Avrupa
AfD, AB ve NATO’yu ne yapacak?

Geçen ay, Almanya için Alternatif’in (AfD) 2014 Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleri için hazırladığı taslak manifesto basına sızmıştı. Manifestoda dikkat çeken unsurlardan biri de partinin ‘AB’nin kontrollü dağılmasını [Auflösung]’ savunmasıydı. AB’yi ‘son derece antidemokratik’ bulan ve AP’nin meşruiyetini tartışmaya açan AfD, yine de güçlü bir ‘avroseptik’ listeyle 2024’e hazırlanıyor.
Ne var ki, geçen haftasonu toplanan AfD kongresinin ilk bölümünde, manifestoda yer alan kontrollü dağılma terimi, parti liderleri Tino Chrupalla ve Alice Weidel tarafından ‘editoryal bir dikkatsizlik’ olarak nitelendirildi ve kongrenin bu haftasonu yapılacak ikinci bölümünde çıkarılacağı söylendi.
Bu sözler ortalığı karıştırdı. Partinin Thüringen şefi ve ‘radikal’ kanada mensup olduğu ileri sürülen Björn Höcke, ifadenin metinde kalmasını istiyor ve bu konuda kürsüde kendisine söz verilmezse ‘isyan’ tehdidinde bulunuyor. AP listesinde dördüncü sırada yer alan ve partinin ‘ılımlı’ kanadına mensup olduğu iddia edilen Christine Anderson da Almanya’nın AB’den derhal ayrılması çağrısında bulunmaya devam ediyor.
AB yerine ulus-devlet federasyonu
Chrupalla geçen ay verdiği bir demeçte, “Ulus-devletlerin potansiyelini kullanabilmek ve doğuya giden köprüyü yeniden inşa edebilmek için Avrupa’nın yeniden yapılandırılmasını talep ediyoruz,” demişti.
Avrupa Birliği’nin ‘ulus-devletin yerini alamadan ulusal yetkileri gasp ettiğini’ ve Avrupa Komisyonu’nun ‘meşruiyetten yoksun’ olması nedeniyle ‘yeterince demokratik’ olmadığını savunan Chrupalla ayrıca AB’nin Rusya’ya yönelik yaptırımlarını AB’nin ‘gayrimeşruluğunun’ başlıca örneği olarak gösterdi ve bunların ‘vatandaşların çıkarına olmadığını’ ve artan enflasyon ve durgunluğa yol açtığını söylemişti.
Eş Başkan, AfD’nin AB yerine ‘yeni bir Avrupa ekonomik ve çıkar temelli topluluğu, bir Avrupa ulusları ligi’ önerdiğini aktarmıştı.
AfD’nin ‘Staatsvolk’ arayışı
AfD, manifestosunda ‘federal bir Avrupa’ fikrini açıkça reddediyor. AfD’nin taslak metninde, “Böyle bir oluşum, başarılı devletler için gerekli ön koşullar olan ne bir Staatsvolk’a ne de gerekli asgari kültürel kimliğe sahiptir,” deniyor.
Staatsvolk’taki vurgu bize ait. Bire bir çeviride ‘devletin halkı’ diyebileceğimiz bu kavram, hem egemen bir devletin tüm ulusal anasırını kapsıyor, hem de daha ‘etnomilliyetçi’ diyebiliceğimiz, egemen bir devletteki baskın ulusal unsuru öne çıkarıp diğer azınlıkları dışarıda bırakan başka bir anlama sahip. İlk anlam, etnik kökenine bakmaksızın bir ülke topraklarında yaşayan tüm vatandaşlara işaret ediyor; diğer ise dışlayıcı bir etnomilliyetçiliğe.
Almanya’da birçok sözcüğün anlamının Nasyonal Sosyalist iktidar ile birlikte dönüşüme uğradığını hatırlatmak gerekiyor. ‘Volk’ bunların başında gelir. Türkçeye ‘halk’ diye rahatça çevirebileceğimiz bu sözcük, nazi sözlüğünde kan ve toprak ile bağlı Alman ulusuna işaret eder hale gelmişti örneğin.
AfD içinde de Staatsvolk’ün her iki anlamını da savunabilecek kişiler olduğu açık. AfD’nin manifestodaki argümanları güçlü bir şekilde ‘ulus’, ‘egemenlik’ ve ‘kimlik’ gibi kavramlar etrafında dönüyor. Sadece ‘ulus’ ve ‘ulusal’ terimleri seçim programında 145 kez geçiyor.
AfD kongresi toplandı: ‘Völkisch’ ideolojisinin konsolidasyonu mu?
AB yerine AfD mi dönüşüyor?
AfD, kararların Brüksel’de değil, ulus devletin merkezinde alınması gerektiğini savunuyor. Programın giriş bölümünde AB’yi ele geçiren ‘küreselci elitlerden’ bahsediliyor.
AB’nin kontrollü dağılması etrafında dönen tartışma, AfD’nin AP içindeki sağcı Kimlik ve Demokrasi (ID) grubuna katılım başvurusunu kabul etmesiyle birlikte daha da alevlenebilir. Zira ID’nin şu andaki en önemli partileri Fransız Ulusal Birlik (Marine Le Pen) ve İtalyan Lega (Matteo Salvini), federal Avrupa’ya ilişkin tutumlarını yumuşatmış görünüyorlar.
Örneğin Marine Le Pen daha önce savunduğu AB’yi feshetme fikrinden vazgeçti ve bunun yerine blokta ‘köklü bir reform’ yapılması için bastırıyor. Bu, AfD’ye göre ‘imkansız’ bir şey. Benzer şekilde, Lega da şu sıralar, ‘avroseptik’ fikirlerini yavaş yavaş terk ederek yaklaşan seçimler için merkez sağ güçlerle geniş bir ittifak kurmaya çalışıyor.
AfD parlamento grubunun Avrupa politikası sözcüsü Harald Weye, geçen ayın sonunda Deutschlandfunk’a verdiği bir röportajda AB’nin kontrollü dağılması ifadesinin kelimenin tam anlamıyla ‘bir kişinin dilbilgisi dikkatsizliği’ olduğunu ileri sürmüştü. Oysa, 2017, 2019 ve 2021 seçimlerinde AfD açıkça ‘Dexit’, yani Almanya’nın AB’den çıkışını, üstelik ‘zorunluluk’ olarak savunuyordu. 2021 Bundestag seçimleri için ilan edilen programda, “Avrupa Birliği’nin son yıllarda planlı bir ekonomi süper devletine dönüşme çabası bizi, temel reform yaklaşımlarımızın bu AB’de gerçekleştirilemeyeceğinin farkına varmaya itti. Almanya’nın Avrupa Birliği’nden ayrılmasını ve yeni bir Avrupa ekonomik ve çıkar topluluğu kurmasını gerekli görüyoruz,” deniliyordu.
AfD’nin ‘daha Alman bir Avrupa’ planı
Frankfurter Allgemeine Zeitung’da (faz) yayınlanan, Magdeburg parti konferansıyla ilgili bir analizde, eş başkanların bu konuda farklı düşündüğü iddia ediliyor. faz’a göre Alice Weidel çekilmeyi saçma buluyor, ama Tino Chrupalla NATO’dan çekilmeye olduğu gibi AB’nin kontrollü dağılmasına da sempati duyuyor.
WELT’te yer alan bir habere göre AfD lideri Weidel’e yakın kaynaklar, AfD’nin, AP’deki müttefikleri Ulusal Birlik ve Lega’nın dahil olduğu ID’deki ortaklarını korkutmamak için daha yumuşak bir ifadeyi savunduğunu söylüyor. Weidel kısa süre önce Stern’e yaptığı açıklamada, “Ben AB’nin parçalara ayrılmasından bahsetmeyi tercih ediyorum. Örneğin ortak güvenlik ve savunma politikası gibi bazı bölümlerde bu yapı mantıklı. Fakat şu ana kadar başarısız olduğu yer de burası,” dedi.
Benzer bir tutum Avro bölgesine yönelik tutumda da görülüyor. Partinin 2013 Federal Meclis seçimleri kampanyasında “Almanya’nın Avro’ya ihtiyacı yok” deniyordu. Ertesi yıl, bu tutum yumuşatıldı ve AB için ‘daha esnek bir parasal düzen’ önerildi ve ‘istikrar odaklı Avro ülkeleri kendi aralarında Maastricht Antlaşması temelinde daha küçük bir para sistemi oluşturmalıdır’ denildi.
On yıl sonra, 2024 Avrupa Seçim Programı taslağında Avro bölgesinden ayrılmanın adı bile geçmiyor. Artık sadece Avro sisteminin değiştirilmesi söz konusu. Hatta, AfD’nin Almanya’yı Avro bölgesinde tutup daha ‘istikrar odaklı’ bir para sistemi önerisi, AB’yi ‘eskisinden daha Alman’ hale getirmek demek olduğu eleştirisi yöneltiliyor. Alman sermayesi için çok elverişli olan Avrupa ekonomik bölgesi, ortak para birimiyle birlikte kalmalı, fakat bunu sürdürmek için katlanılan maliyetler azaltılmalıdır. Hepsinden önemlisi, Almanya’nın zararına başka ülkelere ‘transfer ödemeleri’ yapılmamalıdır.
Bu noktada AfD’nin yalnız olmadığını da hatırlatmak gerekiyor. Yunanistan krizi sırasında Hür Demokratlar (FDP), özellikle de Frank Schäffler, Yunanistan’a yönelik kurtarma paketine itiraz etmiş ve genel olarak da Avro bölgesine yönelik mali yardımlara karşı çıkmıştı. Bu fikirlerin CDU/CSU içerisinde de hayli yaygın olduğu su götürmez.
Almanya’nın NATO’dan ayrılması tartışılıyor
AB’nin yanı sıra bir diğer tartışma başlığı da ABD ve NATO.
Aralarında Björn Höcke’nin de bulunduğu yedi AfD eyalet lideri, partinin Avrupa seçim manifestosunda ‘Avrupa devletlerinin nihayet kendi güvenliklerinin sorumluluğunu kendi ellerine almaları’ çağrısında bulunuyor ve NATO’yu ‘uzaktaki bir hegemonun sözde koruyucu şemsiyes’ olarak tanımlıyorlar.
Yedilinin önergesinde, Şansölye Olaf Scholz’ün geçen sene Alman ordusunun reformu için gündeme getirdiği ‘Zeitenwende’nin (dönüm noktası), Avrupa devletlerinin, ‘uzak ve kendine hizmet eden bir hegemonun sözde koruyucu şemsiyesi’ altına sığınmak yerine, ‘kendi güvenliklerinin sorumluluğunu kendi ellerine almaları anlamına gelmesi’ gerektiği savunuluyor.
Önergenin devamında Avrupa ülkelerinin Avrupa Birliği politikaları tarafından ‘gerilemeye’ sürüklendiği belirtiliyor ve “Askeri ittifak politikası bu gelişmeleri daha da kötüleştirdi. Zira AB’nin Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası (OGSP), ABD liderliğindeki NATO karşısında bağımsız bir Avrupa kolektif güvenlik sistemi kurmakta yetersiz kalmıştır,” deniyor.
Önerge, Federal Program Komisyonu’nun taslak önergesinin giriş bölümünü değiştirmeyi amaçlıyor. Önergede AB ve NATO’nun doğuya doğru genişlemesinin ABD’ye ‘Avrupa düzeni üzerinde daha da derin bir etki’ kazandırdığı belirtiliyor. Yedili, Avrupa ülkelerinin kendilerine ait olmayan ve ‘Avrasya bölgesindeki verimli ticari ilişkiler’ gibi ‘doğal çıkarlarına’ taban tabana zıt olan çatışmaların içine çekilmekte olduğunu düşünüyor.
Fakat Kuzey Ren-Vestfalya Eyaleti lideri Martin Vincentz önergenin NATO’ya karşı bir pozisyon olarak algılanmasını istemiyor. WELT AM SONNTAG’a konuşan Vincentz, “İmzacılardan biri olarak önergeyi NATO’dan çıkma yönünde değil, NATO’nun da çıkarına olacak şekilde Avrupa savunma politikasının güçlendirilmesi yönünde anlıyorum,” diyor.
ABD ve NATO ile ilişkiler konusunda parti içinde kesin bir kanaat olduğunu söylemek zor. Örneğin Schleswig-Holstein eyalet başkanı Kurt Kleinschmidt ile Kuzey Ren-Vestfalya ve Berlin eyalet parlamenterlerinin ortak önergesi, ‘mükemmel siyasi ilişkilerin Amerikan dış ve güvenlik politikası stratejilerinin Alman ve Avrupa stratejilerine ters düşmemesini’ gerektirdiğini belirtiyor.
Grup ayrıca Avrupa seçim manifestosuna 2016’da kabul edilen temel programdan bir cümle eklemek istiyor: “NATO üyeliği, NATO’nun kendisini bir savunma ittifakı olarak göreviyle sınırladığı ölçüde Almanya’nın dış ve güvenlik politikası çıkarlarına uygundur.”
AfD’li Joachim Paul ile mülakat: Almanya’da AfD’nin yükselişinin sebebi ne?
NATO ile ilgili bir başka değişiklik önergesi de Hamburg ve Kuzey Ren-Vestfalya’dan bazı eyalet parlamenterleri tarafından sunuldu. Bu önergede, “İki rakip, ABD ve Çin arasında ortaya çıkan ve muhtemelen durdurulamaz blok oluşumu göz önüne alındığında, Almanya’nın mevcut ittifak içinde kalmasının ve kendi ulusal çıkarlarına öncelik vermek için tüm olanakları kullanmasının en iyisi olduğunu düşünüyoruz,” deniyor.
Önergeye göre buna NATO’nun Avrupa ayağının ve dolayısıyla Almanya’nın ‘dünyada daha güçlü bir etkiye sahip olmak ve Washington’un her isteğine uymak zorunda kalmamak için’ kendi ekonomik, kültürel ve askeri yeteneklerini genişletmesi de dahil. AfD’lilere göre “ zaman ABD askerlerinin Avrupa’da kalıcı olarak konuşlandırılmasına da gerek kalmayacaktır.”
AfD’nin 2017 yılında yayınladığı parti programı ‘Almanya için Manifesto’da da, “NATO üyeliği, NATO’nun rolü savunma ittifakı olarak kaldığı sürece, dış politika ve güvenlik politikası açısından Almanya’nın çıkarlarına uygundur. Kuzey Atlantik İttifakı’nın Avrupa ayağının önemli ölçüde güçlendirilmesinden yanayız,” deniyordu. Bununla birlikte AfD, Alman topraklarında konuşlandırılmış müttefik askerlerin ve nükleer silahların geri çekilmesinden yana.
Avrupa
İspanya ve İtalya sınır kontrollerini bitirecek

İspanya ve İtalya, geçen Temmuz ayında göç krizinin ardından başlayan sınır kontrollerini askıya alma konusunda anlaşmaya vardı.
Yaz aylarında Fas’tan Ceuta’ya gerçekleşen kitlesel göçmen geçişinin tetiklediği, aylar süren Schengen anlaşmazlığı şimdilik sona eriyor.
Bu karar, geçen hafta düzenlenen AB zirvesinde İspanya Başbakanı Pedro Sánchez ile İtalya Başbakanı Giorgia Meloni arasında yapılan toplantının ardından ayarlanan, İtalya İçişleri Bakanı Matteo Piantedosi ile İspanya İçişleri Bakanı Fernando Grande-Marlaska arasındaki telefon görüşmesinin ardından alındı.
Her iki ülke de ayrı ayrı yaptıkları açıklamalarda, bu kararın “durumun dikkatli bir şekilde analiz edilmesinin ardından” alındığını ve “Schengen bölgesinin tam güvenliğini sağlamak için bilgi paylaşımının güçlendirilmesiyle destekleneceğini” belirtti.
Kara sınırı paylaşmayan İspanya ve İtalya arasında yaşanan eşi görülmemiş gerginlik, hava ve deniz yoluyla gelen yolcular için rastgele pasaport kontrollerinin uygulanmasına yol açmış ve bu karar aylar boyunca sistematik olarak yenilenmişti.
İlk olarak 1 Ağustos’ta bir ay süreyle uygulamaya konulan bu önlemler, başlangıçta 48 saatlik bir süre içinde 80.000 göçmenin Fas’tan Kuzey Afrika’daki İspanyol eksklavı Ceuta’ya ani ve kitlesel geçişi nedeniyle tetiklenmişti.
İspanya İçişleri Bakanlığı’na göre, sonraki günlerde 72.000’den fazla göçmen Fas’a geri döndü.
Ardından AB liderleri Sánchez’e karşı birleşerek, onun göç yanlısı politikalarının bir çekim faktörü yarattığını iddia ettiler.
Finlandiya ve İtalya gibi ülkeler, İspanya ile Schengen bölgesinin kapatılmasını hızla talep ettiler
Bu göç akını, İspanya’yı eşi görülmemiş bir acil duruma sürükledi. Bu durum, geçiş girişiminde 141’den fazla kişinin hayatını kaybetmesi ve binlerce kişinin hâlâ bu küçük şehirde mahsur kalmasıyla devam eden siyasi ve insani bir krize dönüştü.
Yerel yetkililer, çoğu çocuk olan yaklaşık 15.000 göçmenin Ceuta’da kaldığını iddia ediyor.
Avrupa
Saharov Ödülü’nü UCM kazandı

Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ve yetkilileri, 2026 Saharov Düşünce Özgürlüğü Ödülü’nü kazandı.
Bu ödül, insan hakları alanındaki çalışmalar için AB’nin verdiği en yüksek onur ve Avrupa Parlamentosu Başkanı Roberta Metsola, perşembe günü kazananı açıkladı.
Metsola, Avrupa Parlamentosu üyelerinin ayakta alkışladığı konuşmasında, “AB, çok taraflılığa ve uluslararası kurumlara saygı üzerine kurulmuştur ve bu ödül, uluslararası hukuku ve adaleti korumadaki mahkemelerin önemli çalışmalarını takdir etmektedir,” dedi.
Savaş suçları, soykırım ve insanlığa karşı suçları yargılayan Lahey merkezli mahkeme, faaliyetlerini felce uğratma tehdidi oluşturan ABD yaptırımlarıyla karşı karşıya.
Washington, en son önlemleri Ekim ayı başında, Nobel Barış Ödülü’nün, İsrail’in Gazze’de soykırım gerçekleştirdiği sonucuna varan bir BM raporunu denetleyen mahkemenin eski yargıçlarından Navi Pillay’e verilmesinden birkaç saat sonra duyurdu.
Sosyalistler ve Demokratlar, ödülün mahkemeye siyasi destek sağlamasını umarak UCM’yi aday göstermişti.
Adaylık sürecini başlatan Fransız sosyalist Chloé Ridel, bu zaferi “tarihi” olarak nitelendirdi.
Ridel, Rapporteur’e verdiği demeçte, “Bu, Donald Trump’a gönderilen bir umut ve direniş mesajıdır. Ne kadar sürerse sürsün UCM’nin yanında olacağız,” dedi.
Perşembe sabahı Parlamento’daki siyasi grup liderleri, kazananı belirlemek üzere kapalı kapılar ardında bir araya geldiklerinde, UCM’nin kazanma ihtimalinin düşük olduğu düşünülüyordu.
Sonuçsuz geçen ilk turda, üç sağcı grup –Avrupa Halk Partisi (EPP), Avrupa Muhafazakârları ve Reformcuları (ECR) ve Egemen Ulusların Avrupası (ESN)– Tanzanyalı muhalefet lideri Tundu Lissu’yu destekledi.
S&D, Renew, Yeşiller ve Sol’dan oluşan sol koalisyon ise UCM’yi destekledi. Avrupa için Vatanseverler (PfE) ise kendi adayları olan İranlı Taraneh ve Romina Rahimi kardeşlerin arkasında durdu.
PfE’nin adayı daha sonra yarıştan elendi ve ikinci turda Tundu Lissu ile UCM arasında bir yarışma yaşandı.
Ardından istişareler için kısa bir ara verildi. Bir yetkiliye göre bu sırada EPP’den Manfred Weber, ECR’den PfE’yi Tanzanyalı adayı desteklemeye ikna etmesini istedi.
Ne var ki PfE, Tanzanyalı aktivisti desteklemek yerine nihai oylamada çekimser kaldı ve böylece UCM’yi destekleyenlere dar bir çoğunluk sağladı.
Bu zafer, UCM’ye Brüksel’de bir miktar siyasi destek sağladı. Fakat Hollandalı EPP milletvekili Dirk Gotink, ödülün mahkemeyi “kurtaramayacağını” söyledi.
Yine de Gotink, Rapporteur’e verdiği demeçte, bu zaferin “Parlamento’nun bu kurumu ve uluslararası hukukun önemini desteklediğine dair net bir sinyal” olduğunu belirtti:
“Bunun… UCM’nin Amerikan yönetiminin bu eşi görülmemiş saldırısı altında faaliyetlerine devam etmesini sağlayacağını tüm kalbimle umuyorum.”
ICC ve yetkilileri, 16 Aralık’ta Strazburg’da 50.000 avroluk ödülü alacaklar.
Avrupa
Avrupa, ABD’deki ara seçimlerin “Ukrayna’yı kurtarmasını” beklemiyor

Avrupalı yetkililer, Demokrat Parti’nin 2026 ara seçimlerini kazanmasının Ukrayna’yı Trump yönetiminin Rusya lehine politikasından kurtaramayacağını değerlendiriyor. Politico’ya konuşan müzakereciler, Kongre zaferinin kapsamlı askeri yardımlar yerine sadece uydu erişimi ve hava savunma füzelerinde sınırlı kazanımlar getirmesini bekliyor.
Avrupalı yetkililer, ABD’de kasım ayında yapılacak Kongre ara seçimlerinde Demokrat Parti’nin kazanmasının Ukrayna politikasını kökten değiştirmeyeceğini düşünüyor.
Politico‘ya konuşan ve Ukrayna müzakerelerinde yer alan beş Avrupalı yetkili, seçim zaferinin Kiev’i Başkan Donald Trump yönetiminin Rusya lehine yönelen çizgisinden kurtarmaya yetmeyeceği görüşünde birleşiyor.
Demokratlar seçimleri kazanmaları halinde Trump’ın son adımlarını soruşturma ve cephedeki Ukrayna birliklerini güçlendirecek yasa tasarılarını geçirme sözü veriyor.
Görüşlerine yer verilen Avrupalı yetkililer ise yalnızca Kiev’in uydu hizmetlerine erişiminin yeniden sağlanması ve hava savunma füzelerinin teslimatının hızlandırılması gibi sınırlı kazanımlar bekliyor.
Avrupalı kaynaklar, Kongre içindeki en kararlı Ukrayna destekçilerinin dahi askeri desteği keskin biçimde artıracak büyük çaplı bir yardım paketini geçiremeyeceğini vurguluyor.
Yetkililerden biri, genel ruh halini şu sözlerle aktarıyor:
“Seçim zaferi bir rahatlama yaratır ancak ABD hükümetinin nasıl işleyeceği sorusu açık kalır. Sanki her şeyi zaten gördük.”
Habere göre Demokratlar, Kongre’yi kazansalar bile yürütme organı üzerindeki denetim yetkilerini Temsilciler Meclisi ve Senato’nun yeni yasama dönemine başlayacağı 2027 yılının başında kullanabilecek.
Demokratların Kiev’e destek verebilmesi için dikkat bekleyen çok sayıda iç meseleye rağmen Ukrayna’yı öncelikli gündem maddesi yapması gerekiyor.
Temsilciler Meclisi üyesi Demokrat Adam Smith de CNN kanalına verdiği mülakatta bu sınırlara işaret ederek “Seçimi kazanmak iyi bir ilk adım olur ancak yeterli gelmez” değerlendirmesini yapıyor.
Avrupa kendi seçim takvimine odaklanıyor
Ukrayna’ya verilen desteğin sürdürülmesinde Avrupa tarafında da güçlükler yaşanıyor. Gelecek yıl kıtanın önde gelen bazı büyük ülkelerinde sandık başına gidilecek olması kararları doğrudan etkiliyor.
Politico‘ya konuşan yetkililerden biri, “Avrupalılar Demokratların zaferinin Ukrayna’ya desteği artıracağına bel bağlamıyor. Şu anda aralarında Fransa’nın da yer aldığı ülkelerdeki büyük seçimler öncesinde doğru adımları atmaya çok daha fazla odaklanmış durumdalar” diyor.
ABD’de Kongre ara seçimleri 3 Kasım 2026 tarihinde düzenlenecek. Oylamada Temsilciler Meclisi’nin 435 üyesinin tamamı ile 100 sandalyeli Senato’nun yaklaşık üçte biri belirlenecek.
Politico, Avrupalı diplomat ve yetkililerin Donald Trump’ın Vladimir Putin’e, Volodimir Zelenskiy’den daha fazla sempati beslemesinden çekindiğini daha önce aktarmıştı.
Bazı Avrupalı yetkililer Ukrayna’ya dönük mesafeli tutumu ABD Başkanı’nın kişisel tercihleriyle ilişkilendiriyor.
Eski bir üst düzey ABD istihbarat yetkilisine dayanan The Washington Post da Trump’ın Putin’in pozisyonunu desteklemeye yakın durduğunu yazmıştı. İstihbarat kaynağı, Trump’ın bu tavrını Ukrayna’nın askeri bir zafer kazanamayacağına inanmasına dayandırıyor.
Trump ise Zelenskiy’nin bir anlaşmaya varmak istememesi halinde bunun “çok kötü sonuçlar” doğuracağı uyarısını yapıyor. Rusya’yı “durmaksızın ilerleyen büyük bir makineye” benzeten Trump, Ukrayna liderinin uzun zaman önce barış yapabileceğini ve kendisini dinlemiş olsaydı “çok daha iyi bir anlaşma elde edebileceğini” öne sürüyor.
Trump, ABD’nin Ukrayna’ya çok şey verdiğini, karşılığında ise “acı, ölüm ve devasa mali kayıplardan” başka hiçbir şey almadığını savunuyor.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Amerika3 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını1 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum








