi ön seçiminde 32 yaşındaki Darializa Avila Chevalier’nin Temsilciler Meclisi Üyesi Adriano Espaillat’yı mağlup etmesi, 31 yaşındaki Angela Gonzales-Torres’in Kaliforniya’nın 34. Seçim Bölgesi’nde Demokrat adaylığı kazanması ve 29 yaşındaki Melat Kiros’un Colorado’nun 1. Seçim Bölgesi ön seçiminde 15 dönemdir görevde bulunan Temsilciler Meclisi Üyesi Diana DeGette’yi saf dışı bırakması öne çıkan örnekler oldu.

Tıpkı Valdez gibi bu adaylar da Washington’ın hayat pahalılığı sorununu çözmek için çok az adım attığını belirterek bu konuyu kampanyalarının merkezine yerleştirmekten çekinmedi.

Adayların savunduğu temel politikalar arasında evrensel sağlık hizmeti ve çocuk bakımı, işçilere yönelik daha güçlü yasal korumalar, adil ücretler ve genişletilmiş konut yardım kuponları yer alıyor.

Demokratların bu başlıklarda Trump yönetimine karşı ne kadar sert durması gerektiği yönündeki soruya Valdez, “Olabildiğince agresif olmamız gerektiğini düşünüyorum” yanıtını verdi.

Valdez sözlerini şöyle sürdürdü:

“Beyaz Saray, Senato ve Temsilciler Meclisi’nin tamamında çoğunluğa sahip olmasak bile elimizdeki her aracı kullanmalıyız. Seçmenlerimize ve Amerikan halkına mücadele ettiğimizi göstermeliyiz. Böylece birkaç yıl sonra inşallah bir Demokrat başkan seçildiğinde Amerikan hayatını gerçekten dönüştürecek önceliklerimizin birçoğunu hayata geçirebilecek konuma geliriz.”

Bununla birlikte, daha agresif bir yaklaşım sergileme baskısı, yasama süreçlerinde çok daha geniş tecrübeye sahip olan, Cumhuriyetçilerin desteğini almayı hedefleyen ve aşırı partizan bir yoldan kaçınmak için daha ölçülü bir stratejiyi tercih edebilecek olan ılımlı ve kıdemli parti üyeleriyle görüş ayrılıklarına yol açabilir.

Buna rağmen 71 yaşındaki Kaliforniya Temsilciler Meclisi Üyesi Brad Sherman, genç ilerici Demokratların, ılımlıların ve kıdemli üyelerin hayat pahalılığı da dahil olmak üzere pek çok konuda ortak zemin bulmasını beklediğini açıkladı.

Sherman, tüm ilaçların fiyatlarını düzenlemeyi öngören bir yasa tasarısı hazırladığını ve göreve yeni gelecek üyelerin bu tasarıya ortak imza koymasını umduğunu dile getirdi.

Sherman konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı:

“Ben hem ilerici kanadın hem de Yeni Demokratlar grubunun üyesiyim. Yeni Demokratların da ilericilerin de fiyatları düşürmek istediğini biliyorum; bence bütün ülke fiyatları aşağı çekmemizi istiyor. Tükettiğimizden daha fazla petrol ürettiğimiz için Amerikalıların akaryakıta çok daha az ödemesini sağlamak ya da vatandaşlarımızın ilaçlara Avrupalıların ödediği fiyatları ödemesini temin etmek gibi, fiyatları düşürmek için yapabileceğimiz çok şey var.”

Demokratların Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu geri kazanması halinde çok az farkla hareket etmek durumunda kalacağını belirten Sherman, şöyle devam etti:

“Genç üyelerin yapması gereken tek şey, basına kapalı grup toplantılarında tutkulu bir şekilde tartışmayı ve ardından Temsilciler Meclisi Genel Kurulu’na çıkarak tek bir blok halinde oy kullanmayı öğrenmektir.”

Sherman sözlerini şöyle tamamladı:

“Bu, 2024’te çoğunlukta olmadığımız için Demokratların öğrenmek zorunda kalmadığı bir durumdu. Gerçi azınlıkta olsak bile 20 yıl önce gördüğümün çok ötesinde bir sadakat ve tutarlılıkla oy kullandık. Dolayısıyla özel toplantılarda ifade ettiğimiz görüşler farklı olabilir, basına yaptığımız açıklamalar bile çeşitlilik gösterebilir ancak oylarımızın mutlak bir birlik içinde olması gerekir.”

Missouri Temsilciler Meclisi Üyesi 81 yaşındaki Emanuel Cleaver II ise karizmasıyla öne çıkan ve basamakları hızla tırmanarak Demokrat grubun dikkatini çeken yeni üyelerin her zaman bulunacağını belirtti.

Cleaver, Demokratların çoğunluğu yeniden kazanması halinde bu yükselen liderlerin seslerine ve masaya getirdikleri fikirlere kulak vermenin gelecek yıl kritik önem taşıyacağını vurguladı.

Cleaver, “Aramıza yeni isimlerin katılması beni mutlu ediyor. Bazıları muhtemelen beklemek istemeyecek, ilk günden itibaren göreve atılıp liderlik üstlenmek isteyecektir. Onların bu sabırsızlığını büyük bir anlayışla karşılamalı, heveslerini kırmamalıyız” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English