Amerika
Yeni Epstein belgelerinden Trump hakkında bilinmeyenler çıktı

Jeffrey Epstein hakkında yayınlanan yeni belgelerde, bir kadının ABD Başkanı Donald Trump tarafından tecavüze uğradığı ile ilgili ihbarı da yer alıyor.
Adalet Bakanlığı’nın Epstein dosyalarına ilişkin son açıklaması, FBI’ın 2019 yılında Epstein’e yardım etmiş veya onun fuhuş suçlarına karışmış olabilecek ek şüphelileri suçlamak için yaptığı araştırmaya ışık tutuyor.
Salı günü yayınlanan yeni belgelerde, New York savcılarının 2019 yılında sorgulamayı planladığı 10 potansiyel suç ortağı veya şüphelinin isimleri yer alıyor. Bu şüphelilerden üçü şunlar: Epstein’in eski kız arkadaşı Ghislaine Maxwell, Fransız manken avcısı Jean-Luc Brunel ve bir zamanlar Epstein’in müşterisi olan Victoria’s Secret’ın milyarder eski sahibi Leslie Wexner.
Diğer isimler ise herhangi bir açıklama yapılmadan sansürlendi. Epstein Dosyaları Şeffaflık Yasası kapsamında yayınlanan dosyalar, yalnızca belirli isimlerin sansürlenebileceğini, özellikle de Epstein’in kurbanlarının isimlerinin sansürlenebileceğini belirtiyor.
Adalet Bakanlığının, sansürlemeyi haklı göstermek için kullandıkları istisnaları açıklamak için 15 gün süresi var.
Trump, 1993-96 arasında Epstein ile bilinenden daha fazla uçmuş
Yeni yayınlanan yaklaşık 10.000 dosya, Başkan Trump’a birçok atıfta bulunuyor. Bunlar arasında, Trump’ın 1993 ile 1996 yılları arasında Adalet Bakanlığının bildiğinden çok daha fazla uçuşta bulunduğu ortaya çıkan, bir ABD savcı yardımcısının Ocak 2020 tarihli notu da bulunuyor.
Uçuşlardan birinde üç yolcu vardı: Trump, Epstein ve 20 yaşındaki bir kadın; diğer iki uçuşta ise savcı, Trump’ın o sırada Maxwell aleyhine açtıkları ceza davasında potansiyel tanık olabilecek iki kadınla birlikte uçakta olduğunu belirtti.
Trump, Epstein’in suçlarına herhangi bir şekilde karıştığı iddialarını defalarca reddetti. 2024 yılında, sosyal medya platformu Truth Social’da “Epstein’in uçağında veya ‘aptal’ adasında asla bulunmadığını” söylemişti.
Adalet Bakanlığı salı günü yaptığı açıklamada, başkanla ilgili bir dizi belgenin 2020 seçimleri öncesinde Trump aleyhine yapılan “gerçek dışı ve sansasyonel iddialar” olduğunu belirtti.
Adalet Bakanlığının “sansür” sistemine sert eleştiriler
Epstein’in 2007 yılında Güney Florida’da yaptığı anlaşma ile ilgili e-postalar ve yazışmalar da büyük ölçüde sansürlendi. Birkaç istisna dışında, tüm savcıların isimleri karartıldı, bu da onun kovuşturma yapılmaması anlaşmasının nasıl geliştiğini, neden gizli tutulduğunu ve Epstein’in federal dokunulmazlığı nasıl elde ettiğini anlamayı neredeyse imkansız hale getirdi.
O dönemde Epstein, Palm Beach’teki malikanesinde yaklaşık 40 reşit olmayan kıza cinsel saldırıda bulunmakla suçlanıyordu. Daha önce yayınlanan belgeler, Adalet Bakanlığının sadece kurbanların ifadeleri değil, telefon kayıtları, telefon mesajları, tanık ifadeleri ve kızlara yaptığı ödemeleri gösteren banka mevduat kayıtları gibi destekleyici kanıtlara da sahip olduğunu gösteriyor.
Geçmişte yayınlanan üç belge de, yaşlı erkeklerin bazı fotoğrafları da dahil olmak üzere, büyük ölçüde sansürlenmişti. Fakat Esptein’in kurbanlarının çoğunun isimleri sayfalarda, bazen onlarca kez geçiyor, ki bu da kurbanların bakanlığı yasayı ihlal etmekle ve onları sindirmeye çalışmakla suçlamasına neden olduve bazıları ABD Başsavcısı Pam Bondi ve FBI Direktörü Kash Patel’in istifa etmesini talep etti.
FBI ve bakanlığın bu davayla ilgili ihbar hattına bir dizi ihbar da geldi. Bakanlık salı günü, bu ihbarların tamamen sahte olduğunu itiraf etmek zorunda kaldı: Epstein’in eski ABD Olimpik Jimnastik koçu ve tecavüz suçlusu Larry Nassar’a yazdığı gibi görünen bir mektup, internette hızla yayıldı. Adalet Bakanlığı sonunda bu mektubu incelemek zorunda kaldı ve yapılan el yazısı analizinin Epstein’in bu mektubu yazmadığını ortaya çıkardığını açıkladı.
Epstein’in küçük kardeşi: Ağabeyimi Trump’ın onayıyla öldürdüler
Kayıtlar ayrıca, Epstein’in küçük kardeşi Mark Epstein’in 2023 yılında FBI’ya, ağabeyinin “isimleri açıklayacağı” için hapishane hücresinde öldürüldüğünü iddia eden bir rapor sunduğunu da gösteriyor.
Salı günü telefonla ulaşılan Mark Epstein, FBI’ın bu konuyu hiç takip etmediğini söyledi. 71 yaşındaki Epstein, uzun süredir kardeşinin öldürüldüğüne inanıyor ve ihbarında Trump’ın da bu cinayeti “onayladığını” iddia ediyor.
Trump’ın bu olaya karıştığına neden inandığını sorulduğunda, “Soru şu: bunu organize edecek ve Adalet Bakanlığının örtbas etmesini sağlayacak konumda kim olabilir?” diye sordu.
Epstein, seks kaçakçılığı suçlamasıyla New York’ta tutuklandıktan bir ay sonra, 10 Ağustos 2019’da Manhattan’daki hapishane hücresinde asılı bulunmuştı. New York City adli tıp uzmanı, ölümünü intihar olarak değerlendirdi, fakat soruşturma, bulunduğu hapishane hücresinin potansiyel bir suç mahalli olarak hiçbir zaman uygun şekilde incelenmediğini ortaya çıkardı.
Epstein’in hücresindeki video kameraların biri hariç tümü, ölüm anında kayıt yapıyordu ve bu kayıtların bir kısmı kayboldu.
Epstein’in kurbanlarının çoğu onun intihar ettiğine inanmıyor. Birçoğu Miami Herald gazetesine, istismarcıları hakkında kamuoyuna konuşurlarsa hayatlarının tehlikeye girebileceğinden korktuklarını söyledi.
Belgelerde Bannon ve Victoria’s Secret’ın eski sahibi Wexner de var
Çocuklara Karşı Suçlar ve İnsan Ticareti Biriminde görevli bir FBI müfettişi, 9 Temmuz 2019’da Epstein davasındaki üç suç ortağının Florida’da, birinin Boston’da, birinin New York’ta ve birinin Connecticut’ta olduğunu belirtmiş.
Ayrıca, bunlardan birinin Ohio’da yaşayan zengin bir iş adamı olduğunu ve daha sonraki belgelerde Wexner olarak tanımlandığını da kaydetti. Epstein, uzun yıllar boyunca Ohio’dan milyarder Lex Wexner’ın mali işlerini yönetti. 88 yaşındaki Wexner, fuhuş çetesi liderinin suçlarına herhangi bir şekilde karıştığını her zaman reddetti.
Epstein, kurbanlarını bulmak için Victoria’s Secret ile olan ilişkisini kullandı ve çoğuna onları bir sonraki Victoria’s Secret modeli yapabileceğini vaat etti. Dosyalarda, “Jane Doe” (ABD’de kurbanların jenerik ismi) olarak tanımlanan bir kadının Epstein ile yaşadığı bir karşılaşmayı anlatan tarihsiz bir ifade yer alıyor:
“O anda tekrar kapıya koştum ve oradan nasıl çıkabileceğimi buldum. Dışarıdaki bir kız bana nereye gittiğimi sordu ve dikkatli olmamı söyledi. Bay Epstein’in Bill Clinton da dahil olmak üzere birçok güçlü insan tanıdığını ve istediğini yapmazsam bu sektörde hiçbir iş bulamayacağımı söyledi. O kadar korkmuştum ki, oradan çıkmak için sabırsızlanıyordum… Victoria’s Secret iç çamaşırları almak için tüm birikimlerimi harcamıştım, çünkü bunun bir seçme olduğunu sanıyordum, ama bunun yerine fahişelik için bir oyuncu seçimi gibi görünüyordu. Cehennemdeymişim gibi hissettim.”
Adalet Bakanlığının yayınladığı e-postalardan birinde, Cumhuriyetçi siyasi stratejist ve “MAGA” ideoloğu Steve Bannon’a ait bir cep telefonunda bulunan Trump ve Ghislaine Maxwell’in birlikte çekilmiş bir fotoğrafından bahsediliyor. Fotoğrafın kendisi karartılmış ve ne zaman çekildiği belli değil.
ABD elçisi Tom Barrack’ın Jeffrey Epstein ile yazışmaları ortaya çıktı
Tecavüz iddiasını dile getiren kadın polise konuşmuş
Gece boyunca yayınlanan belgeler arasında, isimlerin sansürlendiği garip bir FBI raporu da bulunuyor. Raporda, kurumun bir limuzin şoföründen aldığı ihbar anlatılıyor. Şoför, Trump’ın “Jeffrey” hakkında konuştuğunu duyduğunu ve Trump tarafından tecavüze uğradığını iddia eden bir kadınla da konuştuğunu öne sürüyor.
FBI’ın bu ihbarı soruşturup soruşturmadığı veya ihbarın sahte olduğu gerekçesiyle reddedilip reddedilmediği bilinmiyor, fakat FBI’a ihbarda bulunan kişi, kadını takip etmiş ve kadın ona tecavüzü “polise” bildirdiğini söylemiş.
Belgelerde şu ana kadar Trump’ın herhangi bir suç işlediğini gösteren hiçbir şey yok ve dosyalar onun soruşturma altında olduğunu göstermiyor.
Epstein, 2007 yılında Güney Florida’daki federal savcılarla, iki eyalet fuhuş suçlamasından (biri reşit olmayan birini ilgilendiren) suçunu kabul etmesine ve Palm Beach County Hapishanesinde 13 ay hapis yatmasına izin veren bir anlaşma yapmıştı.
Hapishaneden düzenli olarak çıkmasına izin verilen Epstein, yakınlardaki bir ofiste çalışmaya devam ederek kızları istismar etmeye devam etti.
Bakanlığın, sayısının yaklaşık 1.000 kadın olduğu tahmin ettiği Epstein’in kurbanları, uzun süredir onun güçlü arkadaşları ve suç ortaklarının daha fazla hesap vermesi ve 2007 yılında Epstein’in Güney Florida’da kızlara cinsel istismarda bulunduğu için ağır cezadan kurtulmasını sağlayan anlaşma hakkında onları karanlıkta bırakan departmandan daha fazla şeffaflık talep ediyorlardı.
Clinton, tüm belgelerin yayınlanmasını istedi
Bakanlığın cuma günü ilk olarak yayınladığı dosyalar kurbanları veya dosyaların yayınlanmasını emreden Kongre üyelerini tatmin etmedi, özellikle de yayınlandıktan sonra Adalet Bakanlığı, Trump’ın bir fotoğrafı da dahil olmak üzere bazı dosyaları kaldırdı. Bu fotoğraf ve birkaç diğer fotoğraf daha sonra tekrar çevrimiçi olarak yayınlandı.
Cuma günü yayınlanan dosyalar, eski başkan Bill Clinton’ın çok sayıda fotoğrafını içeriyordu. Bu fotoğrafların çoğu, Clinton ve Epstein’in 2002 yılında Epstein’in uçağıyla Afrika’ya yaptıkları seyahatten alınmıştı.
Pazartesi günü, Clinton’ın sözcüsü Adalet Bakanlığından Clinton’ın adının geçtiği tüm dosyaları yayınlamasını istedi ve şu ana kadar yayınlanan dosyaların “birinin veya bir şeyin korunduğunu” gösterdiğini söyledi.
ABD istediği halde Prens Andrew sorgulanmamış olabilir
Ayrıca Epstein dosyalarının son partisinde yer alan başka bir belgeye göre, Prens Andrew’un Epstein’in kurbanlarından biriyle “cinsel ilişkiye girdiğine” dair kanıtlarla donanmış federal savcılar, İngiliz kraliyet üyesini yemin altında soruşturmacılarla konuşmaya zorlamakla tehdit etti.
Adalet Bakanlığı yetkilileri, Prensin bakanlık soruşturması kapsamında gönüllü olarak soruları yanıtlamayı reddetmesi halinde, 2020 baharında İngiliz yetkililerden onunla “zorunlu bir görüşme” yapmalarını istedi.
Savcılar ayrıca, Andrew’un kurban, Epstein ve Maxwell arasındaki “belirli” etkileşimlerde “mevcut bulunduğu”na dair kanıtların varlığını ve prensin Maxwell’in “Epstein ve diğer erkeklerle cinsel ilişkiye girmek üzere kadınları işe aldığını bildiğine” dair kanıtların varlığını da açıkladı.
Savcılar ayrıca, “Prens Andrew’un Epstein’in kurbanlarından biriyle cinsel ilişkiye girdiğine dair kanıtları” olduğunu da yazdı.
‘Epstein belgeleri’ açıklandı: Prens Andrew, Bill Gates, Bill Clinton, Donald Trump gibi isimler var
Epstein’in İngiltere uçuşları da mercek altında
BBC, Jeffrey Epstein ile bağlantılı yaklaşık 90 uçuşun Birleşik Krallık havaalanlarına iniş ve kalkış yaptığını, bazı uçuşlarda milyarder tarafından istismara uğradıklarını iddia eden İngiliz kadınların da bulunduğunu ortaya çıkarmıştı.
Bunun üzerine BBC, ekim ayında Metropolitan Polisi ile iletişime geçerek Epstein ve suç ortaklarının Birleşik Krallık içinde, çevresinde ve dışında potansiyel insan kaçakçılığına ilişkin kapsamlı bir soruşturma başlatıp başlatmayacaklarını sordu.
ABD Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanan bir belgede, Londra’daki FBI ataşesine, Epstein’in Birleşik Krallık’a yaptığı uçuşlarla ilgili BBC’nin sorularına yönelik “hâlâ devam eden bir soruşturma” olup olmadığını soran bir üst düzey Metropolitan Polis memurunun e-postası yer alıyor.
Bu ayın başlarında yayınlanan bir açıklamada, Metropolitan Polis Teşkilatı, Epstein ve Maxwell’in Birleşik Krallık’taki insan ticareti faaliyetlerine ilişkin “soruşturmanın yeniden açılmasını destekleyecek herhangi bir ek kanıt almadığını” belirtmişti.
Metropolitan Polis Teşkilatı, “ABD’de yayınlanan materyallerden elde edilenler de dahil olmak üzere, yeni ve ilgili bilgiler dikkatimize sunulursa, bunları değerlendireceğiz,” dedi.
Epstein, 2018’deki Putin-Trump görüşmesi öncesi Moskova’ya ulaşmaya çalışmış
Amazon, soruşturmaya yardım etmede yavaş davranmış
2019 yılında Epstein’in hapishanede intihar etmesinden sadece birkaç gün önce, Adalet Bakanlığı, şirketin skandalla gündeme gelen finansçıya yönelik soruşturmayla ilgili belgeleri sunmaması üzerine, bir yargıca Amazon’u mahkemeye itaatsizlikten suçlamasını talep etmekle tehdit etmiş.
Kimliği gizli tutulan bir soruşturmacı, 1 Ağustos’ta şirkete gönderdiği e-postada “Amazon’un ekteki büyük jüri celbine verdiği yanıt birkaç hafta gecikti” diye yazmış:
“FBI, geçtiğimiz haftalarda hukuk departmanınıza birkaç kez e-posta gönderdi ve mesaj bıraktı, fakat yanıt alamadı. Amazon’un uyumsuzluğunu gidermek için lütfen derhal yanıt verin. Aksi takdirde, geçerli yasal sürece uymadığınız için mahkemeye itaatsizlik davası açacağız.”
Adalet Bakanlığının Amazon’dan tam olarak hangi kayıtları istediği belli değil; celpname, son belge grubunda erişilebilir değildi. Fakat Epstein soruşturmasıyla bağlantılı kişilerin e-posta yazışmalarıyla ilgili olduğu görülüyordu.
Bir gün sonra, Amazon’’n mahkeme celbine aceleyle bir yanıt hazırladığı ortaya çıktı, Fakat Adalet Bakanlığı bu yanıtı da son derece yetersiz buldu.
Summers’ı vasiyetine vasi olarak atamış
Bir başka belgeye göre, eski Hazine Bakanı Larry Summers bir noktada Jeffrey Epstein’in vasiyetinde yedek vasi olarak atanmış.
Epstein’in vasiyetinin 2014 versiyonunda, Summers, diğer üç atanmış vasiden herhangi biri “yeterli niteliklere sahip değilse veya görevini yerine getiremezse” ölümünden sonra hüküm giymiş cinsel suçlunun mirasını yönetmek üzere “halef vasi” olarak atanmıştı.
Belgeye göre, vasiyetnamenin tamamlanmasının ardından her vasi 250.000 dolar almaya hak kazanıyordu. Epstein 2019 yılında öldü ve vasiyetnamesinin son versiyonunda Summers vasi olarak belirtilmedi.
Suudi bağlantılı sahte pasaport
En son yayınlanan dosyalarda, Epstein’in “Marius Robert Fortelni” adıyla kayıtlı, Avusturya pasaportu olduğu görülüyor. New York Post, bu ismin bir zamanlar New York’ta yaşamış, daha sonra Florida’nın Palm Beach kentine taşınmış bir emlak geliştiricisine ait olduğunu bildirdi.
Pasaport/belgede kişinin doğum tarihi 30 Temmuz 1954 ve doğum yeri Viyana olarak belirtilmiş. Epstein 1953 yılında ABD’de doğmuştu.
21 Mayıs 1984’te düzenlenen pasaportta ikamet yeri Suudi Arabistan ve uyruğu Avusturya olarak belirtiliyor.
Suudi bağlantısı özellikle önemli, çünkü Afganistan cihadını örgütlemede ve İran-Kontra skandalında adı geçen Adnan Kaşıkçı ve Ghislaine Maxwell’in babası Robert Maxwell, uluslararası finansın karanlık bağlantılarında iş görüyordu.
Epstein’in avukatları, sahte pasaport konusunu yıllar önce ele almıştı. NBC’nin aktardığı 2019 tarihli bir mahkeme dosyasında suçlunun hukuk ekibi, belgenin rutin seyahatler için değil, bir “güvenlik önlemi” olarak tasarlandığını iddia etmişti.
Belgenin, tehlikeli bölgelerde seyahat ederken sadece aşırı durumlarda gösterilmek üzere tasarlandığını ileri süren Epstein’in avukatları, “Pasaport, tehlikeli bölgelere seyahat edilmesi durumunda kişisel korunma amaçlıydı,” diye yazarak, pasaportun yalnızca “şiddet olayları meydana gelmesi durumunda potansiyel kaçıranlara, korsanlara veya teröristlere” gösterileceğini eklemişti.
Bakanlığın yayınladığı fotoğraflarda, pasaportta 1982 ve 1983 yılları arasında Fransa, İspanya ve Birleşik Krallık gibi ülkelerden alınan seyahat damgalarının bulunduğu görülüyor. Belge ayrıca, Viyana’daki Suudi Arabistan konsolosluğunun iki aylık giriş izni veren damgasını da içeriyor.
Amerika
ABD, Venezuela’nın petrol gelirlerinin 13 milyar dolarına “çöktü”

Trump yönetimi bu yıl Venezuela’nın petrol satışlarından 13 milyar dolardan fazla “gelir” elde etti fakat bu paranın akıbeti konusunda neredeyse hiçbir açıklama yapmadı.
Financial Times (FT), nakliye ve veri analizi platformu Kpler tarafından derlenen, ocak ayından bu yana ülkeden yapılan ham petrol sevkiyatlarına ilişkin verileri kullanarak Venezuela’nın muhtemel petrol gelirini hesapladı.
FT, Venezuela’da üretilen ekstra ağır bir ham petrol türü olan Merey ham petrolünün yanı sıra, daha az yaygın iki Venezuela ham petrol türü olan Boscan ve Hamaca’nın fiyatları için fiyatlandırma ajansı Argus Media’nın fiyat tahminlerini kullandı.
Fiyat verileri, Venezuela petrolünün tüm türlerini kapsamıyor ve yalnızca şubat ayından itibaren başlamış.
Ocak ayından bu yana sevk edilen ve doğrudan fiyat tahminleri bulunan varillerin değeri şu anda yaklaşık 11,5 milyar dolara ulaşıyor.
Fakat geçmiş fiyat eğilimlerine göre, fiyatı belirlenmemiş varillerin bu toplam tutarı 13 milyar doların üzerine çıkardığı tahmin ediliyor.
Venezuela hükümeti, ABD tarafından yönetilen petrol satışlarından elde edilen geliri takip etmek için bir web sitesi kurdu, ancak sitede tek bir kayıt bulunuyor: Mart ayında yapılan 300 milyon dolarlık bir transfer.
ABD, ocak ayında Nicolás Maduro’yu kaçırıp Başkan Yardımcısı Delcy Rodríguez’i lider olarak göreve getirdikten sonra, Venezuela’nın petrol ihracatının kontrolünü ele geçirdi ve bazı yaptırımları askıya aldı.
Petrol gelirleri, Venezuela’nın GSYİH’sinin yaklaşık dörtte birini oluşturuyor ve yaptırımların hafifletilmesinin, geçen ay meydana gelen yıkıcı depremlerden önce bile krizde olan ekonomiye önemli bir ivme kazandırması bekleniyordu.
Fakat ABD’nin fonların kontrolünü ele geçirmesinden altı ay sonra, iktisatçılar Venezuela’da bir toparlanma olduğuna dair kanıtların nispeten zayıf olduğunu belirtiyorlar.
Bu da ABD’nin gelirlerin tamamını Caracas’a geri göndermediğinin potansiyel bir işareti olabilir.
Washington, bu parayla ne yaptığı konusunda çelişkili açıklamalar yaptı; kendi rolünü “sakinlik” olarak tanımlayan bir başkanlık kararnamesinden, Başkan Donald Trump’ın ABD’nin Venezuela petrolünden “çok para kazandığını” söylemesine kadar uzanan bir yelpazede.
Her iki partiden ABD’li Kongre üyeleri, paranın nereye gittiğini ve tahsisi sırasında yolsuzluğu önlemek için ne yapıldığını açıklaması için yönetime baskı yapmaya başladı.
Önde gelen Demokrat Kongre üyesi Joaquin Castro, FT’ye yaptığı açıklamada Kongre’nin “karanlıkta bırakıldığını” da söyleyerek, “Trump’ın Venezuela’ya yönelik müdahalesi en başından beri petrol, iktidar ve yolsuzlukla ilgiliydi; milyarlarca dolarlık Venezuela petrol geliri, şeffaflık ya da güvence olmaksızın Trump yönetimi tarafından kontrol ediliyor,” dedi.
Salı günü yapılan bir oturumda, Güney Florida’dan Cumhuriyetçi milletvekili María Elvira Salazar, “paranın nereye gittiğine dair şeffaflığın önemi” nedeniyle bu fonlara ilişkin raporların kamuoyuna açıklanması çağrısında bulundu.
24 Haziran’da meydana gelen iki yıkıcı depremin ardından, Venezuela’nın petrol gelirlerinin akıbeti daha da acil bir mesele haline geldi. BM, yalnızca binalar ve altyapıya verilen zararın maliyetinin 37 milyar dolar olacağını tahmin ediyor.
Obama yönetimi döneminde Beyaz Saray’da Latin Amerika’dan sorumlu eski üst düzey yetkili Benjamin Gedan, Demokratların kasım ayında Kongre’nin bir veya her iki meclisinin kontrolünü ele geçirmeleri halinde petrol fonlarını soruşturabileceklerini söyledi.
Gedan, “Bu gerçekten cazip bir hedef olabilir. Venezuela petrol gelirlerinin dağıtımıyla ilgili çok sayıda mahkeme celbi ve ifade talebi olacağını tahmin edebilirsiniz,” dedi.
Ocak ayındaki baskından kısa bir süre sonra Başkan Trump, gelirlerin kendi kontrolü altında olacağını söyledi. O zamandan beri yönetim, petrol fonlarının nasıl kullanılabileceğine dair bir dizi açıklama yaptı.
Ocak ayında yayınlanan ilk başkanlık kararnamesinde, fonların Venezuela hükümetine ait olacağı ve “emanet ve resmi sıfatla” ABD hükümeti hesaplarında tutulacağı belirtilmişti.
Öte yandan ABD Enerji Bakanlığı, fonların “Amerikan halkının ve Venezuela halkının yararına dağıtılacağını” belirtmişti.
Haziran ayında Trump, ABD’nin Venezuela’daki askeri operasyonun maliyetini petrol yoluyla “28 kat” geri kazandığını söyledi ve ABD’nin “aynı zamanda çok para kazandığını” da ekledi.
Trump, “O savaşı kazanmak 48 dakika sürdü. Milyonlarca varil petrol çıkardık,” demişti.
Nisan ayında, Dışişleri Bakanlığı’nın üst düzey yetkilisi Michael Kozak, yaklaşık 3 milyar dolarlık petrol gelirinin Venezuela’ya gönderildiğini ve KPMG’nin banka hesaplarını denetlediğini söyledi.
Kozak, yönetimin fonlarla ilgili üç aylık raporlar sunacağını belirtti ama Dışişleri Komitesi’ndeki Demokratlar o zamandan beri hiçbir bilgi almadıklarını söylüyor.
ABD’li yetkililer, petrol fonlarının kontrolünün, şu anda kısmen Washington’dan gelen talimatlarla ülkeyi yöneten Rodríguez üzerinde baskı kurmak için kullanıldığını belirtiyor.
Geçen çarşamba günü yapılan bir Kongre oturumunda Kozak, “Bu onların parası ama… bizim iznimizi almaları gerekiyor,” dedi.
Yetkili fonların, devlet memur maaşları ve petrol endüstrisi ekipmanları gibi masrafları karşılamak için kullanıma açıldığını belirtti.
Dışişleri Bakanlığı, bu sistem kapsamında “Venezuela ekonomisine milyarlarca dolar aktarıldığını” belirtti ve “Fonların Venezuela halkının yararına olmasını sağlamak için mali izleme devam ediyor,” denildi.
Ocak ayına kadar ülkenin ABD yaptırımlarını aşmak için uluslararası piyasalarda petrolü önemli bir indirimle satmak zorunda kaldığı göz önüne alındığında, birçok iktisatçı Venezuela’nın bu yıl güçlü bir iktisadi toparlanma yaşayacağını bekliyordu. Hükümet, petrol ve doğalgaz yatırımlarını teşvik etmek amacıyla yeni bir kaynak yasası çıkardı ve üretim bu yıl artış gösterdi.
Fakat Washington’daki Ekonomi ve Politika Araştırmaları Merkezi’nde görev yapan Venezuelalı iktisatçı Francisco Rodríguez, resmi ilk çeyrek büyüme oranının yüzde 2,5 ile son beş yılın en düşük seviyesi olduğunu belirtti.
Rodríguez, “Venezuela, ilk çeyrekte petrol gelirlerinin artmasına rağmen muhtemelen daha hızlı büyümedi, çünkü ABD, artan petrol gelirlerinin tamamını Venezuela hükümetine aktarmadı,” dedi.
Venezuelalı iktisatçı ve eski muhalefet milletvekili José Guerra, petrol gelirlerinin son yıllara kıyasla çok daha yüksek olması gerektiğini söyledi. “Para nerede? Şeffaflık yok ve ABD hükümeti bize bilgi vermiyor,” diye konuştu.
Venezuela üzerine uzmanlaşmış bir danışmanlık şirketi olan Ecoanalítica’nın direktörü Alejandro Grisanti, son iki ayda büyük çaplı dolar girişi olduğuna dair işaretler olduğunu belirtti.
Grisanti, ekonominin yılın dördüncü çeyreğinde hızlanmasını bekliyordu fakat depremin bu süreci muhtemelen gelecek yılın ortasına erteleyeceğini söyledi.
Depremden bu yana Rodríguez, IMF’nin elinde bulunan meblağlar ve bir dava sonuçlanana kadar İngiltere Merkez Bankası’nın muhafazasında bulunan Venezuela’ya ait altın da dahil olmak üzere, ülke dışında tutulan fonlara erişim için lobi faaliyetleri yürütüyor.
ABD, afet yardımı için 386 milyon dolarlık bir yardım paketi ayırdı ve yardım çalışmalarına destek olmak üzere Venezuela’ya yüzlerce asker gönderdi.
Karakas’taki ABD Maslahatgüzarı John Barrett, bu ay yaptığı açıklamada, petrol gelirleri hesaplarından elde edilen paranın da “bu özel yeniden inşa çabası için tahsis edildiğini” belirtti ama miktarı belirtmedi.
ABD’li yetkililer, tahmini petrol gelirleri rakamına madencilik ihracatından elde edilen gelirlerin dahil olmadığını, bu gelirlerin bir kısmının da hükümet tarafından tahsil edildiğini belirtti.
Amerika
ChatGPT, güvenlik testinde kontrolden çıkarak siber saldırı yaptı

Yapay zekâ geliştiricisi OpenAI, gelişmiş modellerine yönelik bir güvenlik testi sırasında otonom bir ajanın kontrol dışına çıktığını ve internete erişerek üçüncü taraf bir şirketin altyapısını hacklediğini duyurdu. Kapalı deney ortamından sıyrılan sistemin açık kaynaklı yapay zekâ platformu Hugging Face’i hedef aldığı belirtilirken, olay siber alanda emsalsiz bir acil durum olarak nitelendirildi.
Yapay zekâ şirketi OpenAI, en gelişmiş modellerine dayanan otonom bir ajanın geçen hafta gerçekleştirilen bir güvenlik denetimi esnasında kontrol dışına çıktığını, internete erişim sağladığını ve üçüncü taraf bir şirketin altyapısına sızdığını açıkladı.
OpenAI tarafından yayımlanan blog yazısında, en gelişmiş modellerinden bazılarının kabiliyetlerinin denetim altındaki bir ortamda test edildiği aktarıldı.
Deneyler esnasında yapay zekâ modeli, kapalı tutulduğu test segmentinin dışına çıkarak küresel ağa erişti ve Hugging Face isimli girişime yönelik bir siber saldırı gerçekleştirdi.
Geliştirici şirket, yaşanan olayı siber alanda emsalsiz bir acil durum olarak tanımladı ve koruma mekanizmalarını güçlendireceğini bildirdi.
Büyük dil modelleri ile açık kaynaklı veri setlerinin barındırılması amacıyla kullanılan Hugging Face platformu, geçen hafta tamamen otonom yapay zekâ ajanları tarafından yürütülen bir siber saldırıya uğradığını duyurmuştu.
Hugging Face kurucu ortağı Clement Delangue, X sosyal medya platformunda yaptığı paylaşımda, saldırının yüksek seviyedeki karmaşıklığı sebebiyle sürecin arkasında önde gelen yapay zekâ laboratuvarlarından birinin yer alabileceğinden şüphelendiklerini belirtti.
Delangue, “Öyle olduğu ortaya çıktı. Tüm bunların yapay zekâ tarafından bağımsız şekilde gerçekleştirildiğine inanmak güç” ifadelerini kullandı.
ABD Ulusal Siber Güvenlik Direktörlüğü Ofisi, CISA Dijital Koruma Dairesi ve ABD Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA), konuya ilişkin henüz açıklama yapmadı.
Gelişmenin ardından Teksas eyaletini temsil eden Demokrat Kongre Üyesi Greg Casar, yapay zekâ faaliyetlerini düzenleyen bir yasal çerçevenin bulunmamasını eleştirdi.
Luta Security Yöneticisi Katie Moussouris ise yapay zekâ kaynaklı bu tür siber saldırıların devam edeceğini değerlendirerek, “Günümüz modelleri kelepçe ve zincirlerden kurtulmayı başaran büyük illüzyonistlere benziyor; becerikliler, ısrarcılar ve her yere sızmayı biliyorlar” açıklamasını yaptı.
Amerika
New Jersey’de yazılım hatası 6 bin yabancıyı seçmen yaptı

New Jersey Motorlu Taşıtlar Dairesinin yazılımındaki hata nedeniyle Haziran 2023 ile Haziran 2024 arasında ABD vatandaşı olmayan 6 binin üzerinde kişi seçmen kütüklerine yanlışlıkla kaydedildi. Eyalet yönetiminin ön incelemelerine göre bu gruptaki kişilerden 400’den azı seçimlerde oy kullandı. Durumu geçen hafta öğrenerek derhal soruşturma başlatan New Jersey Valisi Mikie Sherrill, vatandaş olmayan isimlerin kütüklerden çıkarılması talimatını verdi.
New Jersey Valisi Demokrat Mikie Sherrill, eyaletin Motorlu Taşıtlar Dairesindeki bir yazılım hatası yüzünden Haziran 2023 ile Haziran 2024 arasında ABD vatandaşı olmayan 6 binin üzerinde kişinin yanlışlıkla seçmen olarak kaydedildiğini duyurdu.
Eyalet yetkililerinin yaptığı ilk analizlere göre bu grupta yer alan kişilerden 400’den azı sandık başına giderek oy kullandı.
Söz konusu hatanın meydana geldiği dönemde valilik görevinde bulunmayan Sherrill, konunun geçen hafta kendisine bildirilmesinin ardından derhal bir inceleme başlattığını söyledi.
Vali Sherrill, seçmen kütüklerine eklenen ve ABD vatandaşı olmayan tüm kişilerin listeden çıkarılması yönünde talimat verdiğini açıkladı.
Vali Sherrill, ehliyet ve diğer resmi eyalet kimlik başvurularında kullanılan Motorlu Taşıtlar Sistemi formlarında ciddi bir yazılım hatasının yaşandığını aktardı. Formları dolduran 6 bin 600 kişinin ABD vatandaşı olmadıklarını beyan ettiklerini belirten Sherrill, kendi kusurları olmaksızın sistemin bu kişileri otomatik olarak seçmen kaydına geçirdiğini ifade etti.
Sosyal medya platformu X üzerinden bir açıklama paylaşan Sherrill, duruma tepki gösterdi:
“Buna izin veren sorumsuz başarısızlıklardan ve o dönemde yetkili olanların sergilediği şeffaflık eksikliğinden dehşete düştüm.”
Açıklamasına devam eden Sherrill, şunları kaydetti:
“Bu başarısızlık benim görev dönemimde gerçekleşmedi ancak sorumluluk şimdi başlıyor. Gelecekte benzer bir durumun yaşanmasını önlemek ve sorumluların hesap vermesini sağlamak için harekete geçiyorum.”
Bu gelişme, ABD Başkanı Donald Trump ve yönetiminin ara seçimler öncesinde ABD seçim sistemindeki zayıflıklara ilişkin uarılarını yeniden tırmandırdığı bir dönemde yaşandı.
Başkan Trump, geçen hafta yaptığı bir konuşmada, eski Başkan Joe Biden’a karşı kaybettiği 2020 başkanlık seçimlerinde yaygın usulsüzlük yapıldığına dair kanıtlanmamış iddialarını yineledi.
Demokratlar ise Trump yönetimini, kasım ayındaki seçimlerde Demokratların elde edeceği kazanımları hedef almak amacıyla seçim sistemine güvensizlik aşılamaya çalışmakla suçluyor.
Seçim güvenliğini koruma vurgusu yapan Sherrill, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Trump Yönetimi siyasi çıkar sağlamak amacıyla seçimleri silah olarak kullanmaya çalışırken, ben seçimlerimizi korumamızı sağlıyorum.”
Trump’ın dürüstlük söylemini eleştiren Sherrill, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Açık konuşayım: Donald Trump’ın seçim dürüstlüğü konusunda hiçbir inandırıcılığı yoktur. On yılı aşkın süredir meşru seçim sonuçları hakkında yalanlar yayarak, serbest ve adil bir seçimi tersine çevirmeye çalışarak, seçmenlerin iradesini kabul edemediğinde Kongre binamıza yapılan saldırıyı teşvik ederek ve federal düzeyde seçim güvenliğinin finansmanını keserek Amerikalıların seçimlerimize olan inancını sarsmaya çalıştı.”
Beyaz Saray Sözcüsü Abigail Jackson ise The Hill gazetesine yaptığı açıklamada, New Jersey’deki bu kayıt hatasının, ABD Kongresinin Amerikalı Seçmenlerin Uygunluğunu Koruma Yasası’nı (SAVE America Act) kabul etmesinin mutlak bir zorunluluk olduğunu ortaya koyduğunu savundu.
Oy kullanma sürecine ülke genelinde yeni kimlik doğrulama şartları getirecek olan bu yasal düzenleme, Trump tarafından kendisinin en öncelikli yasama hedefi olarak tanımlanıyor.
Jackson açıklamasında, “Amerikalı seçmenler seçimlerimizin emniyetli ve güvenli olduğuna inanmayı hak ediyor; Başkan Trump bunu sağlamak için mücadelesini asla bırakmayacak ve tüm yurtsever Amerikalılar onun bu çabasına katılmalıdır” değerlendirmesinde bulundu.
Görüş2 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Diplomasi2 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Amerika2 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Asya2 hafta önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Diplomasi1 hafta önceFT: Çin’e bağımlılığı azaltmanın Batı’ya maliyeti 23 trilyon doları aşabilir
Diplomasi2 hafta önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti
Görüş2 hafta önceTahran’da iki kritik isimle konuştum: İran kendisini nasıl görüyor?
Diplomasi2 hafta önceAnkara’daki NATO zirvesinde hangi silah anlaşmaları yapıldı?









