Bizi Takip Edin

Ortadoğu

ABD Dışişleri Bakanlığı Gazze Yardım Vakfına yönelik soruşturma başlattı

Yayınlanma

ABD Dışişleri Bakanlığı Genel Müfettişliği, Gazze’de yardım dağıtmak üzere kurulan ve daha sonra faaliyetleri askıya alınan tartışmalı Gazze Yardım Vakfının 30 milyon dolarlık acil yardımı nasıl harcadığını incelemek üzere geniş kapsamlı bir soruşturma yürütüyor. Washington ve İsrail desteğiyle Birleşmiş Milletler faaliyetlerine alternatif olarak hayata geçirilen vakfın, gıda ve lojistik alımlarında piyasa değerinin çok üzerinde fahiş ödemeler yaptığı iddia ediliyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren denetleme organının, halihazırda operasyonlarına son verilmiş olan “Gazze Yardım Vakfı” (GHF) adlı sivil toplum kuruluşunun milyonlarca dolarlık acil insani yardım bütçesini nasıl kullandığına yönelik kapsamlı bir soruşturma yürüttüğü bildirildi.

Financial Times gazetesinin konuya aşina üç kaynağa dayandırdığı habere göre, Dışişleri Bakanlığı Genel Müfettişliği (OIG) tarafından yürütülen inceleme, bakanlığın geçen haziran ayında Gazze’de insani yardım dağıtmak amacıyla kurulan bu özel kuruluşa tahsis ettiği 30 milyon dolarlık hibe kararına ve bu bütçenin kullanım detaylarına odaklanıyor.

Söz konusu vakıf, Birleşmiş Milletler’in (BM) Gazze’deki insani yardım faaliyetlerini ikame etmek amacıyla geçen yıl Donald Trump yönetimi ve İsrail hükümetinin desteğiyle kurulmuştu. Amerika Birleşik Devletleri (ABD), GHF’yi fonladığını kamuoyuna açıkça beyan eden tek ülke olurken; BM yetkilileri bu yapıyı İsrail’in savaş hedefleri doğrultusunda kullanılan bir “kamufle aracı” olarak nitelendirmiş, uluslararası insani yardım kuruluşları ise vakıfla işbirliği yapmayı reddetmişti.

Kaynaklardan biri, Genel Müfettişliğin “paranın tam olarak neye ve nasıl harcandığını”, bütçenin hangi kalemden çıktığını ve nasıl dağıtıldığını araştırdığını söyledi. Başka bir kaynak ise müfettişlerin, GHF’nin bakanlık fonlarıyla satın aldığı yardım malzemeleri ve lojistik hizmetlerin fiyatlandırma mekanizmasını da mercek altına aldığını aktardı.

Dışişleri Bakanlığı Genel Müfettişliği, yürütülen soruşturmalar hakkında yorum yapmadıklarını, iddiaları doğrulamayacaklarını veya yalanlamayacaklarını belirtirken; şubat ayında bakanlığın “Batı Şeria ve Gazze’ye gıda yardımı sağlama çabalarına” yönelik genel bir denetim süreci başlattıklarını hatırlattı.

Gıda malzemeleri piyasa değerinin üzerinde alındı

GHF’nin operasyonları hakkında bilgi sahibi iki kaynak, Dışişleri Bakanlığı’nın parayı vakfa aktardığını, GHF’nin de bu fonu yükleniciler aracılığıyla gıda ve lojistik satın almak için kullandığını söyledi. Kaynaklardan biri, GHF’nin gıda malzemeleri için ABD’nin daha önce bölgede ödediği meblağların çok daha üzerinde, fahiş ödemeler yaptığını vurguladı.

İsminin açıklanmasını istemeyen bir GHF sözcüsü ise Genel Müfettişlik soruşturmasından haberdar olmadıklarını iddia ederek, gıda malzemelerinin büyük ölçüde yerel piyasadan ve makul fiyatlarla tedarik edildiğini savundu. Buna karşın sözcü, vakfın kendi iç değerlendirmesinde, aktif bir savaş bölgesinde faaliyet göstermenin getirdiği riskler nedeniyle özellikle nakliye maliyetlerinin aşırı yüksek çıktığının tespit edildiğini kabul etti.

Sözcü, nakliye maliyetlerini düşürmek için bir plan hazırladıkları sırada, ABD arabuluculuğunda sağlanan ateşkes nedeniyle İsrail hükümetinin ekim ayında kendilerinden faaliyetlerini askıya almalarını talep ettiğini söyledi. GHF sözcüsü, kuruluşun mali tablolarına ilişkin daha fazla detay vermekten kaçındı.

ABD hükümetinin iç denetim mekanizmaları doğrudan cezai yaptırım uygulama yetkisine sahip değil; ancak federal yasaların ihlal edildiğine dair makul şüphe bulduklarında, ilgili kurumlara yasal işlem başlatılması tavsiyesinde bulunabiliyor veya dosyayı doğrudan ABD Adalet Bakanlığı’na sevk edebiliyor.

Kurulduğu günden beri tartışmaların odağında

Mayıs 2025’te kurulan GHF, şeffaf olmayan kuruluş yapısı, gizemli finansman kaynakları ve yardım noktalarında paralı askerler kullanması nedeniyle faaliyetlerinin ilk gününden itibaren tartışmalara yol açmıştı. İsrail’in Gazze ablukasına ve bunun ağır insani maliyetine yönelik uluslararası kınamaların tırmandığı bir dönemde, vakfın kurucu icra direktörü ve yardımcısı, operasyonlar henüz başlamadan görevlerinden istifa etmişti.

Hamas kontrolündeki bölgenin sağlık yetkilileri, GHF’nin dağıtım merkezlerine ulaşmaya çalışan yaklaşık 1000 Filistinlinin İsrail ateşiyle hayatını kaybettiğini duyurmuştu. İsrail’in GHF dışındaki çoğu uluslararası kuruluşa erişim kısıtlaması getirdiği dönemde, BM kuruluşları ablukadaki bölgede büyük bir kıtlık yaşandığı konusunda uyarılarda bulunmuştu.

Diplomatlar projeyi savunmaya zorlandı

GHF, Trump yönetiminin ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı’nı (USAID) tasfiye ettiği süreçte faaliyete geçmişti. Dışişleri Bakanlığı yetkilileri ve yükleniciler, bu hamlenin yardım dağıtımında tam bir kaosa yol açtığını belirtiyor.

ABD’li bir yetkili, bakanlığın 30 million dolarlık hibeyi insani yardım fonlarından karşıladığını ve yönetimin diğer ülkeleri de bu yapıya para yatırmaya teşvik ettiğini söyledi. Ancak Washington’daki yetkililer, GHF’nin tam olarak nasıl çalıştığını anlamakta bile zorlandıklarını itiraf etti.

Hükümetin, vergilerle finanse edilen gruplara normalde uyguladığı denetim ve diğer yasal düzenlemelerden GHF’yi muaf tuttuğu; buna karşılık bakanlık bütçesini denetleyen Kongre personeline, hangi güvenlik önlemlerinin yürürlükte kaldığı veya paranın nasıl harcanacağı konusunda hiçbir bilgi verilmediği bildirildi.

Temmuz ayında bir grup Demokrat senatör, Dışişleri Bakanı Marco Rubio’ya mektup yazarak, “30 milyon dolarlık ödeneğin yürütülmesinde hangi tedarik mekanizmasının kullanıldığını”, hangi kuralların esnetildiğini ve GHF’nin diğer finansman kaynaklarının neler olduğunu sordu. Senatörler mektupta, “Amerikan mükelleflerinin tek bir doları bile bu şaibeli plana alet edilmemelidir” ifadesini kullandı.

Ekim 2025’te Gazze’deki operasyonlarını tamamen durduran GHF’nin durumu hakkında konuşan ve vakfın aktif olduğu dönemde projeyi savunmak zorunda bırakılan bir ABD’li yetkili, “Finansman her zaman karanlıktaydı. Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu İlişkileri Bürosu’nda büyük soru işaretleri vardı çünkü ortada hiçbir cevap yoktu” dedi. Diplomatların, yarım yamalak ve beceriksizce hazırlanmış bir projenin savunuculuğunu yapmak zorunda kalmaktan büyük rahatsızlık duyduğu aktarıldı.

2025 sonuna gelindiğinde, başlangıçta hem ABD hem de İsviçre’de tescil edilen GHF, parasının bittiğini açıkladı. Vakıf, faaliyet gösterdiği aylar boyunca Gazzelilere 187 milyondan fazla ücretsiz öğün dağıttığını iddia etse de bu rakam bazı İsrailli yetkililer tarafından bile şüpheyle karşılanıyor.

Ortadoğu

Galibaf, ABD ile müzakerelerin şartını açıkladı

Yayınlanma

İran Meclis Başkanı ve Müzakere Heyeti Başkanı Muhammed Bakır Galibaf, ABD ile yürütülen görüşmelerin Tahran’ın kırmızı çizgilerine bağlı olduğunu açıkladı. Cenevre’de başlaması planlanan 60 günlük müzakereler öncesinde konuşan Galibaf, karşı tarafın taahhütlerine uymaması halinde askeri seçeneğin masada olduğunu belirtti.

İran Meclis Başkanı ve Müzakere Heyeti Başkanı Muhammed Bakır Galibaf, bugün yaptığı açıklamada, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile yapılacak görüşmelerin Tahran tarafından belirlenen “kırmızı çizgilerle” şartlandırılmaya devam edeceğini belirtti.

İran resmi haber ajansı IRNA’nın aktardığı açıklamasında Galibaf, “Daha önceki müzakere sürecinde de gösterdiğimiz gibi, belirlenen şartlara ve kırmızı çizgilere bağlı kalma ve İran halkının çıkarlarını güvence altına alma konusunda kararlıyız” ifadesini kullandı.

Düşman unsurların herhangi bir hata yapmaması yönünde uyarıda bulunan başmüzakereci Galibaf, “Eğer düşman sınırları aşmaya çalışırsa, parmaklarımızın tetikte olduğunu kanıtladık ve ona öldürücü darbeyi vurmakta tereddüt etmeyiz” dedi.

“İlk saldıran karanlığa gömülür”

Bu açıklamalar, Galibaf’ın iki gün önce yaptığı ve ABD’lilerin ateşkes arayışında olduğunu belirttiği ifadelerin devamı niteliğini taşıyor.

Önceki açıklamalarında İran’ın gücünün Avrupa ülkelerini yaptırımların kaldırılması konusunda Tahran ile müzakereye zorladığına işaret eden Galibaf, anlaşma maddelerine uyulmaması ihtimaline karşı şu uyarıda bulunmuştu:

“Düşmanın taahhütlerine uymadığı her durumda bizim politikamız ‘ilk saldıran karanlığa gömülür’ şeklinde olacaktır; fakat eğer taahhütlerine bağlı kalırlarsa biz de bağlı kalırız.”

İran’ın sahadaki hazırlık durumuna da değinen Galibaf, “Düşman ihanet etmek isterse biz meydanın adamıyız. Benim gözümde diplomatik mücadele ile askeri mücadele arasındaki mesafe uzak değildir; ellerimiz tetiktedir ve mantıktan anlamayana mantığı güç kullanarak anlatırız” değerlendirmesinde bulundu.

Tahran ve Washington heyetlerinin, nükleer meseleyi ele alacak ve nihai bir anlaşmaya varmayı hedefleyecek 60 günlük müzakere sürecini başlatmak üzere bugün İsviçre’nin Cenevre kentinde, Pakistan’ın ara buluculuğunda bir araya gelmesi planlanıyordu.

İki ülke devlet başkanları tarafından perşembe günü sabaha karşı imzalanan mutabakat zaptının ilk maddesi, Lübnan da dahil olmak üzere tüm cephelerde askeri operasyonların derhal ve kalıcı olarak durdurulmasını, ayrıca Lübnan’ın toprak bütünlüğü ile egemenliğinin güvence altına alınmasını öngörüyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

ABD-İran anlaşması, İsrail’e ve Hürmüz belirsizliklerine rağmen ayakta kalabilir mi?

Yayınlanma

ABD-İran anlaşması ile ilgili verileri değerlendiren analistler, Washington’ın daha fazla taviz vermiş göründüğünü söylüyor; ancak kırılgan anlaşmanın kalıcı barışı garanti etmesini pek olası görmüyor.

ABD ile İran arasındaki anlaşma, küresel ekonomiyi sarsan savaşı ve enerji tedarikindeki aksaklıkları durdurmayı amaçlıyor. Ancak gözlemciler, anlaşmanın kalıcı bir barışı garanti edemeyecek kadar sallantılı bir zemine oturduğu uyarısında bulunuyor.

ABD Başkanı Donald Trump ve İranlı mevkidaşı Mesud Pezeşkiyan, çarşamba günü ABD-İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşı sona erdirmek için uzun süredir beklenen mutabakat zaptını elektronik ortamda imzaladı.

Trump anlaşmayı, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Fransa First Lady’si Brigitte Macron’un da katıldığı Versailles Sarayı’ndaki bir akşam yemeğinde imzaladı.

Önemli arabuluculardan Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, sosyal medyada yaptığı paylaşımda “İslamabad Mutabakat Zaptı”nın derhal yürürlüğe gireceğini ve ilk adım olarak İran’ın Hürmüz Boğazı’nı anında yeniden açacağını, ABD’nin ise “deniz ablukasını derhal kaldıracağını” belirtti.

Ningxia Üniversitesi Çin-Arap Araştırma Enstitüsü Direktörü Niu Xinchun’a göre, 14 maddelik anlaşma yüzeyde Washington’ın Tahran’dan çok daha büyük tavizler verdiği anlamına geliyor.

South China Morning Post’a konuşan Niu, “Şu anda görünen o ki ABD daha fazla taviz verdi; bunun başlıca nedeni Washington’ın kendisini savaştan kurtarmak konusunda daha çaresiz olması,” dedi.

ABD’nin çarşamba günü yayımladığı anlaşma taslağına göre mutabakat, İran açısından en kritik meselelerden bazılarını kapsıyor.

Mutabakata göre nihai bir anlaşma, ABD’nin üzerinde uzlaşılan bir takvim çerçevesinde İran’a yönelik tüm Birleşmiş Milletler yaptırımlarını ve tek taraflı yaptırımları kaldırmasını gerektirecek. Washington, en azından geçici olarak İran’ın petrol ihracatına yönelik kısıtlamaları kaldıracak, İran’ın dondurulan varlıklarını tamamen serbest bırakacak ve 30 gün içinde İran çevresindeki güçlerini çekecek. İran ise Hürmüz Boğazı’nda 60 gün boyunca güvenli ticari geçişi sağlayacak.

ABD, nihai anlaşmanın yürürlüğe girmesinden sonraki 60 gün içinde devreye girecek İran için 300 milyar dolarlık bir yeniden inşa fonu konusunda bölgesel ortaklarla çalışacak. Müzakereler ise karşılıklı rıza ile uzatılabilecek şekilde 60 güne kadar devam edecek.

Buna karşılık Tahran’ın çok az şeyden vazgeçmiş göründüğü belirtiliyor.

Trump, şubat sonunda savaşı başlattığında, bu adımın ana gerekçesi olarak İran’ın nükleer programını göstermişti.

Çarşamba günü yayımlanan ABD metninde, Tahran’ın nükleer silah üretmeyeceğini veya edinmeyeceğini yeniden teyit edeceği belirtildi. Ancak İran’ın nükleer materyallerinden vazgeçmesine veya bunları ülke dışına göndermesine yönelik bir şart yer almadı.

Tahran, 1979 Devrimi’nden bu yana bu tutumunu tutarlı biçimde sürdürdü ve nükleer silah geliştirme niyetini hiçbir zaman açıkça beyan etmedi.

Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına ilişkin olarak mutabakat, İran’ın ticari gemiler için en az 60 gün boyunca geçiş ücretinden muaf güvenli geçiş sağlamasını öngörüyor. Ancak kalıcı bir muafiyetten söz edilmiyor.

Petrol akışlarında olası bir artışın işareti olarak, altı milyon varil ham petrol taşıyan üç Suudi süpertankeri perşembe günü Hürmüz Boğazı’ndan geçti. Bunlar savaşın başlamasından bu yana boğazdan geçen ilk Suudi mülkiyetindeki ham petrol tankerleri oldu. Bloomberg’e göre ayrıca bir Çin yakıt tankeri, Birleşik Arap Emirlikleri’nden bir petrol tankeri ve Katar sıvılaştırılmış doğal gazı taşıyan bir geminin de boğazdan geçtiği tespit edildi.

Pekin’de konuşan Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lin Jian, hem İran’a hem de ABD’ye, gelecekteki müzakerelerde “olumlu sonuçlar” elde etmek için “rasyonellik ve pragmatizmi” koruma çağrısı yaptı.

Fudan Üniversitesi Orta Doğu Araştırmaları Merkezi Direktör Yardımcısı Zhang Chuchu, anlaşmayı önünde “devasa belirsizlikler” bulunan “kaba bir geçici çerçeve” olarak nitelendirdi.

South China Morning Post’a konuşan Zhang, “Orta Doğu’da barış görüşmeleri ve çatışmalar aynı anda yaşanabilir. Bunun sahada nasıl işleyeceğini izlememiz gerekiyor,” diye ekledi.

Çatışmanın sona ermesinin ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasının bölgeye, özellikle de Körfez ülkelerine bir ölçüde istikrar kazandıracağı yönünde yaygın bir umut var. Son aylarda bu ülkelerin enerji gelirleri darbe aldı, ekonomik güvenleri sarsıldı ve altyapıları İran füze saldırılarıyla zarar gördü.

Ancak Çinli gözlemcilere göre asıl sınav, Washington ile Tahran’ın nükleer denetim ve kapsamlı ateşkesin uygulanması gibi kritik ayrıntıları netleştirmek zorunda kalacağı 60 günlük müzakere döneminde verilecek.

Boğazın mart ayından bu yana kapalı olması, petrol, gaz ve gübre gibi hayati malların sevkiyatını aksattı; dünya genelinde fiyatları ve enflasyonu yükseltti.

Hürmüz Boğazı’na ilişkin ifadeler, ABD ve İran tarafından yayımlanan metinlerde de farklılık gösteriyor. İran versiyonunda, güvenli geçiş için “yalnızca 60 gün süreyle ücretsiz” düzenlemeler yapılacağı belirtilirken, ABD metninde “yalnızca” kelimesi yer almadı.

Kritik olarak, Tahran’ın boğaz üzerindeki kontrolünü sürdürüp sürdürmeyeceği meselesi yanıtsız kalıyor.

Zhang, “ABD’nin askeri eylemlerinden önce İran zaten Hürmüz Boğazı’nı kapatmıyordu. Ancak bir çatışma turunun ardından Washington hiçbir şey kazanamadı; üstelik İran’a yönelik bazı ekonomik yaptırımları kaldırma sözü vermek zorunda kaldı,” dedi.

Washington’ın bir tavizi olarak görülebilecek şekilde, vaat edilen yaptırım hafifletmesi 2015 nükleer anlaşmasından daha ileri gidiyor gibi görünüyor. Zira ABD metni, nihai anlaşmanın parçası olarak “üzerinde mutabık kalınan bir takvim” çerçevesinde İran’a karşı “her tür yaptırımın” sona erdirilmesini taahhüt ediyor. Buna BM Güvenlik Konseyi tedbirleri ve Amerika’nın tek taraflı yaptırımları da dahil.

Trump’ın 2018’de çekildiği Obama dönemi Kapsamlı Ortak Eylem Planı ise yalnızca İran’ın nükleer programıyla bağlantılı ikincil yaptırımları kaldırmıştı.

Çarşamba günü Paris’te düzenlenen G7 zirvesi marjında Trump, “ekonomik bir felaketi” önlemek istediğini belirterek mutabakatı savundu.

Trump, 1929 borsa çöküşüne ve Büyük Buhran’a başkanlık eden eski ABD Başkanı Herbert Hoover’a benzetilmek istemediğini söyledi.

“Her zaman benzemek istemediğim kişi oydu,” diyen Trump, “Ekonomik bir felaket görmek istemedim,” ifadelerini kullandı.

Gözlemciler, nihai barış anlaşmasına ulaşmak için iki tarafın önlerindeki belirsizlikleri aşması gerektiği konusunda hemfikir.

Mutabakat, “Lübnan dahil tüm cephelerde askeri operasyonların derhal ve kalıcı olarak sona erdirilmesi” çağrısı yapsa da İsrail’in saldırılarını durduracağına dair hiçbir işaret yok.

ABD ve İran’ın anlaşmayı imzalamasından saatler sonra, perşembe günü İsrail’e ait bir insansız hava aracı Lübnan’ın güneyinde bir aracı hedef aldı. Lübnan Ulusal Haber Ajansı’na göre saldırıda bir kişi hayatını kaybetti, bir kişi de ağır yaralandı.

İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, pazar günü Tahran ve Washington’ın bir anlaşma imzalamasının beklendiği yönündeki haberlerin ardından, İsrail’in Trump’ın ABD-İran ateşkes anlaşmasıyla bağlı olmadığını söyledi.

İran Dışişleri Bakanlığı çarşamba günü, mutabakat zaten imzalandığı için İsviçre’de resmi bir imza töreni yapılmayacağını açıkladı.

Bununla birlikte, ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance ve İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın liderlik edeceği iki müzakere heyeti arasında toplantı planları devam ediyor.

İsviçre Dışişleri Bakanlığı perşembe günü yaptığı açıklamada, anlaşmanın uygulanmasına ilişkin ilk müzakerelerin cuma günü İsviçre’nin Bürgenstock dağ tatil beldesinde yapılmasının beklendiğini duyurdu. Bürgenstock, 2024’te Ukrayna barış zirvesine ev sahipliği yapmıştı.

Trump, Lübnan’daki saldırılar konusunda İsrail’e baskı yapmaya çalıştı ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ülkesinin kuzey komşusuyla ilişkilerde “daha sorumlu olması gerektiğini” söyledi.

Trump salı günü, Hizbullah’a atıfta bulunarak, “İsrail’e, Hizbullah’la Suriye’nin ilgilenmesine izin vermesini önerdim. Çünkü açıkçası, bence onlar bunu daha iyi yapar,” dedi.

Trump, yine salı günü, Netanyahu ile “harika bir ilişki” sürdürdüğünü ekleyerek, “Anlaşmayı imzalamamızdan iki saat önce Lübnan’da, Beyrut’ta bir saldırı olmasından hoşlanmadım,” ifadelerini kullandı.

Zhang’a göre İsrail en büyük bilinmez.

Zhang, “Bu anlaşma yalnızca ABD ve İran açısından somut bir anlam taşıyor gibi görünüyor. Ancak sorun şu ki, Lübnan’a saldıran taraf en başta ABD değildi,” dedi.

“Dolayısıyla bu bir ikilem yaratıyor: İsrail Lübnan’daki eylemlerini sürdürürse, bunun sonraki müzakereleri etkileyen temel değişkenlerden biri haline gelmesi muhtemel” diye ekledi.

Foreign Policy: İran, Vietnam’dan Daha Ağır Bir Yenilgi

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

ABD-İran arasındaki 14 maddelik mutabakat muhtırasının tam metni açıklandı

Yayınlanma

Trump yönetiminin üst düzey yetkilileri, ABD ile İran arasında savaşı sona erdirmeyi ve Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmayı amaçlayan 14 maddelik mutabakatın hükümlerini gazetecilere aktardı. Taraflar, askeri operasyonların derhal ve kalıcı olarak sona erdirilmesini, yaptırımların kaldırılmasına yönelik müzakereleri ve deniz trafiğinin yeniden başlamasını öngören bir çerçeve üzerinde uzlaştı.

Trump yönetiminin üst düzey yetkilileri, ABD ile İran arasında savaşı sona erdirmeyi ve Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmayı amaçlayan anlaşmanın şartlarını çarşamba günü gazetecilerle yaptıkları görüşmede aktardı.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’ın, mutabakat zaptının (MOU) cuma günü İsviçre’de yapılacak resmi imza töreninde ABD’yi temsil etmesi planlanıyor. ABD Başkanı Donald Trump ise çarşamba günü yaptığı açıklamada, bu hafta Avrupa’da G7 Zirvesi için bulunduğunu belirterek törene kendisinin de katılabileceğini söyledi.

Taraflar askeri operasyonları sonlandırmayı taahhüt etti

Mutabakatın ilk maddesine göre ABD ile İran ve mevcut savaştaki müttefikleri, tüm cephelerde, Lübnan dahil olmak üzere, askeri operasyonların derhal ve kalıcı olarak sona erdiğini ilan ediyor. Taraflar bundan sonra birbirlerine karşı savaş ya da askeri operasyon başlatmamayı, güç kullanımı veya güç kullanma tehdidinden kaçınmayı ve Lübnan’ın toprak bütünlüğü ile egemenliğini güvence altına almayı taahhüt ediyor. Nihai anlaşmanın bu hükümleri teyit edeceği belirtiliyor.

İkinci madde kapsamında ABD ve İran, birbirlerinin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı göstermeyi ve birbirlerinin iç işlerine müdahale etmemeyi üstleniyor.

Üçüncü maddeye göre taraflar, karşılıklı mutabakatla uzatılabilecek en fazla 60 günlük süre içinde nihai anlaşmayı müzakere edip sonuçlandırmayı kabul ediyor.

Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiği yeniden başlayacak

Dördüncü madde uyarınca ABD, mutabakatın imzalanmasının hemen ardından İran’a yönelik deniz ablukasını ve tüm engelleri kaldırmaya başlayacak, deniz ablukasını ise 30 gün içinde tamamen sona erdirecek. Bu süreçte gemi trafiği, İran’ın savaş öncesindeki seviyeleri yeniden tesis etmesiyle orantılı biçimde artırılacak. ABD ayrıca nihai anlaşmadan sonraki 30 gün içinde kuvvetlerini İran’ın yakın çevresinden çekmeyi taahhüt ediyor.

Beşinci maddeye göre İran, mutabakatın imzalanmasının ardından Basra Körfezi ile Umman Denizi arasındaki ticari gemi geçişlerinin 60 gün boyunca ücretsiz ve güvenli şekilde yapılması için azami çaba gösterecek. Ticari gemi trafiği derhal başlayacak; teknik ve askeri engellerin kaldırılması ile mayın temizleme çalışmalarının gerekliliği dikkate alınarak 30 gün içinde tam olarak yeniden tesis edilecek.

İran ayrıca Hürmüz Boğazı’nın gelecekteki yönetimi ve denizcilik hizmetlerinin belirlenmesi amacıyla Umman Sultanlığı ve diğer Körfez kıyıdaş devletleriyle, uluslararası hukuk ve kıyı devletlerinin egemen hakları çerçevesinde görüşmeler yürütmeyi kabul ediyor.

300 milyar dolarlık yeniden yapılanma planı

Altıncı madde kapsamında ABD, bölgesel ortaklarıyla birlikte İran’ın yeniden inşası ve ekonomik kalkınması için en az 300 milyar dolarlık nihai bir plan geliştirmeyi taahhüt ediyor. Planın uygulanmasına ilişkin mekanizmanın, nihai anlaşmanın parçası olarak 60 gün içinde sonuçlandırılması öngörülüyor. ABD gerekli lisans, muafiyet ve izinlerin verileceğini belirtiyor.

Yedinci maddeye göre ABD, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Yönetim Kurulu kararları ile tüm birincil ve ikincil ABD yaptırımları dahil olmak üzere İran’a yönelik tüm yaptırımları, üzerinde uzlaşılacak bir takvim çerçevesinde kaldırmayı taahhüt ediyor. Taraflar, yaptırımların kaldırılmasının kritik önemde olduğunu belirterek bu konuyu müzakerelerde öncelikli olarak ele alma niyetlerini ifade ediyor.

Nükleer program mevcut durumda korunacak

Sekizinci madde kapsamında İran, nükleer silah edinmeyeceği veya geliştirmeyeceği yönündeki taahhüdünü yineliyor. Taraflar, zenginleştirilmiş nükleer materyal stoklarının akıbetinin, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı gözetiminde sahada seyreltilmesini asgari yöntem olarak içeren ve karşılıklı olarak belirlenecek bir mekanizma çerçevesinde çözüleceğini kaydediyor.

Aynı maddeye göre taraflar, İran’ın nükleer ihtiyaçlarıyla ilgili zenginleştirme faaliyetleri ve diğer konuları, nihai anlaşmada kararlaştırılacak yasal çerçeve temelinde görüşecek. Taraflar nükleer konuların önemini vurgulayarak bu başlıkları müzakerelerde öncelikli olarak ele alma niyetlerini ifade ediyor.

Dokuzuncu maddeye göre nihai anlaşmaya kadar mevcut durum korunacak. İran nükleer programında mevcut uygulamaları sürdürecek, ABD ise yeni yaptırımlar uygulamayacak ve bölgeye ilave kuvvet konuşlandırmayacak.

Petrol ihracatı ve dondurulmuş varlıklar için düzenleme getirilecek

Onuncu madde uyarınca ABD Hazine Bakanlığı, mutabakatın imzalanmasının hemen ardından ve yaptırımlar kaldırılana kadar İran ham petrolü, petrol ürünleri ve türevlerinin ihracatı için gerekli muafiyetleri sağlayacak. Bu kapsamda bankacılık işlemleri, sigorta ve taşımacılık hizmetleri de yer alıyor.

On birinci maddeye göre ABD, İran’a ait dondurulmuş veya kullanımı kısıtlanmış fon ve varlıkların mutabakatın uygulanmasıyla birlikte kullanılabilir hale getirilmesini taahhüt ediyor. Taraflar bu fonların serbest bırakılmasına ilişkin usulleri müzakerelerde belirleyecek. Fonların, İran Merkez Bankası’nın belirleyeceği nihai yararlanıcılara ödeme yapılabilmesi için tam olarak kullanılabilir olması öngörülüyor.

On ikinci madde kapsamında mutabakatın uygulanmasını ve nihai anlaşmaya uyumu denetlemek için bir yürütme mekanizması kurulacak.

On üçüncü maddeye göre taraflar, birinci, dördüncü, beşinci, onuncu ve on birinci maddelerin uygulanmaya başlamasının ardından, nihai anlaşmanın diğer hükümlerine ilişkin müzakereleri başlatacak.

On dördüncü ve son madde ise nihai anlaşmanın bağlayıcı bir Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararıyla onaylanacağını öngörüyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English