Asya
Japonya’nın enerji krizleri ve B Planı’na sahip olmanın önemi

Başbakan Takaichi, Japonya’nın 1970’lerdeki petrol bunalımı sırasında alınan zorlu siyasi kararlardan ders çıkarabilir.
Nikkei Asia, SHIGESABURO OKUMURA
Japonya, İran savaşı nedeniyle 1970’lerden bu yana en ağır enerji kriziyle karşı karşıyayken, son fırtınayı nasıl atlattığına geriye dönüp bakmak — kararlı bir başbakan ve maliye bakanının omuzlarında, elde sağlam bir B Planı’yla — bazı dersler sunabilir.
15 Kasım 1973’te dönemin Başbakanı Kakuei Tanaka, ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ile Japon liderin resmî konutunda bir araya geldi. 1970’lerdeki enerji krizini tetikleyen Arap-İsrail çatışmasının başlamasının üzerinden henüz bir aydan biraz fazla zaman geçmişti.
İsrail’i güçlü biçimde destekleyen ABD Başkanı Richard Nixon yönetimi, Tanaka’nın petrol tedarikini güvence altına almaya yönelik giderek daha Arap yanlısı hâle gelen diplomasisinden kaygı duymaya başlamıştı.
O dönemde Tanaka’nın sekreteri olarak görev yapan 95 yaşındaki eski Uluslararası Ticaret ve Sanayi Bakan Yardımcısı Keiichi Konaga, Nikkei’ye, başbakanın o gün Kissinger ile yaptığı görüşmenin içeriğini kendisine aktardığını söyledi. Görüşmenin şöyle geçtiği bildirildi.
Kissinger, Tanaka’yı ABD-Japonya ittifakını unutmaması konusunda uyardı. Tanaka ise böyle temel bir ittifakı unutmayacağını söyleyerek karşılık verdi: “Eğer Amerika bize şu anda petrol tedarik etseydi, kaynak yoksunu Japonya ne derseniz yapardı.”
Kissinger ne diyeceğini bilemedi. Tanaka devam etti: “Petrol kaynakları konusunda Japonya’nın Orta Doğu ile ilişkilerini sürdürmekten başka seçeneği yok. Lütfen bunu anlayın.”
Kissinger’ın resmî konuttan gergin bir ifadeyle ayrıldığı bildirildi.
1980’lerin ortasında görev yapan eski Başbakan Yasuhiro Nakasone, kitaplarından birinde Kissinger’ı büyük petrol şirketlerinin bir ajanı olarak tanımladı.
Konaga, Tanaka’nın Kissinger görüşmesindeki stratejisini hatırlayarak, “Tanaka önce Japonya’nın pozisyonunu ortaya koydu ve ABD’nin zorlukları kabul etmesini sağladı” dedi.
Görüşmeden on gün sonra Tanaka kabinesini değiştirdi. Özellikle dikkat çeken atama, Liberal Demokrat Parti içinde Tanaka’nın sert rakibi olan ve daha sonra 1976’dan 1978’e kadar başbakanlık yapan Takeo Fukuda’nın maliye bakanı olarak görevlendirilmesiydi.
Ekonomik Planlama Ajansı genel direktörlüğü döneminde Fukuda’nın sekreteri olarak görev yapan 88 yaşındaki devlet yetkilisi Yoseki Nagase’ye göre Fukuda, kabineye katılmak için Tanaka’ya bazı şartlar sundu. Bu şartlardan biri, ekonominin tamamının kendisine emanet edilmesiydi.
Tanaka bunu kabul etti, ekonomiye müdahale etmeyeceğine söz verdi ve Fukuda da maliye bakanlığı görevini kabul etti.
Konaga’ya göre Tanaka, tüm bu değişikliklerin ardından Japonya’nın bir kriz ortamında aynı politikalarla yoluna devam edemeyeceğine karar verdi; bu nedenle Fukuda’nın toplam talebi baskılama planı kabul edilebilirdi.
Muhtemelen işin içinde bir miktar siyasi hesap da vardı. Ekonomiyi tek başına maliye bakanına — yani siyasi rakibine — bırakarak, işler kötüye giderse Tanaka suçu ona yükleyebilirdi. Nagase, Fukuda’nın LDP fraksiyonu içinde “düşmana yardım eli uzatmak” konusunda uyarıda bulunan muhalif sesler olduğunu söyledi.
Fukuda’nın maliye bakanlığı döneminde politika yön değişimi çarpıcıydı.
1974 mali yılı için yıl sonu bütçe hazırlama sürecinde, kamu işleri yatırımlarına yönelik harcama artışı sıfırda tutuldu. Japonya’nın ana adası Honşu ile Şikoku adasını bağlayan köprü projesine ayrılan harcama yarıdan fazla azaltıldı; Tohoku ve Joetsu shinkansen hızlı tren hatlarının inşası ise önemli ölçüde geciktirildi.
O dönemde Japonya Merkez Bankası’nın hükümetten bağımsız bir politika yürütme yetkisi yoktu. Nagase, “Maliye Bakanlığı ve Japonya Merkez Bankası’ndaki çalışma düzeyi yetkilileri, resmî iskonto oranının 1 puan artırılması konusunda görünüşe göre uzlaşmıştı; ancak Fukuda bunun 2 puan artırılması gerektiğini güçlü biçimde belirtti” dedi. Japonya Merkez Bankası, 22 Aralık 1973’te alışılmadık bir şekilde 2 puanlık faiz artışını hayata geçirdi.
Tanaka, kaynak diplomasisinde de sonuç aldı. 25 Aralık’ta petrol üreticisi Arap ülkeleri Japonya’yı dost ülke olarak tanıdı ve petrol arzını, savaş başlamadan önceki eylül ayındaki seviyesine geri getirdi.
Yarım yüzyıl sonra Japonya bir başka petrol şokuyla karşı karşıya. Ancak bu kez ham petrol fiyatlarındaki artış ve enflasyon daha kademeli ilerliyor, petrol rezervleri ise bol. Yine de iki dönem aynı zorlukları paylaşıyor: ittifaka sadakat ile kaynaklara erişim arasında tercih yapmak, ekonomik faaliyet ile fiyat istikrarı arasında seçim yapmak gibi.
Geçmişte işe yarayan aynı çözümler bugün Japonya’ya aynen uygulanamaz. Ülke artık yavaş ekonomik büyüme, yüksek borç ve küçülen nüfusla boğuşuyor. Bununla birlikte, iki dikkat çekici devlet adamı Tanaka ve Fukuda’dan öğrenilecek pek çok ders olduğu kuşkusuz.
27 Nisan’da üst meclis bütçe komitesinde konuşan Başbakan Sanae Takaichi, halktan enerji tasarrufu yapmasını isteme çağrılarına olumsuz yaklaştığını ifade etti.
Takaichi, “Ekonomik ve sosyal faaliyetleri durdurmamalıyız” dedi. Başka bir deyişle, Takaichi’nin tutumuna göre hükümet, yükselen benzin, elektrik ve gaz fiyatları karşısında talebi desteklemek için sübvansiyonları genişletmeli.
Hane halkı üzerindeki maliyet yükünü hafifletme ihtiyacı göz önüne alındığında, bu yaklaşımın belli bir mantığı var. Ancak arz kısıtları döneminde fiyatlar doğru sinyalleri veremezse, talep uyum sağlayamayabilir ve bu da krizin uzamasına yol açabilir.
Buna karşılık Tanaka hükümeti, toplam talebi dizginlemeye ve politika faizini artırmaya odaklanmak için altyapı programlarında yön değiştirdi. O dönemde hükümet ayrıca işletmelere ve hane halklarına zorunlu ve acil olmayan enerji tüketiminden kaçınma çağrısında bulundu.
Nikkei’nin yakın zamanda yaklaşık 50 ekonomistle yaptığı ankette, katılımcıların yüzde 86’sı benzin sübvansiyonlarının azaltılması veya kaldırılması gerektiğini söyledi.
İlk petrol krizi sırasında görev yapan 95 yaşındaki eski Maliye Bakanlığı yetkilisi Toyoo Gyoten, “Fiyatlara müdahale etmekten kaçınıp piyasa ilkelerinin işlemesine izin verdiğimizde krizden toparlanma daha hızlı olur” dedi.
Financial Times gazetesi, Japonya’yı bir başlığında “Trump’a hayır diyemeyen ülke” olarak nitelendirdi. Öte yandan Konaga, “53 yıl önceki gibi bir paniğin yaşanmamasının nedeni, Japonya’nın Orta Doğu’daki petrol üreticisi ülkelerle yakın ilişkilerini sürdürmüş olmasıdır” dedi.
Ulusal strateji açısından, alternatifi olmayan bir şeye bağımlı olmaktan daha kırılgan bir durum yoktur. Yarım yüzyıl öncesinden çıkan ders açıktır: Bir krizi ancak elinde B Planı olan ülkeler atlatabilir.
Asya
Japonya ve Filipinler’in deniz sınırı görüşmeleri Çin’i neden öfkelendirdi?

Tokyo ve Manila’nın, Japonya ile Filipinler arasındaki münhasır ekonomik bölgelerin (MEB) ve kıta sahanlığının deniz sınırını belirlemek üzere resmî müzakerelere başlayacaklarını açıklamasının ardından, Tayvan’ın doğusundaki sular yeni bir gerilim noktası hâline geldi.
Batı Pasifik Okyanusu’nda yeni bir gerilim noktası ortaya çıkarken, Pekin’in Tayvan’ın doğusundaki sulardaki varlığını güçlendirmesi bekleniyor.
Pazartesi günü Çin Sahil Güvenliği bölgede kolluk devriyeleri gerçekleştirdi ve Pekin’in hem iç hukuk hem de uluslararası hukuk kapsamında kendi MEB ve kıta sahanlığı haklarını koruma iddiasını uygulamaya koydu.
Tayvan Sahil Güvenliği, pazartesi günü saat 11.00 sularında ana adanın güneydoğu kıyısından yaklaşık 64 km açıkta yer alan Orchid Adası’nın yaklaşık 51 ila 52 deniz mili güneydoğusunda tespit edilen iki Çin gemisini izlediğini ve takip ettiğini açıkladı.
South China Morning Post, Japonya ile Filipinler arasındaki sınır görüşmeleri ve bunların uluslararası hukuk ile jeopolitik açısından sonuçları hakkında bilinmesi gerekenleri derledi:
Tokyo ve Manila neden sınırlandırma görüşmeleri istiyor?
Japonya ve Filipinler’in ortak kara sınırı yok. Ancak kıyı devletleri olarak, kıyılarından itibaren 200 deniz mili —370 km ya da 230 mil— genişliğinde bir münhasır ekonomik bölge ilan etme hakkına sahipler.
Okinawa Adası’nın yaklaşık 400 km güneybatısındaki Yaeyama Adaları ile Filipinler’in en kuzeyindeki Mavulis Adası esas alınarak ölçüm yapıldığında, iki ülkenin MEB’leri Batı Pasifik Okyanusu’nda birbirine temas ediyor; hatta örtüşüyor.
Ayrıca bu alan, Çin’e bağlı olan ve Pekin’in egemenliği için ‘kırmızı çizgi’ olarak gördüğü ve gerekirse güç kullanarak yeniden birleştirmeyi hedeflediği Tayvan adasının 200 deniz millik MEB’iyle de örtüşüyor.
Amerika Birleşik Devletleri ve müttefikleri Japonya ile Filipinler dâhil çoğu ülke, Tayvan’ı bağımsız bir devlet olarak tanımıyor ve Çin’e bağlı olduğunu Birleşmiş Milletler kararıyla kabul ediyor. Ancak Washington, Tayvan’ı Çin’e karşı bir koz olarak kullanarak adaya silah tedarik etmeyi taahhüt ediyor ve müttefiklerini de buna teşvik ediyor.
Görüşmeler hakkında ne biliyoruz?
Japonya Başbakanı Sanae Takaichi ve Filipinler Devlet Başkanı Ferdinand Marcos Jr., perşembe günü Tokyo’da gerçekleştirdikleri zirvenin ardından yayımlanan ortak açıklamaya göre, “münhasır ekonomik bölgenin ve kıta sahanlığının deniz sınırını belirlemek üzere resmî müzakerelere başlamayı” kabul etti.
Açıklamada, bu kararın “uluslararası hukuka, özellikle Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin —UNCLOS— ilgili hükümlerine uygun olarak ve bölgedeki hukuki kesinliği artırmak amacıyla ilgili uluslararası içtihatlar rehberliğinde” alındığı belirtildi.
Ancak iki taraf, müzakerelerin kesin coğrafi kapsamını açıklamadı. Bu da, eğer Pekin ya da Taipei tarafından talep edilen alanları kesecek şekilde ikili bir hat çizerlerse, söz konusu sınırın dışarıda bırakılan hak sahiplerine karşı hukuken ileri sürülemeyeceği anlamına geliyor.
Buna bir örnek, Doğu Çin Denizi’nde Pekin’in kıta sahanlığı iddialarını devre dışı bırakan 1974 tarihli Japonya-Güney Kore ortak kalkınma anlaşmasıdır. Pekin, bu anlaşmayı derhâl tamamen yasadışı ve geçersiz ilan etmişti; bu tutumunu bugün de sürdürüyor.
Tokyo ve Manila sınırlandırmadan ne elde eder?
UNCLOS’a göre bir kıyı devleti, 200 deniz millik MEB’i içinde tüm doğal kaynakları araştırma, işletme ve yönetme konusunda münhasır haklara sahiptir. Bu haklar, deniz yatağı ve deniz altı toprağındaki petrol, doğal gaz ve diğer mineralleri kapsar ve kıta sahanlığı haklarıyla büyük ölçüde örtüşür.
Uluslararası hukuk ayrıca bir kıyı devletine, MEB içinde tüm yapay tesislerin inşasını ve işletilmesini, ayrıca deniz bilimsel araştırmalarını yetkilendirme, düzenleme ve denetleme yönünde yürütme yetkileri tanır.
Hainan Adası merkezli Güney Çin Denizi Çalışmaları Ulusal Enstitüsü’ndeki Uluslararası ve Bölgesel Meseleler Araştırma Merkezi Direktörü Ding Duo, Tokyo ve Manila’nın deniz sınırı görüşmelerinin kapsadığı alanlarda güvenlik işbirliğini artırmayı ve ortak kaynak geliştirme faaliyetleri yürütmeyi de hedefleyebileceğini söyledi.
Dikkat çekici biçimde, Yaeyama Adaları Japonya’nın en güneybatıdaki takımadalarını oluşturuyor ve Çin’in Batı Pasifik’e askerî erişimini kısıtlamayı amaçlayan, Doğu Asya kıyı şeridi boyunca uzanan takımadalar dizisi olarak bilinen “birinci ada zinciri” üzerinde yer alıyor.
Ding, “Sınırlandırma aynı zamanda Çin’in birinci ada zinciri içindeki operasyon alanını daraltmayı da hedefleyebilir” dedi.
Pekin ve Taipei nasıl tepki verdi?
Pekin, cuma günü müzakereleri “tamamen yasadışı ve hükümsüz” olarak kınadı.
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mao Ning, Pekin’in iki hükümete protesto girişiminde bulunduğunu söyledi.
Pazartesi günü yaptığı açıklamada Çin Sahil Güvenliği Sözcüsü Jiang Lue, sahil güvenliğin ilgili sulardaki kontrol ve yönetimini güçlendirmeye devam edeceğini ve “Çin’in toprak egemenliğini ve denizlerdeki hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak” için somut önlemler alacağını belirtti.
Salı sabahı düzenlenen olağan basın toplantısında Tayvan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hsiao Kuang-wei, Japonya ve Filipinler’den açıklamalarında bahsettikleri deniz sınırı belirleme sürecine ilişkin ayrıntı vermelerini istediklerini söyledi.
Japonya ve Filipinler’in müzakere ettiği suların Tayvan’ın sularıyla önemli ölçüde örtüştüğünü dikkate alan bakanlık, iki ülkeyi süreç boyunca bu gerçeği göz önünde bulundurmaya çağırdı.
Hsiao, Tokyo ve Manila’nın Tayvan’ın hak ve çıkarlarını dışlamaması ya da ihlal etmemesi gerektiğini belirterek, Tayvan ile istişarelerde bulunmaları gerektiğini söyledi.
Çin’deki gözlemciler, Pekin’in Tayvan’ın doğusundaki sulardaki varlığını güçlendirmesini beklediklerini ifade etti.
Çin’in en üst düzey devlet bağlantılı düşünce kuruluşu olan Çin Sosyal Bilimler Akademisi’nde araştırmacı Yang Xiao, “Onlar [Japonya ve Filipinler] üç taraflı örtüşen bir bölgede müzakere ettiklerine göre, biz de Tayvan’ın doğusundaki sular üzerindeki yetki alanımızı ilerletmek için daha ileri adımlar atabiliriz” dedi.
Devlet yayıncısı CCTV ile bağlantılı bir sosyal medya hesabı olan Yuyuan Tantian’ın aktardığına göre Yang, “Karşı taraf pervasız ve yıkıcı adımlar atacağına göre, biz de kaçınılmaz olarak yeni karşı önlemler devreye sokacağız” ifadelerini kullandı.
Asya
Güney Kore borsası Hindistan’ı geride bırakarak dünya altıncısı oldu

Güney Kore hisse senedi piyasası, yapay zeka sektörüne yönelik güçlü küresel ilginin etkisiyle Hindistan’ı geride bırakarak dünyanın en büyük altıncı borsası konumuna yükseldi. Bloomberg verilerine göre, Kospi endeksinin piyasa değeri 2026 başından itibaren yüzde 86’dan fazla artarak 5 trilyon dolara ulaşırken, Hindistan borsası gerileyerek yedinci sıraya yerleşti.
Güney Kore hisse senedi piyasası, Hindistan’ı geride bırakarak dünyanın en büyük altıncı borsası unvanını elde etti.
Seul yönetimindeki piyasalar, mayıs ayının başında da Kanada’yı geride bırakarak yedinci sıraya yerleşmişti.
Borsadaki bu yukarı yönlü ivmenin temel itici gücü olarak yapay zeka teknolojilerine yönelik devam eden yüksek küresel ilgi gösteriliyor.
Bloomberg tarafından yapılan hesaplamalara göre, Güney Kore hisse senedi piyasasının ana endeksi Kospi’nin toplam kapitalizasyonu, 2026 yılının başından bu yana yüzde 86’nın üzerinde bir artış kaydederek 5 trilyon dolara ulaştı.
Aynı dönemde Hindistan hisse senedi piyasasını temsil eden Nifty 50 endeksinin toplam hacmi ise gerileyerek 4,8 trilyon dolar seviyesine düştü.
Dünya borsaları sıralamasında güncel verilere göre ilk sırada 79,47 trilyon dolar piyasa değeriyle ABD yer alıyor. ABD’yi sırasıyla 15,09 trilyon dolarla Çin, 8,63 trilyon dolarla Japonya ve 7,24 trilyon dolar değerindeki Hong Kong piyasası takip ediyor.
Tayvan 5,15 trilyon dolarlık piyasa değeriyle listenin beşinci sırasında konumlanırken, hemen ardından 5,04 trilyon dolarla Güney Kore geliyor.
Hindistan ise bu gelişmeler neticesinde altıncı sıradan yedinci sıraya gerilemiş bulunuyor. Güney Kore, mayıs ayının başında da bu sıralamada Kanada piyasasını geride bırakmıştı.
Bloomberg, Güney Kore piyasasında gözlenen bu büyümenin arkasında, küresel yapay zeka endüstrisinin gelişimini sağlayan en büyük mikroçip üreticilerinin hisselerine yönelik yoğun talebin bulunduğunu aktardı.
Bununla birlikte analizde, yatırımcıların bahislerini ağırlıklı olarak yapay zeka sektöründe yoğunlaştırmasının, piyasada aşırı ısınma risklerine dair endişeleri de beraberinde getirdiği ifade edildi.
Reed Capital Partners Yatırım Direktörü Gerald Gan gelişmeye ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Bu büyüme, sonraki teknolojik inovasyon dalgasında Güney Koreli teknoloji şirketlerinin süregelen önemini vurguluyor. Aynı zamanda bu durum, küresel sermaye akışlarının bir zamanlar Batı piyasalarının gölgesinde kalan ancak günümüzde teknolojinin ve büyümenin geleceğini şekillendirmede giderek daha belirgin bir rol oynayan büyük Asya ekonomilerine doğru geniş çaplı kayışını yansıtıyor” ifadelerini kullandı.
Diğer taraftan Asset Value Investors Kıdemli Yatırım Analisti Ross McGarry, Güney Kore için asıl sınavın, bu büyüme performansını kurumsal yönetim alanında gerçekleştirilecek gerçek reformlar ve yapısal değişikliklerle koruyup koruyamayacağı olacağını ekledi.
Bloomberg analizine göre Hindistan, para birimi rupinin zayıflaması, rekor düzeydeki yabancı sermaye çıkışları ve doğrudan yapay zeka altyapısıyla ilişkili şirketlerin eksikliği nedeniyle küresel sıralamadaki konumunu kaybediyor.
Enerji kaynaklarının fiyatlarındaki artışın da enflasyon endişelerini tetikleyerek Hindistan piyasası üzerinde baskı oluşturduğu kaydedildi.
Gerald Gan, konuya ilişkin olarak “Yatırımcıların gözünde Hindistan’ın büyüme hikayesi, ülkenin artan iç ve dış siyasi zorluklarla karşı karşıya kalması nedeniyle dinamizmini giderek yitiriyor” değerlendirmesinde bulundu.
Güney Kore’nin piyasa kapitalizasyonunda öne geçmesine rağmen Hindistan ekonomisi, toplam gayrisafi yurtiçi hasıla (GSYİH) büyüklüğünde Güney Kore’nin önünde yer almaya devam ediyor.
Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine göre Güney Kore’nin GSYİH’si 1,93 trilyon dolar seviyesinde bulunuyor.
Asya
Çinli yapay elmas üreticileri yapay zeka ile yükselişte

Yapay zeka teknolojilerindeki küresel yükseliş, gelişmiş mikroçip üretiminde kritik bir soğutma bileşeni haline gelen Çinli yapay elmas üreticilerine rekor büyüme getirdi. Bloomberg’ün haberine göre sektördeki talep kaymasıyla birlikte Çinli laboratuvar üreticilerinin hisseleri hızla yükselirken, geleneksel metal üreticilerinin hisselerinde sert düşüşler kaydedildi.
Geleneksel olarak çoğunlukla mücevher sektörüyle ilişkilendirilen Çin üretimi sentetik elmaslar, yapay zeka çiplerinin soğutulmasında etkili bir malzeme olarak kullanılmaya başlandı.
Bloomberg’ün haberine göre, yapay elmaslar yapay zeka alanında daha güçlü yarı iletkenlerin üretilmesini sağlayan kritik bir bileşene dönüştü ve Çinli üreticiler bu yapay zeka patlamasının önemli yararlanıcıları haline geldi.
Bu gelişmenin ardından geçtiğimiz hafta sentetik elmas üreticilerinden Zhecheng Huifeng Diamond Technology Co. şirketinin hisseleri yüzde 51, SF Diamond Co. şirketinin hisseleri ise yüzde 40 oranında değer kazandı.
Yükseliş eğilimi bu hafta da devam etti. Söz konusu hisselerin gösterdiği performans, Şanghay ve Şençen menkul kıymetler borsalarında işlem gören en büyük ve en likit 300 hisse senedinin performansını takip eden CSI 300 endeksinin yüzde 1 seviyesindeki artışını geride bıraktı.
Bloomberg, baskı devre kartları ve optik modüller gibi donanım alanlarının aşırı yoğunlaştığı bir dönemde, yapay zeka yarı iletkenlerinde sentetik elmas kullanımının yeni ve niş bir segment olarak öne çıktığını bildirdi.
Sentetik elmaslar, mikroçiplerin soğutulmasında geleneksel olarak kullanılan bakır ve alüminyum malzemelerine alternatif bir çözüm sunuyor.
Huayuan Securities analistleri konuya ilişkin değerlendirmelerinde, “Elmas ile soğutma sektörel bir fikir birliği haline geliyor ve bu yöntemin yapay zeka ile veri merkezleri alanındaki uygulamasının genişlemesi bekleniyor” ifadelerini kullandı.
Elmas laboratuvarlarının hisselerindeki artışla eş zamanlı olarak, yapay zekaya yönelik iyimserlik ve renkli metallere olan talep nedeniyle daha önce yükseliş gösteren metal üreticileri Aluminum Corp. of China şirketinin hisselerinde yüzde 25, Jiangxi Copper Co. şirketinin hisselerinde ise yüzde 28 oranında düşüş kaydedildi.
Nomura’nın Çin teknoloji ve telekomünikasyon analisti Duan Bing, mevcut piyasa koşullarının sentetik elmaslar için avantajlı bir tablo ortaya koyduğunu belirtti.
Sentetik elmas üreticisi SF Diamond, Çin dışındaki müşterileri tarafından gerçekleştirilen testlerin ardından, kendi ürettiği malzemelere dayalı ısı emicilerin küçük partiler halinde sevkiyatına başladı.
Benzer şekilde, Henan Liliang Diamond Co. da yüksek güçlü ısı emici üretim projesinin ilk aşamasını başlattığını duyurdu.
Diğer taraftan, Rusya’nın en büyük elmas madenciliği şirketi Alrosa, 2025 yılının sonunda yayımladığı öngörüde dünyadaki doğal elmas üretiminin son 30 yılı aşkın sürenin en düşük seviyesine yaklaştığını bildirdi.
Söz konusu öngörüye göre, üretimin 150 milyon karata ulaştığı 2017-2018 dönemindeki seviyelerin ardından, düşüş eğiliminin 2026 yılında da devam ederek yıllık 95 milyon karata kadar gerileyebileceği tahmin ediliyor.
Dünya Basını2 hafta önceİktisat tarihçisi Chance: Batı, Çin’i kendi sistemine entegre ederek liberal bir demokrasiye dönüştüreceğini sandı
Amerika2 hafta önceBolivyalı işçi ve köylüler başkent La Paz’ı kuşattı
Asya2 hafta önceRusya ve Çin arasındaki ticaret hacmi 240 milyar dolara ulaştı
Asya2 hafta önceİran’daki savaş yuan için küresel ticarette fırsat penceresi açtı
Görüş2 gün önceXi liderliğinde yükselen Çin diplomasisi: Bütün yollar Pekin’e çıkıyor
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran yetenekleri sınırlı olduğu için değil, stratejik sebeplerle kendini dizginliyor
Asya2 hafta önceJaponya hükümeti, enerji fiyat artışlarına karşı bütçe ayırıyor
Ortadoğu1 hafta önceİddia: İran, zenginleştirilmiş uranyumu Çin’e göndermeye razı oldu










