Avrupa
Baltık’ta NATO’dan “Quadriga” tatbikatı

Alman Silahlı Kuvvetlerine (Bundeswehr) göre, mart ayına kadar devam edecek olan Quadriga askeri tatbikatı ilk kez “saf tatbikat” olarak değil, “gerçekçi operasyon” olarak yürütülüyor.
Quadriga, 2024 yılından bu yana her yıl düzenleniyor; Rusya’ya karşı bir savaş için prova niteliğinde olan tatbikatlar bu yıl Almanya, Litvanya, Kuzey Denizi ve Baltık Denizi’nde gerçekleştiriliyor.
Kurgusal tatbikat senaryosundan “gerçekçi operasyon”a geçişle birlikte, ordu Almanya’daki manevralarını askeri eğitim alanlarından sivil alanlara kaydırıyor.
Temel Yasa, ordunun yurt içindeki askeri operasyonlarını sadece istisnai durumlarda, örneğin gerginlik dönemlerinde izin veriyor.
Almanya içindeki manevraların genişlemesine paralel olarak, birkaç yıl öncesine kadar resmi açıklamalarda hiç yer almayan “savaş” kelimesi, politikacıların ve ana akım medyanın açıklamalarında giderek daha fazla yer bulmaya başladı.
Rusya’ya karşı bir savaş, gelecek için açıkça tartışılan gerçek bir senaryo haline geldi.
Tatbikata 1.000 civarında asker katılıyor
Alman Silahlı Kuvvetlerine göre, bu yılki Quadriga tatbikatlarının operasyon alanı Almanya, Litvanya, Kuzey Denizi ve Baltık Denizi’ni kapsıyor.
Diğer ülkelerden gelen askerler de dahil olmak üzere yaklaşık 1.000 asker tatbikata katılıyor. Önceki yılların büyük çaplı tatbikatlarına kıyasla bu sayı az: örneğin Quadriga 2024’te 12.000 askeri personel yer almıştı.
Tatbikatın odak noktasının, Litvanya’ya ve dolayısıyla Rusya’nın batı sınırına “tüm ulaşım yolları üzerinden savaşa hazır kuvvetlerin kısa vadeli konuşlandırılması” olduğu söyleniyor.
Alman Silahlı Kuvvetleri 2017’den beri Litvanya’da konuşlanmış durumda ve birkaç yıldır bu varlığını genişleterek Almanya’nın yurtdışındaki ilk kalıcı askeri üssü haline geldi.
Bundeswehr’e göre, Litvanya’ya konuşlandırılan ordu güçleri “güçlü bir düşmana karşı bile kendilerini savunabilecek kadar ağır silahlı.”
Manevranın bir parçası sadece doğuya kısa vadeli ve hızlı konuşlandırma değil, aynı zamanda “savaş birimi olarak operasyonel hazırlığın acil testi” ve doğu cephesinden yaralı askerlerin Almanya’ya sivil sağlık sistemine nakledilmesi.
Buna ek olarak, Bundeswehr, özel kuvvetlerinin Rusya ile bir savaşı göz önünde bulundurarak manevranın bir parçası olarak “kentsel ve deniz özel operasyonları” konusunda eğitim aldığını belirtmektedir.
Operasyon komutanlığı tekleştirildi
Şimdiye kadar manevralar genellikle silahlı kuvvetlerin kollarından birine atanıyordu, yani açıkça deniz, kara veya hava kuvvetleri manevraları olarak tasarlanıyordu.
Bu yılki Quadriga tatbikatıyla Alman ordusu, silahlı kuvvetlerinin komuta kademelerini iki yıl önce kurulan ve bu yıldan itibaren Quadriga tatbikat serisini yönetecek olan Bundeswehr Operasyonel Komutanlığına entegre ediyor.
Korgeneral Alexander Sollfrank, komutan olarak, artık “Bundeswehr’in güçlerini ve yeteneklerini tek bir hedef, yani askeri bir etki doğrultusunda uyumlu hale getirebiliyor,” diyor.
Operasyonel Komuta, silahlı kuvvetlerin bireysel kollarını birbirleriyle ağa bağlamakla kalmıyor, aynı zamanda orduyu bir bütün olarak “federal polis ve gümrük gibi sivil güvenlik kurumlarıyla” da ağa bağlıyor.
Artık yalnızca “tatbikat” değil: Gerçek dünya operasyonu
Bundeswehr’in duyurduğu gibi, Quadriga bu yıl ilk kez artık saf bir tatbikat değil, gerçek dünyadaki bir operasyon olarak tasarlanıyor.
Bu, eğitimin uzun hazırlık süreleri ve kurgusal parametreler olmadan, gerçek bir senaryoya olabildiğince yakın bir şekilde yürütüldüğü anlamına geliyor.
Quadriga’nın ”yakından bağlantılı“ olduğu NATO tatbikatı Steadfast Dart da, açıklamaya göre artık “kurgusal bir tatbikat senaryosuna” dayanmıyor. Bu tatbikat da bir operasyon olarak planlanıyor ve yürütülüyor.
Buna göre, Alman askerlerinin “Avrupa genelinde gerçekçi bir konuşlandırma” sırasında NATO müdahale güçlerine sağladığı destek, Alman Silahlı Kuvvetlerine göre “tatbikatın bir parçası” değil, “gerçek destek” olarak sağlanıyor.
Bu, tatbikata fiilen katılan asker sayısının Quadriga 2026 için resmi olarak açıklanan sayıdan daha fazla olduğunu gösteriyor.
Yerleşimlerinin ardından, yukarıda bahsedilen NATO birlikleri Bundeswehr’in Quadriga manevrasına katılacak.
Kamusal alanlarda askeri operasyonlar
Quadriga’dan bağımsız olarak, 1.200 asker ve 280 tekerlekli ve paletli araçtan oluşan bir Alman tank tugayı, bu hafta ortasına kadar Lüneburg yakınlarında “serbest koşu savaş tatbikatı” (“Brave Lion”) adı verilen bir tatbikat yapıyor.
Kendi açıklamalarına göre, ordu hem kamu yollarında hem de arazide hareket ediyor ve eğitim mühimmatı kullanılacağını açıklıyor. Ordu, halktan “anlayış ve saygı” istiyor.
Tatbikat, 2029 yılına kadar savaşa hazırlık sağlamak için devam eden önlemlerin bir parçası.
Alman Silahlı Kuvvetleri, 11-23 Ocak tarihleri arasında Potsdam-Mittelmark bölgesinin tamamını iki haftalık bir süre için askeri eğitim alanı ilan etmişti.
Tatbikat, kamuya açık alanlarda mühimmat kullanımını da içeriyordu; yerel basın, “tatbikat sırasında meydana gelen hasarların tazminatı” için bir başvuru formu dağıttı.
Geçen Kasım ayında, Berlin’deki Alman askerleri, kendi açıklamalarına göre “kamusal alanlarda” sabotajla mücadele ve“şehir savaşı eğitimi aldılar ve hatta Berlin metro istasyonu Jungfernheide’yi bastılar.
Tatbikatın tadı kaçınca…
Daha önce, ekim ayında, Bundeswehr askerleri, kamuya açık alanlarda yapılan bir tatbikat sırasında, polis memurlarını tatbikatın bir parçası sanarak boş mermiyle ateş açmıştı.
Gerçekte ise polis, ağır silahlı maskeli bir adam gören fakat onun tatbikatın bir katılımcısı olduğunu fark etmeyen bir sivilin acil çağrısı üzerine olay yerine çağrılmıştı.
Olay sırasında bir polis memuru canlı mermiyle karşılık verince bir askeri yaralamıştı.
Alman Silahlı Kuvvetleri, eylül ayında Hamburg limanında ve Hamburg şehir merkezinde eğitim tatbikatları gerçekleştirmişti.
Fotoğraflar, askeri tatbikatın bir parçası olarak hayali göstericiler tarafından kurulan barikatları gösteriyor.
Savaş oyunlarının anayasal gerekçesi ne?
Bundeswehr ve Savunma Bakanlığı, ordunun Almanya’daki kamusal alanlarda yukarıda bahsedilen “serbest koşu” manevraları gibi askeri operasyonları giderek daha fazla gerçekleştirmesinin anayasal dayanağı konusunda sessiz kalıyor.
Bu operasyonlar, sivillere zarar verme olasılığını da içeriyor.
Askeriyeye daha fazla özgürlük tanıyan gerginlik durumunun ilan edilmesi, geçen sonbaharda Almanya’daki askeri politika çevrelerinde mükemmel bağlantıları olan CDU dış politika uzmanı Roderich Kiesewetter tarafından talep edilmişti.
Kiesewetter, eski bir Alman Silahlı Kuvvetleri yarbayı, Yedek Askerler Derneği ve Federal Güvenlik Politikası Akademisi (BAKS) gibi kurumlarda liderlik pozisyonlarında bulunmuş.
CDU’lu, “gerginlik ilanı”nı, Rusya’nın insansız hava araçlarıyla gerçekleştirdiği iddia edilen uçuşlar nedeniyle talep etmişti.
O dönemde Şansölye Friedrich Merz ve önde gelen istihbarat yetkilileri, Rusya’nın “hibrit” saldırılarından bahsederek, Almanya’nın “artık tamamen barış içinde olmadığını, fakat henüz tamamen savaşta da olmadığını” söylemişlerdi.
Bu ifade, 2022 yılında Bundeswehr’in mevcut Genel Müfettişi Carsten Breuer tarafından kamuoyundaki tartışmalara dahil edilmişti.
Federal Anayasa Koruma Dairesi Başkanı Sinan Selen, Rusya’nın iddia edilen “hibrit saldırılarının” tam da Rus faillerin kanıtlanamaması ile karakterize olduğunu iddia ediyor.
Bu, elbette, Alman vatandaşlarının faaliyetleri ile bu faaliyetlerin yabancı ajanlar tarafından gerçekleştirilen sabotaj olarak sınıflandırılması arasındaki çizgiyi de bulanıklaştırıyor.
Alman devleti savaşmayı öğreniyor
Geçen yıl, Bundeswehr Genel Müfettişi Breuer bir “vatandaş diyaloğu”nda şöyle demişti: “Bu S harfi ile başlayan kelimeyi [savaş] unutmuştuk. Aslında artık onu istemiyorduk.”
Breuer, “Savunma gücünüz var mı? Savaşmaya hazır mısınız? Savaşabilir misiniz? Savaşabilir miyiz?“ diye sorarak devam etmişti.
Eskiden yapılan büyük manevralarda kullanılan resmi olarak kurgusal, diplomatik olarak belirsiz tatbikat senaryolarının yerine, artık Alman Silahlı Kuvvetleri’nde Rusya ile savaş gerçek bir gelecek senaryosu olarak ele alınıyor.
Ayrıca, önde gelen medya kuruluşlarında da bu uygulanabilir bir seçenek olarak tartışılıyor. Örneğin Deutschlandfunk radyosunda yayınlanan bir programın başlığı “Almanya savaşta nasıl işler?”
Bavyera Radyosu, “Almanya savaşta olursa ne olur?” başlıklı bir programda, savaşa en iyi şekilde nasıl hazırlanılacağı konusunda bilgi veriyor:
“Evde birkaç temel malzeme bulundurun, ailenizle zor durumlarda nerede buluşacağınızı kararlaştırın. Çünkü alternatif –pes etmek ya da kafayı kuma gömmek– bir seçenek değil.”
Avrupa
Teknoloji CEO’ları, AB politikalarını şekillendirmek istiyor

Bir grup Avrupalı teknoloji şirketi CEO’su, AB’nin sanayi liderlerinin yararına politika oluşturma sürecini hızlandırmak amacıyla Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in dikkatini çekmek istiyor.
Hollandalı çip makinesi üretim devi ASML’nin CEO’su Christophe Fouquet, pazartesi günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Önce çok karmaşık politikalar oluşturup sonra bunları basitleştireceğiz diyemezsiniz. En başından doğru politikayı uygulamak çok daha iyidir.”
Fouquet, havacılık devi Airbus, telekom devi Ericsson ve yapay zeka öncüsü Mistral’ın yöneticileriyle birlikte Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’i ziyaret etti.
CEO’lar, AB’yi bürokrasiyi daha fazla azaltmaya, birleşme kurallarını yeniden gözden geçirmeye ve ABD’ye karşı kendi içinden çıkan şampiyonlara yatırım yapmaya çağırdı.
Bu, Airbus, ASML, Ericsson, Mistral, Nokia, SAP ve Siemens gibi dev şirketlerin yer aldığı “European Tech Creators” adlı yeni bir sürekli diyalog girişiminin parçası.
Grup, AB kurumlarının ihtiyaçlarına daha iyi hizmet etmesini istiyor; tıpkı ABD ve Çin gibi rakip bölgelerde görülen hükümet ile sanayi arasındaki işbirliği gibi.
Fouquet, “Sürekli konuşmamız gerekiyor çünkü Avrupa için söz konusu olan mesele çok önemli. Ve bir diyalog kurmak zaman alır. Rakip olduğumuz taraflar bunu son derece etkili bir şekilde yapıyor,” diye ekledi.
Airbus CEO’su Guillaume Faury ise şöyle konuştu:
“Avrupa’nın bugün yaptıklarının, Avrupa’nın yapması gerekenler olmadığı konusunda aynı görüşteyiz… Eğer bu bir lobi faaliyeti ise, bu başarılı bir Avrupa için yapılan bir lobi faaliyetidir.”
Grup, nisan ayı sonunda von der Leyen ile bir görüşme gerçekleştirdi ve açık sözlü bir mesaj iletti: “Düzenlemeleri gevşetin, yoksa Avrupa’nın bir inovasyon gücü olarak geleceğini heba edeceksiniz.”
Bir hafta sonra, Almanya’nın güçlü desteğiyle sektör, daha az kural ve ertelenen bir son tarih içeren yapay zeka basitleştirme tasarısında bazı kazanımlar elde etti.
Sunumlarının bir parçası, Brüksel’in endüstri ile daha yakın istişare içinde düzenlemeleri daha hızlı gevşetmesi, birleşmelerin önünü açması ve tek pazarı tamamlaması.
Ericsson’un görevden ayrılan CEO’su Börje Ekholm, “Pazarın tamamen parçalanmasına izin verdik ve kimseye rekabet edebilecek ölçekte bir yapı sağlamadık. Bir adım geri çekilip bu konuda endüstriyel bir düşünce süreci izlemeliyiz,” diye konuştu.
Hız da son derece önemli bir mesele olarak öne çıkıyor. Fransız yapay zeka devi Mistral’ın kurucu ortağı Arthur Mensch şunları söyledi:
“Yapay zeka alanında işler son derece hızlı ilerliyor. Karşı karşıya olduğumuz sorun, iki yıl içinde işlerin çoktan geç kalmış olabileceği.”
Mensch, Komisyonun bulut ve yapay zeka geliştirmeye ilişkin son önerisinin doğru yönde atılmış bir adım olduğunu ama çok yavaş ilerlediğini belirtti.
Von der Leyen, AB başkanı olarak ikinci görev dönemine başladığından beri endüstri yanlısı bir deregülasyon gündemini savunuyor.
Gelgelelim Siemens Yönetim Kurulu Başkanı Jim Hagemann Snabe’nin endüstriyel yapay zeka konusunda Komisyon danışmanı olarak atanması, AB yürütme organının Avrupa’nın endüstri devlerine çok yakın olduğunu savunan muhaliflerden eleştiri aldı.
Fouquet bu eleştirileri reddederek, “Başkan, endüstriden birinden gelip yardım etmesini istedi ve o kişi de gidip yardım etmeye karar verdi. Ve bizim karar için verdiğimiz tek ödül, o kişiyi çıkar çatışmasıyla suçlamak,” dedi.
Avrupa
Alman hükümetinden emeklilik sisteminde kapsamlı reform taahhüdü

Alman Şansölyesi Friedrich Merz, ideolojik açıdan bölünmüş koalisyonunu, yılın ikinci yarısında Almanya’nın emeklilik sisteminde kapsamlı bir reform yapmaya ikna edeceğine söz verdi.
“Hızlı hareket etmeliyiz, çünkü karşı karşıya olduğumuz sorunlar ertelenemez,” diyen Merz, akademisyenler ve milletvekillerinden oluşan bir uzman komisyonunun, Almanya’nın emeklilik sistemini reform etmek için 33 öneri sunmasının ardından Berlin’de gazetecilere konuştu.
Merz şunları söyledi:
“Aslında çoktan geç kalmış durumdayız. Bunların hepsini yıllar, hatta on yıllar önce halletmiş olmalıydık… Şimdi bu süreci çok hızlı bir şekilde başlatmak ve yılın ikinci yarısında bu reformu hayata geçirmek için gerekli kararları almak istiyorum.”
Merz’in hızla uygulamaya koyacağına söz verdiği 33 öneri arasında, İsveç sistemini örnek alan zorunlu sermaye fonlu emeklilik tasarruf planı ve emeklilik yaşı ile ortalama yaşam süresi arasında bir bağlantı kurulması yer alıyor.
Bu bağlantı uyarınca emeklilik yaşı, 2032’den itibaren her on yılda yaklaşık altı ay artacak.
Raporda yer alan bir özet, “Emeklilik yaşı en erken 2092’den itibaren 70 olacak” ifadesini içeriyor.
Bu reform, Merz ve hükümetin liderlerinin önümüzdeki haftalarda üzerinde anlaşmaya varmayı taahhüt ettikleri, vergi politikası, emeklilik ve uzun süreli bakım sigortasını kapsayan bir dizi acil ve uzun süredir ertelenen önlemden biridir.
Amaç, ana muhalefet partisi Almanya için Alternatif’e (AfD) verilen desteğin artmaya devam etmesi karşısında, popüler olmayan ve zaman zaman iç çekişmelerin yaşandığı koalisyonun hâlâ yönetme kapasitesine sahip olduğunu göstermek.
Merz’in partisi CDU ile koalisyon ortağı SPD’nin liderlerinden Bärbel Bas da komisyonun önerilerinin hızlı bir şekilde uygulanacağına söz verdi.
Bas, önerilerin kapsamlı bir paket oluşturduğunu ve ideolojik tercihlere göre tek tek önlemlerin seçilemeyeceğini savundu.
“Burada şunu açıkça belirtmek istiyorum: Bu paketi uygulamak istiyorum,” diyen ve aynı zamanda çalışma bakanı olarak bu konudan sorumlu olan Bas, Merz’in yanında yaptığı açıklamada şunları ekledi:
“Bunu gerçekleştirmek için, kendi saflarımızdaki parlamento gruplarının desteğini almamız kesinlikle gerekecek. Bu önemli çünkü sonuçta paketin Alman Federal Meclisi tarafından onaylanması gerekiyor.”
Avrupa
AB, Ukrayna ve Moldova müzakere süreçlerini ayırma aşamasında

Avrupa Birliği, üyelik şartlarını yerine getirme hızlarındaki farklılıklar nedeniyle, ilk müzakere faslının açılmasının ardından Ukrayna ve Moldova’nın katılım süreçlerini ayırmaya hazırlanıyor. Euronews’in haberine göre, Brüksel’deki AB yetkilileri iki ülkenin müzakere yollarının ayrılmasını kaçınılmaz bir süreç olarak değerlendiriyor.
Daha önce Ukrayna ve Moldova’nın Avrupa Birliği’ne üyelik başvurularını birlikte ele alan AB makamları, ilk müzakere faslının açılmasının ardından iki ülkenin katılım süreçlerini ayırmak için zemin hazırlamaya başladı.
Euronews’in haberine göre, Brüksel’de düzenlenen AB-Moldova Zirvesi’nin sonunda birliğin üst yönetimi bu ayrışmanın yakın zamanda kaçınılmaz hale gelebileceğine işaret etti.
Zirvede konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, “İlk küme açıldıktan sonra, her aday ülke kendi sürecinden sorumludur. Çünkü hangi aday ülkeden bahsettiğimize bağlı olarak farklı reformların gerçekleştirilmesi gerekmektedir” ifadelerini kullandı.
Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa ise Moldova hükümetinin reformları çok hızlı bir şekilde onaylamasını takdirle karşıladığını belirterek, bu hızın korunması halinde Moldova’nın kalan beş fasıl grubunun önündeki engelleri de hızla kaldırabileceğini öngördü.
Costa ayrıca, “Genişleme, en önemli jeopolitik yatırımdır” şeklinde konuştu.
AB katılım süreci, altı tematik küme altında toplanan 33 fasıldan oluşuyor. Moldova ve Ukrayna haziran ayında, yargı reformu, hukukun üstünlüğü, temel haklar ve yolsuzlukla mücadele gibi konuları kapsayan “Temeller” adlı ilk fasıl grubunu açmış bulunuyor.
Sürece çok dar bir çerçeveden bakılmaması gerektiğini belirten von der Leyen, bir aday ülkenin Moldova gibi çalışması durumunda ilerlemeyi hak ettiğini vurguladı.
Von der Leyen, “Liyakata dayalı süreç, yavaşlama anlamına gelmez, adalet anlamına gelir” diyerek, ülkenin taahhütlerini yerine getirmesi durumunda AB’nin de kendi üzerine düşeni yapması gerektiğini ekledi.
Moldova Cumhurbaşkanı Maia Sandu ise düzenlediği basın toplantısında, kalan beş fasıl grubunun gecikmeksizin hemen açılması gerektiğini ifade ederek, “Biz hazır olduğumuz sürece bunun gerçekleşeceğinden eminim” dedi.
Euronews’e göre, Moldova’nın AB’ye katılım süreci Ukrayna’nın gölgesinde kalmaya devam ediyor ve daha az tartışma yaratıyor. AB liderler zirvesinde Macaristan’ın yeni başbakanı Peter Magyar, Ukrayna için tüm müzakere fasıllarının en kısa sürede açılması ifadesine karşı çıkarken, Moldova için benzer bir çekince dile getirmedi.
Brüksel’deki kaynaklar, iki ülkenin yollarının ayrılmasının an meselesi olduğunu belirtiyor. Birçok yetkili, barış dönemindeki bir ülke ile çatışma halindeki bir ülke arasında yanlış bir eşdeğerlik kurulmaması adına Moldova’nın Ukrayna’ya bağlı tutulmasını adaletsiz buluyor.
Diğer yandan, Ukrayna için bu ayrışmanın son derece hassas bir konu olduğu ve Brüksel’in, Kiev’in geride kaldığı, Kişinev’in ise öne geçtiği bir tablodan kaçınmaya çalıştığı kaydediliyor.
AB Moldova Delegasyonu tarafından aktarılan açıklamada von der Leyen, “Moldova’nın yeri Avrupa Birliği’dir. Halkının cesareti, kararlılığı ve özverisi ülkeyi her geçen gün birliğimize daha da yakınlaştırıyor. Avrupa; reformlar, fırsatlar ve barış, özgürlük, demokrasi ve refah içinde ortak bir gelecek için Moldova’yı destekliyor” dedi.
Ukrayna ve Moldova, Rusya’nın askeri operasyonunun başlamasının ardından, sırasıyla Şubat ve Mart 2022 tarihlerinde AB üyeliği için başvuruda bulunmuş, ardından Gürcistan da katılım talebini iletmişti.
Kiev yönetimi, AB üyeliğini devletin temel hedeflerinden biri olarak nitelendirerek 2027 yılına kadar hızlandırılmış bir katılımla birliğe girmeyi talep ediyordu. AB yetkilileri ise Kiev’in 36 aşamalı zorlu katılım sürecindeki yükümlülükleri henüz tamamlamamış olması sebebiyle 2027 hedefini imkansız görüyor.
Ukrayna Başbakan Yardımcısı Yuliya Sviridenko, mart ayında ülkesinin katılım için nihai şartları aldığını açıklamıştı.
AB tarafı ise Ukrayna ile üyelik konferansı öncesinde, ülkenin entegrasyon kararlılığını ve zorlu koşullara rağmen kaydettiği önemli ilerlemeyi takdir ettiğini belirtmişti.
Amerika6 gün öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Asya7 gün önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Dünya Basını2 hafta önceİran’ın Yeni Büyük Stratejisi
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4












