AVRUPA
Merkel’in askeri danışmanı Erich Vad: Alman ordusu perişan halde
Yayınlanma
Yazar
Harici.com.tr
Almanya’nın eski Başbakanı Angela Merkel’in askeri danışmanı olarak görev yapmış olan Tuğgeneral Erich Vad, NachDenkSeiten’e verdiği mülakatta, Avrupa’da izlenen politikanın Ukrayna’daki savaşı tırmandırdığını ve bunun tehlikeli sonuçlara yol açabileceğini belirtti. Vad, ABD ve Rusya’nın savaşı bitirmek istediğini ve bu konuda görüşmeler yürüttüğünü ifade etti. Almanya’daki bazı siyasi ve entelektüel kesimlerin savaş söylemlerini eleştiren Vad, “Savaş, siyasi bir karar gerektirir. Ve bu karar Washington ve Moskova’da alınacak, Avrupa’da veya Almanya’da değil,” dedi.
Eski Almanya Başbakanı Angela Merkel’in askeri danışmanı Erich Vad, NachDenkSeiten portalından gazeteci Marcus Klöckner’e verdiği mülakatta, Avrupa Birliği’nin (AB) izlediği politikaların mevcut durumu nasıl etkilediği ve olası bir savaş senaryosunda Almanya’nın rolü gibi önemli konulara değindi.
Klöckner’in “Medya Ukrayna’daki savaşla ilgili haberlerle dolu. Sıklıkla NATO ve Rusya arasında bir savaşa doğru tırmanıştan bahsediliyor. Birçok kişi ‘Burada neler oluyor?’ diye soruyor. Cevabınız nedir?” sorusuna Erich Vad şu yanıtı verdi:
“Batı’da, Avrupa’da, politikalar Ukrayna’da askeri bir çözümün olmayacağı çıkmaz bir savaşı şiddetlendiriyor ve tırmandırıyor. Bu tehlikeli. Bu, önlemek istediğimiz şeye yol açabilir: Avrupa’da ve Avrupa ile savaş. Öte yandan, görünen o ki ABD ve muhtemelen Rusya da Ukrayna savaşını sona erdirmek istiyor. Bu konudaki açıklamalar net görünüyor. Her iki ülke de ateşkes müzakereleri için arabulucularla çalışıyor. Bu umut veriyor.”
Klöckner’in “Yani ABD ve Rusya savaşın bitmesini istediğini söylerse, bu böyle midir?” sorusu üzerine Vad, “Aynen böyle ve Avrupalılar, aksini iddia eden siyasi söylemlere rağmen bunu etkileyemeyecekler. Temelde durum şu: Avrupa’da ve Ukrayna’da savaş ve barış konusunda gerçekten söz sahibi olanlar yalnızca ABD ve Rusya. Bu, 1945’ten beri, yani 80 yıldır böyle. Putin, bunu 9 Mayıs’ta Kızıl Meydan’da büyük bir askeri geçit töreniyle ifade edecek. Belki Trump bile orada olacak ve İkinci Dünya Savaşı’nın her iki galip gücü, Avrupa’da kimin söz sahibi olduğunu birlikte vurgulayacak,” dedi.
Medyanın ve siyasilerin savaş korkusu yaydığını ve Rusya’nın NATO’ya ve Avrupa’ya olası saldırısından bahsettiğini belirten Klöckner’e cevaben Vad, “Pek çok gözlemci, analist ve uzman, devam eden gelişmeleri kendi beklenen veya istenen durumlarına uyacak şekilde yorumlama hatası yapıyor. Bu, Ukraynalıların bölgesel ve yerel sınırlı başarılı askeri saldırılarının medyada kutlandığı ve sürdürülebilir, hatta genel durumu değiştiren, savaşın kaderini belirleyen ve zafere götüren gelişmeler olarak tasvir edildiği savaşın son iki yılında da böyleydi. Bu arada, askeri durumun Ukrayna için felaket olduğunu sıradan insanlar bile görüyor,” değerlendirmesinde bulundu.
‘Bunlar ‘domino teorileri’, ‘kendini gerçekleştiren kehanetlere’ ve dolayısıyla ölümcül ve yanlış gelişmelere yol açabilir’
Vad, “Şu anda siyasi ve medyatik olarak kullanılan anlatı, Donbass’ı işgal etmekte zorlanan ve yalnızca çok yavaş ilerleyen Rusların, NATO’ya ve Avrupa’ya saldırmak için tüm Ukrayna’yı işgal etme yolunda olduğu yönünde. Bunlar tehlikeli ‘domino teorileri’, ‘kendini gerçekleştiren kehanetlere’ ve dolayısıyla ölümcül ve yanlış gelişmelere yol açabilir. Örneğin, ABD’nin ülkenin büyük ölçüde yıkılmasına ve yaklaşık 3 milyon insanın ölümüne yol açan on yıl süren Vietnam Savaşı, böyle bir domino teorisine dayanmaktadır. Bu tür domino teorileri, Soğuk Savaş sırasında ABD’nin Latin Amerika, Afrika ve Güneydoğu Asya’daki çok sayıda diğer açık ve gizli rejim değişikliği operasyonunu meşrulaştırdı,” diye konuştu.
Ayrıca Vad, “Benzer şekilde, kısa süre önce kamu yayıncılarında dile getirilen, Rusya’nın Belarus ile sonbaharda rutin olarak gerçekleştirdiği Zapad-2025 askeri tatbikatından Baltık ülkelerine saldırılacağı, böylece Avrupa’da geniş çaplı bir savaşın tetikleneceği ve bu nedenle barış içinde geçireceğimiz son yaz olacağı yönündeki korkular için de geçerli,” ifadelerini kullandı.
‘Washington ve Moskova, Riyad veya Cidde’de beni rahatlatan yakın bir ateşkesin siyasi olarak hazırlandığını görüyorum’
Klöckner’in “Çıkarımınız bu mu?” sorusuna Vad, “Elbette neredeyse her şey mümkün ve komşu ülkelerin endişelerini çok ciddiye alıyorum. Ancak aynı zamanda, en iyi kamu yayıncılığı zamanında panik yaratmamaya ve bunu zaten devam eden ateşkes görüşmeleri sırasında yapmamaya dikkat etmelisiniz. Elbette, Rusya’nın askeri tatbikatları, özellikle savaş zamanlarında tırmandırıcı siyasi mesajlar gönderiyor. Bu, NATO’nun Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana en büyük askeri tatbikatı olan ‘Steadfast Defender’da da böyleydi. Orada da -bu sefer Rus- medya propagandacıları bir şekilde yakın bir savaşı körüklemek istedi. Bu, bir anlamda sözde bilgi cephesinin bir parçası, fakat askeri tatbikatlardan otomatik olarak savaşa yol açacakları sonucu çıkarılamaz. Her savaş, ilgili bir siyasi karar gerektirir. Şu anda Washington ve Moskova, Riyad veya Cidde’de büyük bir savaş görmüyorum, aksine beni rahatlatan yakın bir ateşkesin siyasi olarak hazırlandığını görüyorum,” cevabını verdi.
Klöckner’in “Yine de Alman askerleri ‘dünyayı kurtarmalı’ mı? Neden böyle?” sorusuna ise Vad, “Bu çok abartılı bir soru. Sahiden de Almanya’da, kısmen savaşa hazır görünen bir siyasi, entelektüel ve medya zümremiz var, zira bu onları varoluşsal olarak etkilemiyor ve bu tür durumları hiç gerçekçi bir şekilde değerlendiremiyorlar. Erich Maria Remarque bunu bir keresinde çok güzel bir şekilde ifade etmişti: ‘Her insanın savaşa karşı olduğunu sanıyordum, ta ki bazı insanların, özellikle de cepheye gitmek zorunda olmayanların savaştan yana olduğunu öğrenene kadar,'” yanıtını verdi.
‘Almanya’da mevcut siyasi söylemin dışında askeri hazırlık düzeyi oldukça düşük’
Ayrıca Vad, “Almanya’da mevcut siyasi söylemin dışında askeri hazırlık düzeyi oldukça düşük. Özel varlıklara ve silahlanmaya ayrılan fonlara rağmen, Alman ordusunun operasyonel hale gelmesi yıllar alacak. Askeri komiser Eva Högl’ün son raporu, Alman ordusunun gerçekte ne durumda olduğunu bir kez daha gösteriyor. Özellikle savaş retoriğiyle kendilerini süslemek isteyen bazı politikacılar, vicdani retçiydi ve dahası, daha önce politikacı olarak Alman ordusunu kısa kesmek ve küçük tutmak için her şeyi yaptılar. Şimdi beni endişelendiren bir savaş histerisi yayıyorlar. Siyasette ve medyada savaşı körüklerken, buna yetenekleri yoksa bunu ciddiye alamam,” diye ekledi.
Klöckner’in “Almanya’da şu anda devasa bir silahlanma programı başlatılmaya çalışılıyor. Rusya ile bir savaş durumunda ne olurdu? Kitabınızda bir senaryo tanımladınız,” sorusu üzerine Vad, “Ukrayna savaşı tırmanırsa, Avrupa’da savaş yaşarız ve bu şu anlama gelir; savaş kendi ülkemizde olur. Almanya, hem ABD ile hem de ABD olmadan NATO için bir toplanma alanı ve lojistik merkezidir. Almanya’da hala dünya çapında askeri operasyonların yanı sıra askeri ve istihbarat operasyonlarının yürütüldüğü düzinelerce önemli Amerikan askeri tesisi ve karargahı var,” dedi.
Vad, “Sadece coğrafi konumumuz nedeniyle, Almanya’nın yanı sıra Polonya da savaşın ortasında olur. Dolayısıyla savaş, Almanya için rasyonel bir seçenek olamaz. Caydırıcılığa odaklanmalıyız. Bu, hayati çıkarlarımızın bir ifadesi olarak seçeneğimizdir: Avrupa’nın merkezinde bir savaş olmamalı. Eğer bu yaşanırsa, ulusal çıkar konumumuzdan bakıldığında her şeyi yanlış yapmış oluruz,” ifadelerini kullandı.
‘Avrupa’da bir savaş durumunda, ülkemiz 80 yıl önceki İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda olduğu haline döner’
ABD’nin hiçbir zaman ülkesinin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı bir savaş yürütmediğini belirten Vad, “Coğrafi olarak ABD, Avrupa’dan 5 bin kilometreden daha uzakta. Avrupa’da bir Avrupa savaşı veya hatta sınırlı bir nükleer savaş ABD’yi daha fazla etkilemez ve ABD açısından rasyonel, planlanabilir bir seçenek olurdu. Fakat Almanya’nın Amerikalıların görüşüne değil, kendi görüşüne dikkat etmesi gerekiyor. Bizim açımızdan varoluşumuz tehlikede olur. Avrupa’da bir savaş durumunda, ülkemiz 80 yıl önceki İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda olduğu haline döner, hatta daha da kötüsü,” dedi.
Klöckner’in “Sadece o zaman nükleer silahlar gerçekten devrede değildi,” demesi üzerine Vad, “Doğru. 1942’ye kadar Alman ve Amerikan nükleer planları kabaca aynı seviyedeydi. Tanrıya şükür ki, ABD hızla ilerledi, özellikle de Almanlar kendilerini Sovyetler Birliği ile güç tüketen bir imha savaşına soktukları ve öncelikle roketlere ve seyir füzelerine, yani V2 ve V1’e odaklandıkları ve ABD’nin daha sonra Hiroşima ve Nagazaki’ye attığı ve böylece İkinci Dünya Savaşı’nı sona erdirdiği atom bombasına öncelik vermedikleri için,” diye ekledi.
Bu nedenle Alman dış ve güvenlik politikasının en önemli ilkesinin askeri caydırıcılık yoluyla bir savaşı önlemek olması gerektiğini vurgulayan Vad, “Bunun nedeni korku, korkaklık veya pasifizm değil, rasyonel tehlike bilinci ve Avrupa’nın merkezindeki ve Avrupa’da gelecekteki bir savaşının merkezindeki jeopolitik durumumuzun gerçekçi bir değerlendirmesidir,” yorumunu yaptı.
‘Alman ordusu perişan halde’
Buna rağmen, zorunlu askerliğin yeniden getirilmesinin yanı sıra, “savaşa hazırlık” siyasi büyük projesi gündemde.
Vad bu konuda, “Prensip olarak savaşa hazır silahlı kuvvetlere karşı değilim, zira savaşa hazır olmayan bir orduyu kurtarabilirsiniz. Alman ordusuna bakalım: Perişan halde. Bu sadece bir para sorunu değil ve bu olası para yağmuruyla da bugünlerden yarına sona erdiremezsiniz. Küçük bir bitkiyi üzerine 100 litre su dökerek daha güzel hale getiremezsiniz. Silahlı kuvvetlerimizi Soğuk Savaş’ta sahip olduğumuz seviyeye geri getirmemiz yıllar alacak. Yine de, ABD’nin uzun zamandır haklı olarak talep ettiği savunmamız için daha fazlasını yapmamız gerektiği talebine katılıyorum,” şeklinde konuştu.
Klöckner’in gülerek “Şimdi emekli Tuğgenerali duyuyoruz. ‘Savaşa hazır’ terimini çok sorunlu buluyorum. Pozitif yüklü ‘hazır’ kelimesi ve negatif yüklü ‘savaş’ kelimesinden oluşuyor. Toplumumuzda ‘hazır’ olmak arzu edilen bir şey olarak görüyoruz. Ama bir savaş için ‘hazır’ olmak mı? Anayasa tarafından emredilen barış görevini yerine getirmekle ilgili olmamalı mı? Bunun için topa değil, daha çok barış çubuğuna ihtiyacımız var, değil mi?” sorusu üzerine Vad, şöyle devam etti:
‘Harmel Doktrini’ne uygun olarak Avrupa’da yeni bir askeri caydırıcılık tanımına ihtiyacımız var’
“Evet, bu doğru. Almanya’dan çıkan barış politikasının temel emrini kelimesi kelimesine ve ciddiye alıyorum. Siyaset barışa ve uzlaşmaya yönelik olmalı. Yine de ve bu nedenle güçlü bir Alman ordusuna ihtiyaç var. Bence ikisi birbirini hiç dışlamıyor. ‘Savaşmamak için savaşabilmek’, Soğuk Savaş sırasında bir düsturdu. Bu düstur, genç bir subay olarak birkaç yıl görev yaptığım Munster’deki Freiherr-von-Boeselager kışlasının tabelasında yazıyordu. NATO tarihindeki raison d’etre olan ve olmaya devam etmesi gereken Harmel Doktrini’ne uygun olarak Avrupa’da yeni bir askeri caydırıcılık tanımına ihtiyacımız var. Savaş yanlılığı, siyasi anlayışın reddi ve retorik silahlanma çılgınlıkları değil, diyalog, çıkar dengesi, anlayış ve barış politikası ile bağlantılı olarak güçlü, operasyonel silahlı kuvvetlerle askeri caydırıcılık,” dedi.
Vad, “O kadar güçlü olmalıyız ki kimse bize saldırmaya cesaret edemesi ve şu anda öyle değiliz. Bunun üzerinde çalışmalıyız, bu yüzden bunu doğru buluyorum,” ifadelerini kullandı.
Klöckner’in “Yani yine de: Düşman imgesi Rusya mı?” sorusuna Vad, şu yanıtı verdi:
“Hayır. Bu yönelimle kimseye, Rusya’ya bile düşman olarak ihtiyacım yok. Bir düşman imgesi yaratmayı mantıksız buluyorum, tek kelimeyle buna karşıyım. Mesele, kimden gelirse gelsin, bir saldırı durumuna prensip olarak hazırlıklı olmak. Almanya ve Avrupa’da kendimizi daha iyi korumalıyız ve buna askeri caydırıcılık da dahil; ancak bu sadece diyalog, çıkar dengesi, güven oluşturma, silahsızlanma politikası ile bağlantılı olarak.”
Klöckner’in “Çıkar dengesi mi? Güven oluşturma mı? Diyalog politikası mı? Rusya’ya karşı yıllardır pek bir şey görülmüyor, değil mi?” sorusu üzerine Vad, “Bu kısım da bende eksik. Bunun nedenleri arasında Rusya’nın uluslararası hukuka aykırı bir saldırı savaşı başlatmış olması da var. Son üç yıldaki tüm tartışmalarda, Almanya’da yine müzakerelere değil, diyaloğa değil, silah teslimatlarına odaklanıldı, siyasi bir hedef belirlenmedi, bu bileşenler ihmal edildi. ABD şimdi bunu durdurdu. Ruslarla görüşüyorlar, barış hedefiyle ateşkes istiyorlar,” dedi.
Klöckner’in “Doğru hatırlıyorsam, siz de bir barış gösterisine katıldınız, değil mi?” sorusuna Vad, “İki yıl önce Berlin’de Alice Schwarzer ve Sahra Wagenknecht tarafından başlatılan bir gösteriye katıldım ve Brandenburg Kapısı’nda bir konuşma yaptım. Kadın dergisi Emma, Alice Schwarzer’in net, örnek bir duruşu sayesinde, bazı küçük röportajlar dışında, konuşmamı basan tek dergiydi. Bir eski generalin o zamanlar tutumunu ‘kadınlara özel’ bir dergide ifade edebilmesi garip görünüyor ve ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’in Münih Güvenlik Konferansı sırasında haklı olarak eleştirdiği Almanya’daki fikir çeşitliliği hakkında bir şeyler söylüyor,” yanıtını verdi.
‘Barış mitinginden sonra Putin ve Rusya’yı anlayan biri olarak yoğun bir şekilde eleştirildim ve karalandım’
Vad, “Daha geçen hafta Avusturya’da -bazı Alman talk şovlarının aksine- Ukrayna savaşı hakkında dengeli bir televizyon sohbetinde, o zamanki konuşmamın her cümlesini, cümle cümle, bugün tekrar aynı şekilde söyleyeceğimi söyledim. Her ifade doğru ve kanıtlandı. Sadece Emma sayesinde bu doğrulanabilir ve okunabilir. Yine de, ciddi bir gazetede, bu gösteriye katılımımın bir sonucu olarak, bana iyi davranan pek çok insanı, eski meslektaşımı kaybettim ve iddiaya göre ‘itibarımı zedeledim’, diye edildi. Gösteriden sonra Putin ve Rusya’yı anlayan biri olarak yoğun bir şekilde eleştirildim ve karalandım,” dedi.
Klöckner’in “O zamanlar bu konuşmayı yapmak için gösteriye nasıl geldiniz?” sorusu üzerine Vad, “Nedeni şuydu: Söylemek istediğim şeyi başka hiçbir yerde yayımlayamadım. Emma konuşmama izin verdi. Bir Alman kadın dergisinin eski generalin konuşmasına izin vermesinden dolayı bugün hala minnettarım,” diye ekledi.
Alman medyasının neredeyse oybirliğiyle Ukrayna’da hala bir vekalet savaşından bahsetmediğini belirten Klöckner’e Vad, “Büyük bir medyadaki bir makale biliyorum, burada çocuk adıyla anılıyor: Vekalet savaşı. Aksi takdirde: Bir vekalet savaşıyla karşı karşıya olduğumuz inkar ediliyor. Siz bunu nasıl görüyorsunuz? Vekalet savaşı, evet mi hayır mı?” sorusunu ise Vad, şu şekilde yanıtladı:
“Elbette bu bir vekalet savaşı. Bunu iki yıldır söylüyorum, bunun için şiddetle eleştirildim. Artık değil, zira ABD ve Rusya’nın yıpranmış ülkeyi [Ukrayna, ed.n.] siyasi ve iktisadi olarak zaten bölmeye başladığı açıkça ortaya çıktı. Anahtar kelime: Hammadde anlaşması. Elbette Ukraynalıların meşru bir savunma savaşı var, bunun bir geçmişi var, daha önceki bir iç siyasi çatışmadan çıktı ve aynı zamanda ABD ile Rusya arasında bir vekalet savaşının siyasi karakterine sahip. Bunu işitmek kimsenin hoşuna gitmiyor.”
‘Rusların orada Amerikalılardan farklı çıkarları var’
Vad, “Her şeyden önce, belirli bir bölgedeki rekabet nedeniyle ABD ve Rusya arasında bir savaş. Gerçek basit: Rusların orada Amerikalılardan farklı çıkarları var. Devletlerin çıkarlarını stratejik çerçeve koşulları olarak daha fazla dikkate almak benim için önemli: Ruslar için Karadeniz bölgesindeki etkilerini, Kırım üzerindeki kontrolü ve Donbass üzerinden Kırım’a kara bağlantısını kaybetmek düşünülemez, burada çok sayıda etnik Rus yaşıyor veya yaşamış,” dedi.
Vad, “Bu, 1962’deki Küba Füze Krizi’ne benziyor. Kennedy, Sovyetlerin Küba’da askeri olarak yerleşmesine izin veremezdi; Amerikan güvenlik perspektifinden bir ‘olmaz’. Bir nükleer savaş tehlikesi vardı. Amerikalılar, günümüze kadar Amerikan olmayan bir gücün Karayipler’de, Panama’da veya Latin Amerika’da yerleşmesine izin vermiyor. Amerikalı arkadaşlarıma Rusların ikilemini, kendilerini hayal etmeleri gerektiğini açıklayarak anlattım: Meksika, Putin’in Avrasya Ekonomi Birliği’ne üye olmak istiyor, Rus ve Çin askeri üslerini onlarla tartışıyor ve Amerikalıların Ukrayna savaşından önce Karadeniz’de yaptığı gibi sürekli olarak Meksika Körfezi’nde askeri tatbikatlar yapıyor ve Trump’ın jeopolitik renkli ve uluslararası hukuk açısından son derece şüpheli Kanada, Panama veya Grönland ile ilgili gevezeliği, Ukrayna savaşının özünde ne olduğunu açıkça ortaya koyuyor,” ifadesini kullandı
Vad, “Amerikalılar Ukrayna’da çok ileri gittiler. Bu ve Ukrayna’nın NATO üyeliğini zorlama girişimleri stratejik bir hataydı. İşe yaramadı. Şimdi, Afganistan, Suriye, Libya veya Irak’ta olduğu gibi, biz Avrupalıların ödeyeceği bir felaket bırakıyorlar,” diye konuştu.
‘Avrupalılar, istediklerini elde edemedikleri için huysuzlanan ergen çocuklar gibi davranıyorlar’
Klöckner’in “Ve ülkelerdeki insanlar da… Bu noktada ‘Neden’ sorusunu sormak istiyorum. Avrupa neden şimdi bu kadar büyük ölçüde silahlanmak istiyor? Avrupa politikası neden Rusya’ya karşı söylemini bu kadar sertleştiriyor? Neden bu çatışmacı yaklaşım? Sözde ‘tırmanma hakimiyeti’ sonuçta Rusya’da yatıyor. Siz bunu nasıl görüyorsunuz?” sorusu üzerine Vad, “Bu doğru. Ukrayna savaşında tırmanma hakimiyeti Rusya’da idi ve hala orada. Avrupalılar, Amerikan-Rus anlayışı karşısında, istediklerini elde edemedikleri için huysuzlanan ergen çocuklar gibi davranıyorlar. Yetişkinler, şu anda Amerikalılar ve Ruslar ve görünüşe göre savaştan çıkmak istiyorlar. Fakat Avrupalılar mevcut halleriyle hiçbir savaş yürütemedikleri için, duruma biraz rahat bakıyorum,” değerlendirmesini yaptı.
Vad, “Uluslararası güvenlik politikası her zaman tehlikeli olmuştur. ABD ve Rusya’nın birbirine yaklaştığı şu anda da tehlikeler ve riskler devam ediyor,” diyerek sözlerini tamamladı.
İlginizi Çekebilir
-
Politico: İmamoğlu’nun tutuklanmasına rağmen AB, Türkiye’ye para göndermeye devam edecek
-
Rubio: ABD, Karadeniz ateşkesi için Rusya’nın koşullarını inceleyecek
-
Gizli CIA dosyalarında ‘Ahit Sandığı’nın bulunduğu iddia ediliyor
-
Rusya’nın en büyük tarım holdingi Rusagro’nun sahibi gözaltına alındı
-
ABD’de ‘Signalgate’ skandalı büyüyor
-
Avrupa, Ukrayna’ya barış gücü gönderme planından vazgeçebilir
AVRUPA
Güney Avrupa ülkelerinden Leyen’in borçlanma planına itiraz
Yayınlanma
22 saat önce26/03/2025
Yazar
Harici.com.tr
Avrupa Birliği (AB) içerisinde devlet borcu en yüksek ülkelerin başını geçen Fransa, İtalya ve İspanya, Avrupa Komisyonu’nun borçlanma yoluyla silahlanma planına karşı çıkıyor.
Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen, içinde 150 milyar avroluk ucuz kredi ve AB mali kurallarının gevşetilmesinin de bulunduğu savunma paketini geçen haftalarda açıklamıştı.
POLITICO’ya konuşan bir AB yetkilisi, bazı ülkelerin, devlet borcunu çok daha yukarı seviyeye çekecek planının “uygulanabilirliğini, hatta ihtimalini dahi sorguladığını” aktardı.
Avrupa’nın güneyindeki ağır borçlu ülkeler bunun yerine savunma tahvili (Eurobond) olarak adlandırılan ve AB’nin sermaye piyasalarındaki ortak borçlanması yoluyla finanse edilen ve bloğun 27 ülkesi tarafından oybirliğiyle onaylanması gereken hibeler için taleplerini yükseltiyor.
Güneyli olmayan bir AB diplomatı da “savunma tahvillerinin önünü açabilecek bir fiyasko riski olduğunu” söyledi.
Fakat Leyen’in, mali yönden “muhafazakâr” olarak bilinen ve Almanya ile Hollanda’nın başını çektiği kuzey ülkelerinin itirazları nedeniyle bu fikri şimdiye kadar pek zorlamadığı belirtiliyor.
Hollanda Başbakanı Dick Schoof geçen hafta AB liderlerinin bir araya geldiği bir toplantının ardından, “Eurobond yok” demişti.
Üçüncü bir AB diplomatı ise güney ülkelerinin kredileri geri çevirmesinin mali açıdan muhafazakâr ülkeler arasında savunma tahvillerine olan desteği zayıflatacağının sinyalini verdi.
Mali açıdan muhafazakar bloktan gelen diplomat, “Eğer savunmanın ortak borçlanmayı haklı çıkaran varoluşsal bir sorun olduğunu iddia ediyorlarsa, o zaman önce borç almaları gerekir,” dedi.
Özellikle İtalya ve İspanya, AB mali kurallarından muaf tutulabilecek savunma harcamalarının tanımını genişletmek için bastırıyor. Madrid sınır kontrolü, siber güvenlik ve altyapı esnekliğinin de dahil edilmesini önerdi.
Fakat şu ana kadar ne Roma ne de Madrid acil durum maddesine başvurup başvurmayacaklarını teyit etmiş değil.
Bazı AB yetkilileri, Leyen’in haziran ayında yapılacak bir sonraki liderler zirvesi öncesinde savunma tahvilleri konusundaki tutumunu yumuşatması umuduyla oyalandıklarını düşünüyor.
Meloni geçen hafta gazetecilere verdiği demeçte, “[Karar vermek için] daha fazla zamanımız olmalı” dedi ve mekanizmayı harekete geçirmek için önerilen nisan ayının “biraz fazla yakın” olduğunu sözlerine ekledi.
Bu arada iki AB diplomatına göre Fransa bu maddeyi aktif hale getirmeyi planlamadığını belirtti. Borç/GSYİH oranı yüzde 110’un üzerinde olan Paris, piyasaları ürkütmekten ya da kredi notunu tehlikeye atmaktan çekiniyor.
Buna karşılık Almanya’nın 500 milyar avroluk devasa savunma harcamasını finanse etmek için bu maddeyi devreye sokması bekleniyor.
Fakat Danimarka ve Hollanda gibi üç A kredi notuna sahip diğer ülkeler gibi Berlin’in de kendi başına daha ucuza toplayabileceği Komisyon kredilerini kabul etmesi pek olası değil.
Üst düzey bir AB diplomatı, AB’nin 27 ülkesi arasındaki bölünmüşlüğün “piyasa algısı üzerinde olumsuz olabilecek bir fark yarattığını” söyledi.
Kaynak, “Eğer herkes aynı anda [talepte bulunmazsa], ne kadar harcayabileceğinize dair sınırı piyasa belirleyecektir” diye ekledi.
Fakat mali açıdan muhafazakâr devletler bu argümana inanmıyor ve üçüncü AB diplomatı güney devletlerini “siyaset yapmakla” suçluyor.
AVRUPA
Almanya ve Avrupa’da F-35 tartışması büyüyor
Yayınlanma
1 gün önce26/03/2025
Yazar
Harici.com.tr
Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinde ABD’nin F-35 savaş uçağı programından olası bir çekilme tartışması gitgide ısınıyor.
Bunun arka planında jetin sadece ABD hükümetinin onayıyla kullanılabilmesi ve örneğin yedek parça ve yazılımla ilgili engelleyici hükümlerin F-35 ile askeri operasyonlarda ABD’ye bağımlılıktan kurtulmayı imkansız hale getirmesi yatıyor.
Berlin’de, özellikle eski ‘transatlantikçiler’, askeri bağımsızlık elde etmek için F-35 tedarik programından çekilmek için baskı yapıyorlar.
F-35 alım sözleşmesi Alman medyasına sızdırıldı
Geçtiğimiz hafta, Berlin’in Mart 2022’de tedarik etmeye karar verdiği 35 adet F-35 savaş uçağı için satın alma sözleşmesinin bir kopyası Alman Stern dergisine sızdırıldı.
8,3 milyar avroya mal olacak satın alma için çerçeve koşullarının ayrıntıları da böylece ortaya çıktı. Bu alım, katı kurallara tabi olan Yabancı Askeri Satışlar (FMS) sürecinin bir parçası olarak ele alınıyor. F-35 alım sözleşmesi Washington’a “ABD’nin ulusal çıkarlarının gerektirmesi halinde” başka bir bildirimde bulunmaksızın “ifayı tamamen ya da kısmen feshetme ya da askıya alma” yetkisi veriyor.
Bu da ABD’nin teslimat süresini ve teslimat miktarını istediği zaman tek taraflı olarak değiştirebileceği anlamına geliyor. FMS prosedüründe sözleşmeye dayalı cezalar genellikle öngörülmüyor; yasal başvuru yolu hariç tutuluyor.
Bir F-35 savaş uçağı teslim edildikten sonra, üzerinde başka değişiklik yapılmasına izin verilmiyor; yedek parçalar ve düzenli olarak gerekli yazılım güncellemeleri yalnızca ABD’li üretici Lockheed Martin’den temin ediliyor.
Satın alma sözleşmesinde ifadelere göre, “Müşteri, birlik bakım seviyesinin ötesinde onarım ve bakım çalışmaları yapma yetkisine sahip değildir.” Bu da Alman Hava Kuvvetleri’nin F-35’lerinin sadece ABD yönetimi istediği zaman uçacağını şimdiden garanti ediyor.
Yazılım gizliliği: ABD her zaman gözetliyor
Ayrıca F-35’in temel yazılımı da gizli tutuluyor. Bu nedenle jetin dışarıdan etkilenip etkilenemeyeceğini kontrol etmek imkansız fakat birçok kişi bunun mümkün olduğunu varsayıyor.
Operasyon sırasında ve özellikle de herhangi bir görev sırasında üretilen veriler toplanıyor ve daha sonra Amazon Web Services’de saklanıyor, böylece ABD yetkilileri tarafından kolayca erişilebilir hale geliyor.
Son olarak, ABD Dış Yardım Yasası, ABD’nin F-35’in “son kullanımını istediği zaman izlemesine” izin veriyor. Stern dergisine konuşan “iyi bilgilendirilmiş” bir kaynak, “Hedefler, rotalar, dolaylı olarak taktikler… ABD’li teknisyenler her zaman uçaktalar,” iddiasında bulunuyor.
İçeriden ‘istihbarat servisi bilgisi olan’ bir kişi de bunu dergiye açıkça doğrulayarak, “tüm görev planlamasının ABD’de izlendiğini” belirtiyor.
Bir güvenlik riski olarak ABD silahları
Geçen haftadan bu yana Avrupa’da, mümkünse F-35 jetlerinin tedarikinden kaçınılması ya da halihazırda bir sözleşme imzalanmışsa anlaşmadan çekilmesi yönündeki çağrılar giderek artıyor.
Bir yandan Trump yönetiminin Ukrayna’nın ABD uydu verilerini kullanmasını yasaklama kararı, diğer yandan Washington’un Danimarka’ya ait özerk Grönland bölgesini ele geçirme çabalarını sürdürmesi bu durumu tetikledi.
Örneğin Danimarkalı muhafazakâr milletvekili Rasmus Jarlov, X’te yaptığı açıklamada Danimarka’nın hava kuvvetleri için 27 adet F-35 jeti satın alma kararını desteklediği için şimdi pişman olduğunu belirtti.
Jarlov, “ABD’nin Danimarka’dan Grönland’ı talep ettiği ve silahlarımızı devre dışı bırakmakla tehdit ettiği bir durumu hayal edebiliyorum,” dedi.
O zaman Kopenhag artık kendini savunacak durumda olmayacağını, bu nedenle ABD silahlarını satın almanın “alamayacağımız bir güvenlik riski” olacağını savunan Jarlov, Danimarka’nın önümüzdeki yıllarda silahlanmaya büyük miktarlarda yatırım yapacağını ve mümkün olan her yerde Amerikan silahlarından kaçınması gerektiğini savundu.
F-35 programından çıkmayı hedefleyen NATO ülkeleri
Bazı NATO ülkeleri şimdi F-35’ten vazgeçmeyi düşünüyor. Örneğin Kanada, F-35 alımından çekilmeyi planlıyor, fakat önümüzdeki yılın başında teslim edilecek 16 savaş uçağı için şimdiden ödeme yaptı.
Savunma Bakanı Nuno Melo’ya göre, daha önce ABD savaş uçağını satın almayı planlayan Portekiz de fikrini değiştiriyor. Fransız Dassault Aviation şirketi şimdi Portekiz hükümetine Rafale jetleri tedarik etmeyi teklif etti.
Rafale, F-35 gibi beşinci nesil değil dördüncü nesil bir savaş uçağı; fakat daha ucuz ve herhangi bir ABD bileşeni gerektirmiyor, dolayısıyla ABD’den bağımsızlık sunuyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 16 Mart’ta Avrupa ülkelerinin prensip olarak F-35’ten Rafale’e geçmesi gerektiğini savunmuştu; ayrıca yeni Fransız-İtalyan SAMP/T hava savunma sistemi, ABD Patriot hava savunma sisteminin yerine kullanılabilir.
Bir zorluk, Birleşik Krallık, Norveç, Hollanda, Belçika ve İtalya gibi bir dizi Avrupa NATO ülkesinin halihazırda F-35 jetlerine sahip olmasından kaynaklanıyor. Resmi olarak tarafsız olan İsviçre de dahil olmak üzere diğer pek çok ülke uçaklar için bağlayıcı siparişler vermiş durumda.
Almanya’da çatlak sesler artıyor
Almanya’da da çelişkili sesler yükseliyor. Özellikle de eski ‘transatlantikçiler’ F-35 tedarikine mesafeli yaklaşıyor.
Eski Airbus CEO’su ve şu anda etkili düşünce kuruluşu Alman Dış İlişkiler Konseyi (DGAP) Başkanı Thomas Enders geçen hafta “Kimsenin F-35’e ihtiyacı yok” dedi; Enders “bu yeni jeopolitik koşullar altında bunu iptal eden ilk kişi olacağını” da belirtti.
CDU dış politika uzmanı Roderich Kiesewetter de F-35 alım sözleşmesi gibi “ABD ile mevcut sözleşmelerin gözden geçirilmesi” çağrısında bulundu ve “Şimdi alternatifler aramak kesinlikle zorunludur,” dedi.
Savunma Bakanı Boris Pistorius ise F-35 alımına devam edilmesinden yana. Bunun için öne sürdüğü gerekçelerden biri, Alman Hava Kuvvetleri savaş uçaklarının savaş durumunda ABD nükleer bombalarını atabileceği nükleer paylaşım.
Gözlemciler, ABD nükleer bombalarının atılmasının zaten sadece Washington’dan gelen emirle mümkün olduğunu ve bu nedenle F-35’lerin sadece nükleer paylaşım için mevcut oldukları sürece ABD tarafından felç edilip edilemeyeceklerinin önemsiz olduğunu belirtiyor. Fakat nükleer paylaşımın da artık güvenli olmadığı düşünülüyor.
Berlin, F-35 için Washington’a yaklaşık 2,42 milyar dolar aktarmış ve ABD savaş uçaklarının konuşlandırılacağı Büchel Hava Üssünde maliyetli modifikasyonlara başlamıştı.
AVRUPA
Pirelli, Çinli sahibini hisselerini azaltmaya zorluyor
Yayınlanma
1 gün önce26/03/2025
Yazar
Harici.com.tr
Pirelli’nin yönetim kurulu, Trump yönetiminin Pekin’in Amerikan varlıklarının mülkiyeti konusundaki ‘şahin’ tutumunun İtalyan lastik üreticisinin ABD’deki genişlemesini engelleyeceği endişesiyle en büyük yatırımcısı olan Çinli Sinochem’e hisselerini azaltması için baskı yapıyor.
Planlar hakkında bilgi sahibi kişilerin Financial Times’a (FT) aktardığına göre, Pirelli yönetimi çarşamba günü yapılacak bir yönetim kurulu toplantısında Çinli yatırımcıdan yüzde 37’lik hissesini derhal İtalyan hissedar Camfin’in yüzde 26,4’lük hissesinin altına indirmesini talep edecek.
Bu hamle, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin politikalarına uyum sağlayan şirketlerin attığı sert adımları gösteriyor.
Pazartesi günü Koreli otomobil grubu Hyundai, ABD’de büyük yatırımlarını açıklayan en son uluslararası şirket oldu ve Trump’ın yerli üretimi artırmaya çalışırken ticaret politikalarının “çok güçlü bir şekilde işe yaradığının” kanıtı olduğunu söylediği 21 milyar dolarlık bir paketi açıkladı.
Planlar hakkında bilgi sahibi olan kişiler, Pirelli’nin önerdiği seçeneklerden birinin, Sinochem’in hisse geri alımı yoluyla hisselerini yüzde 25’in altına düşürmesi ve bazı hisselerin derhal piyasada yeniden satılması olduğunu söyledi.
Toplantıda Pirelli’nin de başkanı olan Jiao Jian tarafından temsil edilecek olan Sinochem’in öneriyi kabul edip etmeyeceği belli değil. Söz konusu kişiler, tarafların yönetim kurulu toplantısı öncesindeki hazırlık görüşmelerinde bir anlaşmaya varamadıklarını da sözlerine ekledi.
Pirelli’nin ABD’nin Georgia eyaletinde bir fabrikası bulunuyor fakat Kuzey Amerika pazarı için ürettiği lastiklerin çoğunu Meksika ve Güney Amerika’da üretiyor.
Şirket Trump’ın ticaret politikalarına ve ithal otomobillere yönelik yaklaşan gümrük vergisi tehdidine yanıt olarak, küresel gelirlerinin dörtte birini elde ettiği ABD’deki faaliyetlerini genişletmeye çalıştı.
Fakat konu hakkında bilgi sahibi olan kişilere göre lastik üreticisi, ABD’de genişleme planlarıyla ilgili son görüşmelerde dirençle karşılaştı. Bu kişiler, şirketin bu durumun en büyük hissedarının Çin devletine ait bir şirket olmasından kaynaklandığını düşündüğünü de sözlerine ekledi.
Formula 1 araçlarının kullandığı lastikleri tedarik eden Pirelli, lastik sensörleri tarafından toplanan bilgileri araçların sürüş komutlarına bağlayabilen tescilli bir teknolojiye de sahip. Söz konusu teknoloji ABD’de büyük talep görüyor ama Pirelli, Sinochem’in gruptaki hissesi nedeniyle potansiyel olarak kazançlı bir pazardan mahrum kalmaktan korkuyor.
ABD ocak ayında Çin’in otomatik sürüş sistemlerinin yanı sıra Bluetooth, WiFi ve uydu gibi araçlarla etkileşime giren donanım ve yazılımlara yönelik yasağı kesinleştirdi. Daha sonra Sinochem ile birleşen devlete ait ChemChina, ilk olarak 2015 yılında 7,7 milyar dolarlık bir anlaşmayla Pirelli’nin çoğunluk hissesini satın almıştı. İlk anlaşma kapsamında Çinli yatırımcı, İtalyan grubun günlük yönetimine, stratejisine veya atamalarına müdahale etmeyeceğini kabul etmişti.

Politico: İmamoğlu’nun tutuklanmasına rağmen AB, Türkiye’ye para göndermeye devam edecek

Rubio: ABD, Karadeniz ateşkesi için Rusya’nın koşullarını inceleyecek

Sudan’da neler oluyor?

Gizli CIA dosyalarında ‘Ahit Sandığı’nın bulunduğu iddia ediliyor

Rusya’nın en büyük tarım holdingi Rusagro’nun sahibi gözaltına alındı
Çok Okunanlar
-
AVRUPA2 hafta önce
Volkswagen’e ‘sosisli’ müjdesi: Şirketin en popüler ürünü oldu
-
GÖRÜŞ2 hafta önce
Sosyalizmin yeni dünya-sistemindeki yeri – 1
-
RUSYA2 hafta önce
Ukrayna ordusu, Kursk oblastından çekilmeye başladı
-
DİPLOMASİ2 hafta önce
Bloomberg: Erdoğan, Ukrayna’ya barış gücü göndermeyi planlıyor
-
GÖRÜŞ2 hafta önce
Suriye federasyona mı gidiyor?
-
GÖRÜŞ2 hafta önce
Avrupa’nın ABD ile ilişkileri stratejik bağımlılıktan stratejik özerkliğe dönüşüyor
-
ORTADOĞU2 hafta önce
Suriye’deki Alevi katliamlarına dair tanıklıklar
-
DİPLOMASİ1 hafta önce
İngiltere, Ukrayna’ya binlerce asker göndermeye hazırlanıyor